Haberler:

deneme

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#1641
Baskında günah keçisi ilan edilen kaçırılan erlerin PKK'yla üç saat aralıksız çatıştıkları belirlenirken, üç komutanın da aynı gün izin yaptığı ortaya çıktı. PKK'nın bölgedeki hareketliliği ise saldırı öncesi Genelkurmay'a rapor edilmişti.

Erler çatışmada komutan düğünde
Taraf, 13 Ocak 2008'den itibaren 10 gün boyunca Dağlıca baskınındaki ihmaller zincirini açıklamaya başladı. Erlerin avukatlarından alınan iki klasör iddianameyi tek tek inceleyen Taraf'ın ortaya çıkardığı gerçekler kamuoyunda deprem etkisi yarattı.

Dağlıca baskınından önce taburun emniyetini sağlayan bölükteki asker sayısı 250'den 80'e düşürülmüştü. Bu bölükteki askerlerin bir kısmı taburun emniyetini sağlamak için Keri Tepesi'ni tutuyordu. Baskının yapıldığı ve taburu korumakla görevli tepedeki nöbetçi erlerin sayısı 100'den 26'ya indirildi. Baskından yaralı olarak kurtulan Piyade Ufuk Çelik, baskın sonrasında bölükteki asker sayısının azaltılmasıyla ilgili olarak şu bilgileri verdi: "Taburun emniyetini sağlamak için Keri Tepesi'ni bizim bölük tutuyordu. Bölüğün mevcudu yaklaşık 250 kişi idi. Ancak 20 Ekim 2007 tarihine kadar 1986/3 tertip erler terhis olup gidince, tabur komutanının emriyle her bölükten yaklaşık 30'a kişi seçilip alınarak Buğra Bölük Timi oluşturuldu. Bu tim tabur karargahının olduğu bölgede operasyon için hazır tutuluyordu. Bölük mevcudumuz 80 kişiye düştü. 26 kişi de Keri mevzilerinde 10 gün görevde kalmak durumunda oldu.

Mevziler boş bırakıldı
Yeterli sayıda asker olmaması nedeniyle hakim tepeler boş bırakıldı. Her mevzide üç asker bulunması gerektiği halde, bu sayı bire düşürüldü. Her iki uçtaki mevzilerin orta noktasındaki bir mevzi de, yine asker sayısının yetersizliği nedeniyle boş bırakıldı. Hakim tepeler olan Geper, Gerçek Keri ve 2522 rakımlı Oramar Tepesi, asker yetersizliğinden boş kalan mevzilerdendi.
Bu mevziler PKK'lıların geliş yolu üzerindeydi ve korunmasız oldukları için PKK'lılar bu bölgeleri herhangi bir direnişle karşılaşmadan ele geçirdi, daha sonra da baskın düzenlendi. Hava soğuk olduğu için çadırda ısınan erlerin bir kısmı baskın anında panikten tabura doğru kaçtı.

Tim bir mermi bile atmadı
Bir görevi de nöbet tutan erleri korumak olan yeni oluşturulmuş Buğra Bölük Timi, baskın anında taburda bekletilmesine rağmen çatışmaya girmedi, taciz ateşi bile açmadı. Asker sayısının yetersizliği nedeniyle iki ağır makineli silah mevzisinin boş olduğu da ortaya çıktı. MK19 bomba atar mevzi de boş bırakılmıştı. Bunun üzerine PKK'lıların baskından önce görüldüğü bölgeye ateş açıldı. Ancak tüm mermiler ve toplar kısa düştü. Dağlıca'da görevli Piyade Çavuş Ufuk Çelik, bu olayı ifadesinde şöyle anlattı: "Telsizle durumu tabura ilettik. Bu bölgeye taburdan havan ve topçu ateşi açıldı, ama mermiler hep kısa düştü. Havan ve topçu menzili dışında kaldılar."

Komutan düğündeydi
Dağlıca baskınından altı saat önce, PKK'lılar bölgede yine görüldü. Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik'in düğünde olduğu ortaya çıktı. Çelik ifadesinde "Tabur komutanı o sırada köydeki düğünde olduğundan üsteğmenimize telsizden herhangi bir emir verilmedi. Bu yüzden bölük komutanımız gece uyumamamız ve dikkatli olmamız gerektiğini söyledi" diyerek yaşananları ve komutanın düğünde olduğunu açıkladı. Dirik baskından sonra Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi tarafından alınan ifadesinde "Baskın günü bölgenin gözetlendiği ve teröristlerin görüntüsü bana telsizle bildirildi" diyerek görüntü alındığını kabul etti.

Projektörlerle aydınlatma yapıldı
Baskın sırasında, yüksek noktalardaki bölgeler projektörlerle aydınlatıldığı için nöbet tutan erler çok rahat görülüyordu. Çelik, ifadesinde bu olaya da yer verdi: "Herkes önemli bir olayın olabileceğinden endişe duyarak gerilmişti. Hepimiz diken üstündeydik. O gün sis vardı ve ortalık projektörlerle aydınlatılıyordu. Bu nedenle bulunduğumuz tepede personel, yakın mesafeden rahatça görülüyordu."

Nöbete el bombasız gönderildiler
Dağlıca baskını sonrası ifadeleri alınan tüm erler bölgeye el bombasız gönderildiklerini açıkladı. Erlerin tümü "Son 10 günde, göreve gelirken her askerin üzerinde bulunan taarruz el bombaları savunma bombalarıyla değiştirilmek üzere tabur komutanının emriyle toplatıldı. Biz yeni el bombalarını almadan, yani el bombasız Keri Tepesi'ne gelmiştik. Sadece mevzilerde 30 kadar el bombası vardı. Üç saat çatıştıktan sonra bu bombalar da bitti" şeklinde ifade verdi.

Komutanın itirafı
Tabur Komutanı Onur Dirik, Van Askeri Mahkemesi'ne verdiği ifadede erlerin nöbete el bombasız gönderildiklerini kabul etti ve şöyle dedi: "Olaydan önce bir el bombasının pimi çekilirken kaza yaşandı. El bombalarının sakıncalı olacağı düşünüldü. Bu nedenle olaydan önce, arızalı olabileceği gerekçesiyle el bombaları toplatıldı."

Çatışan erlere yardım gelmedi
Er Ramazan Yüce'nin baskın anında erleri teslim olmaya ikna ettiği iddia edilmesine rağmen, çatışmanın başladığı saat 00:20'den, teslim olunan 03:20'ye kadar çatışmanın sürdüğü, bombaların ve mermilerin bitmesi üzerine teslim oldukları ortaya çıktı. Yüce'nin başına saplanmış olan şarapnel parçaları ve PKK'lılarla çatıştığı da erlerin ifadelerine yansıdı.
Baskın sonrası esir alınan sekiz er, bayrak direği yanında toplu halde bir saat bekletildi. Ardından yaya olarak iki gün süren K. Irak'a intikalleri yapıldı. Bu süre boyunca baskını yapanlar helikopterlerle takip edilmedi. Erlerin kaçırıldığı gerçeği, iki gün boyunca kamuoyundan gizlendi.

Silahlar tutukluk yaptı
Başta Keri Tepesi olmak üzere baskının yapıldığı tepelerde askerlerin kullandıkları silah ve uzun menzilli bombaatarların tutukluk yaptığı ortaya çıktı. Tabur Komutanı Dirik mahkemeye gönderdiği tutanakta silahların tutukluk yapmasının mümkün olmadığını belirtirken, tutukluk yapmayan silahların listesini rapor olarak sundu. Ancak daha sonra yapılan incelemelerde silahların tutukluk yaptığı ortaya çıktı.

Baskın günü taburda bulunan üç komutanın da izinde olduğu ortaya çıktı. Tabur, baskın anında komutansız kalmıştı. Dirik bu durumu şu sözlerle açıkladı: "Bölgede bölük komutanı bulunmamasının sebebi, birinin izinde olması, diğerinin ertesi gün icra edilecek izin konvoyunun yol emniyet görevini sevk ve idare edecek olması ve birinin de birkaç gün sonra yapılacak operasyonun komutanı olarak görevlendirildiği için dinlendiriliyor olmasıdır. Bölgedeki iki bölük komutanı izinli olduğu için lider personelin tecrübe ve yetenek durumu dikkate alınarak gerekli düzenleme yapılmaktadır."

Helikopter isteği karşılanmadı
Dağlıca baskınından iki gün önce PKK'lıların bölgede dokuz katırla görüldükleri tabura üç kez rapor edildi. PKK'lıların bölgede görülmesi üzerine taburdan helikopter talebi yapıldı. Ancak taburun helikopter isteği uygun görülmedi. Piyade Er Recep Can, helikopter isteğinin reddedilmesini ifadesinde şöyle belirtti: "Olay gecesinden iki gün önce öğlen saatlerinde dokuz on katırla üç kişilik görüntü tesbit ettik. Bu görüntü Çağdaş Üsteğmen tarafından tabur komutanına bildirildi. Akabinde kobra helikopter talebinde bulunuldu, ancak talep uygun görülmedi."
Bunun yanı sıra çatışma esnasında da helikopterlerin yardıma gelmediği ortaya çıkacaktı.

Askerler ifadeyi geri aldı
Taraf'ın ortaya çıkardığı bu gerçekler üzerine 1 Şubat 2008 tarihinde Van Askerî Mahkemesi'nde Dağlıca baskınının ilk duruşması yapıldı. Daha önce medya tarafından vatan hainliği ve ihbarcılıkla suçlanan Er Ramazan Yüce'nin baskının çok önceden komutanlarına bildirdiği ortaya çıktı. PKK'lılar "suya gidiyoruz" şifresini kullanmış Yüce de komutanlarına baskını haber vermişti. Mahkemede kaydı tutulan telsizlerin kayıtlarının silindiği ortaya çıktı.

