Haberler:

deneme

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#121
Merhabalar. Öncelikle başınız sağolsun, Allah rahmet eylesin. Türk Medeni Kanunu ad ve soyad değişikliği için "haklı bir sebep" olması gerektiğini belirtmiş fakat hangi sebeplerin haklı sebep olarak kabul edilmesi gerektiğini açıklamamıştır. Bu yüzden ad ve soyad değişikliği için dava açarken haklı sebep olarak Nüfus Kanunu'nun 21. Maddesi ve Soyadı Kanunu'nun 3. Maddeleri göz önünde bulundurulacaktır. Bu maddelere baktığımızda, milli kültüre, örf ve adetlere uygun olmayan, gülünç ve çirkin anlamları olan, kişisel ilişkilerde veya meslek ve sanatın icrasında yanlış anlamalar doğurabilecek hususlar haklı sebep olarak sayılacaktır. Bu sayılanların dışında, özellikle ad (isim) değişikliği davaları için uygulamada ayrıca kullanılan haklı sebep ise, kişinin gerek sosyal, gerekse iş çevresinde kimlikte yazan isimden başkaca bir isimle tanınması, kimlikte yazan ismini sadece resmi işlemlerinde mecburiyet dolayısı ile kullanmasıdır. Sizin bahsettiğiniz husus kuvvetle muhtemel mahkemece haklı sebep olarak kabul edilmeyecektir. Allah kolaylık versin...
#122
Merhabalar. Öncelikle geçmiş olsun. Bir musibet bin nasihatten evladır derler. Allah'tan daha kötü bir olayla karşılaşmadan alkolle aranıza mesafe koymuşsunuz; inşallah ömrünüzün sonuna kadar da bir daha ağzınıza almazsınız. Sorunuza gelince, şikayetten vazgeçileceği için hapis aleyhinize hükmedilecek ceza ya HAGB'ye (HAGB hakkında detaylı bilgiye BURADAN ulaşabilirsiniz) çevrilecek yahut ertelenecektir. Yani canınızı sıkacak bir durum olmaz. Türk Ceza Kanunu'nun konuyla ilgili maddeleri aşağıdadır. Allah kolaylık versin...



   TAKSİR

   Madde 22 - (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.

   (2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

   (3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

   (4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

   (5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

   (6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.

BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA

   Madde 53 - (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

   a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,

   b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan,

   c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,

   d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,

   e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.

   (2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.

   (3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.

   (4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

   (5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.

   (6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.

   TAKSİRLE YARALAMA

   Madde 89 - (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

   (2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

   a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

   b) Vücudunda kemik kırılmasına,

   c) Konuşmasında sürekli zorluğa,

   d) Yüzünde sabit ize,

   e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

   f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

   Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.

   (3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

   a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

   b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

   c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

   d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

   e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,

   Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.

   (4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

   (5) (Değişik fıkra: 06/12/2006 - 5560 S.K.5.md) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz
.
#123
Alıntı yapılan: istanbul.34 - 09 Mayıs 2015, 09:36:12
Evet haklısınız yarım oldu bu hiç sabıkam yok karakolla bile işim olmadı anlatım şöle olay 2013 te oluyor ve benim parmak izi teşhisim ise 2014 te aldığım ehliyetle yani parmak izi kaydımı alıyorlar belli bir zaman sonra emniyet sorgulayıp teşhis ediyor izi sonra olay gelişiyor  yani benim hiç bi ilgim yok orayla tanınam etmem bu nasılolmadı peki şikayeti çekmemiz için ne zaman konuşmalıyız savcıya ifade vermeden mi yoksa sonra mı bilgilendirirseniz sevinirim teşekkürler

