Haberler:

Hukuk Forumumuza Hoşgeldiniz

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#1561
Terör örgütü PKK, Tokat'ın Reşadiye ilçesinde 7 askerin şehit edildiği hain pusuyu üstlendi. Örgüt, eylemi 'Dersim eyaletine bağlı bir birimin kendi inisiyatifi ile' yaptığını iddia etti.

Fıratnews'te yayımlanan açıklamada, eylemin PKK yönetimi tarafından verilen bir talimat doğrultusunda yapılmadığı, ancak 'Öcalan' söz konusu olduğunda her birimin kendi inisiyatifi ile eylem yapma hakkına sahip olduğu öne sürüldü. Bunun bir misilleme eylemi olduğunu savunan açıklamada şöyle denildi: "Son dönemde Gabar ve Cudi alanlarında gerillalarımıza yönelik operasyonların yapılması, Amed'de Aydın Erdem isimli genç yurtseverimizin katledilerek şahadete ulaşması ve önderliğimiz üzerinde uygulanan ölüm çukuru politikalarına misilleme olarak Anakarargah Komutanlığımız tarafından herhangi bir talimat verilmemesine rağmen, Dersim eyaletimize bağlı bir birimimiz kendi inisiyatifiyle 7 Aralık günü Tokat iline bağlı Reşadiye'nin Sazak alanında TC ordusuna bağlı askerî bir birliğe yönelik olarak 1'i uzman çavuş 6'sı er olmak üzere 7 askerin öldürüldüğü ve 3 askerin yaralandığı bir misilleme eylemi gerçekleştirmiştir. Şu iyi bilinmelidir ki HPG gerillaları, önderliğimiz ve şahadetler konusunda çok hassastır. Söz konusu olan şahadetler ve önderimizse her birimimiz kendi inisiyatifini kullanma hakkına sahiptir." DİYARBAKIR CİHAN ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=925945&title=pkk-hain-pusuyu-3-gun-sonra-ustlendi
#1562
Vatan gazetesinin iddiasına göre dünyayı ayağa kaldıran domuz gribi salgınıyla ilgili korkunç bir şüphe ortaya atıldı. H1N1 virüsünün aslında abartıldığı kadar ölümcül, salgının da şiddetli olmadığı; grip konusunda dünyanın bir numaralı otoritesi olan bir profesör ile 3 arkadaşının, danışmanlık yaptıkları ilaç şirketlerine para kazandırmak için panik yarattığı iddia edildi!

Rotterdam Üniversitesi'nde görev yapan Profesör Albert Osterhaus, dünyada grip konu olduğunda akla gelen tek isim. Hatta bu nedenle kendisine bilim dünyasında takılan ad: Doktor Grip. SARS ve kuş gribi paniklerinde hep Dünya Sağlık Örgütü'nün krizi önlemek için başvurduğu ilk isim o oldu. Şimdi Hollandalı "Doktor Grip" ile ilgili bir iddia tüm dünyayı kasıp kavuruyor.

İddiayı Hollanda basını yazdı

İlk kez saygın bilim dergisi Science'da kısa bir makale ile dile getirilen, ardından Hollanda'da yayınlanan De Telegraaf gazetesi tarafından yayınlanan iddia, grip salgınının Doktor Grip'in servetinde dramatik bir artışa sebep olduğu yönünde. Profesör Osterhaus Avrupa İnfluenza Bilimsel Araştırma Grubu'nun Başkanı. Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) danışma kurulu olan SAGE'nin de üyesi. Hatta WHO, domuz gribiyle ilgili olarak "küresel pandemi" kararı aldığında Osterhaus SAGE'ye başkanlık ediyordu. Ancak bunun yanında Osterhaus'un bir de aşı geliştirip üreten bir şirketi var. Profesör aynı zamanda da Roche, Novartis, Baxter, Mediimmune, Glaxo, Sanofi Pasteur gibi ilaç şirketlerine de maaşlı danışmanlık yapıyor. Yani küresel bir domuz gribi salgının fayda sağladığı tek bir isim varsa o da Osterhaus. Hem şirketinin değeri bu süreçte oldukça artmış durumda hem de danışmanlık ücreti.

DSÖ'yü de yönlendirdi

Ama daha vahim olan ise Danimarka'nın Information ve İsveç'in SVG gazetelerinde çıkan iddialar. Bu da SAGE'deki 8 kişilik heyette yer alan Osterhaus ve 3 arkadaşının "danışmanlık yaptıkları ilaç şirketlerinin baskısıyla DSÖ'yü yönlendirerek aslında var olmayan bir paniği tüm dünyaya yutturduğu" iddiası. SAGE'de yer alan Osterhaus'un yakın arkadaşı Profesör Frederick Hayden, Roche ve Glaxo'nun maaşlı danışmanı. Profesör Arnold Monto, "40 yıldır küresel salgını bekleyen adam" olarak biliniyor ve burundan verilen domuz gribi ilacını üreten Medimmune, Glaxo ve Viro Pharma şirketlerine danışmanlık yapıyor. Yine aynı heyette yer alan David Salisbury, İngiltere'deki imunizasyon programının başkanı ve ilaç şirketleriyle danışmanlık ilişkisi içinde... Yani 8 kişilik heyetin en etkili 4 ismi ilaç şirketleriyle organik bağ içinde. Domuz gribini JP Morgan'ın tahminlerine göre ilaç şirketlerine 7.5-10 milyar euro para kazandıracak bir hastalık konumuna yükselten süreçte de bu bilim adamlarının yönlendirmesinin hayati önem taşıdığı biliniyor. Bu uzmanların desteğiyle hazırlanan raporlarda WHO domuz gribine karşı aşılamayı 24 kez, ilaçlı tedaviyi de 18 kez önerirken, sık el yıkamanın önemine ise sadece 2 kez değinildi.

'Salgın' tanımını değiştirdi

Bu konudaki en önemli kanıtlardan biri Der Spiegel dergisine konuşan ve grip konusundaki araştırmaları değerlendiren Cochrane Teşkilatı'nın başkanı Epidemolog Tom Jefferson'un altını çizdiği gerçek. Buna göre DSÖ, Nisan 2009'da yine bu bilim adamlarının tavsiyesiyle tüm dünyada hükümetlerin referans aldığı "pandemi" (salgın) tanımını değiştirdi. Eski tanımda WHO'nun bir hastalığı pandemi olarak ilan edebilmesi için yeni bir virüsün ortaya çıkması, hızla yayılması, insanların bu hastalığa bağışıklığının bulunmaması, yüksek ölüm oranına sahip olması ve bulaşma oranının yüksek olması gerekiyordu. Ancak Nisan ayında alınan kararla WHO, bu son iki şarttan vazgeçti ve ölüm oranı yüksek olmayan domuz gribi hastalığı bir anda pandemi tanımının içinde kendine yer bulmuş oldu. Ardından 11 Haziran'da WHO "küresel salgın" kararı aldı. Tüm dünyada hükümetler milyonlarca doz aşı siparişi verdi, ilaçlar stok edilmeye başlandı. Yani ilaç sektörüne milyarlarca dolarlık bir gelirin kapısı aralandı. İddiaya göre WHO'nun bu kritik kararları aldığı toplantılara profesörlerin taşvikiyle Glaxo, Novartis ve Baxter'in temsilcileri de gözlemci sıfatıyla ilk kez katıldı.

Hakkında soruşturma başlatıldı

Tüm bu iddiaların gazetelerde yer bulmasının ardından Hollanda parlamentosu Doktor Grip hakkında soruşturma başlatılmasına karar verdi. Düzenlenen özel oturumda Osterhaus'un bağlantıları didik didik edildi. Ancak meclis ülkedeki bir numaralı sağlık otoritesi olarak gördükleri profesör ile bağları koparmamayı kararlaştırdı. Şimdi ise Rus meclisinde (Duma) bir hazırlık yapılıyor. Duma'nın Sağlık Komisyonu Cenevre'deki WHO temsilcilerine iddiaların detaylı bir şekilde incelenmesi talimatı verdi.

Profesör David Salisbury

- SAGE'nin üyesi
- İngiltere'deki imunizasyon programının başkanı İlaç şirketlerine danışmanlık yapıyor.

Prof. Albert Osterhaus

- Avrupa İnfluenza Bilimsel Araştırma Grubu'nun Başkanı.
- Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) danışma kurulu olan SAGE'nin üyesi. Hatta WHO, domuz gribiyle ilgili olarak "küresel salgın" kararı aldığında SAGE'ye başkanlık ediyordu.
- Aşı geliştirip üreten Viros Cope adlı bir şirketi var.
- Aynı zamanda Roche, Novartis, Baxter, Medimmune, Glaxo, Sanofi Pasteur gibi ilaç şirketlerine maaşlı danışmanlık yapıyor.

Profesör Arnold Monto

- SAGE'nin üyesi
- Burundan verilen domuz gribi ilacını üreten Medimmune, Glaxo ve Viro Pharma şirketlerine danışmanlık yapıyor

Profesör Frederick Hayden

- SAGE'nin üyesi
- Bir numaralı aşı üreticileri Roche ve Glaxo'nun maaşlı danışmanı.

DOKTOR GRİP'İN İŞİ Mİ?

Rotterdam Üniversitesi Profesör Albert Osterhaus, dünyada grip konu olduğunda akla gelen tek isim. Hatta bu nedenle kendisine bilim dünyasında takılan ad: Doktor Grip. SARS ve kuş gribi paniklerinde hep Dünya Sağlık Örgütü'nün krizi önlemek için başvurduğu ilk isim o oldu.

Harvard Üniversitesi: Salgın çok şiddetli değil

ABD'li ve İngiliz bilim adamları domuz gribi salgının dünyayı tahmin edildiği kadar şiddetli vurmadığını öne sürdü. Amerika'daki Harvard Üniversitesi ve İngiliz Tıbbi Araştırma Konseyi tarafından yürütülen araştırmalarda ABD'deki domuz gribinden ölüm oranları ve önceki grip sezonlarındaki ölüm oranları incelendi. Buna göre domuz gribinden ölüm oranı her yıl grip yüzünden ortalama 36 bin kişinin yaşamını yitirdiği ülkede, ortalamanın biraz altında kalabilir ya da en kötü ihtimalle bunun çok az üzerine çıkabilir. Ağustos ayında ABD Başkanı'nı bilgilendiren Bilim ve Teknoloji Danışmanları Konseyi tarafından hazırlanan bir raporda domuz gribinden ölü sayısının 30 bin ile 90 bin arasında olacağı hesaplanmıştı. Harvard Üniversitesi profesörü Marc Lipsitch, hatalı olduğunu öne sürdüğü bu tahminin sınırlı verilerle yapıldığını söylüyor.

WHO açıklama yaptı: İddialar kesinlikle asılsız

İDDİALAR üzerine WHO sözcüsü Gregory Hartl, bir açıklama yaptı. WHO toplantılarına ilaç sektöründen temsilcilerin bulunmasının doğal olduğunu söyleyen sözcü, toplantıda bulunan temsilcilerin hiç söz hakkı olmadığını ve toplantının gidişatını etkilemediğini sözlerine ekledi ve "Aşı yapıyoruz ve bu yüzden aşının içinde olanları bilmemiz gerek" dedi. WHO'da çalışan herkesin geçmişlerinin çok sıkı bir biçimde incelendiğini açıklayan Hartl, adı skandala karışan Frederick Hayden'in Dünya'daki en iyi virolog olduğunu ve grip hakkında birşey sorulması halinde cevap verecek ilk kişinin Hayden olması gerektiğini belirtti. WHO'nun çalışanlarının finansal geçmişlerini kamuoyuyla paylaşmalarının şimdilik mümkün olmadığını söyleyen Hartl WHO'nun özgür bir kurum olduğunu açıkladı.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=926008&title=domuz-gribinden-korkunc-suphe&haberSayfa=1
#1563
Telekulakta sınır yok

Taraf muhabirinin dinlenme biçimi, istihbaratçıların herkesi dinlemenin yolunu bulduğunu ortaya koydu. İstihbaratçılar mevzuattaki açık nedeniyle herkesi 'PKK'lı diyerek dinleyebilir.