Duruşmada ayrıca tutuklu diğer yedi er daha önce Ramazan Yüce hakkında Yarbay Onur Dirik'in yanında verdikleri ifadeyi geri aldılar. Bu da askerlerin baskı sonucu Er Yüce'yi suçladıklarını ortaya koydu. İki gün süren duruşma sonucu tüm askerler tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Iğsız'dan Dirik'e plaket
Ardından 15 Mart 2008'de Taraf, 12 askerin şehit olduğu, sekizinin de rehin alındığı PKK baskınından 15 gün sonra, dönemin 2. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın saldırıya uğrayan birliğin komutanı Yarbay Onur Dirik'e plaket verdiği ortaya çıktı. Onur Dirik'e ödül veren Hasan Iğsız, bir dönem Dirik'in babası emekli Tümgeneral Erdoğan Dirik'in komutasında çalıştı. Baba Dirik'e bağlı tabur komutanlığı yaptı. Baba Dirik aynı zamanda dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın da devre arkadaşıydı. Bir dönem baba Dirik'in emri altında görev yapan Iğsız, yıllar sonra oğul Dirik'e komutanlık yapacak ve Büyükanıtla birlikte kendisini koruyacak kişilerin başında gelecekti.

Taraf 15 Mart 2008'de Dağlıca baskınıyla ilgili başka bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Dağlıca 3. Motorize Piyade Tabur Komutanlığı'nda 14 Ocak 2008'de malzeme deposunda yangın çıkmıştı. Yangında depoyla birlikte çok sayıda askeri mühimmat malzemesi yanmış ve tamamı kullanılmaz hale gelmişti. Zarar gören malzemeler arasında çok sayıda el bombası, roketatar, havan topu ve silah da vardı. Taburda görevli bir yetkili Taraf'a "Komutanımız Onur Dirik yangına müdahale etmeyip malzemelerin yanmasını seyretti" açıklamasında bulunmuştu.
Yangın sonrası iki rapor hazırlanmıştı. İlki üç sayfalık zarar gören malzeme listesi, ikincisi ise 40 sayfalık ayrıntılı kaza raporuydu. 45 dakika yangına müdahale yapılmadığı ortaya çıktı. Kaza raporunda yangının elektrik kontağından çıktığı iddia edildi. Bu yangın Dağlıca'da delillerin karartıldığı yönünde iddiaları güçlendirdi.

İnternete düşen itiraf
Onur Dirik tüm bu belge ve bilgilere rağmen açığa alınmadığı gibi hakkında her hangi bir soruşturma da açılmadı. Dirik'in internete düşen ses kaydı üzerine Genelkurmay Başkanlığı harekete geçti. Dirik ses kaydında baskındaki hatalarını kabul ediyor ve Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere tüm kuvvet komutanlarına ağır küfürler ediyordu. Baskındaki hatalar üzerine Dirik hakkında soruşturma açmayan kurum, küfürler üzerine kendisini kızağa çekti. Dirik Afyon'da konuşlu İkmal Komutanlığı Lojistik Şube Müdürlüğü'ne atandı.

Saldırı istihbaratı gelmişti
Taraf, 25 Haziran 2008'de ise Dağlıca baskınını Genelkurmay Başkanlığı dahil tüm kurumların dokuz gün önce bildiğine dair istihbarat raporlarını yayımladı.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt tarafından da bir gün sonra doğrulanan "İvedi" damgalı, 12 Ekim 2007 tarihli, Van Bölge Komutanlığı'ndan gönderilen "3590-2292-07/İDAM (63939) mesaj no'lu istihbarat raporunda, Dağlıca Taburu'na yapılacak saldırı istihbaratı, Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere tüm birimlere baskından dokuz gün önce şu ifadelerle bildirilmişti:
"Hakkâri-Yüksekova İkiyaka Bölgesi'nde faaliyet gösteren Zindan sorumluluğundaki TÖ. (Terörist Örgüt) grubunun işbirlikçileri aracılığıyla, Dağlıca 3. Motorize Tabur Komutanlığı'nın faaliyetleri hakkında bilgi almaya çalıştığı, önümüzdeki günlerde Dağlıca bölgesinde bulunan Keri Tepe üs bölgesi ile Geper olarak adlandırılan bölgede icra edilecek faaliyet esnasında askeri birliklere yönelik eylem yapmayı planladıkları..."

Dağlıca baskının dokuz gün önce bilindiğinin ortaya çıkmasının ardından bu kez de Ergenekon iddianamesinin delil klasörlerinden birinde, Kurmay Albay Onur Dirik'in baskından yaklaşık bir yıl önce Ergenkon zanlısı Asuman Özdemir'le yaptığı haberleşme kayıtları ortaya çıktı. Dirik yakın ilişki içinde olduğu anlaşılan Asuman Özdemir'e dağlıca fotoğrafları ve kimi askeri bilgileri mail yoluyla yollamıştı. Yarbay Dirik'in Ergenekon zanlısına gönderdiği fotoğraflarda askerlerin konuşlandığı tepeler, stratejik noktalar ve hareket biçimleri gibi hayati bilgiler, sanki üste brifing veriyormuş detaylılığında, oklu açıklamalarla aktarılmıştı.

http://www.taraf.com.tr/haber/43452.htm
#1642
Medya, baskının ardından kaçırılan erleri günah keçisi yaparak dikkatleri başka yöne çekiyordu. Er Ramazan Yüce 'vatan haini' ilan edilmişti. Oysa gerçekler daha farklıydı

Psikolojik harekât yapıldı
Dağlıca baskınının ardından Genelkurmay Başkanlığı'ndan aldıkları emirlerle "Asimetrik Psikolojik Harekât" düzenleyen medya organları, askerin baskındaki ihmallerini ortadan kaldırmak için ince taktikler yapmaya başlamıştı.

26 Ekim 2007 tarihli Hürriyet internet sitesi ilginç bir mizanpajla okuyucularının karşısına çıktı. Siteye girenler siyah bir bantla karşılaştı. Halen sitede bulunan bu bandın üzerinde "Siz kurtulmadan siyahtayız" deniyordu. Kaçırılan askerler Türkiye dönene kadar Hürriyet internet sitesi açılış sayfasının siyah bant olacağını kamuoyuna duyurdu. Ne var ki, kaçırılan er sayısı sekiz olmasına rağmen, bandın üzerinde yedi erin ismi vardı. Kaçırılan sekiz er arasında bulunan Er Ramazan Yüce'nin ismi sayfalarda görünmüyordu. Site beş gün siyah çıkmaya devam etti. Günler sonra ise Yüce'nin isminin neden siteye yazılmadığı ortaya çıkacaktı.

Medyadan asimetrik savaş
Genelkurmay Başkanlığı, baskının sorumluluğunu bir erin üzerine yıkmaya başlamış, Er Ramazan Yüce'yi suçlu ilan etmişti. Yüce'nin suçlu gösterileceğini günler önce derin kulislerden öğrenen Hürriyetçiler de bu ismi siteye yazmamış kısa süre sonra da bütün oklarını Yüce'nin üzerine çevirmişti. "Yüce hain ve ihbarcıydı. Baskının tek sorumlusu da oydu!"
Hürriyet internet sitesinin siyah çıktığı günlerde Roj Tv, kaçırılan erlerden üçünün görüntülerini yayınladı. Görüntülerde askerlerin TSK aleyhine konuşmaları yer almış ve bu konuşmalar da yoğun bir şekilde eleştirilmişti.

Medyada asimetrik psikolojik operasyonlar devam ederken, Başbakan Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı George Bush'un yaptıkları görüşme sonucu anlık istihbarat anlaşmasına vardıkları 5 Kasım'dan bir gün önce PKK'lıların kaçırdığı sekiz asker, Kuzey Irak'a giden DTP'li milletvekillerine teslim edildi. Ardından da askerler Türkiye'ye getirildi.

Teslim sırasında basına yansıyan görüntüler, askerlerin PKK'lılarla tokalaşması ise büyük tartışmalara neden oldu. "Devlet gazeteleri" ayağı kalkmış, görüntüleri eleştirmeye başlamıştı. Devlet gazetelerinin yanı sıra bu manzaradan etkilenen bir isim de dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'di. Şahin, askerlerin teslim edilmesi sırasında ekrana yansıyan görüntülere adeta ateş püskürüyor, askerler ölselerdi daha iyi olurdu anlamına gelen sözler sarf ediyordu. Şahin "Kendilerinin kurtulmuş olmasından fazla bir sevinç duyamadığımı ifade etmek istiyorum. Bizim askerimiz, bizim Mehmetçiğimiz vatanı korurken gerektiğinde her an şehit olmayı göze alan bir askerdir" dedi.

Bakan Şahin'in bu açıklamaları, ailelerin tepkisini çekti. Açıklamalar bir biri ardına gelmeye başladı. Piyade Er Fatih Atakul'un annesi Aynur Atakul, "Bakan bey öyle konuşacağına keşke beni anlımdan vursaydı" dedi ve şu açıklamayı yaptı: "Ben oğlumu büyük bir gururla askere gönderdim. Ölseydi daha mı iyi olacaktı? Konuşmak bakana kolay geliyor."

8 askere ihanet suçlaması
Benzer tepkiler diğer ailelerden de geldi. Türkiye bir yandan sekiz askerin teslim edilmesi görüntülerini konuşurken, bir diğer yandan da Bakan Şahin'in açıklamalarını tartışmaya başlamıştı. Şahin'in sözlerinin ardından sekiz erin ailesini yıkan ikinci haber ise askeri savcılıktan geldi.

Diyarbakır'a getirilen sekiz er 10 Kasım 2007'de sorgularının ardından tutuklandı. Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'na çıkarılan 8 asker, "Suçun vasıf ve mahiyeti askeri disiplini aşırı derecede sarsmış olması, Büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar suçunun işlendiğini gösteren kuvvetli delilerin bulunması ve izinsiz olarak başka ülkenin topraklarına geçmek" gerekçeleriyle tutuklanıp askeri cezaevine kondu. Askeri savcılık sekiz askerin bazılarını "ölmedikleri için" vatana ihanetle suçlamıştı.

Er Ramazan Yüce ise bir anda medyanın önüne atıldı. "İhbarcı, hain, PKK'lı" sıfatlarının yanı sıra, PKK'lılara taburun bilgisini vermekle suçlanıyordu. Tüm sorumluluk genç bir erin sırtına yüklenmiş, vatana ihanet ettiği tüm dünyaya ilan edilmişti.

Medya sorumluyu buldu: Ramazan Yüce
Medya, asimetrik psikolojik savaşı o kadar ileriye götürmüş ki er Ramazan Yüce'nin babasının PKK'lı olduğunu, Diyarbakır Cezaevi'nde öldüğünü de iddia edecekti. Yüce'nin babası olduğu belirtilen yalan bir isim ortaya atılmış, asimetrik psikolojik savaş tavan yapmaya başlamıştı.

