Haberler:

Hukuk Forumumuza Hoşgeldiniz

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#1101


CHP'nin İstanbul Avcılar'da ve Diyarbakır'da imza attığı  'Müslüman kadınların rahibe gibi örtünmemesi için evet' yazılı afiş skandalının ikincisi Antalya'da yaşanıyor. CHP'li Büyükşehir Belediyesi, İl Başbakanlığı, ilçe belediyeleri ve ilçe başkanlıkları tarafından dağıtıldığı iddia edilen Kaktüs Dergisi'nin arka kapağında Avcılar ve Diyarbakır'daki afişte yer alan sözlere yer verildi.

BAŞKANLARIN FOTOĞRAFIYLA

'Antalya kararını verdi' başlığı ile piyasaya çıkan derginin arka kapağında 'skandal rahibe afişi'nin yanı sıra CHP'li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın, CHP'li İl Genel Meclis Üyesi Gülay Bolatan, CHP'li Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen,  CHP'li Konyaaltı Belediye Meclis Üyesi Ayhan Zor'un fotoğrafları yer aldı. Bu isimlerin 12 Eylül'deki anayasa değişikliği referandumunda 'Hayır' oyu verecekleri duyuruldu.

İMZA PARTİZAN YAZAR!

Skandal ifadenin nereden alındığı da derginin kapağında açık açık yazıldı. Yazının sonundaki 'Can Ataklı, Bakın bazıları neden Evet diyecekmiş, Vatan Gazetesi/4 Ağustos 2010' ifadesi dikkat çekti. Avcılar'daki skandala adı karışanlar da ifadelerinde afişteki ifadelerin Can Ataklı'nın köşesinden alındığını açıklamıştı.

'KOMPLO'DAN CHP ÇIKMIŞTI

Avcılar'daki afiş skandalının ardından, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, "Bizim hiçbir bilboardda afişimiz yok. Bu bize yapılmış komplo" diyerek hükümeti suçlamıştı. Bir gün sonra afişlerin Avcılar Belediyesi tarafından asıldığı ortaya çıkmıştı.

http://www.stargazete.com/politika/chp-de-2-rahibe-skandali-haber-292896.htm
#1102
Gaziosmanpaşa'da alanan toplanan kalabalığa seslenen Başbakan Erdoğan, "Biz hiç kimsenin ne arka bahçesi ne de ön bahçesiyiz" diyen Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'e, "Sayın Başkan onu külahıma anlat" diye çıkıştı. Erdoğan Gerçeker'e emekliliği bekleme istifa et siyaset yap çağrısında da bulundu.

Erdoğan Gerçeker için şunları kaydetti:

"Biz hiç kimsenin ne arka bahçesi ne de ön bahçesiyiz diyor ya sayın Başkan. Sayın Başkan onu külahıma anlat. Biz damdan düştük, damdan. Neyin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Eğer çok merak ediyorsan, bu maceramı seninle paylaşırım, sana anlatırım. Neyin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Ve milletvekili aday olduğumuz süreçte de nelerle karşılaştığımız... Hepsi bilinen şeyler. Baba bunları anlatma. Nelerin nasıl yürüdüğünü biliyoruz. Danıştay'da, Valilikte, bütün il müdürlerinin atanmasında çektiğimiz çileleri biz biliyoruz. Ayağımızda prgangalarla ülke yönetiyoruz, ülke.

Bütün iyi niyetimizi her zaman suistimal ettiler. Fiziki şartlardan yoksun bir yargı dediler. Fiziki şartlardan yoksun bir yargı dönemi dediklerinde bile Türkiye'nin genelinde Batı'da bile olmayan adalet sarayları inşaa ettik. Zam talep ettiler, zam verdik. Bütün bunlara rağmen bunları görmemezlikten geldiler. İster istemez konuşturuyorlar bizi.

Siyaset soyunmak isterseniz cübbeyi çıkarın, gelin siyasete soyunun. İşte bu yıl yine Yargının açılış töreninde maşallah gayet güzel siyaset yaptılar. Karşısında siyasiler var... Karşısında Anayasa Mahkemesi Başkanı var... Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararı kalkıyor orada Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın karşısında, adeta bir Cumhuriyet Halk Partisi'nin söylemi gibi kullanıyorlar. Şimdi bunu söyleyince de "E bize çok vuruyorlar..." Kusura bakma, kusura bakma. Kararlarınızla konuşun. Eğer siyaset diliyle konuşmaya gayret ederseniz, orada bize düşen bunun cevabını vermektir. Çok merak ediyorsanız emekliliği bekleme, emekli olmadan istifa et, gel siyasete soyun. Olması gereken budur. Biz bunu bekleriz.

http://www.haber7.com/haber/20100910/Erdogandan-Gercekere-Istifani-bekleriz.php
#1103
Usulsüz hastane faturalarının ödenmemesiyle ilgili hükümlerin yürütmesi durduruldu. SGK yetkililerinin, 'Kaosa yol açar, Hazine zarar eder' dediği Danıştay kararı, 3,8 milyon liralık faturası 'usulsüz çıkan' Hacettepe Üniversitesi'nin başvurusu üzerine alındı.

Danıştay, sağlık alanında büyük bir karmaşaya yol açacak bir karara daha imza attı. Hastalara kesilen faturalarda usulsüzlük tespit ederek 3 milyon 841 bin lira kesinti yapan Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) kararını, Danıştay hatalı buldu. Danıştay'ın bu kararını uzmanlar, 'özel ve üniversite hastanelerinin hastalara uyguladıkları tedavi faturalarını ödeme yapmadan önce incelemeyin' anlamına geldiği şeklinde yorumladı. 'Bir hastaya muayene etmeden 100 ameliyat yapılmış, ölülere ilaç fatura edilmiş, kadına bir yılda 9 defa doğum yaptırılmış' gibi örneklerle çıkan usulsüzlüklere yönelik denetim yüksek mahkeme engeline takıldı.

Hacettepe Üniversitesi Rek-törlüğü'nün SGK'ya yönelik Danıştay'a açtığı dava sonuçlandı. 2008 yılı Mayıs ayında kuruma gönderilen Hacettepe faturalarını örnekleme yöntemiyle inceleyen fatura inceleme komisyonu, 21'lik hata oranı tespit etmişti. Bu hataya denk gelen 3 milyon 841 bin liralık kesinti 'fatura bedellerinin ödenmesi' konulu genelgenin üç maddesi uyarınca yapıldı. Ancak söz konusu genelgenin ilgili maddelerinin iptalini isteyen Hacettepe Üniversitesi'nin talebini 'olumlu' bulan Danıştay, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne yapılan ödemelerde usulsüzlük tespit eden SGK kesintisinin haksız olduğuna hükmederek 'yürütmeyi durdurma' kararı verdi. Danıştay'ın kararında, "Yürütmenin isteminin kabulü ile yetki ve şekil unsuru yönünden hukuka aykırı olan 12 Mart 2009 tarih ve 2009/44 sayılı genelgenin 5.1, 5.2 ve 5.8.4 maddelerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir." denildi.

Özel ve üniversite hastanelerine yapılan fatura ödemelerini kapsayan düzenlemelerin yürütmesinin durdurulmasıyla SGK ödemelerinde boşluk oluştu. Fatura incelemelerinde herhangi bir denetim olmadan ödeme yapılması gündeme geldi. Kurumun yetkilileri, Danıştay'ın kararının herhangi bir kanun maddesine dayandırılmadan yapılan usulsüz fatura kesintilerinin genelgeyle yapılamayacağı yönünde olduğunu kaydetti. Danıştay kararının ödemelerde kaos oluşturacağına vurgu yapan yetkililer, "Senin müfettişin üniversite hocasının uygun gördüğü tahlil, tetkik ve tedaviyi inceleyemez. Danıştay, 'SGK bunu denetleyemez, inceleyemez' kararı vermiştir." değerlendirmesini yaptı. Denetim ve inceleme olmadan fatura ödemenin devletin Hazine'sini batıracağına dikkat çeken SGK yetkilileri, Danıştay'ın kararı doğrultusunda yeni bir genelgeyle düzeltme yapacak.

ZAMAN 
HASAN BOZKURT ANKARA, CİHAN
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1025240&title=danistaydan-sgkya-usulsuz-de-olsa-faturayi-ode
#1104
Referandum süresince başörtülü kadınların örtünme şekillerini rahibeye benzeten bilboardları Astıran Avcılar Belediye Başkanı ile ilgili CHP'nin MYK'sı kararını verdi.

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay, Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci'nin kesin ihraç istemiyle  Disiplin Kurulu'na sevk edildiğini bildirdi.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), saat 13.00'de Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.

Okay, MYK'da ayrıca İstanbul Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci ile ilgili incelemenin tamamlandığını söyledi.

Okay, ''Değirmenci, tüzüğümüzün 68. maddesinin B ve F bendi, 70. maddesinin büyük A, B bendi uyarınca önlemli olarak kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edilmiştir'' dedi.

Açıklamalarının ardından soruları da yanıtlayan Okay, ''Değirmenci tarafından yaptırıldığı iddia edilen afişlerin, İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek'in bilgisi doğrultusunda hazırlandığının söylendiği'' şeklindeki bir soruya, şu yanıtı verdi:

''Bize gelen bu konuda Avcılar İlçe örgütünün suç duyurusu ve suç duyurusu sonrasında alınan ifadeleri değerlendirdik, şu aşamada Sayın Değirmenci ile ilgili bir değerlendirmede bulunulmuştur.

İl Başkanımızla ilgili Sayın Değirmenci'nin basına yaptığı açıklamanın dışında hiç bir iddia ve isnat yoktur.

Kaldı ki Avcılar ilçe örgütünün hazırladığı broşürler elimizdedir ve bunu doğrudan doğruya belediye başkanını bireysel inisiyatifi olduğu yönünde bize gelen evraklar içerisinde de bilgiler bulunmaktadır.

Kaldı ki İstanbul İl Başkanı da bu konuda kendisi ile ilgili hiç bir ilgisi olmadığını net olarak ifade etmiştir. Buna ilişkin hiç bir somut delil bulunmamıştır.

CHP'nin bu süreçte kullandığı söylem, afiş ve ilanlardaki üslubu belli. 'Türban sorununu biz çözeriz' söylemini genel başkanımız söylerken, bu konuda CHP'nin üslubu ile bağdaşmayan bir afişin hazırlanması bana göre partideki sorumluluk ve görev anlayışı ile bağdaşmayan bir durumdur.''

DİYARBAKIR'DAKİ AFİŞ

Okay, aynı afişlerin ''Diyarbakır'da da görüldüğünün'' hatırlatılması üzerine de, şunları kaydetti:

''Aslında bilgi sahibi olması gereken Hükümet. Sayın İçişleri Bakanı, Avcılar'da asılan afişle ilgili en ufak ayrıntıya kadar açıklamada bulundu.

Aynı afiş her nasılsa Diyarbakır'da AKP'nin yapacağı miting öncesi kısa bir süre asılıyor ve indiriliyor. Provokasyon olduğu çok açık ve net.

Diyarbakır İl Başkanımız hiç bir bilboardı kiralamadıklarını, ayrıca 'afişin kendileriyle hiç bir ilişkisi olmadığını, orada bulunan Mobese kameralarından da afişin kimler tarafından, AKP'ye tahsis edilmiş olan bilboarda asılmış olabileceğinin tespit edilebileceğini', hem yazılı olarak hem de televizyonda ifade etti ama bu konuda her nedense her şeyi gören, her şeyi dinleyen ortamı bilen, Mobese kameraları elinde olan İçişleri Bakanı işin hiç o tarafına dokunmuyor.

Sadece Avcılarda takılı kalıyor, çünkü eğer Diyarbakır'daki Mobese kameralarını incelerse bilesiniz ki işin içerisinden kendisi çıkacaktır.

Çünkü enteresandır Diyarbakır mitinginde Başbakan, 'Diyarbakır'daki afişi gördün mü Beşir?' diyor, O da 'evet' diyor. İkisinden başka onu bilen yok.''

Okay, ''villa tartışmalarına'' ilişkin bir soruya da, ''Sayın Başbakan, Genel Başkanımızın altından muslukları bulunduğunu söylediği villasının 7 milyon dolar değil, 3,5 milyon dolar olduğunu söylüyor.

Sayın Başbakanın çoğu vatandaşın asgari ücretle yaşam sıkıntısı çekerken 3,5 milyon doları küçümseyerek ifade etmesi şaşırtıcıdır.

Muslukları altın veya değil, sonuçta o villa 3,5 milyon dolar ediyor mu etmiyor mu? Kendi dilinle bir itirafın var. 3,5 milyon dolar da iyi para, Türkiye için çok iyi para'' diye konuştu.

