Haberler:

deneme

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#1341
Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç hakkındaki yakışıksız ifadeleri davalık oluyor.
 
Haşim Kılıç, kendisine isim vermeden 'keçi' benzetmesinde bulunan Kanadoğlu'na tazminat davası açıyor. Kılıç, dava açmak için haber ajanslarından Kanadoğlu'nun konuşmasının bulunduğu kamera kayıtlarını istedi. Atatürkçü Düşünce Derneği Van Şubesi'nce 28 Mart'ta düzenlenen panelde konuşan Kanadoğlu, AK Parti'nin hazırladığı 26 maddelik anayasa değişiklik paketini eleştirmişti.

Daha sonra isim vermeden Haşim Kılıç'a gönderme yapan Kanadoğlu şu ifadeleri kullanmıştı: "Şimdiki Anayasa Mahkemesi'nde bir tek hukukçu olmayan üye var. O da başkan. Yeni değişiklikle şartlar oluşursa 13 hukukçu olmayan kişi mahkemeye üye olabilir. Biz bir 'keçi' ile baş edemiyorduk. Şimdi 13 hukukçu olmayan üye ile karşı karşıya kalacağız."

Kanadoğlu'nun sözleri kamera kayıtlarına takılırken, bu ifadelerin ardından salondan gülüşmeler ve alkışlar yükselmişti. 'Keçi' benzetmesinin haber olmasından sonra Kanadoğlu, konuşmasında Kılıç hakkında küçük düşürücü, hakaret taşıyan hiçbir söz sarf edilmediğini öne sürmüştü.

Kanadoğlu daha önce de Kılıç'la ilgili hakaret içeren konuşmasından dolayı 5 bin lira manevi tazminata mahkum olmuştu. Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi, Kılıç'ın açtığı dava üzerine "Haşim Kılıç, gerçekte layık olmadığı bir mevkiye getirilen, hukukçu da olmayan..." sözlerinden dolayı Kanadoğlu'nun tazminat ödemesine karar vermişti. ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=968123&title=kendisine-keci-diyen-sabih-kanadogluna-dava-aciyor
#1342
GENEL GEREKÇE

