Haberler:

deneme

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#1081
Hakkari'nin Geçitli Köyü yakınlarında bir minibüsün geçişi sırasında yola döşenen mayının uzaktan kumandayla patlatılması sonucu 9 sivil vatandaşın ölümüne, aralarında çocukların da bulunduğu 4 kişinin de yaralanmasına neden olan kanlı terör saldırının, terör örgütünde bir süredir yaşanan ''liderlik'' çatışmasına dayandığı bildirildi.

Saldırıyı Suriye uyruklu olan ve geçen yıl terör örgütünün silahlı kanadının başından uzaklaştırılan Fehman Hüseyin'in adamları tarafından gerçekleştirildiği belirlendi.

Güvenlik birimlerinin yaptıkları teknik çalışmalar sonucu, Hakkari'deki mayınlama eyleminin örgüt içerisinde şiddet yanlısı ''Şahinler''in lideri konumundaki Suriye uyruklu ''Bahoz Erdal'' kod adlı Fehman Hüseyin'e bağlı olarak Hakkari kırsalında faaliyet gösteren ''Masiro'' kod adlı Bedirhan Abo liderliğindeki grup tarafından gerçekleştirildiği tespit edildi.

Terör örgütünün tek taraflı ''eylemsizlik'' kararının sona ermesine 4 gün kala, terör örgütü içerisinde silah bırakılmasına karşı çıkan ve şiddeti tırmandırmaya çalışan Fehman Hüseyin liderliğindeki ''Derin PKK''nın, Türkiye'de 12 Eylül halkoylaması sonrasında sorunların demokratikleşme sürecinde çözümüne yönelik oluşan ortamı sabote etmeyi hedeflediği kaydedildi.

PKK terör örgütünün elebaşlarından ''Cemal'' kod adlı Murat Karayılan ile Suriye uyruklu Fehman Hüseyin arasında yaşanan liderlik kavgası, terörist başı Abdullah Öcalan'ın da desteğiyle, geçen yıl (15 Nisan 2009) terör örgütünün silahlı kadrolarının (HPG) başındaki Fehman Hüseyin'in görevden alınmasıyla sonuçlanmıştı.

''Kandil'in talimatlarını dinlemeyerek, özellikle Türkiye içerisinde sivilleri hedef alan kanlı eylemleri nedeniyle örgüt politikasına zarar verdiği'' gerekçesiyle görevden alınan ''Bahoz Erdal'' kod adlı Suriye uyruklu Fehman Hüseyin'in yerine Murat Karayılan'a bağlılığı ile bilinen bir başka Suriye uyruklu ''Sofi Nurettin'' kod adlı Nurettin Halef Al Muhammed getirilmişti.

Terör örgütünün silahlı kanadının üst kademesinde yaşanan bu değişiklik örgüt içerisinde Fehman Hüseyin yanlılarınca tepkiyle karşılanmıştı. Değişikliğin ardından Türkiye ve İran'daki terör örgütünde iç çatışmalar yaşanmış, bazı örgüt üyeleri bu çatışmalarda hayatını kaybederken, Fehman Hüseyin'inden yana tavır gösteren örgüt sorumluları Kandil'e çağrılarak sorgulanmışlardı. Örgüt dışına sızmaması için büyük gayret gösterilen ''liderlik çatışması'' telsiz konuşmalarına yansımış, örgütten kaçışları arttırmıştı.

Terör örgütünde ''eylemsizlik'' kararı alanlar ile Hakkari'deki kanlı terör eylemini gerçekleştirenlerin PKK'da farklı merkezler olduğunu belirten terör uzmanları, geçmişte Diyarbakır'da dershane önünde yaşanan bombalı eylem, Batman'da 3 BDP'linin mayınlama eylemi sonucu öldürülmesi gibi saldırıların terör örgütünde yaşanan iç çatışmanın yansıması olduğunu söylediler.

Ramazan ayı öncesinde Kürt kökenli vatandaşların tepkisinden çekinen terörist Murat Karayılan'ın liderliğindeki Kandil yönetimi, 20 Eylül tarihine kadar tek taraflı ''eylemsizlik'' kararı alındığını açıklamasına rağmen, Hakkari'nin güneyindeki Irak'ın kuzey bölgesinde görevlendirilen Fehman Hüseyin'e bağlı olarak faaliyet gösteren ''Masiro'' kod adlı Bedirhan Abo'ya bağlı bir grup PKK'lı, Hakkari'nin merkezinde Hacı Sait Camisi imamı Aziz Tan'ı, ''Örgütün şiddet politikasını desteklemediği ve dağlardaki gençlere silah bırakma çağrısı'' yaptığı için öldürdükleri ortaya çıkmıştı.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1029141&title=iste-hakkari-saldirisinin-sebebi-ve-failleri
#1082
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Acil Yardım ve Can Kurtarma Birimi Müdürü Dr. Tuncay Bulut, bilinçsizce yapılan ilkyardımların kazalarda sakat kalma ve ölümleri artırdığını söyledi. Birçok konunun da yanlış bilindiğini ifade eden Bulut, doğru bilinen yanlışları anlattı.

Doğru bilinen yanlış birtakım ilkyardım uygulamaları, kazazedeye yarardan çok zarar verebiliyor. Zehirlenen bir kişiyi kusturma, kanayan yaraya kül dökme, bayılana soğan koklatma, boğulan kişinin sırtına vurma gibi müdahaleler kazazedenin sakat kalmasına, hatta hayatını kaybetmesine sebep oluyor. İlkyardım, yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması ya da durumun kötüye gitmesini önleyebilmek amacı ile olay yerinde, mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Acil Yardım ve Can Kurtarma Birimi Müdürü Dr. Tuncay Bulut, basit ve etkili bir yardım ile kazazedenin hayatının kurtulabileceğini söylüyor. Bulut, "Toplum olarak yardım etmeyi severiz; ancak kazalardaki sakat kalmalar ve ölümlerin büyük bir bölümü, bilinçsizce yapılan ilkyardım müdahalelerinden kaynaklanıyor. İlkyardımda en önemli kural zarar vermemektir. Kaza durumunda her şeyden önce ambulansa haber verilmeli." diyor.

Dr. Bulut'un verdiği bilgilere göre, en çok yapılan yanlış ilkyardım uygulaması, solunumu olan kişiye kalp masajı yapılması. Kazazedenin kalbinin atıp atmadığı kontrol edilmeden hemen kalp masajına başlanıyor. Normal solunumu olan kişiye kalp masajı yapılması durumunda çalışan kalp durur. Çamaşır suyu, tuz ruhu gibi yakıcı temizlik maddelerinin içilmesi durumunda zehirlenen kişiyi kusturmak da vücuda iki kat zarar vermek anlamına geliyor. Kusturulma anında yakıcı madde soluk borusuna zarar verir ve hastanın durumu daha da kötüleşir. Bu tür zehirlenmelerde kişi hemen doktora götürülmelidir.

İlkyardımda yanlış müdahale yaralıya daha çok zarar veriyor

Boğaza takılan herhangi bir cisim nedeniyle tıkanma meydana gelmiş ve kişi öksürebiliyorsa sırtına vurmayın. Sırta vurma ve karından itme gibi müdahaleler, tıkanmayı daha da artırır. Eğer öksürük yoksa kazazedeyi bir elle göğsünden destekleyin, öne eğin. Diğer elinizle kürek kemiklerinin arasından 5 kez sert şekilde vurun.

Suda boğulmalarda, kişinin vücudundaki suyu boşaltmaya çalışmayın. Boğulmanın nedeni su değil, suyun akciğerlere girmesini engellemek için soluk yolunda ortaya çıkan refleks daralmadır. Boğulma tehlikesi geçiren kişiye suni solunum yapın.

Göze herhangi bir cisim batmışsa çıkarmayın. Cismin gözün içine daha çok girmesine sebep olursunuz. Bunun yerine cismi sabitleyin, gözler birlikte hareket ettiğinden sağlam gözü de kapatın ve doktora başvurun.

Böcek veya yılan sokmalarında yaralı bölgeyi kesmeyin, emmeyin. Zehir, müdahale eden kişiye geçebilir. Yaralı bölgeyi bol su ve sabunla yıkayın. Bölgeyi kalp seviyesinin altında tutun, bölgeye soğuk uygulama yapın.