AA
http://www.haber7.com/haber/20100908/CHP-Rahibe-afisi-ile-ilgili-kararini-verdi.php
#1105
Türkiye'nin en güvenilir kurumlarından birisiyken bir anda Türkiye'nin en tartışmalı kurumu haline gelen ÖSYM, en kısa zamanda yeniden yapılandırılacak. Bu çerçevede üniversitelere yönelik sınavlar dışında, diğer tüm sınavların yükü ÖSYM'nin üzerinden alınacak. Kamuya ait sınavlar için Devlet Sınav Merkezi öngörülüyor.
1974'te rahmetli Altan Günalp tarafından üniversitelere merkezi yerleştirme ile öğrenci alınması için kurulan ÖSYM, sonraki yıllarda yarattığı güven ortamı nedeniyle, devlete ait tüm sınavları üstlenen bir konuma geldi. Bu da üzerindeki iş yükünü altından kalkılamaz hale getirdi ve güvenlik zafiyetlerinin yaşanmasına neden oldu.
Son yaşanan kopya skandallarından sonra, YÖK ve devlet katında ağır basan görüş, Devlet Personel Dairesi'ne bağlı olarak kurulacak bir Devlet Sınav Merkezi'nin kademeli olarak ÖSYM'nin yapmakta olduğu kamuya ait tüm sınavları yapar hale gelmesi. Bu merkezin kurulmasında ÖSYM'nin de kurucu partnerlerden birisi olacağı da özellikle vurgulanıyor.
Peki ÖSYM'nin üzerindeki sınav yükü azalırsa, kopya ya da çalınmaların önüne geçilir mi? Evet demek o kadar kolay değil. Çünkü, bu konuda öylesine büyük bir rant söz konusu ki, sistemi delmek isteyenler hep olacak.
Bu konuda asıl önemli olan ÖSYM'nin nasıl bir güvenlik zırhı ile korunacağı?
Bugüne kadar olduğu gibi, kuruma olan aidiyet duygusu ile mi koruma sağlanacak yoksa günümüz teknolojisinden de yararlanılarak çok gelişmiş güvenlik önlemleri mi alınacak? Bunu da zaman gösterecek.
Bayramdan hemen sonra ilköğretim birinci sınıflar, sonraki hafta da diğer okullar açılacak. Ama öğretmen atamaları henüz gerçekleşmiş değil. Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda ne olacaksa bir an önce olsun noktasında. YÖK ve ÖSYM de aynı görüşte. Acak hiçbir kurum bu konuda öne çıkmak istemiyor. Çünkü nasıl bir karar alınırsa alınsın, büyük tepkilere neden olacak.
Bu yüzden şu anda tüm gözler Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nda. Onların vereceği kararı gerekçe göstererek hareket edecekler.
Ama YÖK'teki genel hava, hiç içlerine sinmese de iptalden yana. "Çünkü, soruşturma derinleştikçe, ortaya çıkan tablo iptal varsayımını biraz daha güçlendiriyor. Şu andaki genel eğilim iptalden yana ama yarın ne olur, hangi noktaya gelinir, onu şimdiden söylemek doğru olmaz" görüşündeler.
YÖK'ü bu kadar tedirgin eden ise alın teri ile başarılı olanların yaşayacağı moral bozukluğu. "İptal son çare. Ona gelinceye kadar, her türlü olasılık düşünülecek" diyorlar.
Gelişmeleri hep birlikte yakından izleyeceğiz. Bakalım ne olacak? Umarız en adil olan yapılır. Kimsenin hakkı yenmez. Kopyacılar da cezasız kalmaz...

Ertelemeler niye?
Yılbaşına kadar gerçekleşecek tüm sınavların ertelenmesi, KPSS'nin iptal edilip yerine yeni bir sınav yapılması için mi? Bu yöndeki değerlendirmeleri de Ankara'ya sorduk. Ne MEB ne de YÖK, teyit eder bir görüş ortaya koymadı. Ama kesinlikle hayır da demiyorlar. "Gelişmelere göre hareket edilecek" diyor, başka bir yorum ya da öngörüden söz etmiyorlar.
Oysa atama bekleyen sadece öğretmenler değil, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına girmek için bu yönde alınacak kararı bekleyen yüz binlerce genç var. Onlar da, tıpkı alınteri ile yüksek puan alan öğretmenler gibi tedirginler. Bir an önce önlerini görmek istiyorlar.

Yeni iddialar
ÖSYM'ye duyulan güven kevgire dönünce iddiaların da ardı arkası kesilmiyor. Şimdi de dil sınavları ile belgeler yağıyor. 30, 40 alırken birden bire 70, 80'lerin nasıl alındığı soruluyor. Yabancı dil öğrenmenin öyle üç beş ayda çözülecek bir sorun olmadığı dile getiriliyor. Daha da iddialı olanlar, dil sınavlarında birdenbire yüksek puan alanlardan pek çoğunun İngilizceyi tarzanca konuşmanın ötesine geçemeyeceğini iddia ediyorlar.
İşte bu yüzden TBMM'ye verilen araştırma komuyonu kurulmasına yönelik önerge, Meclis açılır açılmaz, tüm partilerin oybirliği ile kabul edilmeli ve bu yöndeki tüm iddialar enine boyuna araştırılmalıdır. Yoksa sınavlara zerre kadar güven kalmayacak. Ve bu arada, belki MEB'in gerçekleştirdiği sınavlara da göz atılır ve onlar da şaibeden kurtulur...
Özetin özeti: Birileri artık bu konuyu ciddiye almalı. Çünkü çalınan sadece gençlerin değil, bu ülkenin de geleceği!..

http://www.milliyet.com.tr/osym-nin-yukunu-dsm-alacak/abbas-guclu/turkiye/yazardetay/08.09.2010/1286502/default.htm
#1106
Pakistan'daki sel felaketi nedeniyle en az 10 milyon kişinin evsiz kaldığı bildiriliyor. BM sözcüsü, BM'nin karşı karşıya kaldığı en büyük insani krizlerden biri olduğuna dikkati çekti.

BM İnsani Yardım Koordinasyon Merkezinin (OCHA) İslamabad'daki sözcüsü Maurizio Giuliano, Sind eyaletindeki son yağışlardan sonra yeni tahminlere göre ülke genelinde en az 10 milyon kişinin evsiz olduğunu belirtti.

Giuliano, bu sayıya, geçici bir çatı bulan ya da okullara yerleştirilenlerin dahil olmadığını, yaklaşık yarım milyon kişinin okullarda barındığını söyledi.

Sözcü bunun, yardım edilecek kişilerin ve bölgelerin sayısı göz önüne alındığında, BM'nin de karşı karşıya kaldığı en büyük insani krizlerden biri olduğuna dikkati çekti.

Pakistan'da temmuz ayının sonunda başlayan seller nedeniyle şimdiye kadar 1700'den fazla kişinin öldüğü bildiriliyor.

BM daha önce evsiz kalanların sayısını 4,8 milyon olarak açıklamıştı.

AA
http://www.haber7.com/haber/20100907/Pakistanda-en-az-10-milyon-evsiz-kaldi.php


"Hayatta kalanların durumu, ölülerden daha kötü...''


Pakistan Kızılay Başkanı Senatör Nilüfer Bahtiyar, 22.08.2010'da Anadolu Ajansına yapmış olduğu açıklamada şunları söylemişti: "Pakistan'a ilk gelen Türk Kızılayı'nın yardım uçaklarıydı, müteşekkiriz''. Pakistan'ın 2005 depreminden sonra çok büyük bir felaketle karşı karşıya kaldığını belirten Bahtiyar, yağmurların 2 hafta daha sürmesinin beklendiğini söyledi. Geçtiğimiz günlerde BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, sel bölgesini ziyaret ettiğini anımsatan Bahtiyar, selden 40 milyona yakın kişinin etkilendiğini, 2 bin kişinin kaybolduğunu belirterek, tabloyu şöyle özetledi: "Hayatta kalanların durumu, ölülerden daha kötü...''

HER ŞEY YIKILDI
Asıl sıkıntının selden sonra ortaya çıkacağını ifade eden Nilüfer Bahtiyar, şöyle konuştu: "Selin etkili olduğu bölgede ayakta hiç bir şey kalmadı. Selden etkilenenlerin barınma sorununu gidermek için çadır ve prefabrik ev kuracağımız kuru bir alan yok. Pakistan'ın güney bölgesi olan Sind'de sel devam ediyor. Önüne kattığı her şeyi yok ediyor. Pakistan'ın yüzde 70'i sular altında. Bu da selin, her 10 Pakistanlı'dan birini etkilediğini gösteriyor. Kimse kimseye yardım edemiyor.'' "Dost dosta yardım eder'' diyerek duygularını dile getiren Bahtiyar, 2005'te meydana gelen depremden sonra çalışmalarını sürdüren Kızılay'ın, daha bu çalışmalarını bitirmeden ikinci kez bölgeye geldiğini vurguladı. AA

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2010/08/22/olenler_daha_sansli
#1107


CHP'li Avcılar Belediyesi'nin astığı, 'Müslüman kadınların rahibe gibi örtünmesi için Evet' yazılı afişlere tepki yağmaya devam ediyor.

Dün Avcılar Belediyesi önünde toplanan 6 sivil toplum örgütü, Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci'yi istifaya davet etti. Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik de sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu. Eskişehir'deki kadın dernekleri, "CHP'den özür bekliyoruz." açıklaması yaptı. Tepkiler, CHP'yi de karıştırdı. Afişten il yönetiminin haberi olduğunu belirten Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci sırra kadem bastı, kamuoyundan kaçıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise Avcılar Belediye Başkanı'nı disipline sevk edeceklerini açıkladı.

Avcılar Belediyesi önünde toplanan sivil toplum kuruluşları, Değirmenci'ye istifa çağrısı yaptı. İnsani Değerler Platformu (İDEP) öncülüğünde Avcılar Kadınları Grubu, Avcılar İlim Kültür Vakfı, Erdem Kültür Ahlak ve Dayanışma Derneği, Gülen Çocuk ve Gençlik Derneği, İlk Adım Eğitim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Karınca Eğitim Kültür Çevre ve Yardımlaşma Derneği üyeleri belediyeyi protesto etti. Belediye önünde 'Önce saygı' yazılı büyük bir pankart açan grup, 'Rahibin örtüsüne de saygı', 'Çarşaf açılımı rahibeye takıldı' ve 'Örtünmek Allah'ın emridir' yazılı dövizler taşıyarak çeşitli sloganlar attı.

Bu arada Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik, CHP lideri Kılıçdaroğlu, İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek ve Avcılar Belediye Başkanı Değirmenci başta olmak üzere afişte sorumluluğu olan CHP yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulundu. Çevik, dilekçesini Bolu'nun Gerede ilçesi Cumhuriyet Savcısı Uğur Ay'a teslim etti. Eskişehir Sarmaşık Eğitim ve Kültür Derneği de, afişi asan CHP'yi, inançlı inançsız bütün kadınlara hakaret etmekle suçladı. Eskişehirli kadınların eğitim ve kültür faaliyetlerinde bulunmak üzere kurduğu derneğin başkanı Elif Akarsu, "CHP, daha iyi bir Türkiye oluşturmak, hoşgörü ortamı sunmak yerine insanların kılık kıyafetleri ve inançlarıyla, özgürlükleriyle uğraşıyor. Bunun adına da demokrasi diyor. Çok yazık. Bunlar demokrasiyi de özgürlüğü de hazmedemiyor. Bu hakaretler kesinlikle unutulamaz ve kabullenilemez. CHP'den özür bekliyoruz." diye konuştu.

Öte yandan NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün'ün sorularını cevaplayan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bu konuda daha önce gerekeni yapacaklarını söylediğini hatırlattı. Avcılar Belediye Başkanı ile telefonda görüştüğünü bildiren Kılıçdaroğlu, "Rahibe afişi diye bir şey yok. Kadınların rahibe gibi giyinmesine karşı olduklarını anlatan bir afiş. Ben daha önce 'özür dilemesini biliriz' diye açıklama yaptım. Bu konu MYK'de tartışılacaktır. Disipline sevk edeceğiz." şeklinde konuştu.