150 yıllık anayasa geleneği içinde, halkın katılımı ve demokratik yöntemlerle Anayasa yapılamamış olması ülkemiz bakımından büyük bir eksikliktir.
Diğer anayasalar gibi, 1982 Anayasası da olağanüstü koşullar altında kabul edilip yürürlüğe konulmuştur. Devlet tecrübemiz, birikimimiz ve toplumsal talep ekseninde, 1982 Anayasasının tamamen değiştirilmesine ihtiyaç vardır. Aslında tüm toplum kesimleri de bu ihtiyaç konusunda mutabakat halindedir. Ancak bu mutabakat, bugüne kadar Anayasanın tümünün değiştirilmesine yetmemiştir. 2007 yılında yeni bir Anayasanın hazırlanması amacıyla çalışmalar yapılmış, ancak bu girişimler de değişik nedenlerden dolayı başarılı olamamıştır.
Yürürlüğe girmesinden kısa bir süre sonra 1982 Anayasasında değişiklikler yapılması zorunlu hale gelmiş ve günümüze kadar farklı gerekçelerle 16 kez değişiklik yapılmıştır. Bu kapsamda Anayasanın toplam 85 maddesi ile Başlangıç metni kısmen değiştirilmiştir.
Bununla birlikte hâlen, Anayasada değiştirilmesi gereken çok sayıda hüküm yer aldığı gibi, toplumsal ihtiyaçlar ve beklentilerin karşılanması amacıyla bazı alanlarda yeni düzenlemelerin yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda; kadın-erkek eşitliğinin sağlanması; toplumun bazı kesimlerinin, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak daha iyi korunması ve gözetilmesi; kişisel verilerin korunması; bireylerin yurt dışına çıkmalarının sınırlandırılmasına ilişkin hükümlerin daraltılması; çocuk haklarının anayasal temele kavuşturulması, her türlü istismara karşı çocukların korunması; sendikal haklar ile grev hakkında öngörülen bazı sınırlamaların kaldırılması, memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkının tanınması; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerin, uluslararası belgelerde yer alan objektif kriterler de dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi; bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkının düzenlenmesi; bir siyasî partinin kapatılmasına sebep olan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine son verilmesi; Yüksek Askerî Şûra kararlarının yargı denetimine açılması; memur ve diğer kamu görevlilerine disiplin cezası olarak verilen uyarma ve kınama cezalarının da yargı denetimine açılması; askerî yargının görev alanının daraltılması ve sivillerin askerî mahkemelerde yargılanmasının tamamen önlenmesi; mukayeseli hukuk uygulamaları ve ülkemizin ihtiyaçları göz önüne alınarak Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılması, üye sayısının artırılması, mahkeme üyelerinin belirli bir süre için bu göreve seçilmesi ve pek çok ülkede uygulanmakta olan bireysel başvuru müessesesinin yürürlüğe konulması; Askerî Yargıtayın bağımsızlığının güçlendirilmesi; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun demokratik, şeffaf ve geniş tabanlı bir yapıya kavuşturulması, hâkim ve savcıların da haklarında kararlar alan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda temsili; ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında hükümete istişarî nitelikte görüş bildirmek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konseyin anayasal dayanağa kavuşturulması; demokratik hayata yapılan kabul edilemez müdahalelerde görev alanların cezaî, malî ve hukukî sorumluluklarını kaldıran geçici 15 inci maddenin ilgası gibi hususlar Anayasanın mutlaka değiştirilmesi gereken hükümlerinin başında yer almaktadır.
Ülkemizde, yukarıda belirtilen hususlarda, Anayasa değişikliği yapılması gerektiğine ilişkin bir mutabakat bulunmaktadır. Değişik sivil toplum kuruluşları ve partiler tarafından hazırlanan Anayasa taslaklarında da ana hatlarıyla Teklifte yer alan konularda, benzeri düzenlemelere yer verilmektedir. Ayrıca, düzenleme yapılan konular, uzmanlar ve kamuoyu tarafından uzun zamandan beri tartışılan ve sorunlu olduğu kabul edilen alanlar olup, bunlardan bir kısmı daha, Teklifle çözüme kavuşturulmaktadır.
Anayasa değişikliğine ilişkin bu Kanun Teklifi, yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda hazırlanmıştır.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre "Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür."
Yapılması öngörülen değişiklikle, kadın ve erkek arasındaki eşitliği sağlamaya yönelik olarak Devlet tarafından bazı tedbirlerin alınabilmesine imkan tanınmakta ve alınacak bu nitelikteki tedbirlerin, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacağı vurgulanmaktadır. Öte yandan, özel surette korunması gereken kesimler için alınacak tedbirlerin de eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu sayede Devletin, tüm toplum kesimleri arasında bir yandan eşitliği sağlamaya, diğer yandan da korunması gerekenleri korumaya yönelik özel tedbirler alabilmesinin önü açılmakta ve bu amaçla yapılan düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı kabul edilemeyeceği anayasal güvenceye kavuşturulmaktadır.
MADDE 2- Anayasada kişisel verilerin korunmasına yönelik dolaylı hükümler bulunmakla birlikte yeterli değildir. Mukayeseli hukukta ve tarafı olduğumuz uluslararası belgelerde de kişisel verilerin korunması önemle vurgulanmaktadır.
Maddeyle, herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, anayasal bir hak olarak teminat altına alınmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin kendilerini ilgilendiren kişisel veriler üzerinde hangi hak ve yetkilere sahip olduğu ve kişisel verilerin hangi hallerde işlenebileceği hükme bağlanırken, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği öngörülmektedir.
MADDE 3- Maddede yapılan değişiklikle, idare tarafından, vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetinin sınırlandırılmasına son verilmekte; yurt dışına çıkma hürriyetinin, sadece suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilmesi ilkesi benimsenmektedir.
MADDE 4- Maddeyle, tarafı olduğumuz Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ile diğer uluslararası belgelerde yer alan ve çocuk haklarıyla ilgili kabul gören evrensel ilkeler, Anayasa metnine dahil edilmekte; her çocuğun himaye ve bakımdan yararlanma hakkı olduğu vurgulanmakta ve çocuğun ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Getirilen düzenlemeyle ayrıca Devlete, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukların korunmasına yönelik gerekli tedbirleri alma ödevi yüklenmektedir.
MADDE 5- Anayasanın 51 inci maddesinin dördüncü fıkrası, sendika özgürlüğünü iş kolu ile sınırlamakta ve aynı zamanda aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamayacağını hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme, Uluslararası Çalışma Teşkilatının (ILO) Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşmesine aykırı bulunmaktadır. Bu nedenle, söz konusu aykırılığın giderilmesi amacıyla 51 inci maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.
MADDE 6- Anayasanın 53 üncü maddesinin mevcut düzenlemesinde, memur ve diğer kamu görevlilerinin sadece toplu görüşme hakkına sahip olduğu hükme bağlanmaktadır. Toplu görüşme kapsamında anlaşma sağlanması halinde, mutabakat metni imzalanmakta ve gereği için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulmaktadır. Anlaşma sağlanamazsa, konu yine Bakanlar Kurulunun takdirine bırakılmaktaydı. Uzlaştırma Kuruluna gidilmesi de mümkündü. Ancak, Uzlaştırma Kurulunun kararları Bakanlar Kurulunu bağlayıcı nitelikte olmadığından, anlaşmazlık, her zaman Bakanlar Kurulunun takdir ettiği şekilde sonuçlandırılıyordu.
Maddeye eklenen yeni hükümlerle, memur ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı getirilmektedir. Toplu sözleşme konusunda kamu işvereni ile memur ve diğer kamu görevlileri anlaşırlarsa, toplu sözleşme imzalanacak ve uygulamaya konacaktır. Eğer anlaşma olmazsa, konu Uzlaştırma Kuruluna götürülecektir. Uzlaştırma Kurulunun vereceği karar kesin olacak ve toplu sözleşme yerine geçecektir. Mevcut düzenlemedeki Bakanlar Kurulunun takdir yetkisi sona erdirilmektedir. Ayrıca, memur ve diğer kamu görevlilerine tanınan toplu sözleşme hakkının, emeklilere yansıtılmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenlenmesi öngörülmektedir. Bu şekilde emeklilerin de kanunda öngörülen çerçevede toplu sözleşmenin sonuçlarından faydalanması imkanı getirilmektedir. Yapılan bu yeni düzenlemenin bir sonucu olarak 53 üncü maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.
Öte yandan, maddeyle, Uluslararası Çalışma Teşkilatının (ILO) Teşkilatlanma ve Kollektif Müzakere Hakkı Prensiplerinin Uygulanmasına Müteallik 98 Sayılı Sözleşmesinin 4 üncü maddesinde öngörülen "serbest ve gönüllü toplu pazarlık" ilkesiyle bağdaşmayan 53 üncü maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.
MADDE 7- Maddeyle, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile çağdaş demokratik toplumlarda çalışma hayatını düzenleyen ve genel kabul gören evrensel ilkelerle bağdaşmayan, grev ve lokavt hakkına gereksiz sınırlamalar getiren, 54 üncü maddenin üçüncü ve yedinci fıkraları yürürlükten kaldırılmaktadır. Söz konusu hükümlerin kaldırılmasıyla, sendikal haklar ile grev ve lokavt hakkının kullanılabilmesi bakımından, ileri bir adım atılmış olmaktadır.
MADDE 8- Ülkemizde siyasî partilerin bağlı olduğu hukukî rejimin, yapılan tüm iyileştirmelere rağmen, siyasî partilerin aleyhine işlemesi önlenememiş ve bu rejim, ağırlıklı olarak özgürlükleri daraltıcı nitelikte işlemiştir. 1961 Anayasasından bugüne kadar ülkemizde, Anayasa Mahkemesi kararıyla yirmi beş siyasî parti kapatılmış olup bu sayıya askerî müdahale dönemlerinde kapatılan siyasî partiler dahil değildir. Buna karşın, bugüne değin, Avrupa ülkelerinin tamamında kapatılan siyasî parti sayısı altıdır. Ayrıca siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin kararlara karşı ülkemiz aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların —biri hariç— tamamında "ihlâl kararı" verilmiştir. Yaşanan bunca tecrübe, Türkiye'nin istikrarı ve ülkemizin muhatap olduğu ihlâl kararları gözetildiğinde; parti kapatma rejimini, sistemin taşıyamayacağı bir yük olmaktan çıkaracak nitelikte bir reform yapılmasına ihtiyaç olduğu açıkça görülmektedir.
Değişik tarihlerde Anayasa ve yasalarda yapılan iyileştirmelerin amaçlarına uygun olarak uygulanamamış olması, kapatma kararlarının ulusalüstü yargıda sözleşme ihlâli olarak nitelendirilmesi, siyaset kurumuna ölçüsüz müdahalelerin yol açtığı istikrarsızlık gibi etkenler, bu düzenlemeyi zorunlu kılmıştır.
Maddede yapılan değişiklerin birincisi, siyasî partilerin malî denetiminin Sayıştaya verilmesidir. Mevcut düzenleme uyarınca, siyasî partilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesince yapılmaktaysa da Anayasa Mahkemesi bu denetimi yaparken Sayıştaydan yoğun şekilde yardım almaktadır. Bugüne kadar konuya ilişkin dile getirilen öneriler de, siyasî partilerin malî denetiminin Sayıştaya bırakılması yönünde olmuştur. Bu konuda oluşan genel mutabakat dikkate alınarak, bu yönde bir değişikliğe gidilmiştir.
Öte yandan, siyasî partiler, milletvekilleri ve bakanlar, siyaset kurumunun başlıca özneleridir. Milletvekilleri ve bakanların yargılanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iznine bağlıdır. İki özne için öngörülen kurumsal güvencenin, Türkiye'nin yaşadığı deneyimler de göz önüne alındığında, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasî partiler için de getirilmesi mutlak bir zorunluluktur. Bu zorunluluktan hareketle, maddeyle, siyasî partilerin kapatılması; mukayeseli hukuk ve uluslararası belgeler de dikkate alınmak suretiyle, yeni bir hukukî rejime bağlanmaktadır.
Yapılması öngörülen değişiklikle, siyasî partilerin kapatılması davasının açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturulacak özel bir Komisyonun izin vermesi koşuluna bağlanmak suretiyle, bir dava şartı getirilmektedir. Bu Komisyonda, izin talebinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ulaştığı tarihte Mecliste grubu bulunan siyasî partiler, beşer milletvekiliyle temsil edileceklerdir. Komisyona, Meclis Başkanı başkanlık edecek ve Komisyon izin konusundaki kararını gizli oyla ve üye tam sayısının üçte iki oy çokluğuyla verecektir. Bu Komisyonun vereceği kararların, yargı denetimi dışında tutulması öngörülmüştür. Yine kapatma davası izin talebi konusunda Meclisteki siyasî parti gruplarınca, görüşme yapılamayacağı ve karar alınamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu husus düzenlenirken, Mecliste sürüncemede kalmasının önlenmesi bakımından izin konusunun karara bağlanması için bir süre şartı da getirilmektedir. Ayrıca, Komisyonun oluşumuna, izin talebinin görüşülme usul ve esaslarına ilişkin hususların Meclis İçtüzüğüyle düzenleneceği de maddede hükme bağlanmaktadır.
Venedik Komisyonu olarak bilinen ve Avrupa Konseyinin danışma organı olan Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu, 13-14 Mart 2009 tarihinde Venedik'te yapmış olduğu 78 inci Genel Kurul toplantısında kabul ettiği "Türkiye'de Siyasî Partilerin Yasaklanmasına İlişkin Anayasal ve Yasal Hükümlere Dair Görüşü"nde; ortak Avrupa uygulaması ile karşılaştırıldığında, Türkiye'deki parti yasaklama ve kapatma davalarını başlatma sürecinin Avrupa ülkelerine nazaran daha keyfi ve daha az demokratik kontrole tabi bir süreç olduğunu ve parti kapatmaya ilişkin mevcut Türk kurallarının temel sorununun hem parti yasaklama veya kapatma sürecinin başlatılmasına hem de partilerin gerçekten yasaklanmasına ve kapatılmasına ilişkin eşiğin çok düşük olduğunu belirttikten sonra, Türkiye'deki genel parti koruma seviyesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa ortak demokratik standartları seviyesine yükseltilmesi için, Cumhuriyet Başsavcısının parti kapatma davası açma yetkisinin bir tür demokratik kontrole tabi tutulacağı bir sistemin getirilmesini tavsiye etmiştir.
Yapılan yeni düzenlemeyle, siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin sistem, Venedik kriterlerine kısmen de olsa uyumlu hale getirilmiş ve siyasal örgütlenme özgürlüğü güçlendirilmiş olmaktadır.
Odak haline gelme nedeniyle siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin maddî unsurlarda herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Ancak, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler, Mecliste ileri sürülen görüş ve düşünceler ile idarenin eylem ve işlemlerinin odak olmanın tespitinde gözetilemeyeceği hükme bağlanmaktadır. Gerçekten de burada sayılanların bir kısmı yasama sorumsuzluğu kapsamında kalan, diğer bir kısmı ise zaten yargı denetimi altında olan konulardır.
69 uncu maddenin yedinci fıkrasında, kapatma kararı yerine Devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakma kararının da verilebileceği belirtilmektedir. Getirilen düzenlemeyle, Devlet yardımından yoksun bırakılmanın da, bağlı olduğu kapatma davasının ve kapatma kararının usulüne tabi olduğu ve tek başına dava konusu yapılamayacağı hükme bağlanmaktadır.
Maddeyle yapılan diğer bir önemli değişiklik ise, 69 uncu maddenin beşinci fıkrasındaki "Bir siyasî partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir." hükmünün yürürlükten kaldırılmasıdır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları da bu doğrultudadır. Yine siyaset alanının genişletilmesi amacıyla 69 uncu maddenin sekizinci fıkrasındaki, temelli kapatılan bir partinin bir başka ad altında kurulamayacağına ilişkin hüküm de yürürlükten kaldırılmaktadır.
Yapılan bu değişikliklere ilave olarak, bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri için öngörülen siyaset yasağı süresi beş yıldan üç yıla indirilmektedir. Ayrıca, "temelli kapatma" ve "kapatma" şeklinde Anayasada yer alan farklı kullanımların giderilmesi ve terim birliğinin sağlanması amacıyla maddede geçen "temelli" ibareleri de yürürlükten kaldırılmaktadır.
MADDE 9 - Bireylerin, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen iş ve işlemlerle ilgili olarak bilgi edinebilmesi, kamu yönetiminde şeffaflığın sağlanması bakımından büyük öneme sahiptir. Bilgi edinme hakkı, bu konuda çıkartılan özel bir Kanunla düzenlenmiş bulunmasına rağmen, Anayasada bu hakkı doğrudan düzenleyen açık bir hüküm yer almamaktadır. Günümüz toplumunda büyük önemi haiz olan bu hakkın garanti altına alınmasının ileri bir adım olacağı düşünüldüğünden, maddede yapılan değişiklikle bilgi edinme hakkı, Anayasada açıkça düzenlenmektedir.
Öte yandan, maddeyle, Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulması öngörülmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumu, bireylerin idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetlerini incelemekle görevlendirilmektedir. Pek çok Avrupa ülkelerinde işletilen bu müessesenin, idarenin işleyişi konusunda standartlar oluşturacağı, ilkeler belirleyeceği ve önemli katkılar sunacağı düşünülmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulup faaliyete geçirilmesi, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının da bir gereğidir. Bu kapsamda, idarenin işleyişi ile ilgili olarak, bireylere, kamu denetçisine başvurma hakkı getirilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulması öngörülen Kamu Denetçiliği Kurumunda görev yapacak Kamu Başdenetçisinin seçimine ilişkin anayasal esaslar düzenlenmektedir. Bunların yanında, Kamu Denetçiliği Kurumuna ilişkin diğer hususların kanunla düzenleneceği hükme bağlanmaktadır.
Bilindiği gibi konuyla ilgili Kanun daha önce yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, anayasal dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Sorun, Anayasa normu düzeyinde ve kurulu iktidarı bağlar şekilde çözüme kavuşturulmaktadır.
MADDE 10- Maddeyle, Anayasanın 84 üncü maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır. Söz konusu fıkra, partisinin kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olan milletvekillerinin, milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgilidir.
Milletvekilliği, seçmen iradesi ile oluşan ve öznesi, seçilmiş kişi olan demokratik bir statüdür. Partinin kapatılması, millet ile milletvekili arasında kurulu olan bağı sona erdiremez. Kaldı ki milletvekilliği düşen kişi, ilk seçimlerde bağımsız milletvekili olarak yeniden Meclise dönebilmektedir. Bu durum göz önüne alındığında, milletvekilliğinin düşürülmesi yaptırımının bir mantığı kalmamaktadır.
Öte yandan bu yaptırım, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Nolu Protokolün 3 üncü maddesinde yer verilen "Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde... seçimler yapmayı taahhüt ederler." şeklindeki hükümle de bağdaşmamaktadır. Kaldı ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, konuyla ilgili olarak, ülkemiz hakkında vermiş olduğu kararı da bu yöndedir.
Ayrıca milletvekilinin, bir suç işlemesi durumunda dokunulmazlığının kaldırılması ve yargılanması yolu her zaman açıktır. Maddeyle, seçme ve seçilme temel hakkının özünü yok eden ölçüsüz bir yaptırım niteliğinde olan bu müessese, yürürlükten kaldırılmaktadır.
MADDE 11- Bilindiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yılda bir yapılmasını emreden Anayasanın 77 nci maddesinin birinci fıkrası, 21/10/2007 tarihli ve 5678 sayılı Kanunla değiştirilmiş ve milletvekili seçimlerin her dört yılda bir yapılması hükme bağlanmıştır.
Bu düzenlemenin bir sonucu olarak, Anayasanın 94 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı seçimlerinin her yasama döneminde iki kez yapılması ve ilk seçilenlerin görev süresinin iki yıl olması, ikinci devre için seçilenlerin görev süresinin ise o yasama döneminin sonuna kadar devam etmesi öngörülmektedir.
MADDE 12- Anayasanın 125 inci maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olduğu genel ilke olarak belirlenmiş, ancak bazı istisnalar öngörülmüştür. Bunlardan birincisi, Cumhurbaşkanın tek başına yapacağı işlemler, ikincisi ise, Yüksek Askerî Şûra kararlarıdır. Yüksek Askerî Şûranın silahlı kuvvetlerden ilişik kesme kararları kamuoyunda çok tartışılmış ve değişik eleştirilere konu olmuştur. Diğer askerî merciler (kuvvet komutanlıkları) tarafından verilen Silahlı Kuvvetlerden ilişik kesme kararları Askerî Yüksek İdare Mahkemesi tarafından yargı denetimine tabi tutulurken, Yüksek Askerî Şûra tarafından verilen ilişik kesme kararlarının yargı denetimine tabi olmaması, Anayasanın 10 uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır. Bu eşitsizliğin giderilmesi amacıyla, mukayeseli hukuk uygulamaları ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak, maddeyle, Yüksek Askerî Şûranın Silahlı Kuvvetlerden ilişik kesme niteliğindeki kararları yargı denetimine açılmakta ve bu sayede hukuk devleti ilkesinin daha da güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Öte yandan, 125 inci maddenin dördüncü fıkrasında, yargı yetkisinin, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu; yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği hükme bağlanmış ve maddenin gerekçesinde "...yargı organının idarî işlemin yerindeliğini denetlemeyeceği..." belirtilmiş olmasına rağmen, uygulamada bu hükme uymayacak şekilde yargı kararlarının verildiği görüldüğünden, bu tür uygulamaların önüne geçilmesi amacıyla, fıkrada yargı yetkisinin, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı açıkça vurgulanmıştır. Bu ilkenin Anayasada yer almasının yargı pratiğimizden kaynaklandığı ve önleyici işlevi olacağı açıktır. Yerindelik denetimi, yürütme iktidarının negatif kullanımı anlamına gelir.
MADDE 13- Anayasanın 53 üncü maddesinde yapılan değişiklikle, memur ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı verilmektedir. Anayasanın 128 inci maddesinde ise, memur ve diğer kamu görevlilerinin nitelik, atanma, aylık, ödenek gibi özlük haklarının kanunla düzenleneceği hükmü yer almaktadır. 53 üncü maddede yapılan değişikliğe paralel olarak, memur ve diğer kamu görevlilerinin malî ve sosyal haklarına ilişkin toplu sözleşme hükümlerinin saklı olduğu hükme bağlanmaktadır.
MADDE 14- Anayasanın 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında disiplin kararlarının yargı denetimine tabi olduğu belirtilmekte, ancak uyarma ve kınama cezaları yargı denetimi dışında tutulabilmekteydi. Cezanın hafifliğinin, insan onurunu zedeleme niteliği yönünden diğer cezalara göre daha az etki doğurmayacağı dikkate alınarak, maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, memurlar ve diğer kamu görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezalarının da yargı denetimine açılması öngörülmektedir.
MADDE 15- Anayasanın 144 üncü maddesinde hâkim ve savcıların denetimi ile haklarında inceleme ve soruşturma işlemlerinin yapılması düzenlenmektedir. Hâkim ve savcılarla ilgili denetim, inceleme ve soruşturma işlemleri, halen Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılmaktadır. Adalet müfettişleri ise Teftiş Kurulu bünyesinde ve Adalet Bakanlığına bağlı olarak görev yapmaktadır. Maddenin mevcut hükmü, içeriğinde çok az değişiklik yapılmak suretiyle, 159 uncu maddede düzenlenmektedir. Hâkim ve savcıların denetimi yetkisi Adalet Bakanlığından alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna devredilmektedir.
144 üncü maddede yapılan değişiklikle, "Adalet hizmetlerinin denetimi" kenar başlıklı yeni bir hüküm getirilmektedir. Hâkim ve savcıları denetim yetkisinin Kurula devredilmesi üzerine, Kurulun denetim yetkisinin dışında kalan ve yargı göreviyle ilgili olmayan adalet hizmetlerinin denetimi için Adalet Bakanlığına bağlı yeni bir Teftiş Kurulunun kurulması öngörülmektedir. Bu bağlamda, icra daireleri, noterler, cezaevleri gibi yerlerde sunulan adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma işlemlerinin Adalet Bakanlığına bağlı adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler eliyle yapılacağı, buna ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmaktadır.
MADDE 16- Maddeyle, askerî yargının görev alanı yeniden düzenlenmektedir. Mevcut hükümde askerî yargının görev alanı oldukça geniş düzenlenmiş olup bu durum, değişik uluslararası belgelerde (Katılım Ortaklığı Belgesi, İlerleme Raporları, İstişari Ziyaret Raporları vb) vurgulanmıştır. Yine, Yargı Reformu Stratejisinde ve Avrupa Birliği müktesebatının Türkiye Cumhuriyeti tarafından üstlenilmesine yönelik olarak hazırlanan ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe giren 2008 Yılı Ulusal Programında, askerî mahkemelerin görev alanının demokratik hukuk devletinin gerektirdiği ölçüler çerçevesinde yeniden tanımlanması öngörülmüştür.
Mukayeseli hukuk da göstermektedir ki, pek çok ülkede ayrı bir askerî yargı sistemi bulunmamakta ve asker kişiler de adliye mahkemelerinde yargılanmaktadır. Bazı ülkelerde ise, askerî mahkemeler sadece disiplin mahkemesi olarak, oldukça sınırlı bir alanda görev yapmaktadır. Buna karşın askerî yargı ülkemizde, demokrasi ve hukuk devleti standartlarının dışında, geniş bir görev alanına sahiptir. Askerî yargının görev alanının geniş belirlenmiş olması, bazen yargı mercileri arasında görev uyuşmazlıklarına da neden olabilmektedir.
Getirilen düzenlemeyle askerî mahkemelerin görev alanı, askerî suçların yargılanmasıyla sınırlandırılmaktadır. Askerî suç ise yüksek mahkemelerce tanımlanmış bir kavramdır. Anayasa Mahkemesinin 25/10/1994 tarihli ve E. 1994/2, K. 1994/76 sayılı kararında, askerî suçun unsurları, askerî bir yararı ihlâl etmek ve askerî nitelikte olmak biçiminde açıklanmıştır. Bir suçun Askerî Ceza Kanununda açıkça yer almış olmasının, onun askerî suç sayılmasına yetmeyeceği belirtilmiştir. Yine 1/7/1998 tarihli ve E. 1996/74, K. 1998/45 sayılı kararında askerî mahkemelerin görev alanının, "askerî hizmetlerin yürütülmesindeki özellikler, disiplinin korunması, asker kişilerin astlık üstlük ilişkileri dikkate alınarak ..." belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu veriler göz önüne alınarak, askerî mahkemelerin görev alanı, çağdaş ülkelerde olduğu gibi daraltılmakta ve asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalarla sınırlı tutulmaktadır. Maddede yer verilen "asker kişi", "askerî hizmet ve görev" ve "askerî suç" kavramları tahdidi ve daraltıcı bir düzenleme olarak; askerî gerekler ile demokratik hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı gereklerini ölçülü bir şekilde denkleştirmektedir.
Öte yandan, Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların, her halde adliye mahkemelerinde görüleceği düzenlenmektedir. Devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ibaresi ile 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci bölümlerinde yer alan suçlar kastedilmektedir. Dolayısıyla, bu suçların, kim tarafından işlenirse işlensin, adliye mahkemelerinde yargılanacağı hükme bağlanmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, asker olmayan kişilerin, savaş hali haricinde, askerî mahkemelerde yargılanamayacağı anayasal teminat altına alınmaktadır.
Üçüncü fıkrada yer alan mevcut düzenlemede, savaş veya sıkıyönetim hallerinde, askerî mahkemelerin hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili olduklarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür. Bu hüküm, ikinci fıkrada yapılan değişikliğe rağmen, sıkıyönetim halinde, askerî mahkemelerin, sivilleri de yargılamasına imkan verebilmektedir. Yine bu hüküm, birinci fıkrada askerî mahkemelerin görev alanının yeniden belirlenmesine ve daraltılmasına rağmen, sıkıyönetim halinde, kanunla, görev alanının genişletilmesine imkan vermektedir. Bu tür yorumlamaların önlenmesi ve olası tereddütlerin giderilmesi amacıyla, üçüncü fıkrada yapılan değişiklikle, sıkıyönetim dönemlerinde de, kanunla, sivillerin yargılanmasının ya da askerî mahkemelerin görev alanlarının genişletilmesinin mümkün olamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu nitelikteki düzenlemelerin, sadece savaş hali için mümkün olabileceği belirtilmektedir. Mukayeseli hukuka bakıldığında da, sadece savaş ve barış hali olmak üzere ikili bir ayrıma gidildiği ve savaş haline münhasır olmak üzere bazı istisnaî düzenlemelere yer verildiği görülmektedir. Yine değişik sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan Anayasa taslaklarında da, sıkıyönetim dönemiyle ilgili olarak yargı konusunda özel hükme yer verilmediği görülmektedir. Bu doğrultuda yapılan değişiklikle, sıkıyönetim dönemlerinde de temel hak ve özgürlüklerin korunması ve adil yargılanma hakkının garanti altına alınması amaçlanmaktadır.
Anayasanın mevcut 145 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkilerinin; mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenleneceği belirtilmektedir. Anayasa Mahkemesinin 07/05/2009 tarihli ve E. 2005/159, K. 2009/62 sayılı kararında, Anayasanın 9, 138 ve 140 ıncı maddelerindeki düzenlemeler gereğince, adlî ve idarî yargı için öngörülen yargı bağımsızlığının, askerî yargı için de geçerli olduğunda kuşku bulunmadığı vurgulanmaktadır. Bu nedenle, söz konusu fıkrada yer alan ve askerî yargının bağımsızlığını zedelediği düşünülen "askerlik hizmetinin gerekleri" ibaresi çıkartılmakta ve fıkranın aynı mahiyetteki son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu durumda, askerî mahkemelerin komutanlıkla ilişkilerinin, sadece "mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı" esaslarına göre kanunla düzenlenmesi hükme bağlanmaktadır.
MADDE 17- Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunda değişiklik yapılmaktadır.
Mevcut düzenlemeye göre, Anayasa Mahkemesinin onbir asıl ve dört yedek üyesi bulunmakta ve Mahkeme tek kurul şeklinde çalışmaktadır. Üyeler altmışbeş yaşına kadar görevlerine devam edebilmekte ve üyelerin tamamı tek bir merci (Cumhurbaşkanı) tarafından seçilmektedir.
Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün, Anayasaya uygunluğunu esas ve şekil yönünden incelemek, Anayasa değişikliklerini ise şekil yönünden denetlemekle görevlidir. Bundan başka Mahkeme, Anayasada gösterilen diğer görevler ile Yüce Divan görevini de yapmaktadır. Sayılan bu görevler nedeniyle Mahkeme önemli bir iş yükü altındadır.
Öte yandan ülkemiz aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine her yıl binlerce başvuru yapılmaktadır. Bu başvuruların iç hukuk yollarında çözüme bağlanması amacıyla bireysel başvuru hakkının getirilmesi öngörülmektedir. Bu hak doğrultusunda yapılacak insan hakları ihlâl başvurularının da incelenmesi ve karara bağlanması, Anayasa Mahkemesince gerçekleştirilecektir. Mevcut görevlerinin yanında, bireysel başvuruyla ilgili görevini de yerine getirebilmesi için Mahkemenin yapısında değişiklik yapılması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Maddede değişiklik yapılırken, 2003 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından hazırlanan taslak başta olmak üzere, değişik kişi, kurum, parti ya da sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanmış olan taslaklar da gözetilmiştir.
Tüm bu veriler göz önüne alınmak suretiyle, Anayasa Mahkemesinin yapısı değiştirilmekte ve üye sayısı artırılmaktadır. Halen onbir asıl ve dört yedek olan üye sayısı onyediye yükseltilmekte, yedek üyelik statüsüne son verilmekte ve mevcut yedek üyelerin asıl üye statüsüne geçmeleri öngörülmektedir. Üyelerin geldikleri alanlar çeşitlendirilmektedir.
Öte yandan, mukayeseli hukuka bakıldığında, parlamentoların anayasa mahkemelerine üye seçmesinin neredeyse ortak bir uygulama olduğu görülmektedir. Örneğin; Almanya, İsviçre, Macaristan, Polonya, Portekiz, Makedonya, Litvanya ve Hırvatistan'da anayasa mahkemesi üyeleri yasama organı tarafından seçilmekteyken, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, İtalya, Romanya, İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde anayasa mahkemesi üyelerinin seçilmesi yetkisi, yasama, yargı, hükümet ve devlet başkanı arasında paylaşılmaktadır. Fransa'da ise Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçilmesi yetkisi Devlet Başkanı, Meclis Başkanı ve Senato Başkanına ait bulunmaktadır.
Mukayeseli hukukun ortak uygulaması dikkate alınarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin de Anayasa Mahkemesine üye seçebilmesine imkan tanınmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyeyi Sayıştay başkan ve üyeleri arasından Sayıştay Genel Kurulunca, her boş üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi de serbest avukatlar arasından, baro başkanlarının göstereceği üç aday içinden seçecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı seçimlerde, uzlaşmayla seçim yapılması amacıyla, öncelikle nitelikli oy çokluğu aranacaktır. Nitelikli çoğunluğun sağlanamaması halinde, üye tamsayısının salt çoğunluğunun aranması, salt çoğunluğun sağlanamaması halinde ise ikinci oylamada en fazla oy alan iki adayın katılımı ile yapılacak üçüncü oylamada en fazla oy alan adayın Mahkeme üyesi seçilmesi ilkesi benimsenmiştir.
Cumhurbaşkanı, mevcut düzenlemeye göre onbir asıl ve dört yedek olmak üzere onbeş üyenin hepsini seçerken, getirilen yeni düzenlemede, bu sayı ondörde indirilmektedir. Cumhurbaşkanı, Mahkeme üyelerinden dördünü, üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hakim ve savcılar ile Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından doğrudan seçecektir. Diğer üyeleri ise, Cumhurbaşkanı, mevcut düzenlemede olduğu gibi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Yükseköğretim Kurulu tarafından her boş üyelik için gösterilecek üçer aday içinden seçecektir.
Mahkeme üyelerinin aday gösterilmesinde, çoğulcu demokratik yöntemlerle, her boş üyelik için üçer adayın belirlenmesi usulü benimsenmiştir. Aday gösterme seçimlerinde ise, her seçmenin ancak bir aday için oy kullanması öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle, seçimlerin tek seferde sonuçlandırılması ve çalışma performansının düşmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bir diğer amaç ise, seçmen iradesinin "temsilde adalet" ilkesine uygun olarak sonuçlara yansımasının sağlanmasıdır.
Mahkeme üyeliğine, yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinden seçileceklerin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatlardan seçileceklerin en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinden seçileceklerin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcılardan seçileceklerin adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olmaları ve sayılan bu kişilerin kırkbeş yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.
İki bölüm hâlinde çalışması öngörüldüğünden, Mahkemenin, kendi üyeleri arasından, gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla, iki başkanvekili seçmesi öngörülmektedir. Bu görevlere seçilenlerin dört yıllık görev sürelerinin bitimini müteakip yeniden seçilebilmeleri imkanı da bulunmaktadır.
MADDE 18- Anayasa Mahkemesi üyeliğinin süresi oniki yıl olarak düzenlenmektedir. Bu değişiklikle, Mahkemedeki üye profilinin, yeni toplumsal koşullara ve yeni anlayışlara göre makul bir süre içinde kendini yenilemesine olanak tanınmaktadır. Oniki yıllık sürenin, bir taraftan üyelerin yeterince tecrübe kazanması ve bu tecrübelerini Mahkeme çalışmalarına yansıtması açısından yeterli, diğer taraftan da toplumsal değişimin Mahkeme profiline yansımasına olanak sağlamak için de makul bir süre olduğu değerlendirilmektedir. Mukayeseli hukukta da mahkeme üyeliğinin süreli olduğu görülmektedir. Örnek vermek gerekirse, bu süre; Almanya'da 12, Fransa, İtalya, İspanya, Bulgaristan, Macaristan, Portekiz, Polonya, Romanya ve Slovenya'da ise 9 yıldır.
Özellikle Anayasada, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararname hükümlerinin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurması üzerine, Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği ret kararlarına konu kanun ya da kanun hükmünde kararnamelere karşı, ancak on yıl geçtikten sonra yeniden başvuru imkanının getirildiği de dikkate alındığında, üyelik süresinin oniki yıl ile sınırlandırılmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Bu düzenlemeler karşısında, zorunlu emeklilik yaşı öncesinde görev süresi dolan üyelerin atandığı kaynağın özellikleri de dikkate alınarak başka görevlere atanabilmeleri, maaş ve özlük işleri ile emekliliklerine ilişkin konuların, kanunla düzenlenmesi esası benimsenmektedir.
MADDE 19- Maddede, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerinin arasına, bireysel başvuruların incelenmesi de dahil edilmektedir.
Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, kamu gücü tarafından, temel hak ve özgürlükleri ihlâl edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde, temel hakların korunması amacıyla bireysel başvuru yolu, pek çok uygar ülkede anayasa yargısının ayrılmaz bir parçası kabul edilmektedir. Bireysel başvuru yolu, kapsamı ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte, başta Federal Almanya olmak üzere Avusturya, İspanya, İsviçre, Belçika, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Meksika, Brezilya, Arjantin gibi pek çok ülkede uygulanmaktadır. Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunda da bireysel başvuru kurumu kabul edilmiş ve işletilmektedir. Anglo-Amerikan hukukunda teknik anlamda bireysel başvuru kurumu olmasa da, bireysel başvuruyla benzer işlevlere sahip kanun yolları bulunmaktadır.
Türkiye'nin konumuna baktığımızda, bireysel başvuru müessesesinin kabul edilmediği, ancak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkının ve bu Mahkemenin zorunlu yargılama yetkisinin tanındığı görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yoluyla, iç hukukta halledilemeyen temel hak ihlâllerine ilişkin şikâyetlerin, ulusalüstü düzeyde ele alınması kabul edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde her yıl Türkiye'ye karşı çok sayıda dava açılmakta ve Türkiye pek çok davada tazminata mahkum edilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, iç hukuk yollarının tüketilmiş olup olmadığını araştırırken, ilgili ülkede bireysel başvuru kurumunun bulunup bulunmadığını da dikkate almakta ve bunu hak ihlâllerinin ortadan kaldırılmasında etkili bir hukuk yolu saymaktadır. Bu nedenle, bireysel başvuru müessesesinin getirilmesiyle, hak ihlâllerine maruz kaldığını iddia edenlerin önemli bir bölümünün bireysel başvuru aşamasında, başka bir ifadeyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeden önce, tatmin edilebilmesinin mümkün olabileceği ve böylece Türkiye aleyhine açılacak dava ve verilecek ihlâl kararlarında azalma olacağı değerlendirilmektedir. Bu itibarla, Türkiye'de de iyi işleyen bir bireysel başvuru sisteminin kurulması, haklar ve hukukun üstünlüğü temelindeki standartları yükseltecektir.
Diğer yandan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 2004(6) Sayılı Tavsiye Kararında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki dava yükünün azaltılabilmesi için bireysel başvuru yönteminin iç hukukta tanınmasının gerekliliğine değinilmiş; aynı şekilde, Venedik Komisyonu da 2004 yılında kamuoyuna duyurulan bireysel başvuruya ilişkin Anayasa değişikliği önerisini olumlu bulduğunu ifade etmiştir.
Türkiye'de bireysel başvuru yolunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte yandan da kamu organlarını, Anayasaya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayacaktır. Bu amaçlarla yapılan değişiklikle, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması ve teminat altına alınması için, vatandaşlara bireysel başvuru hakkı tanınmakta ve Anayasa Mahkemesine de bu başvuruları inceleme ve karara bağlama görevi verilmektedir.
Buna göre herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurma hakkına sahiptir. Bireysel başvuruda bulunabilmek için, olağan kanun yollarının tü¬ketilmiş olması şarttır. Şu kadar ki, bireysel başvuru kurumunun niteliği dikkate alındığında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların bu kapsamda incelenmeyeceği kuralı benimsenerek, diğer yüksek yargı organları ile Anayasa Mahkemesi arasındaki olası görev uyuşmazlıklarının ortaya çıkmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu müessesenin işleyişine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenecektir. Yapılan yeni düzenlemeyle, bireysel başvuruları inceleme görevi verilmek suretiyle, Anayasa Mahkemesine, özgürlükleri koruma ve geliştirme misyonu da yüklenmektedir.
Öte yandan, Yüce Divan kararlarının yeniden incelenmesini talep etme imkanı getirilmek suretiyle bu yargılama yönteminde sağlanan güvenceler geliştirilmektedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağı kişiler arasına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da eklenmektedir.
MADDE 20- Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin, iki bölüm ve Genel Kurul şeklinde çalışması öngörülmekte, bölümlerin, başkanvekilinin başkanlığında dört üyenin katılımıyla; Genel Kurulun ise Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az oniki üye ile toplanması prensibi benimsenmektedir. Ancak bölümler ve Genel Kurul tarafından alınacak kararlar bakımından üye tam sayısının salt çoğunluğu esası getirilmektedir.
Bireysel başvuru müessesesinin yapısı, öngörülen başvuru sayısı ve müessesenin niteliği göz önüne alındığında, başvuruların öncelikle bir kabul edilebilirlik incelemesinin yapılmasına ve bunun için bir komisyon oluşturulmasına imkan tanınmaktadır.
Bölümler, esas itibariyle bireysel başvuruları incelemekle görevlendirilmektedir. Siyasî partilere ilişkin dava ve başvuruların, iptal ve itiraz davalarının ve Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamaların Genel Kurulca yapılması benimsenmektedir.
Genel Kurul kararları kural olarak salt çoğunlukla alınır. Ancak, niteliği gereği daha özellikli görülen; Anayasa değişikliğinin iptaline, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için, üye tamsayısının üçte iki oy çokluğu aranmaktadır. Nitelikli oy çokluğu aranan hususlardan birisi, Anayasa değişikliklerinin iptaline ilişkin kararlardır. Anayasanın 148 inci maddesinin birinci fıkrasına göre Anayasa Mahkemesinin, Anayasa değişiklikleri bakımından yetkisinin, sadece şekil bakımından inceleme ve denetleme ile sınırlı olduğu açıktır. Nitelikli oy çokluğu aranan hususlardan ikincisi ise, siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin kararlardır. Maddeyle, nitelikli oy çokluğu aranan hususlara bir ekleme daha yapılmakta ve siyasî partilerin Devlet yardımından yoksun bırakılmasına ilişkin kararların da siyasî parti kapatma kararlarıyla aynı nitelikli oy çokluğu ile alınabileceği hükme bağlanmaktadır. Mevcut düzenlemede Anayasa Mahkemesinin nitelikli oy çokluğu nisabı beşte üç olarak belirlenmişken, getirilen düzenlemeyle bu nisap üçte ikiye yükseltilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işleri kanunla; Mahkemenin çalışma esasları, bölüm ve komisyonların oluşturulma biçimi, bölümler arasındaki işbölümü ise İçtüzükle düzenlenecektir.
Bireysel başvuruya ilişkin incelemelerin kural olarak dosya üzerinden yapılması esası benimsenmektedir. Ancak Mahkeme, başvurunun niteliğine göre, gerekli gördüğü takdirde, duruşmalı inceleme de yapabilecektir.
MADDE 21- Askerî yargıyla ilgili 145 inci maddede yapılan değişikliğe paralel olarak, Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işlerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenmesi öngörülmekte ve mevcut metinde yer alan "askerlik hizmetinin gerekleri" ibaresi, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının güçlendirilmesi amacıyla madde metninden çıkarılmaktadır.
MADDE 22- Maddeyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu, Kurul üyelerinin nitelikleri ve seçimi, Kurulun çalışma usul ve esasları yeniden düzenlenmektedir.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mevcut yapısı, üye sayısının azlığı, üyelerin sadece yüksek yargıdan gelmesi, ilk derece mahkemelerini yönetmekle görevli olmasına rağmen Kurulda, buralarda görev yapan hâkim ve savcılardan hiçbir temsilcinin yer almaması, Kurul kararlarının tamamen yargı denetimine kapalı olması, Kurul kararlarına karşı etkili iç itiraz sisteminin öngörülmemiş olması, hâkim ve savcıların denetimi, haklarında inceleme ve soruşturma izni verilmesi, adalet müfettişlerinin atanması gibi önemli bazı yetkilerin Adalet Bakanına ait olması, Kurulun kendisine ait sekretaryasının, binasının ve bütçesinin bulunmaması gibi hususlar gerek iç ve gerekse uluslararası kamuoyunda eleştiri konusu yapılmıştır.
Bir yandan bu eleştirilerin karşılanması ve diğer yandan da Yargı Reformu Stratejisinde öngörüldüğü üzere, yargı bağımsızlığının ve hâkimlik teminatının güçlendirilmesi amacıyla, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısında önemli değişiklikler öngörülmektedir. Bu değişiklikler yapılırken, uluslararası belgeler ve diğer kişi, kurum, parti ya da sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan anayasa taslakları göz önünde bulundurulmuştur. Bunların yanında mukayeseli hukuk uygulamaları da dikkate alınmıştır. Yüksek yargı kurullarıyla ilgili olarak mukayeseli hukuka bakıldığında, bu kurulların Fransa'da 18, İtalya'da 27, İspanya'da 21, Polonya'da 25 ve Portekiz'de 17 üyeden oluştuğu ve bu kurullarda hakim ve savcıların da yer aldığı görülmektedir.
Yapılan değişiklik kapsamında, öncelikle, Kurulun üye sayısı, yedi asıl ve beş yedek üyeden, yirmibir asıl ve on yedek üyeye yükseltilmektedir. Adalet Bakanı, Kurulun Başkanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir.
Kurulun üç daire ve Genel Kurul şeklinde çalışması öngörülmektedir. Kurul üyelerin geldiği kaynaklar çeşitlendirilmektedir. Bu bağlamda, Kurul üyelerinden dördü, yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilecektir. Bundan başka Kurulun;
•   Üç asıl ve iki yedek üyesi, Yargıtay üyeleri arasından, Yargıtay Genel Kurulu tarafından,
•   Bir asıl ve bir yedek üyesi, Danıştay üyeleri arasından, Danıştay Genel Kurulu tarafından,
•   Bir asıl ve bir yedek üyesi, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu üyeleri arasından, Akademi Genel Kurulu tarafından,
•   Yedi asıl ve dört yedek üyesi, birinci sınıf adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından,
•   Üç asıl ve iki yedek üyesi ise, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından,
seçilecektir.
Kurul üyeliklerinin herhangi bir nedenle boşalması halinde, o üyenin geldiği yerden seçilen yedek üye tarafından kalan süre tamamlanacaktır. Sadece Cumhurbaşkanının seçeceği üyelerin yedeği öngörülmemiştir. Cumhurbaşkanı kontenjanından gelen Kurul üyesinin, herhangi bir nedenle üyeliğinin boşalması halinde, Cumhurbaşkanı kısa süre içinde yeniden atama yapabilecektir. Kaldı ki, bu durum, Kurulun yeni oluşumunda, kanunla düzenlenmesi öngörülen toplantı ve karar yeter sayıları karşısında Kurulun çalışmalarını etkilemeyecektir.
Getirilen düzenlemelerden birisi de, Yargıtay, Danıştay ve Türkiye Adalet Akademisi genel kurulları ile ilk derece mahkemelerinde, dört yılda bir yapılacak seçimlerde, her seçmenin ancak bir aday için oy kullanmasına ilişkin hükümdür. Bu düzenlemenin iki amacı bulunmaktadır. Birincisi, seçimlerin tek seferde sonuçlandırılmasıdır. Gerçekten, Yargıtay Genel Kurulunda yapılan ve aday gösterilmek için salt çoğunluğun arandığı bu nitelikteki seçimlerin onlarca, hatta bazen yüzlerce defa tekrarlanması yoluna gidildiği görülmektedir. Benzer şekilde ilk derece mahkemelerinde yapılacak seçimlerde salt çoğunluğun aranması halinde de, aday gösterme seçimlerinin defalarca tekrarlanması söz konusu olabilecektir. Bu durum, yüksek mahkemelerin ve ilk derece mahkemelerinin çalışma performansını düşürecek ve esasen ağır iş yükü altında olan yargının ilave sorunlarla karşı karşıya kalmasına sebep olabilecektir. Getirilen düzenleme öncelikle bu olumsuzluğa meydan vermeme amacını içermektedir. Bu hükmün ikinci amacı ise, seçmen iradesinin sonuçlara en iyi şekilde yansımasıdır. Halen Yargıtay ve Danıştay genel kurullarında yapılan aday gösterme seçimlerinde, her aday adayının salt çoğunluğun oyunu alması aranmaktadır. Örneğin, Yargıtayda 250 üyenin olduğu düşünülürse, 126 oy alan kişi aday gösterilmektedir. Bu işlemler tekrar edilmekte ve aynı 126 oy, her üç aday adayını da belirleyebilmektedir. Buna karşın geriye kalan 124 kişinin iradesi hiçbir şekilde sonuçlara yansımamaktadır. Bu durum ise Anayasada öngörülen "temsilde adalet" ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu amaçlarla, aday belirleme seçimlerine ilişkin söz konusu hüküm getirilmiştir. Getirilen bu hükümle, yapılacak seçimlerde "çoğunlukçu" değil, "çoğulcu" bir anlayışın benimsenmesi öngörülmüştür.
Getirilen bir diğer hükme göre, Kurulun Başkanı olan Adalet Bakanı ile Kurulun doğal üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki diğer Kurul üyeleri, kanunda belirlenenler dışında, başka bir görev alamayacak; Kurul tarafından başka bir göreve atanamayacak ve seçilemeyecektir. Bu nitelikteki Kurul üyelerinin hangi görevleri alabilecekleri ilgili kanunda gösterilecektir.
Mevcut düzenlemede olduğu gibi, Kurulun yönetim ve temsili Kurul başkanına, yani Adalet Bakanına ait olacaktır. Ancak, getirilen bir yenilik olarak, Adalet Bakanı, dairelerin toplantılarına katılamayacak ve oy kullanamayacaktır. Kurul üyeleri kendi arasından üç daire başkanı ve daire başkanlarından birini de Başkanvekili olarak seçecektir. Kurul Başkanı yetkilerinin bir kısmını, başkanvekiline devredebilecektir.
Kurulun görevleriyle ilgili mevcut düzenlemede yer alan hükümler esas itibariyle aynen korunmaktadır. Mevcut metinde "kadro dağıtma" işlemi de Kurulun görevleri arasında sayılmakla birlikte bu hüküm, daha önceden yapılan değişikliklerle anlamsız ve hükümsüz hale geldiğinden madde metninden çıkartılmıştır.
Kurulun görevlerine ilave olarak getirilen en önemli yenilik ise, halen Adalet Bakanlığına ait olan hâkim ve savcıların denetlenmesi yetkisinin tamamen Kurula devredilmesidir. Yine hâkim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma izni, Kurulun ilgili dairesinin teklifi üzerine, Kurul Başkanının oluruyla verilecektir. Denetim ile inceleme ve soruşturma işlemleri, Kurul müfettişleri tarafından yapılacaktır. Kurul müfettişleri, muvafakatleri alınmak suretiyle Kurul tarafından atanacaktır. Buna karşın yargısal faaliyetler dışında kalan, icra, noter, cezaevi gibi mercilerin denetlenmesi ile savcıların tamamen idarî nitelikteki iş ve işlemlerinin denetimi Adalet Bakanlığına bağlı olarak görev yapan adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler eliyle yapılacaktır. Şu halde Kurula bağlı olan Kurul müfettişleri ile Adalet Bakanlığına bağlı olan adalet müfettişleri ayrı alanlarda görev yapacaktır.
Yürürlükteki düzenlemede, Kurul kararları tamamen yargı denetimine kapalı iken, yapılan değişiklikle meslekten çıkarma cezalarına ilişkin kararlar yargı denetimine açılmaktadır. Kurulun diğer kararları için ise etkili iç itiraz sistemi öngörülmektedir.
Mevcut düzenlemede, Kurulun kendi sekreteryasının olmaması, bu işlemlerin Adalet Bakanlığı tarafından yapılması, yine bina ve bağımsız bütçesinin bulunmaması eleştiri konusu yapılmaktaydı. Getirilen düzenlemeyle Kurula bağlı bir Genel Sekreterlik kurulmaktadır. Genel Sekreterlik, Kurulun tüm sekreterya işlemlerini yürütecektir. Yine Anayasa hükmü olarak yazılmamışsa da ilgili kanunlarda yapılması düşünülen değişikliklerle, Kurulun binasının ve bütçesinin olmasının sağlanması öngörülmektedir. Kurul Genel Sekreterinin birinci sınıf hâkim ve savcılar arasından, Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanması hükme bağlanmaktadır. Yukarıda da değinildiği gibi Kurul müfettişleri ile Kurulda çalışacak hâkim ve savcıların atanması, muvafakatleri alınmak koşuluyla, Kurul tarafından yapılacaktır.
Adalet Bakanlığı merkez, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları atama yetkisi ise Adalet Bakanına ait olacaktır.
Son olarak maddede, kanunla düzenlenmesi gereken hususlara yer verilmiştir.
MADDE 23- Maddeyle, Ekonomik ve Sosyal Konsey uygulaması anayasal dayanağa kavuşturulmaktadır. Demokratik sistem içinde ve uluslararası uygulamalarda; ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında, sivil toplum kuruluşlarının daha fazla görüş ve katkılarının alınması önem taşımaktadır.
Yapılan yeni düzenlemeyle; Ekonomik ve Sosyal Konseye, geniş bir yelpazede, toplumun çeşitli kesimlerinin temsilcilerinin katılımıyla, ekonomik ve sosyal sorunlar ile bunlara ilişkin çözüm yolları hakkında görüş üreten fonksiyonel bir kurumsal yapı kazandırılması hedeflenmektedir.
Avrupa Komisyonu ilerleme raporlarında, Türkiye'nin, ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesinde, iyi işleyen ve fonksiyonel bir yapıya kavuşturulmamış olması eleştiri konusu yapılmaktadır. Söz konusu eleştiriler de dikkate alınmak suretiyle anayasal dayanağı oluşturulan yeni Konsey yapılanması içinde; sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve hükümet temsilcileri bir araya gelerek, istişari nitelikte görüş bildirme fonksiyonu ifa edecektir.
Ekonomik ve Sosyal Konseyin kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenecektir.
MADDE 24- Maddeyle, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan, Anayasanın geçici 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
MADDE 25- Maddeyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına üç geçici madde eklenmektedir.
GEÇİCİ MADDE 18 - Siyasî partilerin kapatılması konusunda, Anayasanın 69 uncu maddesinde değişiklik yapılmış ve demokratik sistemin vazgeçilmez unsuru olan siyasî partilerin kapatılması zorlaştırılmıştır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Anayasa Mahkemesi önünde derdest durumda olan kapatma davaları hakkında da Anayasanın 69 uncu maddesinde yapılan değişikliğin bir bütün olarak uygulanacağı hükme bağlanmaktadır.
GEÇİCİ MADDE 19 - Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra, mevcut Anayasa Mahkemesinin yapısının, yeni hükümlere uyarlanmasına ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmektedir.
Anayasa Mahkemesinde halen görev yapan yedek üyelerin, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte asıl üye sıfatını kazanacakları öngörülmektedir.
Mahkemenin üye sayısının artırılması nedeniyle yapılacak yeni üye seçimlerinin hangi makam tarafından ve hangi kontenjanlardan seçileceği belirtilmektedir.
Bireysel başvuru müessesesinin alt yapısının hazırlanma süresi belirlenmektedir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Anayasa Mahkemesi asıl veya yedek üyesi olanların görev süresinin, kazanılmış hak kapsamında, 65 yaşına kadar devam edeceği hükme bağlanmaktadır. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce, Mahkemede, değişik görevlere seçilmiş olanların, görevlerinin, seçildikleri sürenin sonuna kadar devam edeceği de hükme bağlanmaktadır.
GEÇİCİ MADDE 20- Anayasanın 159 uncu maddesinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısında önemli değişiklikler yapılması öngörülmüştür. Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, başta 2461 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu olmak üzere bir çok kanunda, çok sayıda değişiklik yapılması gerekmektedir. Bu değişikliklerin yapılmasının belirli bir zaman alacağı da açıktır.
Bu husus da göz önüne alınmak suretiyle, yeni Kurulun oluşması ve görevine başlayabilmesi için gerekli olan geçiş hükümleri bu maddede düzenlenmiştir. Bu bağlamda, üye sayısındaki artışın bir sonucu olarak, yeni üyelerin nasıl ve hangi süre içinde seçileceği, seçmeye yetkili merciler bazında hükme bağlanmaktadır.
Seçilen üyelerin göreve başlama zamanları belirlenmektedir. Mevcut Kurul üyelerinin seçildikleri sürenin sonuna kadar görevlerine devam edeceği öngörülmüştür.
Adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları arasından yapılacak seçimlerin, Yüksek Seçim Kurulunun genel yönetim ve denetimi altında yapılması öngörülmektedir. Bu seçimlerin; adlî yargı hâkim ve savcıları bakımından her ilde ve il seçim kurullarının yönetim ve denetiminde, idarî yargı hâkim ve savcıları bakımından ise, bölge idare mahkemelerinin bulunduğu illerde ve bölge idare mahkemesinin bulunduğu ildeki il seçim kurullarının yönetim ve denetimi altında yapılması hükme bağlanmaktadır.
İlgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar Kurul üyelerine ödenecek ücret ile Kurulun nasıl çalışacağına ilişkin temel ilkeler de bu maddede düzenlenmektedir.
MADDE 26- Madde, yürürlük ve halkoylamasına ilişkindir.
#1343
AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ ve bir grup milletvekili, Anayasa değişikliği teklifini TBMM Başkanlığına sundu. İşte tam metin...

