Haberler:

deneme

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#1021
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin teklifi olan 'tek tip askerliğe' sıcak bakmayan hükümetin askerlikle ilgili projesi netleşiyor.

AK Parti hükümeti, şu anda 15 ay olan zorunlu askerliği 9 aya, 6 ay olan kısa dönem askerliği de 4 aya düşürecek bir formül üzerinde çalışıyor. Hükümet, Silahlı Kuvvetler karşı çıktığı için gündeme gelmeyen bedelli askerlik konusunda da kararlı. Zorunlu askerliğin kısalmasıyla kışlalarda yaşanacak boşalmanın bedelli askerlerle doldurulması planlanıyor.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'in açıkladığı her vatandaşın eşit süreli zorunlu askerlik yapması talebi uzun süredir tartışılıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) 'tek tip askerlik' olarak adlandırılan proje için iki ayrı formül önerdiği söyleniyor. Hükümet kanadına iletilen formüllerin ilki herkesin 12 ay askerlik yapması. Alternatif formül ise zorunlu askerliğin 9 aya indirilmesi. TSK, 9 ay formülünü zoraki seçenek olarak görüyor. Bunun gerekçesi ise silah altında olan çok sayıda askerin terhis olacak olması. Yapılan hesaplamalarda askerliğin 9 aya inmesi halinde 250 bin asker terhis oluyor. Zorunlu askerlik 12 ay olursa terhis olacak asker sayısı ise 100 bin. TSK'nın görüşü, asker açığı olmaması için zorunlu askerlik hayata geçse bile silah altındakilerin terhis edilmemesi.

Hükümet kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tek tip askerlik projesi kesinlikle kabul edilmeyecek. Bunun yerine Silahlı Kuvvetler'i zafiyete uğratmayacak, çağın şartlarına uygun bir model hayata geçirilecek. Zorunlu askerliği 9 ve ya 6 aya, kısa dönemi de 4 aya indirme formülü üzerinde çalışan hükümet, kararın çıktığı tarihte silah altında olacak askerlerin de bu düzenlemeden yararlanmasından yana. Böylece, 250 bine yakın Mehmetçik için de erken terhis söz konusu olacak.

Hükümet, kamuoyunu yıllarca meşgul eden bedelli askerlik konusunda da adım atmaya kararlı. Kamu vicdanını rahatsız etmeyecek çözüm arayışında olan hükümet, askerliğin kısalması durumunda erken terhisle boşalacak 250 bin kişinin yerini bedellilerle doldurmayı düşünüyor. Şu anda en az 200 bin kişinin bedelli askerlik beklediği biliniyor. Bedelli askerlikten, belirli yaşın üzerinde olanların yararlandırılması hedefleniyor.

BAŞBAKAN, GENELKURMAY'DA BRİFİNG ALACAK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Meclis'in 23. dönem 5. yasama yılı dolayısıyla TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'in verdiği resepsiyonda gazetecilerin 'tek tip askerlik'le ilgili sorularını cevapladı. Çalışmaların tamamlanmasının ardından, Genelkurmay Başkanlığı'ndan brifing alacağını ifade eden Erdoğan, "Brifingden sonra konuyla ilgili kararımızı vereceğiz. Askıya almak, rafa kaldırmak... Böyle bir şey henüz söz konusu değil. Daha konuyla ilgili çalışmaları bile görmüş değiliz, bilmiyoruz." diye konuştu.

ÖMER ŞAHİN ANKARA
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1034956&title=zorunlu-askerlik-9-aya-kisa-donem-4-aya-iniyor
#1022
Önemli itiraflarda bulunduğu ses kayıtları internete düşen emekli Albay Arif Doğan, bugün de savcı Zekeriya Öz'e ifade vermeye devam etti. Dün 8 saat adliyede kalan Doğan'ın ifadesi bugün de 8 saat sürdü. Doğan, başka soruşturmalarla ilgil yine adliyeye geleceğini söyledi.

Eşref Bitlis'in ölümü ve JİTEM ile ilgili ses kayıtları internete düşen Arif Doğan, bugün saat 13.30 sıralarında Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi. Akşam saat 21.00 sıralarında adliyeden ayrılan Doğan basın mensuplarının sorularını yine cevapsız bıraktı.

Adliyeye yine geleceğini belirten Doğan, "Bazı konular daha var, Diyarbakır ve Ankara ile ilgili. Bittiği zaman sizlerle görüşeceğim." dedi.

Adliyeye ne zaman geleceği sorulan Doğan, davet edildiğinde, sağlığının müsait olması durumunda geleceğini kaydetti. Doğan, hangi savcının ifadesini alacağı sorusuna, "Bilemiyorum, takdir adaletin." karşılığını verdi. İfadesinin içeriğine ilişkin soruları yanıtlamayan Doğan, "Sizleri kırmamak için konuşuyorum. Yalnız şunu bilin arkadaşlara da söyleyin. Benim darbı mesel haline gelen bir cümlem var. Onu gazetenize tek kelime olarak geçin. Kadersiz deveyi çölde bedeviler halledermiş. O kadar." diye konuştu.

Doğan'ın ifadesinin dün olduğu gibi bugün de kameraya kaydedildiği belirtildi.

Bu arada, Arif Doğan'ın ifadesinin alındığı sırada adliyeye çağrılan sağlık ekibi ve ambulans, sorgunun bitmesine kadar adliyede bekledi. İfade alma süresince Doğan'a herhangi bir müdahalede bulunmayan sağlık ekibi, sorgunun ardından Doğan'ın salık durumunu kontrol etti.

Emekli Albay Doğan'a ait olduğu iddia edilen ses kaydında çarpıcı iddialar yer alıyor. Ses kayıtlarının birinde Doğan, "10 bin silahlı adamım var. Resmi görevde bile 10 bin kişi taşıyamaz. Atatürk olsaydı şimdi beni çoktan öldürtürdü. Topal Osman gibi. Sormuş kaç asker çıkartırsın? 10 bin demiş Paşam. Demiş benden fazla Topal'ın adamı var. Öldürün bunu gitsin. Ben üç defa idam cezası aldım. Asmadığına pişman oldular. Eşref Paşa'nın ölümü, Cem Ersever yaptı diyorlar. Eşref'i öyle böyle yapmış! Hayır. Cem Ersever'in arkasına ben destek vermesem, kıçına.., adam mı öldürebilir?" demişti.

Ses kaydından JİTEM'i kendisinin kurduğunu ifade eden Doğan, Alevilere saldırmak için saçlı sakallı adamları olduğunu kaydediyor. Doğan, bir başka ses kaydında Hizbullah'ı devletin kurduğunu belirtiyor.

CİHAN
http://www.haber7.com/haber/20101002/Albay-Dogan-Esref-Bitlis-icin-de-ifade-verecek.php
#1023
Bazıları soruyor. Van Ahtamar Ermeni Kilisesi'ndeki ayinde var olan "liberaller" Kars Ani Fethiye Camii'ndeki Cuma namazında niye yoklardı. Cevap veriyorum:

BİR: Panagia Sümela Manastırı'nda, yılda bir defa ve de 15 Ağustos'a denk gelen Meryem Ana gününde olmak: Ayin yapılmasına izin 23 Aralık 2009 tarihinde verildi. 15 Ağustos 2010 tarihinde ayin yapılacağı 8 (sekiz) ay öncesinden belliydi.

Ahtamar Surp Haç Kilisesi'nde yine yılda bir kere ve de Eylül ayının 2. pazarına denk gelen Kutsal Haç yortusunda olmak: Ayin yapılmasına 25 Mart 2010 tarihinde izin çıktı. Eylül'ün 2. haftası 12 Eylül'e yani referanduma denk geldiği için ayin bu yıla mahsus olmak üzere Eylül'ün 3. pazarında yapıldı. Kilisede ayin yapılacağı 7 (yedi) ay öncesinden belliydi.

Ani Fethiye Camii'nde Bahçeli'nin korsan namaz kılmaya karar verdiğinden iki gün önce haberim oldu, olurdu olmazdı derken 12 saat önce izni çıktı, ertesi gün de allee hop namaza duruldu.

Kendi adıma konuşayım: Bu zırva aceleye, bu manasız telaşa ayak uyduracak durumda değildim. Ne manen ne maddeten. Bu acelenin nedeni nedir anlamış da değilim. Günler torbaya mı girdi? Üç gün sonra kıyamet kopacak da bundan sadece Bahçeli ve tayfası mı haberdar?

İKİ: Kars Ani Fethiye Camii'nde namaz kılmak ile Ahtamar Surp Haç Kilisesi'nde ayin yapmak arasında buz dağları kadar fark var.

Bir kere Fethiye Camii Müslümanların Kabe'si değildir. Ayrıca aslı yine bir Ermeni Kilisesidir. Ermeniler camiden kiliseye çevrilmiş bir yerde mi ayinlerini yaptı? 1000 yıl önce kendi inşa ettikleri, 1895'e kadar da patrikhane olarak kullandıkları ve 1915'e kadar da tapusu kendilerine ait bir yerde yaptılar ayinlerini. Üstelik adabıyla izin istediler ve tam ÜÇ yıl da beklediler. İzinlerini aldıktan sonra da kamuoyunu adam gibi bilgilendirdiler, herkes de programını ona göre yaptı. Biz Allah tepesinden bakası liboşlar da gittik izledik.

Aynı şekilde Panagia Sümela Manastırı'da da Anadolu kökenli Ortodoks Rumlar için Ayasofya'dan sonraki en önemli yerlerden biri. 1600 yıl önce inşa edilmiş bir Rum Ortodoks manastırı. 1918'e kadar da canlı kanlı bir merkezmiş. 3 yıl öncesine kadar ise mezbelelik. Orada Meryem Ana günü ayin yapılması da geçen sene yapılan bir korsan ayinde tatsız olayların çıkması yüzünden oldu. Bari oldu olacak her yıl gizli saklı yapılan ayin kurumsal olsun, gelsin patrik yönetsin dendi ve öyle yapıldı bu yılkı ilk ayin.

Sen, memleketin neresinde namazını kılamıyorsun? Ani Harabeleri'nde Fethiye Camii'nin adını acaba kaç Müslüman biliyordu bugüne kadar? Fethiye Camii için o Doğan Haber Ajansı'na göre 2 bin, İhlas Haber Ajansı'na göre 5 bin kişi olan kalabalık NE yaptı bugüne kadar?

Söyleyeyim: Zero. Haberleri bile yoktu.

ÜÇ: Bu kadar çocukça bir eyleme niye gideyim? Niye Ani? Niye bir Ermeni şehrinde? Niye kiliseden döndürülmüş bir cami? (Tabelasında tek bir yerde Ermeni lafı geçmez o da ayrı mesele. Ama Bahçeli ve tayfası biliyormuş, o da ayrı bir mutluluk!)

Zerre bir inandırıcılığı, samimiyeti olmayan, kısasa kısas, göze göz, dişe diş mantığıyla yapılmış, nefret, intikam kokan yaratıcılığı da emeği de olmayan bir eylemdir.

Ani'de Ermeni kilisesinden çevrilmiş bir cami yerine, mesela Atina'daki Monastiraki Meydanı'ndaki 1759 yılında Osmanlı tarafından yapılmış ve şimdi Yunan Halk Sanatları Müzesi olan Voyvoda (Mustafa Ağa) Camii'nde namaz kılmaya ne dersiniz? İzin aldık, hadi gidiyoruz deseniz ya. Bakın oraya seve seve giderdim! Namazdan sonra da hep beraber Reha Muhtar'ın geçen gün yazdığı Savas'a gider, herkese da kebap ısmarlardım. Yunan başkentinde namaz kılıp, Ermeni lokantasında kebap yiyerek MUHTEŞEM bir ikileme, üçleme, beşleme, şeşleme yapmış olurduk! (Benim sevdiğim yer "Thanasis" gerçi ama olsun...)