Erzurum'da da aynı hakaret yapılmış

CHP'nin eski Erzurum İl Başkanı Nevzat Özpeker'in de 2 yıl önce türban için 'rahibe örtüsü' dediği ortaya çıktı. Özpeker şunları söylemişti: "Başörtüsünün kamusal alanda olmasına karşıyız. Başörtüsü Kur'an'ın hiçbir ayetinde kesin bir hüküm değildir. Kur'an'ı, Diyanet İşleri başkanı kadar bilirim. CHP'li yöneticiler olarak, dinimizi de onun nasıl uygulanması gerektiğini de biliriz. Din simsarlarının bir metre bezi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üzerine örtmesine izin vermeyeceğiz. Türban ile başörtüsü arasındaki farkı iyi bilmek gerekir. Başörtüsü Müslüman örtüsüdür, türban ise rahibe ve Frenk örtüsüdür." SELİM KARAHAN ERZURUM

CHP'li kadınlara dayak iddiası

CHP Bahçelievler İlçe Örgütü Kadın Kolları'ndan 3 kadın, Yenibosna'da broşür dağıtırken saldırıya uğradıklarını iddia etti. Kadının yerde uzanan fotoğrafları CHP İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek tarafından basına servis edildi. Başörtülülere hakaret içeren afişler nedeniyle zor günler geçiren Berhan Şimşek, henüz olayın faili yakalanmadan tahrikkar ifadeler kullandı. Şimşek, "AK Parti gerillalarını sokaklarda CHP örgütüne saldırtıyor. Çakallar gibi, kurtlar gibi saldırıyorlar." diye konuştu. Darp raporu alan kadınlar karakola giderek şikayetçi oldu. Kayıplara karışan Ç.E isimli şahsın 1 ay önce İstanbul'a geldiği belirlendi.AK Parti Bahçelievler İlçe Başkanı Hayati Güllük de söz konusu şahsın AK Parti ile hiçbir ilgisi olmadığını belirtti. Kadınların emniyet ifadelerinde de AK Parti ile ilgili herhangi bir ifadenin yeralmadığını açıkladı. CHP il örgütünün kendilerini tahrik etmeye çalıştığını ancak bunda başarılı olamayacaklarını söyledi.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1025272&title=afis-tartismasi-buyuyor-sivil-toplum-ayakta
#1108
Genelkurmay, 6 askerin şehit edildiği Hantepe baskınına Heron görüntülerine rağmen müdahale edilmediği iddialarına bir ay sonra cevap vermiş ve 'yoğun sis ve toz bulutu sebebiyle helikopterlerin bölgeye ulaşamadığını' açıklamıştı. Ancak, kafalardaki soru işaretlerini gidermeyen bu bilginin de doğru olmadığı ortaya çıktı.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Zaman'ın 'Bilgi Edinme Yasası' kapsamındaki sorusu üzerine Hantepe ile Zap Vadisi'ndeki 15 günlük meteorolojik harita ve diyagramlar ile uydu verilerini inceledi: "Saldırının yaşandığı 20 Temmuz 2010'da bögede 'yoğun sis ve toz bulutu' yoktu."

Meteoroloji'den Genelkurmay'a yalanlama: O gün Hantepe'de sis ve toz bulutu yoktu

Hakkâri'nin Çukurca ilçesine bağlı Hantepe üs bölgesinde 6 askerin şehit edildiği saldırıyla ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığı'nın 'yoğun sis ve toz bulutu' sebebiyle helikopterlerin bölgeye ulaşamadığı açıklamasını Meteoroloji yetkilileri doğrulamadı. Şehit aileleri başta olmak üzere kamuoyunun yoğun baskısı ile olayın yaşandığı 20 Temmuz 2010'dan bir ay sonra Hantepe ile ilgili yazılı bir açıklama yapan Genelkurmay Başkanlığı, 'yoğun sis ve toz bulutu' sebebiyle helikopterlerin yarım saat süren iniş denemesini müteakip Hakkâri'ye dönmek zorunda kaldıklarını açıklamıştı.

'Bilgi edinme yasası' kapsamında Zaman'ın sorusu üzerine 15 günlük meteorolojik harita, diyagramlar ve uydu verilerinde Hantepe ve Zap Vadisi'ni inceleyen Meteoroloji Genel Müdürlüğü, saldırı gecesi herhangi bir sis ve toz bulutunun olmadığı bilgisini verdi. Genelkurmay'ın aynı açıklamada, 'Heron çatışma başladıktan yarım saat sonra görüntü vermeye başladı' demesine rağmen geçen hafta basında yer alan görüntüler, Heron'un çatışmadan yaklaşık yarım saat önce görüntü aldığını, ancak bu sürede karakolun uyarılmadığını da ortaya çıkarmıştı.

Genelkurmay Başkanlığı 21 Ağustos'ta Hantepe açıklamasında, "Olayın başlaması üzerine Hakkâri'de konuşlu bulunan taarruz helikopterlerine emir verilmiş, helikopterler, zorunlu hazırlıklarını müteakip havalanmış, ancak Çığlı Suyu (Zap) Vadisi'ndeki yoğun sis ve toz bulutu nedeniyle güneye, Çukurca bölgesine geçememiş, yarım saat süren denemeyi müteakip, Hakkâri'ye dönmek zorunda kalmışlardır. Aynı helikopterler, hava şartlarının iyileşmesi üzerine, saat 04.30'da Hantepe üzerinde olmuş ve bölgeden uzaklaşmaya çalışan teröristleri ateş altına almışlardır." demişti.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü ise "Bölgeye yakın olan meteoroloji istasyonlarında yapılan ölçümlerin, meteorolojik harita ve diyagramlar ile uydu verilerinin analizi sonucunda; 19-20 Temmuz 2010 gecesi Çığlı Suyu (Zap) Vadisi civarında yoğun sis ve toz bulutu oluşumuna uygun meteorolojik şartların mevcut olmadığı değerlendirilmiştir." dedi.

Genelkurmay'ın Hantepe açıklamasını evlatları Hantepe'de şehit olan aileler başta olmak üzere, basın ve kamuoyu 'tatmin edici' bulmamıştı. Açıklamanın kuşkularını daha da artırdığını söyleyen Hantepe şehidi Ayhan Say'ın babası Hasan Say, "Nasıl bir orduyuz ki, askerlerimiz ölüyor ama hava şartları bahanesiyle müdahale edilemiyor. Bu olayın üzeri kapatılamaz. Sorumlular bunun hesabını versin." demişti.

Ölümüne akreditasyon olayında da yanılmıştı


BBP lideri merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düştüğü Keş dağında, Cihan Haber Ajansı muhabirinin ölümüne akreditasyon uygulanarak askerî helikoptere alınmaması olayında da Genelkurmay ile Meteoroloji ters düşmüştü. Genelkurmay dondurucu ve karlı dağda sıcaklığın 13 derece olduğunu iddia ederken Meteoroloji olay yerinde hava sıcaklığının -5 ile -8 derece arasında olduğunu duyurmuştu.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1025313&title=o-gun-hantepede-sis-ve-toz-bulutu-yoktu
#1109
KPSS'de kopya iddiası nedeniyle süren soruşturmalar sonrası ÖSYM'den açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada ertelenen sınavların tarihi ve YGS'ye yönelik açıklamalar yer aldı.

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), KPSS ile ilgili iddialar üzerine ertelenen 12 sınavın sorularının yeniden hazırlanması söz konusu olduğundan, sınavların daha önce duyurulan tarihlerde yapılmayacağını belirterek, ''Ertelenen bu sınavlar 2010 yılı içinde gerçekleştirilecek olup, yeni sınav takvimi yakın zamanda kamuoyu ile paylaşılacaktır'' açıklamasında bulundu.

ÖSYM'den yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

''10-11 Temmuz 2010 tarihlerinde yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı ile ilgili iddialar üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla Merkezimiz Test Hazırlama Birimi'nde yer alan ana bilgisayar makineleri ile diğer makinelerin imajları incelemek üzere alındığından, 2010 yılının sonuna kadar yapılması planlanan 12 sınavın sorularının gizliliği kalmamıştır.

Bu sınavların sorularının yeniden hazırlanması söz konusu olduğundan sınavlar daha önce duyurulan tarihte yapılmayacaktır. Ertelenen bu sınavlar 2010 yılı içinde gerçekleştirilecek olup, yeni sınav takvimi yakın zamanda kamuoyu ile paylaşılacaktır.''

''YGS SORULARININ SIZDIRILDIĞINA DAİR HİÇBİR BULGU YOK''

ÖSYM Başkanlığı, Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı (YGS) sorularının sızdırıldığına dair hiçbir bulgunun olmadığını bildirdi.

ÖSYM'den yapılan yazılı açıklamada, 10-11 Temmuz'da yapılan KPSS'de kopya ve soru sızdırma iddialarıyla ilgili yapılan incelemelerin ve çalışmaların yoğun olarak sürdürüldüğü belirtildi.

İncelemeler sürdüğü ve bilgiler netleştirilmeye çalışıldığı için ÖSYM tarafından bu süre zarfında yanlış anlaşılmaya fırsat verecek açıklamaların yapılmamasına özen gösterildiği vurgulanan açıklamada şunlar kaydedildi:

''Bazı illerin emniyet müdürlüklerinin 11 Nisan 2010 tarihinde yapılan YGS sırasında kopya çekerken yakalanan ve organize olarak bu suça katıldığı tespit edilen adaylara yönelik sürdürdükleri çalışmalarla ilgili Merkezimizden istediği tüm bilgiler verilmekte ve gereği yapılmaktadır. Bu sınavda soruların sınav öncesinde sızdığına dair hiçbir bulgu yoktur.''

AA
http://www.haber7.com/haber/20100907/Ertelenen-12-sinavin-yapilacagi-tarih.php
#1110
DÖRTYOL PROVOKASYONUNUN ŞİFRELERİ ÇÖZÜLÜYOR

Polis MHP'li Kılıç'ın aracındaki katillerin peşindeyken, 155'e başka bir araç  ihbar edildi. Takip ikiye bölündü katiller kaçtı. İhbarcı Uzman Çavuş M.D. çıktı

Hatay'ın Dörtyol ilçesinde 27 Tammuz 2010'da 4 polisin şehit edildiği saldırıdan 1 saat sonra, polis saldırının yapıldığından şüphelendiği MHP'li Payas Belediye Başkanvekili Bestami Kılıç'a ait Passat marka aracı takibe başladı. Takip sürerke 155 polis imdat hattına, polislerin dikkatini dağıtan bir ihbar geldi 19.30'daki ihbarda, saldırının sivil 3 şahsın olduğu 63 ZN 134 plakalı Renault Broadway'den yapıldığı bildirildi.

ASIL KATİLLER TAKİPTEN KURTULDU

Bu sahte ihbar üzerine içinde polis katillerinin bulunduğu gerçek araçla ilgili takipteki bazı görevlileri çekilerek ihbar edilen aracın peşine gönderildi. Polis, Şanlıurfa plakalı aracı hızla durdurup Emniyet'e götürdü. Asıl araç ortadan kaybolurken katiller de sırra kadem bastı. Emniyet'e götürülen araçtakilerin 4 polisin katili olduğu söylentisi üzerine Dörtyol halkı emniyeti basarak bu kişileri linç etmek istedi. Araçtakilerden Mehmet Bozkurt, Emniyet bahçesinde silahla vuruldu.

HER TAŞIN ALTINDAN UZMANLAR ÇIKTI

Günlerce devam eden provokasyonların başlamasına neden olan ve MHP'li Kılıç'a ait araçtaki asıl polis katillerini kurtaran "yanlış ihbarı" yapan kişinin kimliğine ulaşıldı. 155'e şaşırtmaca ihbarı yapanın Uzman Çavuş M.D. olduğu tespit edildi.

MUVAZZAFLARIN İSMİ DE BELİRLENDİ

Öte yandan MHP'li Bestami Kılıç'ın saldırıdan hemen önce saat 14:00-14:30 arasında Amanos dağlarında bir maden ocağında görüştüğü kişilerin Jandarma İstihbarat Astsubay A. U., Uzman Çavuşlar E. G. (Deniz Gezmiş'in yeğeni) ve T. L. olduğu belirlendi. • ANKARA star

Şok Kılıçdaroğlu iddiası: Göstermelik suikast

Olaylarla ilgili 27 Ağustos'ta Savcılığa gönderilen ihbar mektubunda Ülkü Ocakları ve MHP İl yöneticisinin yönlendirici oldukları iddia edildi, Hatay Ülkü Ocakları bünyesinde CHP lideriKılıçdaroğlu'na göstermelik bir suikast düzenlenmesi için hazırlık yapıldığı ifade edildi. İhbarda, "Bunu da Ak Parti'nin üzerine yıkacaklardı. Suikasti bana teklif ettiler" dedi. 