Burun kanamalarında hastanın başını arkaya doğru yatırmayın. Hastayı başı hafifçe öne eğik olacak şekilde oturtun. Burun kanatlarını sıkarak 5-10 dakika baskı uygulayın.

Bayılana soğan, sarımsak asla koklatmayın. Hayati organlara kan gitmesi için ayakları 20-30 cm yukarı kaldırın, elbisesini gevşetin.

Donmuş bölgeye masaj yapmayın ve ovmayın. Hastayı ılık bir ortama alın.

ZEYNEP KAÇMAZ İSTANBUL
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1013848&title=ilkyardimda-dogru-bilinen-yanlislar
#1083
Türkiye'nin kanayan yarası hakkındaki görüşlerinizi bekliyoruz.
#1084
Ve bu da JİTEM'in ses kaydı.. Kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim, "Ben JİTEM'im" diyor.

dailymotion.com'da yayına konulan bir ses kaydında JİTEM'le ilgili şok itiraflarda bulunuyor. Ses kaydındaki kişinin Ergenekon davası sanığı emekli Albay Arif Doğan olduğu iddia ediliyor. Arif Doğan ifadesinde JİTEM'in yasal bir yapılanma olduğunu ve üstlerinin emri doğrultusunda JİTEM'i kendisinin kurduğunu söylemişti.

dailymotion.com'da yayına konulan ses kaydında Arif Doğan olduğu iddia edilen kişi, JİTEM'le ilgili şok itiraflarda bulunuyor:

İŞTE SES KAYDININ TAM METNİ


İlk ve son, JİTEM'i benden başka bilen yok. O benimle beraber gider. Ben JİTEM'im. Ben olmadığıma göre benden başka kimseden emir almazlar.


Ben sadece kod adını biliyorum. Arşivi tutan başka bir kişidir. Çok değerli bir insan, savaşçıdır. Asker değilbunlar. Askerleri de var işinde de er değil yani. Rütbelilerde de var.


Herkes görevlendirilmiştir. Herkes görevini en az benim kadar bilir ama hepsini bilmez.

10 tane görevlendirme varsa dokuzunun ne olduğunu bilmezler. Birini bilir.

Yalnız benim dediğim kanundur. Ben unsurlar içinde birini çağırıp bunu niye böyle yaptın dediğim zaman sadece özür diler, ben yapmadım diyeni öldürtürüm.

Çünkü bu vatan için bu toprak için geleceğinde geçmişinde ve hâzırdaki durumunda ihtiyacı vardır. Bak 'Devlet' tabirini de hiç kullanmıyorum.

Bir gün bakanlarla milletvekilleri ile oturuyor. Ankara Oteli'nde altta. Ben üst kata çıktım. Bir şerefsiz or...pu çocuğu var. O benim yanıma gelirdi. Yeşil yani Mahmut oturup konuşuyoruz.

....

Sayın Birinci Başkan'a söyleyin Arif Doğan'ın ölüsü de dirisi de tehlikelidir. Bana dedi ki Genel Komutan seninle görüşmek istiyor.

Arif dedim sen artık bu yolun yolcususun,

- 'Gelmiyorum' dedim.

-Lan oğlum manyakmısın?

-Ne manyağı oğlum? Siz manyaksınız. Beni Jandarma Genel Komutanı, Genelkurmay Başkanı ne ırgalar. Bana ne? Dedim ya.

- Emir subayı arasın gelir misiniz?

-Böyle böyle desin ondan sonra düşüneyim.

Vallah bir tane albay aradı piyade albay. 'Genel Komutanımız sizinle görüşmek istiyor müsait misiniz?'

Ondan sonra gittim konuştum. Hemen 24 saatte telafi ettiler. Vallaha dedim konuşmaya başlasam dünya birbirine girer.

GENELKURMAY'A AYRINTILI BİLGİ VERMEZDİM

Bilinmesi icap eden bilgi ise veririm. Ama bilgi değilse, 'Arif şu nasıl?' siz bilmeyin daha iyi, 'Lan manyak mısın oğlum?' dedi. Baksana ben orgeneralim, sen..' dedi 'Yarbaysın ben Genelkurmay Başkanı'yım', 'Bana ne, ne olursan ol komutanım' dedim. Her şeyden önce insansın. Seni dedim pisliğe ne bulaştırayım...


SURİYE'DE OPERASYON YAPTIK, ÖZAL ÖCALANI ALAMADI

Cemşeref'te (Suriye'de bir kent) dün bir patlama oldu, 75 PKK'lı öldü. 15 ev havaya uçuruldu. Herkes merak ediyor. Biz tabi bildirileri oraya attık Müslüman Kardeş'in. Turgut Özal şeyin yanındaymış, Hafız Esad'ın, şeyi istemeye gitmiş Öcalan'ı. Demiş ki tercümana Sayın Esad diyor ki 'Sayın Başbakana söyleyin önce Müslüman Kardeşler'i bize teslim etsin. Biz de Abdullah Öcalan'ı teslim etmeye çalışırız. Daha 75 kişimiz Cemşeref köyünde 2 saat önce öldü. Şey'in haberi yok tabii; başbakan'ın (Özal)...

ÖZAL BİZİM İÇİN'BU ADAMLAR NEREDEN EMİR ALIYOR' DEDİ...

Mit Diyarbakır bölge Müdürü onunla berabermiş. Sormuş, yav demiş, 'Bu nedir başkan. Benden habersiz bir şey mi yaptınız.' Efendim demiş, 'Ben özel telefonla bir görüşeyim, ondan sonra sizi bilgilendireyim sizi demiş.

- Efendim, JİTEM misilleme yapmış

- Ne misillemesi?

- Ceylanpınar'ı basıp, 200 tane ineğin, süt ineğinin memeleri kesilmişti. Onun misillemesi bu.

- Allah Allah, nereden emir alıyor bu adamlar...

JİTEMİN SİYASETE 'DAYAKLI' MÜDAHALESİ

Köpek Muammer Güler. Niğde'de alay komutanıydım. Bu vali olarak geldi. Valiliğin 'V' harfini bilmez. O valiliği benden öğrendi. Benim yanımda olduğu müddetçe bütün siyasilere bakanlar da dâhil, miğfer oluşturdum.

Dedim 'buna dokunursanız vallaha billaha bulunduğunuz yerdeki delegelerinizi öldürtürüm. Size oy verdirtmem'. O kadar kolladım korudum onu. 'Ya komutanım çok üzerime geliyor milletvekilleri' derdi.

Haa öyle mi? Açıyordum telefonu bölük komutanına. 'Hemen şu milletvekiline tebligat yapın. Ben yarın bekliyorum onu. Tıppış tıpış geliyorlardı. Gelmesinler anasını satayım.

Hemen çıkarırdım özel ekip. Başlardım onun delege listesinden adamları dövdürtmeye. 'Yav komutanım ne için yapıyorsunuz' falan diyenlere de dedirtiyordum ki, 'Oğlum, milletvekili sizden böyle böyle kötülük görmüş, komutana rica etmiş, biz de onun emrini yerine getiriyoruz.' Bir daha oy verirler mi? Bunlar JİTEM taktiğidir. Dinsizin hakkından imansız gelir yani.

AK PARTİ'YE OY VERECEK KADAR YOBAZ DEĞİLİM

Yobaz değilim, 50 sene gelsem AK Parti'ye 'dindar' diye oy vermem. TC'nin devletin %80'i Kavat olmuş, yalancı, hırsız, or...puluk yapıyor. Pez...lik yapıyor bunlar. Yalancılar, sahtekârlar.

BU DEVLER 20 SENEDİR KAVATLARIN DEVLETİ

Ben bu devlete 20 senedir kavatların devleti diyorum Atatürk'ün devleti değil bu devlet. PKK'nin dediği gibi, PKK 'TECE' der, Türkiye Cumhuriyeti demez. Benim çekindiğim bir şey yok.