DENİZ ZEYREK

ANKARA - Taraf Muhabiri Mehmet Baransu'nun telefonunun bir PKK'lının ismi kullanılarak dinlenilmesi, Telekulak mevzuatıyla ilgili korkunç gerçeği de ortaya çıkardı: Jandarma, MİT ve Emniyet istihbaratı dinlemek istediği bir telefon numarasını, gerçek bir zanlının ismini kullanarak dinleyebiliyor. Dinlemelere aracılık eden ve denetim işlevi gören Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), üç kurumun 5397 sayılı yasa ile yaptığı 'istihbarat amaçlı' dinlemeler konusunda itiraz ya da denetim yetkisine sahip değil. Sorun ancak, dinleme kararını veren hakimin dinlemeyi isteyen kolluk kuvvetinden 'isim ile numaranın örtüştüğüne dair belge' istemesiyle aşılabilir. Ancak yasaya göre böyle bir zorunluluk yok.
Türkiye'de yasal olarak telefon dinleme iki türlü yapılıyor. CMK'nın 135. maddesi çerçevesinde yapılan adli dinlemelerde, savcı isteği ve mahkeme kararıyla TİB'in kontrolünde dinleme yapılabiliyor. 2005'te yürürlüğe giren ve Polis, Jandarma ve MİT görev yasalarına eklenen maddelerle, 'önleyici istihbarat amaçlı dinlemenin' önünü açan 5397 sayılı yasada ise, ilgili kurumların başında bulunanlarla İstihbarat Başkanlıklarının isteği ve mahkeme kararı ile TİB üzerinden dinleme yapılabiliyor.
CMK 135'e göre yapılan dinlemelerde yasa gereği numaraların yanı sıra numaraların ait olduğu kişinin kimliği ile ilgili verilerin de kararda olması gerekiyor. Bu tür dinlemeleri denetleyen TİB bu sayede, numara ile ismin eşleşip eşleşmediğini kontrol edebiliyor ve aykırılık tespit ederse itiraz edebiliyor. Polis ve Jandarma İstihbaratı ile MİT'in yaptığı istihbari dinlemelerde ise kolluk kuvvetinden gelen başvurular, hâkimin onayını almışsa, karar TİB'e ulaşıyor ve TİB ilgili kolluğa dinleme olanaklarını sağlıyor.
5397 sayılı yasa ile gelen mahkeme kararında 'kimlik verilerinin yeralması' zorunluluğu da yok. Bunun yerine zanlıya ait 'erişilebilen' herhangi bir veri (telefon numarası, IMEI numarası, sadece isim vb) dinleme kararı için yeterli olabiliyor. TİB'in bu yasa kapsamındaki kararlara itiraz etme, o kararı denetleme şansı da yok.
Mahkemeler de kolluk kuvvetinin verdiği telefon ve IMEI numaralarının ilgili kişiye ait olup olmadığını kontrol edecek teknik olanaklardan yoksun. Kolluk kuvvetinin asıl dinlemek istediği bir numarayı, hâkimi ikna edecek bir zanlının ismiyle vermesi önünde hiçbir yasal engel yok. Taraf'ın Ergenekon ile ilgili haberleriyle dikkat çeken muhabiri Mehmet Baransu, kullandığı bir telefon cihazının Van Jandarma Alay Komutanlığı tarafından "PKK'ya yönelik olarak yürütülen çalışmalar kapsamında" Serdar Kod adlı Şükrü Özkan'a aitmiş gibi dinlendiğini haber yaptı. Baransu, Jandarma İl Komutanı Albay Vecihi Halil İyigün'ün isteği, Jandarma İstihbarat Başkanlığı'nın onayı ve 3. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği'nin kararı ile dinlenmiş. Dinleme Baransu'ya ait cep telefonu numarası üzerinden değil, telefon cihazının kimliği sayılan IMEI numarası üzerinden yapılmış. IMEI numarası ile yapılan dinlemeler, zanlının dinlenme riskine karşı telefon cihazını başka sim kartlarıyla (telefon numaralarıyla )kullanmasına karşı da etkili oluyor.
TİB üzerinden 3 yılda 110 binden fazla telefon dinlemesi yapılmış. Ne kadarının istihbarat amaçlı olduğuna dair istatistik yok.
Mevcut mevzuatla tek çözüm; hâkimlerin kolluk kuvvetlerinden dinlenecek numaralar ile dinlenilmek istenen kişinin ismini eşleştiren belgeleri istemesi. Kolluk kuvvetleri mahkemeye başvurmadan önce iletişim hizmeti veren şirketlerden bu eşleştirme ile ilgili belgeleri kolayca alabiliyor. Yasadaki "karar veya yazılı emirler, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşlarınca derhal yerine getirilir" ifadesi GSM ve iletişim şirketlerinin söz konusu bilgileri kolluk kuvvetlerine vermesini zorunlu kılıyor. Ancak, istihbarat kuruluşları, zorunluluk olmadığından zaman darlığını gerekçe gösterip, bu tür ayrıntıları başvuru dosyasına koymuyor.
Tıpkı bütün vatandaşlarda olduğu gibi Baransu'nun da TİB'den dinlendiğine dair bilgi alması imkansız. TİB, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi'nin keşif kararına bile 'gizlilik ihlali' diye itiraz ettiğinden, vatandaşlardan gelecek 'dinleniyor muyum' sorularına muhatap olmuyor. Baransu'nun haberinde kullandığı belge de, TİB'deki dinleme belgesinden bir "kod" farklı. Alay Komutanlığı ve İstihbarat Başkanlığı gibi onay makamlarından geçen, her makamda bir kod numarası alan belgenin TİB'deki versiyonu üç kod içerirken, Taraf'ta yayınlanan belge iki kod içeriyor.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=968472&Date=10.12.2009&CategoryID=77
#1564
Bu yazı, bazı DTP'lileri üzecek... Üzülsünler... Onlar da, "Biz Kürt halkının temsilcisiyiz. Varsa yoksa İmralı... İmralı'daki zat muhatap alınmadan hiçbir şey hallolmaz" dediklerinde üzüyorlar.

Konuya girmeden önce, dostça bazı şeyler söylemek istiyorum.

BİR- DTP, "Türkiye partisiyiz" savıyla ortaya çıkmıştı... DTP'den önceki partiler de bu iddiayı seslendiriyordu. Biz de, "Öyle diyorlarsa öyledir" deyip, fazla kurcalamıyorduk. Fakat, pratik teoriyi aştı, süreç içinde DTP etnik duyarlıkların kendisini ifade ettiği biricik siyaset kanalına dönüştü. Olmadı...

İKİ- Tamam, DTP'nin (genellikle Kürt oylarına dayandığı için) bir temsil özelliği ve değeri var. Fakat, Kürt oylarına dayanan yegane parti DTP değil... Bunu, bölgedeki oy dağılımına bakarak anlamak mümkün. Dolayısıyla "temsil" iddiası havada kalıyor.

ÜÇ- Meşru siyaset yapmaya çabalayan ve sadece halkın oylarına dayandığını öne süren DTP'nin, bir an önce "İmralı" fetişi ve "Önder" yüceltmesinden kurtulması gerekiyor... Tamam, "önderleri"ne gereken ihtiramı göstersinler. Ama, "Her işin başı İmralı... İmralı'daki güneşimiz" söyleminden de kurtulsunlar.

Bu yazı, "İmralı'daki güneş"in bazı tuhaf halleriyle ilgili...

Daha önce de yazmıştım, tekrar olacak...

Olsun...

Seveni, tapanı, hâşa "Rab" mesabesinde benimseyeni çok olabilir ama, bu "güneş" bana hiç güven vermiyor. Tuhaf bir adamla karşı karşıyayız.

Bir zamanlar, henüz "Stalinist" örgütlenmesinin başındayken, Türkiye'den giden gazetecilere, "TSK'nın öncü ve modernleştirici rolünden" sözediyordu. Hatta, daha da ileri gidip, bölgedeki "feodal gericiliğe" karşı, öncü modernleştirmecilerin işbirliği yapmaları gerektiğini öğütlüyordu.

Bir ara kendisini Atatürk'e benzetmişti.

Doğu Perinçek'in "2000'e Doğru" dergisi de, olumlu tarafından bakarak, bunu kapak yapmıştı.

İkinci karede, uçakta gözleri bağlı olarak "vatan"a getirilen Abdullah Öcalan görüntüsü var.

Hani, Levent Göktaş olduğu sanılan görevli, "Vatana hoş geldin Öcalan" demişti ya... Türk matbuatı henüz "bebek katili yakalandı" psikozundan çıkamamış, bir taraftan da PKK sempatizanları Öcalan'ın yakalanışını protesto etmek için kendilerini yakıp duruyor... Tam o günlerde ilginç bir laf etti önderlik, "işbirliğine hazırım" dedi.

Benzeri şeyleri mahkemede de söylemişti.

Hayır, bu "işbirliği çabası"nı yargılamak için söylemiyorum...

Madem "önderlik"tir, kimlerle ne düzeyde ilişki kuracağına, hangi modernleştirici mahfillerle işbirliği tesis edeceğine kendisi karar verecektir...

Bir gün, Emre Kongar'la dirsek dirseğe verip "Bu feodalizm bizi yedi bitirdi hacım, bir an önce modernleşelim" dese, onu bile yadırgamam.

Öcalan budur, PKK böyle bir harekettir zaten...

Nitekim, demokratik açılım sürecinde "önderlik cephesi"nden gelen açıklamalar, bunu teyid eder cinstendi.

Mesela, "Önder", Baykal'ın "açılım" konusundaki eleştirilerine hak veriyor... "Eve dönüş" projesinin "devlet aklı" olduğunu, AK Parti'nin rol çaldığını, "iyi çalışılması" durumunda, iktidar partisinin bölgedeki gücünün azaltılacağını söylüyor. Bütün mesele AK Parti'ymiş gibi... AK Parti giderse, ortada "Kürt meselesi" kalmayacakmış gibi...

İlerici mahfillerle "kankalık" durumları devam ediyor gördüğünüz gibi...

Önderlik, süreçten, muhtemelen "gerici" saydığı (elini taşın altına koymuş) AK Parti'nin değil, "ilerlemeci" ve "modernleşmeci" refiklerinin kârlı çıkmasını istiyor.

Size de tuhaf gelmiyor mu bu durum?

Bana tuhaf geldiği için "ikinci baskı"ya gerek duydum.

http://www.stargazete.com/gazete/yazar/ahmet-kekec/imrali-daki-gunesiniz-boyle-bir-adam-iste-haber-230652.htm
#1565
Vali Atış, trafik kazasında hayatını kaybeden gazeteci Seyit Ali Akgül'ün evine taziye ziyareti sırasında, son 5-6 ayda polisin özellikle faili meçhul olayların aydınlatılmasında son derece başarılı bir tablo çizdiğini belirtti.

Dün şehidin cenaze töreninde duygusal anlar yaşadıklarını ifade eden Atış, bunların yaşanan son acı olmasını temenni etti.

Şehidin ailesine ve millete sabır dileyen Vali Atış, ''Sinirlerimize hakim olmamızın zamanıdır. Hiç umudumu kaybetmedim. Bu işi başaracağız. Üzüntüye, endişeye, korkuya kapılmayacağız. Yoksa sağlıklı düşünemeyiz. Aklıselim olarak terörle mücadeleye devam edip teröristle vatandaşlarımızı iyice ayırıp hareket edeceğiz. İnsanın istediği, insan hakları varsa onlar devletimizin meclisinde görüşülüp kabul edilir. Ancak terörle mücadeleyi mutlaka başaracağız'' dedi.

Atış, sokak gösterilerinde son dönemlerde hep çocukların ön planda tutulduğunu anımsatarak, anne ve babaların çocuklarına sahip çıkması gerektiğini söyledi.