İtfaiye BDP'deki yangını söndürmedi

Dörtyoldaki provokasyonlarda MHP'li Dörtyol Belediyesi'ne ait itfaiye aracının doğu kökenli vatandaşlara ait 30 işyeri ve BDP binasındaki yangına müdahale etmediği yönündeki iddialar da belgelendi. Komiser Yardımcısı Halil Güldalı ve Polis Memuru Gökhan Murat Mergan'ın BDP binasındaki yangınla ilgili olay anında tuttukları raporda;  31 PY1 98 plakalı itfaiye aracına yangına müdahale etmesinin bildirildiği, ancak itfaiye memurlarının yangını söndürmeyeceklerini polislere beyan ettikleri yer aldı.  Polislerin tutanak tutacakları uyarılarına itfaiye görevlilerinin "ne raporu tutarsan tut" şeklinde karşılık verdikleri de raporda yer alırken, itfaiye aracının ters istikamette belediyeye döndüğü rapora yansıdı. Polis memurları, raporlarında, bu durumu anında telsiz anonsuyla Emniyet'e rapor ettiklerini belirttiler. Ancak itfaiye araçları geri dönmedi. Yangınlar ise polis panzerlerinden sıkılan sularla söndürüldü.

http://www.stargazete.com/politika/katilleri-kurtaran-sahte-ihbar-uzman-cavus-tan-haber-292182.htm
#1111
Din görevlisi Aziz Tanın şehit edilmesiyle ilgili olarak teriristler arasında geçen konuşmalar Aksiyon dergisi'nin bu haftaki sayısında yayınlandı. Haber, terör örgütünün dine bakışını ortaya koyması bakımından oldukça dikkat çekici...

PKK, imam Tan hakkında 'Kürt vatandaşların dinî duygularını istismar ederek ajanlaştırmaya çalıştığı' iddiasıyla 'infaz' kararı çıkarmış. Buna göre, cinayeti Dilşat kod adlı terörist Muhittin Yılmaz ile başka bir PKK'lı işledi. 'İnfaz' kararı örgütün Botan grubu olarak bilinen ve daha çok Hakkâri civarında eylem yapan teröristlerce verildi. İşin ilginç yanı, imamı şehit eden Dilşat kod adlı teröristin hem kırsalda hem de şehirde faaliyet yürütüyor olması. Zaten teröristlerin Toyota ciplerle şehre getirilip götürüldüğü belirtiliyor. Dilşat, M.E. isimli şahsa, Tan'ın nasıl ve neden şehit edildiğini de anlatmış. Dilşat, M.E.nin, "İmamdan ne istediniz?" sorusu karşısında onun Hakkâri'deki gençleri sokak eylemlerinden uzaklaştırdığını söylemiş. Yani imam Tan, camiye gelen gençlere devlet güçlerine taş atmamalarını, okumalarını tavsiye ediyordu. Çocuklara örgütten uzak durmalarını, bu işin sonu olmadığını, örgütün Kürt halkına acı ve ızdıraptan başka bir şey vermediğini anlatıyordu. Onu bu yüzden öldürmüşler. Dilşat ve beraberindeki teröristler cinayet öncesinde Aziz Tan'ı adım adım takip etmiş. İşte M.E.nin anlatımıyla o hain olayın gelişimi: "İmam, teravih namazından önce verdiği vaazda 'Ramazanda ölenler cennete gider' demiş. Dilşat bana 'Onu cennete gönderdim' dedi. Bunu söylerken hep beraber kahkaha attılar. Cinayet gecesi abdestsiz olarak teravih namazına gitmişler. Cemaatin arasında namaz kılıyormuş gibi hareket etmişler. Hatta uzun süre camide kaldıkları için pişman olduklarını söyleyerek tekrar kahkaha attılar. Dilşat, eylemden önce Şenler yokuşuna pusu attıklarını ve sabah namazına giderken imama 7 kurşun sıktıklarını söyledi. İmamların kediler gibi 7 canlı olduğunu, bu yüzden 7 kurşun atarak imamın 7 canını öldürdüğünü belirtti. Dilşat'ın sıktığı kurşunlardan 4'ü kafasına, l'i göğsüne isabet etmiş."

Gamze Polat/Aksiyon
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1024634&title=imami-sehit-etmeden-once-arkasinda-abdestsiz-teravih-kilmislar
#1112


Terör örgütü PKK, referanduma ilişkin net tavrını ortaya koydu. Tunceli'de bildiri dağıtan örgütün silahlı kanadı HPG, vatandaşlardan ya boykot yapmalarını ya da "hayır" demelerini istedi. Bildiride, "Bunu yapmayan parti ya da değişik kesimler hedeflerimiz arasında olacaktır." denildi.

Referanduma sayılı günler kala, terör örgütü PKK'nın silahlı kanadı HPG, Tunceli'de halka bildiri dağıtıp tehditler savurdu. Sandığın boykot edilmesi ya da 'hayır' oyu kullanılması yönünde telkinlerin yer aldığı bildiri, vatandaşa yapılan baskıyı da gözler önüne seriyor. Halkın sokağa dökülmesinin istendiği bildiride, "Özgür anayasaya karşı uyanık olmaya, BDP'nin boykot tavrına destek vermeye ve 'hayır' oyu kullanarak hükümetin oyununu bozmaya çağırıyoruz. Bunu yapmayan parti ya da değişik kesimler hedeflerimiz arasında olacaktır." deniliyor. Bildiride Alevilere yönelik propaganda da dikkat çekiyor.

HPG Dersim Saha Komutanlığı tarafından dağıtılan bildiride şunlar belirtiliyor: "Siz değerli Dersim halkı, 38'leri yaşayan bir halk olarak direniş kültürüne sahip bir halk olarak böylesi bir süreçte öncülük rolümüzü oynama sürecidir. Hareketimizin tüm çözüm girişimlerine rağmen, operasyonları sürdürerek savaşı zorlayan, Türkiye Devleti'ne karşı sesimizi duyurma zamanıdır. 12 Eylül'ün ürünü olan AKP zihniyetinin referandum diyerek darbe anayasasını süslü bir hap halinde yutturma girişimi Kürtleri kimliksizleştirme, imhayı sürekleştirme politikasıdır. Geçmişte Alevi halkımıza katliamlar gerçekleştiren bu zihniyet bugün de tekrardan bir katliam sürecine hazırlanmaktadır. Bu temelde, halkımızın sokaklara dökülmesini, onursuzluğa kimliksizliğe, asimilasyona imha ve inkar politikalarına karşı AKP'nin oyununu bozmasını istiyoruz."

SELÇUK KAPUCİ İSTANBUL
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1024810&title=pkk-tuncelide-bildiri-dagitip-hayir-oyu-verilmesini-istedi
#1113
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, ''Yeni düzenlemede Anayasa Mahkemesinin mevcut üye sayısının çoğaltılması yerindeyse de üyelerinin tamamının yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı ve parlamentonun salt çoğunluğuyla seçilmesi beraberinde büyük ölçüde siyasallaşma eleştirilerini getirecektir'' dedi.

Yargıtayda düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Danıştay Başkanı Mustafa Birden, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay üyeleri, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri ile çok sayıda davetli katıldı.

Yargıtay protokol kapısında konukları Başkan Gerçeker, başkanvekilleri İhsan Akşin, Erdal Sanlı ile Yargıtay Genel Sekreteri Salih Kocalar karşıladı.

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, konuşmasına, ramazan ayının bütün insanlığa barış, sevgi ve mutluluk getirmesini dileyerek başladı.

Gerçeker, daha önceki adli yıl açılışlarında dile getirdikleri sorunların büyük ölçüde ve artarak devam ettiğine işaret ederek, en temel görevlerinin bu sorunları kamuoyuna aktarmak ve çözüm aramak olduğunu belirtti.

Bu yıl da yargı reformu ve anayasa değişikliği konularının kamuoyu gündemini büyük ölçüde oluşturduğunu kaydeden Gerçeker, ''Bu değişikliklere gerek yargı bağımsızlığına gerekse kuvvetler ayrılığı ilkesine, dolayısıyla hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu düşüncesiyle gerek kişisel gerekse kurumsal olarak karşı çıktık'' dedi.

Önemli kurumsal değişikliklerin mutlaka geniş bir toplumsal uzlaşıyla gerçekleşmesi gerektiğini belirten Gerçeker, şöyle konuştu:

''Adalet bir toplumda en üstün değerdir ve bu nedenle de vicdanlarda en üst düzeyde özümsenmesi gerekir. Adalet toplumların geleceğinin de en önemli güvencesidir. Adil olmayan ve yargısını adil çalıştırmayan bir ülkenin uzun bir süre huzurlu biçimde ayakta duramayacağı bilinmelidir. Bu olgu geçmişte kendisini birçok örnekleriyle göstermiştir. 'Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları gerekir' sözü Pascal'a aittir ve çok önemli bir gerçeği saptamaktadır. Adaleti sağlayacak olan da yargı olduğuna göre çağdaş demokratik sistemlerde olduğu gibi, özgürlükçü demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin en büyük güvencesi olan, her türlü iç ve dış etkenlerden arınmış, tam bağımsız yargı sistemi oluşturmamız gerekmektedir. Yargının asli unsuru olan tarafsızlık ancak bu şekilde gerçekleşecektir. Bağımsız olmayan bir yargı siyasallaşır ve tarafsızlığını yitirir ki bu da bir toplum için en büyük tehlikedir.''

Hasan Gerçeker, hukuk ve yargı sisteminde reform yapılabilmesinin yolunun öncelikle sorunun hangi noktalarda yoğunlaştığının çok iyi saptanmasından geçtiğine işaret ederek, ''Hukuk devleti olmanın, başka bir ifadeyle hukukun üstün tutularak yaşamın her alanında egemen kılınmasının olmazsa olmaz koşulu, yargı erkinin görevini yaparken bağımsız, yansız ve bu işlevi doğrudan yerine getiren hakim ve cumhuriyet savcılarının güvenceli olmalarıdır'' diye konuştu.

-''TÜRK YARGISININ 'DEMOKRATİK MEŞRUİYET' SORUNU YOK''-

Yargı erkinin, yasama ve yürütme erkinin etki alanından uzak tutulması, bu iki erkin alt veya üst derecesinde değil ancak eşit konumda bulunmasıyla mümkün olduğunun net biçimde algılanması gerektiğini ifade eden Gerçeker, şöyle devam etti:

''Yeni düzenlemede Anayasa Mahkemesinin mevcut üye sayısının çoğaltılması yerindeyse de üyelerinin tamamının yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı ve parlamentonun salt çoğunluğuyla seçilmesi, yüksek yargı organlarının çoğaltılan üye sayısına göre etkinliğinin azaltılması, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğu gibi, bu şekilde bir düzenleme Anayasa Mahkemesinin tamamen yürütmenin etki alanına girmesine neden olacak ve beraberinde de büyük ölçüde siyasallaşma eleştirilerini getirecektir.

HSYK'nın yapısıyla ilgili olarak da kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığına aykırı bir düzenleme söz konusudur. Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi için HSYK'nın objektiflik, tarafsızlık, şeffaflık ve hesap verilebilirlik temelinde geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması ve kararlarına karşı etkin bir itiraz sistemi getirilmesi hemen her adli yıl açış konuşmasında dile getirilmektedir. Kurula yürütmenin temsilcisi olan Adalet Bakanının geniş yetkilerle başkanlık etmesi, her ne kadar hakim sınıfından olsa da konumu itibariyle yürütme erkinin içinde bulunan müsteşarının kurulun doğal üyesi olması kuvvetler ayrılığı ile yargı bağımsızlığı ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.

Adalet Bakanı ve müsteşarının kurulda yer almasının 'demokratik meşruiyet' ilkesiyle açıklanması gerçeği yansıtmamaktadır. Türk yargısının 'demokratik meşruiyet' sorunu bulunmamaktadır. Kurulun yapısında, oluşumu konusunda ilgili tüm kesimlerin hemen hemen üzerinde birleştiği temel eleştiri, siyasi irade ve yürütmenin temsilcisi olan Adalet Bakanı ve müsteşarının büyük yetkilerle kurulda yer almasıdır.''


-EGEMENLİĞİ KULLANMA YETKİSİ-

Yargıtay Başkan Gerçeker, Türk milletinin, egemenlik hakkını anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullandığını belirterek, ''Bu yetkili organlar da yasama, yürütme ve yargıdır. Egemenliği millet adına kullanma yetkisi yalnız yasama ve yürütmeye verilmiş değildir'' dedi.

Adalet Bakanı ve müsteşarının HSYK'da bulunmasının referans olarak gösterilen dış belgelere de uygun düşmediğini ifade eden Gerçeker, Avrupa Birliği Komisyonunca hazırlanan istişari ziyaret raporlarında ve Avrupa Konseyi tavsiye raporlarında Adalet Bakanı ve müsteşarının HSYK'da olmasının öngörülmediğini kaydetti.

Gerçeker, ''Anayasa'da yapılan değişikliklerle gerek Anayasa Mahkemesinde gerekse HSYK'da Yargıtay ve Danıştayın üye sayısı göreceli olarak azaltılmış, yüksek mahkemelerin etkinlikleri neredeyse yok denecek dereceye kadar indirilmiştir. Bu çok üzüntü ve kaygı verici bir durumdur'' diye konuştu.