Peki gerçekler Genelkurmay Başkanlığı'yla ortaklaşa asimetrik psikolojik savaş yapan "Devlet medyası"nın dediği gibi miydi? Suçlu er Ramazan Yüce ve sekiz arkadaşı mıydı? Dağlıca'da neler yaşanmış, askerler kaç saat çatışmışlardı? Er Yüce baskını önceden haber vermiş miydi? En önemli soru ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sunulan raporlarda denildiği gibi Dağlıca baskını önceden biliniyor muydu? Kim neden önlem almamıştı?

'Müebbetlik soru'
Türkiye bu ve buna benzer soruların cevabını bulabilmek için 15 Kasım 2007'de yaşanacak bir gelişmeyi beklemek zorundaydı. 15 Kasım, Taraf gazetesinin yayın hayatına başladığı gündü ve tıpkı Dağlıca baskınında olduğu gibi Türkiye tüm gerçekleri Taraf sayesinde öğrenmeye başlayacaktı. Taraf'ın Dağlıca baskınıyla ilgili ilk haberi Neşe Düzel'in yayın hayatına başladığımız ilk gün Osman Pamukoğlu'yla yaptığı söyleşi olacaktı. Ardından 6 Ocak 2008 tarihli Taraf "Müebbetlik soru" manşetiyle okuyucularının karşısına çıkacak ve yetkililere 10 hukuki soruyu soracaktı:

1- Askeri savcının hazırladığı iddianamede en ağır cezayı istediği Ramazan Yüce gerek ifadesinde, gerek avukatıyla görüşürken 'Ben PKK'nın Dağlıca'ya baskın yapacağını dinledim, katırlarla geldiklerini termal kamerayla gördüm, hepsini rapor ettim' dedi. Yüce'nin bu sözünü ettiği raporlar nerede?

2- Er Ramazan Yüce birliğin telsiz dinleme ve kestirme görevlisi ve günlük rapor vermek onun temel görevi, bu yüzden 'Rapor vermedi' denemez. Eğer gerçekten vermediyse, bu temel görevini savsaklayan bir er, çatışma günü bile nasıl hala en kritik mevzideki en önemli görevde tutulmaya devam edildi?

3- Yalan söylediğinin anında belgeleneceğini bile bile 'Ben PKK'nın gelmekte olduğunu bildirdim' diyen telsizci er Ramazan Yüce'nin söylediklerini bu durumda gerçek kabul etmek doğal değil mi? Öyleyse böyle hayati bir istihbaratı veren bir askerin PKK'lı olduğunu ileri süren savcı ne kadar inandırıcıdır?

4- İddianamede er Yüce'nin PKK'lı olduğunun kanıtlarından biri olarak silahını kullanmamış olması gösterildi. O ise ifadesinde 'Silahımla bir şarjör ateş ettim, ama sonra silah şişti' dedi. Silah da ortada yok ve incelenemedi, o halde Yüce'nin silahını kullanmadığı, dolayısıyla PKK'lı olduğu nasıl ileri sürülebildi?

5- PKK'nın rehin aldığı ve şimdi yargılanmakta olan sanıkların hemen tümü cephanelerinin yetersiz, silahlarının arızalı olduğunu, çatışma sırasında namlularının şiştiğini söyledi. Savcı ise 'Doğru değil, silahlardan biriyle 174 mermi atılmış' demektedir. 174 mermi atılan bir silahın şişmesi doğal değil mi?

6- İddianamede yine Yüce'nin PKK'lı olduğunun kanıtı olarak bir süre önce arkadaşlarına 'Ben sivilde dağa gideceğim' dediği yazıldı. Bu kadar kritik bir görevdeki bir asker için bu suçlama inandırıcı mı? Bu nasıl rehavettir ki bunu söyleyen bir asker üstlerine bildirilmedi ve baskın anında bile o mevzideydi?

7- Sonradan, Dağlıca baskını sırasında çatışmanın 36 saat sürdüğü resmen açıklandı. Bu askerler o 36 saatin hangi diliminde teslim oldu? Eğer çatışmanın son anlarında teslim oldularsa bu doğal değil mi ve asıl sorulacak sorunun şu olması gerekmez mi: O saate kadar neden askerlerin yardımına gidilmedi?

8- Yok, askerler çatışmanın hemen başında ve er Ramazan Yüce'nin teşvikiyle teslim oldularsa ve dolayısıyla Yüce gerçekten PKK'lı ise, başına bunların geleceğini bile bile neden geri döndü? Bu kadar saf militanları olan PKK, bir tabur askerle korunan bir sınır tepesini kimseye fark ettirmeden nasıl basabildi?

9- Şu soruyu sormak kamuoyunun hakkı değil mi: PKK'nın burnu dibindeki bir askeri time, saatlerce süren çatışmaya rağmen neden yardıma gidilmedi? Er Yüce ve öteki yedi asker, onları kurtarmaya gidildiği halde 'Bizi kurtarmayın' dedikleri için mi 'vatana ihanet'e varan suçlamalarla karşı karşıyadır?

10- Bir süre önce İran'ın esir aldığı İngiliz askerleri çıkarıldıkları televizyonda bu sekiz askerden çok daha 'yenmez yutulmaz' şeyler söyledi ama dönüşte serbest kaldı. Devletlerinin saklamak istediği bir şey olmadığı için olabilir mi?

http://www.taraf.com.tr/haber/43420.htm
#1643
Asker, Dağlıca baskını sonrası Kuzey Irak'a girmek için harekete geçti. Kamuoyundaki tepkilerden etkilenen Erdoğan da operasyona sıcak bakıyordu. Ancak devreye giren MİT, 'Türk-Kürt savaşı çıkar' diyerek Başbakanı vazgeçirdi

Harekâtı son anda MIT önledi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Çankaya'da  5 Eylül 2007 tarihinde ilk resepsiyonunu verdi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün vereceği ilk resepsiyona askerlerin katılıp katılmayacağı ise merak konusuydu. Çok geçmeden bu sorunun cevabı geldi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve kuvvet komutanları, "Ordu komutanlıklarını ziyaret" edecekleri mazeretini bildirip, resepsiyona katılmayacaklarını Köşk'e bildirdi. Büyükanıt ve beraberindeki kuvvet komutanları Erzincan, Kayseri ve Malatya'da ordu komutanlıklarını denetleyeceklerdi.

Kuvvet komutanlarının resepsiyona katılmayacaklarının ortaya çıkması üzerine bu kez gözler Çankaya'da Gül'ün vereceği resepsiyonda Genelkurmay'ı kimin temsil edeceğine çevrildi. Genelkurmay'ı temsilen Köşk'e ilginç bir isim çıktı. Abdullah Gül'ün bir dönem milletvekilliği yaptığı Refah Partisi'ni iktidardan uzaklaştırmak için Sincan'da tanklara yürüyüş emrini veren Erdal Ceylanoğlu Köşk'e çıkan isimdi. TSK, Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Orgeneral Ceylanoğlu'yla, Cumhurbaşkanı'na mesaj verdi. Komuta kademesinde Genelkurmay 2. Başkanı, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı, Harp Akademileri Komutanı ve Donanma Komutanı Ceylanoğlu'nun üstünde yer alıyordu ve tüm bu isimler Ankara'da görevlerinin başındaydı. Genelkurmay Başkanlığı Köşk'e Sincan'la ismi bütünleşen bir ismi göndererek Köşk'e mesajını sunmuş ve Erzincan yolunu tutmuştu.

Kara harekatı Malatya'da alındı
Genelkurmay Başkanlığı tezkere henüz Meclis'e gelmeden aylar önce Kuzey Irak'a yapılacak kara harekatı planlarını işte bu yolculukta yaptı. 5 Eylül 2007 tarihinde Erzincan, Kayseri ve Malatya'da ordu komutanlıklarını ziyaret eden komutanlar, Kuzey Irak'a girilmesi kararını Malatya'da 6 Eylül 2007'de aldı. Cumhurbaşkanı'na verilen mesajın ardından, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve beraberindeki kuvvet komutanları Erzincan'daki incelemelerini tamamlayıp, 5 Eylül günü buradan Malatya'ya geçti. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, 2. Ordu Komutanlığı'nı ziyaret ettiler. 2. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız ile görüşen komutanlar, denetlemelerin ardından da akşam saatlerinde sınır ötesi operasyonları görüşmek üzere toplantı yaptılar.

Toplantıda Büyükanıt, Kuzey Irak'a kesinlikle girileceğini belirtti. Toplantıda, Kuzey Irak'a hangi noktalardan, kaç kişiyle girileceği ayrıntılı olarak ele alındı. 2. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız'a çalışmalara başlaması talimatı verildi. Türk Silahlı Kuvvetleri Irak'a Iğsız komutasındaki 2. Ordu Komutanlığı'nca girecek, diğer ordu komutanlıkları da kendisine destek verecekti.

Toplantının ardından Büyükanıt ve beraberindekiler Ankara'ya dönerken, Iğsız çalışmalara başladı. Ankara'dan gelen raporlarla tüm hedefler tek tek belirlenip buna göre bir harekat planı hazırlandı.

TSK, 2. Ordu Komutanlığı komutasında hazırlıklarını tamamlamış, sınırötesi operasyon yetkisi veren tezkereyi beklemeye başlamıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, PKK'ya karşı sınırötesi operasyon yetkisi veren tezkere ise Malatya'daki toplantıdan 40 gün sonra 15 Ekim 2007'de Bakanlar Kurulu'nda imzalandı. Ardından da tezkere TBMM Başkanlığı'na sunuldu. 
Bakanlar Kurulu'nun imzaladığı tezkere iki gün sonra Meclis gündemine geldi. 17 Ekim 2007'de Sınırötesi harekat için Başbakanlık tarafından hazırlanan bir yıl süreli tezkere TBMM Genel Kurulu'nda 507 kabul, 19 ret oyu ile kabul edildi.