Savcıya ifade verdikten önce veya sonra olması önemli değil. Hakkınızda açılacak olan ceza davasının sonuna kadar şikayetten vazgeçilebilir ve sürecin en sonunda da olsa vazgeçilmiş olması, en baştaki hukuki neticeyi doğurur; açılan dava düşer. Allah kolaylık versin...
#124
Merhabalar. Kiralanan bir meskende kiracının kefili olmak, elbette kefile kiralanan evde oturması hakkını vermez ancak bu kişi kiracının annesi ise, kefil olduğu için değil, annesi olduğu için o evde yaşama hakkına sahip olur ☺ Hukuken de durum böyledir. Anneler gününün en şanssız sorusunu sormuşsunuz ☺ Muhakkak ciddi sorunlar yaşıyorsunuzdur ancak bu dünyaya gelmenizin, yani hayat bulmanızın sebebi olan annenizi olabildiğince hoşnut etmeye çalışmanızı naçizane tavsiye ederim. Anne babaya "öf" bile denilmesini yasaklayan dinimizin olduğu kadar en temel insani değerlerin de gereğidir böylesi bir davranış... Allah kolaylık versin...
#125
Merhabalar. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın 15 Nisan tarihli genelgesi eski uygulamaya kıyasla büyük ölçüde serbestlik getirdiğinden, artık yurtdışından nakit para getirilmesinin önünde kaydadeğer riskler bulunmuyor denilebilir. Aşağıda konuyla ilgili bir haberden alıntı bulunuyor, okursunuz. Sorunuzun cevabına gelirsek, her zaman için para transferinde en emin yol banka ve diğer finans kurumlarıdır ancak son genelgeyle paranın fiziki transferindeki gümrük ve devlet kontrolü temelli riskler büyük ölçüde azalmıştır denilebilir. Allah kolaylık versin...




Yurda istenilen miktarda nakit girişi artık serbest

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın 15 Nisan'da yayımladığı bir genelgeyle yurtdışından Türkiye'ye giren nakit döviz ile ilgili tedbirlerin önemli bir kısmının kaldırması, 'ülkeye kara para girişini özendirici bir adım' eleştirilerine yol açtı.
Ancak Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, bu iddiaları kesin olarak reddediyor.
Yeni genelge ile yaptıklarının "Sadece ve sadece girişi serbest olan paraların [girişinin] zorlaştırılmasını engellemek" olduğunu söylüyor.

Türkiye'ye girişi serbest nakdin en önemli kalemi ihracat gelirleri. Ancak uzmanlar, ihracat geliri gibi girişi serbest olan nakit için önceden de bir engel olmadığını belirtiyor.
Türkiye'ye girişlerde yanında nakit getirmek için üst sınır uzun süredir yok ancak gümrük görevlileri sorarsa, getirilen nakdin beyan edilmesi gerekiyordu.
Gümrük görevlilerinin rasgele aramalar yaparak, caydırıcı bir tutum almaları teşvik ediliyordu.
Şimdi ise yeni genelgeyle hem beyan zorunluluğu hem de caydırıcı aramalar ortadan kalmış görünüyor.
Ayrıca gümrük görevlilerinin şüpheli durumları savcıya beyan etme zorunluluğu da kalkıyor. (Ayrıntılar için yazının sonundaki tabloya bakabilirsiniz.)

Bakan Canikli ise önceki Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı döneminde yayımlanan 2013 yılındaki genelge ile yeni genelge arasında neredeyse hiç fark olmadığını söylüyor.
Bakan Canikli, eski genelgedeki ifadelerin "çok keskin, çok çelişkili" olduğunu ve yenisiyle sadece bunların düzeltildiğini belirtiyor.
Bu konuda görüş almak istediğim kişilerin bazısı ya adını vermeden değerlendirme yapmak istedi ya da konuya bakanlığın biraz daha açıklık getirmesi gerektiğini söyledi.
Yeni genelgedeki bazı teknik ayrıntıları sormak için aradığım Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'ndan bir yetkiliyle görüşmem ise mümkün olmadı.