Hasan Gerçeker, şöyle devam etti:

''Mevcut ve yasal bir üst mahkeme olgusu ve işleyişinin, hakim ve savcıların yargısal faaliyetleri üzerinde nesnel etkisinin 'vesayet izlenimi' biçiminde tanımlanması şaşırtıcı ve iyi niyetten uzak bir yaklaşımdır. Bu izlenimin ne şekilde ortaya çıktığı, bu şekilde bir görev fonksiyonunun yargının işleyişinde ne gibi bir sorun oluşturduğu açıklıkla ortaya konulmuş değildir. İma edildiği şekliyle, bu yasal durumun hakim ve savcılar üzerinde bireysel bir 'bağımlılık modeli' oluşturduğunu ileri sürmenin, yargı erkinin tüm kurum ve kuruluşları ile ilk derece ve üst derece mahkemeleri ile birlikte bütünlüğünü zedeleyici son derece isabetsiz, abartılı ve tümüyle öznel bir saptama olduğunu düşünmekteyiz.

Üstelik bu durumun HSYK'nın oluşumuyla doğrudan ilgisi bulunmamaktadır. Görev yaptıkları süre içerisinde mensubu bulundukları yüksek mahkemelerle görev ilişkileri bulunmayan kurul üyelerinin hakim ve savcılar üzerinde yüksek mahkeme üyesi olarak ne doğrudan ne de nesnel nedenlerden dolayı vesayeti bulunduğundan söz edilemez.

Anayasal bir kurum olan HSYK'nın seçilmiş üyelerinin kurul faaliyetleri yönünden ifa ettikleri fonksiyon, mensubu bulundukları üst mahkemeyi temsil görevi niteliğinde olmayıp mensubu oldukları yüksek mahkemeden bağımsız, yasayla tanımlanmış görevlerin ifasından ibarettir ve yargının tümüne yönelik bir görevdir. Üstelik mevcut yapıya göre yargının tümüne temsili nitelikte bir fonksiyonun üstlenilmesi de söz konusu değildir.''

-HSYK'NIN YAPISI-

Gerçeker, Adalet Bakanı ve müsteşarının kurulda bulunmasının kurul çalışmalarının istikrarlı bir şekilde sürmesini engellediğini öne sürerek, ''Yapılmak istenilen düzenleme gerçekleştiği takdirde bu karma ve yargı bağımsızlığına aykırı yapı kurulu çalışamaz hale getirecektir'' diye konuştu.

Hakimlerin kararını verirken dış etkilerden olduğu kadar subjektif değerlendirmelerinden de uzak kalabilmesi gerektiğine işaret eden Gerçeker, yargının kendi bütünlüğü içerisinde değerlendirme ve ölçme sistemini kurduğunu, bu sistemin yerine çok sağlıklı bir alternatif çözüm önerisi getirilmeden not sisteminden vazgeçilmesinin uygun görülmediğini belirtti.

''Bu sistem özenle yürütüldüğünde bir sakınca ortaya çıkmayacağı gibi yargı bağımsızlığının ihlali de söz konusu değildir'' diyen Gerçeker, şunları kaydetti:

''Verilen kararların sayısı iş yüzdesi bakımından önemli olmakla birlikte kararlardaki isabet oranının tespiti ve bu oranın yükseltilmesi ancak yüksek mahkemelerin denetimiyle mümkündür. Bu nedenle denetimlerin keyfilikten uzak olması mutlaka sağlanmalı, bu belgeler ilgili hakim ve savcıya tebliğ edilerek, değerlendirmenin asıl öznesi konumunda bulunan bu kişilere cevap ve itiraz hakkı tanınmalıdır.

Hakim ve savcılar arasında meslek kıdemi ve başarıya göre derecelendirme yapılması yerindeyse de 'sınıf' sözcüğü iyi bir seçim olarak görülmemektedir. Üçüncü sınıf, ikinci sınıf gibi ifadeler incitici olabileceği gibi, soruna yargılanan tarafından bakıldığında güven eksikliğini de beraberinde getirebileceği düşünülmelidir. Bu nedenle derecelendirmenin başka bir kavram üzerinden yapılması yerinde olacaktır.''

***

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, ''Yargı, kimsenin ne arka bahçesi, ne ön bahçesi, ne de yan bahçesidir. Olmamıştır, olmayacaktır da. Buna, her türlü olanaksızlığa karşın onuru ile özveri ile meslek saygınlığını her şeyin üzerinde tutarak görev yapan, Türk yargıçları, Cumhuriyet Savcıları, hiçbir zaman izin vermeyecektir'' dedi.


Gerçeker, adlı yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada, ''yargıda örgütlenme özgürlüğünün, tüm çağdaş demokratik sistemi benimsemiş ülkelerde olduğu gibi demokratik temel hak ve özgürlükler kapsamında kabul edilmiş ve uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınmış'' bir hak olduğunu ifade etti.

Yargı sistemi içerisinde de hakim ve savcılara bu hakkı tanımanın, geliştirmenin özgürlükçü demokrasinin gereği olduğunu belirten Gerçeker, örgütlenme özgürlüğü, hakim ve savcıların her türlü çalışma koşullarının iyileştirilmesi yanında, yargı bağımsızlığının korunup kollanması bakımından da büyük önem taşıdığını kaydetti.

Örgütlenme özgürlüğünü engelleyerek, yürütmenin güdümünde, amaç dışı, göstermelik bir örgütlenme modeli oluşturma çabalarından vazgeçilmesi gerektiğini vurgulayan Gerçeker, şöyle konuştu:

''Yargı mensuplarına gerek mesleki gerekse yargı bağımsızlığı konusunda eğitim verilmesi de çok önemli başta gelen konulardan birisidir. Bu nedenle de Türkiye Adalet Akademisinin yeniden yapılandırılması, idari ve mali özerklik tanınarak gerçek bir akademi haline dönüştürülmesi, kapasitesinin arttırılması gerekmektedir. Avrupa Birliği ilerleme raporlarında da öngörüldüğü gibi, böyle bir yapılanma sağlandıktan sonra hakim ve savcıların eğitimi yanında, hakim adaylarının seçimi de Adalet Akademisi ve HSYK tarafından yapılmalıdır.''

-''YARGIDA ELEŞTİRİLEBİLİR''-

Gerçeker, yargının da eleştirilebileceğini, yargı ile ilgili haber niteliğinin ötesinde yorum yapılırken bu ayrımın gözetilmesi ve çok özen gösterilmesi gerektiğini ifade ederek, ''Gerçeklere dayanılmalı, verilen haberin doğruluğu ispatlanabilmelidir. Yanlış ya da eksik bilgilerle yapılan haber ve yorumlar, yönlendirici yayınlar, kamuoyunu yanlış yönde etkileyeceği gibi, mahkemeler üzerinde bir baskı unsuru da oluşturacaktır'' dedi.

''Bağımsız ve teminatlı olmayan bir mahkemenin adalet dağıtması, temel insan hak ve özgürlüklerini koruması mümkün değildir'' diyen Gerçeker, şöyle devam etti:

''Hakim bağımsızlığı ve teminatı hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz koşulunu oluşturmaktadır. Bağımsız, tarafsız, adil ve hızlı işleyen bir yargı, sosyal barışın, güven ve huzurun teminatı olduğu kadar Devletin de varlık nedenidir. Yargının, anayasal gücü ve işlevi ile orantılı olanaklara sahip olması zorunludur. Personel, bütçe yetersizliği gibi yıllardır süregelen sorunların yeterince çözümlenmemesinin özellikle Yargıtayı ciddi endişelere sevk ettiği bilinmelidir. Bu yetersizlikler ve anormal iş yükü sorunu nedeniyle davaların uzaması sonucunda adalete karşı inanç ve güvenin zedelenmesinin manevi sorumluluğunu yargıya yüklemenin haksızlık olacağı, Yargıtay Birinci Başkanları tarafından her adli yıl açılışında dile getirilmektedir.''

-KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ-

Gerçeker, ''kuvvetler ayrılığı'' ilkesinin Anayasa'nın ''değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez'' nitelikteki maddeleri kapsamında bulunduğuna işaret ederek, ''Bu ilke, temel hak ve özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olmanın da en büyük güvencesidir'' diye konuştu. Gerçeker, şunları kaydetti:

''Anayasa hukukunun ve siyaset biliminin temel kuralı 'halkın egemenliği, her zaman halkın özgürlüğü demek değildir'. Çoğunluğun baskısının olduğu yerde özgürlükten söz edilemez. Sonuçta, demokrasi zedelenir, özgürlükler ortadan kalkar. Bu noktada 'Çoğunlukçu ve Çoğulcu Demokrasi' kavramlarına değinmek gerekmektedir. Çağdaş demokrasilerde, üyesi olduğumuz Avrupa Konseyinde demokrasi anlayışı 'çoğulcu demokrasi'den yana olmuştur. Azınlık oylarını bütünüyle yok sayan bir 'çoğunlukçu demokrasi' anlayışı çağ dışıdır. Çoğulcu demokrasilerde, çoğunluğun elindeki iktidarı sınırlayan başta yargı olmak üzere çeşitli anayasal kurumlar bulunmaktadır. Çağdaş demokrasinin temeli de budur. Bu konu insan hakları ile temel hak ve özgürlüklerle de doğrudan ilgilidir. İnsan haklarının, temel hak ve özgürlüklerin, çağdaş çoğulcu demokrasilerde hiçbir şekilde ihlali düşünülemez.

Siyasal iktidarın kötüye kullanılmaması ve özgürlükçü demokrasinin gerçekleşebilmesi için kuvvetler ayrılığı en baş koşuldur. Bağımsız yargı istiyorsak, HSYK'nın yapısı bu bakımdan çok büyük önem arz etmektedir. Arızi bir takım olaylar gerekçe gösterilmek suretiyle, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığına ilişkin temel ilkeler göz ardı edilerek böyle bir takım düzenlemeler yapılması, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ilkelerini çok büyük ölçüde zedeleyecektir. Kurul'a yalnız yargı mensuplarından üye seçilmelidir. Kast gibi, jüristokrasi gibi, al gülüm ver gülüm gibi konu ile ilgisi olmayan kavramlar, hafif düşünceler hiçbir geçerlilik taşımamaktadır. Bunlar yargıyı, özellikle de yüksek yargıyı tanımamaktan kaynaklanan boş sözlerdir.

Yargı, kimsenin ne arka bahçesi, ne ön bahçesi, ne de yan bahçesidir. Olmamıştır, olmayacaktır da. Buna, her türlü olanaksızlığa karşın, onuru ile özveri ile meslek saygınlığını her şeyin üzerinde tutarak görev yapan, Türk yargıçları, Cumhuriyet Savcıları, hiçbir zaman izin vermeyecektir. Yargı, 'adalet' demektir. 'Adalet' ise, devletin temeli, devleti oluşturan kişi ve kurumların en büyük güvencesi olduğuna göre, yargı bir toplumun en büyük değerini oluşturmaktadır ve Türk toplumu, hakimine, savcısına tanıdığı saygınlıkla, verdiği değer ile bunu en iyi şekilde ortaya koymaktadır.''

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1024600&title=yargitay-baskani-gerceker-adli-yil-acilisinda-konustu&haberSayfa=0
#1114
Ülkü Ocakları Kurucu Genel Başkanı Ramiz Ongun'un referandumda 'evet' kararını açıklamasının ardından MHP Kurucular Kurulu üyeleri de zehir zemberek dille yazılmış bir açıklama yaparak, 'evet' diyeceklerini açıkladı.

''Milletin kayıtsız şartsız egemenliğinin'' darbeler sonrası yetkili organlara bırakıldığının altının çizildiği açıklamada, ''Ülkede hiç bir zaman CHP iktidara gelemeyeceğini anlayan güçler, darbe anayasaları ile CHP'yi iktidara ortak etmeyi hedeflemişlerdir.'' denildi.

MHP Kurulucular Kurulu üyeleri, rahmetli Alparslan Türkeş'in ''En kötü demokrasi en iyi darbe idaresinden daha evladır.'' sözünden hareketle 12 Eylül'de evet kararını aldıklarını açıkladılar. Kurucular Kurulu üyelerinin yaptığı açıklamada, hayır kampanyasını yürüten bugünkü MHP yönetiminin tavrına bir anlam verilemediğine de dikkat çekildi.