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasının sonuna "Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz." cümlesi ve aynı maddeye ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş, devamındaki fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.

"Çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz."

MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir."

MADDE 3- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 23 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir."

MADDE 4- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41 inci maddesinin kenar başlığı "I. Ailenin korunması ve çocuk hakları" şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Her çocuk, yeterli himaye ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır."

MADDE 5- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 51 inci maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 6- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 53 üncü maddesinin kenar başlığı "A. Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı" şeklinde değiştirilmiş, üçüncü ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.

Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Uzlaştırma Kuruluna başvurabilir. Uzlaştırma Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.

Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Uzlaştırma Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir."

MADDE 7- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 54 üncü maddesinin üçüncü ve yedinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 8- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 69 uncu maddesinin üçüncü, dördüncü ve yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, altıncı fıkrasının sonuna "Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler, Mecliste ileri sürülen düşünceler ile idarenin eylem ve işlemleri, odaklaşmanın tespitinde gözetilemez." cümlesi eklenmiş, dokuzuncu fıkrasındaki "beş yıl" ibaresi "üç yıl" şeklinde değiştirilmiş, altıncı ve dokuzuncu fıkralarındaki "temelli" sözcükleri, onuncu fıkrasındaki "temelli olarak" ibaresi ile beşinci ve sekizinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

"Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Siyasî partilerin malî denetimi Sayıştay tarafından yapılır. Sayıştayca siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Sayıştayın bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.

Siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine, talebin Türkiye Büyük Millet Meclisine ulaştığı tarihte Mecliste grubu bulunan her bir siyasî partinin beşer üye ile temsil edildiği ve Meclis Başkanının başkanlığında oluşturulacak Komisyonun üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla vereceği izin üzerine açılır ve Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır. Komisyonun kararları, yargı denetimi dışındadır. İzin talebinin Meclise ulaşmasından itibaren otuz gün içinde Komisyon oluşturulur ve Komisyon, kararını izin talebinin Meclise ulaşmasından itibaren en geç altmış gün içinde verir. Meclisteki siyasî parti gruplarınca, izin talebiyle ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz. İzin talebini karara bağlayacak Komisyonunun oluşumu, izin talebinin görüşülme usul ve esasları Meclis İçtüzüğüyle düzenlenir."

"Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkraya göre kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir. Devlet yardımından yoksun bırakılma, bağlı olduğu kapatma davasının ve kararının usulüne tabi olup tek başına dava konusu yapılamaz."

MADDE 9- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 74 üncü maddesinin kenar başlığı "VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı" şeklinde değiştirilmiş, maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Herkes bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.

Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.

Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir."

MADDE 10 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 84 üncü maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 11- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 94 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İlk seçilenlerin görev süresi iki yıldır, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder."

MADDE 12- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin ikinci fıkrasına "Ancak, Yüksek Askeri Şuranın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır." cümlesi eklenmiş, dördüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz."

MADDE 13- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır."

MADDE 14- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz."

MADDE 15- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 144 üncü maddesi kenar başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"G. Adalet hizmetlerinin denetimi

MADDE 144- Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler eliyle yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir."

MADDE 16 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 145- Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir."

MADDE 17- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 146 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 146 – Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarından, Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar."

MADDE 18 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 147 nci maddesinin kenar başlığı "2. Üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi" şeklinde, birinci fıkrası ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Anayasa Mahkemesi üyeleri oniki yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir."

MADDE 19- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin sonuna "ve bireysel başvuruları karara bağlar" ibaresi, üçüncü fıkrasındaki "Cumhurbaşkanını," sözcüğünden sonra gelmek üzere "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını," ibaresi eklenmiş, beşinci fıkrası "Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararlar kesindir." şeklinde değiştirilmiş, maddeye ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar ve üçüncü fıkradan sonra gelmek üzere "Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar." şeklinde yeni bir fıkra eklenmiş ve devamındaki fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tü¬ketilmiş olması şarttır.

Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir."

MADDE 20- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 149 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 149 – Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az oniki üye ile toplanır. Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir.

Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır.

Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için üye tamsayısının üçte iki oy çokluğu şarttır.

Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işleri kanunla; Mahkemenin çalışma esasları, bölüm ve komisyonların oluşumu ve işbölümü kendi yapacağı İçtüzükle düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilir. Mahkeme ayrıca, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilir ve siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasî partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinler."

MADDE 21- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 156 ncı maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir."

MADDE 22- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 159 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 159- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yirmibir asıl ve on yedek üyeden oluşur; üç daire halinde çalışır.

Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun, dört asıl üyesi, nitelikleri kanunda belirtilen; yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca, üç asıl ve iki yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca, bir asıl ve bir yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca, bir asıl ve bir yedek üyesi Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından, yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde yapılır. Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden altmış gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır. Diğer üyeliklerin boşalması halinde, asıl üyenin yedeği tarafından kalan süre tamamlanır.

Yargıtay, Danıştay ve Türkiye Adalet Akademisi genel kurullarından seçilecek Kurul üyeliği için her üyenin, birinci sınıf adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları arasından seçilecek Kurul üyeliği için her hâkim ve savcının; ancak bir aday için oy kullanacağı seçimlerde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilir. Bu seçimler her dönem için bir defada ve gizli oyla yapılır.

Kurulun, Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki asıl üyeleri, görevlerinin devamı süresince; kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar veya Kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemezler.

Kurulun yönetimi ve temsili Kurul Başkanına aittir. Kurul Başkanı dairelerin çalışmalarına katılamaz. Kurul, kendi üyeleri arasından daire başkanlarını ve daire başkanlarından birini de başkanvekili olarak seçer. Başkan, yetkilerinden bir kısmını başkanvekiline devredebilir.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.

Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

Kurula bağlı Genel Sekreterlik kurulur. Genel Sekreter, birinci sınıf hâkim ve savcılardan Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanır. Kurul müfettişleri ile Kurulda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Kurula aittir.

Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcılar ile adalet müfettişlerini, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.

Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü, Kurulun ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, dairelerin karar ve işlemlerine karşı yapılacak itirazlar ve bunların incelenmesi usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir."

MADDE 23 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 166 ncı maddesinin kenar başlığı "I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey" şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında hükümete istişarî nitelikte görüş bildirmek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulur. Ekonomik ve Sosyal Konseyin kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenir."

MADDE 24 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının geçici 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 25- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 18- Bu Kanunun 8 inci maddesiyle Anayasanın 69 uncu maddesinde yapılan değişiklikler, Anayasa Mahkemesinde görülmekte olan davalarda da uygulanır."

"GEÇİCİ MADDE 19- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun ve bir üyeyi de baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday içinden seçer.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı üye seçimi için aday göstermek amacıyla;

a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Sayıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Sayıştay Genel Kurulunca seçim yapılır. Her Sayıştay üyesinin ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Türkiye Barolar Birliği Başkanlığının ilanında gösterilen yer ve zamanda baro başkanları tarafından seçim yapılır. Her bir baro başkanının ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

c) (a) ve (b) bentleri uyarınca yapılan seçimlerin sonucunda aday gösterilmiş sayılanların isimleri seçimin yapıldığı günü takip eden gün Sayıştay ve Türkiye Barolar Birliği başkanlıklarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirilir.

ç) (c) bendi uyarınca yapılan bildirimden itibaren on gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde seçim yapılır. Her boş üyelik için yapılacak seçimde, ilk oylamada üye tamsayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır; ikinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı, birer üyeyi Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından olan ilk üyeliklerin boşalmasından sonra Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden seçer.

Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde göz önünde bulundurulur.

Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte üye olanlar yaş haddine kadar görevlerine devam ederler.

Bireysel başvuruya ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel başvurular kabul edilir."

"GEÇİCİ MADDE 20- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde aşağıda belirtilen esas ve usuller dahilinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri seçilir.

a) Cumhurbaşkanı, hâkimlik mesleğine alınmasına engel bir hali olmayan; yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında en az onbeş yıldan beri görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile meslekte fiilen onbeş yılını doldurmuş avukatlar arasından dört üye seçer. Cumhurbaşkanı, üst kademe yöneticileri arasından seçeceği Kurul üyesini, bakanlık, müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı, valilik, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, kamu kurum ve kuruluşlarında genel müdürlük veya teftiş kurulu başkanlığı görevlerini yapanlar arasından seçer.

b) Yargıtay Genel Kurulu, Yargıtay üyeleri arasından üç asıl ve iki yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Yargıtay Birinci Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Birinci Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Yargıtay Genel Kurulu seçim yapar. Her Yargıtay üyesinin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

c) Danıştay Genel Kurulu, Danıştay üyeleri arasından bir asıl ve bir yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Danıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Danıştay Genel Kurulu seçim yapar. Her Danıştay üyesinin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

ç) Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu, kendi üyeleri arasından, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bir asıl ve bir yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Türkiye Adalet Akademisi Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu seçim yapar. Her üyenin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

d) Yedi asıl ve dört yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş olan adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun yönetim ve denetiminde seçilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adaylık başvurularını ilân eder. İlân tarihinden itibaren üç gün içinde adaylar Yüksek Seçim Kuruluna başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adayların başvurularını inceler ve aday listesini belirleyerek ilân eder. Takip eden iki gün içinde bu listeye karşı itiraz edilebilir. İtiraz süresinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde itirazlar incelenir, sonuçlandırılır ve kesin aday listesi ilân edilir. Yüksek Seçim Kurulunun kesin aday listesini ilân ettiği tarihten sonraki ikinci Pazar günü her ilde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak seçimlerde, o ilde ve ilçelerinde görev yapan hâkim ve savcılar oy kullanır. İl seçim kurulları o ilde oy kullanacak hâkim ve savcıların sayısına göre sandık kurulları oluşturur. Sandık kurullarının işlem, tedbir ve kararlarına karşı yapılan şikâyet ve itirazlar il seçim kurulunca karara bağlanır. Adaylar propaganda yapamazlar; sadece, Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde özgeçmişlerini bu iş için tahsis edilmiş bir internet sitesinde yayımlayabilirler. Bu seçimlerde her seçmen sadece bir aday için oy kullanabilir. Seçimlerde en çok oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur. Kullanılacak oy pusulalarıyla ilgili diğer hususlar Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir. Yüksek Seçim Kurulu, oy pusulalarını kendisi bastırabileceği gibi gerektiğinde uygun göreceği il seçim kurulları vasıtasıyla bastırmaya da yetkilidir. Yapılacak seçimlerde, 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun bu bende aykırı olmayan hükümleri uygulanır.

e) Üç asıl ve iki yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun yönetim ve denetiminde seçilir. Bölge idare mahkemelerinin bulunduğu illerde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak bu seçimlerde, o bölge idare mahkemesinde ve yargı çevresi içerisinde kalan yerlerde görev yapan idarî yargı hâkim ve savcıları oy kullanır. Bu seçimler hakkında da (d) bendi hükümleri uygulanır.

Birinci fıkranın (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun asıl üyeleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki otuzuncu günü takip eden iş günü görevlerine başlarlar.

Bu madde uyarınca seçilen üyelerin göreve başlamasını müteakip yapılacak ilk Kurul toplantısında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yargıtaydan gelen yedek üyelerinden ad çekme suretiyle belirlenen bir üyesinin görevi sona erer. Kalan asıl ve yedek üyeler ise seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar görevlerine devam eder. Bu üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (b) bendi uyarınca seçilenler göreve başlarlar.

Bu madde uyarınca seçilen üyelerin göreve başlamasını müteakip yapılacak ilk Kurul toplantısında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Danıştaydan gelen asıl ve yedek üyelerinden ad çekme suretiyle belirlenen bir asıl ve bir yedek üyesinin görevi sona erer. Kalan asıl ve yedek üye ise seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar görevlerine devam eder. Bu üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (c) bendi uyarınca seçilenler göreve başlarlar.

Birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri uyarınca seçilen üyelerden, üçüncü ve dördüncü fıkra uyarınca göreve başlayanların görev süresi, birinci fıkranın (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen diğer Kurul üyelerinin görev süresinin bittiği tarihte sona erer.

İlgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilen asıl üyeler, Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatında öngörülen tüm malî ve sosyal haklar ile emeklilik hakkından aynen yararlanırlar. Ayrıca, Kurulun Başkanı dışındaki asıl üyelerine, 30000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ek tazminat ödenir.

İlgili kanunlarda düzenleme yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu,

a) Anayasa hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, yürürlükteki kanun hükümlerine göre Kurul şeklinde çalışır.

b) İkinci fıkra uyarınca asıl üyelerinin göreve başladığı tarihten itibaren bir hafta içinde Adalet Bakanının başkanlığında toplanır ve bir geçici Başkanvekili seçer.

c) En az onbeş üye ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verir.

ç) Sekreterya hizmetleri Adalet Bakanlığı tarafından yürütülür.

Kurul müfettişleri atanıncaya kadar, mevcut adalet müfettişleri, Kurul müfettişi sıfatıyla da görev yaparlar.

Bu madde hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar uygulanır."

MADDE 26 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır.
#1344
Morris Şinasi adını daha önce duymadıysanız, o halde arkanıza yaslanın ve bu ilginç hikayeyi okumaya başlayın.

Geçenlerde Manhattan'daki ofisime heyecanla giren arkadaşım beni Op.Dr. Fahrettin Er ile tanıştırdı. Op.Dr. Er, Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi'nde  üroloji uzmanı olarak çalışan araştırmacı ruha sahip bir doktor.

Hayatını Manisa tarihini, kültürünü ve geçmişini araştırmaya adamış desek yeridir. Araştırdığı konulardan birisi de Moris Şinasi'nin çok ilginç hayat hikayesi.

Asıl adı Mouse (Musa) Aşkenazi olan Moris 9-10 yaşlarında kuş palazı hastalığına yakalanır, Manisa'daki yüzlerce çocuk gibi. Yıl 1864'tür. O tarihte çocukların gidebileceği tek bir hastane vardır Manisa'da. O da Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi, Yavuz Sultan Selim'in karısı, Kırım Hanı Meng'li Giray'ın  kızı olan Hafsa Sultan'ın yaptırdığı Manisa Sultan Camii Darüşşifası'dır.