'İpin ucu kaçıyor'
Konuyla ilgili yorumlarını BBC Türkçe ile paylaşan Türkiye gazetesi ekonomi yazarı Metiner Sezer ve Radikal internet sitesi ekonomi yazarı Uğur Gürses'in yeni genelgeye eleştirileri var.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) ekonomide yaptığı reformları önemli bulduğunu söyleyen Metiner Sezer, yeni genelgeye bir şerh koyuyor ve bunu "ipin ucunu kaçırmak" olarak tarif ediyor.
Yeni genelgenin riskleri olduğunu söyleyen Sezer, bunların arasında, ülkeye giren paranın takip edilmesinin zorlaşması ve kayıt dışı ekonomiyle mücadelede gerileme risklerini gösteriyor.
Sezer, "İster emtia ister nakit akışı olsun, bir ülkeden bir ülkeye geçişler hukuk kurullarının dışına çıktığı zaman bunun kontrolü çok zor oluyor. Suistimaller, yolsuzluklar, beklenmeyen sürprizler karşısına çıkabiliyor. Amiyane tabirle ipin ucunu kaçırmış oluyorsunuz" diyor.
Kayıt dışı ile, ekonomi dışında faaliyet gösteren veya ekonomiye belli zamanlar girip, belli zamanlarda çıkan nakit akışının kontrol dışına çıkma riskinin olduğunu belirten Sezer, "Bu büyük bir risk, büyük bir sıkıntı. Bunu hiç sormayacağım derseniz bu, mücadele ettiğiniz kayıt dışını teşvik etmektir." diyor.
'Kara para cenneti olmayacağını nereden biliyorsunuz?'
Uğur Gürses ise yapılan yeni düzenleme için "Rasyonel bir açıklaması yok" diyor ve "gümrüklerin kevgire döndüğünü" söylüyor.
Gürses yeni düzenlemenin nedeninin açıklanmadığını söylüyor ve en kötü senaryoyu şöyle dile getiriyor:
"Rüşvet, kara para, uyuşturucu parası her şey gelebilir. IŞİD'e (Irak Şam İslam Devleti) giden bir parayı düşünün, ihracat parası denecek ve geçecek."
Bakan Canikli ise bir televizyon kanalında katıldığı programda bu iddiaları reddetmiş, "Hele öyle kaynağı kara para olan ya da illegal faaliyetlerden elde edilen bir gelirse, buna derhal el konulur, müsadere edilir ve cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulur" demişti.
Bu açıklamayı hatırlattığım Gürses, "Kara para cenneti olacak demiyorum ama siz denetimi kaldırıyorsanız her türlü riske açıksınız demektir. Caydırıcılığınızı ortadan kaldırıyorsunuz. Temel soru, kara para cenneti olmayacağını nereden biliyorsunuz?" diye soruyor.
Dikkat çektiği bir başka nokta ise nakit ile ilgili beyanın doğru olmadığının ortaya çıkması halinde gümrük idaresinin Cumhuriyet Savcılığı'na haber vermesiyle ilgili maddenin yeni genelgede olmaması.
Gürses, "Diyelim yanınızdakinin ihracat dövizi olmadığı bir şekilde ortaya çıktı ve araştırıldı. Eskiden gümrük bunu hem savcılığa hem de Mali Suçları Araştırma Kurulu'na (MASAK) bildiriyordu. Şimdi adli soruşturma kısmını gümrük yapmayacak deniyor. Otomatik adli soruşturmaya giden kapıyı kapatmışlar. Sadece idari soruşturma yapılıyor, dolayısıyla siyasi iktidarın inisiyatifine kalıyor."

'El konması için hükme gerek yok'
Bakan Canikli ise NTV'de katıldığı programda birbirinden farklı iki yanıt veriyor. İlki yukarıda da alıntıladığımız kısım. Canikli kaynağı illegal paraya el konmasının, savcılığa suç duyurusunda bulunulmasının kesin olduğunu, bunun için bir hüküm koymaya gerek olmadığını, 2013'teki genelgede de böyle bir hüküm olmadığını söylüyor.
Oysa eski genelde böyle bir hüküm bulunuyor. Eski genelgenin "Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Mevzuat Kapsamında Uyulması Gereken Hususlar" başlığı altındaki bölümde, beyanın eksik veya hiç yapılmaması halinde durumun Cumhuriyet Savcılığı'na bildirilmesi gerektiği belirtiliyor. Yeni genelgede ise sadece MASAK'a atıfta bulunuluyor.

AB ülkelerinde 10 bin Euro sınırlaması
Canikli de yine programda daha sonra bunu teyit ediyor:
"Eğer beyanda fark varsa yine MASAK'a bildiriliyor. Savcılığa neden göndermiyoruz? Çünkü araştırmayı MASAK yapacak. Kaynağı şüpheli bir işlem vardır. Beyanda fark varsa şüpheli işlemdir. Savcılığa da bildirseniz araştırmayı MASAK yapacak. Çünkü yetkili kuruluş odur. Kaynak araştırmasını MASAK yapar. Dolayısıyla MASAK'a bildirildiği zaman bu Cumhuriyet Savcılığı'na bildirilmiş sayılır. Bir suç olursa oraya gönderecek. Özü itibariyle bir öncekiyle hiç fark yoktur."
Yıllardır yapılan uygulamadan vazgeçilirken CHP milletvekili Umut Oran, bir soru önergesiyle konuyu Meclis'e taşıdı ve Avrupa Birliği'nin, üye ülkelere 10 bin Euro'dan fazla miktar taşıyarak yapılan girişlerdeki beyan zorunluluğuna dikkat çekti.
Canikli ise aynı programda bu soruyu kısaca yanıtladı ve Türkiye'nin AB'ye üye olmadığını söylemekle yetindi.
AB mevzuatına göre, kara para aklama ve terörün finansmanın engellenmesi için 10 bin Euro'dan fazla veya muadil takas edilebilir mal ile giriş yapılmasında gümrüğe bilgi verilmesi zorunluluğu bulunuyor.