Beni bu kavat devlet iki defa öldür, onun için daha ne yapacak? Öbür dünyaya gidip geliyorum.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1028797
#1085


Hakkari'deki patlamada yaşamını yitiren 2 kişinin cenazesinin toprağa verildiği Yüksekova ilçesinde, polisin, izinsiz gösteri yapan gruba müdahalesi sırasında meydana gelen patlamada, ilk belirlemelere göre 6'sı polis 10 kişi yaralandı.

Alınan bilgiye göre, Hakkari'ye 28 kilometre uzaklıktaki Geçitli köyü yakınlarında bir minibüsün geçişi sırasında meydana gelen patlamada yaşamını yitiren Cani Dayan ile Semiha Dayan'ın cenazeleri, Hakkari Devlet Hastanesi morgundan alınarak Yüksekova'ya getirildi.

Kışla Mahallesi'ndeki Merkez Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından bir süre omuzlarda taşınan cenazeler, vatandaşlar tarafından Akalın köyü mezarlığına götürüldü.

Cenazelerin toprağa verilmesinin ardından kalabalığın, ilçe merkezine doğru yürüyüşe geçtiği sırada, Cengiz Topel Caddesi'nde toplanan bir grup, caddede güvenlik önlemi alan polise taşla saldırdı.

Polisin, caddede toplanan göstericilere basınçlı su ve biber gazı ile müdahalesi sırasında, Gever İş Merkezi yakınındaki taksi yazıhanesinde patlama meydana geldi.

Patlamada, ilk belirlemeye göre, 6'sı polis 10 kişi yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla Yüksekova Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Patlamanın ardından havaya uyarı ateşi açan polis, göstericileri ara sokaklara dağıttı.

İlçe merkezindeki gösteriler devam ediyor.

Yaralı polisler Van'a sevk edildi

Hakkari'deki mayınlı saldırıda hayatını kaybedenlerin cenaze töreninden sonra polise yönelik yapılan bombalı saldırıda yaralanan polislerden durumları ağır olanlar Van'daki hastanelere sevk edildi.

Yüksekova ilçesi Kışla Mahallesi'ndeki Merkez Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından ilçe merkezinde toplanan bir grubun polise taşlı saldırıda bulunmaları sırasında bir simitçi tezgahına bırakılan bomba patlamış, olayda 6'sı polis 10 kişi yaralanmıştı. (CİHAN) AA

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1028932&title=hakkaride-patlama-6si-polis-10-yarali
#1086
Eylül ayının gelmesiyle birlikte yeni diziler de ekranlarda boy göstermeye başladı. Televizyon kanalları dizilerinin daha çok izlenmesi için birbiriyle yarışırken, toplumsal değerler, aile yapısı ya da çocukların ruh sağlığını ihmal edebiliyor. Bunun son örneği "Fatmagül'ün Suçu Ne?" isimli televizyon dizisinde yaşandı.

Televizyon kanalları rakiplerinden öne geçmek ve daha çok reyting almak için her yolu serbest olarak görürken bu konuda en büyük desteği ise yayın grubuna bağlı gazetelerden alıyor. Bugün Doğan grubunun üç gazetesinde de bir tecavüz haberi yayınlandı. Ancak bu kez haber 3. sayfa yerine 2. yada arka sayfalarda idi. Kullanılan üslupta 3. sayfadakilerden oldukça farklıydı. Ne tecavüz kötüleniyordu ne de bu eylemi yapanlar. Çünkü haber "Fatmagül'ün Suçu Ne?" isimli televizyon dizisinin reklamı için yapılmıştı.

Haberde kullanılan dil, tarz ve fotoğraflar, filmin 80'li yıllarda çekilen Hülya Avşar'lı sahneyle yapılan karşılaştırmalar dikkate alındığında tecavüzün insanlık dışı olduğuna dair bir izlenim edinmek mümkün değil. "Bütün Türkiye ekran başına kilitlendi" tarzında yapılan haberlerde kullanılan başlıklar da bunu gösteriyor: "İşte o sahne", "İnternette rekor kırdı", "Tecavüz ekrana kilitledi"... 4 zengin, sarhoş ve uyuşturucu kullanmış genç, pek çok hayali olan fakir bir kıza tecavüz ediyor ve bu haber "İşte o sahne" başlığıyla veriliyor. Üstelik "İşte Beren'li tecavüz sahnesi" ve "İşte Hülya'lı tecavüz sahnesi" diye karşılaştırma yapılarak okura alternatif bile sunuluyor.

REYTİNG İÇİN HER ŞEY SERBEST

Reyting, dolayısıyla daha çok reklam ve daha çok para için yapılan yayınlardaki dozajın nasıl kaçtığıyla ilgili tek örnek tecavüze övgü haberleri değil elbette. Birkaç yıl önce yayınlandığı günlerde tüm zamanların seyirci rekorunun kırıldığı belirtilen "Binbir Gece" isimli dizinin reklamında da benzer bir yöntem izlenmişti. Çocuğu hasta olan bir kadın çocuğunun tedavi masrafı için patronuyla bir geceliğine birlikte olup 150 bin dolar almıştı. Bu gazetelerde haber konusu edilmiş, ünlülere "siz olsanız ne yapardınız" sorusu sorulmuştu. Kimi olumlu kimi olumsuz cevaplar vermiş ve konunun günlerce kalması sağlanmıştı. Tabiî ki dizide reyting patlaması yapmıştı.

Aşk-ı Memnu isimli dizide amcasının eşiyle birlikte olan bir adama övgü dizilmiş ve yine bir çok ünlüye "Siz olsanız yengenizle birlikte olur muydunuz?" sorusu iletilmişti.

Başka dizilerde de başka skandallara imza atılmıştı. Bu haberler çocukların da ulaşabileceği gazetelerde yayınlanmış yine çocukların izlediği saatlerde televizyon ekranlarında gösterilmişti. Peki bunun topluma yansıması nasıl oluyor?

Sorunun cevabı için uzağa gitmeye gerek yok. Aynı gazetelerin üçüncü sayfalarındaki haberleri okumak yeterli: "...tecavüz edip öldürdü", "...yaşındaki çocuğa taciz", "....yengesiyle kaçtı". Ve daha onlarca benzer haber, hem de her gün...

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1028814&title=reyting-icin-tecavuze-ovgu-cocuklarin-sucu-ne
#1087
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hakkari'deki saldırı ile ilgili olarak, terör örgütünün sicilinde bu tür olayların bulunduğunu belirterek, ''Sivillerden gelecek tepkiden utanır korkarlarsa o zaman bunu kabul etmezler, 'Bunu devlet yaptı diye hemen devlete atarlar. Tabii ki olay şu anda gerek polis gerek savcılığın araştırması ve delillerle işin niye ve nasıl olduğunun ortaya çıkarılması safhasındayız'' dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Birleşmiş Milletler 65. Genel Kurulu Genel görüşmelerine katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere 9 günlük ABD gezisi için Atatürk Havalimanı'ndan hareketinden önce gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gül, Hakkari'de 9 vatandaşın ölümü 4'ünün de yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıya ilişkin bir soru üzerine, terör örgütü PKK'yı kast ederek, ''Terör örgütünün siciline bakarsanız bu tip olaylar vardır. Terör örgütünün sicili bu tür olaylarla doludur'' dedi.

Terör örgütünün, sivillerden gelecek tepkiden utanır veya korkarsa o zaman bunu kabul etmeyerek, ''Bunu devlet yaptı'' diye suçu hemen devlete attıklarını ifade eden Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunun en tipik örneklerinden bir tanesi birkaç yıl önce Diyarbakır'da dershanelerin önünde gerçekleştirdikleri terör. Bu saldırıda birçok Diyarbakırlı çocuğumuz hayatını kaybetti ve bunu devlet yaptı diye neredeyse herkesi inandırmışlardı. Ama daha sonra katiller yakalandığında itiraf etmişlerdir, bunu terör örgütü adına yaptıklarını.

Tabii ki olay şu anda, gerek polis gerek savcılığın araştırması ve delillerle işin niye ve nasıl olduğunun ortaya çıkarılması safhasındayız.

Dolayısıyla şunu bir kez daha tekrarlayalım. Mayınlar dünyada ordulara bile yasaklanmıştır. Şimdi terör örgütünün nasıl mayın kullandığını, nasıl güvenlik güçlerine, sivillere karşı saldırdığını Ankara'da, İstanbul'un merkezinde neler yaptığını, hatırlarsanız bu olayın da hiç değilse ön bazı tahminlerini yaparsınız. Ama halktan ve uluslararası camiadan görecekleri tepkiden dolayı başında hemen suçlu bulurlar ve bu suçlu da devlet derler.''