Çocukların şiddet ortamından uzak tutulmasında anne, baba ve yakınlara görev düştüğünü ifade eden Atış, şunları kaydetti:

''Benim bildiğim Anadolu erkeği merttir, yapacağını açık seçik yapar, çocukları, hamile kadınları öne sürmez. İnanıyorum ki çocuklarımızı yakın zamanda Çocuk Şubesi, Toplum Destekli Polislik Şubesi'nin çalışmalarıyla şiddet ortamından uzaklaştıracağız. Göçle gelen mahallelerde öğrenci sayısı 127 bin. İlimizde suça karışan çocukların sayısı taş çatlasa 200. İl genelinde öğrenci sayımız 439 bin 600, bundan sadece 200'ü karışıyor. Benim zamanımda sapanla elektrik direklerindeki fincanlara taş atılırdı. Eminim ki şimdi de polis olduğu için taş atmıyor, bunu oyun sanıyor. Hatta belki 'Ulan Hasan beni akşam televizyonda gördün mü?' diyor, 'Ulan gel seni de götüreyim' diyor.''

-''SIRÇA KÖŞKTE YAŞIYORUZ''-

Atış, doğrudan doğruya Türk polisine taş atma amacı güdenlerin 100 öğrenciden fazla olamayacağını söyledi.

Bu çocukları gözlerinde büyütmediklerini belirten Atış, şöyle konuştu:

''Gözümüzde çok büyütürsek telaşa kapılırız. Emin olun hiçbir zaman telaşa kapılmadık. Telaşa kapılsak sert davranırız, çocuklarımızı üzeriz. Bu çocukların arkasına saklanan genç sayısının 150-200 civarında olduğunu düşünüyoruz. Bizim genç sayımız 600 bindir. Belki daha fazladır. Emin olun Adana çok iyi durumda. Ama bilesiniz ki bize gelen emirler, kanunlarla bu işi sıkı tutuyoruz. Sizlerin endişelerini gidereceğiz, daha rahat sağlıklı günlerimiz olacak. 75 milyonuz. Sırça köşkte yaşıyoruz. Sırça köşkte yaşayanların camlarına taş atarlar. Bizim de görevimiz taş atanların camı kırmasını önlemektir. Biz bu işi başaracağız. Gece gündüz düşünüyor, tedbirlerimizi alıyoruz.''

Vali Atış, Adana'da yürekleri sıkacak, huzuru kaçıracak olayları önleyeceklerini, bunun göstergesi olarak düzenlenen operasyonlarda 25 kişinin adliyeye sevk edildiğini, 5 kişinin tutuklandığını bildirdi.

-''ÇOCUKLARLA MUHATAP OLMAK İSTEMİYORUZ''-

Çocuklarla muhatap olmak istemediklerini ifade eden Atış, şunları söyledi:

''Bize göre onlar maşa. Maşayı tutanı bulmalıyız. Bir kısmını bulduk. Çocuklarımızı maşa olarak kullanmak isteyenlerinde peşinde olduğumuzu bilmenizi isteriz. Huzuru bozmaya fırsat vermeyeceğiz. Vatandaş da vatandaşlığını bilecek. Bir yasa var. Devamlı olaya karışan çocukları ailelerinden hakim kararıyla alıp sosyal hizmetler yuvasına verme yetkimiz var. Gerekirse devamlı olaya karışan çocukları ailelerinden alacağız. Aileler çocuklarına sahip çıkacak.''

Terör örgütünün birinci amacının tanınmak olduğunu, bunun da en iyi yolunun polisle kavga etmek olduğunu ifade eden Vali Atış, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yasal haklarını iyi kullanmalarını temin etmenin görevleri olduğunu, yasa dışına çıkmaya çalışanları MOBESE, gezici kameralarla tespit edip adaletin önüne çıkardıklarını söyledi.

Atış, Adana basınının son derece soğuk kanlı davrandığını vurgulayarak, ''Bu bir satranç oyunu. Türk milleti de Türkiye Cumhuriyeti de satranç oynamayı iyi bilir. Bu işi başaracağız'' dedi.

AA
http://www.haber7.com/haber/20091210/Eyleme-karisan-cocuk-aileden-alinacak.php
#1566
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Danıştay 8. Dairesi'nin, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın (YÖK) üniversiteye girişte katsayı farkını kaldıran kararın yürütmesinin durdurulması kararına yaptığı itirazı reddetti.

Danıştay 8. Dairesi, İstanbul Barosu'nun açtığı davada, YÖK'ün 21 Temmuz 2009 tarihli kararının 3,4 ve 5. maddelerinin yürütmesini oy birliğiyle durdurmuştu.

YÖK de 8. Daire'nin bu kararına itiraz ederek, kararın kaldırılmasını istemişti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, itirazı bugünkü toplantısında görüştü.

Kurul, YÖK'ün itiraz gerekçelerini yerinde görmedi ve reddetti.

Danıştay 8. Dairesi, dava konusu YÖK kararının iptal istemini, daha sonra esastan karara bağlayacak.

http://www.haber7.com/haber/20091210/Danistay-YOKun-itirazini-reddetti.php
#1567


Almanya'nın ciddi ve saygın gazetelerinden Süddeutsche Zeitung, dün Türkiye'deki siyasî gelişmeleri değerlendiren bir haber yoruma yer verdi.

Gazetenin Türkiye muhabiri Kai Strittmatter'in kaleme aldığı yazıda Türk toplumunu ikiye bölen bir güç mücadelesinin yaşandığı dile getirildi. Ancak bu mücadelenin sanılanın aksine laiklerle İslamcılar arasında değil, demokratlar ve demokrat olmayanlar arasında yaşandığını belirtti. AK Parti hükümetini, muhalefetin karşı çıkmasına rağmen başlattığı demokratik açılım konusunda gösterdiği cesaretten dolayı öven Strittmatter, "Ankara'daki bu muhalefet Erdoğan'ı İslamcı olarak adlandırıp, Avrupa ve Amerika'da yankı uyandırıyor. Bu grubun bir taraftan AK Parti'yi İslamcı örgüt olarak tanıtmaya çalışarak, diğer taraftan Hıristiyan ve Alevi azınlığın haklarına karşı insanları kışkırtmaları tam bir zıtlık oluşturuyor. Tezat, zira onlar kendilerini cumhuriyetin savunucusu olarak takdim ediyorlar, ancak AB ve ABD'ye karşı kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar." yorumunu yaptı.

Türk dış politikasında eksen kayması olduğu iddialarının da doğru olmadığının ifade edildiği yazıda, "Kısa süre öncesine kadar Ankara'da 'Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur' parolası geçerliydi. AK Parti'nin dış politikasının ise yeni bir sloganı var: 'Komşularla sıfır problem.' Türkiye yarım asırdır kendini soyutladığı komşularını yeniden keşfediyor. Kendini NATO'nun Güneydoğu kanadı olarak değil, dinamik ve tartışmalı bir bölgenin merkezinde görüyor." denildi. Yorumda, Demokratik Toplum Partisi aleyhine açılan kapatma davasına da değinilerek, "Bu partinin kapatılması, Ankara hükümetinin en cesaretli açılımlarından biri olan Kürt açılımını sabote edecek." değerlendirmesi yapıldı. ZAMAN

BAYRAM AYDIN MÜNİH 

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=925483&title=turkiyedeki-mucadele-demokratlar-ile-demokrat-olmayanlar-arasinda
#1568


Taraf Gazetesi muhabiri Mehmet Baransu, telefonlarının Jandarma tarafından yasadışı dinlenmesi nedeniyle suç duyurusunda bulundu.

Dilekçesini dün savcılığa veren Baransu, bugün de İçişleri Bakanlığı aleyhinde 30 bin TL'lik tazminat davası açacak. Jandarma tarafından, PKK'lı bir kişiyi dinlemek üzere alınan izinle telefonları üç ay boyunca dinlenen gazeteci Mehmet Baransu, avukatı Ergin Cinmen ile adliyeye gelerek suç duyurusu dilekçesini savcılığa verdi. Baransu adına dilekçeyi hazırlayan avukat Ergin Cinmen, "Van İl Jandarma Komutanlığı'nda görevli olan faillerin kimliklerinin tespiti ile gereken davanın açılması" talebinde bulundu. Cinmen dilekçesinde; Baransu'nun, bazı siyasî odaklar tarafından yıpratılması gereken bir hedef haline getirildiğine dikkat çekerek, dinleme olayında değişik suçlar bulunduğunu ifade etti. Söz konusu fiilin, TCK 204/2. maddede yazılı olan 'resmî bir belgenin sahte olarak tanzimi', TCK 132/1. maddesindeki 'haberleşmenin gizliliğini ihlal' ve TCK 257/1. maddede yer alan 'Görevi kötüye kullanma' suçlarını teşkil ettiğini belirten Cinmen, dilekçesinde, "Gerek mahkeme kararı doğrultusunda teknik takibe alınma isteminde, gerekse dinlemeye son verilmesi isteminde bulunan yazıların altındaki imza İl Jandarma Komutanı Vecihi Halil İyigün'e ait olmasına rağmen bu suçu işleyen başkaca kişilerin de bulunduğu kanısını taşıyoruz. Bu nedenlerle geniş bir soruşturma yapılmasını ve suçun işlenmesine karışmış olan diğer kişilerin de ortaya çıkarılmasını diliyoruz." ifadelerini kullandı.

BARAN TAŞ İSTANBUL CİHAN ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=925504&title=yasadisi-dinleyen-jandarma-hakkinda-suc-duyurusunda-bulundu
#1569
Gündemde grip virüsü olsa da soğuk algınlığı, tüberküloz, uçuk, suçiçeği, beta mikrobu gibi birçok hastalık da sarılma, öpme veya küçük kapalı mekânlarda aynı havayı soluma yollarıyla bulaşıyor. Dr. Sevil Elçin Kızılok, özellikle kış aylarında enfeksiyon bulguları olan kişilerle yakın temastan kaçınılması uyarısında bulundu. Kalp hastaları, küçük bebekleri olanlar ve kanser hastaları daha dikkatli olmalı.

Pandemik grip virüsü ülkemizde yayılmaya başladığından itibaren salgın yüzünden yakın akrabalar bile sarılarak, öperek, tokalaşarak selamlaşma alışkanlıklarından geri durmaya başladı. Bu çekingenlik yakın temasla bulaşan diğer hastalıkları da gündeme getirdi. Çünkü sadece grip değil, tüberküloz, uçuk, suçiçeği gibi birçok hastalık da bu şekilde bulaşıyor. Bakırköy Acıbadem Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevil Elçin Kızılok, öpme sırasında solunum yolları salgıları ile doğrudan temas sağlandığını, bu sırada basit bir soğuk algınlığından daha ciddi hastalıklara kadar değişen hastalıkların geçebildiğini söyledi. Enfeksiyon etkenlerinin pek çoğunun giriş bölgesinin boğaz-burun olduğuna dikkat çeken Dr. Kızılok, öpüşmenin çok sayıda etkenin bulaşmasında önemli rol oynadığını ifade etti. Kızılok, "Özellikle kış aylarında ve enfeksiyon bulguları olan kişilerle öpüşmekten kaçınılmalı. Kalp hastaları, küçük bebekler, bağışıklık sistemi baskılanmış kanser hastaları ve önemli ameliyatlar geçirmiş kişiler de nekahet döneminde tümüyle öpüşmekten uzak durmalı." dedi. Dr. Sevil Elçin Kızılok, yakın temas ile bulaşan hastalıkları şöyle anlattı:

Soğuk algınlığı: Soğuk algınlığı, 200'e yakın virüs sebebiyle oluşan ve üst solunum yolu enfeksiyonu bulgu ve belirtileri ile hafif seyreden bir hastalıktır. Virüsler burun mukozasında ürer ve yakın temas ile rahatlıkla bulaşabilir. Öpüşme ile de bu risk oldukça artar ve yoğun bir şekilde virüs alımı olur. Virüs, bulaştığı yüzeylerde saatlerce kalabilir. Bu yüzeylere temastan sonra da virüsler rahatlıkla buruna ve gözlere transfer olabilir. Bunu engellemek için el hijyenine dikkat edilmeli ve yakın temastan -buna öpüşme de dahil- kaçınılmalı, eller yüzden uzak tutulmalıdır. Aslında bu kurallar hemen bütün enfeksiyonlar için geçerlidir.