http://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2015/05/150506_nakit_girisi_yeni_duzenleme
#126
Alıntı yapılan: kaan - 24 Şubat 2014, 17:28:42
17 Aralik Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusundan bugüne kadar yasanilan ve AKP+Cemaat paralel yapilanmasi ile isbirligi halinde yapilan en büyük soygunun ortaya cikarilis tarihidir.Böyle darbe,Komplo,demokrasi falan filan gibi maydanozlari artik bu millet yemiyor.Bu millet derken gözü acilan herkes demek istiyorum.Gözü henüz acilmamis olanlar ise hala orkestra sefinin agziyla konusuyorlar.
17 Aralik Türk Milleti'nin AKP+Cemaat tarafindan nasil soyuldugunu anlatmasi yönünden cok önemli bir tarihtir.Türkiye Cumhuriyeti'nin bölmek ve yeniden SEVR'i gündeme tasimak isteyen dünkü isgal güclerinin bugünkü isbirlikcileri bu ihanetlerinin yanisira milleti soymayida ihmal etmemislerdir.Ayakkabiu kutusunda cikan milyon dolarlarin pesine düsmek yerine bunlari cikartanlara zulüm yasatanlar,camide bira ictilar diyerek ic savas kiskirticiligi yapanlar,türbanli bacimi 100 kisi dögdü üzerine isediler diyerek türban sömürüsü yaparken bir kadini sirf kendi siyasi amaclari ugruna bir arac olarak kullanan ve türbanli olmasaydi bunu yapmazlardi diyerek kardes kavgasi cikarmaya calisan taseronlar artik milletce taninmaktadir.

Olaya tümüyle tek taraflı bakmışsınız. 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında hükümet mensupları ve hükümete yakın çevreler rakama vurduğunuzda toplam ne kadarlık bir yolsuzluk veya usulsüzlükle suçlanıyordu? Daha öncesine girmeden söyleyeyim, 28 Şubat sürecinin devamında bir çoğu hakim hissedarları tarafından içi boşaltılarak bilinçli sekilde batırılan bankalar yoluyla yapılan muhteşem soyguna konu olan rakamın zekatı kadar bile değil. Ak Parti iktidara geldiğinde ülke ne durumdaydı, şimdi ne durumda? İMF kapısında üç kuruş kredi dilenen, memur maaşlarını ödemekte zorlanan bir Türkiye'den karayolu, havayolu ve demiryolu ulaşımında ve sağlık hizmetleri gibi birçok alanda çağ atlamış, Merkez Bankası rezervleri hiç olmadığı kadar güçlü bir hale gelmiş, yani hazinesini doldurmuş bir Türkiye'ye ulaştık Ak Parti iktidarında. Herşey dört dörtlük değil elbette, eksikliklerin, yanlışlıkların olmadığını kimse söyleyemez ancak ülke olarak düne göre çok daha güçlü olduğumuz açık. Dolayısıyla bir eleştiri getirirken objektifliği kaybetmemek gerekir, vesselam.
#127
Merhabalar. Sondan başlayalım. Yasal hakkını kullanan ve alacağını tahsil etmeye çalışan alacaklıya karşı dava açsanız bile netice elde edemezsiniz. Normal şartlar altında dosyanın Yargıtay'a ulaşmasından sonra Yargıtay'dan ortalama altı-yedi ayda karar çıkar diye düşünüyorum. Dosyanın tebligat eksikliklerinin tamamlanıp Yargıtay'a gönderilmesi, Yargıtay'ın da karardan sonra dosyayı mahkemesine göndermesi ve Yargıtay kararının taraflara tebliğini de eklersek, mahkemenin gerekçeli kararı yazdığı tarihten sonra ortalama bir yıl gibi bir sürede karar kesinleşmiş olur. Elbette Yargıtay kararı bozma yoluna da gidebilir; bu durumda süreç çok daha uzayacaktır. Yargıtay'a durumunuzdan bahsedip dosyanın öncelikle ele alınması için yazılı müracaatta bulunabilirsiniz. Allah kolaylık versin...
#128
Suç duyurusunu her zaman yapabilirsiniz. Buradaki tek süre, suç için kanunda öngörülen zamanaşımı süresidir ki bu da oldukça uzundur. Menfi tespit davasını da hakkınızdaki takip devam ettiği sürece açabilirsiniz ancak tavsiyem, dava açacaksanız, en kısa sürede açmanızdır; zira araya uzun süre girmesi, iddialarınızın inandırıcılığını büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır. Allah kolaylık versin...
#129
Merhabalar. Öncelikle başınız sağolsun, Allah rahmet eylesin. Babanızın vefatını öğrendiğiniz tarihten itibaren bir aylık süre geçmediyse, geride kalan mirasçılardan herhangi biri aşağıda belirtilen Türk Medeni Kanunu'nda yer alan hükümler uyarınca resmi defter tutulmasını sulh hukuk mahkemesinden isteyebilir. Böylelikle mirasın borç alacak durumunu net bir şekilde görmüş olur ve mirası buna göre red veya kabul yoluna gidersiniz. Bir aylık süre geçtiyse işiniz zor. Bu durumda şirketin işlerini en iyi şekilde bilebilecek durumda olanlardan alacağınız bilgilere göre hareket etmekten başka yol kalmayacaktır. Allah kolaylık versin...