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1028959&title=cumhurbaskani-gul-teror-orgutunun-sicili-bu-tur-olaylarla-dolu
#1088
Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) Eğitim Bilimleri Testi, ''sınav sürecinde bazı usulsüzlüklerin meydana geldiği kanaatiyle'' iptal edildi.

ÖSYM'den yapılan yazılı açıklamada, sınavın iptal edildiği duyurularak, şunlar kaydedildi:

''10-11 Temmuz 2010 tarihlerinde yapılan Kamu Personel Seçme Sınavının (KPSS-Lisans) Eğitim Bilimleri Testi, sınav sürecinde bazı usulsüzlüklerin meydana geldiği kanaatine varıldığından, telafisi mümkün olmayan zararların ortaya çıkmasını engellemek için iptal edilmiştir. Bu sınav ve daha önce ertelendiği açıklanan diğer sınavların yeni tarihleri yakında açıklanacaktır.''

YENİ BAŞVURU OLMAYACAK

İptal edilen KPSS-2010 Eğitim Bilimleri Sınavı'nın bu yıl içinde yapılacağı bildirildi.

KPSS'de soru sızdırıldığı yönündeki iddialar ve yürütülen soruşturmalar nedeniyle Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), aralarında KPDS ve TUS'un da bulunduğu 12 sınavın ertelendiği duyurmuş, bu sınavların bu yıl içinde yapılmasının planlandığını açıklamıştı.

ÖSYM yetkilileri, KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı'nın da diğer sınavlar için planlandığı gibi bu yıl içinde yapılacağını, ancak öğretmen atamaları da göz önünde bulundurularak tarihin en erken olacak şekilde belirleneceğini bildirdi.

Yetkililer, KPSS Eğitim Bilimleri sınavı için yeniden başvuru alınmayacağını, 10 Temmuz 2010 tarihinde sınava girenlerin, yeniden yapılacak sınava katılacaklarını ifade etti. Eğitim Bilimleri Sınavı'na yaklaşık 280 bin kişi katılmıştı.

Öte yandan, KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı sorularını hazırlayan komisyon üyelerinin değişip değişmeyeceği konusunun henüz netlik kazanmadığı, konuya ilişkin YÖK'ün karar vereceği öğrenildi.

http://www.haber7.com/haber/20100917/OSYM-KPSS-iptal-gerekcesini-acikladi.php
#1089
KPSS'de kopya çekildiği iddiaları sonrasında yürütülen soruşturma kapsamında toplam 9 ilde operasyon düzenlendi. Gözlatına alınan 72 kişi arasında öğretim görevlileri ve öğrenciler de de var.

KPSS sınavında kopya iddialarıyla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınların sayısı 72'ye yükseldi.

Ankara Cumhuriyet Savcılığının talimatı doğrultusunda, Ankara, Bursa, Konya, Karaman, Bolu, Elazığ, Sakarya ve Adana'da Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü eşzamanlı operasyon yapıyor.

Operasyon kapsamında, 13'ü Ankara'da olmak üzere toplam 72 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasının 5'inin çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi olduğu ve ayrıca üniversite çalışanları ve öğrencilerin bulunduğu ifade edildi. Bu kişilere ait olduğu bildirilen çok sayıda bilgisayar ve dokümana da el konulduğu bildirildi.

Emniyet yetkilileri, soruşturmanın ''suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak'' iddiasıyla yapıldığını ifade etti.

http://www.haber7.com/haber/20100917/Kopya-cetesine-operasyon-72-gozalti.php
#1090


Hakkâri'deki bir minibüse yönelik mayınlı saldırıda 9 köylü öldü. Saldırıyı askere yüklemek isteyen PKK'nın olay yerine asker çantası bıraktığı dinlemeye takılan KCK'lının telefon talimatıyla ortaya çıktı.

Hakkâri'de taziyeden dönen köylüleri taşıyan minibüsün geçişi sırasında, uzaktan kumandayla mayın patlatıldı. Saldırıda 9 köylü öldü, biri bebek dört çocuk yaralandı. Olay yerinde TSK'ya ait patlayıcı düzenek bulduklarını öne süren köylüler, askerlerle tartıştı. Askerler havaya ateş açtı. Hakkâri'ye 35 kilometre mesafedeki Geçitli köyünün çıkışında, dün 08.30 sıralarında meydana gelen saldırı, polisin kayıt altına aldığı bir telefon görüşmesiyle açıklığa kavuştu.

Saldırı sonrası, KCK operasyonu kapsamında takip edilen bazı BDP'lilerin örgüt milislerini telefonla arayarak "Bırakılan asker çantasını ön plana çıkarın, provokasyonu sahiplenin!" talimatını verdiği belirlendi. Bu telefon görüşmesi teknik takibi yapan Hakkâri Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından kayıt altına alındı. Olay şöyle gelişti: İçinde üçü çocuk 13 kişi bulunan, Aydın Erol yönetimindeki köy minibüsü, 15 kilometre mesafedeki Durankaya beldesine gitmek üzere yola çıktı. Köyden 4 kilometre uzaklıkta, minibüsün keskin virajda yavaşladığı sırada, yola yerleştirilen mayın uzaktan kumandayla patlatıldı. Hurda yığınına dönen araçtaki dokuz kişi hayatını kaybetti. Yaralanan ve durumu ağır olan dört kişi ise hemen hastanelere kaldırıldı. Yaralılar arasındaki 15 aylık bebek, hava ambulansı ile Malatya'ya gönderildi.

"PROVOKASYONU SAHİPLENİN"
Patlamanın ardından olay yerine çok sayıda asker sevk edildi. Uzman ekipler, bölgede inceleme yaptı. İncelemede, yolun ortasına döşenen patlayıcının metrelerce uzayan kablo ile bağlandığı ve bu yolla patlatıldığı belirlendi. Bu sırada bir grup köylü, olay yerine yakın bir noktada asker çantaları bulunduğunu öne sürdü. Çantalardan birinde iki adet mayın, diğerinde ise dürbün ve kasatura vardı. Çantanın üzerinde yazan isim ise Hakkâri Dağ Komando Tugayı idi. Köylüler, patlayıcıların askerlere ait olduğunu, yine olay yerine yakın bir noktada üzerinde MKE yazısı bulunan havan mermisi ve çok sayıda G3 mermisi bulduklarını savundu. Ancak olay yerinde bulunduğu ileri sürülen 2 askeri çantanın da bir provokasyon olduğu Hakkari Terörle Mücadele Şubesi'nin yaptığı teknik takipte ortaya çıktı. Polis tarafından takip edilen KCK üyesi bazı BDP'liler olay bölgesindeki milisleri arayarak provokasyon talimatı verdi. Teknik takibe takılan telefon görüşmesinde "Bırakılan asker çantasını ön plana çıkarın, provokasyonu sahiplenin!" denildiği öğrenildi. İddiaya göre minibüse mayınlı saldırıyı düzenleyen PKK timi olay yerine daha önceden ele geçirdikleri iki askeri sırt çantasını bıraktı. Sırt çantaları Hakkâri Dağ Komando Tugayı'na aitti. Konuyla ilgili SABAH'a bir açıklama yapan terör uzmanı şunları söyledi: "Askeri operasyonlarda çatışma alanında zaman zaman askeri malzemenin kalması çok doğaldır. Burada aynı şey sözkonusu. PKK'lılar çatışma bölgesinde buldukları iki sırt çantasını daha sonra kullanmak için yanlarına almışlar. Bu çanta belki de Gediktepe'de şehit edilen askerlere ait. Yapılan plan her yönüyle dökülüyor. Böyle bir saçmalığa dağdaki terörist bile inanmaz." Öte yandan Hakkâri polisi saldırıyı organize eden 3 PKK militanının kimliğine de ulaştı. Yapılan tespitlere göre son Geçitli köyündeki son saldırıyı, daha önce Hakkari merkezde Aziz Tan isimli imamı şehit eden aynı grup gerçekleştirdi. Timin liderliğini ise Serhat kod adlı Ferhat A.'nın yaptığı belirtildi. Yaklaşık 300 haneli Geçitli, halkının referandum boykotuna katıldığı, sandıklardan sadece 5 oy çıktığı belirtiliyor. Genelkurmay da olayla ilgili açıklamasında terör örgütünün yerleştirdiği mayının patlaması sonuçu 9 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Tepede izleyen yedi kişi vardı