Grip (influenza): Ateş, öksürük, baş ağrısı, halsizlik ve kas ağrısı ile seyreden akut viral bir enfeksiyondur. Epidemi (ülke/şehir çapında) veya pandemi (dünyada) gibi geniş çapta salgınlar yapabilmesi ve akciğerle ilgili komplikasyonlarının özellikle bazı hasta gruplarında öldürücü olması nedeniyle diğer akut solunum sistemi enfeksiyonlarından ayrılır. Bulaşma virüs içeren küçük partiküllerin solunması ve solunum salgılarının fiziksel transferi ile bulaşır. Öpüşme ile de rahatlıkla geçebilir. Korunmada, aşı ve kapalı küçük alanlardan ve gripli kişilerle yakın temastan kaçınmak önemlidir.

A grubu B- hemolitik streptokoklar (beta mikrobu): Sıklıkla hava yolu ve öpüşme dahil yakın temas ile bulaşır. Deri döküntüleri ile de bulaşabilir. Aile içinde, kreş gibi toplu yaşam yerlerinde bulaşabilir. Bu hastalık, yutak ve bademciklerdeki enfeksiyonlar dışında kalp ve eklem ve böbrek komplikasyonları oluşturması açısından da önemlidir.

Herpes virüsler (uçuk): Birincil enfeksiyon genellikle yutak ve ağızda oluşur. Direkt temas ile bulaşır. Hastalık birincil enfeksiyondan sonra sessiz kalıp daha sonra bağışıklık sistemi baskılandığında yeniden harekete geçer ve yineleyen enfeksiyonlara neden olur. Bunların başında 'uçuk' meydana gelir. Genellikle çocukluk yaş grubunda yakın temas ile duyarlı kişilerin deri ve mukozalarındaki çatlak veya sıyrıklardan etkenin girmesi ile bulaşır.

İnfeksiyöz mononükleoz (öpüşme hastalığı): Yılın her mevsiminde görülebilen hafif bulaşıcı bir enfeksiyondur. Virüs insandan insana sıklıkla ağız ve yutak (orofarinks) salgıları ile yakın temas sonucu bulaşır. Genç erişkinde akut enfeksiyon; yüksek ateş boğaz ağrısı, lenf bezi büyümesi görülür. Hastalar en sık boğaz ağrısından yakınır.

Tüberküloz (verem): Kaynak vakaların öksürme, hapşırma gibi hareketleri ile bulaşır. Bu manevralar sırasında üst solunum yollarından yüksek hava akım hızları oluşur. Hava yolu mukozasını kaplayan sıvıdan ve akciğerlerdeki enfeksiyon odaklarından çok sayıda sekresyon damlacıkları ile tüberkülozlu hastalardan sağlam kişilere geçiş olur. Özellikle öksürük ve balgam çıkarımının eşlik ettiği akciğer tüberkülozu geçiren kişilerle öpüşme dahil yakın temas, tedavi başlanana kadar bulaşma açısından risklidir.

Çocukluk çağı döküntülü hastalıklar: Bu hastalıkların hemen hemen hepsi ağız salgılarında bulunduğu için rahatlıkla öpüşme dahil yakın temasla ve damlacık yoluyla bulaşır. Kızamık geçiren kişiler döküntü ortaya çıkmadan önce hastalığı bulaştırmaya başlar ve bulaşıcılık döküntü başladıktan sonra da devam eder. Kızamıkçık, hastaların solunum salgıları ile bulaşır. Döküntüden itibaren iki hafta daha bulaşıcılığı devam eder. Kabakulak, damlacık enfeksiyon ile bulaşır. Tükürük bezlerinden tükürük kanalları yoluyla ağızdan direkt temas ile de bulaşır. Suçiçeği, ateş ve deri döküntüsü ile seyreden çok bulaşıcı bir çocukluk hastalığıdır. Erişkinlerde, bağışıklık sistemi bozuk olanlarda ağır seyreder. Solunum yolu ve yakın temas ile bulaşır. ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=925410&title=opme-ve-sarilma-ile-sadece-grip-degil-ucuk-sucicegi-ve-tuberkuloz-da-bulasiyor
#1570
Atatürk'e hakaret içeren video yayınladığı gerekçesiyle erişimi engellenen internet sitesi YouTube, HP Türkiye'nin 20. yılı kutlamalarına damgasını vurdu.

Esma Sultan Yalısı'nda düzenlenen gecede konuşan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, "Mahkeme kararı yanlış olabilir ama onu düzeltecek yine mahkemedir. Biz düzeltmeye kalkarsak ülkede kaos olur. Gelin Türkiye'ye temsilcilik açın. Yargı, vegi daireleri burada sizi temsilen bir muhatap bulsun. Yanaşmıyorlar. Ben ticari firmayım, şimdilik açmayı düşünmüyorum diyorlar. Ama faaliyetlerine devam etmek istiyorlar. Ne kadar büyük olursanız olun, böyle bir hakkınız yok. Kamuoyu doğruyla yanlışı bilsin. Zannediyorlar ki yasaklamak istiyorum." dedi. Türkiye'deki bu yanlı yasak tartışmasının ilgili site yetkililerinin hoşuna gittiğini söyleyen Bakan, "Türk halkına bedava reklam yapıyorlar. Bundan büyük zevk alıyorlar. Ama kimse Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını görmezden gelemez. Burada içerik hizmet sağlayan herkes TC kanunlarına uymak zorunda. Hizmet veriyorsan burada bir merkezin olmak zorunda. Yoksa biz sizinle nasıl haberleşeceğiz? Bundan kaçarsanız yapacak bir şey yok. Burada kralların değil kuralların dediği geçerli. Demokrasinin derinleşmesi, insan haklarının gelişmesi için herkes kurallara uyacak." diye konuştu.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Tayfun Acarer de, söz konusu sitenin Atatürk'e hakaret içeren video yayınladığı için 5816 sayılı kanun gereği mahkemece erişime kapatıldığını hatırlattı. Acarer, "Bunu biz kapatmadık. Ulaştırma Bakanı'mız ilgili site yetkilileri ile defalarca görüştü. Son görüşmede ben de vardım. İki saat sürdü. Çüzüm önerileri üzerine tartıştık. Bakanlığımız da biz de YouTube yasağı üzerinde çözüm için kafa yoruyoruz. Bunu onlar da görüyor. Fakat Ulaştırma Bakanı'mızın girişimlerine rağmen kamuoyunun devlet kurumlarına ve hükümete olan haksız baskılarına kayıtsız kalıyorlar." dedi. Hiçbir ticari kuruluşun Türkiye'nin hassasiyetlerinden daha üstün olamayacağını vurgulayan Acarer, şu an YouTube gibi 31 sitenin daha kapatılma istemiyle mahkemede olduğunu açıkladı.

Konuyu AİHM'ye taşıyacaklarını açıklayan İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı Mustafa Akgül ise yasağın Türkiye'nin ayıbı olduğunu savundu. "Filtreleme sistemi olsaydı bu durum yaşanmazdı." diyen Akgül, "Şu an bir deli kuyuya taş attı meselesi hakim. Türk milletine zarar verdi. İnsanlar aklına estiğini yapamasın diye uzman mahkeme kurulmalı." ifadelerini kullandı. ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=925450&title=youtube-yasaktan-memnun-bedava-reklamini-yapiyor
#1571
Evet, yapmaya çalıştığımız şey tam olarak bu...Epey uzun bir zamandır, Türkiye'nin bütün demokratları el ele vermiş DTP'yi DTP'ye rağmen açık tutmaya çalışıyoruz.

O kendini kapattırmak için çırpınıyor, biz ise koro halinde Anayasa Mahkemesi'ne yalvarıyoruz, aman kapatma diye...

DTP parlamentodaki kısa hayatı süresince Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın dolgun bir iddianame yazması için elinden geleni yaptı. Parti kapatmanın ne kadar zorlaştırılmasını savunursanız savunun bütün bu sınırları aşmayı başardı! Venedik Kriterleri'nin bile kolay kolay kurtaramayacağı bir noktaya geldi. Hani, belki dosyadaki deliller eksik kalmıştır diye, Emine Ayna karardan önceki son konuşmalarıyla delillerin tamam olmasını garanti altına aldı.

Öyle ki, gelinen bu noktada bir terör örgütüyle olan organik bağını bu kadar açık deklare eden bir partinin demokratik rejim içinde siyaset yapmasını savunmak hiçbir demokrat için kolay görünmüyor.

Ama öte yandan, kapatma kararının siyaseten doğru olmadığını; kötü sonuçlar vereceğini, özellikle Açılım'ın geleceğini olumsuz etkileyeceğini düşünüyor ve bu ikilem içinde ne yapacağımızı bilemiyoruz. DTP'nin yaptığı hataların faturasının Kürt halkına çıkarılmasına, sonuçta onun temsil hakkının elinden alınmasına, onun umutsuzluğa kapılmasına ve belki bu umutsuzluk içinde şiddete meyletmesine gönlümüz razı olmuyor.

Bu durumda yapabildiğimiz tek şey, Anayasa Mahkemesi'ni siyasi düşünmeye ve siyasi davranmaya çağırmak oluyor!

X x x

Her neyse, sonuçta bu hikâye de bu hafta içinde sonuçlanacak.

Ya DTP muradına erecek ve kapatılacak ya da biz, yani demokratik kamuoyu ve Anayasa Mahkemesi'nin siyasi yarar açısından düşünen üye çoğunluğu onu kendine rağmen kapattırmamayı başaracağız.

Ama doğrusu ben, özellikle son dönemde yaşananlara baktıkça, bunun artık çok da önemli olmadığını düşünmeye başladım.

Geldiğimiz noktada tekrar başa sarıp bakalım:

Biz DTP'nin açık kalmasını ne için istemiştik bu kadar?

Kürt halkının muhatap alınacak bir temsilcisi olsun diye... Demokratik reformların yürütülmesi sırasında Kürt halkıyla parlamento arasında bir bağ olsun diye...
Ama DTP kendisinin muhatap olamayacağını kendisi söyledi. Beni değil, Öcalan'ı muhatap alın dedi açıkça. Zaten Kürt halkının taleplerini, çıkarlarını, duyarlılıklarını temsil için de hiçbir şey yapmadı. "Fırat'ın Doğusu" aydınlanırken, Kürtler'in acılı tarihi ceset çukurlarından çıkıp aydınlığı kavuşurken bile heyecan duymadı, ilgilenmedi, bu aydınlanmayı hızlandırmak ve genişletmek için parmağını kıpırdatmadı. Devletin resmi televizyonunda Kürtçe bir kanal açılması bile sevindiremedi DTP'yi. Kendi başına bir devrim niteliğindeki bu reforma bile kulp takmaya, küçümsemeye çalıştı.

Öcalan'ın kurtarılması, kurtarılamıyorsa da muhatap alınması bunca yıllık siyasi faaliyetinin tek amacı oldu.

Ve bu durum, kaderinin Öcalan'ın kaderine endekslenmesine tepki duyan milyonlarca Kürt'ün gözleri önünde yaşandı.

Parti bu haldeyken kapatılsa ne olacak, kapatılmasa ne olacak...

Bence hepimiz psikolojik olarak, DTP'nin varlığını Açılım'ın kilidi olarak görmekten kurtulmalı, eğer bir kapatma kararı çıkarsa paniğe kapılmamalıyız.

Açılım bu karardan ve DTP'den bağımsız olarak sürmeli ve sürecektir.