Hadi bakalım sıkıysa bu işi Atina'da dediğim yerde yapın! Öyle kendi çöplüğünde, kimse zaten sana karşı çıkmaz/çıkabilemez/çıkmaya bir tarafları yemezken, tehdit, şantaj, propaganda, goygoy ile 12 saatte izini almak iş mi?

Başvurun hadi Atina Belediye Başkanlığına! Yapın bir proje. Kadir Gecesi mevlidimizi burada okuyacağız deyin! Dünya barışı, insanlık, kardeşlik ayaklarına yatın, (öyle bir derdiniz olmadığını biliyoruz da hadi yiyelim biz de) alın izninizi, baş safta namaza durmayan kurbağa olsun! Baş kurbağa olsun hatta!

Tekrar ediyorum: Kebaplar da benden! Merak etmeyin domuz yedirmem. Hepsi mis gibi kuzu ve sığır etinden yapılıyor.

http://haber.gazetevatan.com/Haber/332201/1/Gundem
#1024
-''TÜRKÇE, BÜTÜN TÜRKİYE'NİN RESMİ DİLİDİR''-

Anadilde eğitim konusunun tartışılması gerektiğini savunan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kürtçe ve diğer dillerin, Türkiye'nin bir zenginliği olduğunu söyledi.

Anadilde eğitiminden bahsederken aslında iki dilde eğitimi savunduklarını anlatan Demirtaş, ''Kürtçe eğitimi yapacak çocuklar aynı zamanda Türkçe öğrensinler. Öğrenmek zorundalar. Bu, birliğimizin teminatıdır. Türkçe, bütün Türkiye'nin resmi dilidir. Ama bunun dışında kalan anadillerde eğitim olmayacaksa ve bunlar tartışılmaz konumunda diye düşünülecekse bir ilerleme kaydetmek mümkün değildir'' diye konuştu.

-''SINIRLARIN BİRLİĞİNİ TARTIŞMIYORUZ''-

BDP'nin hiçbir çözüm önerisinin Türkiye'yi bölünmeye götürecek öneriler olmadığını ifade eden Demirtaş, şöyle devam etti:

''En kapsayıcı çözüm önerilerini biz getiriyoruz. Kürt sorununun çözümüne ilişkin proje sahibi olan tek parti biziz. Geri kalanların tamamı, bu ülke bölünsün diye uğraşıyor neredeyse. Bu sorun çözülmezse bir sonraki nesiller bunu kaldıramayacak. Biz, ülke bölünmesin diye tartışıyoruz.

Biz sınırların birliği ve bütünlüğü konusunda hiç bir tartışma yürütmüyoruz. Böyle tartışmalar açan bir anlayışa da sahip değiliz. Ülkeyi bölmek isteyenin Mecliste ne işi var? Yani ülke Meclisten mi bölünür? Biz TBMM'ye, birliği beraberliği güçlendirmek için geldik. Bu yeterince anlaşılmıyor. Birlik ve teklik ayrıdır. Biz birlikten bahsediyoruz, bazıları teklikten bahsediyor. Farklılıklarımızla birlikte, birlik içinde yaşayabiliriz.''

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün TBMM'de yaptığı konuşmayı anımsatan Demirtaş, Gül'ün, devletin birliği bütünlüğü içindeki çözüm önerilerine yaklaşımının, partileri açısından kabul gören yaklaşımlar olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül'ün konuşmasının önemli bölümünün iktidara yönelik mesajlar içerdiğini belirten Demirtaş, ''BDP de bu mesajlardan payına düşeni mutlaka okuyacaktır. Ama konuşmanın önemli bölümü iktidara yönelikti. Özellikle katılımcı demokrasi iktidarın gerçekleştirmesi gereken durumdur. Sayın Cumhurbaşkanı seçim barajı konusunun, temsilde adaletin de altını çizdi'' dedi.

AA
http://www.haber7.com/haber/20101002/Demirtastan-dil-ve-sinirlar-icin-sert-cikis.php
#1025
YÖK Başkanı Özcan, ABD ve İsrail'in genetiği değiştirilmiş sebze-meyve tohumlarına yerleştirilecek bir genle Türk milletini 20 yıl içinde yok edebileceğini söyledi.

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Nevşehir Üniversitesinin akademik yılı açılışı dolayısıyla Nevşehir Kültür ve Sanat Merkezi'nde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, üniversitelerden çok daha fazla yayın, patent, yenilik, çevreyle, ülkenin ekonomik sorunlarıyla ilgili yenilikler beklediklerini söyledi.

Bir üniversitenin, içinde bulunduğu toplumun ihtiyaçlarından soyutlanamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Özcan, YÖK olarak üniversiteleri değerlendirirken etrafına ne kadar faydalı oluşuna da bakacaklarını kaydetti.

Türkiye'de zaman zaman çeşitli adlarla grip salgını görüldüğünü, her seferinde büyük paralar sarf edilerek aşı ithal edildiğini anlatan Özcan, şöyle konuştu:

''Son olayda da gördünüz, aşıların büyük bölümü kullanılmadı, geri gitti ama biz büyük paraları yurt dışına transfer ettik. Bu arada hiçbir üniversiteden şöyle bir talep gelmiyor: Madem bu kadar acil bir sorun var, insanlarımız ölüyor, her 6 ayda bir değişik şekilde karşımıza çıkıyor, acaba kendimiz bu aşıyı elde edemez miyiz? Bir-iki üniversite çıksın, Başbakanımıza gitsin, 'Biz bu işi çalıştık, bu aşıyı ürettik, desteğe ihtiyacımız var' desin. 25 milyon lirayla böyle bir projeye başlamak mümkün oluyor. Bunu talep etsinler isterdim ama hiçbir üniversiteden ses çıkmadı. Ses çıkmıyor, dışarıdan büyük miktarda ilaç alıyoruz, büyük miktarda serum alıyoruz, orada da ses çıkmıyor. Tıbbi cihazların hemen hepsi dışarıdan alınıyor. 'Bunlar burada üretilemez mi?' diyen bir üniversite yok. Sağlık sektöründe çok büyük ilerlemeler oldu ama bağımlılıkta bir azalma yok. Bence sağlıkta ve diğer sektörlerde bağımlılığı azaltacak olan üniversitelerdir.''

Türkiye'ye ABD ve İsrail'den domates ve buğday tohumu ithal edildiğini anımsatan Özcan, şunları söyledi:

''Ülkemizde yetiştirilen domates ve buğdayın tohumlarının büyük bir kısmı, yerli tohumumuz olmadığı için Amerika ve İsrail'den geliyor. Bir Türk aydını olarak bazen gerçekten kendimi çok küçük hissediyorum. Yani biz ihtiyacımız olan domates tohumunu bu ülkede üretemez miyiz? Evvelden atalarımız bu tohumları kendileri üretip, yıllarca bu üretimin devamını sağlamışlar. Biz niye yapmıyoruz? Tohumculukla ilgili bir araştırma enstitümüz olsa, buna birkaç üniversitemiz öncülük etse fena mı olur? Sonunun ne olacağı da belli değil. Bu domates tohumunu alıyorsunuz, artık genetik programlama diye bir şey var, içine bir genetik mekanizma yerleştirirler. Hiç bilmediğimiz hastalıklara kapılabiliriz. Böyle şeylerle, zamanla bir milleti yok edebilirsiniz. Öyle bir şeyler yerleştirirler ki 20 yıl içerisinde o tohumdan yiyen insanlar ölür. Öyle tehlikeler de var. Sadece 'aman paramız dışarı gidiyor' endişesiyle söylemiyorum. Üniversitelerimizin bu konularda bize yardım etmesini istiyoruz.''

Türkiye'de iki üniversitenin dünyadaki ilk 500 üniversite arasında yer aldığını belirten Özcan, şöyle devam etti:

''Üniversiteleri ölçmek için dünyada kullanılan sıralamalar var. Times'ın, yükseköğretim dünya üniversiteleri sıralaması var. Geçen hafta çıkan bir yayında iki üniversitemizin çok büyük başarı elde ettiği ortaya çıktı. Bir üniversitemiz 112'nci, bir başka üniversitemiz de 183. oldu. Türk üniversitelerinin ilk 500'de yer almadığı eleştiriliyordu. İlk 200'de yer almaya başladı. Böyle büyük başarılar istiyorsanız, büyük finansal kaynakları yükseköğretime ve eğitime vereceksiniz. Dünyada ekonomide 17. sıradayız, yabancı dergilerde yayımladığımız makaleler sıralamasında da 17. sıradayız. Ekonomiyle bir paralellik var. Ne kadar koyarsanız o kadar alıyorsunuz.''

Avrupa'daki üniversitelerin belirli standarda ulaşmak için birbirleriyle yarıştıklarını anlatan Özcan, ''Okul dışında alınan kredilerin bir şekilde okul kredisi haline çevrilmesiyle ilgili bir sistem uyguluyorlar. Örneğin siz çalışıyorsunuz ama üniversiteye gidip, birkaç ders alabiliyorsunuz. O dersleri artırıp, lisans diploması almaya yetecek kadar kredi toplayabilirseniz, o üniversite size lisans diploması veriyor. Biz de dışarıdaki iş tecrübelerini akademik kredilere çeviremiyoruz. Bu yönde bir eksiğimiz var. Onun dışında diğer Avrupa ülkelerindeki üniversiteler gibi elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. İyi bir yerdeyiz ve bu yerimizi koruyoruz'' diye konuştu.

AA
http://www.haber7.com/haber/20101001/ABD-ve-Israil-bizi-bir-domatesle-bitirebilir.php

#1026
Birkaç gündür ses kayıtları yayınlanan ve bunların kendisine ait olduğunu kabul eden JİTEM kurucusu, Ergenekon davası tutuklu sanığı emekli Albay Arif Doğan şöyle söylüyor: "JİTEM'e hulul ettireceğimiz insanı, çok özür dilerim, önce pisliğe bulaştırırız.

Bulaştırmasak da pislik yönünü araştırırız. Temiz yönü bize yaramaz."

7-8 yıl önceydi. Eski bir arkadaşım beni, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'ne bağlı çalıştığını söyleyen, akademik titri de olan birisi ile tanıştırmıştı. Bir gün kendisine "Devlet içindeki derin yapı, neden hep karakter zaafı olan, şaibeli adamlarla çalışıyor, bu sizi rahatsız etmiyor mu?" diye sordum. Kelimesi kelimesine hatırladığım şu cevabı verdi: "Derin devlet, defolu adamlarla çalışır, ihtiyaç duyduğu adamın defosu yoksa, defo açar öyle çalışır..."

Bunları, Hanefi Avcı'nın tutuklanmasını, başka yerlere çekmeye çalışanların pervasızlığı karşısında hatırlatıyorum. "Cemaatle ilgili kitap yazdığı için Hanefi Avcı'nın başına böyle bir şey geleceği belliydi, yok mu bu cemaati durduracak?" diye hop oturup hop kalkıyorlar?

Önce şu soruların cevabını vermeleri gerekiyor:

Bir: Hanefi Avcı, Gülen Cemaati'ni, Işık Evleri'nden itibaren 35 yıldan beri tanıyan birisi. Çocuklarını bu insanların açtığı kolejlerde okutan, okulun idarecileri, öğretmenleri, rehber öğrencileri ile dost, arkadaş olan bir insan. Şimdi, istihbaratçı kimliği ile neredeyse Türkiye'nin nabzını tutan, her şeyden haberdar olan böyle bir insan, cemaatin nasıl bir "tehlike" olduğunu neden hiç görememiş?.. Sonra birden, aniden "tehlike"yi fark etmiş ve alelacele bir kitap yazmış... Ne olmuş da, Sayın Avcı'da böyle ani ve beklenmeyen bir değişiklik olmuş? Bu can alıcı soru hiç mi kafa karıştırmıyor? Böyle davranan bir insanın inandırıcılığı sorgulanmalı değil mi?