MHP Kurucular Kurulu üyeleri olarak basın vasıtasıyla anayasa değişikliği konusundaki fikirlerini milletle paylaşma gereği duyulduğuna işaret edilen açıklamada, "1924 Anayasası'nda tayin edilmiş olan 'milletin kayıtsız şartsız egemenliğini' 1961 Anayasası ile millet dışında CHP ve sol ideologlar tarafından 'yetkili organlar tabiri ile' yeni ortaklar getirilmiştir. Bu, çok partili düzene geçtikten sonra, aziz milletimiz tarafından asla tek başına iktidar verilmeyen CHP'yi ve sol güçleri seçimsiz, millet iradesi olmadan, millete rağmen daimi iktidar yapma projesidir. Nitekim 1961 seçimlerinde CHP'nin tek başına iktidara gelecek oyu alamaması üzerine bu durum, İnönü'nün damadı Metin Toker'in Ulus Gazetesi'ndeki makalesinde de 'Seçimi tek başına kazanamamak o kadar önemli değil, Türkiye'de iktidar olmak için ordu, Anayasa Mahkemesi, üniversite, Danıştay, Yargıtay gibi devlet kuruluşlarına da hâkim olmak gerekir.' denilerek açıkça ifade edilmiştir. Türk milliyetçileri, merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in liderliğinde CHP ve sol ortaklarının kurduğu bu oligarşik düzene karşı, sadece ve sadece millet iradesini esas alarak MHP'yi kurmuşlardır." ifadelerine yer verildi.

"MHP'nin milli iradeyi hakim kılmak üzerine yürüttüğü mücadele, emperyalist güçlere 'bizim çocuklar' diye tabir edilen darbeciler tarafından, 12 Eylül 1980'de hunharca akamete uğratılmıştır." denilen açıklama şöyle devam etti:"Türk gençleri; sağcısı-solcusu, ülkücüsü-devrimcisi, Sünnisi-Alevisi, önce darbe ortamının hazırlanması amacıyla birbirlerine kırdırılmış, darbeden sonra da işkencehanelerde kırılmış, heder edilmişlerdir. 'Bu millet cahil, 30–40 sene daha bu milleti askeri idare ile yönetmek lazım, bu millet için demokrasi henüz erken' diyerek milletin 1961 Anayasası'na nazaran daha çok devre dışı bırakıldığı, dışlandığı otokratik bir düzen kurmuşlardır. Bütün bu gelişmelere karşı Ülkücüler merhum Başbuğ liderliğinde MHP'yi yeniden ihya etmiş, millet iradesini hâkim kılma mücadelelerini yılmadan sürdürmüş ve onun vefatına kadar da bu çizgisini muhafaza etmişlerdir. Ne var ki; Başbuğumuzun vefatından sonra yönetime gelen şimdiki kadro bin bir zorluklar ve emeklerle yeniden kurduğumuz partimizin ülkücü misyonunu, kuruluş felsefesini terk ederek darbeciler ile aynı safta yer almıştır.''

''BAŞBUĞ DARBE ANAYASASI'NIN DEĞİŞTİRİLMESİNİ İSTEDİ''

Merhum Başbuğ'un tavrının darbe anayasasının değiştirilmesinden yana olduğu vurgulanan açıklamada, "Rahmetli Başbuğumuzun; 1982 Anayasası'nı değiştirme taahhüdüne dahi itibar edip güven oyu verdiği görmezden gelinerek, 'hayır' cephesinde yer alınması biz kurucuları derinden yaralamaktadır. Her fırsatta vatan hainlerini, teröristleri affetmeyi, genel aflar ile salıvermeyi gelenek haline getirmiş CHP ve bölücü sol blok ile MHP'mizin aynı safta yer almasını içimize sindirmemiz mümkün değildir. Darbe anayasasına karşı, ancak ve ancak milletin iradesi ve egemenliğini esas alan alternatif anayasayı herkesten önce üretmesi gereken MHP yönetiminin, darbecilerin anayasasını savunmaları kabul edebileceğimiz bir hal olamaz.'' görüşlerine yer verildi.

''EVET DEMEK AK PARTİ'YE 'EVET' ANLAMINA GELMEZ''

Açıklamada, 'evet' demenin AK Parti iktidarına değil, yeni bir anayasaya 'evet' anlamı taşıyacağı belirtildi. ''Yeterli de olmayan bu anayasa değişikliğine 'evet' demek asla ve kat'a AKP'ye destek vermek demek değildir.' denilen açıklamada, ''Sadece milletin ve onun iradesinin yanında yer almaktır. Bu anayasa değişikliğinin kimler tarafından yapıldığının önemi yoktur. AKP'ye muhalefetimiz, 'iyi yaptığı sürece takdir, kötü yaptığı zaman ihtar etmek' esası üzerinden devam etmektedir.'' ifadeleri yer aldı.

''MHP, BÖLÜCÜLERİN VE DARBE YANLILARININ SAFINDA OLMAMALI''

Kurucular Kurulu, MHP yönetimine de uyarılarda bulunarak bölücülerin ve darbe yanlısı partilerin yanında yer alınmaması gerektiğini ifade ettiler. Açıklamada; ''Biz Kurucular Kurulu üyeleri; MHP yönetimini yarım asra yaklaşan geçmişimiz, mücadelemiz ev misyonumuzu hatırlayarak darbeciler ve bölücülerin safını terk edip, milletimiz ve onun iradesi yanında yer almaya davet ediyoruz.'' denildi.

''BAŞBUĞ'UN TAVRI DEMOKRASİDEN YANAYDI''

''Rahmetli Başbuğumuzun sık sık vurguladığı gibi "en kötü demokrasi en iyi darbe idaresinden daha iyidir." diyen Kurucular Kurulu üyeleri, MHP'nin kurucusu Başbuğ gibi demokrasiden yana tavır konulmasını istediler.

Açıklamada, MHP Kurucular Kurulu üyelerinden şunların isimleri yer aldı: "Naci Meriç, Kemal İnandı, Hüseyin Ünlüer, Hayrettin Başeğmez, Mehmet Zeybek, Niyazi Ahıska, Fikret Fırat, Ahmet Özsoy, Ali Sağır, Aziz Mecit, İbrahim Faruk Evirgen, Mehmet Gümüştaş, Mehmet Küçükince, Durak Körük, Seyit Mehmet Topçu, Şahin Türkboyları."

CİHAN
http://www.haber7.com/haber/20100906/Sandiga-6-gun-kala-MHPde-evet-depremi.php
#1115
Şair Mehmet Akif Ersoy'un "Allah bu millete bir daha İstiklal marşı yazdırmasın" dediği Kurtuluş Savaşı'nın zor yıllarıydı. Maddi sıkıntılar, açlık ve yoksulluk içinde ülkemizi işgal eden yadi düvele karşı ölüm kalım savaşı veriyorduk.

Trablusgarp' ta, Bingazi' de, Çanakkale' de yalın ayak, yarı çıplak Mehmetçikler, kucağında bebekleriyle Ayşeler, Fatmalar, Nene hatunlar tarihin kaydedeceği bir destanı çile ile ilmik, ilmik örüyorlardı.  Bu mücadele İslam alemi ve dost, kardeş ülkeler tarafından takip ediliyor ve son karakol Anadolu' ya dualar gönderiliyordu.

Pakistan Lahor meydanında büyük bir kalabalık toplanmıştı. Kendileri de fakir ve muhtaç kalabalığın dillerinde dua, gözlerinde yaş vardı. Hatipler içten konuşmalar yaptılar. Meydan yek vucut olmuş, yürekler Anadolu' da çarpışan Mehmetlerin Ayşelerin ızdırbıyla inliyordu. En son kürsüye yaşlı bir zat geldi. Bu Pakistan'ın çileli günlerinin şairi Dr Muhammed İkbal idi.

Gözleri engin ufuklarda kalabalığa şöyle seslendi. " Şu anda Resululllah (a.s)  karşımda duruyor ve bana " İkbal !  bu kalabalık adına,  dua ve niyazları adına bana hediye ne getirdin " diye soruyor. Bende  " Ya Resulallah sana bir kase kan getirdim. Bu kan Anadolu da dört bir cephede hırz ı can ederek şehid olan Osmanlı ahfadı Mehmetçiklerin kanıdır."  diye cevap veriyorum.  dedi ve sözlerine daha fazla devam edemeyerek olduğu yere yığıldı. O coşkulu, fakir ama civanmert kalabalık  ellerinde, evlerinde ne varsa Lahor meydanına yığdılar.

Gözyaşlarını dualarını onların üzerlerine akıtıp  İstanbul' a gönderdiler. Gönderecek bir şey bulamayan bir ailenin bedelini Mehmetçiğe göndermek için çocuklarını satmaya kalkması  o günlerden hafızalarda kalan, Pakistan' da anlatılan acı öykülerdendir.

Bugün ise Muhammed İkbal' in torunları yürekleri burkan bir felaket ile karşı karşıya, ölüm kalım mücadelesi veriyor. BM genel sekreteri  Banki Moon  "Pakistan da sel sırasında ölenlerin, sağ kalanlardan çok şanslı olduğunu gördüm.

Daha önce benzerini hiç görmediğim bir felakete şahit oldum. "ifadeleriyle müşahadelerini tüm dünya ile paylaşıyordu. Ayrıca oradan gelen hekimlerin anlattıklarından anlaşılıyor ki kolera, sıtma, tifo ve hepatit salgınları bulanık sularda pusuya yatmış, Pakistan lı bebekleri, çocukları bekliyor. Şimdi Lahor'da ölüm kol geziyor.

Bu insanlık adına üzücü tablolara  rağmen dünyanın pek kılının kıpırdamadığına şahit oluyoruz. Ülkemizde ve İslam aleminde de sadre şifa bir yardım faaliyetinin yürütüldüğünü söylemek çok zordur. Tek geçim kaynağı olan topraklarını kaybeden , günlerini oluşan adacıklarda aç ve susuz geçiren kardeş Pakistan halkının çileli imtihanı daha uzun sure devam edecek gibi görünüyor.

Uluslararası Sağlık Eğitim Derneği, Yeryüzü Doktorları gibi sivil toplum örgütlerinin gönüllü doktorları Pakistan'da sağlık hizmetleri veriyor.  Orada yüzleri ağartacak, yaraları saracak kalıcı hizmetler vermeyi hedefliyorlar. Mağdur olan halk kardeş Pakistan halkı olunca yürekler daha bir heyecanla çarpsada  civanmert milletimizin fedakar hekimlerinin felakete uğrayan her insana el uzatma gayreti içinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Pakistan; sınavlarla sürüp giden hayatımızda, ufkumuzdan süzülüp gitmekte olan rahmet ayı Ramazan ikliminde karşımıza çıkan bir fırsat gibi duruyor. Halkımızın da Kızılay, Kimse Yok mu, İHH, Deniz Feneri, Yardım Eli, Can Suyu gibi yardım kuruluşları vasıtasıyla kardeş Pakistan halkına el uzatacağında şüphe yoktur.

"Ramazan'a eriştiği halde cenneti kazanamayana yazıklar olsun" hitabına mazhar olan bu kutlu ay,  fırsatlarla dolu olduğu kadar çetin imtihanlara gebe bulunuyor. Basiret, fedakarlık, feraset ile Ramazan'ı  uyanık geçirenler onun sonunda maddi ve manevi bayramları kutlamaya hak kazanacaklardır.

http://www.haber7.com/haber/20100904/Muhammed-Ikbalin-halkini-Turkiye-icin-costuran-konusmasi.php


KIZILAY: http://www.kizilay.org.tr/index1.php
Tüm operatörlerden 2868'e boş bir kısa mesaj göndererek 5 TL yardım edebilirsiniz.

KİMSE YOK MU: http://www.kimseyokmu.org.tr/kampanya84-pakistan-sel-kampanyasi.htm
Tüm operatörlerden "pakistan" yazıp 5777'e bir kısa mesaj göndererek 5 TL yardım edebilirsiniz.

İHH: https://www.ihh.org.tr/bagis/?quick=166&language=tr

DENİZ FENERİ: http://www.denizfeneri.org.tr/ramazan10/pakistan.asp

YARDIM ELİ: http://www.ramazan.yardimeli.org.tr/pakistan_sel.php

CAN SUYU: http://www.cansuyu.org/tr/haber/1/152/cansuyu-pakistanda-yaralari-sariyor.aspx
#1116
KPSS sınav sorularını hazırlayan komisyonun üyelerinden Gönül T.'nin, KPSS'ye hazırlık kursu veren bir dershanenin sahibi olduğunun ortaya çıkması, ÖSYM yönetiminde adeta şok etkisi yarattı.

Kamu Personeli Seçme Sınavı sınav sorularının çalındığı iddialarından sonra komisyonla ilgili iddialar da ÖSYM'yi karıştırdı. ÖSYM hem soruları iptal etti hem de komisyonu lağvetti.

Bu gelişmenin ardından durumu değerlendiren ÖSYM, KPSS sınav sorularını hazırlayan 7 kişilik komisyonun tüm üyelerinin 'lağvedilmesi' kararı aldı. Önümüzdeki süreçte yapılacak ilk KPSS sınavının soruları, yeni oluşturulacak sınav komisyonu tarafından hazırlanacak.