Eğer DTP varlığını sürdürürse, onu Kürt sorunun çözümünün önünde bir engel olmaktan çıkarıp pozitif bir unsura dönüştürmek için siyaseten mücadeleye devam edeceğiz.

Kapatıldığı takdirde ise gasbedilen hakları ve talepleri hiçbirimiz için meçhul olmayan koskoca bir kitle orada duruyor. O kitleye kulak vererek, onunla empati kurmaya çalışarak ve Kürtler'in yakın zamanda kendi içlerinden çok daha sağlıklı yeni temsilciler, yeni muhataplar çıkaracağını umarak ilerlemeyi sürdüreceğiz.

http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/86129-dtp-yi-kendisine-ragmen-acik-tutmaya-calismak-gulay-gokturk-makalesi.aspx
#1572
Taraf / MEHMET BARANSU - Istanbul - 07.12.2009

Son günlerin en tartışmalı konularından biri telefon dinlemeleri. Türkiye'nin büyük bir bölümü dinlendiğini düşünüyor. Düne kadar ben de dinlendiğini düşünenlerdendim. Artık düşünmüyor, dinlendiğimi biliyorum. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı ve Van Jandarma Alay Komutanlığı tarafından bir yıldan fazladır dinleniyormuşum. Dinlendiğim ortaya çıkmasın diye de bir dizi kanunsuz işleme imza atılıp suç işlenmiş.

Öncelikle, ismim ve telefon numaram "tesbit edilemediği" gerekçesiyle mahkemeden gizlenmiş. Mahkemeye ise cep telefonumun IMEI numarası ibraz edilmiş. Bununla da yetinmeyip, dinlendiğim ortaya çıkmasın diye sahte bir isim üzerinden dinleme kararı çıkartılmış. 'Mehmet Baransu' ismini ve telefon numarasını mahkemeden saklayan Jandarma, kullandığım telefon cihazının IMEI numarasını nöbetçi hâkime sunup, "PKK/Kongre-Gel Terör örgütüne yönelik olarak yürütülen çalışmalar kapsamında Serdar Kod isimli Şükrü Özkan'a ait olan IMEI numarasını dinleyeceğiz" diyerek, beni dinlemeye başlamış.

IMEI numarasını kontrol etmeyen Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi de böylece PKK'lı Şükrü Özkan adına dinleme kararı verdiğini zannederek, dinlenmeme yeşil ışık yakmış. Anlayacağınız, PKK'lı dinliyoruz adı altında, telefonlar Jandarma tarafından uzun bir dönemdir dinleniyor.
Hukuk tarihine skandal olarak geçecek bu dinleme kararının ayrıntılarını tüm belgeleriyle aşağıda anlatacağım ama en son söylemem gerekeni en başta söyleyerek konuya girmek istiyorum. Sahte delillerle, numaram gizlenip üstüne üstlük bir de PKK'lı birini dinliyoruz diye hakkımda bu kararı alanlarla yargı önünde hesaplaşacağım.

Birçok vatandaş gibi telefonlarımın mahkeme kararı olmadan dinlendiği yönünde benim de şüphelerim vardı. 12 Haziran 2009'da duyurduğum "İrticayla Mücadele Eylem Planı" haberinden sonra resmî olarak beni de dinleyeceklerini düşünmeye başlamıştım.

Yanılmadığımı anlamam uzun sürmedi. Telefon görüşmelerimin iki veya üçüncü saniyesinde, 'bippp' sesiyle birilerinin kayda girdiğini duyabiliyordum. Bazen -işlerinin yoğunluğundan olsa gerek- konuşmanın 20. saniyesinde, koştur koştur kayda girdikleri de oluyordu.
Birkaç gün önce bana ulaşan belgeleri görünce, deyim yerindeyse, küçük dilimi yuttum. Dinlendiğime dair mahkeme kararlarının yanı sıra artık beni dinleyen kişiyi de öğrenmiş, fotoğrafı da ele geçirmiştim.

Karar ben askerdeyken alınmış
Hakkımdaki ilk dinleme kararı 24 Ekim 2008'de, Çanakkale Boğaz Komutanlığı'nda "Bahriyeli" olarak vatani görevimi yaptığım dönemde alınmış. Van Jandarma İl Komutanı Jandarma Kurmay Albay Vecihi Halil İyigün, dinlenmem için Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği'ne müracaat etmiş. Albay İyigün, dört adet IMEI numarası ve iki adet GSM telefon numarasının dinlenilmesi için karar verilmesi talebinde bulunmuş. Bu listedeki iki IMEI numarası da bana ait.

Hukuksuz ve kanunsuz talepte bulanan Albay İyigün, dinlemenin ortaya çıkmaması için adıma kayıtlı gizli olmayan telefon numarasını "tesbit edemediklerini" belirtmiş. Numara yerine de telefon cihazlarımın IMEI numaraları listeye konmuş. Listede bana ait olan iki adet IMEI numarasının 'Serdar' kod isimli 'Şükrü Özkan' adında bir PKK'lıya ait olduğunu belirtip, 'Özkan'ı dinleyeceğiz' adı altında, mahkemeyi kandırarak, hakkımda dinleme kararı talep etmiş.

Konunun daha iyi anlaşılması için şunu hemen belirteyim. Kullandığım iki telefon cihazının da ilk ve son kullanıcısı benim. Bu telefonları daha önce kimse kullanmadığı gibi halen ben kullanıyorum. Yani ne hattımı ne de telefon numaramı başka biri hiç kullanmadı. Telefon cihazlarımdan birini, 2005'te yurtdışından getirip adıma kayıt yaptırdım. Diğerini ise 2008'de Motorola bayisinden satın alıp, ilk kullanıcı olarak yine adıma kayıt ettirdim. Bu kayıtlarda Telekomünikasyon Kurumu Başkanlığı başta olmak üzere, GSM operatörü şirketinde kayıtlı. Adıma kayıtlı tek hattımı da zaman zaman radyolu diğer telefonuma taktığım için mahkemeye her iki telefonumun IMEI numarası verilmiş.

Albay İyigün'ün, isim sahtekarlığı ve IMEI oyununun yanı sıra mahkemeye sunduğu dinleme gerekçesi de bir o kadar ilginç; "PKK/Kongra-Gel Terör örgütüne yönelik olarak yürütülen çalışmalar kapsamında, iletişimin dinlenmesi, izlenmesi, tesbit edilmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına üç ay süre ile karar verilmesini talep ederiz."

Albay İyigün'ün sahte evrak düzenleyip, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunduğu dinleme talebi, aynı gün karara bağlanmış. Hâkim Müslüm Uzun, IMEI numarasının kimin üzerine kayıtlı olduğuna bakmaksızın, PKK'lı dinlenecek diye Jandarma'dan gelen bu talebe onay vermiş. Jandarma'nın PKK'lı Şükrü Özkan'ı dinleyeceğini düşünen Hâkim Uzun, araştırma ve inceleme yapmadan skandal bir karara imza atarak, böylece dinlenmemin yolunu açmış.
Mahkemeye sunulup, mahkemenin kabul ettiği dinleme listesinde, benimle birlikte de iki telefon numarası ve iki IMEI numarası daha var. Gazetede üzeri siyah bantla taranmış bir halde göreceğiniz listedeki bu IMEI ve telefon numaralarının da yakınlarıma ait olup olmadığını araştırıyorum.

Aldığı emir gereği, evrakta sahtecilik yapıp, mahkemeyi aldatarak hakkımda dinleme kararı aldıran Albay İyigün, 24 Ekim 2008 günü Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı'na da "Gizli" damgalı bir yazı yazdı. Ankara'ya gönderilen yazıya, mahkeme kararı başta olmak üzere, IMEI ve telefon numaralarının yer aldığı liste de eklenip, "Belirtilen numaraların teknik takibe alınması" istendi. Ankara'da aynı gün yazıya onay verip, hakkımdaki teknik takip işlemini başlattı.

Bana gelen "Gizli" ibareli dinlenmem yönündeki kararların altına küçük bir de not düşülmüş. "Bağlantı noktası: Jandarma Kademeli Başçavuş Yusuf Ataman." Bu nottan anladığım ise dinleme kayıtlarını bu ismin tuttuğu ve her gün üst makamlara rapor olarak sunduğu.
Hakkımda alınan bu üç aylık ilk dinleme kararı, 12 Ocak 2009 tarihli bir kararla süre dolduğu için sonlandırılmış. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı, 12 Ocak günü aldığı "İptal Kararıyla" ilk dinleme kararına son vermiş.

Hakkımdaki teknik takip ve izleme kararı ise halen devam ediyor. Aynı gerekçe ve sahte belgelerle, Ocak 2009'dan sonra da her üç ayda bir teknik izleme kararı, Van Ağır Ceza Mahkemesi tarafından çıkartılmış.

İşin ilginç tarafı, Jandarma İstihbaratı'nın sahte belge düzenleyip, sahte isimlerle hakkımda dinleme kararı alıp, daha sonra sonlandırmasına rağmen, TİB'in bu güne kadar bana dinlendiğimi ve dinleme esnasında bir suç bulunmadığını bildirmemiş olması. Kanunun dinlenen kişiyle ilgili suç bulunamaması durumunda, bu durum dinleme kararı alınan kişiye iletilmek zorunda. TİB yetkilileri dinlemenin sonlanmasından sonra karardaki IMEI numarasına, yazı yazmak üzere baksaydı, bunun PKK'lı birine değil bana ait olduğunu anlayıp, Jandarma'nın hukuksuz dinleme yaptığını tesbit edebilirdi.

Şimdi başta yetkililer olmak üzere Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanı, Jandarma Genel Komutanı, TİB, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve Albay Vecihi Halil İyigün'den açıklama bekliyorum. Bu suçüstü durumu hiç kimse başını kuma gömerek kapatamaz.

TİB kayıtlarında dinlendiğim mevcut
Telefon numaram gizlenip, sahte isimle dinleme kararı alınan telefon cihazlarımdan birinin IMEI numarası 358 257 000 955 082. Mahkemeye gönderilen numara ise 358 257 000 955 080. İkinci cihazımın IMEI numarası ise 359 621 010 984 722. Mahkemeye gönderilen numara ise 359 621 010 984 720. Son rakamların değişik olması kafaları karıştırabilir. IMEI numarası TİB kayıtlarına göre resmi olarak 14 rakamdan oluşuyor. Bazı telefonlarda 15, bazılarında da ise 17 rakam çıkabiliyor. TİB'den görüştüğümüz yetkililer, numaraların 14 rakamdan oluştuğunu, 15'inci rakamın bu yüzden 0 olarak görünebileceğini söylediler. Bazen 15. rakamın farklı olabileceğini de belirttiler. Bu yüzden 15. rakam resmi olarak önemli değil. Telefonlar 14 rakam üzerinden kayıt altına alınıyor. TİB, yetkilisi sonu 80 ve 20 ile biten IMEI numarasının bana ait olduğunu da yaptığımız görüşmede doğruladı.

Bu yüzden de LAW silahına boru, İrticayla Mücadele Eylem Planı'na kağıt parçası diyenler, son rakama güvenip, kafaları karıştıracak açıklamalar yapmasın. IMEI numarası 14 rakamdan oluşuyor ve 15. rakamın önemi yok. Dinlettirdiğiniz numaraların bana ait olduğu TİB kayıtlarında mevcut.

PKK itirafçısı Karataş, Jandarma İstihbarat'ta dinleme görevlisi olarak çalışıyor
Bu fotoğraf yakın bir tarihte çekildi. Fotoğraftaki kişi, beni dinlemek üzere görevlendirilen Abdulkadir Karataş. Bu şahıs eski bir PKK'lı. Şimdilerde ise itirafçılık yapıyor. Temizlik işçisi olarak Van Jandarma Komutanlığı'nda çalışıyor. Sivil işçi olmasına rağmen Van İstihbarat Şubede, Alay Komutanı Albay Vecihi İyigün'ün emriyle dinleme yapıyor. Abdulkadir Karataş Hakkari'li. İsmi askeri istihbarat arşivinde de sıkça geçiyor. PKK'lı olduğu dönemde
bir çok baskına katılan bu isim, şimdi "İtirafçı" kontenjanından askerle kol kola
geziyor. Van'da çevresine sık sık "Batıya gideceğim, bana iş ayarlayacak. Asker tanıdıklarım var" diyor.