İki: Hepimiz Sayın Avcı'yı dürüst, askerî vesayet rejimine karşı dik duran, "JİTEM vardır" diye Ergenekon savcılarına yazılı ifade verebilen örnek bir polis, örnek bir emniyet müdürü olarak yıllarca bağrımıza bastık. Bu duruşu ile o, yeni nesil polislerin kahramanı oldu. Ama aynı Avcı, kitabında "Danıştay saldırısı, Ergenekon davası ile birleştirilmeyecekti, yanlış oldu." diyor. Nereden icap etti? Siz bir emniyetçisiniz. Birleştiren, Yargıtay... Bu sizi neden rahatsız ediyor? Sonra diyor ki kitabında: "Hrant Dink cinayetini işleyenler belli. Gençler etki altında kalmış, böyle bir cinayet işlemiş, olay çözüldü, daha ne demeye üzerine gidiliyor?" Neyin telaşı, kaygısı bu? Cumhurbaşkanı bile bu cinayette, devlet görevlilerinin ihmali olduğunu söylerken, hiç üstüne vazife olmadığı halde Avcı'daki bu saptırma gayretkeşliği neden? Sayın Avcı, neden kendini inkâr yoluna sapıyor?

Acaba Sayın Avcı'nın, iki yıl önce Edirne'de başlayan, edebiyat öğretmeni evli bir bayanla ilişkisi, bu sorulara cevap olabilir mi? Bayan, Edirne'de emniyet mensuplarına hızlı okuma kursu vermiş. O sırada tanışmışlar. Avcı da, bayan da bu ilişkiyi doğruluyor. İki yıl süren bu ilişki, bayanın evliliğini bitirmiş, eşinden boşanmış. Avcı da şimdi yaptığı açıklamada, kendisinin de boşanacağını söylüyor.

En önemlisi, Avcı'nın, kitabında kendisini dinlemek için kullanıldığını iddia ettiği "özel hat"tın sahibi olan Necdet Kılıç'ın, Devrimci Karargâh operasyonunda gözaltına alınmış olması. Bu dinleme mahkeme kararı ile yapılıyor. İlginç olan, Kılıç üzerine kayıtlı telefonu bayan kullanıyor. Avcı bu telefonla sadece "duygusal ilişki" içindeki bayanla görüşüyor.

Şimdi olay yargıda ve Hanefi Avcı örgüte yardımcı olmaktan tutuklu. Herkes yargıya saygılı olmak zorunda. Benim sorum şu: Evli bir bayanla gayri meşru bir ilişkisi olmasaydı, Hanefi Avcı'ya böyle bir kitap yazdırılır mıydı? Yolu cezaevine kadar düşer miydi? Hanefi Avcı'ya, bu ilişki tuzağını da "cemaat" mi kurdu?

Allah kimseyi nefsine bırakmasın, defolu yapmasın, ayağını kaydırmasın. Derinlerdeki adamlar hep onları kullanıyor...

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1033961&title=avci-yaraladi-hepimizi
#1027
Genelkurmay'ın hazırlayıp hükümete sunduğu 'tek tip askerlik' modeli, aslında içinden çıkılamayan bir açmazın ifadesi. Modern çağın gerekleri ile ordumuzun personel ihtiyacını karşılama yöntemi uyuşmuyor.

Bir yanda, hayata başlamak için dağ gibi askerlik engelini aşmaya çalışan gençlerimiz, öbür tarafta bu gençleri nasıl istihdam edeceğini kestiremeyen bir ordu. Tek tip, kafa karıştıran yeni şartlar karşısında en kestirme ama en yanlış çözüm.

Yaklaşık iki asırdır uygulanan 'mecburî askerlik sistemi' bütün dünyada ömrünü tamamlamış durumda. Çağımızın orduları uzmanlaşmış ordular. 'Profesyonel ordu' bu uzmanlık ihtiyacından doğuyor. İleri teknolojiye dayalı silah ve mühimmatı, en önemlisi haberleşmeyi altı ay askerlik yapan gençlerle kullanamazsınız. Profesyonel ordu, lejyon ordusu, yani paralı ordu anlamına gelmiyor. Kullanılan savaş araç ve gereçlerini kullanma konusunda uzun süreli eğitimlerle uzmanlaşmış bir ordu anlamına geliyor.

Vatandaşlık görevi olarak mecburî askerlik sistemini ilk defa Devrim Fransa'sı icat etti. Bu sistemin savaş alanlarında üstünlüğü görülünce bütün ülkeler tarafından benimsendi. Bizde de aynı tarihlerde uygulanmaya başlandı. 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı 'can, mal, namus' güvencesi verirken iki alanda haksızlıkları önleme vaadinde bulunuyordu: Haksız vergi alınmaması ve askerlik süresinin sınırlandırılması. Uygulanan mecburî askerlik düzeni, askerliğin bazen ömür boyu yapılması gibi keyfi durumlara yol açıyordu. Askerlik ve verginin birbiri yerine ikame edilebilir vatandaşlık görevleri olduğunu, askerliğin 'bedel' namıyla vergiye çevrilebilmesi gösterir.

'Tek tip askerlik' önerisi, savunma yapımızın demokratik tartışmaya açılması için çok önemli bir fırsat. Karmaşık muhabere sistemini iki günde çözecek bir bilgisayar mühendisi ile mutfakta patates soymaktan başka elinden bir iş gelmeyecek ilk mektep terk birini aynı kalıba döküp altı ay askerlik yaptırmanın tek açıklaması var: Ordumuzun bu askerlere ihtiyacı yok. Altı ay süreyle çok farklı niteliklere ve yeteneklere sahip gençlere sabah sporu, sonra mıntıka temizliği yaptırmanın, nöbet tutturmanın, mutfakta haşlanmış yumurta soydurmanın bu ülkenin savunmasına ne gibi bir katkısı olabilir?

Yaklaşık 550 bin mevcudu olan bir ordumuz var. Mecburî askerlik sistemi ile işleyen bu ordunun teknoloji kullanma düzeyinin düşük, sevk ve idaresinin hantal olduğunu itiraf etmemiz lâzım. Mehmetçik, yani vatandaşlık borcunu ödeyen gençler ne yapıyor? Garsonluk yapan ve askerlikle alâkası olmayan 165 bin askeri hariç tutalım: Sadece eğitim yapıyorlar ve nöbet tutuyorlar. Ne gariptir ki aldıkları eğitim onları asgari piyade standartlarında bile gerekli donanıma sahip bir asker yapmıyor. Nöbet tutmak ise gelişen görüntülü teknolojiler karşısında çok geri bir güvenlik tedbiri. Şehirlerin içine serpiştirilmiş askerî birliklerin anlamsızlığı bile bu nöbet işinin saçmalığını göstermeye yeterli. Maksat güvenlikse al şehir dışına, koy kameraları...

Eskiden ordular, ülkenin en modern ve ileri kurumları idiler. Mecburî askerlik, toplumsal entegrasyonun ve bazı beceriler kazanmanın en etkili araçlarıydı. Okuma yazmayı veya ömür boyu sürdüreceği mesleği askerde öğrenenler çoktu. Bugün tam tersine yüksek yeteneklere ve becerilere sahip olanlar için askerlik sadece bir ayak bağından ibaret. Mecburi askerlik sistemi sadece bir alışkanlıkla yürüyor. Ordumuz toplum nezdindeki itibarını bünyesine aldığı bu gençler sayesinde sürdürdüğüne inanıyor. Sonuç olarak bu alışkanlıktan vazgeçmiyor. Ülkemizin savunma ihtiyaçları için hiçbir karşılığı ve anlamı olmadığı halde bu alışkanlık devam ettiriliyor.

Bu sorunun çözümü, daha büyük bir sorunun çözümünün içinde. Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçlarına göre ordusunun mevcudu ne olmalı? Bu rakamın Fransa ve İngiltere ile mukayese ederek 200 bin civarında olması beklenmeli. Tabii bu sayıdaki bir ordunun temel organizasyonunun da değişmesi gerekiyor. O zaman tek tip askerliğin de, mecburi askerlik düzeninin de anlamı kalmıyor.

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1033963&title=tek-tip-askerlik-yerine-profesyonel-ordu
#1028
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 1993 yılında, uçağının düşmesi sonucu yaşamını yitiren eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in ölümüne ilişkin basında yer alan iddialar üzerine soruşturma başlattı.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Başsavcılık, Eşref Bitlis'in ölümüyle ilgili, son günlerde basında yer alan bir takım haberler üzerine harekete geçti.

Söz konusu haberleri ihbar kabul eden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, resen soruşturma başlattı.

Terör ve organize suçlara ilişkin soruşturmalara bakmakla görevli Başsavcıvekilliğince gerçekleştirilecek soruşturma çerçevesinde, ilk olarak, Bitlis'in yaşamını yitirdiği uçak kazasına ilişkin soruşturma yürüten ve takipsizlik kararı veren Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığından, soruşturma dosyasının bir örneği istenecek.

Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Görüşen'in yürüteceği soruşturma kapsamında, önümüzdeki günlerde bir takım kişilerin ifadelerine de başvurulabileceği öğrenildi.

AA
http://www.haber7.com/haber/20100930/Org-Esref-Bitlisin-olumune-sorusturma.php


Emekli Albay Arif Doğan'ın itirafı sonrası olay yeri savcısı da Eşref Bitlis'in öldürüldüğünü açıklamıştı


1993 yılındaki uçak kazasından sonra olay yerinde ilk incelemeyi yapan emekli savcı Albay Hasan Tüysüzoğlu, eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in öldürüldüğünü açıkladı. "PKK'nın devamından nemalananlar Eşref Paşa'yı harcadılar." diyen Tüysüzoğlu, soruşturmanın kendisinden alındıktan sonra takipsizlikle sonuçlandığını söyledi.

Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan'ın, suikastın arkasında JİTEM'in olduğuna yönelik itirafı üzerine gündeme gelen Eşref Bitlis'in ölümüyle ilgili tartışmalara, emekli askerî savcı Albay Hasan Tüysüzoğlu son noktayı koydu. Bitlis Paşa'nın uçağı düştükten sonra olay yerinde ilk incelemeyi yapan dönemin nöbetçi savcısı Tüysüzoğlu, Zaman'a konuya ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bitlis'in PKK sorununun çözümü için büyük uğraş verdiğini ve önemli gelişmeler sağladığını belirten Tüysüzoğlu, "Bitlis'e suikast düzenlendiğini ve Paşa'nın maalesef öldürüldüğünü düşünüyorum." dedi. Olayı o dönem, kıdemli savcı Yüksel Ferağ ve savcı Serdar Karapınar ile birlikte soruşturduklarını söyleyen Tüysüzoğlu, "Fakat daha sonra Yüksel Ferağ, dosyaları bizden aldı. Olayı tek başına soruşturdu ve sonuçta takipsizlik çıktı." diye konuştu. Suikastın arkasında PKK'nın devam etmesini isteyen güçler olduğunu vurgulayan emekli Albay, "Bunun adı ister Ergenekon olsun, ister derin devlet. Fakat şu açık ki, terörün devamından nemalananlar Eşref Paşa'yı harcadılar." ifadelerini kullandı.

Dönemin Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993'te uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Olay resmî makamlarca kaza olarak nitelendirilse de suikast şüphesi yıllardır giderilemedi.

Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993'te uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Olay resmî makamlarca kaza olarak nitelendirilse de akıllardaki suikast şüphesi giderilemedi. "JİTEM'i ben kurdum." diyen Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan'ın da olayın arkasında JİTEM'in olduğunu açıklaması, Bitlis Paşa'nın ölümünü tekrar gündeme taşıdı. Uçak düştükten sonra olay yerine giden Hasan Tüysüzoğlu, "Paşa'nın kol ve bacakları kopmuştu ama yüzü tanınıyordu. Cüzdanında bir miktar para ve ayetler vardı." diyor. Aynı yıl gazeteci Uğur Mumcu ve JİTEM Grup Komutanı Ahmet Cem Ersever'in de öldürüldüğüne dikkat çeken Tüysüzoğlu, bütün bu cinayetlerin aynı komplonun parçası olduğunu düşünüyor. Tüysüzoğlu'na göre amaç açık; PKK'nın devamını sağlamak. Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993'te Beechcraft B200 King Air tipi uçağın henüz aydınlanamayan sebeplerle düşmesi sonucu hayatını kaybetti. 17 Aralık 1992'de Çekiç Güç'e bağlı Amerikan savaş uçakları, kendilerine bildirildiği halde Irak'ın Selahaddin kentine gitmekte olan Bitlis'in helikopterine taciz uçuşu yapmış ve helikopteri inişe zorlanmıştı. Yakınlarının anlatımlarına göre, Bitlis Paşa, PKK üzerinden uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapan çevrelerin de hedefindeydi.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1031823&title=olay-yeri-savcisi-ilk-kez-net-konustu-esref-bitlis-olduruldu
#1029
BM İnsan Hakları Konseyi, İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere baskın düzenleyerek 9 Türk'ün ölümüne neden olduğu soruşturma raporunu onaylayan tasarıyı kabul etti.

İslam Konferansı Teşkilatı'na üye 57 ülke adına Pakistan tarafından sunulan karar tasarısı 30 oyla kabul edilirken, 15 üye çekimser kaldı. Tasarıya sadece ABD'nin hayır oyu kullanması dikkat çekti. 65. BM Genel Kurul toplantıları çerçevesinde bulunduğu Boston'da konuyu değerlendiren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD'nin rapora 'hayır' oyu vermesine tepki gösterdi. ABD'nin tavrı için "derin bir sukut-ı hayal yaşadığını" ifade eden Davutoğlu, "Dost ve müttefik ülkelerin, insan hakları konusunda gösterdikleri duyarlılıkları burada da göstermelerini beklerdik." dedi. ABD'yi raporu göz ardı etmekle suçlayan Bakan Davutoğlu, "Ümit ederiz ki önümüzdeki dönemde duyarlılıklarını gösterirler. Bu yalnızca Türkiye'nin meselesi değil, insanlık ve vicdanının meselesidir." dedi. Rapora çekimser kalan AB ülkelerini de eleştiren Bakan Davutoğlu, üye ülkeleri Avrupa insan hakları ilkelerinin ayakta kalması adına tutumlarını gözden geçirmeye davet etti. Olayın sadece Türkiye ile İsrail arasında olmadığını, İsrail ile uluslararası toplum arasında gerçekleşen bir insan hakları ihlali olduğunu kaydeden Bakan Davutoğlu, Türkiye'nin tüm gerçeklerin ortaya çıkması için araştırma komisyonu kurulmasını istediğine dikkat çekti. Rapora 'evet' oyu veren ülkelere teşekkür eden Davutoğlu, bu ülkelerin dost oldukları Türkiye'ye değil, insan hakları ve uluslararası hukuka oy verdiklerini söyledi.

İKT'nin sunduğu karar tasarısında BM İnsan Hakları Konseyi'nden raporu onaylamasını isterken, BM Genel Kurulu'na da raporun değerlendirilmesini tavsiye ediyor. Konseyin hazırladığı soruşturma raporunda İsrail taammüden adam öldürme, işkence, insanlık dışı muamele, bilinçli şekilde büyük acı ve ciddi yaralanmaya neden olmakla suçlanmıştı.

YENİ KÜRESEL DÜZENE İHTİYAÇ VAR

Öte yandan Boston'daki Harvard Üniversitesi'nde konferans veren Bakan Davutoğlu, "yeni bir küresel siyasi, ekonomik ve kültürel düzene ihtiyaç olduğunu" söyledi. Soğuk Savaş'ın ardından dünyanın pek çok yerinde donmuş ihtilafların yeniden ortaya çıktığını ifade eden Davutoğlu, sorunların çözümü için "kapsayıcı, şeffaf ve adil bir düzen" gerektiğini belirtirken bu kapsamda BM'nin de reforme edilmesi gerektiğini vurguladı. Komşularla "sıfır sorun"dan bahsettiğinde "ütopik düşünmekle eleştirildiğini" de ifade eden Bakan, eskiden etrafının düşmanlarla çevrili olduğu düşünülen Türkiye'nin şimdi komşularıyla "mükemmel" ilişkilerinin bulunduğunu belirtti. Tek istisnanın Ermenistan olduğunu hatırlatan Davutoğlu, geçen yıl imzalanan protokol sürecini tamamlayacaklarını kaydetti. Türk tarafının tarihi paylaşmaya ve tartışmaya hazır olduğunu söyleyen Davutoğlu, "Ama kapılar kapanmasın. Suçlamak yerine dinlemek gerek." dedi.

SEZAİ KALAYCI BOSTON
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1033938&title=davutoglundanhayir-oyu-veren-abdye-tepki-sukuti-hayal-icindeyim
#1030
'Tek tip askerliğe' hükümet de sıcak bakmıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) uzun süredir tek tip askerlik üzerinde çalışıyordu. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, teknik çalışmanın Başbakanlık'a gönderildiğini açıklamıştı.

Ancak AK Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, bu konuda bir takvimin söz konusu olmadığını belirterek, "Ben ve hükümetim uygulamaya sıcak bakmıyor." dedi. Tek tip askerliğin Başbakanlık'a gelir gelmez yasal altyapısının netleştirilip çıkarılacağı yönündeki algının yanlış olduğunu ifade eden Hüseyin Çelik, bu sistemin bazı noktalarda hakkaniyete aykırı olduğunu söyledi. "Doktora yapmış kişi ile ilkokul mezununa aynı süre askerlik yaptırmak bana doğru gelmiyor." diyen Çelik, bedelli askerlik ve profesyonel askerlik gibi alternatiflerin ise değerlendirilebileceğini vurguladı.

Üniversite mezunu binlerce genç, iddia edilen tek tip askerlikle ilgili gelişmeleri merakla takip ederken konu hakkında konuşan gazeteci ve siyasetçiler de Hüseyin Çelik'in açıklamalarına yakın görüşler belirtiyor: "Teröre ve dış tehditlere karşı mücadelede profesyonel orduya geçmek şart. Askerlik vazifesi kamu ve devlet hizmeti olarak mesleğine göre istihdam edilmeli."

Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk: İlk önce askerlik vazifesinin ne olduğunun anlaşılması gerekiyor. Bütün insanlara eşit koşullarda askerlik görevini yapma imkânı verilmeli. Temel askerlik eğitiminden sonra, insanlar mesleğine göre istihdam edilmeli. " diyor. Tek tip askerlik mümkün değil ve uygulamasında ciddi sıkıntılar ortaya çıkabilir. Bir aylık temel silahlı eğitimi alan üniversite mezunu insanların geri kalan vatani görevlerini "kamu hizmeti"nde tamamlamalarından yanayım.

Eski TBMM Milli Savunma Komisyonu Üyesi Tevfik Diker: Tek tip askerlik uygulaması adil bir uygulama olmaz. Üniversite mezunu eğitimli insanlar temel askeri eğitimi aldıktan sonra mesleki alanlarında istihdam edilmeli. Terörle mücadelede profesyonel orduya geçmek bir zorunluluk oldu. Bu konu tartışılması gerekirken tek tip askerlik ile ilgili mevzularla gündemi anlamsız yere meşgul etmek yanlış. Bedelli askerliğin mutlaka hayata geçmesi taraftarıyım. Sivillerin de taleplerine bakılarak bir düzenlemenin yapılması gerekiyor.

(Savunma Muhabiri) Gazeteci yazar Lale Kemal: Bu tartışmalar siyasî ile askerî otoritenin birbiriyle çelişmesinden doğuyor. Ordunun yapısının kapsamlı bir şekilde ele alınması gerekiyor. Yeni askerlik modelinin sadece TSK tarafından hazırlanması durumunda günün şartlarına ayak uydurulamaz. Parlamento ve sivil toplum örgütleri ile görüşülerek hazırlanması gerekiyor. Tek tip askerlik tartışmaları ile bedelli ve profesyonel ordu konusunun önü tıkanmak isteniyor. Gelişmeler Türkiye'nin dış politikadaki uygulamalarına da ters düşüyor. Askerlik vazifesini yapan vatandaşlar, garsonluk, şoförlük veya paşaların özel hizmetlerinde hizmetli olarak kullanılmamalı.

Gazeteci yazar Mümtaz'er Türköne: Bugün Batı ülkelerinde vatandaşına zorunlu askerlik yaptırarak varlığını sürdüren ordu artık kalmadı. Türkiye'deki zorunlu askerliğin güvenlik ihtiyaçları ile alakası yok. 65 bin genç orduevlerinde garson olarak çalışıyor. Türkiye'ye gerekli asker sayısı 100 bin ve geriye kalan Mehmetçikler farklı hizmetlerde kullanılıyor. Türkiye'de İngiltere ve Fransa ordularına denk garson ve özel hizmetçi olarak görev yapan asker sayısı bulunuyor. Bilgisayar mühendisiyle, ilkokuldan terk birine, eşit şartlarda yapılan bir vatan hizmetinde 9 ay boyunca birlikte patates soydurup mıntıka temizliği yaptırdığınız zaman bunun ülke savunmasına en küçük bir etkisi olmaz.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1033885&title=tek-tip-askerlik-sistemine-karsiyiz
#1031
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, kitabındaki ve kitabın yayımlanmasından sonrasındaki iddialarının, Askeri Savcılıkça yürütülmekte olan muhtelif soruşturmalar ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgisinin tespiti için, tanık sıfatıyla 27 Eylülde ifadesinin alındığını belirterek, ancak ifade esnasında ''Genelkurmay Adli Müşaviri Hakim Tümgeneral Hıfzı Çubuklu'nun da hazır bulunduğu'' şeklindeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Savcılıktan yapılan yazılı açıklamada, bugün yayımlanan bazı gazetelerde, ''Halen Emniyet Genel Müdürlüğü'nde Merkez Emniyet Müdürü olarak görevli Hanefi Avcı'nın 27 Eylül 2010 Pazartesi günü, aralarında Genelkurmay Adli Müşaviri Hakim Tümgeneral Hıfzı Çubuklu'nun da bulunduğu askeri yetkililere ifade verdiğine'' ilişkin yer alan haber ve yorumların gerçeği yansıtmaması nedeniyle, açıklama yapılması gereği görüldüğü belirtildi.

Açıklamada, Emniyet Müdürü Hanefi Avcı tarafından kaleme alınan ''Haliç'te Yaşayan Simonlar'' isimli kitapta ve kitabın yayımlanmasından sonra yazarının yazılı ve görsel basın yayın organlarında yaptığı açıklamalar ve röportajlarda ileri sürdüğü iddiaların, Askeri Savcılıkça yürütülen muhtelif soruşturmalar ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgisinin tespiti için tanık olarak ifadesinin alınması amacıyla, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne 22 Eylül 2010'da bir müzekkere yazıldığı, ''Hanefi Avcı'nın 25 Eylül 2010 tarihinde saat 13.00'de Askeri Savcılıkta hazır bulunması hususunun kendisine tebliğ edilmesi''nin istenildiği ifade edildi.

Emniyet Genel Müdürlüğünün 25 Eylül 2010 tarihli cevabi yazısıyla, ''Adı geçenin 26 Eylül 2010 tarihine kadar senelik izinde olduğu, kendisine telefon ile ulaşılarak konuyla ilgili bilgilerin iletildiği''nin bildirildiği belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:

''27 Eylül 2010 tarihinde saat 10.30 sıralarında telefonla Askeri Savcılığımızı arayan Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, 'Bugün ifade vermeye gelebileceğini' söylemesi üzerine, kendisine, 'Saat 14.00'de askeri savcılığımıza gelebileceği' bildirilmiştir.