Tezkerenin TBMM'de görüşüldüğü sırada ABD Başkanı Bush, "Kuzey Irak'a operasyon Türkiye'nin çıkarına değil" açıklamasında bulunup, Türkiye'ye "Sınırı ötesine geçme" uyarısı yaptı.
Beyaz Saray'da basın toplantısı düzenleyen Bush, ABD Kongresi'nden Ermeni tasarısını gündeme getirmemelerini istedi ve şöyle konuştu: "Türkiye'ye açıkça söylüyoruz ki Irak'a daha fazla asker göndermeleri çıkarları açısından iyi olmayacaktır. Bölgede zaten bir kısım askerler bulunduruyorlar. Sorunun çözülebilmesi için, Türklerin de bu ülkeye yığınla asker göndermesinden daha iyi yollar var."

Başbakan ilk günlerde Irak'a girme fikrine sıcak bakıyordu
Tezkerenin kabul edilmesi ve Bush'un açıklamalarından dört gün sonra ise Türkiye güne Dağlıca Taburu'na yapılan baskınla uyandı. 12 askerin şehit olduğu, sekiz askerin kaçırıldığı bilgisi Türkiye'yi ayağı kaldırmış, her yerde protesto eylemleri yapılmaya başlanmıştı. Medyanın biran önce Kuzey Irak'ı işgal edilmesi yönündeki haberleri ise AK Parti cephesinde kafaları karıştırmaya başlamıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, baskının yapıldığı ilk günlerde medya ve sokaktaki hareketlerden etkilenmiş, Kuzey Irak'a girme fikrine sıcak bakmaya başlamıştı. Tezkerenin hayata geçirilebileceği fikrini kurmaylarıyla tartışıyordu. 

Başbakan aynı günlerde MİT Başkanı Emre Taner'le de görüştü. Taner, Başbakan ile yapacağı görüşmeye elinde bir dosyayla geldi. Dosyada Kuzey Irak'a girilmesi halinde nelerle karşılaşılacağını içeren istihbari bilgiler vardı. MİT'in raporuna göre K. Irak'a yapılacak bir kara harekatı Irak ve Türkiye'yi karşı karşıya getirebilirdi. K. Irak'a girmek savaş çıkmasını göze almak demekti. MİT'in Erdoğan'a sunduğu rapora göre PKK'yla mücadelede farklı bir yol izlenmesi mümkündü. Bölgedeki yetkililerle yapılan temaslar yoğunlaştırılabilir, PKK demokratik açılımlarla tasfiye edilebilirdi. Bunun için yol haritası da belirlenmişti. Bu belirlenen yol haritası da Başbakan Erdoğan'a sunuldu.

Baskında başka planlar var
Başbakan Erdoğan'a aynı günlerde farklı kanallardan istihbarat bilgileri de geliyordu. Gelen en ilginç bilgilerden biri Dağlıca Baskı'nın önceden bilindiği ama hiçbir önlemin alınmadığı yönündeydi. İddiaya göre Dağlıca saldırısı bir planın parçasıydı ve baskından sonra iki ülke savaşa sokulmak isteniyordu. Türkiye'nin Irak'a girmesi intihar anlamına gelecekti ve Amerika'daki bazı şahinlerle Türkiye'de ilişkide oldukları bazı "derin yapılar" bu planı hazırlamışlardı.

Başbakana gelen istihbarat bilgileri arasında önemli bir ayrıntı daha vardı. Ergenekon olarak adlandırılan yapı içerisinde bulunan bazı kişilerin Kuzey Irak'a girilmesi halinde gelecek her şehit cenazesinin ardından yapacakları gösterilerle hükümet zor durumda bırakılacak faaliyet içerisinde olduklarıydı. Bu kişilerin nihai hedefinin de hükümeti iktidardan uzaklaştırmak olduğu da iddia ediliyordu. 

Başbakanlığa gelen bir diğer bilgi de Genelkurmay Başkanlığı'yla istihbarat paylaşımı yapan ABD'nin Ankara'daki ofisinin, Dağlıca baskınıyla ilgili bazı bilgileri baskından saatler sonra Genelkurmay Başkanlığı GES Komutanlığı'na ilettiği iddiasıydı. İddiaya göre Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'na çok yakın olan bu birim, istihbarat bilgilerini filtrelemiş, baskından yaklaşık dört saat sonra ilk bilgileri Genelkurmay Başkanlığı GES komutanlığına iletmişti. Konuyla ilgili raporlar da Başbakanlığa ulaştırılmıştı.

Başbakan MİT başta olmak üzere istihbarat birimlerinden aldığı bu raporları değerlendirdikten sonra 5 Kasım 2007 tarihinde Bush'la yapacağı toplantı sonucu nihai kararını vereceğini yakın çevresine açıkladı. Raporları da beraberinde alıp Amerika'ya gitti. Amerika yolunda Başbakan Erdoğan'ın, Bush'tan PKK'nın Kuzey Irak'taki kamplarının dağıtılmasını, elebaşlarının yakalanmasını, örgüte lojistik desteğin kesilmesini ve anlık istihbaratın paylaşılmasını isteyeceği konuşuluyordu.

Bush'la 5 Kasım 2007 günü yapılan görüşme sonrası her iki ülke arasında "Anlık istihbarat paylaşımı" kararı alındığı açıklandı. Bush, Türkiye'ye, "Kuzey Irak'a girmeyin ancak terörle mücadele önemli olan istihbarattır. İstihbaratı paylaşalım yani teröristler sizin sınırınıza yaklaşmadan biz istihbarat verelim anında vurulsun" dedi.

Yapılan anlaşmaya göre Türkiye'yle istihbarat paylaşımı yapılacak, Genelkurmay'daki ikinci komutanların arasında bir mekanizma kurulacaktı. Bu doğrultuda ABD Genelkurmay Kurmay Başkanı Yardımcısı Cartwright, Türk Genelkurmay 2. Başkanı Ergin Saygun ve Irak Koalisyon Güçleri Komutanı Petraeus ortak çalışacaktı.

İki lider görüşmenin ardından basının karşısına çıktı. Başbakan Erdoğan'ın yüzündeki rahatlık dikkatlerden kaçmıyordu. ABD Başkanı Bush, PKK'nın Amerika, Türkiye ve Irak'ın ortak düşmanı olduğunu söyledi ve şu açıklamayı yaptı: "Daha iyi istihbarat paylaşımını görüştük. Katilleri yakalamak için daha iyi bilgiye ihtiyacımız var. Bu anlamda üçlü bir mekanizmadan bahsettik. Ordularımızın en üstteki ikinci yetkililerinin irtibat kurabilmelerini konuştuk. Sayın Başbakana çok net bir şekilde şunu ifade ettim. Bu sorunun çözülmesi için kararlı olduğumuzu söyledim."

İstihbarat paylaşımı yapılacak
Başbakan Erdoğan ise Stratejik ortaklar olarak dünyada terörizme karşı ortak bir mücadelemiz var. Bunun sonucu olarak Kuzey Irak'ta konuşlanmış terör örgütü için ne yapabiliriz bunu görüştük. İstihbarat paylaşımına öncelik veriyoruz. Terörist liderleri ve kamplarının ortadan kaldırılması için temenni ediyorum ki bu çalışmalar en kısa zamanda sonuçlanacaktır. Çünkü Irak'ın ve Kuzey Irak'ın istikrarı bizim için önemlidir."

Yapılan görüşme sonucu varılan "Anlık istihbarat paylaşımı" anlaşmasıyla Türkiye, kara harekâtından vazgeçti. Öncelikli hava harekatına verilecek, nokta hedef tespit edildikten sonra kamplar uçaklarla vurulduktan sora imha edilecekti.

Yapılan anlaşma neticesinde 25 Aralık 2007 günü "Anlık istihbarat paylaşımıyla" ilgili ilk operasyon da Kuzey Irak'taki PKK kamplarına yapıldı. Genelkurmay Başkanlığı F-16'ların vurduğu Kandil görüntülerini basına dağıttı. Nokta hedef tespiti yapılan kampların, bombalarla vurulduğu görüntüleri tüm Türkiye'de olduğu gibi dünyada da yankılandı.

http://www.taraf.com.tr/haber/43342.htm
#1644
Dağlıca gerçekleri
Taraf/MEHMET BARANSU - Istanbul - 03.11.2009
 
Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun "Bizi savaşa sürüklüyordu" dediği Dağlıca baskınından hemen sonra medya, cephedeki yerini almıştı. "Bir Millet Ayakta" başlıkları manşete çıkmış, Ergenekon sanığı Hurşit Tolon, "12 şehit için 12 gün eylem" kararını almıştı

Dağlıca baskınından sonra Türkiye bir yol ayrımına gelmişti. Ya savaşa yönelecekti ya da ortak akılla hareket edip barışa. Biz bu yolu seçtik. Dağlıca belki Türk-Kürt savaşı çıkarmak için yapılmıştı."Bu sözler Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından Kuzey Irak'ta Mesut Barzani'yle yapılan görüşme sonrası dile getirildi. Dışişlerinin en yetkili ismi demokratik açılımın dönüm noktası olarak "Dağlıca" baskınına işaret etti.

Peki Dağlıca baskınının perde arkasında neler yaşandı? Genelkurmay Başkanlığı Kuzey Irak'a girme kararını nerede aldı? Hükümeti Irak'a girme fikrinden kim, neden vazgeçirdi? Kuzey Irak'a girilmesiyle Türkiye'de planlanan oyunun perde arkasını yansıtan istihbarat raporlarında neler vardı? Ergenekoncular bu işin neresindeydi? Başbakan R.Tayyip Erdoğan, Amerika'ya hangi dosyalarla gitti? Bu dizi Dağlıca baskını sonrası Ankara'da yaşananlara ve bir dönemin kritik virajına ışık tutacak.

Türkiye Dağlıca baskını haberini Cumhurbaşkanı halkın seçmesiyle ilgili referanduma gittiği 21 Ekim 2007 Pazar günü sabah saatlerinde öğrendi. Haberi ilk kez kamuoyuna duyuran isim hürriyet.com.tr internet sitesinde Saygı Öztürk'tü. Öztürk'ün haberine göre saldırı Dağlıca Taburuna yapılmamış, yoldan geçen askeri bir konvoya düzenlenmişti. Dağlıca'dan Yeşiltaş'a sevkiyat yapan 10-12 araçlık askeri konvoy, Avaşin  Köprüsü üzerinde saldırıya uğramış, saldırıda 12 asker şehit olmuş, 16 asker yaralanmış, 13 asker de kaybolmuştu.