Küçük Mouse günlerce hastanede kalır. Sonunda iyileşir ve taburcu olma vakti gelir. Küçük Mouse'in babası tedirgin ve mahcup bir edayla, hiç parası olmadığını söyler hastanenin Başhekimi ve aynı zamanda küçük Mouse'nin de doktoru olan Şinasi Bey'e. Bunun üzerine Doktor, 'üzülmeyin, burası vakıf hastanesidir, parası olmayanlardan para alınmaz' der.

Bu konuşmayı odasında sessizce dinleyen küçük Mouse işte orada, o dakikada, bir gün zengin olursa eğer, doğup büyüdüğü bu beldeye bir hastane yaptıracağı sözünü verir kendi kendine. İşte Morris Şinasi'nin inanılmaz öyküsü böyle başlar.

15 yaşında, önce fakir ailesine destek sağlamak için Yahudi mezarlığında bekçi olarak işe girer.

Okuma bilmediğinden bir aileye mezar yeri gösteremeyince işinden olur. 1870 yılında Mısır'da  bir tütün tüccarının yanında çalışmaya başlar.

Kısa zamanda patronunun gözüne girer ve 1892 yılında patronundan aldığı 25 bin dolarla ABD'ye gider.

Gümrükten geçerken Mouse olan adını Morris diye, Aşkenaz olan soyadını ise bir vefa örneği olan hayatına silinmez izler bırakan onu ücretsiz tedavi eden doktoru Şinasi Bey'in adı ile değiştirir. Morris Şinasi adıyla yeni hayatına devam eder.

Yıll 1903'tür. Osmanlı ile ABD arasındaki tütün anlaşması Morris'in önünü açar. Ege tütününü iyi tanımaktadır.  Erkek kardeşi Solomon'u da Manisa'dan getirterek işlerini iyice büyütür.

Kurduğu fabrikada Türk tütünü kullanılmaktadır. Kısa zamanda üne kavuşur. Türkiye'den özellikle Manisa ve Akhisar civarından aldığı tütünleri yine bu bölgeden götürdüğü usta ve kalifiye işçilerle işler.

1903 yılında Selanik'te iş arkadaşı olan Jozef Ben Rubi'nin kızı Laurette ile tanışıp evlenir. Victoria, Juliette ve Altina isimli üç kızı ile Leon isimli bir erkek çocuğu olur. Artık çok zengindir. Yunan Yahudisi eşi için o döneme göre oldukça gösterişli bir malikane yaptırır.

Morris Şinasi Yunanistan'daki bir basın toplantısında kendisine uzatılan kağıdı yanındakine verir ve 'Ben okuma bilmem sen oku' der.

Bir gazetecinin 'okuma yazma bilmeden bu kadar zengin oldunuz, bir de tahsilli olsanız kim bilir ne olurdunuz?' diye sorunca Morris 'İyi bir mezar bekçisi olurdum.' cevabı verir.

SERVETİNİN DÖRTTE BİRİNİ HASTANEYE BAĞIŞLAR

1916 yılında şirketinin tüm haklarını Amerikan Tabacco Company'e satar. Ve iş hayatından çekilir. 

Morris Şinasi hayatını 1929 yılında kaybeder. Şinasi, 9 yaşındayken verdiği sözü tutmuştur. Ölümünün ardından vasiyeti açıklanır. Ve Ameirka'yı kasıp kavuran o büyük buhran döneminde tüm birikiminin neredeyse 4'te birini Manisa'da hastane yapılması için bağışladığı ortaya çıkar.

'Vasiyeti doğrultusunda vakfedilen bir milyon dolarlık bağışın 180 bin doları hastanenin inşaatına ve gerekli donanımın alınmasına, bakiye 820.000.- doların ise menkul kıymetlere yatırılıp bu yatırımdan elde edilecek gelirin, her yıl hastaneye gönderilmesine karar verilir. Chemical Bank temsilcisi Huntington Turner, Ankara'ya gidip Dr. Refik Saydam ve başvekil İsmet İnönü ile görüşür ve 27 Mayıs 1930 tarihinde Ankara'dan ayrılır.

Ayrılmasından hemen sonra Dr. Refik Saydam, Chemical Bank and Trust Co.'nun gönderdiği yazıda hastanenin inşaası için nakden ödenecek olan 180 bin dolarlık tutarla kırk yataklık bir hastanenin inşa edilebileceğini bildirir. Turner'a, kendisinin teklif ettiği gibi, vakfedilen 820.000.- dolarlık kısmın menkul kıymetlere yatırılmasından elde edilecek yıllık yaklaşık otuzüç-bin dolar gelirin her yıl hastaneye bağışlanmak üzere T.C. Ziraat Bankası A.Ş.'ye havale edilmesinin uygun olduğunu söyler.' *

Ardından Hastane'nin kurulması çalışmalarına başlanır.

'1932 yılında doların Türk lirası karşılığı ortalama değeri 2,1193 liradır. Dolayısıyla yıllık toplam 28.560.- lira tutarındaki personel maaşları yaklaşık 13.500.- dolara tekabül etmekte olup vakfedilen 820.000.- doların yıllık menkul sermaye geliri hem personel hem de diğer hastane giderlerini rahatça karşılayabilmektedir. 

Morris Şinasi'nin vakfettiği 820.000.- dolar yatırıldığı menkul kıymet fonu Chemical Bank tarafından yönetilmeye devam eder. Chemical Bank 31 Mart 1996 tarihinde 'The Chase Manhattan Bank' ile birleşir ve fon The Chase Manhattan tarafından devralınır. Fon banka tarafından başarılı bir şekilde yönetildiğinden 1933 yılından beri her yıl düzenli bir şekilde yıllık getirişi Morris Şinasi Hastanesi'ne bağışlanmaya devam eder.'*

*Musa'nın Evlatları Cumhuriyet'in Yurttaşları - Rıfat N.Bali - Sayfa:83-101 - İletişim  Yayınları - İstanbul  2003^

http://www.haber7.com/haber/20100214/Saglik-Bakanliginin-teptigi-buyuk-servet.php

Not: Yazının orijinalinde Manisa'daki hastanenin bir başka hastane ile birleştirildiği ve Morris Şinasi'nin adının bu yeni hastanede yaşatılmadığı ve bu sebeple de vasiyet hükümlerini yerine getiren bankanın para ödemeye yanaşmadığı ifade ediliyordu. Ancak bu kısımlar sonrada açıklığa kavuştuğundan (ismin yaşatılması ve paranın ödenmesi hususlarında herhangi bir sorun yok) bu kısımları yazıdan çıkardım. İsteyen linkten yazının orijinalini okuyabilir.
#1345
Şehriban OĞHAN'ın haberi

Olurdu olmazdı derken hayatımıza giriveren sigara yasağını daha tam hazmedemeden, dünya yeni bir yasağa gebe. Sigara yasağının da ilk uygulayıcılarından olan ABD, New York Kent Meclisi'ne sunulan ve yemeklere tuz koyan aşçılara ceza verilmesini öngören tasarıyla, şimdi tuz yasağını tartışıyor. Gerekçe aynı: Sağlık. Zira üç beyazın en tehlikelisi tuz kalbi yaralıyor.

Peki, diğer toplumlardan iki kat fazla tuz tüketen bizler, "Çengelköy bademi tuzsuz mu yenir!" nidalarıyla bu yaraya tuz basmayı sürdürecek miyiz? Yoksa olası yasak, tıpkı sigarada olduğu gibi dalga dalga yayılıp bizi de mi sarmalayacak?

BİZİM MECLİS'TEN GEÇMEZ
Zafer Üskül (TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı, diyabet hastası)

Dünyanın her yerinde değişik sağlık sorunları olan insanlar, sorunlarının gerektirdiği diyeti yaparlar. Ancak bu diyetin ne olacağına hekimler, diyetisyenlerle birlikte karar verirler. Tansiyon hastaları tuzdan kaçınırlar; diyabetliler şekerden, hamur işlerinden. Elbette sağlığı bozuk kişiler için de uygun mönüler olmalıdır. Yurtdışında diyabetliler için çok çeşitli ürün bulabiliyorsam Türkiye'de de bulabilmeliyim. Ama böyle hastalar veya bu tür hastalık riskleri var diye tüm insanları şekerden, tuzdan mahrum bırakamaz, tatlıyı yasaklayamazsınız. İkisini birbirinden ayırmalıyız. Bu, insan hakları açısından kabul edilebilir değil. Bu olası yasağın dünyaya yayılması ve Türkiye'de uygulanmasını ihtimal dışı görüyorum. Böyle bir kararın bizim Meclis'ten geçeceğini de tahmin etmiyorum.

ÖNCE GDO'LARI YASAKLAYALIM
Mehmet Gürs (Restoran ve işletmecilik eğitimini ABD'de tamamladı; Mikla Restoran'ın sahibi)

Tamam hepimiz biliyoruz; fazla tuz sağlığa zararlı ama restoranlarda tuzu yasaklamak delilik. Bırak o tercih bana kalsın. Ona gelmeden bütün GDO'ları yasaklamak gerek. Konserveler, cipsler, hazır, proses edilmiş gıdalar, asıl vahşi tuz oranı bunlarda. Bunlardaki tuz oranı azaltılsa belki de sorun ortadan kalkacak. Evet, restoranlarda evlerden daha fazla tuz kullanılıyor; çünkü tuz lezzeti artırıyor. Bence mutfak için en önemli tat geliştirici tuz. Bazen çikolatalı tatlının içine de tuz konulabiliyor; zeytinyağlılara şeker konulduğu gibi. Ancak bir yemekte tuz dengesi çok önemli. Tuzu tat yoğunlaştırıcı olarak kullandığınızda yemeğin tadını arttırıyor ama onu fazla kaçırdığınız an yemek lezzetli değil tuzlu oluyor. Fazla tuzlu yemek, kayatuzu yalamak kadar sevimsiz.

ÇENGELKÖY BADEMİ TUZLAMADAN YENİLİR Mİ?
Deniz Gürsoy (Araştırmacı, yazar; "Hayatın Tadı Tuz" kitabı yakında çıkacak)

Tuz sofrada eklenebileceğinden özgürlüğe kısıtlama getirilmeyeceği düşünülüyor. Oysa tuzun pişen yemeğin nefasetine büyük katkısı var. Bazı yemeklerde lezzet, pişme sırasında atılan tuzla sağlanır. Hatta bazılarında pişme etabının neresinde tuz atılacağı bile önemli. Mesela pilavı ocaktan indirmeden en geç on dakika önce tuz atılmalıdır. Yoksa sofrada atılan tuz pirince ulaşmaz. Bazılarında ise tuz atılmazsa yemek tutmaz. Amaç sadece beslenmeyse tuz olmasa da olur. Fakat eğri oturalım, doğru konuşalım: Çengelköy bademini boylamasına dörde bölmüşsünüz, tuzlamadan yemek olur mu? Sonra haşlanmış veya kızarmış patates, yumurta? Peki tuzsuz ayranı içebilir misiniz? Ben yüksek tansiyon hastasıyım. Doktorum tuzu azaltmamı söyledi ve uzun bir pazarlık sonucunda damak zevkim için yemek yediğimi anlatınca sofrada tuz ilave etmeden tuzlu yiyebileceğim konusunda anlaştık. Tuzu azaltmaya varım da, hepten unutmaya hiç mi hiç niyetim yok.

DOĞAL BESİNLERDEN ALDIĞIMIZ TUZ YETERLİ TUZLUKLAR KALKARSA HEDEFİMİZE ULAŞMIŞ OLACAĞIZ
Prof. Dr. Gültekin Süleymanlar (Türk Nefroloji Derneği Başkanı)

2009'da yaptığımız çalışmaya göre her üç kişinin birinde hipertansiyon var. Yani yetişkin yaş grubunun (18 yaş üstü) yüzde 32.5'inde. Böbrek, şeker ve kalp hastalıklarında da çok hızlı artış var. Dolayısıyla bizim de birtakım tedbirler almamız gerekiyor. Tuz bu tedbirlerin sadece birisi. Ekmeğimiz bile dünya ekmeklerinden daha tuzlu. Hastalarımıza, tuzsuz ekmek yiyin, zeytinden uzak durun, ev salçası kullanmayın diyoruz; bir de tuzluğu kaldırırsanız zaten hedefimize ulaşılıyor. Tuzlu yemek, edinilmiş bir alışkanlık. Bu nedenle bebeklikte ilk yıl tuz kısıtlı verildiğinde hipertansiyon riski düşük oluyor. Tuz da hayatın vazgeçilmezi değil. Besinlerden aldığımız tuz yaşamımız için yeterli, bir de yemeğe tuz atmaya gerek yok. Ama bizim insanımız taviz vermiyor. Bir hastam "lanet olsun böyle tuzsuz yemeğe" diyerek tencereleri dördüncü kattan aşağı atmıştı. Böyle bir yasağın Türkiye'de uygulanabileceğini sanmıyorum.

BELKİ TORUNLARIMIZ GÖREBİLİR AMA BÖYLE BİR YASAK GEREKLİ
Ümit Yüksel (Türkiye Aşçılar Milli Takım Kaptanı, Sheraton İstanbul Maslak Hotel Executive Chef)

Ortaçağ'dan beri ekmeği hep bandırarak yemişiz ya, tuzsuz yemek kimyamızı bozar; 6 gramla lezzetli yemek mümkün değil. Zira Ortadoğu kültürüyle yoğunlaşmışız ve her etnik köken yemeği bizde mevcut. Mezeli akşam sofralarına bayılıyoruz. Hangi mezenin tuz oranı yüksek değil ki? Çiroz, lakerda tamamen tuz içinde yapılıyor. Fümeler ve haydaride de tuz oranı normalin üzerinde. Çorba tuz tüketimini çok artırıyor. Çorbasız akşam yemeğine oturulmayan Orta Anadolu'da ölüm 60'lı yaşlarda yakalıyor, Ege'de ise yemeğe zeytinyağlı ile başlanıyor ve ortalama ömür yaşı 75. Pizzada da tuz oranı çok yüksek. Bir kilo unun içine 20 gram tuz atıyorsunuz. Sosuna 3 gram, üzerindeki ürünlerde 5 gram derken, 14-15 gram tuz sadece bir pizzadan geliyor. Böyle bir yasak gerekli ancak belki torunlarımızın torunları görebilir. Ama belki sağlıklı restoran konseptleri açılmasına katkı sağlar.

3 GRAMLIK BİR AZALTMAYLA BİRLERCE HAYAT KURTARABİLİRİZ
Prof. Dr. Vedat Sansoy (İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü Kardiyoloji Anabilim Dalı)

Türkiye'de kalpten ölümlere fazla tuz tüketiminin katkıda bulunduğu kesin ama bunun etkisi için bir rakam vermek mümkün değil. Saygın tıp dergilerinden "New England Journal of Medicine"in 2010 Ocak sayısında günlük tuz alımında yapılacak 3 gramlık azalmayla ABD'de yıllık kalp krizlerinin 54-99 bininin ve herhangi bir nedene bağlı ölümlerin 44-99 bininin önlenebileceği öngörülmüş. Aşçılara yemeklere tuz koyduğu için ceza verilmesi aşırı bir uygulama ancak yemek siparişi verilirken tuz konusunda isteğe göre yemeğin hazırlanması çok yerinde. Toplum sağlığı için mutlaka ulusal eylem planı hazırlanmalı, kamuoyu tuz ve zararları konusunda bilgilendirilmeli, yiyeceklerdeki tuz miktarının azaltılması ve gıda paketleri üzerine günlük tuz ihtiyacının ne kadarını içerdiğinin yazılması faydalı olur.

JAPONLARDAN AZ, ABD'DEN ÇOK TÜKETİYORUZ

Araştırmalar, normali günlük 5-6 gram olan tuz tüketiminin, Türkiye'de 18 gram olduğunu, Türklerin ABD ve İngilizlere oranla iki kat daha fazla tuz tükettiğini gösteriyor. Prof.Dr. Gültekin Süleymanlar, Amazon havzasında bazı kabilelerin eski yaşam tarzlarını muhafaza ettiklerini belirterek günlük tuz tüketiminin bizim onda birimiz kadar olduğuna işaret ediyor ve "Onlarda tansiyon problemi yok" diyor. Süleymanlar'a göre tuzlu balık ve deniz ürünleriyle beslenen Kuzey Japonya'da ise tuz tüketimi bizim üç katımız kadar.

ERKEKLER DAHA FAZLA TÜKETİYOR

Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği'nin 14 ilde 1970 kişi üzerinde yaptığı araştırma Türk erkeklerinin kadınlardan daha fazla tuz tükettiğini ortaya koyuyor. Ağır yemeklere alışkın erkekler günde 19.3 gram tuz tüketirken, kadınların günlük tüketimi 16.8 gram. Aynı çalışma öğrenim durumu arttıkça tuz tüketiminin azaldığı saptaması da yapıyor. Araştırmaya göre kırsal bölgede yaşayanlardaki hipertansiyon artış hızı da daha yüksek. Şişmanlık da vücutta tuz tutmaya meyil yaratan bir metabolik hastalık gibi değerlendiriliyor. Doktorlar tuz kısıtlamasıyla hipertansiyonun önüne geçilip kalp, böbrek ve beyin hastalıklarının engellenebileceğini savunuyor.

TUZUN ALTERNATİFİ SİRKE

Bazı gurmeler tuzun alternatifsiz olduğunu savunurken Türkiye Aşçılar Takım Kaptanı Ümit Yüksel ilginç alternatifler öneriyor: "Kaliteli sirke tuzu aratmaz. Mesela Balsemiko sirkesi kullandığınızda tuz atmadığınızın farkına varmazsınız. Taze kurutulmuş baharatlar da özellikle et yemeklerinde tuzu çok fazla aratmaz. Kırmızı toz biber de tuza alternatif olabilir."

MICHELIN'Lİ MASALARDA TUZ ŞEFE HAKARET

Yemek konusunda araştırmacı-yazar Deniz Gürsoy, Michelin yıldızlı restoranlarda masada tuzluk ve biberliğin yer almadığına işaret ediyor. Zira müşterinin yemeğe ilave tuz katması şefin tuzu ayarlayamamış olduğu anlamına geliyor ve şef de bunu hakaret sayıyor.

YEMEĞİ TATMADAN TUZ ATMA TARTIŞMASI

Uluslararası firmalara iş başvurusu yapanlara, "Görüşmeniz yemekte olacaksa, yemeğin tadına bakmadan tuz dökmeyin. Önyargılı olduğunuz, problemi tespit etmeden çözüm ürettiğiniz gerekçesiyle işe alınmayabilirsiniz" uyarısı yapılır. O zaman Türklerin çoğu önyargılı diyebilir miyiz? Mehmet Gürs, Türklerde bunu önyargıyla değil, nezaketle açıklıyor: "Yemeğe tadına bakarak tuz konulduğunda o yemeğin beğenilmediği anlamına geleceği gerekçesiyle bizde bu durum zamanla kültürel bir alışkanlık halini almış." Türkiye Aşçılar Milli Takım Kaptanı Ümit Yüksel ise iğneyi kendimize batırıyor: "Demek ki Türk milleti olarak yeterince lezzetli yemekler yapmıyoruz!"

MARKET ALIŞVERİŞLERİNE DİKKAT

Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Ülver Derici uyarıyor:
* Market alışverişlerimizde alacağımız ürünün içeriğine bakmak alışkanlık haline getirilmeli. Eğer 100 gramında 1.5 gram tuz (0.6 gram sodyum) varsa yüksek tuzlu ürün, 0.6 gram tuz (0.1 gram sodyum) varsa düşük tuzlu ürün grubuna girer.
* Bir porsiyon döner-kebap yendiğinde 8.6 gram, bir porsiyon pizzada 4, hamburger ve patates kızartmasında 2.9, kızarmış balık ve patates kızartması yendiğinde 1.2 ve 100 gram ekmek yendiğinde 1.4 gram tuz tüketiliyor. Size sormadan çayınıza ya da kahvenize şeker ekleyebiliyorlar mı? Öyleyse neden size sormadan yemeklerinize tuz ekleyebiliyorlar?

HİMALAYA ELMAS, DENİZ TUZU LİNYİT

Dünyanın en iyi kristal tuzlarından biri olarak tanımlanan Himalaya tuzunun yaygınlaştırılması için çalışan "Yaşamın Gizemi: Su ve Tuz" kitabının yazarı Yücel Aydemir, tuzu önce doğal tuz ve rafine edilmiş sofra tuzu olarak ikiye ayırıyor. Doğal tuzu da deniz tuzu, kaya tuzu ve kristal tuz olarak üçe... Kaya ve deniz tuzu ile kristal tuz arasındaki farkı ise ilginç bir benzetmeyle açıklıyor: "Aynı karbon atomlarından yapılmış olmasına rağmen aradaki fark elmasla, linyit (kömür) arasındaki fark gibi." Aydemir'e göre rafine edilmiş saf sodyumklorür olan sofra tuzu vücut için çok agresif bir madde: "Çünkü sodyumklorür insan vücudunda kendi başına reaksiyonlara girer. Bu nedenle vücut sofra tuzunu vücuttan dışarı atmaya çalışır. Onu yalnızca suyla dışarı atar. Ancak toplumun büyük çoğunluğu su içmeye küstüğünden, vücut bu sofra tuzunu dışarı atamıyor. Aşırı sofra tuzu, yüksek tansiyona, kemik ağrılarına, mide ve bağırsak kanseri gibi birçok sağlık sorununa sebep oluyor.

7 MİLYAR DOLARLIK EKONOMİ

Çeşitli kaynaklara göre tam 120 ülkede tuz üretiliyor. Dünya tuz üretimi yıllık 220 milyon tonu buluyor ve bu da yaklaşık 7 milyar dolarlık bir ekonomi. ABD 40 milyon tonla en büyük üretici. Onu, 30 milyon tonluk üretimle Çin izliyor. Tuz üretiminde 2.5 milyon tonla 19. sırada yer alan ülkemizde her yıl evlerde 300, gıda sanayinde 400, diğer ağır sanayilerde ise 1.5 milyon ton tuz kullanılıyor.

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=14233135
#1346
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ermeni Cemaati Başkanı Bedros Şirinoğlu ve Ermeni Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Herman Balyon'u kabul etti. Görüşmede Şirinoğlu'nun Osmanlı Padişahı 2. Mahmut'un resminin bulunduğu kol düğmesi dikkati çekti.
Görüşme sonrasında basın mensuplarına açıklama yapan Ermeni Cemaati lideri Bedros Şirinoğlu sözde soykırım yasa tasarısıyla ilgili 'İki arkadaşın arasına nifak sokuldu ve bu kavga kötü bitti' dedi.

Bütün dünyada bu olayların yaşandığı ve üstünün hemen kapatıldığını söyleyen Şirinoğlu, Türkiye ve Ermenistan arasındaki olayın üstünün bir türlü kapatılmak istenmediğini söyledi.

İşte Bedros Şirinoğlu'nun açıklamalarından satır başları:

"Ben soykırım lafını kullanmak istemiyorum. Ben Türkiye cumhuriyeti vatandaşıyım. Türkiye'yi savunmak zorundayız. 1915'te olan olaylar, iki çok samimi arkadaşın, iki ortağın arasına nifak sokulmuştur. Bunun neticesinde birbirlerini çok seven arkadaşların kavgası kötü bitmiştir.  Bunu unutup, ileriye bakmak lazım. Sayın Sarkisyan'da konuşmalarında, Ermenistan'ın geleceğine vatandaşlarımızın mutluluğuna bakmalıyız demiştir.

Ben bir şeyler olmamıştır demiyorum. Ermenistan'daki soydaşlarımız da sıkıntı yaşamıştır ama bunu fazla eşelemenin faydası yoktur. Ermenilerde zayiat varsa, Türk milletinde de zayiat var. Benim büyükbabamda bu olaylarda hayatını kaybetti. Olaylar olmuştur fakat her iki tarafta zayiat vermiştir.

BU OLAYIN ÜSTÜ KAPATILMAK İSTENMİYOR

Bütün dünyada bu tür olaylar olmuştur ve bunların üzeri kapatılmıştır. Ama bu olayın üstü kapatılmak istenmiyor? Bu neden oluyor bunu anlamıyorum.  Uzun zamandır ülkelerinden uzak olanlar, diasporada olanlar gelsinler Türkiye'deki Ermeni vatandaşların yaşantılarını görsünler ondan sonra karar versinler.

Biz azınlığız ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Her vatandaş gibi eksikleri tamamlamayın talep hakkımız vardır. Türkiye ve Ermenistan arasındaki süreçten umutluyum."