Aynı gün saat 14.00'de Askeri Savcılığımıza gelen Hanefi Avcı'nın ifadesi Genelkurmay Askeri Savcısı Hakim Albay Yavuz Şentürk ve bir yardımcı askeri savcı tarafından alınmış, bu esnada ifade alınan odada askeri savcılar ve zabıt katibi dışında hiçbir kimse bulunmamıştır. Aynı süre içerisinde Genelkurmay Adli Müşaviri Hakim Tümgeneral Hıfzı Çubuklu'nun ifadenin alındığı askeri savcı odasına, hatta Askeri Savcılığın da içinde bulunduğu Askeri Mahkeme binasına gelmesi ve ifadesi tespit edilen Hanefi Avcı ile görüşmesi söz konusu olmamıştır.

İfade alma işleminin tamamlanmasından sonra Hanefi Avcı, Askeri Savcılıkta görevli bir personelin refakatiyle nizamiyeye kadar götürülmüştür.'' AA

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1033831&title=genelkurmay-avci-ifadeye-geldi-ama-hifzi-cubuklu-yoktu
#1032
Turgut Özal'a yönelik 22 yıl önce düzenlenen suikast girişimiyle ilgili açılan soruşturma dosyası için karar verildi.

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik 22 yıl önce düzenlenen suikast girişimiyle ilgili açılan soruşturma dosyasına görevsizlik kararı verildi. Dosya, suç yeri itibariyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilecek. Soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali, suç yerinin Ankara'da olması nedeniyle görevsizlik kararı verdi. Dosya, alınan karar gereği Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilecek.

http://bugun.com.tr/haber-detay/120412-ozal-a-suikast-davasinda-son-karar-haberi.aspx
#1033
BM İnsan Hakları Konseyi, İsrail'in mayıs sonunda Gazze'ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisinin de içinde bulunduğu filoya yaptığı baskınla ilgili soruşturma raporunu onaylayan bir tasarıyı kabul etti.

İslam Konferansı Teşkilatı'ndaki (İKT) 57 üye ülke adına Pakistan tarafından sunulan karar tasarısı, 1'e karşı (ABD'ninki) 30 oyla kabul edildi. 15 üye çekimser oy kullandı.

İKT, sunduğu karar tasarısında, İsrail'in soruşturmada işbirliği yapmamasından derin üzüntü duyulduğunu belirterek, BM İnsan Hakları Konseyi'nden raporu onaylamasını istedi ve BM Genel Kurulu'na, raporu değerlendirmesi tavsiyesinde bulundu.

BM İnsan Hakları Konseyi'nin oluşturduğu 3 kişilik uzman heyeti, raporunda, İsrail'e taammüden adam öldürme, işkence, insanlık dışı muamele, bilinçli şekilde büyük acı ve ciddi yaralanmaya neden olmak suçlarından dava açılması için kanıtlar bulunduğu sonucuna varmıştı.

AA
http://www.haber7.com/haber/20100929/BM-Mavi-Marmara-raporunu-onayladi.php
#1034
Hükümetin, tek tip askerlikle ilgili çalışmayı rafa kaldıracağı iddia edildi. Genelkurmay'ın hazırlayıp Başbakanlığa gönderdiği rapora AK Parti MYK Toplantısı'nda karşı çıkan isimlerin olduğu öğrenildi.

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, dün sabah tek tip konusundaki sorulara "Genelkurmay çalışmasını Başbakanlık'a verdi, bundan sonra inisiyatif Başbakanlık'ta, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Dairesi'nde" yanıtını vermişti.

Bakan Gönül daha sonra yaptığı açıklamada ise sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyledi ve düzeltti.

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde konunun gündeme gelmiş olabileceğini belirten Gönül, "Konu görüşülmüş olabilir ama bakanlığımızdan Başbakanlık'a gitmiş herhangi bir tasarı yok. Konuyla ilgili çalışmalarımız devam ediyor" dedi.

MYK'DA KARŞI ÇIKANLAR OLDU

Ak Parti MYK devam ederken, Başbakanlık da söz konusu çalışmanın gelip gelmediği konusunda araştırma yaptı.

MYK'da "tek tip" askerlik uygulamasına karşı çıkanlar oldu. Bazı milletvekilleri, eğitim bakımından sınıflandırma yapılmamasına karşı çıktı.

Hükümet'in tartışmalara neden olan "tek tip askerlik"le ilgili düzenlemeyi rafa kaldırıldığı öğrenildi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15897929.asp?gid=373
#1035
Genelkurmay Başkanlığı tek tip askerlik çalışmasını sürdürüyor. Herkesin 12 ay askerlik yapması fikri ağır basıyor. Bu durumda 100 bin er ve erbaş 3 ay erken terhis olacak. 6 aylıkların durumu ise net değil...

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün tek tip askerlik için çalışmanın sürdüğünü açıklamasının ardından, 12 ay askerlik fikrinin ağır bastığı öğrenildi. Sürenin 9 aya indirilmesinin asker açığı ve zaaf yaratacağı belirtiliyor.

Halen üniversite mezunu olmayan yükümlüler 15 ay uzun dönem er olarak askerlik yapıyor. Üniversite mezunları ise, 12 ay yedek subay, ya da 6 ay kısa dönem er olarak hizmet veriyor. Yurt dışında çalışanlar ise 21 günlük dövizli askerlik yapıyor. Bu konuda hazırlanacak kanun tasarısının TBMM Milli Savunma Komisyonu ve Genel Kurulda en erken Kasım ayında ele alınabileceği bütçenin araya girmesi durumunda ise 2011 Ocak ayına kalabileceği belirtiliyor.

ERKEN TERHİS VE BEDELLİ

Tek tip askerlik yasalaştığı taktirde, erken terhis de gündeme gelecek. Sürenin 12 aya düşmesi durumunda silah altındakilerin 5'te biri olan yaklaşık 100 bin asker 3 ay erken terhis olacak. Halen askerde olan ve 6 ay kısa dönem hizmet yapan üniversite mezunlarının durumu ise netlik kazanmadı. Bu durumdakilerin sürenin eşitlenmesi için 6 ay daha silah altında tutulması asker açığını azaltacak. Ancak kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini belirten hukukçular '' 6 aylıkların süresi, 6 ay daha uzamaz. Yine de bu konuda yasaya bir geçici madde konulması gerekebilir'' dediler.

Genelkurmay Başkanlığı, 'Orta vadede, mevcut askerlik sistemindeki farklı uygulamaların kaldırılıp, askerlik sistemine yeni yapısal düzenlemeler getirilmesini'' hedefliyor. Yapılanmanın tamamlanması ile birlikle, yedek subaylık tamamen kalkacak. Herkes 12 ay erlik yapacak. Takım komutanı ihtiyacını, yedek subaylar yerine, sözleşmeli subaylarla karşılanacak.

http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1295061&Date=29.09.2010&Kategori=siyaset&b=100%20bin%20askere%20erken%20terhis%20umudu
#1036
Türbanlılar Türkiye'nin "son sorunu" da çözülene kadar bekleyecek mi?
Gülay Göktürk, Bugün Gazetesi


Kemal Kılıçdaroğlu'nun referandum kampanyasında "türbanı çözme" konusunda söylediği sözlere ihtiyatlı bir iyimserlikle yaklaştık hepimiz.
İhtiyatlıydık, zira Kemal Bey kısacık başkanlık döneminde epey yalpalama yaşamıştı bu konuda. Ama öte yandan iyimser olmaya çalışıyorduk çünkü nihayetinde CHP de bir siyasi partiydi ve artık CHP'de birileri AK Parti'yle yarışmak için AK Parti'den daha demokrat olmaya çalışmak gerektiğini anlamış olabilirdi.
Görünüşte çözüm için hiçbir engel yok gibiydi. Kılıçdaroğlu türban için AK Parti'yle işbirliği yapabileceklerini söylemişti. Erdoğan da "Tamam o zaman, 13 Eylül'de gündeme getirelim ve birkaç günde de halledelim" demişti.
Her neyse, bizler referandum sonrası bu konuda yaşanabilecek gelişmeleri merakla beklerken, iki lider türbanla ilgili ilk görüşmelerini yaptılar.
Ama ne yazık ki sonuç yine fiyasko!
Başbakan görüşmede Kılıçdaroğlu'na "Hadi, hemen bir komisyon kuralım türban olayını çözelim" demiş. Kılıçdaroğlu ise beklendiği gibi yine ipe un sermiş. Çözülmesi gereken pek çok konu olduğunu söylemiş. Dokunulmazlıkları, YÖK'ü, yüzde 10 barajı hatırlatmış; türbanın sorunlardan sadece biri olduğunu, tüm sorunların hep birlikte ele alınabileceğini söylemiş. Ayrıca türban konusunda ortada AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın kararları olduğunu, bunları da incelediklerini eklemeyi ihmal etmemiş.
İşin kötüsü ne biliyor musunuz? Böyle düşünen sadece Kılıçdaroğlu değil. Şu anda başörtüsü yasağına karşı olanların bir kesimi de dahil, birçok çevre böyle düşünüyor: Ya hep ya hiç... Ya bütün reformları birden yaparsınız ya da türban değişikliğini yaptırmayız...
"Tüm sorunları bir arada ele almak" denen şeyin, mümkün olanı yapmamak için en sık başvurulan bahane olduğunu artık çok iyi biliyoruz. 2007 yılında AK Parti türban konusundaki anayasa değişikliğini yaptığı zaman ortaya atılan gerekçe de bu değil miydi? Geçtiğimiz referandumda BDP'nin boykot için baş gerekçesi de bu değil miydi? Pek çok solcu da aynı şeyi ileri sürmüyor muydu?
Ne oldu kısmi değişiklikler yapılınca? Diğer değişikliklerin önü açıldı mı yoksa tıkandı mı? Şu anda PKK meselesinin diyalog yoluyla çözümü yolunda önemli adımlar atılıyorsa, bunda referandum sonucunun rolü yok mu?
X x x
Herhangi bir özgürlüğe karşı olup da bunu açıkça ortaya koymaktan çekinenlerin çok sık başvurdukları bir gerekçe vardır:
"Şimdi sırası mı? Şu şu meseleler dururken siz nelerle uğraşıyorsunuz?"
Bu itiraza genellikle talep edilen özgürlük doğrudan karşı çıkılamayacak kadar haklı ve güçlü olduğu zaman başvurulur.
Türban meselesinde de geçmişten bu yana hep böyle oldu. Kimisi Kürt meselesi dururken türbana el atılmasını eleştirdi. Kimisi 301 dururken bu meselenin gündeme getirilmesini samimiyetsiz bulduğunu söyledi. Kimisi ise işi "işsizlik yoksulluk dururken nelerle uğraşıyorsunuz" demeye kadar vardırdı. Bu arada bazıları da -ki bu gerekçe daha çok demokrat bildiklerimizden geldi- AK Parti'nin özgürlükler meselesini bir bütün olarak ele almadığını, bütün özgürlükleri bir arada ele almadığı sürece de "kendine demokrat" olmaktan kurtulamayacağını ve inandırıcı olmayacağını iddia etti.
Bu tip itirazlar karşısında ilk olarak söylenmesi gereken temel ilke, özgürlükler arasında hiyerarşik bir ilişki; bir öncelik-sonralık sıralaması yapılamayacağıdır. Hele hele temel bir hakkın ihlali söz konusu ise hiç kimse hiç kimseye "sen şimdi bekle, sıran daha gelmedi" deme hakkına sahip olamaz.
İkinci olarak, AK Parti'yi diğer özgürlükler konusunda kayıtsız kalırken sadece türban konusunda hassasiyet göstermekle eleştirmek biraz olsun hakkaniyet duygusu olan hiç kimsenin yapabileceği bir suçlama değildir. Bu parti, sekiz yıllık iktidar döneminde dostun düşmanın kabul ettiği devrim niteliğinde birçok reforma imza atarken, birçok alanda özgürlükleri genişletirken, kendi çekirdek seçmeninin en temel talebi olan türban konusunda parmağını bile kıpırdatamadı. Türbanlıları kayırmak bir yana, onları bekleterek haksızlık etti. Ama görünen o ki, sosyal demokratları, solcuları ve hatta bir kısım demokratları hâlâ insafa getiremedi.
Şimdi görünen o ki, zavallı türbanlı genç kızlar Türkiye'nin "son sorunu" da çözülene kadar beklemek zorundalar! Yani çıkmaz ayın son perşembesine kadar...

http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/120219-turbanlilar-turkiye-nin-son-sorunu-da-cozulene-kadar-bekleyecek-mi-gulay-gokturk-makalesi.aspx
#1037
Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, yasa dışı Devrimci Karargâh örgütü ile ilgili yürütülen soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek, terör örgütüne yardım ve yataklık etmek suçlarından mahkemece tutuklandı. Paşakapısı Cezaevi'ne gönderilen Avcı'nın Eskişehir'de ikamet ettiği tek katlı lojmanında da bir ruhsatsız Kalaşnikof silah ele geçirildi. Delil niteliğindeki diğer materyaller İstanbul'a gönderildi.