Kamuoyu sandığa giderken aldığı bu haberin şokunu üzerinden atamamışken, gün boyu Genelkurmay Başkanlığı'ndan ve yetkililerden açıklama bekledi. Saldırıdan sonra sessizliğe bürünen karargahtan ilk açıklama olayın üzerinden yaklaşık 15 saat sonra geldi. Genelkurmay Başkanlığı, saldırının konvoya değil, tabura düzenlendiğini geldiklerini açıkladı. Açıklamada kayıp asker sayısı hakkında ise herhangi bir bilgi verilmedi.   

Tüm Türkiye olup bitenleri yayın akışlarını kesen televizyon ekranlarından izlerken, bu kez 8 askerin kayıp olduğu son dakika gelişmesi olarak duyuruldu.
Kiev'de ABD Savunma Bakanı Robert Gates ile görüşen Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ise bu haberi yalanladı. PKK'nın elinde Türk askeri olmadığını açıkladı.

Savaş tamtamları çalıyor
Saldırının üzerinden çok geçmemişti ki medyada savaş tamtamları çalmaya başladı. Dağlıca baskınından 4 gün önce meclisten 19 red oyuna karşılık, 507 oyla geçen "Tezkere" hatırlatılarak, Türkiye'nin biran önce Kuzey Irak'a girmesi gerektiği seslendiriliyordu. Medya savaş senaryolarını hazırlamış, haritaları yazı işleri masasına yaymıştı. Medyaya özellikle de Doğan grubuna bakılırsa, sınırda askeri yığınak yapılmış, Irak'ın kuzeyine girilmesine ramak kalmış, hatta bordo bereliler sınırı geçmişti.

Gazetelerde "Bir Millet Ayakta" başlığıyla, Türkiye'nin teröre karşı tek yürek olduğu,  Gümüşhane'den Edirne'ye, tüm Türkiye'nin işini, okulunu bırakarak meydanlara koştuğu, meydanların hükümete sınır dışı operasyon için "Daha ne duruyorsunuz" dediğini manşetlerden okuyucuya duyuruldu.

Tahrik eden yayınlar
Fatih Çekirge ise 22 Ekim 2007 tarihinde Hürriyet internet sitesinde yazdığı yazıyla "Sınır ötesi resmen başladı" diyecekti. "12 şehit haberi geldikten sonra. Ankara'ya düşen soru şu:

- Sınır ötesi harekat ne zaman olur? Dün bu konuyu bir komutanla konuştum... Açık sözü şu oldu:

- Sınır ötesine geçmek artık bir detaydır. Bu harekat resmen başlamıştır. Türkiye Irak'ın kuzeyinde büyük bir savaşın içine girmiştir. Sınırın önemi artık yoktur. Haritalar artık buna göre açılmıştır...

Evet, gelinen nokta bu... Evet bu basit bir terör olayı değildir. Bu bir savaştır. Ve devlet de kararlılığını cenaze törenlerinde değil, savaş alanında gösterir..."

Medyada dört koldan savaş senaryoları yazılıp, "Ne duruyorsunuz. Kuzey Irak'a biran önce girelim" sesleri yükselirken, daha sonra Ergenekon operasyonunda sanık olacak isimler de boş durmuyor, tüm Türkiye'yi eylem yapmaya çağırıyordu. Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Dağlıca baskınındaki saldırıyı protesto etmek amacıyla 12 şehit için 12 gün boyunca 1 dakikalık "ışık kapatma eylemi" yapılması çağrısında bulundu. Aynı gün Aygün eylemin startını Hurşit Tolon'la birlikte verdi.

Tolon ve Aygün'den kampanya
Aygün ve Tolon imzalı protesto eylemi yapılırken, Ankara kulislerinde ise Susurluk sürecinde yaşanan bir planın benzerinin yeniden devreye sokulduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu. Susurluk kazasının ardından da çetelere karşı "Bir dakika karanlık eylemleri" başlatılmış ancak eylem kısa süre sonra hedefinden saparak Refahyol hükümetini devirmeye yönelik eylem haline gelmişti. İddiaya göre Aygün ve Tolon aynı taktiği izleyecek, AKP'yi hedef alacaklardı.

Türk basını başta olmak üzere Ergenekoncuların savaş tamtamları çalması, Barzani'nin "Türkiye Kuzey Irak'a girerse karşılık veririz açıklaması" çok geçmeden sokağa yansıdı. Türkiye'nin her yerinde başlayan protesto gösterilerinde, Irak'a 'hemen girilmesi' isteniyordu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Barzani'nin açıklamalarına sert bir yanıt verdi: "Benim muhataplarım bellidir. Irak terör örgütüne karşı üzerine düşeni yapmazsa Türkiye hakkı olan şeyi yapmakta kararlıdır. Terörün asıl hedefi aramızdaki kardeşlik duygusunu baltalamaktır. Buna izin vermemeliyiz."

Köşk'te güvenlik zirvesi
Saldırının ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün başkanlığında Çankaya Köşkü'nde teröre karşı Güvenlik Zirvesi toplantısı yapıldı. Toplantı'ya Başbakan Tayyip Erdoğan, Kuvvet Komutanları ilgili bakanlar, MİT Müsteşarı ve Emniyet Genel Müdürü katıldı.  Zirvenin ardından yapılan yazılı açıklamada özetle "Terör örgütünün bu hain saldırılarla toplumumuzun birlik ve beraberliğini bozmak amacı güttüğü aşikardır. Buna karşılık halkımızın haklı tepkisini gösterirken, kardeşlik duygularına zarar verecek davranışlardan kaçınmalıdır" denildi. Cumhurbaşkanı Gül, bir gün sonra bu kez tüm siyasi parti liderleriyle Köşkte ayrı ayrı buluştu.

Ahmet Türk devrede
DTP Grup Başkanı Ahmet Türk  Cumhurbaşkanı Gül'le yaptığı görüşmenin ardından partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısına "yaşamını yitiren tüm evlatlarımıza Tanrı'dan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum" diyerek başladı. Türk, gerginliğin ve kaosun Türklere ve Kürtlere pahalıya patlayacağını herkesin bilmesi gerektiğini belirterek "Bin yıldır birlikte yaşamış olan halklarımızın sevgiyle kucaklaşabileceği bir ortamı hazırlamak için hepimize önemli görevler düşüyor" dedi.

Türkiye PKK'dan öğrendi
Türkiye baskının şokunu üzerinden atamamışken, kayıp asker belirsizliği kamuoyunu iyice gerdi. Kamuoyu bu belirsizliği giderecek açıklama beklerken, Türkiye, PKK'nın elinde 8 askerinin olduğunu Genelkurmay Başkanlığı'ndan değil, PKK'ya yakınlığıyla bilinen internet sitelerinden öğrendi.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan da ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın kendisini arayarak Türkiye'nin operasyon yapmaması için birkaç gün süre istediğini açıkladı: "Birileri istiyor diye olağanüstü hal ilan edemeyiz. Talabani'nin  açıklamaları bizi tatmin etmiyor. Medyada yapılan yayınlar toplumsal psikolojiyi olumsuz etkiliyor. Sınır ötesi için çıkarılan tezkere bugünler için çıkarıldı. Gereken adım neyse atarız."

ABD'den sert mesajlar
ABD Başkanı George Bush adına Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Gordon Johndrú tarafından yapılan açıklamada PKK'nın saldırılarının kabul edilemez olduğu ve hemen durması gerektiği açıklandı.  Aynı gün İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband da saldırıları sert dille kınadıklarını açıkladı.

ABD Savunma Bakanı Robert Gates de Türkiye'nin PKK'ya yönelik sınır ötesi bir operasyon yapması için elinde teröristlerin tam yerini belirleyecek bir istihbarat olması gerektiğini belirtti. Baskından bir gün sonra Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan Cemil Çiçek, "İçinde bulunduğumuz durum nedeniyle kapsamlı açıklama yapamıyoruz. Tezkereyi dolapta dursun diye çıkarmadık" dedi.

Hürriyet'in anketi
Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, başbakan ve hükümet sözcülerinin yaptığı açıklama, Doğan grubunu tatmin etmedi. 25 Ekim'de Hürriyet gazetesi internet sitesinden ilginç bir anket düzenledi. "12 Mehmetçik'in şehit edilip, 8'inin de kaçırılması Türkiye'nin sabrını taşırdı. Ülke sokaklara dökülüp, "artık yeter; birşeyler yapılsın" sesini gür bir şekilde duyurdu. Tezkeresi elinde hükümet, "gereken neyse yapılacak" diyor. Ancak bu yapılanlar yükselen öfkeyi dindirmiyor. Bu tür bir durumla İsrail karşılaşsa, ne yapardı? Oyunu kullan ankete katıl" denilen anketin sonucunda, katılımcıların büyük bir çoğunluğu yüzde 62.6'yla "Büyük bir kara harekatı başlatırdı" cevabını verdi. Katılımcılar ikinci seçenek olarak da yüzde 24.5 ile "Kuzey Irak'ı bombalardı" dedi. 

Ülke gündemi sınır ötesi operasyona kilitlenmişken, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt,  Avusturya'nın Ankara Büyükelçiliği'nde verilen milli gün resepsiyonunda Başbakan'ın Bush'la 5 Kasım 2007 günü yapacağı görüşmeyi bekleyeceklerini açıkladı.

Büyükanıt'ın intikam yemini
Bu açıklamaya rağmen medyadaki savaş tamtamlarından Büyükanıt da etkilendi. Büyükanıt 29 Ekim kutlamaları için TSK mensuplarına hitaben uzunca bir mesaj yayımladı. Mesaj gazetelerde "intikam yemini" başlığıyla verildi. Büyükanıt "Bize bu acıları yaşatanlara, o acıları, hayal bile edemeyecekleri bir yoğunlukta yaşatacağız ve bu konuda kararlıyız" dediği mesajını "Ne mutlu Türküm diyene" sözleriyle noktaladı.

http://www.taraf.com.tr/haber/43290.htm
#1645
Türkiye'de domuz gribi virüsü (H1N1) sebebiyle büyük bir panik yaşanıyor. Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı ölüm rakamları vatandaşlarda 'bu gribe yakalanan herkes ölüyor mu?' tedirginliği oluşturuyor.
 