ERMENİLER İÇİN 2. MAHMUT'UN ÖNEMİ

II. Mahmut Ermeni cemaati tarafından en çok sevilen padişahlardandı. II. Mahmut döneminde Ermeni cemaatine yeni imkanlar sağlandı ve devlet yönetiminde Ermenilere daha etkin yer verildi.

O dönemde Ermeni Cemaati'nin reisliğini, aynı zamanda Osmanlı Sarayı'nın Maliye Nazırı ve Sultan II. Mahmut'un yakın danışmanı olan Harutyun Amira Bezciyan üstlenmekteydi (1825-1834). Cemaatinin en büyük hayırseverlerinden biri olarak tanınan Bezciyan 1831'de Narlıkapı Hastanesi'nde düzenlenen bir anma gününde zamanın Patriği'ni ve diğer Amira'ları toplayarak daha büyük ve geniş çaplı bir hastanenin kurulması gerekliliği gündeme getirmişti.

II. Mahmut, hayatı boyunca, Osmanlı İmparatorluğu'nu batı düzenine uydurmaya çalıştı. Bunun için çıkarttığı kıyafet kanunuyla (3 Mart 1829) devlet memurlarının kavuk, sarık, şalvar ve çarık giymelerini yasakladı.

Bunların yerine fes, pantolon, ceket giyilecekti. Buna karşı çıkanları şiddetle cezalandırdı. Saray yaşayışını değiştirerek Avrupalı hükümdarlar gibi davrandı; setre pantolon giydi, sakalını kısa kestirdi, resmini devlet kurumlarına astırdı. Bu değişiklikler yüzünden halk tarafından, "gâvur padişah" diye adlandırıldı.

Batılı kurumların çalışmalarından esinlenerek yalnız erkekleri belirten nüfus sayımı yaptırttı (1831). Böylece yeni kurduğu ordunun devamını sağlayacak insan ve servet durumunu öğrendi. Bu sayım sonucunda 4 milyon Hıristiyan ve 8 milyon Müslüman tespit edildi. Avrupa'nın önemli şehirlerinde daimî elçilikler kurdurttu. İlk resmî gazete olan Takvim-i Vekayi'nin çıkmasını sağladı. Avrupa hükümet düzenini benimseyerek nâzırlıklar kurdu.

Başvekâlet, Maliye, Dahiliye, Hariciye, Evkaf nezaretleri gibi teşekküller onun emriyle kuruldu. Askerî konuları görüşmekle görevli Dâr-ı Şûra-yı Askerî, sivil görevlilerin yargılanması ve hükümetle halk arasında dâvalarının görüşülmesi için Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye kuruldu. Bir fermanla ilköğrenimin zorunlu ve parasız olduğunu ilan etti. Rüştiyeler ve devlet memurlarının yetişmesi için Mekteb-i Maârif-i Adliye kuruldu. Tıbbiye ve Harbiye okulları açıldı. Bu okullar için yabancı kaynaklı eserler Osmanlıca'ya çevrildi.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/97268-kol-dugmeli-mesaj-haberi.aspx
#1347
AİHM AIDS'li kan verilen bebekle ilgili kararını açıkladı.

İzmir'de 1996 yılında erken doğması üzerine transfüzyon yapılırken AIDS (HIV) virüsü taşıyan kan verilen Y.T.O.'nun ailesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) Türkiye'yi mahkûm ettirdi.

AİHM, 378 bin Euro tazminat belirlerken Y.T.O.'nun ömür boyu devletçe bedava tedavi edilmesine hükmetti. Strasbourg'da faaliyet gösteren mahkeme, Y.T.O. ile anne ve babasının şikâyeti üzerine açılan davayı sonuçlandırdı. Mahkeme, uzun kararında ailenin Türkiye'de yürüttüğü yargı süreçlerine ilişkin ayrıntılı bilgi verirken, 1999 yılında Kızılay'ın yaklaşık 55 bin lira, Sağlık Bakanlığı'nın da 2008 yılında 159 bin liralık tazminat ödediğine dikkat çekti. Ancak ailenin, gerekli olan tedavi masraflarını karşılamamasından şikâyet ettiği kaydedildi. Mahkeme kararında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, yaşam, adil yargılama ve etkin çare haklarına ilişkin maddelerin ihlal edildiğini bildirerek aileye maddi tazminat olarak 300 bin, manevi tazminat olarak 78 bin Euro ödenmesine hükmetti. STRASBOURG ANKA

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=965039

AİHM'nin kararı AIDS'li oğlumu çok sevindirdi

İzmir'de 14 yıl önce erken doğumda AIDS'li kan verilen Y.O.'nun ailesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) verdiği kararı sevinçle karşıladı.

381 bin Euro tazminat ve ömür boyu ücretsiz tedavi kararını, "Çok sevindik, adalet yerini buldu ancak hiçbir şey, oğlumuzun sağlığının yerini tutmaz." sözleriyle değerlendiren anne Neşe O., oğlunun da kararı duyunca çok sevinerek, "Geleceğim kurtuldu." dediğini aktardı.

Kızılay'dan alınan kan sebebiyle doğum sırasında HIV virüsü kapan Y.O.'nun ailesi ve avukatlar, bir basın toplantısı düzenleyerek AİHM'nin Türkiye'yi 381 bin Euro tazminata ve ömür boyu ücretsiz tedaviye mahkûm eden kararını değerlendirdi. Anne Neşe O., karar için, "Çocuğum açısından ilk duyduğum zaman çok sevindim. Onun geleceğinin kurtulduğuna inanıyorum. Hayatında inşallah çok daha güzel şeyler olacak." şeklinde konuştu. Alacakları tazminatın, hiçbir zaman oğlunun sağlığının yerine geçemeyeceğini ifade eden Neşe O., "Keşke böyle bir şey olmasaydı. Onun sağlığı yerine gelse, çadırda bile yaşamaya razıyım ama yapacak bir şey yok. Geri de dönemeyiz." diyerek ağladı. AİMH kararı doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti'nin ödeyeceği parayla oğlu Y.O.'yu en iyi şartlarda iyi bir özel okula ve yurtdışına eğitime göndermeyi planladığını anlatan anne O., devletin bir kurumunun bu hatayı hiç yapmamasını ve bu olayları hiç yaşamamayı istediklerini kaydederek, "Umarım bundan sonra başka Y.O.'lar olmaz." dedi. ÖZDEMİR ÖZKAN İZMİR, CİHAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=965477&title=aihmnin-karari-aidsli-oglumu-cok-sevindirdi
#1348


Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), bugünlerde domuz gribi aşısından sonra en çok konuşulan konulardan biri oldu.

Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilen bitki-hayvan ya da mikroorganizmalara 'genetiği değiştirilmiş organizma' ya da 'transgenik' deniyor. Bugüne kadar mutlaka sizin de bilmeden yediğiniz GDO'lu ürünler olmuştur.

howStuffWorks isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte en yaygın kullanılan 5 GDO'lu ürün:

1. Aspartam (sentetik tatlandırıcı): Teknik olarak yapay bir madde olmasına rağmen, aspartam 2 doğal amino asit kombinasyonu sonucunda oluşuyor. 2 farklı bakteri türü bu asitleri üretiyor ve bazı vakalarda bakterilerden biri mahsulü artırmak için değiştiriliyor.

Peki, aspartam zararlı mı? Aspartam tek başına genetik malzeme içermiyor. Aspartamın insanlarda kansere yol açtığına dair onaylanmış bir bağ bulunmazken, aspartam verilen dişi laboratuar farelerinde yüksek oranda lenf kanseri ile lösemi görüldü.

2. Kanola yağı: Kolza yağı olarak bilinen kanola yağı, en yoğun olarak kullanılan ürünlerden biridir. Batı Kanada'da kullanılan kanolanın yüzde 80'inin genetiği değiştirilmiştir. Bazı otkıranlara (zararlı bitkileri yok etmek için kullanılan tarım ilacı)karşı direncini artırmak için kolzanın genetiği değiştiriliyor. Böylece daha kolay yabani ot kontrolü yapılıyor, daha az tarım ilacı kullanılıyor ve daha fazla ürün sağlanıyor.

3. Süt: rBGH hormonu ineklerin daha fazla süt vermesine neden oluyor ve korkunç derecede mastit (meme iltihabı)'e yol açıyor. Bu hasta ineklerin devamlı doktor gözetimi altında olması gerekiyor ve antibiyotiklerle tedavi ediliyorlar. İnsanlarda kanser riskini artıran rBGH içeriyor.

Dünya, rBGH enjekte edilen ineklerin sütünün güvenli olup olmadığı konusunda ikiye bölündü. Avrupa Birliği ve Avustralya'da bu hormon yasaklanmış olmasına rağmen, Amerika'da hormon yasal ve FDA'nın bu sütler hakkında herhangi bir şartı yok.

4. Soya: Tüm ürünlerin içinde, soya en yoğun genetiği değiştirilen ürün. 2007 yılında, dünyanın yarısından fazlası genetiği değiştirilmiş bir ırk üretti. Soyanın genetiği çeşitli nedenlerden dolayı değiştiriliyor. En yaygın olanları, ürünün böceklere ve mantara karşı direncini artırmak, ürünü vitamin, yağ ve protein içeriği bakımından zenginleştirmektir. Böylece hayvan yemi olarak kullanılabiliyor. Soya aynı zamanda eczacılıkta kimyasal yapımında kullanılıyor.

Amerika'daki ürünlerde soya kullanılıyorsa, mutlaka etiketinde belirtiliyor ve bunlar genetiği değiştirilmiş soya oluyor. Bu sadece tofu ve soya sütü değil, soya ürünü bulunan yiyecekler (ekmek, tahıl gevreği, dondurma ve çikolata) de kullanılıyor.

5. Mısır: Amerika'nın her yerinde mısır kullanılıyor. Gerçekte, Amerika dünyadaki en büyük mısır üreticisidir. 2000 yılında Amerikan Tarım Bakanlığı, Amerika'da yetiştirilen mısırın yüzde 25'inin genetik olarak değiştirildiğini tahmin ettiklerini söyledi. Mısır içeren ürünler ise salata sosları, margarin, un ve mısır şurubudur.

Ancak, genetiği değiştirilmemiş tarlalardaki mısırlara yandaki arazilerden rüzgâr sonucunda GDO'lu mısır bulaşabiliyor. Bilim adamları etkilenen alanın çok büyük olabileceğini söylüyorlar.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=965910&title=gdonun-en-yaygin-kullanildigi-gidalar

Aspartamda kanser tehlikesi

İngiltere Avam Kamarası Gıda ve Çevre Komisyonu Başkanı Williams, aspartamın kansere neden olduğuna dair deliller bulunduğunu belirterek, bu maddeyi içeren ürünlerin yasaklanmasını istedi.

İngiltere'de Avam Kamarası Gıda ve Çevre Komisyonu, ülkede satılan 6 bin gıda maddesi, ilaç ve içeceğin içinde bulunan yapay tatlandırıcı "aspartam"ın kansere yol açabileceği uyarısında bulundu.
Komisyon Başkanı Liberal Demokrat Milletvekili Roger Williams, aspartamın kansere neden olduğuna dair güvenilir deliller bulunduğunu belirterek, bu maddeyi içeren ürünlerin satışının yasaklanmasını istedi. Williams, İtalya'da yapılan bir araştırmada, düzenli olarak aspartam verilen farelerde tümörlerin ortaya çıktığını söyledi.
İngiliz milletvekili, aspartamın kullanılmasına izin veren yetkililerin, ana görevleri olan halkın sağlığını koruma konusunda başarısız olduklarını belirtti. Bazı İngiliz bilim adamları da Komisyon'un çağrılarına destek vererek, aspartam içeren gıda maddeleri ve ilaçların raflardan kaldırılması çağrısı yaptı.

İngiliz basınına göre Williams, dünya çapında her 15 kişiden birinin her gün aspartam içeren ürünleri tükettiğini, bunların büyük kısmını da çocukların oluşturduğunu söyledi. Milletvekili, aspartamın, diğer birçok ürünün yanı sıra, çocukların tercih ettiği kahvaltılık gevrekler, çikolotalar ve bazı çocuk şuruplarında kullanıldığını belirtti.

Hangi gıdalarda kullanılıyor?
İngiliz Daily Express gazetesi, haberi "Tatlandırıcıda kanser bağlantısı" başlığıyla manşetinden verirken, Daily Mail gazetesi de aspartam içeren ürünlerin listesini yayımlayarak aileleri çocuklarını bu yapay tatlandırıcının kullanıldığı ürünlerden uzak tutmaya çağırdı. Gazeteye göre bazı türleri aspartam içeren ürünler şöyle:
·  Meşrubatlar
·  Meyveli içecekler
·  Sakızlar
·  Meyveli yoğurtlar
·  Dondurulmuş tatlılar
·  Sofralık tatlandırıcılar
·  İlaçlar
·  Çocuk şurupları ve antibiyotikler
·  Düşük kalorili gıdalar
·  Sporcu içecekleri
·  Çikolatalar
·  Nane şekerleri
·  Dondurmalar
·  Kahvaltılık gevrekler
·  Konserve meyveler

http://www.gidaraporu.com/ulkemizde-hangi-urunlerde-kullaniliyor-acaba_g.htm
#1349
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, ''Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman hakkında suç duyurusunu yapmak durumundayız. Bu durumun sonu ona gidiyor'' dedi.

Özbek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kahraman'ın bugünkü toplantıya katılmadığına ilişkin HSYK'nın seçilmiş üyelerinin tutanak tuttuğunu ve bu durumun yazılı açıklama ile kamuoyuna duyurulduğunu anımsattı.

Kadir Özbek, ''Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kahraman hakkında suç duyurusunu yapmak durumundayız. Bu durumun sonu ona gidiyor'' dedi.

''MÜSTEŞAR AHMET KAHRAMAN VE MÜSTEŞAR YARDIMCILARININ HİÇBİRİNİN OLMAMASI VE MÜSTEŞARLIĞA VEKALET EDENİN DE BULUNMAMASI NEDENİYLE TOPLANTI YAPILAMADIĞINA İLİŞKİNOLARAK KURULUN SEÇİLMİŞ ÜYELERİ TARAFINDAN TUTANAK TUTULMUŞTUR''

Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) seçilmiş üyelerince, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman ve müsteşar yardımcılarının hiçbirinin olmaması ve müsteşarlığa vekalet edenin de bulunmaması nedeniyle, Kurul toplantısının yapılamadığına ilişkin Kurulun seçilmiş üyeleri tarafından tutanak tutulduğu bildirildi.

HSYK'nın seçilmiş üyelerinin yaptığı yazılı basın açıklamasında, Kurulun bugün olağan toplantısı olduğu belirtildi. Toplantı gündeminin dün Adalet Bakanlığından istenmesine rağmen gündemin verilmediği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Kurulun sekreteryasını yapan Personel Genel Müdürlüğü aranmış, 'neden gelmedikleri' sorulduğunda, 'Müsteşar Ahmet Kahraman ve tüm müsteşar yardımcılarının cenazeye gittikleri, Bakanlıkta olmadıkları, müsteşarlığa vekalet edenin bulunmadığı, bugün toplantı yapılamayacağı yolunda kendilerine talimat verildiği' ifade edilmiştir.

Müsteşar Ahmet Kahraman ve müsteşar yardımcılarının hiçbirinin olmaması ve müsteşarlığa vekalet edenin de bulunmaması nedeniyle toplantı yapılamadığına ilişkin olarak Kurulun seçilmiş üyeleri tarafından tutanak tutulmuştur.''

HSYK'nın olağan toplantıları salı ve perşembe günleri yapılıyor.

AA
http://www.haber7.com/haber/20100325/HSYKdan-Mustesar-hakkinda-suc-duyurusu.php

2007'de de benzer bir durum yaşanmıştı. 2007'de yaşanan olay bir haberde şu şekilde işlenmişti:

Seçimde ısrar eden HSYK yargıda kadrolaşma peşinde

Yargıtay üyeleri de krizden rahatsız

Hükümet ile yargı arasında gerginliğe yol açan tartışmalardan yargı mensupları da rahatsız. Yüksek Mahkeme'nin çok sayıda üyesinin, Yargıtay Başkanı Osman Arslan'ın makam odasına giderek seçim krizi çıkaran HSYK üyelerinden şikayetçi oldukları öğrenildi. Ayrıca YARSAV'ın, Yargıtay Başkanı'nı Adalet Bakanı'na karşı tavır almaya zorlayan talimat niteliğindeki açıklamasının Yüksek Mahkeme'de ciddi bir rahatsızlık oluşturduğu belirtiliyor. Yargıtay Başkanı Arslan da bir basın açıklamasıyla isim vermeden YARSAV'a cevap vererek Kasırga hakkındaki suç duyurusunun Yargıtay Başkanlık Kurulu tarafından inceleneceğine, bu nedenle ihsası rey anlamına gelecek bir açıklama yapamayacağına dikkat çekti. Pazartesi günü Yargıtay üyelerinin Başkan Arslan'la görüşüp HSYK üyelerinin gerginliğe neden olan tutumunu ve YARSAV'ın Yargıtay'a yönelik açıklamasına tepki gösterecekleri öğrenildi.

Birileri çok ince hesaplar yapıyor

HSYK toplantısına katılmayarak Yargıtay'a üye seçimi yapılmasını engellediği gerekçesiyle hakkında suç duyurusu yapılan Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga, bir gazeteye yaptığı açıklamada, birilerinin hesap peşinde olduğunu söyledi. Kasırga, şöyle konuştu: "Birileri yalanları, gerçeklerin önünde gösterebiliyor. Kimse işin gerçeğini görmüyor. Dilim varmıyor; ama birilerinin yargıyla ilgili çok ince hesapları var. Sık sık 'bakan, müsteşar HSYK'dan çıksın' deniliyor. Hem vallahi, hem billahi, ben de bunu savunurdum. Bugün önemli bir görevdeki birisi olarak eğer inansam yargı gerçekten bakanın ve müsteşarın çıkmasıyla çok daha tarafsız, çok daha adil yönetilecekse onun için çok büyük bir mücadele veririm." ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=519040&title=secimde-israr-eden-hsyk-yargida-kadrolasma-pesinde&haberSayfa=1
#1350
İçgüdü köleliği özgürlük değildir

Sadece bizim değil, Batı Medeniyeti'nin yani evrensel boyutun bir derdi var: Özgürlükleri istiyoruz, teşvik hatta tahrik ediyoruz ama; o özgürlüklerin nasıl kullanılacağını gösteren kültürü ve eğitimi vermiyoruz.

Cambridge Üniversitesi'nin bir cinsellik araştırması yayınlandı geçenlerde. Tafsilat bulamadım. Bizim kaynaklar hep aynı özeti vermiş. İnternetteki yabancı kaynaklarda da bir şey bulamadım. Özetteki veriler korkutucu bir nitelik taşıyor. Bütün öğrencilerin sürekli, periyodik cinsel tecrübeleri var. Özgürlükleri sadece tahrik edersen öyle olur elbette. İnsanlar içgüdüleriyle hareket eden diğer canlılara dönüşür. İnsanın ruhu var, iradesi var, aklı var, düşünceleri inançları, kişiliği var; bunlar ne olacak? O içgüdüsel serbestlik bunlarla nasıl bağdaşacak? İzah et de anlayalım.

Bir başka rapor gördüm, bazı profesörlerimiz tarafından hazırlanan bilimsel ve çok seviyeli bir rapor. Özünde şunu söylüyor: "Bu konudaki tatmin fiziksel, fizyolojik maddi bir olay değildir. İnsanın ruhuyla, olgunluğuyla, büyük ölçüde ilgilidir..." Dahası var ama burada anlatamam ve özü zaten bundan ibaret. Fakat bu türlü araştırmalar hiç ilgi çekmiyor. Tahriklerin tozu dumanı arasında fark bile edilmiyor.

Varoluş gerçekliğiyle insan, içgüdülerini yönetip yönlendirecek ruh ve beyin gücüne sahiptir. Fakat insanın o tarafına hitap eden yok ki. O özelliklerin dalları hiç beslenmiyor, yalın içgüdü özellikleri ise habire tahrik ediliyor, teşvik ediliyor, hatta özgürlük adına çağdaşlık adına kutsanıyor bile.

Adam, birine musallat oluyor. Seni istemeyeni sen nasıl istiyorsun? Senin kişiliğin, özsaygın, pozitif anlamıyla onurun gururun yok mu? Kişilikli bir insan 30 yıl beraber yaşadığı bir insanda bile böyle bir isteksizliğin ve sevgisizliğin var olduğunu öğrense, hukuken olmasa dahi fiilen derhal ayrılması ve o anlamda irtibatsız hale gelmesi gerekir. Bu bir irade meselesi bile değil, her kişilikli insanın normal haklı ve kaçınılmaz refleksidir. "Ama ben seviyorum" Seversen sev yine; ama sevmek, onursuz bir beraberliğin devamını değil, bitirilmesini gerektiren asil bir duygudur. Bunu yapamıyorsan sendeki hal sevgi değildir, ihtiyaç ve acziyettir. O halde isen, sevginin kendisi seni sevmez! Zorbalıkla, tehditle, kabalıkla, hatta yalvar yakar olma zilletiyle sevgi bağdaşır mı hiç? Sevginin çekirdeğinde saygı vardır. Seven gücendirmekten incitmekten korkar, sevdiğini önemser, yüceltmeye çalışır. Aşk sevginin doğurduğu bir heyecandır sadece. Heyecanların yatışması, kontrol altına alınabilmesi, munisleşmesi; yok olması değil tekâmül etmesidir.

Bazı evliler "bizden geçti artık" deyince hep sorasım gelir: Ne vardı da ne geçti?! İnsanın yüreği gönlü sevgisi yaşlanır mı? Şartları değişir, değişen şartlar da kalıcı sevgiler yanında hiçbir önem taşımaz. Böyle konuşan kişiye, "zaten sen de geçtiğini belirttiğin şey vaktiyle de yokmuş da sen var zannetmişsin" denir ancak.

Bunlar "hayat bilgisi" kardeşim! En başta gelmesi gereken ama hiç olmayan en önemli bilgi ve düşünce branşı. İlkokulda böyle bir ders vardı, keşke bütün okullarda gelişerek var olmaya devam etseydi. İnsanlar en çok bilgi yardımına ihtiyaç duydukları konularda kaynak bulamıyor ve kulaktan dolma savruk bilgi kırıntılarından kendine göre sonuçlar çıkarmaya çalışıyor.

Yasak Aşk diye bir dizi vardı. Onun neresinde aşk var? Münasebetsizliğini bir tarafa bırak, insan âşık olduğunu paylaşır mı? Kendini paylaştırır mı? O hikâye, bir ahlaksızlık ve onursuzluk hikâyesidir, bir içgüdüsel tutkunun insanı ne türlü zilletlere ve çöküşlere sürükleyebileceğinin anlatılmasıdır. Öyle bir hikâyenin adı ancak "zillet" olabilir. Bir iki defa seyredeyim dedim, fiziki olarak midem bulandı. Emedur aldım. Vadideki Zambak aklıma geldi. Nerede o, nerede bu.

... İçgüdüler hayvanlarda yalnız başına belirleyicidir, insanlarda değil. Bu gerçek bile izaha muhtaç hale geldi. İçgüdüsel serbestliğin özgürlükle ne alakası var? a.selim@zaman.com.tr

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1024
#1351
Hammurabi kanunları, milattan önce 18. asıra tarihleniyor; bilindiği kadarıyla en eski kanun külliyatıdır ve taşa kazınıp ilan edildiğinde şüphesiz kendinden önce yürürlükte bulunan birtakım kanunlara yenilik getiriyor, değiştiriyordu.
Sonra Hazreti Musa, Tur Dağı'ndan On Emir'le indi ki, kabaca M.Ö. 15 asırdan bahsediyoruz. On Emir, Beni İsrail'e duyurulduğunda, kendini Hammurabi kanunlarının ilelebed korunmasına adamış birtakım hukuk çevrelerinin, "Kabul etmeyiz, Hammurabi kanunlarının temel prensiplerine aykırıdır" diye somurtup olmazlandıklarını bilmiyoruz; muhtemelen olmuştur bazı itirazlar.

Sonra... Sonra Roma Hukuku var meselâ. Jüstinyen'in yaptığı kodifikasyona burun kıvırıp, "Bu dinsizler, On Emir'e muhalif kanunlar salıyorlar, âhir zamana kaldık ey ihvân" diye homurdananlar da çıkmıştır mutlaka...