Cumhuriyet Savcısı Kadir Altınışık'ın talimatıyla dün Ankara'da gözaltına alınan Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, yasa dışı Devrimci Karargâh örgütü ile ilgili yürütülen soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek ve terör örgütüne yardım ve yataklıktan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nce tutuklandı. Ankara'daki gözaltının ardından aynı gün Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen Avcı, özel avukatını çağırmadığı için barodan avukat istendi. Avcı'nın arkadaşı olan ve uyuşturucu çetesinden yargılanan eski emniyet genel müdür yardımcısı Emin Arslan da avukatını gönderdi; ancak Avcı, bu avukatı da kabul etmedi. Savcılık ifadesinde susma hakkını kullandığı öğrenilen Avcı, daha sonra tutuklanması talebiyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Mahkemedeki sorguya ise baronun gönderdiği avukat girdi.

ESKİŞEHİR'DEKİ LOJMANDA KALAŞNİKOF BULUNDU

Hanefi Avcı'nın bir zamanlar Eskişehir'de ikamet ettiği tek katlı lojmanında ve eski makamında da arama yapıldı. İstihbarat şube, terörle mücadele ve organize suçlar şube müdürlüğü ekiplerinin sabah saatlerinde geldikleri lojmandaki arama 4 saat sürdü. Lojmandan iki ruhsatlı tabanca ile bir ruhsatsız kalaşnikof silah ele geçirildi. Kalaşnikof silah incelenmek üzere kriminal polis laboratuarlarına gönderildi. Avcı hakkında 6136 sayılı ateşli silahlar kanununa muhalefetten de işlem yapılacağı öğrenildi. Aramalarda bilgisayar, CD, elektronik eşyalar ile veri toplamaya yarayan tüm aletler kontrol edildi. Bazı eşyalara el konuldu, bazı materyaller kopyalandı. Delil niteliğindeki materyaller İstanbul'a gönderildi.

EVİNDEN SAHTE PASAPORT ÇIKTI

Avcı'nın Eskişehir'deki lojmanında yapılan aramada çok sayıda sahte pasaport, nüfus cüzdanı ehliyetin de ele geçirildiği öğrenildi. Avcı'nın evinde yapılan aramalarda kendi resmi kullanılarak farklı bir isme düzenlenmiş bir adet lacivert pasaport, bir nüfus cüzdanı ve bir de sürücü belgesi bulundu. İki savcının nezaretinde yapılan aramaların tamamının kamera ile kaydedildiği bildirildi. Avcı'nın hakkındaki soruşturma nedeniyle söz konusu bu lacivert pasaportla yurt dışına kaçma hazırlığı içinde olduğu iddia ediliyor.

Hanefi Avcı'nın örgüt üyelerine yardım ettiği belgeler ve telefon tapeleriyle ortaya konuluyor. Savcı Kadir Altınışık, yazısında, Avcı'nın örgüt üyelerine yönelik yapılan 'gizli' soruşturmadan haberdar olduğu ve bu kapsamda üyelerin faaliyetlerini saklamalarına yardım ettiği kaydediliyor. Söz konusu yardımın ise üyelere yapılan fiziki ve teknik takibin engellenmesi şeklinde olduğu belirtiliyor. Savcı ayrıca, Avcı'nın örgüt üyelerinin soruşturma kapsamında izlendiklerini deşifre ederek, örgütün illegal faaliyetlerinin ortaya çıkarılmasını güçleştirdiğini vurguluyor. Aynı soruşturma kapsamında tutuklanan ve Avcı ile bağlantılı olduğu belirtilen Necdet Kılıç, ifadesinde Avcı'yı tanıdığını açıklamıştı. Kılıç, Edirne Emniyet Müdürlüğü'nde görevli iken Avcı'nın iki kez evine geldiğini söylemişti.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nce evinde arama kararı çıkarılan Avcı, gözaltına alındıktan sonra bazı basın kuruluşlarına e-posta yoluyla gönderdiği 5 sayfalık basın açıklamasında suçlamaları reddetti. Tarih ve imza bulunmayan açıklamada, telefonlarının dinlendiğini bilerek kurgu mesaj yazdığını ileri sürdü. Hanefi Avcı, açıklamasında, yasa dışı Devrimci Karargâh örgütü soruşturmasını yürüten İstanbul Başsavcılığı'nda görevli Özel Yetkili Savcı Kadir Altınışık'ı yaptığı işlemlerinden dolayı yazılı olarak Adalet Bakanlığı'na, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) ve İstanbul Başsavcılığı'na şikayet ettiğini belirtti. Devrimci Karargâh örgütü ile ilgisi olmadığını savunan Avcı, yazdığı kitap sebebiyle ve asıl sanıkları gizlemek için bu davayla ilişkilendirilmek istendiğini iddia etti. 20 Eylül 2010'da bir Adalet Bakanlığı yetkilisi hakimine ifade verdiğini söyleyen Avcı, bu yetkiliye "Yakında Karargâh Evleri veya Devrimci Karargâh ... diye tahkikata başlayacaklar hatta Necdet Kılıç'ı da gözaltına alacaklar." dediğini aktardı. Kullandığı telefonların bilerek dinlendiğini ve şikayet edince de "yanlış olmuş aşk konuşması imiş" denildiğini ifade eden Avcı, dinleme kararının 07.11.2009'da alındığını ve kendisinin de bunu 14 Kasım 2009'da öğrendiğini söyledi.

Avcı tebligata uymayınca mevcutlu getirildi

İstanbul'da Devrimci Karargah örgütüne dönük yürütülen soruşturma Eskişehir eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'ya uzandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca geçen hafta ifadeye çağrılan ancak izinde olduğunu gerekçe göstererek tebligata uymayan Avcı hakkında 'mevcutlu getirilme (zorla)' kuralı işletildi. Polis nezaretinde İstanbul'a götürülme, savcılığın terör örgütüne yardım etmek suçundan hakkında gözaltı kararı vermesi üzerine gerçekleşti. Cumhuriyet Savcısı Kadir Altınışık'ın yürüttüğü Devrimci Karargah Örgütü soruşturması Merkez Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın da polis nezaretinde alınmasıyla yeni bir boyut kazandı. 'Mevcutlu getirme' kararı dün sabah Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne ulaştı. Avcı'yı cep telefonundan arayıp hakkında "mevcutlu olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na çıkartma" kararı bulunduğunu belirten Terörle Mücadele Şube Müdürü, "Sayın müdürüm bulunduğunuz yeri söylerseniz arkadaşlarımız size yardımcı olacak." dedi.

Emniyetten arandığı sırada oğlunun Balgat semtindeki evinde olduğu belirtilen Avcı, "Şu an Cevizlidere'de oğlumun evindeyim. Görevliler beni buradan alabilir." dedi. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde görevli bir Emniyet amirinin başında olduğu ekip Avcı'nın verdiği Balgat'taki buluşma yerine gitti. Buluşma yerinden alınan Avcı, polislere zorluk çıkartmadı. Ekip otosu Dikmen Caddesi üzerinden Esenboğa Havalimanı'na giderken Avcı, "Emniyet Genel Müdürlüğü'ne kısa bir süre uğrayıp bu işlemi bildirmek istiyorum." dedi. Bunun üzerine ekip yol üzerindeki Emniyet Genel Müdürlüğü'ne geldi. Avcı, 5-10 dakika yetkililerle görüşme yaptıktan sonra yeniden ekip otosuna bindi ve Esenboğa Havalimanı'na hareket edildi.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1033364&title=hanefi-avci-teror-orgutune-yardim-ve-yataklik-suclamasiyla-tutuklandi&haberSayfa=0
#1038
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, tek tip askerlikle ilgili Genelkurmay tarafından yapılan teknik çalışmaların tamamlanıp Başbakanlığa iletildiğini belirterek, ''Bundan sonra inisiyatif Başbakanlıkta, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Dairesinde'' dedi.

Gönül, Irak Savunma Bakanı Abdülkadir Muhammed Casim El Mafraci ve beraberindeki heyet ile makamında görüştü. Gönül, görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin ''tek tip askerlik'' ile ilgili çalışmalar konusundaki sorusu üzerine Gönül, ''Teknik çalışmalar Genelkurmay tarafından tamamlandı ama kanun tasarısı aşamasına gelmedi. Bundan sonra inisiyatif Başbakanlıkta, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Dairesinde'' dedi.

''Hükümetin teknik çalışmayla ilgili görüşünün'' sorulması üzerine Gönül, şunları söyledi:
''Bakanlıklara sormadan hükümet görüşü teşekkül etmez. Bu konu hem Milli Eğitimi ilgilendiriyor hem Maliyeyi ilgilendiriyor hem İçişleri Bakanlığını ilgilendiriyor. Her bakanlığın görüşünü almak gerekiyor. Bu, kanunların normal yürüyüşüdür. Bakanlıkların görüşü alınmadan Bakanlar Kurulunda kanun tasarısı haline gelip imzaya açılmıyor. Bu görüşlere göre teknik çalışmada değişiklikler yapılabilir endişesiyle şu aşamada herhangi bir bilgi vermemiz, sonradan değişecek bir hususu söylememiz manasına gelir diye söylemiyoruz. Şu anda Genelkurmay çalışmasını Başbakanlığa verdi, Genelkurmay Başkanımızın ziyaretinde. Bundan sonra inisiyatif Başbakanlıkta, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Dairesinde. Başbakanımızın şahsen yapacağı birşey değil. Kanunlar ve Kararlar Dairesinin bunu yürütmesi gerekiyor.''

BAKAN GÖNÜL'DEN 'TEK TİP' DÜZELTMESİ

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, tek tip askerlikle ilgili olarak Milli Savunma Bakanlığından Başbakanlık'a gönderilmiş bir kanun tasarısı bulunmadığını açıkladı.

Gönül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Irak Savunma Bakanı Abdülkadir Muhammed Casim El Mafraci ile görüşmesinde gazetecilerin soruları üzerine ''tek tip askerlik'' uygulamasına ilişkin yaptığı açıklamaların yanlış anlaşıldığını kaydetti.

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde konunun gündeme gelmiş olabileceğini belirten Gönül, ''Konu görüşülmüş olabilir, ama Bakanlığımızdan Başbakanlık'a gitmiş herhangi bir tasarı yok. Konuyla ilgili çalışmalarımız devam ediyor'' dedi.

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2010/09/28/savunma_bakani_konustu


HANGİ ÜLKEDE NE KADAR ASKERLİK YAPILIYOR?