Bazı köylüler, hâkim tepelerde yedi kişinin olayı izlediğini, fark edildiklerinde kaçtığını, komutanların telsizle helikopter istediğini ancak helikopter görmedikleri öne sürdü. Öte yandan, saldırıda yaralanan tümü çocuk 4 kişi çeşitli hastanelerde tedavi altına alındı. Saldırıda yaşamını yitirenlerin isimleri ise şöyle: Aydın Erol (25) (sürücü), Enes Erol (22), Eşref Gür (30), Şirin Kurt (23), Abuzeyt İdem (40), Cane Dayan (50), Simeha Dayan (35), Zarife Çiftçi (25), Nurulluh Umut Çiftçi (3). Yaşamlarını yitirenlerin toprağa verilmesi için Geçitli köyünde hazırlıklar tamamlandı. 9 kişi için mezar yerleri iş makineleriyle kazıldı.



Mayınlar Rus yapımı

Valilik, olay yerine 50 metre mesafede iki adet sırt çantası içinde Rus yapımı iki antitank mayın ve havan içinde patlatma düzenekli C4 plastik patlayıcı bulunduğunu açıkladı.

Ufuk KÖROĞLU - Yahya ÖYLEK - Atilla KORKMAZ - Fahrettin GÖK - Naim KAZANDIOĞLU / SABAH
http://www.sabah.com.tr/Gundem/2010/09/17/provokasyon_cikti
#1091
                                                                                                                                                                        Örnek No : 21**
T.C.
...................... İcra Dairesi
Dosya No : ........................




İKİNCİ HACİZ İHBARNAMESİ



1-Üçüncü şahsın adı, soyadı ve adresi : .................................................. ............................

2-Alacaklının ve varsa vekilinin adı, .................................................. ..............................
soyadı ve adresi : .................................................. ............................

3-Borçlunun ve varsa vekilinin adı, .................................................. ..............................
soyadı ve adresi : .................................................. ............................

4-Haczin neye ilişkin olduğu, hangi miktar .................................................. ..............................
için yapıldığı : .................................................. ............................

5-Birinci haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihi : .................................................. ............................

6-Alacak tutarı ile faiz ve giderler : .................................................. ..............

Yukarıda adı yazılı borçlunun sizdeki alacağı .................................................. ..... üzerine ve masraflarla birlikte .................................................. lira borçtan dolayı haciz konularak yapılan birinci ihbara rağmen müddeti içinde itiraz etmemeniz sebebiyle borç zimmetinizde (mal yedinizde) sayılmıştır. Bu ihbarın tebliğinden itibaren (7) gün içinde borcunuz olmadığı veya malın yedinizde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusurunuz olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendinize rehnedilmiş olduğu veya alacağın borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddianız varsa yazılı veya sözlü olarak icra dairesine itirazda bulunmanız; itirazda bulunmadığınız takdirde zimmetinizde sayılan borcu (malı) icra dairesine ödemeniz (teslim etmeniz, aksi halde cebri icra yolu ile tahsil edileceği aynen alınacağı) ihtar olunur.*

(İİK m.89)
......./......./200.....

İcra Müdürü
Mühür ve İmza




(*) İlgili 89'uncu maddenin 2,3,4 ve 5 inci fıkraları metni bu ihbarın arkasında yazılır.


* Madde 89/2,3, 4, 5-Üçüncü şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlâk edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur.

Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir. Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir. İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin yüzde kırkından aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkûm edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir.

Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338 inci maddenin 1 inci fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini isteyebilir. İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder.

Üçüncü şahıs, kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediği takdirde 65 inci madde hükmü uygulanır. Her hâlde üçüncü şahıs, borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği malın iadesini isteyebilir.





**: Bu örnek, bu Yönetmelikten önceki uygulamada kullanılan Örnek 157'ye karşılık gelmektedir.

#1092


Dünya Basketbol Şampiyonası'nda ikinci olan A Milli Basketbol Takımı oyuncuları ile teknik kadroya, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 28,5 milyon TL prim verilmesi işleminin, Anayasa'nın eşitlik ilkesiyle yasal gerçeklere aykırı olduğu gerekçesiyle yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açıldı.

Ankara Barosu avukatlarından Sedat Vural tarafından, Ankara 15. İdare Mahkemesinde açılan davanın dilekçesinde, Basketbol Milli Takımının başarısına karşılık, Başbakan Erdoğan'ın toplam 28,5 milyon TL'nin, Başbakanlık Örtülü Ödeneğinden ödenmesini sağladığı, bu tutarın çek olarak sporculara ve teknik kadroya ödendiği anımsatıldı.

Yapılan bu ödemenin, Anayasanın ''eşitlik'' başta olmak üzere temel ilkelerine aykırılık yanında, toplumsal vicdanda da ciddi sorgulama ve tartışmalara neden olduğu savunulan dilekçede, 5018 sayılı ''Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununun'' 24. maddesinde, ''Örtülü Ödenek'' kapsamına giren harcamaların ne amaçla ve nasıl yapılacağının belirtildiği aktarılarak, ''Bu yasal hüküm içeriğinde de görüleceği üzere uluslararası spor karşılaşmalarında ilk 3 dereceye giren sporculara ödeme yapılacağı hüküm altına alınmamıştır'' ifadesi kullanıldı.

Dilekçede, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün ''Spor Hizmet ve Faaliyetlerinde Üstün Başarı Gösterenlerin Ödüllendirilmesi Hakkındaki Yönetmeliği'' uyarınca Basketbol Milli Takım sporcuları ve teknik kadronun ''Cumhuriyet altını'' ile ödüllendirildiği belirtildi.

Prim verilmesi işleminin, ''hukuk devletine ve Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılık taşıdığı'' ileri sürülen dilekçede, ''Davalı Başbakanlığın dava konusu kararının, yasalarımıza aykırılığı yanında idari işlemin unsurları, yani yetki, sebep, konu ve maksat yönünden de hukuka aykırı olduğu ortadadır. Bu nedenle de idari işlemin iptali ve yürütülmesinin durdurulması talebiyle idari yargıda dava açılması hukuksal bir zorunluluktur'' görüşü savunuldu.

Dilekçede, Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından 14 Eylülde, Türkiye'de yapılan Dünya Basketbol Şampiyonasında ikinci olan basketbolcular ile teknik kadroya ''Örtülü Ödenekten'' 28,5 Milyon TL verilmesine ilişkin işlemin Anayasa'nın eşitlik ilkesi ile yasal gerçeklere aykırı olduğu gerekçesiyle yürütmesinin durdurulması ile iptaline karar verilmesi talep edildi.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1028429&title=285-milyonluk-prim-davalik-oldu
#1093
YABANCI basın organlarının referandum ertesindeki yorumlarını izlediniz mi?

Dikkat, genel olarak "yabancı" diyorum ve "Batı" kelimesini kasten kullanmıyorum.
Ben hepsini izledim. Lisanını anladığım medyayı internetten direkt olarak takip ettim.
Anlamadıklarımı ise Türk gazetelerinde yayınlanan tercümelerinden okudum.

İLKİN şunu belirteyim ki, İngiliz "Daily Telegraph" yayınlanan ve buram buram İsrail dezenformasyonu kokan "İran rüşveti" (!) asparagası bir yana, ne Şark'ta, ne Garp'ta ve ne Yaşlı Kıta'da, ne Yeni Dünya'da, "evet"i olumsuz değerlendiren tek organ çıkmadı.
İlaç için, numunelik olarak, mostralık niyetine bile tek bir tane dahi çıkmadı.