Bana gelen bilgilere göre birçok karanlık işe de karışmış. Ergenekon haberlerini izlerken renkten renge giriyor. Eski PKK'lı, yeni itirafçımız, benimle birlikte başka dinlemeleri de yapıyor. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanlığı, sahte delillerle mahkemelerden aldıkları dinlemeleri fotoğrafta gördüğünüz bu odadan gerçekleştiriyor. Jandarmanın yaptığı yasal olmayan dinlemelerin yeni adresi Van İl Jandarma Alay Komutanlığı.

http://www.taraf.com.tr/haber/45205.htm
#1573
33 er katliamı vakasını hatırlatan,12 yıldır terör olmayan Tokat Reşadiye'de karanlık pusu,

Dursun Çiçek'in Reşadiyeli olması ve bir türlü yargılanamaması,

Ordu'dan ihraç edilen subaylarının çoğunun denizci olması,

DTP kapatma davası,

7 askerin çatışmada öldürülmesi,

Amerika gezisinden iki saat önce olayın olması,

İmralı'nın koşullarının kötüleştirilmesi ve Öcalan'ın tepki vermesinin sağlanması,

PKK taraftarlarının intifada tepkileri,

bu olayların hepsini aynı zamanda denk getirmek neyi gösteriyor?

Bu veriler ve bağlantılara göre hangi anlamları çıkarabiliriz?

Birinci anlam Dursun Çiçek zannedildiğinden daha çok önemli birisidir.

İkinci anlam Ergenekon çetesinin denizci ayağı farklı bir yapı oluşturuyor ve irtica ile mücadele görevi onlara verilmiştir.

Üçüncü anlam Kürt adına hareket eden Ergenekon uzantısı vardır.

Dördüncü anlam Kürt kökenli gençler şehirde intifada yapmaya yatkındırlar.

Beşincisi demokratik açılım süreci barış getirme konusunda taraftar toplamaya başladığı gerçeği;

Altıncı anlam, darbeci ve cuntacı damarın kendilerine yardım etmeyen komutanlara "Bize ışığı göstermezseniz, biz de size ışığı göstermeyeceğiz" blöfü.

Terörü siyasi yöntem olarak düşünenlerin stratejik hedefleri şöyledir:

Birinci hedef kaos ortamı oluşması,

İkinci hedef DTP'nin kapatılması,

Üçüncü hedef demokratik açılımın bloke edilmesi,

Dördüncü hedef Ergenekon davasında bilgi sahibi bazı kişileri susturma zorunluluğu,

Beşinci hedef 'Biz güçlüyüz Albay Çiçek'i size yedirmeyiz' gözdağı verme,

Altıncı hedef ETÖ davasının güdük bırakılması.

Sağduyu sesi "Acı ve öfkenin, adaleti ve merhameti teslim almaması"

Tokat'ın Reşadiye İlçesi'nde gerçekleşen saldırıyla ilgili olarak TOKAD (Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği) bir basın açıklaması yaptı.

TOKAD bir basın açıklamasıyla Reşadiye'deki karanlık saldırıyı kınarken, faillerin ve bağlantılarının bir an önce ortaya çıkartılmasını istedi. Açıklamada "Acının ve öfkenin, adaleti ve merhameti teslim almaması" çağrısı yapıldı.

Reşadiye'nin seçilmesi milliyetçi duyguların yüksek olduğu Orta Anadolu olması nedeniyle anlamlıdır. Dursun Çiçek Albayın memleketidir. Bir yerlere mesaj vardır.

Eğer Kürt kökenli gençlerin başlattığı molotof kokteylli tepkilere ülkücü gençler ve üniversiteler karşılık verirlerse bölünme korkusunun toplumda kabul görme ihtimali yükselir.

Etnik çatışma için önemli olan Erzurum, Adapazarı, İzmit, Sivas, Kayseri, Çankırı, Çanakkale... gibi bölgelere dikkat etmek gerekir.

Yerel sivil toplum örgütünün provokasyona gelmemesi Türkiye'nin eski Türkiye olduğunu zannedenlere 'Tokat' gibi cevap oldu.

Asker gelsin diyenlerin acımasız son çırpınışları olarak düşünmek en akla uygun açıklamadır yani olayların dili böyle söylüyor.

Ancak olan yine erlere ve annelere oluyor. Herkese rahmet ve sabır dileyelim.

Evet militarizmin çirkin yüzünü daha fazla görmek istemeyenler bir şeyler yapmalılar.

Prof. Dr. Nevzat TARHAN / Haber 7
ntarhan@gmail.com

http://www.haber7.com/haber/20091209/Tokatta-verilen-Dursun-Cicek-mesaji.php
#1574
Manidar olmaktan çıktı... Ne zaman çözüm konusunda bir umut belirse, memlekette tuhaf şeyler oluyor.

Bütün bir 28 Şubat ve "darbeler süreci"ni eylemsizlikle geçiren terör örgütü PKK, "önderleri"nden esirgenen 17 santimetrekarelik alanın hesabını sormak için arbede çıkarıyor, karakol basıyor, şehirleri ateşe veriyor, masum insanları öldürüyor.

Bu mudur?

Manidar olmayan rastlantıları sıralayalım... Bakalım ortaya nasıl bir tablo çıkacak?

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, "şiddete izin vermeyeceklerini" söylüyor.

Sokak gösterileri başlıyor.

Hükümet, açılımın süreceğini, bu çalışmalarda DTP'nin muhatap alınacağını söylüyor.

DTP'li Demirtaş, "Ama Sayın Öcalan'ın hücresi küçük... Avluya açılan pencerede de sineklik var" diyor.

Sayın Öcalan'larının penceresindeki sineklik kaldırılıyor.

Bir başka DTP'li, "Sorun odanın şekli şemaili değil. Sayın Öcalan muhatap alınmak istiyor. Muhatap almazsanız, üzülür" diyor.

Ergenekon davasının en önemli cüzü tamamlanıyor, sorgulanamaz sanılan üst düzey görevliler ifadeye çağrılıyor.

Molotof kokteylli saldırganlar sokakları ateşe veriyor, insanları yakıyor.

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, "Bu olayları bize fatura etmeyin" diyor.

Molotof kokteylli saldırganlar alay eder gibi DTP'nin sloganlarını çığırıyor.

DTP'yle ilgili kapatma davasının görüşmeleri başlıyor.

DTP'li Emine Ayna, "Dağa çıkarız... Bu kez eskisinden daha kötü olur" diyor.

Başbakan Erdoğan, Kuzey Irak'taki PKK varlığının tasfiyesi için ABD'de pazarlığa oturuyor...
Reşadiye'de Jandarma karakolu basılıyor.

Bütün bu sevimsiz görüntülere, barışa yönelik her türlü girişime karşı çıkan ve "Açılım bitmiştir, Türkiye yönetilemez hale gelmiştir" diyen muhalefet partilerinin çözümsüzlük politikaları eşlik ediyor.

Peki, kimler el ovuşturuyor?

Memleketi şiddet politikalarıyla yönetmeye alışmış kesim el ovuşturuyor.

Kargaşadan medet uman ve kandan beslenen "müntesipler" el ovuşturuyor.

Başlangıçta işi ciddiye almayan, ama iş ciddiye binince, "Bu kadarını öngörememiştik, Bari muhterem Öcalan'a da özgürlük olsun" diyen DTP'nin şahin kanadı el ovuşturuyor.

Muhterem Öcalan'ları el ovuşturuyor.

Muhterem Öcalan'larını sevk ve idare eden "derin bakıye" el ovuşturuyor.

Dersim tenkili'ni çözüm olarak sunan ve bundan hiç utanmayan monşer takımı el ovuşturuyor.

Dersim önermesini öpüp başına koyan "dürüst siyasetçiler" el ovuşturuyor.

Muhtemeldir ki, Sayın Baykal da "vetire"den hoşnuttur... Dün, grup toplantısında yaptığı konuşmada, "Hükümet başarısız oldu... Cumhuriyet bu işin üstesinden gelecektir" diyordu.

Bugüne kadar bu işin üstesinden gelemeyen cumhuriyet bundan sonra kuş mu konduracak, "demokratik açılım" dışında ne önerecek?

Bilmiyoruz...

Bildiğimiz şu:

Bir yerde kan varsa, o kan herkesin üzerine sıçrar... Baykal ve "el ovuşturanlar takımı" bundan vareste değildir.

http://www.stargazete.com/gazete/yazar/ahmet-kekec/bu-kan-sizin-uzerinize-de-sicrar-haber-230416.htm
#1575
Modern sömürgeci, militer zihniyet, dünyayı 'felaket ve kötülükten' koruma bahanesiyle 'işgalci' politikalarını yaygınlaştırıyor.
Emperyal heveslerle başlatılan savaşları günümüzde nihayetlendirmek mümkün görünmüyor.
Yani Afganistan işgali de daha onlarca yıl sürecek ve Obama açıkladığı üzere 2011 Temmuz'unda Afganistan'dan çekilmeyecek.
Obama, Bush ile arasındaki makası kapatarak ABD'nin 21. yüzyıldaki stratejisinin omurgası Afganistan'a 30 bin asker daha gönderecek.
ABD'nin hegemonik hedefinde Afganistan ve Pakistan bölgesinin yeniden tanzimi ve kalıcı biçimde yerleşmek var.
Dünyanın cazibe bölgelerinin çelişik gelse de çok uzun yıllar bu coğrafyalar olacağı biliniyor. 
ABD, büyük askeri üsse dönüştüreceği Afganistan'la, Irak'tan sonra bölgedeki etkin askeri varlığı pekiştirecek.
İran, Çin, Hindistan. Orta Asya üzerinde hakim güç olarak konuşlanacak.
Dağınık Taliban gerillaları ve nerede olduğunun bilinmediği geçen gün ABD Savunma Bakanı tarafından itiraf edilen Amerikan yapımı El-Kaide, işgalin vitrin figürleri...
Batı'nın hegemonya mücadelesinde kilit ülke Afganistan'ın kontrolü küresel güç olmanın  gereği...
Asya-Pasifik hattındaki yeni ekonomik dinamiklerin kontrolü için Afganistan'da işgalin sürekliliği ve yayılımı çok önemli.
2001'den beri ülkeye bir düzen getirmeyen işgalin öyle bir niyetinin olmadığı, aksine Afganistan'ın yağmasını kolaylaştırıldığı anlaşıldı.
Irak'a benzer bir bataklığa dönüşen Afganistan'da da her gün onlarca sivil öldürülüyor.
Amerikan kuklası siyasetçiler, enkaz devlet, şaibeli seçimler, tırmanan etnik ve dini çatışmalar, her gün radikalleşen direniş hareketi ve yoksulluk, Batı tipi ihraç demokrasinin ortak özellikleri.
Afganistan'daki NATO birliklerinin Taliban'a lojistik destek verdikleri iddiaları artıyor...
İstikrarsız hükümetler, aşırılaşan köktenci direnişler ve işgalci güçler arasında kalan halklar şiddetin yatağına terk edildiler.
Modern dünyanın sahiplerinin bu, gücünü tüketmiş ülkelerden ne istediği ise ortada.
Doğalgaz kaynakları, petrol rezervleri, enerji yollarını ele geçirmek.
Afganistan'ın kuzeyinde 300 milyon ton petrol ve 700 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunuyor.
Pakistan'ın güneyindeki Belucistan'da da 6 trilyon varillik petrol rezervi var.
Üretilen dini ve etnik çatışma mevzileriyle, bu stratejik enerji rezervlerine sahip coğrafyalar ve devlet yapıları paramparça edildi.   
İlişki ve çıkarlar ağının arapsaçı olduğu bölgede uyuşturucu simsarları, silah tüccarları cirit atıyor.
Silah ve uyuşturucu ticaretiyle kirlenmiş yerel siyasetçiler halk arasına çıkamıyor.
Pakistan ve Afganistan'daki yolsuzlukların paydaşlarının yine direniş liderleri ve siyasetçilerin olması tesadüf değil.
Bu bölgede kurulan savaş ekonomisinin yarattığı büyük zenginlik, yoksul halk dışında taraflarca adilce bölüşülüp savaş müesses kılınıyor.   
Yeni strateji gereğince Afganistan'da yapılacak yatırım değil, askeri yığınak oluyor ve Afganistan sınırından Pakistan'a doğru başlatılacak kara harekatıyla Pakistan da hızla bölünme eksenine yerleştirilecek,
Irak, Afganistan, Pakistan, Belucistan sınırlarını kapsayan bölge askerileştirilerek göstermelik seçimlerle yönetmek.
Böylelikle de Asya'nın yükselen güçleri Hindistan ve Çin'in enerji erişimini kontrol etmek.
Bu karanlık savaş projesine Türkiye'nin dahil olacak tek bir askeri bile olmamalı.
nihal.kemaloglu@aksam.com.tr