Kamuoyunda oluşan kaygıyı giderecek açıklama yapan Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Hürrem Bodur, "Domuz gribine yakalanan herkes ölmüyor. 23 kişi öldüyse, 250 bin ayaktan grip geçiren insan var." dedi.

Doç. Dr. Hürrem Bodur, Cihan Haber Ajansı'na yaptığı değerlendirmede, Türkiye'de pandemi yaşandığını, buna bağlı vaka sayısının artığını ifade ederek, vaka sayısıyla birlikte ölüm oranlarının da arttığını söyledi.

Bodur, "Hep ölüm yansıdığı için domuz gribi eşittir öldürüyormuş gibi toplumda bir psikolojik hava var. Bir de hep tek tek ölüm rakamları ilave olunca yayınlanınca böyle bir hava oluyor. Buna rağmen hastalıkta bilinmeyen farklı bir durum söz konusu değil. Belki 100 binlerce 200-300 bin civarında normal bu hastalığı hafif semptomlarla atlatan insan da var. Hastalık karakter değiştirdi daha çok ölüme neden oluyor diye bir veri yok." diye konuştu.

100'LERCE VAKA HASTANELERDE İYİLEŞİP GİDİYOR

Sağlık Bakanlığı'nca doğrulanmış vakaların bin 600 civarında olduğunu kaydeden Bodur, bunların içinde 23 ölüm bulunduğunu ancak domuz gribi vaka ve ölüm sayısının bu şekilde ortaya konmasının yanlış olacağını dile getirdi.

Buradan 'bin 600 kişi domuz gribi olmuş 23'ü ölmüş' diye bir sonuç çıkarmanın hatalı olacağına dikkat çeken Bodur, "Biz son zamanlarda sadece domuz gribi ön tanısıyla yatan hastalardan tetkik istediğimiz için domuz gribi bu civarda. Ankara'daki hastanelerde günde 5-6 bin domuz gribi şüphesiyle müracaat var. Grip benzeri semptomlarla hastaneye başvuranların sayısı. Bunlara test yapılsa çok büyük kısmında domuz gribi tanısı çıkacak. Ama bu tanıyı koymanın bir esprisi yok. Çünkü ülkede bir domuz gribi var. Biz ayaktan başvuran hastalarda test yapmıyoruz. Toplam rakamı bilmiyoruz. Bilmenin anlamı yok. Çünkü Ankara İstanbul Diyarbakır'da vaka sayısı arttı. Bu ölüm rakamları hastalığın ne kadar yaygınlaştığını gösteriyor." şeklinde konuştu.

Hastanede yatan hastalara gribe yönelik tedavi uygulandığını ve ilaç verildiğini dile getiren Bodur, ağrı ve ateşe yönelik tedavi yapıldığını aktardı.

Gribin üzerine zatürre ve sinizüt ilave ise antibiyotik kullanıldığını söyleyen Bodur, hafif domuz gribi geçirenler gebe, çocuklar, yaşlılar, kronik böbrek yetmezliği gibi insanlar ise derhal gribe yönelik antiviral tedavisine başlandığını açıkladı.

TATİL İŞE YARADI OKUL KAYNAKLI SALGIN YOK

Hastalığın yayılmasını önlemek için alınan okul ve dershane tatillerinin işe yaradığının altını çizen Bodur, şunları söyledi: "Okul kapattık neticesi alındı. Okul kaynaklı salgın söz konusu değil. Okullar kapanmadan önce devamsızlık oranı 100 çocuktan 19-20'si okula gelemiyordu. Grip benzeri hastalık sebebiyle. Okullar tatil edildi. Arkasından okullar açıldı. Yine devamsızlık oranlarını takip ediyoruz. Yüzde 1-2'lerde hiç salgın olmayan dönemlerdeki seviyelerde. Okullarımızda okul kaynaklı salgın yok. O gruptaki kümelenmeyi hastalığın yaygınlaşmasının önüne geçilmesi önlendi."

ÖLENLERİN YARIYA YAKINI HİÇBİR RİSK TAŞIMAYAN İNSANLAR

"Ölen 23 vakada sapa sağlam olan var mı?" sorusuna Bodur, altta yatan hiçbir risk faktörü taşımayan insanlar bulunduğu cevabını verdi.

Ölenlerin yarıya yakınının hiç ağırlaştırıcı faktörleri olmayan insanlar olduğunu kaydeden Bodur, domuz gribi yaşanan diğer ülkelerde de benzer tablonun yaşandığını aktardı.

Ölen hastaların çoğunun genç erişkinler olduğunu vurgulayan Bodur, ABD hastaneye yatanların yüzde 95'i genç erişkinler olduğunu ölenlerin de kronik rahatsızlığı olmayanlar içinde bulunduğunu belirtti.

Ölenlerin vaka yönetim şemalarını incelediklerini söyleyen Bodur, "Müdahale edilen tedavi edilen grup. Siz ne yaparsanız yapın grip ilacı verseniz de hastalığın seyrini değiştirmiyor bazen. Sağlam insanda da ölümcül olabiliyor." bilgisini verdi.

120 BİN İNSAN AŞI OLDU, HİÇBİR CİDDİ YAN ETKİ YOK

H1N1 aşısı tartışmalarına da değinen Bodur, şu ana kadar 120 bin civarında insana aşı yapıldığını ve hiçbir ciddi yan etki yaşanmadığını aktardı.

Ağrı, geçici duyu kaybı, hafif grip benzeri ufak tefek yan etkilerle karşılaştıklarına vurgu yapan Bodur, "Ciddi ölüm veya yumurta alerjisine bağlı ciddi yan etki yaşamadık. 100 bin rakamı önemli bir rakamdır. 100 binde 1 vaka çıkabilirdi. Ama çıkmadı. Bildiğimiz aşılardan daha fazla riski yok. Bu daha riskli tehlikeli aşı değil." ifadelerini kullandı.

6 AYLIK BEBEKLERE AŞI

Bütün çocuk yaş grubunu genç erişkinleri aşılamak gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Bodur, "aşı yapılacak çocuklarda yumurta alerjisi olup olmadığını nasıl bileceğiz?" sorusuna, "Çocuk alerji uzmanıyla görüşmek lazım. Çok yaygın bir şey değil. Ailede böyle bir vaka varsa bakmak lazım. Evham yapmamak lazım." cevabını verdi.

Altı aylık bebeklerin Sağlık Bakanlığı aşı takvimindeki diğer aşıları olmasının domuz gribi aşısına engel teşkil edip etmeyeceği konusunda Bodur, "Çocukluk çağında yapılan diğer aşılar domuz gribi aşısı yapılmasına engel değil. 6 ayını geçmişse aşılanacak bir problem yok." değerlendirmesini yaptı.

Bodur, domuz gribine karşı şu tavsiyelerde bulundu: "Sigara içmeyin vücut direnicini düşürür, alkole dikkat etmek lazım. Normal aldığımız gıdaları almak gerekir. İyi uyumak lazım. Fiziksel yorgunluk, stres vücudu zayıf düşürür. Bitki çayları bol sıvı alarak grip çözülebilir."

(CİHAN)

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=913184&title=domuz-gribine-yakalanan-herkes-olmuyor&haberSayfa=1
#1646
Son aylarda Türkiye'de domuz gribinin hızla yayılması, jel, çamaşır suyu, doğal bitkiler, maske ve mendil gibi ürünleri içine alan dev bir ''grip'' pazarı oluşmasına yol açtı.

Mevsimsel gribe oranla daha hızlı yayılan ancak öldürme oranı daha az olan domuz gribi, özellikle birkaç aydır ülkede büyük paniğe yol açtı.

İnsanların eve girerken ve çıkarken, toplu taşıma araçlarına iniş-binişlerde daha dikkatli hareket etmesi, ilk etapta antibakteriyel jel satışlarında patlamaya yol açtı, ardından doğal bitkilere olan talepte ciddi artışlar oldu. Kısa süre içinde jel, çamaşır suyu doğal bitkiler, maske, antibakteriyel mendil, özel sabunlar gibi ürünleri içine alan dev bir pazar oluştu.

Semt pazarlarında bile domuz gribine karşı etkili olduğu belirtilen sarımsak, ıhlamur, adaçayı, limon, zencefil gibi ürünlerin satıldığı ''domuz gribi'' stantları oluşturuldu. Bu ürünler, pazarda da büyük ilgi gördü.

Aktarlar son yılların en yoğun dönemini yaşarken, büyük marketlerde bile doğal bitkiler ve jellerin satışa sunulduğu reyonlar kuruldu.

- DOMUZ GRİBİ REKLAM ARACI OLDU -

Oluşan pazara internet siteleri de dahil oldu. Domuz gribi ürünlerinin satıldığı internet siteleri son dönemlerde en fazla tıklananlar arasına girmeyi başardı. Siteler de dahil olmak üzere birçok firma, domuz gribine karşı hazırladıkları özel paketlerden satıyor. Bu paketlerde maske, jel, sıvı sabun, antibakteriyel mendil gibi ürünler bulunuyor. Vatandaşlar, korunmak için genellikle paketlere yöneliyor.

Domuz gribi ve ürünleri, yoğun ilgi görmesi nedeniyle reklam aracı bile oldu. İnternet sitelerinde domuz gribinin belirtileri, önlemleri konusunda açılan bilgilendirme siteleri yoğun reklam almaya başladı.

Bazı kamu kurum ve kuruluşları, bina girişlerine, ellerde hijyeni sağladığı belirtilen sıvıların bulunduğu bazı küçük cihazlar yerleştirdi. Çalışanlar, çalıştıkları yere girerken öncelikle bu sıvılarla ellerinde temizliği sağlıyor.

Okullar, otobüsler, stadyumlar, metrolar, alışveriş merkezleri, iş yerleri, fabrikalar gibi insanların yoğun olarak bulunduğu ve domuz gribinin daha fazla yayılma gösterebileceği yerlerde kullanılan dezenfektan ürünleri de oluşan dev pazarda önemli pay alıyor. Bazı firmalar, gelen talebi zaman zaman karşılamakta güçlük çekiyor.

- PANİK, ÜRETİM VE SATIŞ RAKAMLARINI GİDEREK ARTIRIYOR -

Viking Temizlik ve Kozmetik A.Ş'nin Pazarlama ve İletişim Müdürü Fatih Yüzbaşıoğlu, domuz gribinden ölümlerin olmasıyla birlikte panik havası oluştuğunu söyledi.