RESMÎ DEFTER TUTMA
A. Koşulları
MADDE 619.- Mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, terekenin resmî defterinin tutulmasını isteyebilir.
Defter tutma, mirasın reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle, bir ay içinde sulh hâkiminden istenir.
Mirasçılardan birinin defter tutma istemi, diğerleri hakkında da etkili olur.  
B. Usul
I. Deftere geçirme
MADDE 620.- Resmî defter, sulh mahkemesi tarafından düzenlenir; bu deftere terekeye ait aktif ve pasifler takdir edilen değerleriyle yazılır.
Mirasbırakanın malî durumu hakkında bilgi sahibi olan herkes, sulh mahkemesi tarafından istenilen bilgiyi vermekle yükümlüdür. Haklı bir sebep olmaksızın bilgi vermeyenler veya yanlış ya da eksik bilgi verenler, bundan doğacak zararları mirasçılara, vasiyet alacaklılarına veya üçüncü kişilere tazminle yükümlüdürler.
Mirasçılar, özellikle mirasbırakanın kendilerince bilinen borçlarını sulh mahkemesine bildirmek zorundadırlar.
Resmî defterin nasıl tutulacağı tüzükle düzenlenir.
II. İlân yoluyla çağrı
MADDE 621.- Sulh mahkemesi, mirasbırakanın alacaklıları ile borçlularını belli bir süre içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri için bir ay arayla iki defa yapılacak ilân yoluyla çağırır. Çağrı, kefalet sebebiyle alacaklı ve borçlu olanları da kapsar.
İlânda bildirimde bulunmamanın sonuçları hakkında alacaklıların dikkatleri çekilir.
Bildirim süresi, ikinci ilândan başlayarak en az bir aydır.
III. Doğrudan doğruya deftere geçirme
MADDE 622.- Resmî kayıtlardan veya mirasbırakanın belgelerinden varlığı anlaşılan alacaklar ve borçlar, deftere doğrudan doğruya geçirilir.
Deftere geçirilenler, alacaklılara ve borçlulara bildirilir.
IV. Defter tutmanın sona ermesi
MADDE 623.- İlânda belirtilen sürenin dolmasıyla defterin tutulması sona erer ve defter, bu tarihten başlayarak tanınacak en az bir aylık süre içinde ilgililerce incelenebilir.
Defter tutma giderleri terekeden ödenir. Giderler terekeden karşılanamazsa defter tutulmasını istemiş olan mirasçılardan alınır.
C. Defter tutma sırasında mirasçıların durumu
I. Yönetim
MADDE 624.- Defter tutma süresince ancak zorunlu yönetim işleri yapılabilir.
Miras bırakanın işlerinin yürütülmesi sulh mahkemesince kendisine bırakılan mirasçıdan diğer mirasçılar güvence göstermesini isteyebilirler.
II. İcra takibi, dava ve zamanaşımı
MADDE 625.- Resmî defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi yapılamaz.
Bu süre içinde zamanaşımı işlemez.
Acele hâller dışında, davalara devam edilemiyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.
D. Sonuçları
I. Beyana çağrı
MADDE 626.- Defteri inceleme süresi bittikten sonra her mirasçı, mahkemece bir ay içinde beyanda bulunmaya çağrılır.
Koşullar gerektirdiği takdirde sulh mahkemesi, tereke mallarına yeni değer biçilmesi, uyuşmazlıkların çözümü ve benzeri durumlar için ek süre verebilir.
II. Beyan
MADDE 627.- Mirasçılardan her biri, tanınan süre içinde mirası reddettiğini veya resmî tasfiye istediğini ya da deftere göre veya kayıtsız şartsız kabul ettiğini beyan edebilir.
Süresi içinde herhangi bir beyanda bulunmayan mirasçı, mirası tutulan deftere göre kabul etmiş sayılır.
III. Resmî deftere göre kabulün sonuçları
1. Deftere yazılanlardan sorumluluk
MADDE 628.- Resmî deftere göre kabul edilen miras, mirasçıya sadece deftere yazılmış borçlarla geçer.
Bu suretle mirasın geçmesi, mirasın açıldığı tarihten başlayarak hüküm ifade eder.