Nereden çıktı bu hukuk tarihi dersi diyeceksiniz; Anayasa değişikliğine karşı tam takım muhalefete geçen cepheyi dinlerken böyle bir hisse kapıldım. Hukukta bir üst sınıfa terfi ederken, tutucu çevrelerden bu ve buna benzer itirazlar geliyor, "İstemezük" diyorlar, "Eski düzen neyimize yetmez" diyorlar; bunlar biraz da "Nizam-ı cedit neymiş, biz gâvur talimi istemezük" diyen Yeniçeri taifesini andırıyorlar. Diyorlar ki, "Anayasa değişikliği anayasaya aykırıdır. Anayasaya aykırı anayasa değişikliği yapılamaz" diyorlar ve ben kendi nâmıma bu hukuk mantığı önünde şapkamı çıkarıyorum, mest ü hayran oluyorum çünkü bu mantık doğrudur ve son derece ikna edicidir. Ağanın lâfının üstüne lâf olmaz çünkü...

Hükümetin reform taslağı, başta Hammurabi kanunları olmak üzere, gelmiş geçmiş bilumum hukuk düzenlemelerine aykırı; öyle olması gerekir; öyle olmasaydı hâlâ Hammurabi büyüğümüzün koyduğu yasalar hükümfermâ olurdu. Hammurabi yasalarının kadr ü kıymeti bilinmemiştir. Size bir maddesini söyleyim meselâ; uygulandığında bakın hırsızlık filan kalıyor mu ortada; diyor ki, "Bir kimse bir eve girmek için duvarını delerse, o deliğin önünde öldürülür ve oraya gömülür." Fıstık, fıstık!..

Gelgelelim bizim yüksek yargı cephesi On Emir'le, Hammurabi ile ilgilenmiyor; onlar 82 Anayasası'na âşık; halbuki 82 Anayasası 61 Anayasası'na buz gibi aykırıydı; o dönemin cuntacıları "Anayasa yapılacaaak, yaap!" diye emir verdiklerinde bizimkiler "şaak" diye yapıvermişlerdi anayasayı.

Unutmadan hatırlatayım, 61 Anayasası da 24 Anayasası'na aykırıydı ha! 24 Anayasası'na, "Bozuktu, geriydi, modası geçmiş, modeli düşmüştü" diyen çarpılır, ağzı burnu tekkenişin tavasına döner; zira efendim bu anayasayı evvelen bizzat Mustafa Kemal Paşa dikte etmişti. Atatürk'ün anayasasıdır bu anayasa. Atatürk'ün pabuçlarına bile kutsallık atfedip müzelerde saklayan Atatürkçülerimiz, dağ gibi Atatürk anayasasının "gümbüür" diye yıkılmasına aldırış bile etmediler. Kimse de çıkıp, "Menderes'i devirdiniz işte kardeşim, Atatürk anayasasının ne günahı vardı?" demedi, diyemedi. İşte o yüzden bizde hukukçu takımı, o tarihten beri ahrazdır efendim; birşeyler söylüyorlar ama kelâm edemiyorlar.

Cevabı ben vereyim elim değmişken; 24 Anayasası'nı Atatürk, "Nasıl olsa bizim parti (yani CHP) her daim iktidarda olacak" diye kaleme almıştı. CHP'nin yerine DP geçince şekil bozuldu; CHP'nin anayasal yetkilerini DP kullanınca gariplere dünyayı dar ettiniz, Yassıadalarda Karakuş mahkemesi kurup Menderes ve iki bakanını "Anayasayı çiğnediniz" diye astınız; iki gün sonra da anayasayı kendiniz lağvettiniz.

Bu yaptığınızı biz affederiz ama Hammurabi? Zannetmiyorum!
t.alkan@zaman.com.tr

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=966176
#1352
Yargı reformunda kaygılar: Gül devreye girmeli

BİZDEKİ yargı sisteminin ve yargı ideolojisinin tarihen "bekçilik, dar kadro ve vesayet" ilkelerine göre oluşturulduğu, darbelerin bunu pekiştirdiği bir gerçektir.
Son olarak, HSYK'daki yüksek yargı kökenli üyelerin "gündem dışı atamalar" yapmaya kalkması ne kadar taraflı hale geldiğinin göstergelerinden biridir; reform zorunludur.
Ancak reform süreci dengeli bir şekilde yürütülemezse sorunlar büyüyebilir.
Elbette yargı reformunun gerekçesi olan "bağımsızlık ve tarafsızlık, geniş temsil, demokratik meşruiyet" gibi felsefi ilkeler kesinlikle doğrudur.
Bunlar daha AKP ortada yokken de savunduğum değerlerdir.
Fakat bu felsefi ilkelerin altına yazılan maddelerde mutlaka düzeltilmesi gereken yönler vardır.
Bugün bunlardan ikisini Sayın Cumhurbaşkanımızın dikkatine sunacağım.

'Üye seçmek'
Taslak'ta HSYK üyelerinin sayısı 21'e çıkıyor, bunların 7'sinin 11 bin hâkim ve savcı tarafından seçilmesi öngörülüyor. Bu usulün etnik, siyasi, ideolojik, itikadi gruplaşmaları tabana yayarak  yargıyı tümüyle 12 Eylül öncesinin emniyet teşkilatına çevirmesinden kaygılıyım.
Böyle bir 'seçim'in "demokrasi" ile ilgisi yoktur! Demokrasi siyasi bir kavramdır, onun için mesela "Demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler" denir.
Demokrasi siyasi görüşlerin serbestçe örgütlenip iktidar mücadelesi yapmasıdır.
Buna karşılık, "liyakat, kıdem, mesleki ehliyet, performans" gibi kavramların esas olduğu hizmetler için ortaya sandık koyup seçim yapmak, demokrasinin gereği değildir!
Aynı sebepten dünyada rektörlerin tepeden atanması da, seçimle belirlenmesi de terk ediliyor; 'mütevelli heyet' sistemi yaygınlaşıyor.
Taslakta ise, Cumhurbaşkanı'nın zaten fazla olan atama yetkileri daha da artırıldığı gibi, HSYK'nın 7 üyesi için ortaya sandık konulup 11 bin hâkim ve savcının oy vermesi öngörülüyor!

Liyakat sistemi
Sayın Ergun Özbudun Hocamızın hazırladığı taslakta Anayasa Mahkemesi'ne Cumhurbaşkanı üye seçmiyordu! HSYK üyeleri için yapılacak seçim ise "birinci sınıf hâkim ve savcılar"la sınırlanmıştı. Böylece seçimlerin yol açacağı gruplaşmalar sınırlandırıldığı gibi, "birinci sınıf" denilerek bir liyakat ölçüsü de getirilmişti.
Taslakta bu ölçüler yok!
Benim önerim, HSYK'ya 'taban'dan seçilecek üyelerin, "kıdem, liyakat, performans, akademik kariyer" gibi kıstaslara göre bilgisayarla belirlenmesidir.
Bundan başka, Anayasa Mahkemesi'ne ve HSYK'ya üye seçiminde yüksek yargının 'otarşik' egemenliğini gidermek ve çeşitlilik sağlamak doğrudur, ama taslakta yüksek yargının adeta marjinalize edilmiş olması yanlıştır! "Liyakat, kıdem" gibi ilkelerle de bağdaşmaz.
Bunun yaratacağı gerilimler yüzünden ülke yönetiminde ciddi sorunlar çıkabilir!
Önerim, Cumhurbaşkanı'nın üye atamasının daraltılması, yüksek yargının payının taslaktakine göre artırılmasıdır.
Gerilimin düşmesine de bunun katkısı olacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Siz, yargı ile yürütmeyi bir araya getirmiştiniz. Bunu yapabilmenin prestijine sahipsiniz. İktidar üzerindeki prestijinizi ise belirtmeye bile gerek yok.
Devreye girmenizin hem taslağı elden geçirme hem kutuplaşmayı yumuşatma bakımından etkili olacağını düşünüyorum.
Taslağın doğru felsefi ilkelere dayanması yetmez. Doğru ilkelerle yola çıkıp, maddi hatalar ve yoldaki çekişmeler yüzünden olumsuz sonuçlara maruz kalmak bir hayat kuralıdır!
Cevdet Paşa'nın dediği gibi, "Usul, esastan önce gelir."
Sizin telkininizle taslağın 'minimalist' ya da daha 'dengeli' hale gelmesi mümkündür ve bunun hem gerilimi azaltacağını, hem reformun olumlu sonuçlar vermesine ciddi katkıda bulunacağını düşünüyorum.
Aksi halde referandum sürecinde toplumsal gerilimin tehlikeli şekilde tırmanması, kurumlar arası çatışmanın keskinleşmesi ihtimali vardır...
Yarın da tasarıya haksız suçlamalarda bulunanlara seslenmek istiyorum.

http://www.milliyet.com.tr/yargi-reformunda-kaygilar-gul-devreye-girmeli/taha-akyol/siyaset/yazardetay/27.03.2010/1215975/default.htm?ver=98

Yargı reformunda kaygılar - 2
Haksız eleştiriler


SAYIN Rıza Türmen çok saygı duyduğum bir hukukçudur. Her yazısını istifade ederek okurum. Taslağı eleştiren 24 Mart günlü yazısı da böyleydi. Fakat farklı görüşlerimiz de var tabii...
Sayın Türmen, parti kapatma davalarının Meclis'te kurulacak partiler arası komisyonun iznine bağlanmasını eleştiriyor; gerekçesi, bu komisyonun "tarafsız" olmayacağı...
Halbuki komisyon zaten tarafsız bir 'ön yargılama' yapmak için değil, tam tersine, kapatma davalarını siyaseten frenlemek için kurulmaktadır!
301. maddeden dava açılmasının Adalet Bakanı'nın 'siyasi' iznine bağlanması da böyledir.
Bunda sakınca yok. Çünkü hukuken 'açılabilir' bir kapatma davası, siyaseten daha büyük sakıncalar yaratabilir.
Venedik Komisyonu da Türkiye'de parti kapatma davası açma yetkisinin "siyasi kontrol veya denge olmaksızın" başsavcıya terk edilmiş olmasını eleştiriyor, "bir tür demokratik kontrol" kurulmasını öneriyor.
Taslağın 'komisyon' modeli eleştirilebilir ama parti kapatma davalarının nasıl bir "siyasi kontrol veya denge"nin süzgecinden geçirileceği konusunda bir model teklif etmek gerekmez mi?

Kuvvetler ayrılığı
Yüksek yargı başkanları sürekli olarak taslağın "kuvvetler ayrılığı"na aykırı olduğunu söylüyorlar. Hatta HSYK Başkan Vekili Sayın Kadir Özbek, taslağın "Değişmez ilkelere aykırı" olduğunu söyleyerek neyi ima ettiği açıkça belli bir iddiada bile bulundu.
Tabii YARSAV da bu görüşte.
Taslağın neresi "kuvvetler ayrılığı"na aykırı?
Anayasa Mahkemesi'ne parlamentonun üç tanecik üye seçmesi mi?
Ama Anayasa Mahkemesi üyelerinin büyük bölümünü parlamentonun seçmediği tek demokrasi yok dünyada!
Üstelik, parlamentonun üye seçmesini Anayasa Mahkemesi'nin kendisi istiyor.
'Bize uymaz' diye karşı çıkılabilir elbette... Ama "Kuvvetler ayrılığına, değişmez ilkelere aykırı" diye çok ağır iddialarda bulunmak, ancak "kuvvetler ayrılığı" ve "anayasal yargı" kavramlarının hukuktaki anlamlarını bilmezlikten gelmekle mümkündür.
Dün Radikal'de Tarhan Erdem de yazdı, bunlar hukuk adına çok üzücü beyanlardır.

HSYK geriye mi gidiyor?
Bir iddia da bu... Hele de Sayın Kadir Özbek, bu konuda aşırı sert, teknik hukuk dilinden uzak, genel suçlamalar yapıyor.
HSYK bakımından, Sayın Rıza Türmen'in somut eleştirileri var. Türmen'e göre HSYK'da "Adalet Bakanı ve müsteşarı yerini koruyor", hatta dahası, "Adalet Bakanı'nın yetkileri genişletiliyor!"
Halbuki, Adalet Bakanlığı'nın teftiş ve 'sekretarya' yetkileri tamamen HSYK'ya devredildiği gibi, başka birçok konuda da bakan yetkilerini kaybediyor: Hâkimlerin tayin, terfi, disiplin, soruşturma konularına artık HSYK'da üç ayrı daire bakacak ve bakan bu dairelerin hiçbirinin toplantısına gözlemci olarak dahi katılamayacak!
Müşteşar ise sadece bir tek dairenin toplantısına katılacak.
HSYK'nın genel sekreterini Adalet Bakanı tek başına değil, kurulun göstereceği üç aday arasından atayacak...
Bakan sadece "Genel Kurul"un başkanı olacak...
Bunlar da eleştirilebilir, "soruşturma onayı" yetkisi sakıncalı bulunabilir. Ama Oktay Ekşi'nin "Bağımsızlığın kırıntısı bile kalmayacak" eleştirisi de, Türmen'in belirttiğim eleştirisi de abartılıdır.

Hukuk ve siyaset
Rıza Türmen'in haklı olarak dediği gibi, bazen hukukla siyasetin sınırını ayırmak zor. Hatta hukukun gereği olan bir reforma siyasi gerekçelerle karşı çıkmak da mümkündür. Nitekim bütün referandumlarda siyasi tercihler daha büyük rol oynar.
Referandumun ayrı paketler halinde yapılması Venedik Komisyonu'nun haklı tavsiyesidir. İktidarın tek paket sunacak olması da siyasi tercihtir.
"Evet" ve "hayır" oyları da nihayet siyasi tercihleri yansıtacaktır; zaten demokrasi siyasi bir kavramdır.
Yakışmayan, mutlaka teknik hukuk diliyle konuşmaları gereken yargı mensuplarının, içeriksiz genellemelerle siyasi konuşmalar yapmasıdır.

http://www.milliyet.com.tr/haksiz-elestiriler/taha-akyol/siyaset/yazardetay/26.03.2010/1216505/default.htm?ver=72
#1353
TASLAK Meclis'te 330'un üstünde oyla kabul edilirse ve CHP Anayasa Mahkemesi'nde "Kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı" diye iptal davası açarsa ne olur? Çok büyük bir ihtimalle Anayasa Mahkemesi öyle bir davayı reddeder ve değişiklik referanduma gider!
Mahkeme'nin ret kararı vereceğini nereden biliyorum? Bilmiyorum, hukuk bilimine dayanarak kuvvetle tahmin ediyorum.
Çünkü Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerine ancak "şekil" yönünden, mesela Meclis'te kaç oyla kabul edilmiş diye bakar, "esastan" inceleyemez!
İtirazları duyuyor gibiyim: Türban yasağının kaldırılmasında Anayasa Mahkemesi "şekil"den iptal imkânı bulamayınca "laikliğe aykırı" diyerek "esastan" iptal etmemiş miydi?..
Bu defa da yine değişmez nitelikte olan "kuvvetler ayrılığı" ve "demokratik hukuk devleti" ilkelerine aykırı bularak iptal kararı veremez mi?!
Evet beklenti budur; ama...

'Laikliğe' benzemiyor!
Evet, Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde türbanı serbest bırakan anayasa değişikliğini "laikliğe" aykırı bularak "esastan" inceleyip iptal kararı vermişti!
Ama bu defa aynı yorumu yapmasına hiç ihtimal vermiyorum.
"Kuvvetler ayrılığına aykırılık" iddiası, 'laiklik'le mukayese edilemeyecek kadar farklıdır.
Anayasa Mahkemesi baştan itibaren çok dar ve yasakçı bir laiklik içtihadı geliştirmişti. Hatta hiç çekinmeden "Avrupa'daki gibi bir laiklik bizde olmaz" diye yazabilmişti! (Karar: 89/12)
Ve, kendisinin yerleştirdiği bu dar ve otoriter laiklik içtihadına dayanarak, başörtü yasağını laikliğin zorunlu bir unsuruymuş gibi kabul etmişti... Ve, yasağın kalkmasını "dolaylı yoldan" laikliğin kalkması gibi yorumlayarak anayasa değişikliğini "esastan" iptal etmişti.
Peki, şimdi de Anayasa Mahkemesi'ne üye seçiminin değiştirilmesini aynı şekilde "değişmez ilkelere aykırı" sayarak iptal edemez mi?!
Hayır, iptal edemez! Çünkü Mahkeme'nin kendisi 2003 yılında daha ileri bir değişiklik önerisinde bulunmuştu!
Laiklik konusundan farklı olarak, Mahkeme'nin yapısının nasıl olması gerektiğine dair içtihatlar da yoktur, olamaz zaten. Üstelik Batılı demokrasilerde Anayasa Mahkemesi üyelerinin nasıl "çeşitli" kaynaklardan ve parlamento tarafından seçildiği de ortadadır.
Bir iptal söz konusu olamaz.

HSYK için iptal?
Peki, Mahkeme HSYK'nın yeniden yapılandırılmasını "kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti" gibi değişmez ilkelere aykırı bularak anayasa değişikliğinin bu bölümünü "esastan" iptal edemez mi?
Hayır, edemez!
Çünkü taslak, yargı bağımsızlığını kaldırmıyor, ilerletiyor: Müfettişler, sekretarya ve bütçe bakanlıktan alınıp HSYK'ya veriliyor...
HSYK için öngörülen üye seçimi ve Adalet Bakanı'nın taslaktaki konumu birçok Batılı ülkelerde mevcut...
Anayasa Mahkemesi'nin laiklik gibi, HSYK hakkında eskiden aldığı kararlar yok; olamaz da zaten.
Taslaktaki modeli Anayasa Mahkemesi'nin "değişmez ilkeler"e aykırı sayması mümkün değildir!
10. Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer de 2007'deki anayasa değişikliklerini önlemek için "esastan" değil, sadece "şekilden" yani oylama sayılarından dolayı iptal davası açabilmiş, mahkeme onu da reddetmişti. (Karar: 2007/68)
Taslak yeterli sayılarla Meclis'ten geçerse, referandum hukuken önlenemez gözüküyor.

http://www.milliyet.com.tr/mahkeme-ne-diyecek-/taha-akyol/siyaset/yazardetay/26.03.2010/1216953/default.htm?ver=31
#1354
Hükümetin anayasa değişikliğine ilişkin paketi genel olarak olumlu. Demokratikleşme ve hukuk devleti açısından bugünkü durumla mukayese edildiğinde artılar ağır basıyor.
Anayasa değişikliği ve referandumla ilgili olarak daha çok yazılıp çizilecek.
Ben önce bir konuya değinmek istiyorum.
Anayasa paketi çıkar çıkmaz, yargıdan son derece olumsuz sesler yükselmeye başladı.
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Hakimlar Savcılar Yüksek Kurulu Başkan vekili Kadir Özbek, hükümetin öngördüğü anayasa değişikliklerini yerden yere vurdular.
Muhalefet sözcüleri de onlardan aşağı kalmadı.
Hep birlikte hukuktan, yargı bağımsızlığından söz ederek hükümetin ne kadar yanlış yolda olduğunu söylediler.
Olabilir.
Elbette herkes kendi görüşünü açıklayacak, kendi doğru bildiğini savunacak.
Başka türlü olmaz.
Ama bir nokta var.
Yargı ve muhalefet sözcülerini televizyonda dinlerken, dün sabah basında eleştirileri okurken bir an düşündüm.
Kendi kendime sordum:
Yargının bağımsızlığına, hukuk devletine bu kadar düşkün olanlar, asker söz konusu olduğunda neden suskunlaşıyorlar acaba?..
Kısaca anlatayım.
Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk hakkında dava açılmış durumda.
Bir 'terör örgütü'ne üye olmakla suçlanıyor. Hakkında istenen ağır hapis cezası 5 ile 10 yıl arasında. Üstelik davanın bir numaralı sanığı...
Ama hâlâ görevinin başında.
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 65. maddesine göre, Milli Savunma Bakanı tarafından görevinden alınabilir.
Ama kaç hafta geçti, alınmıyor.
Ayrıca, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ sürekli konuşuyor, Orgeneral Berk'i savunuyor, gazetelerin manşetlerinde dolaşan demeçlerinde Komutan'a kefil olduklarını açıklıyor.
Bir yanda iddianame... Bir yanda hukuk... Öbür yanda Genelkurmay Başkanı...
Genelkurmay Başkanı, hukuka saygılı mı?
Yoksa hiçe mi sayıyor?
Hukukun üstünde mi?
Bunun için mi, yargı üzerinde baskının daniskasını uyguluyor?
Ne düşünüyorsunuz?..
'Terör örgütü'ne üye olmakla suçlanan, hakkında ağır hapis cezası istenen bir kişiyi, bir Komutan'ı kamuoyu önünde savunmak, ona kefil olmak, görevinde bırakmak acaba hukukun neresine sığıyor?
İddianame hazırlanmış, mahkeme kabul etmiş, dava açılmış... Genelkurmay Başkanı diyor ki:
"Biz bu iddianameyi beğenmedik, biz komutanımıza kefiliz!"   
Eee?..
Yargının yoksa askere iddianame beğendirmek gibi de bir görevi mi var? Sonunda kararı verecek olan mahkeme heyeti, yargıçlar değil midir?
Yoksa asker hukukun üstünde mi?.. Yoksa askerin kendi hukuku mu var?..
Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un gazete manşetlerinde dolaşan açıklamalarından anlaşılan o ki, asker kendini hukukun üstünde görüyor.
Öte yandan hükümetin anayasa değişikliği paketi ise, bazı bakımlardan askeri hukukun içine çekebilecek düzenlemeleri öngörüyor.
Acaba, yargının ve muhalefetin önde gelen sözcüleri, bu nedenle mi anayasa değişikliği paketine karşı çıkıyorlar?
Kıyameti koparıyorlar?
Eğer öyle değilse, Genelkurmay Başkanı'nın tutumuna hukuk devleti, hukukun üstünlüğü açısından neden karşı çıkmıyorlar?
Söz konusu asker olunca mı suskunlaşıyorlar?
Asker, hukukun üstünde mi?
Asker, hesap vermeyecek mi sivil yargı önünde?
Bu konuda neler düşünüyorsunuz Sayın Yargıtay Başkanı, Sayın HSYK Başkan vekili?..
Ne düşünüyorsunuz gerçekten?..

http://www.milliyet.com.tr/hukumete-sahin-askere-guvercin-/hasan-cemal/siyaset/yazardetay/24.03.2010/1215572/default.htm?ver=72
#1355
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçilmiş üyeleri, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve Kurul Üyesi Ahmet Kahraman'ın toplantıyı terk etmesi üzerine kurul toplantısının yapılamadığı açıklandı.

''HSYK'nın seçilmiş üyeleri'' adına yapılan yazılı açıklamada, kurulun bugün olağan gündemini görüşmek üzere üye tam sayısıyla toplandığı belirtildi.

Toplantı başladığında kurul üyelerinden Ali Suat Ertosun'un 2010 yılında çıkarılan ''2009 yılı güz kararnamesi'' taslağında görüşülmeyip geriye bırakılan atama kararnamesi ile 29 Ocak 2010'da gündeme alınıp görüşülmesini istediği ilke kararları ve diğer konulara ilişkin yazılı önergeleriyle yetki kararnamesinin gündeme alınması istemini içeren sözlü önergesinin görüşülmesine geçildiği belirtildi.

Açıklamada, bu sırada Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve Kurul Üyesi Ahmet Kahraman'ın ''bu tür önergelerin verilmesine ve görüşülmesine karşı olduğunu, görüşülmesi durumunda toplantıyı terk edeceğini'' bildirerek, toplantıdan ayrıldığı bildirildi. Bu nedenle kurul toplantısının yapılamadığı kaydedildi.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan (HSYK) yapılan yazılı açıklamada, ''18 Mart 2010 tarihli gündemde kararname taslaklarıyla ilgili maddeye yer verilmemesi ve bugünkü gündemde de bu konunun bulunmadığının görülmesi üzerine 19 Mart 2010 tarihinde hazırlanan önergelerin iç yönetmeliğin 9. maddesi işletilmek suretiyle gündeme alınması istenmiştir'' denildi.

HSYK'nın seçilmiş üyeleri adına yapılan yazılı açıklamada, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İç Yönetmeliği'nin 8. maddesinin 3. fıkrasında kurul gündeminin ''kurul başkanı veya başkan vekili tarafından işin önemi, ivedi veya süreli oluşuna göre düzenleneceği'' hükmünün yer aldığı anımsatıldı.

Bu hüküm uyarınca, Kurul Başkanvekili Kadir Özbek tarafından 17 Mart 2010'da personel genel müdürlüğüne yazılan yazı ile ''Yargıtay üye seçimleriyle emeklilik ve benzeri nedenlerle meslekten ayrılmalar sonucu boşalan yerlerin doldurulması ve daha sonra da ataması yapılanların yetkilerinin belirlenmesi için kararname taslaklarının acilen kurula sunulmasının istendiği'' ifade edildi. Açıklamada, buna rağmen konunun 18 Mart 2010 tarihli kurul gündemine alınmadığı belirtildi.