YENİ KOMİSYON
Akşam gazetesinin haberine göre; YÖK ve ÖSYM'de kapsamlı bir çalışma başlatıldı. YÖK ve savcılığın koordinasyon halinde olduğu ifade edildi. ÖSYM'de Daire Başkanı Mustafa T.'nin soru hazırlama komisyonunda görev yapan eşi Gönül T.'nin, KPSS eğitimi de veren bir dershanesi olduğunun ortaya çıkması üzerine, soruşturma derinleştirildi. Mustafa. T. ve eşinin açığa alınmalarının gündemde olduğu kaydedildi. Çiftin mal varlığı da inceleme altına alındı. KPSS sorularını hazırlayan 7 kişilik komisyonun üyelerinin tümünün değiştirilmesine de karar verildi.

PERSONELE TARAMA
YÖK Denetleme Kurulu ve ÖSYM'deki inceleme kapsamında da sadece KPSS değil diğer KPDS, ÜDS, YGS, ALES gibi çok sayıdaki sınavlarda da soruları hazırlayan komisyon üyeleri inceleme altına alındı. Gönül T. dışında bazı üyelerin dershanede çalıştıkları yönünde bilgiler elde edildiği ileri sürüldü.

SORULAR DEĞİŞİYOR
KPSS'de soruların sızdırılması üzerine ÖSYM'de yapılan incelemenin ardından KPSS sorularının yeniden hazırlanması da gündeme geldi. Binlerce sorunun polis tarafından kopyalanması ve bu soruların sızdırılmadığına dair güven kalmaması nedeniyle yeni soruların hazırlanması yönünde görüş birliğine varıldığı ifade edildi.

MAL VARLIĞI İNCELEMESİ
ÖSYM personeline ilişkin savcılığın mal varlığı incelemesi de devam ediyor. Bu konuda YÖK Denetleme Kurulu'nun da talebi ile ayrıntılı incelemelerin yapıldığı ve buradan ciddi sonuçlara ulaşılmasının beklendiği kaydedildi. Personelin cep ve işyeri ile ev telefonlarına ilişkin incelemeler de devam ediyor.

DEVLETTE KPSS KRİZİ
KPSS skandalına ilişkin sızdırma iddiasının neredeyse kesinlik kazanması, öğretmen alımının ardından devlet memur alımını da durdurdu. Savcılığın sızdırma yapan maili tespit ettiği ve bu konuda ÖSYM üzerindeki incelemesini sürdürdüğü öğrenildi. Soruşturmanın kapsamı ise genişletiliyor. Savcılık ve YÖK'te sadece bu yıl değil, geçmiş yıllarda yapılan KPSS, KPDS, ÜDS gibi sınavların sorularının sızdırılması ihtimalini de araştırıyor.

VERİLER ÇELİK KASADA
ÖSYM'deki polisin incelemesinin de dün öğle saatlerinde tamamlandığı ifade edildi. Bu incelemelerde elde edilen veriler ÖSYM dışına çıkarılamadı. Önümüzdeki dönemde KPDS, ÜDS, TUS dahil 12 sınavın olması nedeniyle arasında bu sınavlarda sorulacak soruların da bulunduğu veriler özel mühürlü bir kasaya konuldu. Bu kasanın anahtarlarının ise sadece Savcı Şadan Sakınan ve YÖK Denetleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Solak da olduğu kaydedildi.

ÇUBUKÇU: BİZ HAZIRLAYALIM
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu da soruları hazırlamaya talip olduklarını belirterek, 'Soruları bakanlık kendi yapmalı. Müzik öğretmenine matematik sorusu sorulmamalı. Alanında başarılı olanlar öğretmen olarak alınmalı. Kendi alanında yeterliliği ölçecek sınav istiyoruz' diye konuştu.

SINAV İPTAL OLACAK MI?
Son gelişmelerin YÖK ve ÖSYM'den takip edildiği ifade edilirken, zanlılar Baki S. ve Süleyman İ.'nin ifadelerinin ardından sınavın iptal ihtimali de güçlendi.

Öte yandan YÖK ve savcılıkta sınav sorularının sadece 2010 yılı değil geçmiş yıllarda da sızma şüphesinin oluştuğu öğrenildi. Sızmanın güvenliğe rağmen baskı testislerinden olma ihtimalinin de değerlendirildiği öğrenildi. KPSS sorularının ÖSYM içinden 10 bin dolara sızdırıldığı da iddialar arasında.

YÖK'ün ÖSYM'de çok sayıda güvenlik açığı tespit ettiği de öğrenildi. KPSS ile ilgili yapılan çalışmalarda soruların güvenliğinin yeterli derecede olmadığı tespiti yapıldı. Denetleme Kurulu'nun 'Kurum çalışanlarının dışarı ile bağlantılarının sınavlar açısından güvenlik açığı oluşturmaktadır' tespiti yaptığı öğrenildi.

http://www.haber7.com/haber/20100904/KPSSde-kopya-skandali-OSYMyi-bitirdi.php


Adana'da KPSS operasyonu: 45 gözaltı!


KPSS, TUS ve Açık Öğretim sınavlarında kopya çektikleri iddiası ile 45 kişi gözaltına alındı.

Bu kişilerin girdikleri KPSS, TUS ve Açık Öğretim sınavlarında kopya çektikleri iddia ediliyor.

Gözaltına alınan bu şahısların yarın sağlık kontrolüne çıkarılacakları öğrenildi.

CİHAN
http://www.haber7.com/haber/20100905/Adanada-KPSS-operasyonu-45-gozalti.php
#1118
TÜRK GIDA KODEKSİ TUZ TEBLİĞİ
(TEBLİĞ NO: 2007/53)

Resmi Gazete'de yayınlanma tarihi: 23 Ocak 2008 Çarşamba
RG Sayı : 26765

             Amaç

             MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı; gıda olarak tüketime uygun olan işlenmiş tuzun tekniğine uygun ve hijyenik şekilde üretim, hazırlama, işleme, muhafaza, depolama, taşıma ve pazarlamasını sağlamak üzere bu ürünlerin özelliklerini belirlemektir.

             Kapsam

             MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, ambalajlı olarak insan tüketimine sunulan işlenmiş tuzu kapsar. Özel beslenme amaçlı üretilen tuzları, sodyumu azaltılmış potasyum vb. içeren tuzları kapsamaz.

             Dayanak

             MADDE 3 – (1) Bu Tebliğ, 16/11/1997 tarihli ve 23172 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği'ne göre hazırlanmıştır.

             Tanımlar

             MADDE 4 – (1) Bu Tebliğde geçen;

             a) İşlenmiş tuz: Ana maddesi sodyum klorür olan ve insan tüketimine uygun nitelikte üretilen ürün olup, tüketim amacına göre dörde ayrılır;

             1) Sofra tuzu: Doğrudan tüketiciye sunulan, ince öğütülmüş, iyotla zenginleştirilmiş, rafine edilmiş veya edilmemiş tuzu,

             2) Gıda sanayi tuzu: Gıda sanayinde kullanılan, doğrudan tüketiciye sunulmayan, iyotlu veya iyotsuz olarak üretilen tuzu,

             3) İri salamura tuzu: Doğrudan tüketiciye sunulan, özellikle evlerde konserve, turşu, salamura ve benzeri ürünlerin yapımında gıda muhafaza amaçlı olarak kullanılan, iyot içermeyen tuzu,

             4) Sofrada öğütme tuz: Tüketici tarafından sofrada öğütülmek üzere tüketiciye sunulan, kristal halde bulunan, iyot ilave edilmeyen tuzu ifade eder.

             b) Yabancı madde: Tuz tanecikleri dışında gözle görülebilir her türlü organik ve inorganik maddelerdir.

             Ürün özellikleri

             MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ kapsamındaki ürünlerin özellikleri aşağıda verilmiştir.

             a) Tuz beyaz renkte olmalı ve yabancı madde içermemelidir.

             b) Rafine edilerek veya yıkanarak temizlenmemiş tuz, işlenmiş tuz olarak piyasaya sunulamaz.

             c) Bu Tebliğde geçen tuzlarda rutubet miktarı kütlece en çok % 0.5 olmalıdır.

             ç) Bu Tebliğde geçen tuzlarda Sodyum klorür miktarı; kuru maddede en az % 98 olmalıdır.

             d) Bu Tebliğde geçen tuzlarda asitte çözünmeyen madde miktarı, kütlece en çok % 0.5 olmalıdır.

             e) Bu Tebliğde geçen tuzlarda suda çözünmeyen madde miktarı, kütlece en çok % 0.5 olmalıdır.

             f) Sofra tuzu;

             1) Homojen olmalı, tane büyüklüğü; göz açıklığı 1000 µm'lik elekten tamamı, 210 µm'lik elekten ise en çok % 20'lik kısmı geçecek büyüklükte olmalıdır.

             2) Sofra tuzuna 25-40 mg/kg oranında potasyum iyodat katılması zorunludur. İyot için belirlenmiş üst limit + 3 mg/kg farklılık gösterebilir.

             3) İyot tüketmemesi gereken kişiler için iyotsuz tuz üretimi yapılabilir.

             g) Gıda sanayi tuzu;

             1) İyot eklenmesi zorunlu değildir.

             2) İyot eklenmesi durumunda sofra tuzu için belirlenen ürün özellikleri sağlanmalıdır.

             3) Gıda sanayi tuzu, perakende satış yerlerinde doğrudan tüketiciye sunulamaz; ancak, üretim yerleri ve gıda toptancılarında satışa sunulabilir.

             ğ) İri salamura tuzu; tane büyüklüğü, göz açıklığı en az 6000 µm'lik elekten tamamı, 2000 µm'lik elekten ise en çok %10'luk kısmı geçecek büyüklükte olan işlenmiş tuzdur.

             h) Sofrada öğütme tuzu; tane büyüklüğü, göz açıklığı en az 4000 µm'lik elekten tamamı, 1000 µm'lik elekten ise en çok %10'luk kısmı geçecek büyüklükte olan işlenmiş tuzdur.

             Katkı maddeleri

             MADDE 6 – (1) Bu Tebliğ kapsamındaki ürünlerde kullanılacak katkı maddeleri, 22/12/2003 tarihli ve 25324 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi-Renklendiriciler ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği'ne uygun olmalıdır.

             Bulaşanlar

             MADDE 7 – (1) Bu Tebliğ kapsamında yer alan ürünler, 23/9/2002 tarihli ve 24885 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi - Gıda Maddelerinde Belirli Bulaşanların Maksimum Seviyelerinin Belirlenmesi Hakkında Tebliğ'de yer alan hükümlere uygun olmalıdır.

             Hijyen

             MADDE 8 – (1) Bu Tebliğ kapsamında yer alan ürünler Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği'nin Gıda Hijyeni bölümünde yer alan genel kurallara ve 2/9/2001 tarihli ve 24511 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi - Mikrobiyolojik Kriterler Tebliği'ne uygun olarak üretilmelidir.

             Ambalajlama ve etiketleme-işaretleme

             MADDE 9 – (1) Bu Tebliğ kapsamında yer alan ürünler; Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği'nin Ambalajlama-Etiketleme ve İşaretleme Bölümü'nde ve 25/8/2002 tarihli ve 24857 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi-Gıda Maddelerinin Genel Etiketleme ve Beslenme Yönünden Etiketleme Kuralları Tebliği'nde yer alan hükümlere uygun olarak üretilmelidir. Bu Tebliğe ilave olarak aşağıdaki bilgiler de etikette bulunmalıdır:

             a) İyotlu tuzda, Ek-1'de yer alan sembol kolay görünen boyutta ve ürün adı ile aynı yüzde bulunmalıdır.

             b) İyot ilave edilen tuzun etiketinde son tüketim tarihi belirtilmelidir.

             c) İyot ilave edilen tuzda iyot kaybını engelleyecek ambalaj materyali kullanılmalıdır.

             ç) Bu Tebliğ kapsamında yer alan ürünlerde ürünün işleme tekniği etiket üzerinde yer almalıdır.

             d) Sofra tuzunda;

             1) Ürün adı "iyotlu sofra tuzu" olarak belirtilmelidir.

             2) Etiketinde kullanım bilgisi olarak "serin, kuru ve ışıksız ortamda ağzı kapalı olarak muhafaza edilmelidir" ifadesi yer almalıdır.

             3)  Net ambalaj miktarları 3000 g'ı geçmemelidir.

             4) İyot tüketmemesi gereken kişiler için üretilen iyotsuz sofra tuzunda ambalaj büyüklüğü 250 g'ı geçemez. Etiket üzerinde, ambalajla kontrast teşkil edecek renkte ürün adı olarak "iyotsuz sofra tuzu" ifadesi yer almalıdır.

             f)  Gıda sanayi tuzunda;

             1) Etiket üzerinde "Gıda sanayi için üretilmiştir." ifadesi ürün adıyla birlikte ve ambalajla kontrast teşkil edecek renkte yer almalıdır.

             2) İyot ilave edilip edilmediği etiket üzerinde belirtilmelidir. İyot ilave edilen gıda sanayi tuzlarında "iyotlu gıda sanayi tuzu" ifadesi yer almalıdır.