Hatta öyle ki, Sezar'ın hakkı Sezar'a, yukarıdaki İsrail'de yayınlanan "Haaretz" bile dobra dobra davrandı ve, "biz hoşlanmasak da Erdoğan'ın Türkiye'de Atatürk'ten sonra ikinci büyük lider olduğunu kabullenmemiz gerekiyor" yorumunu yapmaktan çekinmedi.
İbramoğullarında diğer kardeş Araplar arasında ise başyazısını konuya ayıran "Kûds-ül Arabî" önce, "gizli - açık askeri diktatörlüğü sonlandıran Erdoğan Türk demokrasisini derinleştiren bu büyük başarıdan dolayı tebrik hak ediyor. Biz de aynısını özlüyoruz" diyerek kendi kavmi adına hayıflandı.
Sonra da "Türkiye'yi örnek alalım" diye bitirdi.
Katar'da yine Arapça neşredilen ve yine başyazısını halkoylamasına ayıran "Şark" da tıpı tıpına benzer bir dilek beyan etti.
"Türkiye referandumu aynı zamanda komşu ülkelerin onu örnek alabileceğini ve demokrasinin Doğu'ya kimlik tehdit etmeden yönelebileceğini kanıtladı" diye yazdı.
Bahreyn'in "Vasat"ı ise "meydan artık kışlanın değil meclisin" özetini yaptı.

GÖRDÜNÜZ, girişte dediğim gibi kasten Doğu'dan başladım ve Batı'yı geriye ittim.
Geriye ittim, çünkü istedim ki "hayırcı koalisyon" bünyesindeki o "öteki" düşmanı "ulusalcı blok" yine, "evet diyenler ABD ve AB emperyalizmi tarafından düzenlenen tuzağa düşmüş 'saf' (!) kitlelerdir.
Batı'nın memnun olması da maddenin tabiatına uygundur" nakaratını hiç aralıksız tekrarlayan o karın ağrısı plağı gramafonda cazırdatmasın.
Vakıa biliyorum, yine cazırdatacaklardır. Nitekim TKP'sinden "Maocu"suna veya "mezhebçi devrimci"sinden "boykutçu bağımsızcı"sına, bilumum en "keskin sol"; yani aslında evrensel kıstaslara göre bilumum
en "aşırı sağ", 12 Eylül akşamı uğradığı hezimeti daha 13 Eylül sabahı aynı Batı'nın "komplo"suyla (!) açıklamaya başladı.
Eh n'apim, Allah akıl fikir ihsan eylesin ve de tez zamanda acil şifalara kavuştursun!

O halde ben de daha çok taviz vereceğim. Batı organlarında yayınlanan ve farklı siyasi eğilimlerine rağmen sanki sözleşmiş gibi, "evet"i Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından dev bir adım olarak niteleyen yorumlardan hiçbirini buraya aktarmayacağım.
"New York Times"i, "Le Monde"si, "Guardian"ı, "Repubblica"sı, "El Pais"i, "Welt"i falan, dilini anlayan internet ekranından okusun. Anlamayan da tercümesine baksın!
Peki de, Doğu'su ve Batı'sı; İslam'ı ve Hıristiyan'ı; sağı ve solu; Eski'si ve Yeni'siyle, evrensel skaladaki demokrasi, hukuk ve sivillik kurallarını kıstas alan bütün bir dünya medyası nasıl oluyor da referandum sonucuna tümüyle olumlu bakıyor? Niçin alkışlıyor?
Bunların hepsi mi ülkemizi hiç bilmeyecek kadar kör "cahil"dir?
Bunların hepsi mi ulusların siyasi evriminden ve toplumsal dönüşümünden bihaberdir? Ve bunların hepsi mi kalemini emperyalizme "satmıştır"? Hepsi mi Batı "uşağıdır"?
Hayatı kem gözlü komplo teorileriyle açıklayanlar tabii ki "evet" cevabı verecektir!
Oysa şükür, o kem gözlere tınmayan Türkiye'ye halkı o "evet" cevabını, yaban gözlü Arap gazetesinin "biz de aynısını özlüyoruz" diye imrendiği demokrasi tercihi için verdi!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15792456.asp?yazarid=22&gid=61
#1094
Oktay Karaaslan, bir GSM şirketinden "Her yöne sınırsız'' tarifeli hattı aldığını ve 10 Haziran 2009 son ödeme tarihli 7576 TL borç geldiğini belirterek, İstanbul 1. Tüketici Mahkemesi'ne dilekçeyle başvurarak, faturaya itiraz etti.

Kullandığı tarifenin aylık ödemesinin 66.70 TL olduğunu belirten Karaaslan dava dilekçesinde, fatura geldikten sonra şirketi arayıp yüksek miktarda faturanın nedenini sorduğunu ve kendisine cevaben "Tarife 10 bin dakika limitlidir. 25 bin dakika konuştuğunuz için 10 bin dakikadan sonraki konuşma faturaya yansıdı'' dendiğini aktardı. Faturanın iptalini isteyen Karaaslan'ın davasını karara bağlayan İstanbul 1. Tüketici Mahkemesi hâkimi Dursun Kaya, "Satıcı şirketin açık taahhütleri karşısında tüketicinin kötü niyetli hareket etmesinin bir önemi bulunmamaktadır. Zira davalı şirketin reklâm ve ilanları tüketiciye bu hattı sınırsız şekilde kullanma olanağı sağlamıştır'' dedi ve bu durum karşısında tüketicinin taleplerini haklı buldu. Kaya, tüketiciye gönderilen 7576 TL'lik faturanın 66.70 TL'den fazla kısmının iptaline karar verdi.

http://www.taraf.com.tr/haber/cepten-sinirsiz-konusana-mujde.htm
#1095
Arama motoru Google yöneticilerinden David Drummond, ABD'li yetkililerden internete sansür getiren devletlerin uyarılmasını talep etti.

Google'ın hukukî işlemlerden sorumlu yöneticisi olan Drummond, Çin ve Türkiye gibi ülkelerin bazı internet sitelerine erişimi yasaklamalarının hem insan haklarını hem de ABD ticaretini kısıtladığını söyledi. ABD Ticaret Temsilcisi Ron Kirk ve şirket yöneticilerinin katıldığı halka açık toplantıda "Eğer bu durum fiziki ticarette yaşansaydı hepimiz uluslararası ticaret anlaşmalarının ihlal edildiğini söyleyecektik" dedi. Drummond konuşmasında, özellikle Türkiye örneği üzerinde durdu ve YouTube'un iki yıldır yasaklı olduğunu hatırlattı. Drummond, internet özgürlüğünün bir insan hakkı olduğunu, bunun yanı sıra serbest ticaret topluluğunun bir parçası olmak isteyen ülkelerin internetin serbest olmasını sağlamanın bir yolunu bulmaları gerektiğini ekledi.

http://www.taraf.com.tr/haber/google-turkiye-yi-sikayet-etti.htm
#1096
Darbe teşebbüslerinin yargı konusu yapılarak Türkiye'nin demokrasi hayatına büyük katkısı olan Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi, gelecek ay Çağlayan'daki yeni adliye binasına taşınacak.

İstanbul Barosu, Adalet Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü'ne başvurarak Beşiktaş'taki adliye binasının kendilerine tahsis edilmesini istedi. Bahçeşehir ve Mimar Sinan üniversitelerinin de bu binaya talip olduğu iddia edilmişti. Ancak Baro'nun ve iki üniversitenin de talebi kabul edilmedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Beşiktaş'taki adliye binasının yeni açılacak Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi'ne tahsis edildiğini bildirdi. İstanbul Barosu da başvurusunun geri çevrilmesiyle Beyoğlu'ndaki binasında faaliyetine devam edecek. Bahçeşehir ile Fatih Sultan Mehmet üniversiteleri de kapı kapıya hizmet verecek.