Ailelerin genellikle çocuklarından korktuğunu dile getiren Yüzbaşıoğlu, şunları kaydetti:

''Okullar için tüketim grubu oluştu. Taleplerimiz sürekli yükseliyor. Vardiya artırma yoluyla talebi karşılamaya çalışıyoruz. Üretimimizde 5 ay öncesine göre yüzde 300'lük artış oldu. Jelimiz 1,5 yıllık ürün ancak satışları ciddi boyutlara ulaştı. Yurt dışına farklı markalar adı altında bizim ürünümüz satılıyor. Yurt dışından da yoğun talep alıyoruz. Genel anlamda temizlik sektörü, domuz gribinin etkisiyle inanılmaz büyüdü. Domuz gribinin oluşturduğu dev pazar tahmin edilemeyecek rakamlara ulaştı.''

- HER 100 KİŞİDEN 90'I JEL KULLANIYOR -

Yüzbaşıoğlu, temizlik sektöründe en fazla jele talep olduğunu dile getirerek, ''Türkiye'de her 100 kişiden 90'ı jel kullanıyor. Bu inanılmaz bir rakam. Jel ile sıvı sabuna yardımcı yan bir pazar oluştu. Hemen her yerde hizmet ediyor'' dedi.

Firma olarak yakında antibakteriyel sıvı sabunu piyasaya sunacaklarını belirten Yüzbaşıoğlu, ''Mendil, sıvı sabunlar, jel, çamaşır suyu kullanımı daha önceleri azdı ama hastalıkla birlikte bu ürünler insanların hayatına tamamen girmiş oldu. Burada bilinç de çok önemli. İnsanlar artık, temizlik konusunda daha fazla bilgi sahibi'' diye konuştu. 

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=913244&title=domuz-gribi-panigi-birilerini-zengin-ediyor
#1647
    TÜKETİCİ SORUNLARI HAKEM HEYETİ

    Madde 22 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./29. md.)

    Bakanlık, il ve ilçe merkezlerinde, bu Kanunun uygulamasından doğan uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla en az bir tüketici sorunları hakem heyeti oluşturmakla görevlidir.

    Başkanlığı Sanayi ve Ticaret İl Müdürü veya görevlendireceği bir memur tarafından yürütülen tüketici sorunları hakem heyeti; belediye başkanının konunun uzmanı belediye personeli arasından görevlendireceği bir üye, baronun mensupları arasından görevlendireceği bir üye, ticaret ve sanayi odası ile esnaf ve sanatkar odalarının görevlendireceği bir üye ve tüketici örgütlerinin seçecekleri bir üye olmak üzere başkan dahil beş üyeden oluşur. Ticaret ve sanayi odası ya da ayrı ayrı kurulduğu yerlerde ticaret odası ile esnaf ve sanatkar odalarının görevlendireceği üye, uyuşmazlığın satıcı tarafını oluşturan kişinin tacir veya esnaf ve sanatkar olup olmamasına göre ilgili odaca görevlendirilir.

    Bakanlık taşra teşkilatının bulunmadığı il ve ilçelerde tüketici sorunları hakem heyetinin başkanlığı en büyük mülki amir ya da görevlendireceği bir memur tarafından yürütülür. Tüketici örgütü olmayan yerlerde tüketiciler, tüketim kooperatifleri tarafından temsil edilir. Tüketici sorunları hakem heyetinin oluşumunun sağlanamadığı yerlerde noksan üyelikler, belediye meclislerince resen doldurulur.

    Tüketici sorunları hakem heyetlerinde heyetin çalışmalarına ve kararlarına esas olacak dosyaları hazırlamak ve uyuşmazlığa ilişkin raporu sunmak üzere en az bir raportör görevlendirilir.

    Değeri beşyüz milyon liranın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici sorunları hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar tarafları bağlar. Bu kararlar İcra ve İflas Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir. Taraflar bu kararlara karşı onbeş gün içinde tüketici mahkemesine itiraz edebilirler. İtiraz, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak, talep edilmesi şartıyla hakim, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Tüketici sorunları hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir.

    Değeri beşyüz milyon lira ve üstündeki uyuşmazlıklarda tüketici sorunları hakem heyetlerinin verecekleri kararlar, tüketici mahkemelerinde delil olarak ileri sürülebilir. Kararların bağlayıcı veya delil olacağına ilişkin parasal sınırlar her yılın Ekim ayı sonunda Devlet İstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Endeksinde meydana gelen yıllık ortalama fiyat artışı oranında artar. Bu durum, Bakanlıkça her yıl Aralık ayı içinde Resmi Gazetede ilan edilir.

    25 inci maddede cezai yaptırıma bağlanmış hususlar dışındaki tüm uyuşmazlıklar, tüketici sorunları hakem heyetlerinin görev ve yetkileri kapsamındadır.

    Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri Başkan ve üyeleri ile raportörlere verilen huzur hakkı veya huzur ücretinin ödenmesine ilişkin esas ve usuller, bir ayda ödenecek tutar 2000 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenir.

    Tüketici sorunları hakem heyetlerinin kurulması, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikte düzenlenir.

    DÖRDÜNCÜ KISIM: YARGILAMAYA VE CEZAYA İLİŞKİN HÜKÜMLER

    TÜKETİCİ MAHKEMELERİ

    Madde 23 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./30. md.)

    Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Tüketici mahkemelerinin yargı çevresi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.

    Tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır. Tüketici örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücretleri, 29 uncu maddeye göre bütçede öngörülen ödenekten Bakanlıkça karşılanır. Davanın, davalı aleyhine sonuçlanması durumunda, bilirkişi ücreti 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil olunarak 29 uncu maddede düzenlenen esaslara göre bütçeye gelir kaydedilir. Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun Yedinci Babı, Dördüncü Faslı hükümlerine göre yürütülür. *1* *2*

    Tüketici davaları tüketicinin ikametgahı mahkemesinde de açılabilir.

    Bakanlık ve tüketici örgütleri münferit tüketici sorunu olmayan ve genel olarak tüketicileri ilgilendiren hallerde bu Kanunun ihlali nedeniyle kanuna aykırı durumun ortadan kaldırılması amacıyla tüketici mahkemelerinde dava açabilirler.

    Gerekli hallerde tüketici mahkemeleri ihlalin tedbiren durdurulmasına karar verebilir. Tüketici Mahkemesince uygun görülen tedbir kararları, masrafı daha sonra haksız çıkan taraftan alınmak ve 29 uncu maddede düzenlenen esaslara göre bütçeye gelir kaydedilmek üzere, ülke düzeyinde yayınlanan gazetelerden birinde Basın İlan Kurumunca ve ayrıca varsa davanın açıldığı yerde yayınlanan mahalli bir gazetede derhal ilan edilir. *1* *2*

    Kanuna aykırı durumun ortadan kaldırılmasına yönelik Tüketici Mahkemesi kararları ise masrafı davalıdan alınmak üzere aynı yöntemle derhal ilan edilir.

    ÜRETİMİN, SATIŞIN DURDURULMASI VE MALIN TOPLATILMASI

    Madde 24 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./31. md.)

    Satışa sunulan bir seri malın ayıplı olması durumunda Bakanlık, tüketiciler veya tüketici örgütleri, ayıplı seri malın üretiminin ve satışının durdurulması ve satış amacıyla elinde bulunduranlardan toplatılması için dava açabilir.

    Satışa sunulan bir seri malın ayıplı olduğunun mahkeme kararı ile tespit edilmesi halinde, malın satışı geçici olarak durdurulur. Mahkeme kararının tebliğ tarihinden itibaren en geç üç ay içinde malın ayıbının ortadan kaldırılması için üretici-imalatçı ve/veya ithalatçı firma uyarılır. Malın ayıbının ortadan kalkmasının imkansız olması halinde mal, üretici-imalatçı ve/veya ithalatçı tarafından toplanır veya toplattırılır. Toplatılan mallar taşıdıkları risklere göre kısmen veya tamamen imha edilir veya ettirilir.

    Satışa sunulan bir seri malın, tüketicinin güvenliğini tehlikeye sokan ayıp taşıması durumunda, 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun hükümleri saklıdır.

    Ayıplı malları satın alan tüketicilerin uğradıkları maddi ve manevi zararlar nedeniyle dava açma hakları saklıdır.

    4 üncü maddenin altıncı fıkrası hükümlerine tabi bir seri ayıplı malın satışa arz edilmesi durumunda bu madde hükümleri uygulanmaz.

    OLDUKLARINDAN FARKLI GÖRÜNEN MALLAR

    Madde 24/A - (Ek madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./32. md.)

    Gıda ürünü olmamalarına rağmen, sahip oldukları şekil, koku, görünüm, ambalaj, etiket, hacim veya boyutları nedeniyle olduklarından farklı görünen ve bu sebeple de tüketiciler tarafından gıda ürünleriyle karıştırılarak tüketicilerin sağlığını ve güvenliğini tehlikeye atan malların üretilmesi, pazarlanması, ithalatı ve ihracatı yasaktır.

    Mal piyasaya sürülmüşse, 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun hükümleri uygulanır.

    Olduğundan farklı görünen malı satın alan tüketicilerin uğradıkları maddi ve manevi zararlar nedeniyle dava açma hakları saklıdır.

    CEZA HÜKÜMLERİ

    Madde 25 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./33. md.;Değişik madde: 23/01/2008-5728 S.K./476.mad)

    6 ncı maddenin yedinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket edenlere, aykırılığı tespit edilen her bir sözleşme için yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

    4 üncü maddenin altıncı fıkrasında, 5 inci maddede, 6 ncı maddenin altıncı fıkrasında, 6/A maddesinde, 6/B, 6/C maddeleri uyarınca Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslarda, 7 nci maddenin beşinci fıkrasında, 9 uncu maddede, 9/A maddesinde, 10 uncu maddede, 10/A maddesinde, 10/B maddesinde, 11/A maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında, 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerde belirtilen yükümlülüklerden her birine aykırı hareket edenlere ikiyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

    7 nci maddenin dördüncü ve altıncı fıkraları ile 8 ve 27 nci maddelerde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenlere beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

    20 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca Bakanlıkça tespit ve ilân olunan usul ve esaslara aykırı hareket edenlere bin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Aykırılık ülke düzeyinde yayın yapan radyo ve televizyonlar aracılığıyla gerçekleştirilmişse, ceza on katı olarak uygulanır.