Kurulun toplantı günlerinin Yönetmeliğin 6. maddesi uyarınca belirlendiği, kurulun bu günlerde gündemli olarak toplandığı anımsatılan açıklamada, gündemde değişiklik yapılmasının da aynı yönetmeliğin 9. maddesine göre önerge verilmek suretiyle gerçekleştiği kaydedildi.

Açıklamada, ''18 Mart 2010 tarihli gündemde kararname taslaklarıyla ilgili maddeye yer verilmemesi ve bugünkü gündemde de bu konunun bulunmadığının görülmesi üzerine 19 Mart 2010 tarihinde hazırlanan önergelerin iç yönetmeliğin 9. maddesi işletilmek suretiyle gündeme alınması istenmiştir. İlgili mevzuat uyarınca toplanan ve çalışmalarını sürdüren HSYK, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve Kurul Üyesi Ahmet Kahraman'ın kurul toplantısını terk etmesi nedeniyle gündemindeki konuları görüşememiştir'' denildi.

AA
http://www.haber7.com/haber/20100323/Mustesar-Kahraman-HSYKyi-terk-etti.php
#1356
Başbakan Erdoğan, Anayasa'nın niye değişmesi gerektiğini açıkladı. Eleştirilerin nedenlerini tek tek sıralayan Erdoğan, muhalefete hafta sonuna kadar süre verirken Yargıtay ve HSYK'dan gelen açıklamalara çok sert çıktı.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa taslağının ''kişisel beklentilerle, politik hesapların değil, Türkiye'nin ihtiyaçlarını gözeten bir mantıkla hazırlandığını'' söyledi.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, dün açıklanan Anayasa değişikliği taslağının üçü geçici olmak üzere 26 maddeden oluştuğunu söyledi ve taslakta öngörülen düzenlemelere değindi.

Başbakan Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan bazı değerlendirmeler satır başlarıyla şöyle:

''-Bu taslak kişisel beklentilerle, politik hesapların değil, Türkiye'nin ihtiyaçlarını gözeten bir mantıkla hazırlanmıştır.''

-''Bu taslak AB ile katılım müzakerelerini yürüten, dünya ile entegre olmaya çalışan güçlü bir Türkiye'nin yolunu açacaktır.''

-''Uzlaşma Komisyonunda bir taslak hazırlanmadığı, hazırlanamadığı için AK Parti olarak biz hazırladık ve bunu şimdi TBMM'nin gündemine taşıyoruz.''

-''Bunun içinde aslında CHP'nin söyledikleri de var, MHP'nin söyledikleri de var. Değişik sivil toplum örgütlerinin söyledikleri de var.''

-''Her türlü yapıcı katkıya biz açığız.''

-''Uzlaşma noktasında son derece samimi bir tavır içerisindeyiz. Bu ülkede bu anayasaya katkısı olacak herkese gidiyoruz.''

-''Siyaset bugün bir kez daha samimiyet sınavındadır.''

-''Bu Meclis anayasa yapamaz demek, Meclisin ve siyasetin kendisinin inkarıdır.''

-''Anayasa değişikliğini belirsiz bir geleceğe ertelemek Türkiye'ye vakit kaybettirir.''

-''Biz kişisel düzenlemeler yapmıyoruz. Kendi taslağımızı dayatmıyoruz. Hiç kimseyi, hiçbir kurumu, hiçbir erki etki altına almaya çalışmıyoruz.''

-''Parlamentonun yetkisi yasa çıkarmaktır'' diyen Erdoğan, ''demokrasiden nasibini almış hiç kimsenin bu yetkinin kullanılmasını alay konusu yapamayacağını'' kaydetti.

-''Gösterilen tahammülsüzlük AK Parti'ye yönelik değildir; sergilen tahammülsüzlük millet iradesinedir, demokrasiyedir.''

-''Milletin, ileri bir demokrasi, çağdaş bir demokrasi, kendi iradesine ipotek konulmamasını istediğini'' anlatan Erdoğan ''Ben bir referanduma gerek kalmadan TBMM'nin bu değişikliği gerçekleştirmesini ve bir kez daha tarih yazmasını umut ediyorum'' dedi. Erdoğan, bu gerçekleşmezse millete gideceklerini kaydetti.

''AK PARTİ'NİN SİYASETİNDE, MİLLETLE ARAYA MESAFE KOYMAK, MİLLETLE ARACILAR ÜZERİNDEN KONUŞMAK YOKTUR''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin  siyasetinde, milletle araya mesafe koymak, milletle aracılar üzerinden konuşmak bulunmadığını belirterek, ''Biz, hiçbir zaman kendimizi birilerine beğendirmenin, birilerine kabul ettirmenin mücadelesi, gayreti içinde olmadık. Bizim için önemli olan, aziz milletimizin, 73 milyon vatandaşımızın topyekun düşüncesidir'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmaya, 21 Mart 1973 tarihinde yaşama veda eden Aşık Veysel Şatıroğlu'nu anarak başladı. Veysel'i bir kez daha rahmetle andığını ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

''Aşık Veysel, 'Ben giderim adım kalır/dostlar beni hatırlasın...' demişti. gerçekten arkasında değer biçilemeyecek bir miras ve unutulmayacak bir isim bırakarak gitti. AK Parti olarak, Anadolu'nun tüm erenlerinin, tüm gönül mimarlarının olduğu gibi Aşık Veysel'in de gönül dilini kendimize ilham edindik. Yola öyle çıktık ve o ilhamla o ışıkla yolumuzda yürümeye devam ediyoruz.

Her zaman söylüyorum; bizim dilimiz gönül dilidir. Biz, milletimizle aracılar vasıtasıyla değil, doğrudan iletişim kuruyor, milletimizle göz göze, kalp kalbe bağlantı sağlıyoruz. AK Parti'nin siyasetinde milletle araya mesafe koymak, milletle aracılar üzerinden konuşmak yoktur. Biz, hiçbir zaman kendimizi birilerine beğendirmenin, birilerine kabul ettirmenin mücadelesi, gayreti içinde olmadık. Millet bizi beğensin, takdir etsin o bize yeter dedik. Siyaset milletle yapılır dedik. Millet için yapılır dedik ve o ilkeden hiç sapmamanın gayreti içinde olduk. Halkı, vatandaşı seçimden seçime hatırlayanlardan olmadık. An be an kendimizi millet huzurunda muhasebeye çektik ve milletin nazarı doğrultusunda kendimize gerektiğinde çeki düzen verdik. Kibir, böbürlenme, gurur bizim kapımızdan içeriye girmedi. Bundan sonra da Allah'ın izniyle girmeyecek. 7,5 yıl boyunca ülkemiz için milletimiz için tarihi nitelikte başarılar elde ederken bir an olsun kibir ve gurur batağına saplanmadık. Önemli olan, değerli olan milletin teveccühü ve takdiridir. Asıl ölçü, millettir dedik ve yönümüz her zaman millete dönük oldu.

Şunu altını çizerek ifade etmek istiyorum: Bizim için önemli olan aziz milletimizin, 73 milyon vatandaşımızın topyekun düşüncesidir. Umumi efkarıdır ki dış politikayı sırça köşklerden değil, dünyanın dört bir köşesinden ülkemizin artan itibarından ve öneminden takip ediyorsak, aynı şekilde başarı ve başarısızlıklarımızı da manşetlerden, ekranlardan, köşe yazılarından değil, milletimizin hissiyatından takip ediyoruz.''

-''FARKLI BEKLENTİLERİ OLANLAR''

Erdoğan, kendilerinden farklı beklentileri olanların hayal kırıklığı yaşayabileceklerini ifade ederek, ''Bizi anlamayanlar, bizim milletle nasıl bir gönül bağı kurduğumuzu anlamayanlar hayal kırıklığı yaşayabilir. Kendi şahsi çıkarları milletle örtüşmeyenler, hayal kırıklığı yaşayabilir. Yeter ki milletimiz hayal kırıklığı yaşamasın'' diye konuştu.

Hep bu hassasiyetle yürüdüklerini dile getiren Erdoğan, bundan sonra da aynı hassasiyetle yollarına devam edeceklerini bildirdi.

Eleştirileri önemsediklerini kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Elbette eleştirilere dikkat kesiliyor, kimin ne dediğini, kimin ne demek istediğini, ne söylemek istediğini, neye dikkat çekmek istediğini pürdikkat dinliyoruz. Ama herkesle her konuda birebir aynı düşünmek zorunda değiliz. Bu doğru da değildir, mümkün de değildir. Biz, nasıl bizim gibi düşünmeyenlerin düşüncelerine önem veriyor, saygı duyuyorsak, bizim gibi düşünmeyenlerden de aynı hassasiyeti bekliyoruz. Biz, nasıl herkesin bizimle aynı düşünmesini, bizimle her konuda ortak hareket etmesini istemiyorsak, böyle bir hakka sahip değilsek, bize kendileri gibi düşünmediğimiz için veryansın edenler de böyle bir hakka sahip değildir.''

-GALATASARAY CAMİASINA BAŞSAĞLIĞI-

Başbakan Erdoğan, konuşmasında hayatını kaybeden Özhan Canaydın'a da yer verdi. Canaydın'ı çok sevdiğini ve saygı duyduğunu ifade eden Erdoğan, ''Değerli dostum, kardeşim, Galatasaray Kulübünün üç dönem başkanlığını yapmış olan Özhan Canaydın'ı kaybettik. Gerçekten, spor dünyasında bir beyefendiydi. Örnek bir insandı. Kendisini tanıdığım andan itibaren karşılıklı dostluğumuz, karşılıklı görüşmelerdeki hakikaten beyefendilik, kelimeleri, cümleleri seçerken oradaki tarzı her türlü takdirin üstündeydi'' dedi.

Canaydın'ın geçirdiği rahatsızlık döneminde evinde ve telefonla konuştuklarını anlatan Erdoğan, ''takdiri ilahi neyse, ilahi tecelli neyse hepimiz bunu tadacağız, göreceğiz ve bu tecellinin neticesi olarak dün akşam kendisini kaybettik. Ben kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. Tüm ailesine, eşine, çocuklarına ve özellikle Galatasaray Kulübü camiasına ve milletimize başımız sağolsun diyorum'' diye konuştu.

-SANATÇILARLA BULUŞMA-

''ÜLKENİN YAKICI SORUNLARI, SİNEMA VE TİYATRO SALONLARININ DUVARLARINI AŞAMADI. ÜLKENİN YOKSUL, İTİLMİŞ, ÖTELENMİŞ KESİMLERİ, FİLM KADRAJINDAN ÇIKIP DEVLETİN KADRAJINDA KENDİSİNE YER BULAMADI''

Erdoğan, geçen ay İstanbul'da ses sanatçılarıyla bir araya geldiğini hatırlatarak, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesini onlarla etraflıca konuştuklarını anlattı. Hafta sonunda sineme ve tiyatro sanatçılarıyla gösteri dünyasının tanınmış simalarıyla ardından da radyocularla bir araya geldiğini anımsatan Erdoğan, bu tür görüşmelerin Türkiye'de ilk kez yaşandığına dikkati çekti.

İlk kez bir hükümetin toplumun farklı kesimleriyle düzenli olarak bir araya geldiğini, onlarla samimi bir atmosferde fikir teatisinde bulunduğunu, politikalarına yön verirken bunları dikkate aldıklarını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sanatın ve sanatçının görülemeyeni gördüğüne, söylenilemeyeni söylediğine inanıyor ve ülkenin geleceği için ülkenin can yakıcı meseleleri için bunların fikirlerinin desteklerinin, katkılarının hayati derecede önemli olduğuna inanıyoruz. Çünkü, biliyoruz ki demokrasinin temeli diyalogdur, uzlaşı arayışıdır. Farklı düşüncelere saygı göstermektir. Politikaların benimsenmesinde katılımcılığı esas almaktır. Sanatçılar son toplantımızda da katılımcılar son derece samimi ve son derece özgür bir atmosferde eleştirilerini cesaretle dile getirme fırsatını buldular. Biz onlara derdimizi etraflıca anlatırken onların görüş, eleştiri ve tavsiyelerini de hiç bir kompleks duymadan not ettik.

Bu ülkede terör sorunu üzerine, yoksulluk, işsizlik, göç üzerine, töre adı altındaki insanlık dışı uygulamalar üzerine, azınlıklar üzerine, farklı inanç gruplarının sorunları üzerine, Romanlar üzerine nice filmler, nice diziler çekildi, nice oyunlar sahnelendi. Yaşanan acılar, yaşanan dramlar sinema, televizyon, tiyatro diliyle son derece açık ve net bir şekilde ortaya konuldu. Ülkenin yakıcı sorunları, sinema ve tiyatro salonlarının duvarlarını aşamadı. Ülkenin yoksul, itilmiş, ötelenmiş kesimleri, film kadrajından çıkıp devletin kadrajında kendisine yer bulamadı. Bugün bizim çabamız, mücadelemiz işte budur. Biz artık tüm bu kesimlerin, sorunların ciddiyetle ele alınmasını istiyor ve bunun için gayret ediyoruz.''

''ANAYASA MAHKEMESİ İLE HSYK'NIN ÜYE YAPISI DA EVRENSEL NORMLAR ÇERÇEVESİNDE DEĞİŞİYOR. FAKAT BEN BAZI ŞEYLERE ŞAŞIYORUM. METNİ Mİ OKUMADILAR, TASLAKTAN MI HABERLERİ YOK?''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinden Anayasa değişiklik taslağına katkı vermesini beklediklerini söyledi. Erdoğan, ''Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) üye yapısı da evrensel normlar çerçevesinde değişiyor. Burada yüksek yargının rahatsız olduğu bir konu var. Nedir? Sadece 'ben, biz' diyorlar'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, dün muhalefet partilerine sunulan Anayasa değişiklik taslağı ile ilgili konuştu.

Türkiye'yi her alanda geleceğe taşıyacak, coşturacak, atılıma geçirecek, şaha kaldıracak bir adımın arifesinde bulunduklarını belirten Erdoğan, şunları söyledi:

''Şu hususta toplumun hemen her kesiminin ittifak halinde olduğunu biliyoruz. Türkiye, mevcut Anayasa ile çağdaş uygarlık yolunda layık olduğu noktalara ulaşamıyor. Bir çok alanda gereken gelişme ve ilerlemeyi ortaya koyamıyor. Gereken anayasal değişiklikleri yapmadan demokrasisine, ekonomisine, dış ve iç politikasına, sosyal yaşamına, yeni kazanımlar katamaz. Eğer daha yükseği hedefliyorsak, elimizde olanları yeterli görmüyorsak, daha üst seviyeleri gözümüze kestirmişsek, toplumumuzun ihtiyacı olan düzenlemeleri yapmak durumundayız.''

Başbakan Erdoğan, bunların toplumun genel kanaati olduğunu kaydetti. ''Ne zamana kadar?'' diye soran Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bizim taslağını dün muhalefet partilerine teslim ettiğimiz ana kadar. Şimdi biz kendilerinden bu taslağa katkı bekliyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz; Anayasaya yönelik beklentilerin mahiyeti, kapsamı farklı olabilir. Ancak yaygın bir şikayetin olması, değişim konusunda güçlü bir toplumsal irade olduğunu yaptığımız bu araştırmalar ortaya koydu. Biz bunları sıradan değil, kamuoyu araştırmalarını da yapmak suretiyle tespit ettik ve adımı da buna göre attık. İşte bu taslak, gelişen ve büyüyen Türkiye'nin, artık kabına sığmayan bir Türkiye'nin ihtiyaçlarını içeren bir taslaktır.''

Taslağın içeriği hakkında bilgi veren Erdoğan, taslağın, 3'ü geçici madde olmak üzere toplam 26 maddeden oluştuğunu hatırlattı.

-''HEP 'BATI' DİYORSUNUZ, BATI BUNU BÖYLE YAPIYOR''-

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Kanun önünde eşitlik ilkesi güçleniyor. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için pozitif ayrımcılık getiriyoruz. Özel hayatın gizliliği, yerleşme ve seyahat hürriyeti, ailenin korunması ve çocuk hakları alanlarında son derece çağdaş ve demokratik düzenlemeler taslakta yer alıyor. Memurlarımızın uzun yıllardır mücadelesini verdiği toplu sözleşme hakkı nihayet taslak bir metinle somut bir karşılık buluyor. Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin düzenleme, yine evrensel hukuk normları çerçevesinde, yeniden şekilleniyor. Yüksek Askeri Şura kararları ile ilgili, kamuoyunun talep ve ihtiyaçları doğrultusunda yargı yolu açılıyor. Askeri mahkemelerin sadece askerlikle ilgili suçlara ait davalara bakmaları getiriliyor. Anayasa Mahkemesi ile HSYK'nın üye yapısı da evrensel normlar çerçevesinde değişiyor. Fakat ben bazı şeylere şaşıyorum. Metni mi okumadılar, taslaktan mı haberleri yok? 'Parlamento HSYK'yı, düzenleyemez veya HSYK'nın içine Parlamento üye veremez.' HSYK'nın içinde Parlamentonun onayı ile oraya gelecek bir tane üye yok. Kim var? Sadece, bugüne kadar ve AB normlarında olduğu gibi, Adalet Bakanı ve müsteşarı var. Bu dünde vardı, bugünde var, AB normlarında da var.

Yapılan yeni düzenlemede ne var? Yeni yapılan düzenlemede ise birinci derecedeki, yani ilk derece mahkemelerinden de yine onların seçtiği, Parlamento ile yakından uzaktan alakası yok...  Türkiye genelinde bunun seçimi yapılacak ve onlar kendi içlerinden, savcısı, hakimi neyse, oradan bu seçimi adaylar arasından yapacak ve belirleyecek, onlar yapacak. Burada yüksek yargının rahatsız olduğu bir konu var. Nedir? Sadece 'ben' diyorlar, 'biz' diyorlar. 'Nereden çıktı diyorlar şimdi bu ilk mahkeme? Olmaz böyle bir şey. Bunu ancak biz belirleriz' diyorlar. Birinci derecedeki hakim ve savcılar kim? Bunların sizden farkı ne? Onlardan da oraya rahatlıkla gelebilir. Dünya bunu zaten böyle yapıyor. Bak AB'deki üye ülkelere, çoğunda bu uygulamaları göreceksin. İlginç olan şey budur. Oralarda aslında bunun belirlemesini Parlamento yapar. Bak biz burada Parlamentoyu devreye sokmuyoruz, oralarda Parlamento yapıyor bunu. Bunu halkıma özellikle duyurmak istiyorum. Bunu kendileri de çok iyi biliyorlar aslında. Ama bildikleri halde, 'hayır Parlamento bu işe karışamaz' diyorlar. Batı yapıyor bunu işte. Hep 'batı batı batı' diyorsunuz, batı böyle. Böyle yapıyor bunu. AB üyesi ülkelerin hepsini masaya yatırdık, hepsinde de durum bu.''

-'TBMM'NİN YAPACAĞI DÜZENLEMELERİ, KUVVETLER AYRILIĞI GİBİ GÖRMEK; BİR KUVVETİN DİĞER KUVVETLERİN YETKİSİNİ GASP ETMEYE ÇALIŞMASINDAN BAŞKA BİR ANLAM TAŞIMAZ''

AK Parti Genel Bakanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa değişiklik taslağıyla ilgili muhalefetin tavrına ilişkin, ''Hepsi ipe un seriyor. Ama bizim ne ipe un sermeye ne de bu kadar geniş vakte artık tahammülümüz yok'' dedi.

Partisinin TBMM Grup toplantısında konuşan Erdoğan, Anayasa değişikliği taslağına değindi. Taslağın içeriği hakkında bilgi veren Erdoğan, taslağa göre, geçici 15. maddenin Anayasadan çıkarıldığını hatırlattı. Taslağın içerdiği düzenlemelerde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının gelişmiş, modern bir ülke anayasası olma yolunda yeniden ele alındığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bu taslak, kişisel beklentilerle değil, Türkiye'nin ihtiyaç ve taleplerini gözeten bir mantıkla hazırlanmıştır. Eğer böyle bir düşünce olsaydı, aynen AB üyesi ülkelerde olduğu gibi derdik ki, 'Parlamento HSYK'nın şu kadar üyesini belirleyecek.' Hayır, hiç böyle bir şey yapmadık. Çünkü bunu bu şekilde değerlendireceklerini biliyorduk. Bir gerilim olsun istemiyoruz. Bunun artık şu kadarını da kürsü tespit etsin. Bunu ortaya koyduk. Kürsü dediğimiz, ilk derece mahkemeleridir. Bundan bile rahatsız oldular. Yani düşünebiliyor musunuz, yargı kendi içindeki ilk derece mahkemeleri hazmedemiyor. Bak İtalya'ya... Bakıyorsun, İtalya tamamıyla açıyor bu noktadaki değerlendirmesini tüm yargıya ve onlar seçimini yapıyor, oraya getiriyor. Bu taslak, AB ile katılım müzakerelerini yürüten, dünya ile entegre olmaya çalışan, güçlü bir ülkenin yolunu önemli ölçüde açacak bir taslaktır. Bu taslak böyle bir taslaktır.''

İki hususun altını özellikle çizdiğini ifade eden Erdoğan, yasaları ve Anayasayı siyasi partiler ya da Hükümetlerin değil, TBMM'nin yaptığını kaydetti. Uzlaşma Komisyonununda bir taslak hazırlanmadığı, hazırlanamadığı için de AK Parti olarak kendilerinin hazırladığını anlatan Erdoğan, bunu TBMM gündemine taşıdıklarını ifade etti.

Bunu Meclis gündemine taşıyanların milletvekili olduğuna işaret eden Erdoğan, ''Uzlaşmaya yanaşmadıklarına yönelik elimizde belgeler var. Biz yine de diyoruz ki uzlaşma... Yine de arkadaşlarım tek tek kapıları çalıyorlar, uzlaşma... 'Gelin uzlaşalım. Gelin buraya katkınızı verin' diyoruz. Kapıları çalan yine biziz. Olur ki onlar da buna katılımda bulunurlar, katkı verirler ve bu katkıyla bunu daha güçlü bir şekilde hazırlarız'' diye konuştu.

-''BÖYLE SUDAN BAHANELER OLUR MU?''-

Muhalefetin daha tasarıyı okumadan, ''Niye Mecliste hazırlanmadı, Başbakanlıkta, AK Parti Genel Merkezinde  oturdular çalıştılar, Parlamentoda çalışmadılar'' dediğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Böyle sudan bahaneler olur mu Allah aşkına? Başbakanlık dediğiniz nedir, neresidir, Türkiye'nin dışında bir yer mi? Adlet Bakanlığı ve her türlü bakanlığın bağlı olduğu bir makam...Benim arkadaşlarımla böyle bir çalışmayı yapmamda daha doğal ne olabilir? Ben ve arkadaşlarım, bu parlamento içinde milletvekili değil miyiz,  milletvekiliyiz. Sen bizim milletvekilliğimizi nasıl görmemezlikten gelirsin. Uzlaşma Komisyonununa kendilerinden eleman istenir eleman vermezler, temsilci istenir temsilci vermezler. Bir diğeri de bakarsın, 'İnceleyeceğiz ama biz bu işi seçimden sonraya düşünüyoruz.' Hepsi ipe un seriyor. Ama bizim ne ipe un sermeye ne de bu kadar geniş vakte artık tahammülümüz yok. ''

Hazırlananın bir taslak olduğuna dikkati çeken Erdoğan, taslağın hazırlanmasında daha önce siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, farklı kurum ve kesimlerce dile getirilen hususların dikkate alındığını, çalışma ve raporlardan yararlanıldığını söyledi. Erdoğan, ''Bunun içinde aslında CHP'nin, MHP'nin, değişik sivil toplum örgütlerinin söyledikleri de var. Bunların hepsini masaya yatırdık. Bunlar değerlendirilerek bu hazırlık yapıldı. Her türlü öneriye, eleştiriye, yapıcı katkıya hafta sonuna kadar biz açığız ve hazırız. Bu kadar açık söylüyorum. Taslakları kendilerine verdik, her türlü eleştirilerini, ilave ne düşünüyorlar, bunu beklemeye hazırız'' diye konuştu.