Türkiye'nin en büyük kenti İstanbul'da eski ve köhne binalardan oluşan adliyeler büyük sıkıntı oluşturuyordu. Üsküdar ve Şişli gibi bazı adliyelerin kiralık binalarda faaliyet göstermesi Adalet Bakanlığı'nı harekete geçirdi. Adalet Bakanlığı 7 yılda üç büyük ve modern binayı hizmete sokuyor. Bakırköy adliye binasının geçtiğimiz yıllarda faaliyete geçmesinin ardından önümüzdeki aylarda Çağlayan ve Maltepe'deki Avrupa'nın en büyük iki binası, Avrupa ve Anadolu yakalarında adliyelerin toplandığı merkez olacak. Bütün adliyelerin merkeze toplanması, yıllardır adliye binası olarak kullanılan ve İstanbul'un merkezindeki binalara ilgiyi artırdı. Ergenekon ve Balyoz gibi darbe teşebbüsü ve terör örgütü soruşturmalarının başladığı Beşiktaş'taki adliyenin binasına İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın talip oldu. Baro Başkanı Muammer Aydın imzalı başvuru dilekçesi, 12 Temmuz 2010'da Vakıflar İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü'ne iletildi. İstanbul Barosu'nun kurumsal kimliği ve 132 yıllık geçmişi dikkate alınarak halen adliye binası olarak kullanılan Beşiktaş'taki binanın Vakıflar Müdürlüğü tarafından baro binası olarak tahsis edilmesi istendi.

Vakıflar İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü ise 29 Temmuz 2010'da İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın'a cevap verdi. Yazıda, "Söz konusu taşınmaz, idaremiz tarafından kurulan Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi'ne tahsis edildiğinden ilgi dilekçenize yapılacak bir işlem bulunmamaktadır." denildi.

BÜŞRA ERDAL
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1026516&title=istanbul-adliyesi-universite-olacak
#1097


Emniyet, referandumda katılımı azaltmak isteyen terör örgütü yandaşlarına göz açtırmıyor.

Sandığa gidecek vatandaşlara baskı yapanlara yönelik Doğu illeri başta olmak üzere İstanbul ve Mersin'de gerçekleştirilen operasyonlarda 98 kişi gözaltına alındı. PKK'nın şehir yapılanması KCK'nın talimatları doğrultusunda hareket ettikleri belirtilen şüphelilerin sorgusu sürüyor. Alınan bilgilere göre, vatandaşın sandığa gitmesini engellemeye çalıştıkları ve halkı tehdit ettikleri gerekçesiyle Hakkari'de 34, Batman'da 13, Van'da 19, İstanbul'da 15 kişi gözaltına alındı. Zanlıların evlerinde yapılan aramalarda bazı bilgisayar ve CD'lere el konuldu.

Van'da yakalanan kişilerden bazılarının Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) yöneticileri olduğu belirtildi. BDP Grup Başkan Vekili Bengi Yıldız ise partileriyle ilgisi olmayan kişilerin birilerinin kendileri adına korsan bildiri dağıttığını iddia etti.

İstanbul'daki operasyonda, Terörle Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ekipleri, referandumda oy kullanacak vatandaşları boykot yönünde tehdit ettiği belirlenen 15 örgüt mensubu yakalandı. Bağcılar, Başakşehir, Gaziosmanpaşa, Pendik ve Sultangazi ilçelerinde örgütün talimatları doğrultusunda oy kullanacak vatandaşları tehdit ve baskı yoluyla referanduma katılmamaları yönünde engellemeye çalışan 15 örgüt mensubu gözaltına alındı. Mersin'de bazı mahallelerdeki evlere, 'Uyarı' başlığı adı altında tehdit mektupları bırakılırken, halkoylamasının boykot edilmesi isteniyor, tehdit dolu ifadeler yer alıyor. PKK yandaşlarının bildiride, "Biz önder Apo'nun fedai militanları olarak AKP ve CHP yandaşlarını uyarıyoruz. Kimin AKP'ye çalıştığını yaptığımız araştırma ve teknik takip sonucunda öğrendik. Sandığa gidecek tek bir Kürt olursa önder Apo'nun fedai militanları tarafından tespit edilip gereken cezalandırılma yapacaktır."

Eylem hazırlığında yakalandılar

İstanbul'da, anayasa değişikliklerine ilişkin bugün yapılacak referanduma katılımı önlemeye yönelik terör eylemi hazırlığı içinde oldukları öne sürülen 2 ayrı gruba düzenlenen operasyonlarda 29 kişi gözaltına alındı. İstihbarat Şube Müdürlüğü ile koordineli olarak dün Sultangazi, Şişli, Bağcılar, Maltepe, Kartal ve Zeytinburnu ilçelerinde eşzamanlı olarak operasyon gerçekleştirildi. 14 kişinin gözaltına alındığı operasyonda, 3 adet 16'lık havai fişek, 3 meşale, 1 adet kurusıkı tabanca, maske, çok sayıda cam bilye, örgütsel yayın, doküman ve materyal ele geçirildi.

Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, bugün yapılacak referandumda sandığa gitmek için hiçbir engelin söz konusu olmadığını söyledi. Toprak, "Halkımız hiçbir engele takılmadan demokratik hakkını kullanmak için sandığa gitsin. Birilerinin kaş-göz hareketiyle 'sandığa gitme' mesajlarını ciddiye almasın. Halkın güven ve huzur içinde oyunu kullanması için gerekli önlemleri aldık." dedi.

SERKAN SAĞLAM, İSMAİL AVCI, MEDENİ AKBAŞ, ÜMİT PITIR
İSTANBUL, DİYARBAKIR, BATMAN, MERSİN
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1026590&title=secmeni-tehdide-gecit-yok-98-kisi-gozaltinda
#1098
Ordu Üniversitesi (ODÜ) Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Karadeniz, yapılan araştırmaların böğürtlenin kanser ve tümör hücrelerinin büyümesini engellediğini ortaya koyduğunu söyledi.

Böğürtlende bol miktarda bulunan 'ellagic asit'in kanserin başlangıcını engellediğini belirten Prof. Dr. Karadeniz, "Böğürtlen ayrıca vücudun çeşitli yerlerinde meydana gelen şişliklere, ağrılara, yüksek tansiyona, şekere, göğüs ve solunum yolu hastalıklarına da iyi gelir. Böğürtlen yaralara sürülürse yaranın iyileşmesini hızlandırır. Kabızlığa iyi gelir. Tok tuttuğu için diyet listesinde yer alabilir. Yaprakları kaynatılıp içilirse diş ve diş etlerine, kökleri kaynatılıp içilirse de böbreklerdeki taşların düşmesine yardımcı olacaktır." dedi.

AA
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1011275&title=bogurtlendeki-ellagic-asit-kanseri-onluyor
#1099
Referandumda hayır oyu vermeye hazırlanan kişilere sesleniyorum: Allah aşkına, neyin olup bittiğinin farkında olalım. Şu referandum sürecinde PKK ve onun siyasi uzantısı olan BDP'nin nasıl olup da CHP ve MHP ile birlikte hareket edebildiğini, TSK içinde yuvalanan ve PKK ile işbirliği yapan hainleri (bkz. Heron ihaneti), vs. ibretle seyrediyoruz. Dikkat edin, PKK ve BDP doğrudan hayır kampanyası yürütmüyor, bunun yerine referandumu BOYKOT ediyor ve herkesi de bu boykota uymaya çağırıyor. Şu anda BDP'nin hakim olduğu bölgelerde yaşanan manzarayı tahmin edebiliyor musunuz? PKK'nın emrine karşı gelen kişilerin infaz edildiği, evinin/işyerinin yakılıp yıkıldığı açıkça bilinirken, kaç babayiğit bölge insanı sandığa gitmeye cesaret edebilecektir? PKK ve BDP referandumda doğrudan hayır kampanyası yürütmüş olsa, şu andaki boykot kampanyası kadar etkili olamazdı. Zira bölge halkı 12 Eylül darbesinden çok çektiği için bu anayasa değişikliğine çok büyük çoğunluğu itibariyle olumlu yaklaşıyor ve BDP'nin tavrına rağmen çok büyük çoğunluğu sandıkta evet diyecekti. PKK ve BDP işte bu gerçeği bildikleri için halkı sandıktan uzak tutmak ve milletin yüreğine derin bir korku düşürebilmek için sandığı boykot ediyor. Bu boykot kararına rağmen sandığa gidecek olan kişilerin ne oy vereceği gayet açık değil mi? Akılları sıra bu durumda olanları kolaylıkla tespit ederiz ve defterinizi düreriz mantığıyla insanlara korku salıyorlar. Ama göreceksiniz, bu açık tehdide rağmen BDP'nin etkin olduğu bölgelerde de insanların önemli bir kısmı sandığa gidecek ve tüm bu derin devlet - PKK işbirliğine inat EVET oyu verecektir. Ve yakındır, Allah'ın izniyle kısa bir süre sonra da bu dinsiz/imansız/zalim kişilerin kurdukları terör örgütü silinip gidecektir... Tüm bu gerekçelerle ben herkesi referandumda teröristlerle aynı safta buluşmamaya çağırıyorum. Unutmayalım, bu dünya bir imtihan dünyası ve burada yapmış olduğumuz her şeyin hesabı bize ahirette mutlaka sorulacak. Sahi siz referandumda hayır oyu vereceğini açıklayan kaç tane dini önder/Allah dostu duydunuz/biliyorsunuz? Konuyu Peygamber Efendimizin meşhur bir hadisi şerifleri ile noktalayalım: Buhari ve Müslim, Abdullah b. Mes'ud'dan rivayetle şu hadîsi naklediyor: "Kişi sevdiği ile beraberdir."
#1100
Naylon poşetlerin sıcakla birlikte gıdalara cıva, kurşun gibi kanserojen madde aktardığını söyleyen Dr. Nilgün Tekkeşin, koyu renkli poşetlerden uzak durulması gerektiğini ifade etti. Dr. Sami Gören ise naylon poşetlerin hayatımızdan çıkarılması için aşamalı bir yol izlenmesini ve vergi alınmasını önerdi.