http://www.aksam.com.tr/2009/12/08/yazar/15462/nihal_kemaloglu/bitmeyecek_isgal__afganistan.html
#1576
ANAYASA Mahkemesi DTP'nin kapatılması için açılan davaya bakmaya bugün başlıyor. Mahkeme üyeleri önce, delilleri teker teker ele alarak "geçerli, geçersiz" diye ayıracaklar, ardından da "geçerli" delillere göre bir karar verecekler.
Bu işlem bir hafta, on gün zaman alır; demek ki, DTP hakkındaki karar çok yakın!
Anayasa Mahkemesi delillere "Bu parti terör örgütüyle ilişkili mi? Terör örgütünü destekleyen eylemlere 'odak' olmuş mu?" diye bakacak.
Bir Allah'ın kulu çıkıp da "DTP'nin PKK ile ilişkisi yok" diyebilir mi?!
PKK'nın siyasi uzantısı olduklarını kendileri de kabul ediyor zaten.

İki seçenek?
Anayasa Mahkemesi bu tip davaları ortalama bir yılda sonuçlandırıyor; HEP davası öyle olmuştu mesela... DTP davası 16 Kasım 2007'de açıldığına göre iki yıl geçmiş, Mahkeme DTP'ye belli bir müsamaha bile göstermiş. Fakat DTP, bırakın özenli davranmayı, eski partilerden daha fazla PKK'nın uzantısı oldu.
Hukuk açısından iki seçenek var:
-  Mahkeme DTP'yi kapatırsa bunu AİHM de onaylar. Nitekim AİHM, DTP'nin yanında sütten çıkmış ak kaşık gibi duran Herri Batasuna adlı Bask partisinin kapatılmasını "ETA ile ilişkileri olduğu" ve böyle bir partiyi kapatmanın "terörizmin kınanması konusunda uluslararası düzeyde oluşan arzuyla uyumlu" bulunduğu gerekçesiyle onaylamıştır.
-  Mahkeme'nin kapatma yerine "Hazine yardımı"nı kesme yaptırımını uygulaması düşünülebilir. Fakat DTP halen Hazine yardımı almıyor, böyle bir karar ancak yeni içtihatla mümkün olabilir. Böyle bir yaptırım DTP için vız geleceği gibi, genel kamuoyunu da tatmin etmez.
Sıkıntılı bir durum... Siyaseten daha da sıkıntılı, çünkü kapatma kararı PKK güdümündeki Kürt milliyetçiliğini tahrik edecektir!

Çatışmadan besleniyorlar
Etnik milliyetçilik, bütün aşırılıklar gibi, çatışmadan beslenir; zira çatışma, etnik kimlikleri keskinleştirir.
Onun içindir ki, biraz sakinlik olduğunda, mesela "Öcalan zehirlendi" diye tahrikler yapıp tabanlarını çatışmaya sürmüşlerdi.
Şimdi "Odası dar" diye aynı çatışmayı tahrik ediyorlar.
İstanbul'da belediye otobüslerine atılan yangın bombalarından, 17 yaşındaki Serap Eser, yanıklar içinde kıvranarak can verdi; Ahmet Türk bile bir defa olsun "Sakin olun" çağrısı yapmadı.
Bir haftadır kitlevi çatışmalar oluyor, DTP memnun!
Dahası, kapanma ihtimaline karşı, "Sine-i millete döneriz" diyerek yeni ve daha sert çatışmaları tezgâhlıyorlar.
DTP'nin kapatılması hukuken doğru olacak ama siyaseten etnik milliyetçiliği kışkırtacak sonuçlara yol açacaktır.
Hukuki ve siyasi gerçekler karşı karşıya!

Çözüm uzun vadede
Çatışmaları tırmandırarak Öcalan'ı kurtaracaklarını sanıyorlar. Kitlelerde Türk-Kürt karşıtlığı yaratacak eylemlerle, DTP'nin 28 Ekim 2007 tarihli Sonuç Bildirgesi'nde ifade edilen "halkların birbirini boğazlamasına kadar gidebilecek bir süreci" kendileri tetikliyorlar.
Ne için bütün bu kanlı oyun?
Demokratik özgürlükler için mi? Öyle ise "açılım"ı desteklemeleri gerekmez miydi? Hayır, sabote ediyorlar!
Bütün bunlar sırf Öcalan'ı yüceltmek için!
Stalinist dozda bir kişilik kültü!
Çok tehlikeli bir oyun!
Tahriklerle Türkleri ve Kürtleri bir arada yaşayamaz hale getirirlerse, bu Öcalan'a asla yarar sağlamayacağı gibi, ülke genelinde "halkların birbirini boğazlaması" felaketine de yol açabilir. Bunu bile göremeyecek bir bağnazlık içindeler.
Bütün bunlara rağmen, Türkiye açılıma devam etmeli, demokrasinin siyasi gücünü yanında tutmaya özen göstermelidir.

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1171047&AuthorID=62&Date=08.12.2009&ver=91
#1577
Metin Taş-Sezgin Özcan/Akşam Gazetesi

Geçtiğimiz pazar günü bir gazetede 'Kimliği çalındı dünyası karardı' başlıklı bir haber vardı.
Mümine Hancıoğlu adlı vatandaşın sekiz yıl önce içinde kimliği de bulunan çantası çalınmış... Çanta çöp bidonunda bulunmuş ama içinden nüfus cüzdanı alınmış... Kimliği kullanılarak adına tekstil şirketi kurulmuş, bankalardan kredi çekilip, çek koçanı alınmış...
Hancıoğlu, durumu hakkında açılan davalar nedeniyle mahkemeden gelen yazıları görünce öğrenmiş... Hakkında 'dolandırıcılık' suçundan yedi yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmış...
Oysa piyasayı dolandıranlar, Hancıoğlu'nun kimliğini çalıp, bu kimlikle adına şirket kuranlar. Muhtemelen şirket, vergi dairesi ve SGK'ya da borçlandırılmıştır.

SADECE POLİSE GİTMEK YETMİYOR
Hancıoğlu, çantası çalındığında polise gitmiş, içinden nüfus cüzdanı alınan çanta çöp bidonuna atılmış olarak bulunmuş. Polise başvurduğunun rahatlığı içinde nüfus cüzdanının yenisini çıkartmış. Ancak sadece polise başvurması kendisini kurtarmamış. Çalınan nüfus cüzdanının başına açtığı bela, sekiz yıl sonra karşısına çıkmış. Şimdi suçsuzluğunu ispatlamak için uğraş verecek.
Hancıoğlu'nun başına gelen ilk defa yaşanan bir olay değil. Bu tür haberlere zaman zaman rastlıyoruz. Nüfus cüzdanını kaybeden veya çaldıran, polise başvuruyor, gazetede kayıp ilanı veriyor ve yeni bir nüfus cüzdanı çıkarıp, hayatına devam ediyor. Oysa bu yapılanlarla konu kapanmıyor. Eski nüfus cüzdanınız yıllar sonra arkanızdan gelebiliyor.

VERGİ DAİRESİNE BİLDİRİM
Eğer nüfus cüzdanınızı kaybeder veya çaldırırsanız, sonradan üzülmemeniz, mahkeme kapılarında sürünmemeniz hatta hapse girmemeniz için polisten sonra gideceğiniz ikinci adres vergi dairesi olmalı.
Nüfus cüzdanını kaybeden veya çaldıran kişilerin, gazete kayıp ilanı veya emniyetten alacakları tutanağı ekleyecekleri bir dilekçe ile vergi dairesine başvurması halinde, kayıp veya çalıntı nüfus cüzdanı bilgileri sicil kayıtlarına alınıyor.
Böylece, nüfus cüzdanını eline geçiren kötü niyetli kişi herhangi bir vergi dairesine gidip mükellefiyet tesis ettirmek veya şirket kurmak istediğinde sistem uyarı veriyor ve çalıntı nüfus cüzdanıyla mükellefiyet tesisi engelleniyor.

BAŞVURU
Nüfus cüzdanını kaybeden veya çaldıran kişilerin, nüfus cüzdanlarının kaybolduğunu veya çalındığını belirterek, kaybettikleri ya da çaldırdıkları nüfus cüzdanlarıyla vergi dairelerince mükellefiyet tesisi yapılmasının engellenmesini talep edecekleri bir dilekçe ile;
l Vergi mükellefiyetini terk edenler ile vergi mükellefiyeti bulunmayanların (potansiyel vergi kimlik numarası bulunanlar dahil) herhangi bir vergi dairesine,
l Vergi mükellefiyeti bulunanların bağlı bulundukları vergi dairesine,
başvurmaları ve dilekçe ekinde, TC kimlik numaraları ve nüfus cüzdanının kaybedildiğine veya çalındığına dair gazete ilanının ya da emniyet birimlerince düzenlenmiş belgenin aslını ibraz etmeleri gerekiyor.
Başvuru üzerine, kayıp veya çalıntı nüfus cüzdanı bilgileri sicil kayıtlarına alınıyor.

http://www.aksam.com.tr/2009/12/08/yazar/15460/metin_tas_sezgin_ozcan_/nufus_kagidinizi_kaybederseniz_sizin_de_dunyaniz_kararabilir_.html


Kimliğinizi kaybettiğinizde hemen yenisini çıkartın

Günümüzde başta vergi daireleri, bankalar, noterler ve tapu müdürlükleri olmak üzere önemli kamu kurumlarının kullanmakta olduğu bilgisayar programları, işlem için müracaat eden kişilerin kimlik bilgilerinin doğruluğunu MERNİS sistemiyle online bağlantı kurarak kontrol etme imkanına sahip. Dolayısıyla kimliğinizi kaybettiğinizde hemen yenisini çıkartırsanız, yeni kimlikte yer alacak olan seri ve numarası, verildiği yer, veriliş sebebi ve tarihi bölümleri eski kimlikten farklı olacağından, eski kimliğinizle vergi dairesi, banka, noter ve tapu dairelerinde kötü niyetli şahıslarca herhangi bir işlem yapılamayacaktır. Özetle, kimliğinizi kaybettiğinizde hiç ihmal etmeden hemen yenisini çıkartın. Bu dolandırıcı ve kötü niyetli şahıslara karşı günümüzde alınabilecek en etkili önlemdir.
#1578


30'dan fazla aracın görücüye çıktığı 'Los Angeles Auto Show 2009' başladı. Fuarın en çok ilgi çeken otomobili 1 litre yakıtla 100 km yol gidebilen Volkswagen L1 oldu. İşte Volkswagen L1;

"LA Oto Show" bu sene 50'den fazla yeni nesil arabanın ilk tanıtıldığı fuar oldu.

Bunların içinde Hybrids, modern temiz-dizel, elektrikli, Hidrojenli yakıt, doğal gaz ve ethanol güçlendirilmiş araçlar var.