TÜRKİYE

1916'da çıkarılan bir yasaya göre Türkiye Cumhuriyeti uyruğundaki her erkek 20 yaşına geldiğinde ilk askerlik yoklamasını yaptırır. Yedek subay olanların hizmet süreleri on iki ay, kısa dönem erbaşların ise altı aydır.

Yedek subaylık

Yükseköğrenim (dört yıllık fakülte) görmüş olanlar ise yedek subay adayı olarak askerlik şubelerine müracaat ederler. Türk Silahlı Kuvvetlerinin o anki yedek subay ihtiyacı, kişinin kendi isteği ve yedek subaylık sınavı sonucuna bakılarak yedek subay ya da 6 ay kısa dönem er olarak askerlik görevlerini tamamlarlar.

Dövizli askerlik

Yurtdışında çalışanlar ise, bedeli ( 5112,00 € ) dövizle öder ve 21 gün askerlik eğitiminden geçirilirler.

ALMANYA

I. Dünya Savaşı'nda Almanya, zorunlu askere alma usulü uyguladı ve büyük bir ordu kurdu. Şu anda Almanya'da hala zorunlu askerlik uygulaması mevcut. Askerlik erkekler için 6 ay.

Kadınlar da gönüllü askerlik yapabiliyor. Askerlik yapmak istemeyenler sosyal hizmet alanlarında görevlendiriliyor ya da dış ilişkileri geliştirme uzmanı olarak en az 18 ay görev yapabiliyor.

BREZİLYA

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Askerlik süresi 12 aydır. Bu süre 18 aya kadar uzatılabilmektedir, ancak hangi durumlarda bunun yapılabileceği belirsizdir. Vicdani retçilik düzenlemesi bulunmaktadır.

Alternatif hizmetin süresi normal askerlik hizmetinde olduğu gibi 12 aydır. Fakat alternatif sivil hizmetler konusunda bir düzenleme olmadığı için vicdani retçilik statüsünden istifade edenler ordu bünyesinde silahsız olarak görev icra etmektedirler.

YUNANİSTAN

2009 yılından bu yana Yunanistan'da erkekler için 9 ay zorunlu askerlik uygulanıyor. Yunan ordusuna kadınlar da maaşlı eleman olarak alınabiliyor; ancak, zorunlu değil.

Zorunlu olarak askere alınanlardan, askerliğini er olarak yapanlara 9 Euro maaş veriliyor ve sağlık sigortası yapılıyor. Profesyonel askerlerin maaşı ise 800 Euro'ya kadar çıkıyor.

AVUSTURYA

18 ile 35 yaş arası erkekler için 6 ay askerlik zorunlu. Ancak, askerlik yapmak istemeyenler, 9 ay kamu hizmeti yapabiliyor.

Avusturya'daki Soykırım Anma Bölümü, Avusturya Sosyal Hizmetler ya da Avusturya Barış Merkezi'ne 12 ay boyunca katılmak da askerlik yerine geçiyor.

NORVEÇ

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Askerlik süresi 12 aydır (Pratikte 8 veya 9 ay şeklinde gerçekleştirilmektedir). Az sayıdaki yükümlü askerlik görevini ulusal muhafız teşkilatında yapmaktadır.

Buradaki hizmet süresi 6 aydır, ancak 44 yaşına kadar her sene iki haftalık yedek eğitimi almaları gerekmektedir. Vicdani retçilik statüsü 1922 yılından beri bulunmaktadır.

GÜRCİSTAN

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Hizmet süresi 18 aydır. 1997 yılından beri vicdani retçilik yasal bir hak olarak tanınmıştır. Bu haktan yararlananların alternatif ulusal hizmetlerde 36 ay çalışmaları öngörülmüştür.

2004 yılında askerlik süresinin 12 aya, üniversite mezunları içinse 6 aya indirilmesi yönünde bir yasa tasarısı parlamentoya sunulmuştur. Ancak, bu konuda halen bir ilerleme kaydedilmemiştir. Ordu bünyesinde NATO standartlarına erişebilme yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Zorunlu askerliğin kaldırılması düşünülmemektedir. Ancak, profesyonel kadroların genel mevcut içerisindeki oranlarının arttırılarak üçte iki seviyesine getirilmesi planlanmaktadır.

DANİMARKA

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Hizmet süresi görev alınan kuvvet ve rütbeye göre 3 ay ile 14 ay arasında değişmektedir (Ortalama süre 9 aydır). 1917 yılında

vicdani retçilik kabul edilmiştir. Bu statüyü tanıyan ilk Avrupa ülkesidir. Alternatif hizmet süreleri 3 aydan 14 aya kadar değişmektedir (Ortalama süre 9 aydır).

2004 yılında hükümet ve muhalefet partileri orduda belirli reformları içeren 'Danimarka Savunma Anlaşması 2005-2009' üzerinde uzlaşmaya varmışlardır. Bu anlaşmaya göre, zorunlu askerlik sisteminin bundan sonrada devam ettirilmesine karar verilmiştir. Ancak, hizmet süresinin önemli oranda düşürülerek 4 aya indirilmesi planlanmaktadır.

ESTONYA

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Askerlik süresi 8 ay, memurlar ve bazı özel pozisyondaki kişiler için 11 aydır.

1991 yılında vicdani retçilik yasalaşmıştır. Bu haktan yararlanan kişiler 16 aylık alternatif hizmetlerde görev almaktadırlar.

FİNLANDİYA

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Hizmet süresi görev alınan kuvvet ve rütbeye göre 180, 260 veya 362 gün olarak belirlenmiştir (Yükümlülerin %50'si 180 günlük hizmette bulunmaktadırlar).

1931 yılında vicdani retçilik statüsü yasalara girmiştir. Alternatif görev süresi 395 gündür. Zorunlu askerlik sisteminin kaldırılması düşünülmemektedir.

LİTVANYA

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Hizmet süresi 12 ay, üniversite ve kolej mezunları içinse 6 aydır. 1992 yılında vicdani retçilik yasalaşmıştır.

Alternatif hizmet süresi 18 aydır.

ÇİN

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. İhtiyaç olması halinde kadınlarında askerlik yapmaları öngörülmüştür.

Hizmet süresi kara kuvvetlerinde 3 yıl, deniz ve hava kuvvetlerinde 4 yıldır. Vicdani retçilik statüsü bulunmamaktadır.

POLONYA

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Askerlik hizmeti 10 ay, üniversite mezunları içinse 3 aydır.

1988 yılında vicdani retçilik statüsü yasalarla güvence altına alınmıştır. Alternatif hizmetin süresi 18 ay, üniversite mezunları içinse 6 aydır.

BEYAZ RUSYA

18- 27 yaş arası erkekler için askerlik zorunlu. Yüksek öğrenimi olanlar 12 ay, olmayanlar da 18 ay askerlik yapıyor.

18 aya kadar zorunlu askerlik yapan diğer ülkeler:

Azerbaycan

Kamboçya

Kolombiya

Eritre

Fildişi Sahilleri

Madagaskar

Laos


18 aydan daha uzun süre askerlik yapılan ülkeler



İRAN

İran'da zorunlu askerlik 18 yaşından itibaren başlıyor; süresi ise duruma ve yerine göre değişiyor.

Sınırdakiler 16 ay, yoksul bölgelerdekiler 18 ay, normal bölgelerden gelenler de 20 ay askerlik yapıyor. Acemi birliği ise 2 ay sürüyor. Fiziksel ya da zihinsel özürlü olanlar ve öğrenimine devam edenler askerlikten muaf.

İSRAİL

İsrail'de 18 yaşını doldurmuş kadın ve erkekler için askerlik zorunlu. İsrail'li Araplar, hamile ve evli bayanlar, zihinsel ya da fiziksel özürlüler askerlikten muaf.

Askerlik hizmeti bayanlar için 2, erkekler için 3 yıl.

RUSYA

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Hizmet süresi 24 ay, yüksek okul mezunları için 12 ay olarak belirlenmiştir. Vicdani retçilik statüsü 2004 yılında tanınmıştır.

Kızılordu'daki kadın askerler arasında güzellik yarışması yapılmaktadır.

TAYVAN

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Hizmet süresi 2 yıldır. Vicdani retçilik statüsü bulunmamaktadır. 2014 yılında ise tamamen gönüllü askerlik gelmesi planlanıyor.

LİBYA

Libya'da 17 yaş üstü olan erkekler için askerlik zorunludur. Libya, ayrıca ordusunda kadın asker olan tek İslam devletidir.

Albay Kaddafi'nin 200 kişilik özel muhafız birliği Amazon Muhafızları olarak bilinmekte ve sadece kadın askerlerden oluşmaktadır.

UKRAYNA

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Hizmet süresi 18 ay, deniz kuvvetlerinde 24 aydır. Yüksek okul mezunları için 12 aylık kısa dönem seçeneği bulunmaktadır. 1996 yılında vicdani retçilik yasal bir hak olarak tanınmıştır. Alternatif hizmet süresi 27 ay, yüksek okul mezunları içinse 18 aydır. Savunma Bakanlığı 2005 yılında askerlik süresinin 12 aya indirileceğini açıklamıştır. AB adaylığı için adı geçen ülke, 2015 yılına kadar profesyonel askerliğe geçmeyi amaçlamakta ve halen bu konuda çalışmalar yapmaktadır. Ancak, mevcut sözleşmeli askerlerle bile birçok sorun yaşanması, bu hedefin gerçekleşme olasılığının sorgulanmasına neden olmaktadır.

ERMENİSTAN

18 ila 27 yaşları arası erkekler iki yıl zorunlu askerlik yapıyor.

IRAK

Saddam Hüseyin rejiminin ortadan kalkmasıyla sonuçlanan ABD'nin son operasyonu sonrasındaki asker alma sistemi hakkında sağlıklı bilgi bulunmamaktadır. Rejim devrilmeden önceki düzenlemede, zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır.

Hizmet süresi 2 yıl, üniversite mezunları içinse 1,5 yıldır. Vicdani retçilik statü bulunmamaktadır.

SURİYE

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Askerlik süresi 30 aydır. Vicdani retçilik statüsü bulunmamaktadır.

GÜNEY KORE

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Hizmet süresi 26 aydır ancak sağlık sektöründe görevli olanlar ile yerel ve merkezi yönetimde çalışanlar için bu süre 28 ay, bazı özel durumlarda ise 32 ay olabilmektedir.

Ülkede vicdani retçilik konusunda herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.

KUZEY KORE

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Kadınlar askerlik hizmeti yapmakla yükümlü değildir, ancak 40 yaşına kadar senelik olarak askeri eğitimden geçirilmektedirler.

Askerlik hizmeti kara kuvvetlerinde 5 ile 8 yıl, deniz kuvvetlerinde 5 ile 10 yıl ve hava kuvvetlerinde 3 ile 4 yıl arasında icra edilmektedir. Yasalarda vicdani retçilik statüsü bulunmamaktadır.

MISIR

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Askerlik süresi 3 yıl, öğrenim görmüş kişiler içinse 18 ay olarak tespit edilmiştir. Vicdani retçilik statüsü bulunmamaktadır.

GÜNEY KIBRIS RUM KESİMİ

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmaktadır. Askerlik süresi 26 aydır. Çok sayıda çocuk sahibi olan (En az dört) ve yurtdışında yaşayanlar için 13 aylık kısa dönem askerlik imkânı bulunmaktadır. Diğer AB üyesi ülkelerin aksine vicdani retçilik için ayrı bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.

Sadece 1992 yılından beri ulusal güvenlik yasasında bu haktan bahsedilmektedir. Vicdani retçilikten yararlananların ordu içerisinde silahsız olarak 36 aylık, ordu dışında ise yine silahsız olarak 42 aylık askerlik hizmeti yapmaları öngörülmüştür.

18 aydan daha fazla süre askerlik yapan diğer ülkeler...