Naylon poşetler dünyanın birçok ülkesinde sağlığa ve çevreye zararları nedeniyle yasaklanıyor. Ülkemizde küresel ısınmanın da en büyük sebebi olarak gösterilen naylon poşetlerin üretimine ve tüketimine yönelik bir yasal düzenleme bulunmuyor. Dünyadaki düzenlemelerin benzer uygulamaları ise birçok ilde belediyeler tarafından yürütülmeye çalışılıyor. Belediyeler naylon poşetin zararlarına karşı çözümü doğada çözülebilir poşetlere geçişte buluyor. Belediyeler naylon poşet kullanımını azaltabilmek için alternatif pazar torbaları dağıtıyor ve esnafa tebligat gönderilerek çevre dostu naylon poşet kullanımını artırıyor. Doğa dostu poşet ile sıradan naylon poşeti ayırt etmekte zorlanan tüketiciler kafa karışıklığı yaşarken uzmanlar tüketicileri uyarıyor: Her çevre dostu poşet tamamen sağlığa ve çevreye zararsız değil, fileli günlere geri dönün.

Çevre dostu poşetlerin de aflatoksin içerdiğini söyleyen Memorial Hastanesi Biyokimya Uzmanı Dr. Nilgün Tekkeşin, bu maddenin gıdalara teması halinde yiyeceklere kansere yol açan cıva, kurşun, kadmiyum gibi zararlı maddelerin geçtiğini belirtiyor. Tekkeşin, "Plastik maddeler, yüksek ısı ile çözündüğünde ortama yayılır. Plastik maddelerin içeriğindeki bileşenler ise kanserojendir. Dolayısıyla gıda maddelerinin saklanması esnasında uzun süreli güneş ısısı altında kalması bile bu kanserojenlerin insan sağlığını tehdit etmesine neden olacaktır. Sağlığımızı korumak için naylon poşetleri mümkün olduğunca kullanmayalım. File ve kumaş çantaları tercih edelim." diyor. Atık plastik maddeden üretilen koyu renkli poşetler, pet şişe, kova ve tıbbî atık gibi maddelerin toplanarak tekrar işlenmesiyle üretiliyor. Özellikle bu atık poşetler, kanser riskini daha da artırıyor. Geri dönüşümle elde edilmiş naylon poşetlerin gıdayla uzun süre temas etmesinin çok tehlikeli olduğu vurgulayan Nilgün Tekkeşin, geri dönüşümlü poşetlere göre kaliteli poşetlerin daha sağlıklı olduğunu da vurguluyor. Tekkeşin, "Bir plastik torbanın kaliteli olup olmadığını kokusundan ve dokunulduğunda çıkardığı sesten anlamak mümkündür. Kaliteli poşet kırıştırırken ses çıkarır. Kalitesiz poşetlerde katlandığında bu sesi duymak mümkün değildir. Ayrıca kaliteli poşet kokusuz olur, kalitesizler ise kötü kokular açığa çıkarır." diye söylüyor.

POŞETLER KANSEROJEN MADDE İÇERİYOR

Fatih Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Sami Gören, çevre dostu poşetlerin de kanserojen etkiye sahip olduğunu ve bütün naylon poşetlerin hammaddesinin aynı olduğunu belirtiyor. Sami Gören, çevre dostu poşetlerin çevre kirliliğini ve küresel ısınma tehlikesini ortadan kaldırmadığını vurguluyor. Gören, "Yapım aşamaları ve hammaddesi göz önüne alındığında, hemen hepsi kanserojen etkiye sahip. Hatta güneş ışınları ile bozunmaya ve parçalanmaya başlayınca kirlilik etkileri daha da artıyor. İnsanlar daha rahat bu poşetlerden kullanmamalı, naylon poşetleri mümkün olduğunca hayatımızdan çıkarmalıyız." diyor. Dr. Gören, naylon poşet kullanımını azaltmak içinse aşamalı bir yol izlenmesi gerektiğini, naylon poşet ve naylon ambalajlara vergi uygulamasının yükseltilmesinin bilinçsiz kullanımı azaltabileceğini belirtiyor. Dr Gören, naylon poşetlerin marketlerde ve alışveriş merkezlerinde parayla satılmasının da çevre bilincini artıracağını söylüyor.

Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği (TÜBİDER) Başkanı Fuat Engin ise naylon poşet yasağının uygulandığı ülkelerde olduğu gibi geniş katılımların sağlanabilmesi için yasal düzenlemelerin şart olduğunun altını çiziyor. Engin, "Yerel yönetimlerin naylon poşetlere yönelik çalışmalarını çevre ve tüketici örgütleri ile işbirliği içerisinde gerçekleştirmeleri uygulamanın etki alanını genişletecektir. Her tüketici kişisel olarak bilinçlenirse naylon poşetlerin yaşamımızdan çıkarılmasının sürecini kısaltacaktır." diyor.

Dünyada nasıl uygulanıyor?

Fransa: Paris'te naylon torba kullanımı 2009 yılında yasaklandı. 2011 itibarıyla ise Fransa'nın bütün şehirlerinde yasaklanması planlanıyor.

ABD: ABD'nin New York kentinde de Şehir Konseyi 5 bin ve daha fazla metrekareden büyük ya da beşten fazla şubesi olan mağazalar için plastik torba geri dönüşüm kutusu yerleştirme zorunluluğu getirdi. Ayrıca tüm şehirde geri dönüşümü olmayan plastik poşet kullanımını yasakladı. Poşetlerin yanına, 'Geri dönüşüm sistemine katılmak için bu torbayı geri getirin' yazmak zorunlu kılındı. Naylon poşetler, San Francisco, Oakland ve Kaliforniya'da alışveriş merkezleri ve eczanelerde kullanılmıyor.

Hindistan: Yeni Delhi ve Bombay başta olmak üzere, dört bölgede naylon torba kullanımı yasaklandı.

Tayvan: Naylon poşetin yasaklanmasının yanı sıra plastik çatal-bıçak kullanımı da yasaklandı.

İrlanda: Naylon torba kullanmak isteyen, 20 cent vergi ödüyor. Uygulama poşet kullanımını azaltıyor.

Kenya: 2008 itibarıyla tüm ülkede naylon poşet kullanımı yasaklandı.

Güney Afrika: İnce torba yasak, geri dönüşümlü olanlar serbest.

Ruanda: 2008 yılından itibaren naylon poşet kullanımı bütün ülkede yasaklandı.

Çin: Naylon poşetleri ücretli yaparak her yıl 37 milyon fıçı petrol tasarrufu gerçekleştiriyor.

Uganda: İnce naylon poşetler yasaklanırken, kalın poşetler ise vergi ödenerek kullanılabiliyor.

SÜHEYLA SANCAR
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1011659&title=naylon-posetler-hayatimizdan-cikmali&haberSayfa=1