-''DAHA NE YAPACAĞIZ?''-

Erdoğan, daha ne önerdikleri belli olmadan, kategorik olarak bu çalışmaya karşı tavır takınılmamasını istediklerini, ancak daha dünden itibaren toptancı tavrın takınılmaya başlandığını söyledi. Uzlaşma noktasında son derece samimi bir duruş içinde olduklarına dikkati çeken Erdoğan, arkadaşlarının dün siyasi partiler nezdinde diyalog turlarını başlattıklarını, yüzde 1 ve üzerinde oy almış, Parlamento içi ve dışındaki tüm siyasi partilerin ziyaret edileceğini hatırlattı. ''Daha ne yapacağız? Yani biz milletvekili olma kaydını aramıyoruz. Milletvekili olsun, olmasın bu ülkede bu anayasaya katkısı olabilecek herkese, her kesime gidiyoruz'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İstiyoruz ki katılımcı bir Anayasayı ortaya koyalım. Siyasi partilerin yanı sıra sivil toplum örgütlerini de arkadaşlarım ziyaret edecekler. Mümkün olan en geniş kapsamda uzlaşma çabalarını sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Dün akşam aynı zamanda medyanın Ankara temsilcileri ki 41 medya temsilcisi toplantıya katılarak, arkadaşlarım kendileriyle aynen bu çalışmayı sürdürdüler. Her kesim istiyoruz ki bilgi sahibi olsun. Türkiye'nin bu talebi, bu ihtiyacı artık daha fazla geciktirilemez. Siyaset bugün bir kez daha samimiyet sınavındadır. Anayasanın değişmesi gerektiğini her fırsatta vurgulayanların, bugün gelip katkılarını ortaya koymalarını bekliyoruz. 'Bu Meclis Anayasa yapamaz' demek, Meclisi ve siyasetçinin kendisini inkarıdır. Anayasa değişikliğini belirsiz bir geleceğe ertelemek, Türkiye'ye vakit kaybettirmektir. Seçime bir gün bile kalmış olsa, bu Meclis milletin yetkisine sahiptir. Milletin kendisine verdiği yetkiyle yasa ve Anayasa yapabilir. Arkadaşlarımın ziyaretin ardından muhalefet partilerinin  yaptığı ilk açıklamaları, doğrusu çok aceleci gördüğümü ifade etmek, kapıların henüz kapanmadığına ben inanmak istiyorum. Türkiye'yi daha demokratik, modern ve evrensel normları benimsemiş anayasal düzenlemelere kavuşturmak noktasında çekinceli davrananların tarih ve millet önünde hesap veremeyeceklerini burada hatırlatmak isterim.''

-''HİÇBİR ERKİ ETKİ ALTINA ALMAYA ÇALIŞMIYORUZ''-

AK Parti olarak ısrarla diyaloğa, mutabakata vurgu yaptıklarını belirten Erdoğan, ''Biz kişisel düzenlemeler yapmıyoruz. Kendi taslağımızı dayatmıyoruz. Hiç kimseyi, hiçbir kurumu, hiçbir erki etki altına almaya çalışmıyoruz ve böyle bir şey asla söz konusu olamaz. Biz evrensel normları, çağdaş kriterler kendimizi ölçü alıyoruz, gelişmiş ülkeler bunu nasıl başardıysa aynı yoldan yürüyerek düzenlemeleri şekillendirmeye çalışıyoruz'' dedi.

YARGITAY BAŞKANINA CEVAP: KENDİNİ BİLEN, YETKİSİNİ, HUKUKUNU BİLEN, HUKUKA VE DEMOKRASİYE İNANAN AKLI BAŞINDA HİÇ KİMSE, MİLLET İRADESİNİ, DEMOKRASİYİ, HUKUKU YARALAYAN, KÜÇÜMSEYEN İFADELERDE BULUNAMAZ

TBMM'nin Anayasa değişikliği yapma iradesine, kabiliyetine ve hakkına sahip olduğunu, bu yetkinin varlığının demokrasi ve milli iradenin doğal sonucu olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

''TBMM'nin yapacağı düzenlemeleri, kuvvetler ayrılığı gibi görmek; bir kuvvetin diğer kuvvetlerin yetkisini gasp etmeye çalışmasından başka bir anlam taşımaz. Kuvvetlerin yetkisini kullanmasını, görevini yapmasını alay konusu yapmak, ancak demokrasiden ve hukuktan nasibini alamamakla izah edilebilir. Parlamentonun görevi yasamadır, yasa çıkarmaktır. Kendini bilen, yetkisini, hukukunu bilen, hukuka ve demokrasiye inanan aklı başında hiç kimse, millet iradesini, demokrasiyi, hukuku yaralayan, küçümseyen ifadelerde bulunamaz. Biz bugüne kadar millet iradesine ve Meclis iradesine gölge düşürmedik. Bu iradeyi ipotek altına almak isteyenlere fırsat vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Hiç kimse 'Türkiye'nin kendine özgü yatları var, özel durumu var' diyerek, bu ülkeyi ve bu milleti ileri demokrasi ve çağdaş hukuk standartlarından mahrum bırakamaz. Siz hem çağdaş dünya diyeceksiniz, hem çağdaşlıktan dem vuracaksınız, hem de 3. dünya ülkelerinde bile olmayan bir geriliğe bu aziz milleti mahkum etmeye çalışacaksınız. Kusura bakmayın buna ne biz göz yumarız, ne Türk milleti anlayış gösterir. Bir tarafta, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' demek suretiyle, savaşların en kritik olduğu anda bile bu çatının altına gelmek suretiyle karar verdiği günleri konuşacağız, hatırlatacaksınız, ama bu çatının altında yasama görevini ifa edenlere de kalkıp insafa sığmayan yakıştırmalar yapacaksınız, ahlaki olmayan yakıştırmalar yapacaksınız. Avrupa ülkelerinde, gelişmiş dünyada hangi standartlar varsa, ne tür ileri düzenlemeler varsa, Türkiye'de de onlar olmalıdır. Biz birilerinin imtiyazını korumaya değil, Türk milletini imtiyazlı hale getirmeye, Türk milletinin hukukunu korumaya çalışıyoruz. Bizim farkımız bu...''

-''BEN BİR REFERANDUMA GEREK KALMADAN TBMM'NİN BU DEĞİŞİKLİKLERİ GERÇEKLEŞTİRMESİNİ VE BİR KEZ DAHA TARİH YAZMASINI UMUT EDİYORUM. YOK EĞER BU GERÇEKLEŞMEZSE 'SÖZ SAHİBİ MİLLETTİR, KARAR MİLLETİNDİR' DER VE MİLLETE GİDER, AZİZ MİLLETİMİZİN TAKDİRİNE MESELEYİ SUNARIZ''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir referanduma gerek kalmadan TBMM'nin Anayasa değişikliğini gerçekleştirmesini ve bir kez daha tarih yazmasını umut ettiğini söyledi.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Her fırsatta kendilerini siyasi taraf haline getiren, siyasetçi gibi konuşan, hukuki değil siyasi yaklaşımlar içinde olan bir kısım yüksek yargı mensupları da önce kendileri kuvvetler ayrılığına saygı göstermeli, yürütme ve yasamanın alanına müdahale etmekten, bu organların yetkilerini ele geçirmeye çalışmaktan vazgeçmelidirler'' dedi.

HSYK BAŞKANIN VEKİLİNE SERT CEVAP

''Hele hele 'yargıyla dalga geçiyorlar' gibi nezaketten uzak, bulunduğu konumun ağırlığından ve ağırbaşlılıktan uzak, milli iradeyi hafife alan açıklamaları çok talihsiz bir yaklaşım olarak değerlendirdiğini'' belirten Erdoğan, ''Hele hele tanıdıklarımdan bu tür yaklaşım görmek doğrusu beni çok daha üzmüştür. Hiç beklemediğim, bu tür arkadaşların böyle yaklaşımda bulunması, ki bizi de az çok tanıdılar, ciddi manada üzdü'' diye konuştu.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Birçok Avrupa ülkesinde Anayasa Mahkemesi üyelerini meclisler, parlamentolar, konseyler seçecek, Türkiye'de Meclise öcü gözüyle bakılacak, Meclisin iradesi yok sayılacak. Böyle bir çarpık anlayış olabilir mi? Çağdaş Batıda meclisin üye seçmesi demokrasinin meşruluğunu göstermesi açısından çok çok önemsenecek, Türkiye'de ise 'siyasallaşma' diye tehlike olarak lanse edilecek. Böyle bir şey olabilir mi? Kusura bakmasınlar. Bu millet artık uyandı. Bu tür kandırmacalara, hukuki olmayan söylemlere artık prim vermiyor.

-''BİR KISIM YÜKSEK YARGI MENSUPLARI ÖNCE KENDİLERİ KUVVETLER AYRILIĞINA SAYGI GÖSTERMELİ, YÜRÜTME VE YASAMANIN ALANINA MÜDAHALE ETMEKTEN, BU ORGANLARIN YETKİLERİNİ ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞMAKTAN VAZGEÇMELİDİRLER''

Taslağımızda HSYK üyelerinin seçiminde kürsüye atıf yapıyoruz. Kim bu kürsü? Meclis mi, hükümet mi, AK Parti mi? Hayır. Ya kim? Birinci derecede mahkemelerin hakim ve savcıları. Yani HSKY üyelerini seçiminde hakim ve savcılara seçme hakkı verilmesini eleştirmek nasıl bir mantıktır. Doğrusu ben bunu anlamakta zorlanıyorum ama yüce milletimizin bunu gayet iyi anlayacağını biliyorum.

Gösterilen tahammülsüzlük AK Parti'ye yönelik değildir, sergilenen tahammülsüzlük millet iradesinedir, demokrasiyedir, çağdaş hukuk normlarınadır, değişim iradesinedir, bu hazmedilemiyor. Türkiye'de artık ideolojik hesaplarla, siyasi korkularla, statükocu anlayışlarla değişimin, gelişimin önünü kimse kesemez. Millet, değişim istiyor, ileri demokrasi, çağdaş bir hukuk sistemi istiyor. Kendi iradesine ipotek konulmaması istiyor.

Anayasa değişikliğine yönelik hazırladığımız çalışma, milletimizin talep ve beklentisinin bir sonucudur. Temenni ediyorum ki, siyasi partiler de milletimizin bu çağrısına kulak verir. Bu tarihi adımın atılmasına katkıda bulunur. Ben bir referanduma gerek kalmadan TBMM'nin bu değişiklikleri gerçekleştirmesini ve bir kez daha tarih yazmasını umut ediyorum. Yok eğer bu gerçekleşmezse 'söz sahibi millettir, karar milletindir' der ve millete gider, aziz milletimizin takdirine meseleyi sunarız.''

Sürecin ülke, millet ve demokrasi için hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, ''Bireysel başvuru noktasında bunun Anayasa Mahkemesine verilmesi eleştiriliyor. Öbür yandan da bakıyorsunuz ki yargı, Yargıtay 'elimizde milyonlarca birikmiş dosya var' diyor. İşte yükünü hafifletiyoruz daha ne istiyorsun? Anayasa Mahkemesinde de üç tane daire teselsül ediliyor bu çalışmayla ve onlar da bireysel başvuru hakkını kabul etmek suretiyle dışarıya gitmekten alıkoyacak bir bireysel başvuru zeminini oluşturuyor. Bunlar Türkiye'yi yükseltecek, büyütecek, Türkiye'nin geleceğini bugünden aydınlatacak son derece hayırlı girişimlerdir. Ben bu girişime emek veren herkesi şimdiden kutluyorum'' dedi.

http://www.haber7.com/haber/20100323/Erdogan-HSYK-ve-Yargitaya-sert-cikti.php
#1357
Başörtülülerin Renault'nun kooperatifine bile girmesi yasak

Bursa'daki Renault fabrikasının yönetimi, çalışanların alışveriş yaptığı kooperatife başörtülülerin girmesini yasakladı.

Bir işçinin eşi, anne ve babasıyla birlikte alışverişe gitmesi üzerine alınan tuhaf karar, çalışanlar arasında huzursuzluğa sebep oldu. Yasağa gerekçe sunamayan Oyak Renault yönetimi, 'tüzel kişilik' dediği kooperatifi adres gösteriyor. Kooperatif yetkilileri ise yasağın sebebinin 'tadilat' olduğunu ileri sürüyor. Aralık 2008'de krizi bahane edip 150 kişinin işine son veren fabrikanın çalışanları, namaz kılanlara baskı yapıldığını belirtiyor.
Oyak 1961 yılında TSK'da çalışan subay, astsubay ve diğer memurların maaşlarından yüzde 10 kesintiler yapılarak kurulmuş bir yardımlaşma sandığı. Geçen zaman içerisinde güçlenen Oyak, 1969 yılında Yapı Kredi Bankası ortaklığı ile Renault fabrikasını kurdu. 1971'de ise ilk otomobil üretildi. Renault'nun Bursa'daki kaporta-montaj ve mekanik şasi fabrikasının yüzde 51'i Oyak'a, yüzde 49'u ise Renault SA'ya ait. Oyak-Renault Otomobil Fabrikası'nın içinde çalışanların alışveriş yaptığı bir tüketim kooperatifi yer alıyor.

Oyak-Renault'daki başörtüsü yasağı 27 Şubat'ta bir çalışanın, eşi, annesi ve babasıyla birlikte kooperatife alışverişe gitmek istemesiyle başladı. Kapıdaki görevliler çalışan işçi ile başı açık eşini içeri aldı. Ancak başörtülü annesi ile babasının girmesine izin vermedi. Yaşlı çifti yağmur altında bekçi kulübesinin önünde bekleten görevliler, talimatın yönetimden geldiğini bildirdi. Çalışanların, durumu, bağlı bulundukları Türk Metal yetkililerine bildirmeleri de çözüm olmadı. Sendika yetkililerinden "Bu yönetimin kararı, yapacak bir şey yok." cevabını alan işçiler, insan kaynakları biriminden gönderilen elektronik posta ile ikinci şoku yaşadı. Çalışanların eşleri ile yakınlarının hafta sonlarında alışveriş için kooperatife girmesinin yasaklandığının altı çizilen e-posta'da, üstü kapalı işten atma tehdidinde bulunuldu.

Renault, Aralık 2008'de 'ekonomik kriz' gerekçesiyle 150 çalışanını işten çıkarmıştı. Bu insanların büyük bölümünün namaz kılması ve eşlerinin başörtülü olması dikkat çekmişti. Şirket aleyhine dava açan çalışanlar haklı bulan mahkemeler 'işe dönme' yönünde karar verdi. Renault çalışanları aynı baskının devam ettiğini söylüyor. Fabrikada bir dönem mescidin kapısında nöbetçi bile bulunduğunu söyleyen çalışanlar, namaz kılanların adım adım takip edildiğini ve 'ihtar' verildiğini söylüyor. Kooperatife girişlerde uygulanmaya başlanan başörtüsü yasağını 'insanlık dışı' olarak nitelendiren çalışanlar durumun düzeltilmesini istiyor.

Yasağın gerekçesini sorduğumuz Oyak Renault yönetimi topu 'tüzel kişilik' olarak nitelendirdiği kooperatif yönetimine attı. Kooperatif yönetimi ise 'tadilat' sebebiyle böyle bir kararın alındığını ileri sürdü. Kooperatif yönetim kurulu adına yapılan açıklamada şöyle denildi: "Oyak-Renault Tüketim Kooperatifi, şirket çalışanları tarafından, üyelerinin günlük alışveriş ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuş bağımsız tüzel bir kişiliktir. Çalışanlardan gelen, gelişen taleplere cevap verebilmek için bulunduğu binada yeni düzenlemeler ve tadilatlar yapılacaktır. Bu düzenleme ve tadilatların hafta sonlarında yapılabilmesine imkân tanımak amacıyla, bu süreçte hafta sonları kooperatiften alışveriş yapılamayacaktır."

ENİS ÖZNÜK
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=962463&title=basortululerin-renaultnun-kooperatifine-bile-girmesi-yasak
#1358
29 Mart yerel seçimlerinde AK Parti'den Tepebaşı belediye başkan adayı olan Murat Canözer'e iftira attığı gerekçesiyle hakkında 1 ile 4 yıl arasında hapsi istenen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen'in yargılanmasına devam edildi.
 
Duruşmada, Büyükerşen'in yargılandığı davaya bakan hâkimin kızını belediyede işe aldığı gerekçesiyle yapılan reddi hâkim talebine bakan Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı açıklandı. Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'nin Büyükerşen'in davaya bakan hâkimin kızını belediyede işe almasını, hâkimin tarafsızlığını şüphe düşürecek mahiyette olmadığı gerekçesiyle reddi hâkim talebini kabul etmediği belirtildi. Dava dosyası aynı mahkemeye geri gönderilirken davacı Canözer ise avukatı aracılığıyla reddi hâkim talebini reddeden mahkemenin kararını 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde itirazda bulundu.

Alınan bilgiye göre, Demokratik Sol Parti (DSP)'li Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde, şahsına yönelik karalama kampanyası yapıp, haksız ithamlarda bulunduğu gerekçesiyle AK Parti Tepebaşı Belediye Başkan Adayı Murat Canözer hakkında suç duyurusunda bulundu. Başvuru üzerine inceleme yapan savcılık, suç unsurunun bulunmadığını ve isnadın haksız yere yapıldığını tespit ederek, konuyla ilgili takipsizlik kararı verdi. Bunun üzerine harekete geçen Murat Canözer, kendisine iftara ettiği ve asılsız ithamda bulunduğu gerekçesiyle bu kez Büyükerşen hakkında suç duyurusunda bulundu. Dosyayı inceleyen savcılık, Canözer'e yönelik asılsız iftarının olduğuna kanat getirerek, 'asılsız suç duyurusunda bulunmak ve iftirada bulunmak' suçlamasıyla Büyükerşen hakkında kamu davası açılmasına karar verdi. Gerekli soruşturmayı geçtiğimiz aylarda tamamlayan savcılık, Büyükerşen'in 1 ile 4 yıl hapis cezasıyla cezalandırılarak, seçme ve seçilme hakkını kullanmaktan yoksun bırakılması talebiyle Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açtı.

Söz konusu dava Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başlandı. 25 Şubat 2009 tarihindeki ilk duruşmada, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Odunpazarı İlçe Seçim Kurulu Hâkimi olarak da görev yapan Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Veli Orbay Özgür'ün karşısına çıkan Büyükerşen, hakkındaki iddiaları kabul etmedi ve dava 8 Mart'a ertelendi. 8 Mart'ta görülen duruşmada ise mahkeme heyeti, davacı Canözer'in yaptığı reddi hâkim talebini değerlendirdi. Mahkeme heyeti, dava dosyasını Prof. Dr. Büyükerşen'i yargılayan hâkim Özgür'ın kızını belediyede işe aldığı gerekçesiyle yapılan reddi hâkim talebi üzerine üst mahkemeye gönderilmesine karar verdi.

Bugünkü duruşmada ise Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'nin dosya ile ilgili verdiği karar açıklandı. ıÜüEskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın bugünkü duruşmasına davacı Murat Canözer, avukatı Pınar Turhanoğlu katılırken, tutuksuz sanık Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen ise katılmadı. Duruşmada, Prof. Dr. Büyükerşen'in yargılandığı davaya bakan hâkimin kızını belediyede işe aldığı gerekçesiyle yapılan reddi hâkim talebine üst mahkeme olan Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'nin red kararı verdiği, dosyayı aynı mahkemeye geri gönderdiği belirtildi. Dosyayı inceleyen Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'nin, Büyükerşen'in davaya bakan hâkimin kızını belediyede işe almasını, CMK'nın 22 ve 24 maddeleri gereğince hâkimin tarafsızlığını şüphe düşürecek mahiyette olmadığını gerekçe göstererek reddi hâkim talebini reddettiği kaydedildi. Bunun üzerine davacı Canözer avukatı aracılığıyla reddi hâkim talebini reddeden Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararına 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde itirazda bulundu. Bu nedenle dava, ileriki bir tarihe ertelendi.

Yaşananları bir hukuk skandalı olarak değerlendiren Canözer, hadisenin hâkimin tarafsızlığına gölge düşüreceğini savundu. Canözer, "Bu konudaki itirazlarımızı sürdürüyoruz. Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararını 1. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz ettik. Adaletin yerini bulacağına inanıyorum. Davayla ilgili reddi hâkim talebinin olması lazım. Düşündürücü bir olay. İnsanların akıllarında soru işareti bırakmakta. Böyle bir şey olamaz." diye konuştu.

KENDİSİNİ YARGILAYAN HÂKİMİNİ KIZINI İŞE ALMIŞTI

Söz konusu dava Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde 25 Şubat 2010 tarihindeki yapılmıştı. Ancak bu sırada, sanık Büyükerşen'i yargılayan Hâkim Veli Orbay Özgür'ün kızı Avukat Meltem Simge Özgür'ün, Büyükşehir Belediyesi'nde işe başladığı ortaya çıktı. Daha önce serbest avukatlık yapan Simge Özgür'ün duruşmanın başlamasından 24 gün önce belediyenin Hukuk Müşavirliği'nde işe başlatıldığı belirlenmişti. (CİHAN)

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=964527&title=ust-mahkeme-davana-bakan-hakimin-kizini-ise-alabilirsin
#1359
Kadir Özbek, HSYK'dan çıkışında gazetecilerin Anayasa Değişiklik Taslağına ilişkin soruları üzerine, metnin yargının sorunlarına yanıt verecek nitelikte olmadığını savunarak, ''Yargının sorunlarına yanıt vermekten uzak, yargı içinde büyük sorunlar yaratacak ve öyle sanıyorum ki yargıdan kamuoyunun milletin beklediği çözümlere çok uzak olan bir metindir'' dedi.

Özbek, bir soru üzerine, ''Kusura bakmayın, yüksek yargı ile dalga geçiyorlar'' diye konuştu.

AA
http://www.haber7.com/haber/20100322/Kadir-Ozbek-Yargi-ile-dalga-geciyorlar.php
#1360
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Anayasa değişiklik taslağı konusunda, ''Yargı ile ilgili olan düzenlemeler Anayasa'ya aykırı düzenlemelerdir'' dedi.

Gerçeker, Yargıtay'da düzenlediği basın toplantısında, demokratik ülkelerde yargı bağımsızlığının her zaman en üst seviyede tutulduğunu kaydetti.

Bundan önceki konuşmalarında da belirttiği gibi düzenlemelerin mutlaka yargı bağımsızlığını güçlendirici, kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun düzenlemeler olmasını istediklerini anlatan Gerçeker, şöyle devam etti:

''Ama bugün taslak metine baktığımızda, değiştirilmek istenen Anayasa maddelerine baktığımızda bizim bu isteğimizin aksine yargı bağımsızlığını daha da geri götüren, kuvvetler ayrılığı ilkesine tamamen aykırı olan bir takım düzenlemeler yapıldığını görüyoruz. Şunu çok açıklıkla belirtmek istiyorum, yargı ile ilgili olan düzenlemeler Anayasa'ya aykırı düzenlemelerdir. Anayasa'nın başlangıç kısmında kuvvetler ayrılığı ilkesinin benimsendiği belirtilmiştir ve bu kuvvetler ayrılığı ilkesi Anayasa'nın değiştirilemeyecek maddeleri içinde yer almaktadır.''

Gerçeker şöyle konuştu:

Türkiye Devletinin tememlini oluşturan temel metin Anayasa'dır. Yargı demokratik devletin en temel güvencesidir. Paketteki yargı ile ilgili konular anayasaya aykırıdır. Anayasa büyük bir mütabakala ypılmalı. Bu süreçte yüksek yargı devreden çıkarılmaya çalışılıyor. Yargının birliği btünlüğü ilk derece mahkemelerle sağlanır. Yargının büyük sınırları var.

Yargıda bütünlüğü bozan Adalet Bakanlığı ve Müsteşarın kurulda yer almasıdır. Yargıda büyük sorunlar öncelikle bu sorun çözülmeli. Taktirmeclisindir. Anayasa mahkemesinin ne getirip ne götüreceğini göreceğiz. Biz uyarı görevimizi yerine getiriyoruz.

Yargı bağımsızlığını kuvvetler ayrılığını değiştiren düzenlemelerden vazgeçilsin. Bu düzenlemeler yapılırken Avrupa örnek gösteriliyor. Her ülke kendi koşullarına göre ilerleme göstermelidir. Venedik kriterlerinin işimize gelen tarafını alıp diğerini almazsak bu olmaz. Ben Yargıtay'ın görüşünü ortaya koydum. Ama biz ayrıntılı olarak ilerde görüşlerimizi ortaya koyacağız.

Bireysel başvuru hakkı her fırsatta kullanılacak ve bu yükün altından Anayasa Mahkemesi kalkamaz. Bizim en büyük endişemiz de yeni bir temyiz hakkı tanınmasıdır. Kararların kurul tarafından incelenmesi sağlanır. Belli konularda idari yargı hakkı tanınır bir buna karşı değiliz.

Taslağı tam anlamıyla inceleme şansımız olmadı. Biz sivillerin askeri yargıda yargılanmaları konusunda hemfikiriz. Anayasa paketinde yargının gücünün azaltılması eğilimini seziyoruz. Böyle köklü değişikler geniş bir mütabaka ile yapıldı. Bunlar daha sağlıklı ve toplum tarafından daha kabul gördü. O zaman bu kadar net paket yoktu ama biz görüşlerimizi ortaya koyduk. Bizim hiçbir partiyle alakamız olamaz.

AA
http://www.haber7.com/haber/20100322/Gerceker-Paket-Anayasaya-aykiri.php