Kongo
Küba
Gine
Kazakistan
Kırgızistan
Mozambik
Singapur
Sudan Tacikistan
Tayland
Türkmenistan


ZORUNLU ASKERLİK UYGULAMASI OLMAYAN ÜLKELER



AMERİKA

Amerikan İç Savaşı'nda (1861-65) Güney ve Kuzey, zorunlu askerlik usulüne başvurdular. Ama, 19. yüzyıl boyunca ABD'de barış zamanında zorunlu askerlik uygulanmadı. ABD zorunlu askere almayı Vietnam Savaşı nedeniyle sürdürdü ve bu uygulamaya ancak 1973'te son verebildi.

1973 yılında Amerikan Başkanı Nixon, mecburi askerliğe son vererek gönüllü askerlik sistemini başlattı.

BULGARİSTAN

Zorunlu askerlik sistemi uygulanmamaktadır. 2008'in Ocak ayından itibaren zorunlu askerlik kaldırılmış ve profesyonel orduya geçilmiştir.

FRANSA

Napolyon Savaşları sırasında Fransa'da, bütün sağlıklı erkekleri askere alındı. Daha sonra Prusya, erkekleri askerlik eğitimi için bir süre askere çağırmaya başladı.

Böylece, az sayıda askerden oluşan asıl ordu, savaş zamanında hizmet etmeye hazır, eğitim görmüş yedek askerlerin katılmasıyla büyüyordu. Fransa'da zorunlu askerlik uygulaması 2001 yılında kaldırılmıştır. Askerlik artık profesyonel olarak uygulanmaktadır.

İNGİLTERE

İngiltere, 2 Dünya Savaşı'nda da zorunlu askerlik uygulaması getirdi. I. Dünya Savaşı'nda, İngiliz ordusu düzenli askerlerden ve gönüllülerden oluşuyordu. 1930'larda İngiltere, oldukça küçük düzenli orduyla yetindi.

II. Dünya Savaşı, hemen bütün ülkelerin orduya bakışlarını değiştirdi. İngiltere de çoğunlukla iki yıllık bir süre için gençleri askere alarak güçlü ordular kurdu.

İngiltere'de zorunlu askerlik 1960'a kadar sürdü. Şimdi ise ordusu tamamen gönüllülerden oluşuyor.

JAPONYA

İkinci Dünya Savaşı sonrasında imzalanan anlaşmalara göre, bu ülkenin resmi olarak silahlı kuvvetlere sahip olması yasaklanmıştır. Ancak, fiiliyatta profesyonel ordusu vardır.

KANADA

Profesyonel ordusu vardır. Zorunlu askerlik sisteminin uygulanması konusunda yasalarında herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.
PAKİSTAN

Pakistan'da diğer ülkelerden farklı bir askerlik sistemi var. Aslında zorunlu askerlik yok ancak; Pakistan'daki yerel kabilelerin belli sayıda gönüllü asker çıkarma zorunluluğu var.

İSVEÇ

2010'un başına kadar askerlik zorunluydu. 18 ile 47 yaşları arası erkekler askere alınıyordu.

BOSNA& HERSEK

2006 yılından itibaren zorunlu askerlik kalktı.


HİNDİSTAN

1948 yılında bağımsızlığını kazanan ülkede zorunlu askerlik sistemi hiçbir zaman uygulanmamıştır. Ancak, tehlike durumlarında zorunlu askerlik sisteminin yürürlüğe sokulabileceği yasal düzenleme bulunmaktadır. Günümüzde zorunlu askerlik sisteminin geleceği tartışılmaktadır.

ARJANTİN

1994 yılında zorunlu askerlik uygulamasını kaldırdı; ancak, savaş, kriz ya da olağanüstü hallerde zorunlu hizmet devreye giriyor.

LETONYA

2007 yılında zorunlu askerlik kalktı.

LÜBNAN

Erkeklere zorunlu 1 yıl askerlik uygulaması 2005 yılında kalktı.

AVUSTRALYA

1972'de Whitlam hükümeti zorunlu askerliği kaldırdı.

SRİ LANKA

ingiltere'nin hakimiyeti altındayken de 1948'de bağımsızlığını kazandıktan sonra da zorunlu askerlik uygulaması olmadı. Ordusu tamamen gönüllülerden oluşuyor.

BARBADOS

Ülkede gönüllü askerlik için yaş sınırı 18.

İTALYA

2000 yılında parlamentoda alınan karar uyarınca ordunun 2007 yılından sonra tamamen profesyonel bir örgütlenme olması planlanmıştır. Ancak, geçiş süreci tahmin edilenden daha hızlı ve başarılı uygulanınca öngörülenden iki yıl önce, 2005 yılında profesyonel orduya geçilmiştir.

BELÇİKA

1994'te zorunlu askerlik kaldırıldı, 2010 yılının başında da gönüllü askerlik uygulaması geldi.

İSPANYA

2002 yılı itibariyle zorunlu askerlik sistemi kaldırılarak profesyonel orduya geçilmiştir.

İRLANDA

Zorunlu askerlik sistemi hiçbir zaman uygulanmamıştır. Profesyonel ordusu vardır.

MACARİSTAN

2003 yılında profesyonel orduya geçilmesine karar verilmiştir. 2005 yılı içerisinde hazırlıkların tamamlanarak zorunlu askerlik uygulanmasının kaldırılması beklenmektedir.

LÜKSEMBURG

MAKEDONYA

KARADAĞ

FAS

HOLLANDA

YENİ ZELANDA

TANZANYA

PANAMA

PERU

FİLİPİNLER

PORTEKİZ

ROMANYA

SLOVAKYA

SLOVENYA

GÜNEY AFRİKA

http://www.sabah.com.tr/fotohaber/dunya/ulke_ulke_askerlik_uygulamalari?tc=48&albumId=21985&page=1
#1039
Batman'da eczane ve ilaç yolsuzluğu iddiaları üzerine 2008 yılında başlatılan incelemeler sonucunda hazırlanan müfettiş raporlarına istinaden operasyon başlatıldı. Operasyonda farklı illerden toplam 32 doktor gözaltına alındı.

Batman Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatıyla Batman Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince bugün sabaha karşı başlatılan 'Sağlık Operasyonu' kapsamında Batman'dan 16 hekimin yanısıra Ankara, Diyarbakır ve Van illerinde görev yapan doktorların da aralarında bulunduğu toplam 32 hekim gözaltına alındı.

Olayla ilgileri olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 32 doktor sağlık kontrollerinin yapılması için Batman Bölge Devlet Hastanesi'ne gönderildi. Batman Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Peker, operasyonların genişleyerek devam edeceğini söyleyerek, "2008-2009 yıllarında Batman'da yaşanan eczane ve ilaç yolsuzluğu kapsamında olayı araştırmak üzere Batman'a gelen müfettişlerin raporları doğrultusunda polis operasyon başlattı. Reçete yazan ve haksız kazanç sağlanmasında aracılık yaptıkları iddia edilen Batman'da 16 hekimi gözaltına aldık. 16 hekim ise Türkiye'nin değişik yerlerinde görev yaptıklarından onların ifadelerini de talimat yoluyla talep ettik.Operasyon kapsamında gözaltına alınan hekim sayısı 32'dir" dedi.

Başsavcı Peker, operasyonun genişleyerek devam edeceğini ve başka gözaltıların da yaşanabileceğini söyledi.

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2010/09/28/4_ilde_32_doktora_gozalti
#1040
12 Eylül referandumuyla Türkiye yeni bir toplumsal sözleşmeye hazırlanıyor. Bu süreç eski Türkiye'nin kirli ilişkilerini de bir bir açığa çıkartıyor.
Daha şimdiden Özel Harp Dairesi'nin Kıbrıs'ta cami bombalamasından Lochheed uçak skandalına, Turgut Özal ve Eşref Bitlis suikastından Jİ- TEM'in faili meçhul cinayetlerine onlarca şey konuşuluyor.
Daha işin başındayız.
Habertürk gazetesine konuşan emekli iki asker Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu ve Albay Arif Doğan'ın söyledikleri sadece buzdağının görünen kısmı. Ama o kadarı bile insanı dehşete düşürmeye yetiyor. Yirmibeşoğlu Kıbrıs'taki bir caminin bombalanmasıyla ilgili söyledikleri eski Türkiye'deki "derin" anlayışı yansıtıyor:
"Eğer bir yerde halkın galeyana gelmesini bir mukavemet hareketini göstermesini arzu ederseniz sizin saygın değerlerinize düşmanın, karşı tarafın bir şey yaptığını, küçültücü hareket yaptığını gösterirseniz, halkı galeyana getirirsiniz. Özel Harp'te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs'ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela."
Bu satırları okuyunca aklıma Korgeneral Altay Tokat'ın 2006'da Aktüel'e söylediği sözler geldi. Tokat, Güneydoğu'da görev yaptığı yıllarda, bölgeye yeni gelen memur ve hâkimlerin "işlerini ciddiye alıp hizaya girmeleri için evlerinin yakınına birkaç bomba attırdığını" itiraf etmişti.
Bu "iç düşman" zihniyeti, eski Türkiye'nin ana aksını oluşturuyordu. 6-7 Eylül olayları da, Kanlı Pazar da, 1 Mayıs 1977 katliamı da, Ecevit Suikastı da hatta Kemalist aydınların öldürülmeleri de aynı zihniyetin ürünüydü.
Tüm bu olayların izi sürüldüğünde karşımıza bilinen bir yapı çıkıyor; eski adı Seferberlik Tetkik Kurulu olan Özel Harp Dairesi... Geçmişin hangi olayını karıştırırsanız karıştırın karşınıza bu yapı çıkıyor. Ecevit, 74 yılında karşılaştığı bu yapıyı sorgulamaya kalktı ama kendi suikastı dahil bir arpa boyu yol alamadı.
İz süren ya sustu, ya da susturuldu.
Şimdiki adı Özel Kuvvetler Komutanlığı olan bu kurum son dönemlerde de çok tartışıldı. Üzerinde az konuşulan ama çok bilinen bu kurumun adıyla en yoğun biçimde 90'lı yıllarda karşılaştım. Ama fısıltı biçiminde...

"Faili meçhuller devlet politikası"
O yıllarda teröre karşı devlet eliyle hukuk dışı da dahil topyekun bir savaş başlatılmıştı. Bu savaşın bir ayağı Güneydoğu'da bir ayağı büyük kentlerdeydi... Neler olup bittiğini Meclis dahil kimse bilmiyordu.
Aynı süreçte ardı ardına Kemalist aydınlar öldürüldü. Aynı süreçte Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın gibi komutanlar ortadan kaldırıldı.
Cumhurbaşkanı Özal'ın ölümü de o dönemdeydi.
O dönemde arada bir görüştüğüm "derin ses"e sormuştum; "Bu olayların, cinayetlerin arkasında kamuoyunda bilinen çeteler, mafya babaları veya itirafçılar mı var?"
"Derin ses" sözle cevap vermedi, Mesut Yılmaz'ın 28 Şubat'ta yaptığı gibi eliyle omzunu işaret etmekle yetindi.
Ona göre, çeteler, mafya babaları ve itirafçılar hukuk dışı sistemin laçkalaşmış kesimleriydi ve deşifre olmalarında bir mahzur yoktu. O yüzden Susurluk'ta kesilip atıldılar.
Hanefi Avcı bu gerçeği bilenlerden biri ama sadece aysbergin görünen yüzünü işaret etti.
Gerçeği en yalın biçimde Koramiral Atilla Kıyat özetledi:
"Faili meçhuller bir devlet politikasıydı"
Yoksa bunca olayı sadece "izleyen" bir devlet olabilir mi? Özal Harpçilerin 50, 60 ve 70'lerde yaptıklarına bakınca 90'ları iki binleri es geçmeleri mümkün değil. 12 Eylül referandumu bu kirli geçmişle yüzleşmenin ilk adımı oldu. Sonrası gelecek, çünkü yeni Türkiye kirli bir geçmiş üzerine kurulamaz.

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ovur/2010/09/28/cami_de_yaktik_bomba_da_attik