Mirasçı, mirasbırakanın deftere yazılmış olan borçlarından hem tereke malları, hem kendi malvarlığı ile sorumludur.
2. Deftere yazılmayanlardan sorumluluk
MADDE 629.- Alacaklarını süresi içinde yazdırmayan alacaklılara karşı mirasçı, kendi kişisel mallarıyla sorumlu olmadığı gibi; terekeden kendisine geçen mallarla da sorumlu tutulamaz.
Ancak, alacaklının kusuru olmadan deftere yazdıramadığı veya bildirdiği hâlde deftere yazılmamış alacakları için mirasçı, zenginleşmesi ölçüsünde sorumlu kalır.
Alacakları, tereke mallarıyla güvence altına alınmış olan alacaklılar deftere geçirilmemiş olsa bile bu haklarını güvenceden alabilirler.
3. Kefalet borçlarından sorumluluk
MADDE 630.- Mirasbırakanın kefaletten doğan borçları defterde ayrı bir yere yazılır ve mirasçılar, mirası kayıtsız ve şartsız kabul etmiş olsalar bile, bu borçlardan terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesi hâlinde kefalet sebebiyle alacaklı olanlara ne düşecek idiyse ancak o miktarla sorumlu olurlar.
E. Mirasın Devlete geçmesi hâli
MADDE 631.- Mirasın Devlete geçmesi hâlinde sulh mahkemesi, re'sen yukarıdaki usuller uyarınca terekenin resmî defterini düzenler.
Devlet, deftere yazılan borçlardan sadece miras yoluyla edindiği değerler ölçüsünde sorumludur.
#130
Merhabalar. Öncelikle geçmiş olsun. Sizin olayda evvela dere yatağıyla ilgili imar düzenlemesi yapan ve yapılaşma izni veren belediye ile müteahhit firmanın kusuru var diye düşünüyorum. İSKİ neden çalışmayı yarıda bıraktı? İSKİ'nin sorumluluğu, bu sorunun cevabına göre belirlenebilir. Size tavsiyem, dairenizde oluşan hasarı mahkeme kanalıyla tespit ettirmeniz ve vakit geçirmeden mümkünse aynı durumdaki diğer kişilerle ortak hareket ederek bir avukatla görüşüp vekalet vermenizdir. Allah kolaylık versin...
#131
Merhabalar. Bahsettiğiniz olayda eksik ya da yanlış bazı hususlar olmalı. Siz daha önceden suç işlemiş değilseniz, parmak iziniz emniyette olamaz, dolayısıyla hakkınızda bir şikayet olmadığı sürece parmak izinden yola çıkarak size ulaşamazlar. Bunun dışında bir şahsın evine izinsiz girilmişse, burada öncelikle konut dokunulmazlığını ihlal suçu oluşur. Mala da zarar verirmişse, buna ilaveten bahsettiğiniz suç oluşur. Bunlar aklıma takılan hususlar. Bana kalırsa öncelikle olayın tam olarak nasıl olduğunu ve hakkınızdaki suçlamanın neye dayandığını ve tam olarak içeriğini öğrenin. Sorunuza gelince, bahsettiğiniz suç, şikayete tabi bir suçtur. Dolayısıyla şikayetçi şikayetinden vazgeçerse, hakkınızda hiçbir şekilde dava açılmaz. Allah kolaylık versin...
#132
Merhabalar. Bahsettiğiniz olayda rahmetli babanızın adına kayıtlı bir taşınmazı satış yoluyla mı yoksa bağışlama yoluyla mı devraldığınız önemli. Bu durum, hukuken "muris muvazaası" kavramı etrafında değerlendirilir. Şayet babanız bir başkasının adına kayıtlı taşınmazı satın alabilmeniz için size nakit yardımda bulunmuşsa, böyle bir durumun sonuçları tümüyle farklı olur. Muris muvazaası ile igili daha detaylı bilgiye BURADAN ulaşabilirsiniz. Allah kolaylık versin...
#133
Merhabalar. Müfettiş ne zaman gelir bilemem ancak konusu suç teşkil eden bir eylem sebebiyle uyarı cezasından meslekten ihraca kadarki geniş bir yelpazede idari disiplin cezası uygulanabilmesi muhakkak adli makamın eylem hakkında vereceği kararları idari makamlar da muhakkak dikkate alacaktır. Bu bakımdan idari tahkikat esnasında aleyhinize yeni bir delil ortaya çıkmazsa muhtemelen olayla ilgili herhangi bir ceza verilmeyecektir. Allah kolaylık versin...
#134
Merhabalar.