Bunların arasında en ilgi çeken Volkswagen'in turbo dizel hybrid arabası "L1"in, bir litre yakıtla yaklaşık 100 km gidebildiği ve bunun büyük bir rekor olduğu söyleniyor.

Mercedes-Benz'in yeni s400 hybrid ise en çok ilgi gören lüks arabalar kategorisinde...

Öte yandan bu sene Los Angeles otomobil fuarına ilk kez Ferrari ve Lamborghini katılmadı, bu da kulislerde ekonomik krizin bu şirketleri etkilediğine dair söylentiler çıkardı.







http://www.haber7.com/haber/20091206/1-litre-yakitla-100-km-gidiyor-VIDEO.php
#1579
Bayındırlık Bakanlığı tarafından geçen yıl yayımlanan, "Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği" dün itibarıyla yürürlüğe girdi.

Yeni yönetmeliğe göre, toplam kullanım alanı bin metrekareyi geçen binalarda kombi kullanımı yasaklandı. Bu binalarda ısınma, merkezi sistem ile yapılacak. Yönetmelik sadece yeni binaları kapsıyor, eski binalar uygulamadan etkilenmeyecek. Merkezi ısıtmada katı yakıt verimi en az yüzde 75, sıvı ve gaz yakıtlarda ise Sanayi Bakanlığı'nın yayımladığı yönetmelikte yer alan iki yıldız verim sınıfından daha düşük olamayacak. Ayrıca merkezi ısıtma sistemlerinde, kazana geri dönüş su sıcaklığı ile dış hava sıcaklık kontrolünü sağlayan ekonomik sistemler kullanılacak. Yönetmelik ayrıca, 2 bin metrekare üzeri işyerleri ve hizmet binalarında merkezi soğutma sistemini zorunlu hale getirdi.

Enerji verimliliğini ve ekonomik ısınmayı amaçlayan yönetmeliğe göre, isteyen herkes yaşadığı ortamı kombi veya klima kurarak istediği gibi ısıtıp soğutamayacak. Toplam alanı bin metrekareyi geçen toplu konut veya sitelerle, kullanım alanı 2 bin metrekareyi aşan ticaret ve hizmet binalarında merkezi soğutma zorunlu hale getirildi. Binalarda ısıtma ve soğutmayı merkezi hale getiren yönetmelik, ısı ve soğutma sistemlerinin faaliyeti için de kaliteli malzeme kullanmayı zorunlu tutuyor.

Enerji Performansı Yönetmeliği, kamuoyunda da tartışma konusu oldu. Kombi sektörü uygulamayı eleştirirken Kazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Birliği Derneği, yönetmeliğin son derece faydalı olacağı görüşünde. Derneğe göre, merkezi ısıtma sistemiyle binalarda tüketilen enerji verimli kullanılacak, israfın önüne geçilecek. Yıllık sağlanacak tasarruf ise 500 milyon dolar.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=923912&title=kombi-ile-isinmak-artik-yasak
#1580
2003-2004 döneminde görev yapan üç kuvvet komutanı, darbeye teşebbüs suçlamasıyla Ergenekon savcılarına 9 saat ifade verdi. 'Şüpheli' sıfatıyla sorgulanan ve darbe günlüklerini kabul etmedikleri öğrenilen üç emekli komutan savcılıkça serbest bırakıldı.

Türk yargı tarihinde dün bir ilk yaşandı ve üç eski kuvvet komutanı darbe teşebbüsü suçundan sivil savcılığın önüne çıktı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı H.İbrahim Fırtına, 2003-2004'te darbe planlamak suçlamasıyla sorgulandı. "Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven" kod adlı darbe planlarında isimleri geçen emekli kuvvet komutanları, darbe soruşturması kapsamında 'şüpheli' sıfatıyla ifade verdi. Üç eski komutan, daha sonra serbest bırakıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, üç isimle ilgili soruşturmanın sürdüğünü açıkladı.

Emekli kuvvet komutanları Örnek, Yalman ve Fırtına dün sabah 09.30'dan itibaren peş peşe İstanbul Adliyesi'ne geldi. Yalman ve Örnek'i Genelkurmay'ın tahsis ettiği araç getirirken Fırtına, avukatının cipini tercih etti. Adliyedeki savcı odalarında sorguya alınan paşalardan İbrahim Fırtına'ya, Ergenekon sanıklarından Yalçın Küçük ve Ergenekon şüphelisi Sabih Kanadoğlu'nun avukatlığını yapan Hasan Fehmi Demir refakat etti. Aytaç Yalman'ın sorgusuna ise 'sahte çürük operasyonu'nda tutuklanan askeri savcı Ahmet Zeki Üçok'un avukatı Tarık Kale'nin girmesi dikkat çekti.

İkinci Ergenekon iddianamesinde yer alan darbe planlarında isimleri geçen ancak dosyaları tefrik edilen kuvvet komutanları hakkında yargı süreci başlatıldı. Şüpheli olarak ifadeye çağrılan emekli kuvvet komutanları Özden Örnek, Aytaç Yalman ve İbrahim Fırtına dün sabah 09.30'dan itibaren peş peşe Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi. Üç kuvvet komutanı, saat 10.00'da savcı odalarında sorguya alındı. Özden Örnek'i savcılar Zekeriya Öz ile Fikret Seçen, Aytaç Yalman'ı savcı Ercan Şafak, İbrahim Fırtına'yı da Murat Yönder sorguladı. Kuvvet komutanlarının ifadeye alınmaları sürecine İstanbul Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı nezaret etti. Öğle yemeği için verilen arada komutanlara korumaları tarafından dışarıdan tavuk dürüm, ayran ve salatadan oluşan menünün getirildiği öğrenildi. Yemekten sonra, ilk olarak Özden Örnek adliyenin terasına çıktı. Daha sonra elinde

Türk kahvesi ile Fırtına göründü. Fırtına gelince Örnek'in terastan ayrılarak içeri girmesi dikkat çekti.

Ergenekon savcılarından Ercan Şafak'a ifade veren Aytaç Yalman'ın ifadesi saat 17.30'da bitti. Diğer iki ismin sorgusu ise 19.50'de sona erdi. Sabah 10.00'da başlayan savcılık sorgusu yaklaşık 10 saat sürdü. Komutanlar, sorgularının ardından serbest bırakıldı. Üç emekli komutan, 20.55 sıralarında adliyeden ayrıldı. Paşalar ayrılırken görüntü almaya çalışan gazeteciler ile polis ekipleri arasında arbede yaşandı. Emekli Orgeneral İbrahim Fırtına'nın avukatı Hasan Fehmi Demir, müvekkilinin, savcılıkta kendisine yöneltilen iddiaları reddettiğini söyledi. Örnek'in de ifadesinde, kendisinin yazdığı iddia edilen günlükleri kabul etmediği öğrenildi. Komutanların adliyeden ayrılmasının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Turan Çolakkadı, gazetecilere açıklamalarda bulundu. Öncelikle bir şeyi açıklamak istediğini ifade eden Çolakkadı, "Az önce bir TV kanalında, 'Başsavcı vekili ile sohbet ediyorlar.' denildi. Öyle bir şey olmadı. İfadesi bitenler benim sekreteryada oturup, sonucu bekledi. Son kişi de bitince işlemlerini yaptık. Biz içeride değerlendirme yaptık, onlar dışarıdaydı.'' dedi.

ÇOLAKKADI: SORUŞTURMA SÜRÜYOR ELİMİZDE BAŞKA BİLGİLER DE VAR

"Eski kuvvet komutanlarının hangi suçtan sorgulandıkları" sorusunu Çolakkadı, "Suçları soruşturmanın sonunda tam olarak anlaşılır. Ama özü bu. Bildiğiniz günlüklerle ilgili sorgulamaydı esası. Başka sorularımız da var. Bunun dışında ifadenin içeriğine giremeyiz, o kısmı gizli. Günlüklerle ilgili şüpheli olarak sorguladık. Başka bilgilerimiz de var tabii. Bu soruşturmada başka bilgileri de sorduk, ama bunları açıklayamayız. Soruşturma devam ediyor." şeklinde yanıtladı. Daha önce Ergenekon sanıklarından emekli general Kemal Yavuz, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz gibi isimler savcılıkça serbest bırakılmıştı. Ancak bu kişiler hakkında iddia olunan Ergenekon terör örgütü davası kapsamında iddianame hazırlanmıştı. Eski komutanlarla ilgili de benzer bir hukuki sürecin işleyebileceği belirtiliyor.

İbrahim Fırtına'ya aynı davanın sanıklarından Yalçın Küçük ve Ergenekon şüphelisi Sabih Kanadoğlu'nun avukatı Murat Demirel refakat etti. Aytaç Yalman'ın sorgusuna ise 'sahte çürük raporu' davasında Albay Zeki Üçok'un avukatı Tarık Kale katıldı.

Sorguya yazılı tebligatla çağrıldılar

1 Aralık 2009: Savcılık tarafından emekli kuvvet komutanları Örnek, Yalman ve Fırtına'ya "şüpheli" olarak ifadelerinin alınması için yazılı tebligat çıkarıldı.

3 Aralık 2009: İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, yazılı bir açıklama yaparak emekli kuvvet komutanlarının hafta sonu ifadeye gelmeyeceğini duyurdu.

4 Aralık 2009: Darbe soruşturmasını yürüten savcılar, yazılı tebligatın çıkarıldığını doğruladı.

5 Aralık 2009: Eski kuvvet komutanları Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi.

Dakika dakika tarihî sorgu
09.30 İlk olarak eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman, Genelkurmay Başkanlığı'nın kendisine tahsis ettiği arabayla adliyeye giriş yaptı.

09.35 Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Org. İbrahim Fırtına, avukatının siyah Mercedes cipiyle geldi ve hakim ve savcıların kullandığı kapıdan içeri girdi.

09.40 Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Genelkurmay Başkanlığı'nın kendisine tahsis ettiği arabayla adliyeye geldi.

10.00 Adliye binasının beşinci katında savcıların odasında kuvvet komutanlarının savcılık sorgusu başladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı da sorgularına nezaret etti.

12.30 Savcılık sorgusuna ara verildi. Kuvvet komutanları öğle yemeği için adliyenin yemekhanesinde hâkim ve savcıların kullandığı bölüme geçti. Daha sonra adliyenin balkonuna çıkan komutanlardan İbrahim Fırtına'nın kahve içtiği görüldü.

13.00 Kuvvet komutanlarının sorgusu tekrar başladı.

19.50 Sorguları tamamlanan kuvvet komutanları Yalman, Fırtına ve Örnek, serbest bırakıldı.

KİM NE DEDİ?
Deniz Baykal (CHP Genel Başkanı): Türkiye'de herkes yargıya hesap vermek zorunda. Hiç kimse özel bir himaye altında tutulamaz.

Oral Çalışlar (Radikal Gazetesi Yazarı): Farklı bir sürece girildi. Türkiye, hep yaralı bir demokrasi temsilcisi olarak anıldı. Artık hukuk işliyor.

Yiğit Bulut (Habertürk Yayın Yönetmeni): Darbe yapanların sorgulanamadığı dönemden darbeye teşebbüsün sorgulandığı döneme geldik.

Sedat Laçiner (USAK Başkanı): Suçu kimin işlediğinin önemi yok. Bir an önce yargılanmalılar. Çürük elmalar temizlenmelidir.

Cüneyt Ülsever (Hürriyet Yazarı): Gelişmeyi çok hayırlı görüyorum. Merak ettiğim, darbe yapanların ne gibi bir muameleye tabi tutulacağıdır.

Prof. Eser Karakaş (Öğretim üyesi): Cuntaya karışanlar muhakkak cezalandırılmalıdır. Bunların ayıklanması TSK için gereklidir. ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=923928&title=turk-yargi-tarihinde-bir-ilk-yasandi-kuvvet-komutanlari-darbeye-tesebbusten-sorgulandi&haberSayfa=1