             3) Net ambalaj miktarı en az 10 kg olmalıdır.

             g) İri salamura tuzu için ambalaj büyüklüğü en az 1500 g olmalıdır.

             ğ) Sofrada öğütme tuzun etiketi üzerinde ambalajla kontrast oluşturacak şekilde "iyot ilave edilmemiştir." ifadesi yer almalıdır.

             h) Sofrada öğütme tuzu için ambalaj büyüklüğü 500 g'ı geçmemelidir.   

             Taşıma ve depolama

             MADDE 10 – (1) Bu Tebliğ kapsamında yer alan ürünlerin taşınması ve depolanmasında Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği'nin Taşıma ve Depolama bölümündeki kurallara uyulmalıdır.

             Numune alma ve analiz metotları

             MADDE 11 – (1) Bu Tebliğ kapsamında yer alan ürünlerden numune alınmasında Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği'nin Numune Alma ve Analiz Metotları bölümündeki kurallara uyulmalıdır. Numune uluslararası kabul görmüş metotlara göre analiz edilmelidir.

             Tescil ve denetim

             MADDE 12 – (1) Bu Tebliğ kapsamında yer alan ürünleri üreten ve satan işyerleri; tescil ve izin, ithalat işlemleri, kontrol ve denetim sırasında bu Tebliğ hükümlerine uymak zorundadır. Bu hükümlere uymayan işyerleri hakkında 27/5/2004 tarihli 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre yasal işlem yapılır.

             Denetim

             MADDE 13 – (1) Bu Tebliğde yer alan hükümlerin uygulanması ile ilgili denetim, 5179 sayılı Kanun'a göre Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yerine getirilir.

             Yürürlükten kaldırılan mevzuat

             MADDE 14 – (1) 13/1/2005 tarihli ve 25699 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Gıda Kodeksi-Sofra ve Gıda Sanayii Tuzu Tebliği (Tebliğ No: 2004/44) yürürlükten kaldırılmıştır.

             Uyum zorunluluğu

             GEÇİCİ MADDE – (1) Halen faaliyet gösteren ve bu Tebliğ kapsamında yer alan ürünleri üreten ve satan işyerleri bir yıl içerisinde bu Tebliğ hükümlerine uymak zorundadır.

             Yürürlük

             MADDE 15 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

             Yürütme

             MADDE 16 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Tarım ve Köyişleri Bakanı yürütür.

Ek–1 (İyotlu tuz sembolü)


http://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2008/01/20080123-7.htm
#1119
Hekimlerin hükümdarı İbn-i Sina'dan 'Şifalı Bitkiler' Avrupa'da 700 yıl tıp hocalığı yapan ünü dillere destan, hekimlerin piri İbn-i Sina'nın 'Tıp Kanunu' kitabından bugüne kadar hiçbir yerde rastlamadığınız çok özel formülleriyle şifa bitkilerin reçeteleri... Dr. Yaman SÖNMEZ ve Tarihçi Ahmet ALMAZ hazırladı.

Fazlası birçok sağlık sorununa yol açan tuz dengeli bir şekilde kullanıldığında cildi güzelleştiriyor, dişleri beyazlatıyor ve yaralara iyi geliyor...Tuzda acılık ve burukluk vardır. Kimisi hoş, kimisi ise yara yapıcıdır. Bu cins, kirli kristaller halindedir.
Bir başka cinsi neftidir, koyu renklidir; fakat bu rengi kendi İçeriğindan ileri gelmez, içine karıştığı neftten ileri gelir. Eritilip, nefti uçurulursa, geriye kalanı kirli kristaller halindedir. Bir başka Hint tuzu; siyah renklidir; İçeriği mineral İçeriğindan kaynaklanır. Deniz tuzu, suya girer girmez erir. Kaya tuzu ise erimez.

DİŞ ÇÜRÜĞÜNÜ TEMİZLİYOR
Yakıcı tuz, dişlerin çürüğünü temizler. Haricen sürüldüğünde her türlü kan toplanması ve morartıları giderir. Normal dozda kullanılırsa, tuz, cildi ve rengi güzelleştirir.

İÇERİĞİ
İkinci derecede sıcak ve kurudur. Acılığı ne kadar fazla olursa, sıcaklığı da o kadar fazla olur.

APSELER - ŞİŞLER
Tuz, bal ve zebible (kuru hurma veya incir) birlikte merhem yapılarak, apselere karşı kullanılır. Bal ve futenc (pelin otu) ile birlikte balgami urlara haricen etkili olur. Karıncalanmayı (nemle) önler.

BAŞ ORGANLARI
Saçlı deride çıkan sivilcelere (busur) karşı tuz, hanzal etiyle karıştırılıp, sürülür. Mılh-ı endurani, zihni kuvvetlendirir. Tuz, gevşemiş olan diş etlerini sıkıştırır. Sirkeyle birlikte kulak ağrısına karşı kullanılır.

YARARLARI
Temizleyici, eritici, kabız, kurutucu yararları vardır. Kabız ve eritici özelliği nedeniyle kabız etkisi diğerlerinden daha fazladır. Gaz gidericidir. Kavrulmuş tuzun kurutucu ve eritici etkisi fazladır. Kokuşmayı önler. Sertleşmiş hıltlara da yararı olur. Kristal tuz, normal ve yakıcı tuza göre daha yumuşaktır. Toz edilmiş tuz da kristal tuza benzer. Kristal ve toz tuzların eritici etkinliği daha fazladır.
Yara yapıcı tuzun yumuşatıcı ve eritici etkinliği daha azdır. Fakat yenebilir hale geldikten sonra bu etkisi artar ve öldürücü tuza benzer. Yara yapıcı tuz uzun süre yıkanırsa, yakmadan kurutucu etki kazanır. Hoş olan tuzun temizleyici özelliği fazladır. Soğuk yemeklere katıldığında, tadını yönlendirir. Parçalayan tuz gaz gidericidir. Acılığı fazla olan tuzun eritici etkisi de şiddetli olur. Bütün tuz çeşitleri donmuş hıltları çözer. Acı tuzda eritici etkinin yanında ısıtıcı etki de şiddetlidir.

ZEHİRLENME
Keten tohumu ile birlikte tuz, akrep sokmalarına iyi gelir ve dağ futeneci (pelin otu), zufa ve balla birlikte boynuzlu yılana (nehşetü'l-müfrin) karşı kullanılır. Sirkeyle ve balla birlikte dört boynuzlu nehşe ve kırkayak (erbain) ve arı sokmalarına iyi gelir. Sekincebinle afyonun vereceği zarara karşı korur.

YARALAR
Ciltteki et benlerini ve pürüzleri temizler. Uyuz ve uyuzun sebep olduğu yarlara iyi gelir. Zeytinyağı ve sirke ile ateşe yakın bir yerde karıştırılarak hazırlanan terkip, haricen kullanıldığında, alerjik kaşıntılara karşı etkili olur, özellikle de kaşıntı balgami yapıdaysa, daha da etkilidir.
Ateş yanıkları üzerine zeytinyağı ile birlikte uygulanırsa, kızarıp kabarmasını engeller; özellikle burki ve Afrika cinsinden olanların, diğer tuz cinslerine göre kurutucu Yararları çok fazladır ve rutubetli olanları eritir. Ayrıca dokuları kurutup, büzüştürür.

GÖRME
Göz kapaklarındaki yersiz kıl ve et benlerini yok eder. Kristal tuz, özellikle gözdeki perdeye ve katarakta etkili olur. Göz morarmasına karşı haricen tuz zebib (kuru hurma veya incir) ve bal karışımı kullanılır.

HAREKET ORGANLAR
Tuz, un ve balla birlikte sinir burkulmalarına karşı dışarıdan kullanılır. Zeytinyağı karıştırılıp, yorgun kaslar bu terkiple ovulur.

BESLENME
Tuz, kusturucudur. Özellikle nefti ve endurani olanlar etkendir. Soğuk mide ağrılarına iyi gelir. Bütün tuz türleri hazmı engelleyerek, ishal etki gösterirler.

DIŞARI ATAN ORGANLAR
Tuz , kokuşmuş balgami sıvıyı, safrayı ve kara safrayı keser. Çok koyu renkte olan fakat nefti olmayan tuz, balgama ve sevdaya ishal etkisi gösterir. Acı tuz da sevdayı (kara safrayı) dışarı atar. Endurani olanı, (hem balgami hem de sevdavi olan hıltı) ishal eder. Tuzun kendisi dizanteri üzerinde etkilidir.
Müshil terkiplerde sevdayı ve rutubeti atmaya uygun bir ilaçtır. Pelin otu ve tereyağı ile birlikte hamur haline getirilir ve balgami olan yumurtalık (ünseyeyn) urlarında kullanılır. Aynı şekilde pelin otu (futenc) ve balla birlikte penis (zeker) yaralarına yararlı olur.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/74263-disleri-beyazlatiyor-haberi.aspx
#1120
Türkiye'de yapılan bilimsel araştırma sonucuna göre, bir kişi Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği 5 gram tuz yerine yaklaşık 18 gram tüketiliyor.

Sağlık Bakanlığı tarafından 22.06.2010 tarihinde başlatılan ''Tuz Tüketiminin Azaltılması Stratejisi'' taslak programında Türkiye'deki ekmek, geleneksel gıdalar ve işlenmiş gıdalardaki tuz içeriklerinin belirlenerek veri bankası oluşturulacağı belirtildi.

Taslakta restoran, fast-food, lokanta gibi yerlerdeki menülerin incelenerek, tuz miktarlarındaki azaltma oranlarının saptanacağı ve tuz oranının kademeli olarak düşürüleceği; bu yerlerde masalardan tuzlukların kaldırılacağı, bunun yerine küçük poşetlerde iyotlu tuzların bulundurulmasının sağlanacağı ifade edildi. İsteğe bağlı olarak tuz ilave edilmesi gereken patates kızartması, salata, ayran gibi yiyecek ve içeceklere hazırlama sırasında tuz eklenmeyeceği vurgulandı. Taslakta, masalarından tuzlukları kaldıran restoran ve fast-foodların logo, bayrak veye sertifikayla ödüllendirileceği belirtildi.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından, ''Tuz Tüketiminin Azaltılması Ulusal Strateji Belirleme Çalıştayı''nda, Türkiye'de tuz tüketiminin azaltılmasına yönelik 2010-2015 yılları arasında uygulanacak ulusal program kapsamında temel stratejiler ile bu stratejiler paralelinde hedefe yönelik etkili faaliyetler belirlendi.

Türkiye'de bir kişinin günlük tuz tüketiminin Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) öngördüğü 5 gramın 3 katından fazla olduğu, bunun kadınlarda 16, erkeklerde 19 gramın üstüne çıktığı vurgulanan çalıştayda, uygulama esaslarına ilişkin taslak metin ele alındı ve bilim adamları, ilgili bakanlıklar, sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcilerinden oluşan grupların önerileri değerlendirildi.

Ekmekteki tuz oranları belirlenecek ve kademeli olarak azaltılacak.

Farklı gıda kategorilerine göre peynir, et ürünleri, işlenmiş tahıl ürünleri, kahvaltılık gevrek ve bisküvi gibi işlenmiş ürünlerin tuz miktarları da kademeli olarak düşürülecek.

Ürünlerindeki tuz miktarını azaltan başarılı gıda firmaları basın yoluyla duyurulacak ve ödüllendirilecek. Tuzu azaltan gıda firmalarının ürün etiketlerinde slogan geliştirilmesi desteklenecek. Farklı markaların ürünlerinin tuz içerikleri karşılaştırılarak, medya yoluyla sonuçlar duyurulacak.

Toplu beslenme yapılan yerlerde tuzun azaltılması için standart yemek tarifeleri geliştirilecek. Aşırı tuz içeren yemekler yerine, daha az tuz içeren besinlerin yer aldığı menülerin hazırlanması sağlanacak.

TUZ ORANI YÜKSEK GIDAYA BÜYÜK PUNTO
Yasal düzenlemeler kapsamında ekmek başta olmak üzere tuz içeriği yüksek olan gıdaların tuz miktarları Gıda Kodeksi Tebliğlerinde kademeli olarak azıltılacak. Etiketlerde ürünlere ait tuz ve Na (Sodyum) terimlerinin en anlaşılır ve belirgin bir şekilde yer alması sağlanacak. Yüksek tuz içeren besinlerde uyarı mesajlarının yer almasının zorunlu hali getirilmesi için Etiketleme Alt Komisyonuna öneride bulunulacak. Tuz miktarı yüzde 1'in üzerinde olan gıdalardaki tuz miktarının büyük puntolarla belirtilmesi sağlanacak.

AA
http://www.haberturk.com/saglik/haber/525665-lokantalardaki-tuzluklar-kalkiyor