3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun'un 4.maddesi ile işleme konulmayacak ve incelenmeyecek dilekçeleri düzenleyen 6.maddesi, keza 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un işleme konulmayacak ihbar ve dilekçeleri düzenleyen 4.maddesi uyarınca isimsiz ve imzasız ihbar ve şikayetlerin işleme alınmadan, imha edilmesi gereklidir. Ancak 4483 Sayılı Kanun'un 4. maddesinin son fıkrasında bu duruma çok önemli bir istisna getirilmiştir. Buna göre, "iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğu şartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veya şikâyetçinin kimlik bilgilerini gizli tutmak zorundadır" Bu durum karşısında isimsiz ve imzasız bir şikayet dilekçesinin içeriğine bakılacak ve ona göre bir karar verilecektir. Dolayısıyla böyle bir mektubu işleme koydu diye idari makam hakkında suç duyurusunda bulunmanız erken ve bu aşamada yanlış olmuştur. İlgili mevzuat hükümleri aşağıdadır. Allah kolaylık versin...



    DİLEKÇE HAKKININ KULLANILMASINA DAİR KANUN

    DİLEKÇEDE BULUNMASI ZORUNLU ŞARTLAR:

    Madde 4 - (Değişik madde: 02/01/2003 - 4778 S.K./26. md.)

    Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerde, dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgah adresinin bulunması gerekir.

    İNCELENEMEYECEK DİLEKÇELER:

    Madde 6 - Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerden;

    a) Belli bir konuyu ihtiva etmeyenler,

    b) Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar,

    c) 4 üncü maddede gösterilen şartlardan herhangi birini taşımayanlar, İncelenemezler.


    MEMURLAR VE DİĞER KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASI HAKKINDA KANUN

    OLAYIN YETKİLİ MERCİE İLETİLMESİ, İŞLEME KONULMAYACAK İHBAR VE ŞİKAYETLER

    Madde 4 - Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikayette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isterler.

    Diğer makam ve memurlarla kamu görevlileri de, bu Kanun kapsamına giren bir suç işlendiğini ihbar, şikayet, bilgi, belge veya bulgulara dayanarak öğrendiklerinde durumu izin vermeye yetkili mercie iletirler.

    (Değişik fıkra: 17/07/2004 - 5232 S.K./2.mad) *1* Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur.

    (Değişik fıkra: 17/07/2004 - 5232 S.K./2.mad) *1* Üçüncü fıkradaki şartları taşımayan ihbar ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir. Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğu şartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veya şikâyetçinin kimlik bilgilerini gizli tutmak zorundadır.
#135
Merhabalar. Öncelikle başınız sağolsun, Allah rahmet eylesin. Siz şahsınız adına mirası reddettiğiniz için eşinizin tüm mirası (borçlar ve haklar) çocuklarınıza geçtiğinden, dava bu sebeple açılmıştır. Şayet rahmetli eşinizin babası ve/veya annesi sağ ise ve vefat ettiklerinde geride malvarlığı bırakacak durumdalarsa, çocuklarınızın bu miras hakkından faydalanması için çocuklarınız adına mirası reddetmemeyi düşünebilirsiniz. Böyle bir durum söz konusu değilse, ölümden itibaren üç aylık mirası red süresi geçmiş olmadığı için çocuklarınız için de başvuruda bulunarak mirası red yoluna gidebilirsiniz. Allah kolaylık versin...
#136
Merhabalar. Bu tür olaylarda dosyayı incelemeden görüş beyan etmek yanıltıcı olabilir. Bununla birlikte yazdıklarınıza bakarak şunu söylemek mümkün:
1) Cumhuriyet başsavcılığı hakkınızda ceza davası açtığına, yani komşunuzun şikayetiyle ilgili takipsizlik kararı vermediğine göre konu ciddi.
2) Bahsettiğiniz şekilde sigorta şirketinin yolladığı tesisatçı olayı gördüğünü belirtip lehinize şahitlik yaparsa muhtemelen dava beraatle neticelenecektir. Allah kolaylık versin...
#137
Merhabalar. Twitter isimli internet sitesinin ve bu sitenin yöneticisi olan şirketin bildiğim kadarıyla hala Türkiye'de bir ofisi bulunmuyor. Bu durumda yurtdışında faaliyet gösteren böyle bir şirkete karşı dava açsanız bile bunun infazı, yani adli mercinin alacağı bir kararın uygulanması kolay olmayacaktır. Bununla birlikte, kapanması gerektiğini düşündüğünüz twitter hesabından paylaşılan iletiler suç teşkil ediyorsa, konuyla ilgili cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunabilirsiniz. Bu yolla ilgili hesaba Türkiye'den erişim engellenebilir. Allah kolaylık versin...
#138
Bahsettiğiniz hususlar ancak delil olur, inkar savunması karşısında işe yaramaz. Kaldı ki ATM kamerasındaki görüntüler sistemde bir ay kadar tutulur ve silinir. Yani siz geçmişe dönük kamera kayıtlarına da ulaşamazsınız. Şansınızı denemek istiyorsanız, toplam alacağınızı hesaplayıp bu kişi hakkında ilamsız icra takibi yapabilirsiniz. Şayet tebligat tarihinden itibaren yedi günlük süre içinde itiraz edilmezse takip kesinleşir ve haciz uygulayabilirsiniz. İtiraz edilirse mevcut şartlar altında dava açmanızı tavsiye etmem. İcra takibi için 100 TL civarında masraf yapmanız gerekir. Allah kolaylık versin...
#139
Merhabalar. Kira kontratında kiralayan olarak kimin adı geçiyorsa, davayı da o kişi açabilir. Davayı tüm hissedarlar hep beraber de açabilir ancak bunun için hissedarların öncelikle kiracıya ev sahibi olarak kira sözleşmesinin tarafı olduklarını, şu kadar ay karşılığı şu kadar kira borcunun bulunduğunu, bu kira borcunun ve bundan sonraki kiraların şu kişinin adına kayıtlı olan şu banka hesabına ödenmesi gerektiğini bildirir ihtarname göndermesi gerekir. Burada tahliye için öncelikle kiracıya karşı tahliye talepli icra takibi yapmanız ve ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren 30 günlük süre içinde borç ödenmediğinde de tahliye davası açmanız işinizi kolaylaştıracaktır. Allah kolaylık versin...
#140
Merhabalar. Şayet birileri sizin kimlik bilgilerinizle ev kiralamış ve bunun neticesinde de bu dava açılmışsa, bunun düzeltilmesi kolay değil ancak sisteme kimlik bilgilerinin yanlış girilmesi sebebiyle bu durum oluşmuşsa, düzeltilmesi kolay olur. Kimlik fotokopinizle birlikte başvuruda bulunmadan bu durumu anlayamazsınız. Bu arada canınızı sıkmayın, buradaki borç rakamı da öyle dişe dokunur bir rakam değildir muhtemelen. Allah kolaylık versin...