    18 inci maddeye aykırı hareket eden üretici-imalatçıya veya ithalatçıya ikibin Türk Lirası, satıcı-sağlayıcıya ise dörtyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

    19 uncu maddenin birinci fıkrasına aykırı hareket edenlere beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir.

    11 inci maddeye aykırı hareket edenlere onbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Aykırılık ülke düzeyinde yayım yapan süreli yayın aracılığı ile gerçekleşmişse, ceza yirmi katı olarak uygulanır. Bakanlık, ayrıca süreli yayın kuruluşundan kampanyanın ve kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilânın durdurulmasını ister. Bu isteğe rağmen aykırılığın devamı halinde, reklam ve ilânın durdurma zorunluluğunun doğduğu tarihten itibaren her sayı-gün için ikiyüzbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bakanlık, kampanyanın ve kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilânın durdurulması talebi ile Tüketici Mahkemesine başvurur.

    16 ncı maddeye aykırı hareket edenler hakkında Reklam Kurulu tarafından ihlalin niteliğine göre birlikte veya ayrı ayrı üç aya kadar tedbiren durdurma, durdurma, düzeltme veya altıbin Türk Lirası idarî para cezası uygulanır. 16 ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, idarî para cezası on katı olarak uygulanır.

    7 nci maddenin yedinci ve sekizinci fıkralarına aykırı hareket edenlere, kampanya konusu mal veya hizmetin fatura bedeli oranında idarî para cezası verilir. Kampanyayı düzenleyen, tüketici, kampanyadan ayrıldığında para iadesinde bulunursa bu ceza uygulanmaz.

    7 nci maddenin ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere, 7 nci madde hükümlerine uygun kampanya düzenlemeleri için bir hafta süre tanınır. Bu sürenin bitiminde aykırılığın devam ettiğinin tespiti halinde, bu hükme aykırı hareket edenlerle 24 ve 24/A maddelerinde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenlere seksenbin Türk Lirası idarî para cezası verilir.

    Yukarıdaki fıkralarda belirtilen para cezaları, fiilin bir yıl içerisinde tekrarı halinde iki misli olarak uygulanır.

    CEZALARDA YETKİ, İTİRAZ VE ZAMANAŞIMI

    Madde 26- (Değişik madde: 23/01/2008-5728 S.K./477.mad)

    25 inci maddenin birinci, dördüncü, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu fıkralarındaki idarî yaptırımlara Bakanlık tarafından, diğer fıkralarındaki idarî para cezalarına mahallî mülkî amir tarafından karar verilir.

    Bu yaptırımlara ilişkin kararlar, kararı veren makam tarafından yedi gün içerisinde ilgilinin mensup olduğu meslek kuruluşuna bildirilir.

    Bu Kanun hükümlerine göre verilen idarî yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulur. Ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde açılır. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış olması, kararın yerine getirilmesini durdurmaz.

    BEŞİNCİ KISIM: ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER

    DENETİM

    Madde 27 - Bu Kanunun uygulamasında, Bakanlık müfettişleri ve kontrolörleri ile Bakanlıkça ve belediyelerce görevlendirilecek personel; fabrika, mağaza, dükkan, ticarethane, depo, ambar gibi her türlü mal konulan ve/veya satılan veya hizmet sunulan yerlerde denetleme, inceleme ve araştırma yapmaya yetkilidirler.

    Bu Kanunun kapsamına giren hususlarda yetkili ve görevli kişi ve kuruluşlara her türlü bilgi ve belgelerin doğru olarak gösterilmesi ve asıl ve onaylı kopyalarının verilmesi zorunludur.

    LABORATUVAR

    Madde 28 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./35. md.)

    Bakanlık ilaç, müstahzar, kozmetik ve gıda maddeleri analizleri hariç olmak üzere, bu Kanunun uygulanması için resmi ve özel kuruluşların kurulu bulunan laboratuvarlarından yararlanabilir.

    Bakanlıkça yapılan denetimler sırasında alınan numunelerin test ve muayeneleri resmi veya özel kuruluş laboratuvarlarında yaptırılabilir. Test ve muayene ücretleri 29 uncu maddedeki ödenekten karşılanır. Test ve muayene sonuçlarının ilgili standarda veya teknik düzenlemeye aykırı çıkması halinde buna ilişkin tüm giderler üretici veya ithalatçı tarafından ödenir. Bu giderler, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. Tahsil olunan test ve muayene ücretleri 29 uncu maddede düzenlenen esaslara göre bütçeye gelir kaydedilir. *1* *2*

    ÖDENEK

    Madde 29 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./36. md.; Değişik madde: 14/07/2004 - 5217 S.K./7.mad) *1* *2*

    Reklam Kurulu, Tüketici Konseyi ve tüketici sorunları hakem heyetlerinin faaliyetlerine ilişkin masraflar, Bakanlığın tüketicinin korunması amacına yönelik masrafları ve sair harcamalar ile en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) % 200'ünü geçmemek şartıyla usul ve esasları Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca tespit edilecek miktarlarda personele yapılacak ek ödemeler Bakanlık bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.

    Personele (sözleşmeli personel dahil) yapılacak ek ödemelerde 657 sayılı Kanunun aylıklara ilişkin hükümleri uygulanır ve bu ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesinti yapılmaz.

    DİĞER HÜKÜMLER

    Madde 30 - Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır.

    YÖNETMELİKLER VE DÜZENLEMELER

    Madde 31 - Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde ilgili kamu kuruluşları, mesleki üst kuruluşlar ve tüketici örgütlerinin görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılır. Bakanlık, bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak mevzuat çerçevesinde gerekli tedbirleri almaya ve düzenlemeleri yapmaya yetkilidir.

    Geçici Madde 1 - Tüketici mahkemeleri kuruluncaya kadar bu mahkemelerde görülmesi gereken davalara bakacak mahkemeleri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu belirler.

    KALDIRILAN HÜKÜMLER

    Madde 32 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./36. md.)

    3489 sayılı Pazarlıksız Satış Mecburiyetine Dair Kanun, 632 sayılı İthal veya Yurt İçinde İmal Edilen Taşıt Araçları, Motor, Makina Alet ve Cihazların Tanıtmalık ile Birlikte Satışı Hakkında Kanun, 3003 sayılı Endüstriyel Mamulatın Maliyet ve Satış Fiyatlarının Kontrolü ve Tespiti Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

    YÜRÜRLÜK

    Madde 33 - Bu Kanun yayımı tarihinden 6 ay sonra yürürlüğe girer.

    YÜRÜTME

    Madde 34 - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

    KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER

    06/03/2003 TARİH VE 4822 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ MADDESİ

    Geçici Madde 1 - Bu Kanunun yayımından önce borçlunun temerrüdü nedeniyle ödenmeyerek icra takibi aşamasına gelen veya icra takibine konu edilen kredi kartı borçları, temerrüt tarihindeki ana paraya, yıllık yüzde elliyi geçmemek üzere gecikme faizi uygulanmak suretiyle oniki eşit taksitte ödenir.

    Kredi kartı borçları nedeniyle gerçekleştirilen her türlü takip, yukarıda yer alan hükme göre ilk taksidin ödenmesiyle durur ve son taksidin ödenmesiyle birlikte tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar.

    Bu madde hükümleri, tüketicinin kredi verene, Kanunun yayımı tarihinden itibaren otuz gün içinde yazılı müracaat etmesi halinde uygulanır.

    28/01/2004 TARİH VE 5083 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ 3. MADDESİ

    Geçici Madde 3 - 1.1.2005-31.12.2005 tarihleri arasında, bütün mal ve hizmet bedellerinin, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 12 nci maddesi çerçevesinde düzenlenecek etiket ve tarife listelerinde Türk Lirası ve Yeni Türk Lirası üzerinden ayrı ayrı gösterilmesi zorunludur.

    Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenler hakkında 4077 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen ceza uygulanır.

#1648
    TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN

    Kanun Numarası: 4077

    Kanun Kabul Tarihi: 23/02/1995

    Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 08/03/1995

    Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 22221

    BİRİNCİ KISIM: AMAÇ, KAPSAM, TANIMLAR

    AMAÇ

    Madde 1 - Bu Kanunun amacı, (...) kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir.

    KAPSAM

    Madde 2 - Bu Kanun, 1 inci maddede belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar.

    TANIMLAR

    Madde 3 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./3. md.)

    Bu Kanunun uygulamasında;

    a) Bakanlık: Sanayi ve Ticaret Bakanlığını,

    b) Bakan: Sanayi ve Ticaret Bakanını,

    c) Mal: Alış-verişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları,

    d) Hizmet: Bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan mal sağlama dışındaki her türlü faaliyeti,

    e) Tüketici: Bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişiyi,

    f) Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri,

    g) Sağlayıcı: Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye hizmet sunan gerçek veya tüzel kişileri,

    h) Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında tüketici ile satıcı-sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki işlemi,

    ı) İmalatçı-Üretici: Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere tüketiciye sunulmuş olan mal veya hizmetleri ya da bu mal veya hizmetlerin hammaddelerini yahut ara mallarını üretenler ile mal üzerine kendi ayırt edici işaretini, ticari markasını veya unvanını koyarak satışa sunanları,

    j) İthalatçı: Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere tüketiciye sunulmuş olan mal veya hizmetleri ya da bu mal veya hizmetlerin hammaddelerini yahut ara mallarını yurt dışından getirerek satışa sunan gerçek veya tüzel kişiyi,

    k) Kredi veren: Mevzuatları gereği tüketicilere nakit kredi vermeye yetkili olan banka, özel finans kuruluşu ve finansman şirketlerini,

    l) Reklam veren: Ürettiği ya da pazarladığı malın/hizmetin tanıtımını yaptırmak, satışını artırmak veya imajını yaratıp güçlendirmek amacıyla hazırlattığı, içinde firmasının ya da mal/hizmet markasının yer aldığı reklamları yayınlatan, dağıtan ya da başka yollarla sergileyen gerçek ya da tüzel kişiyi,

    m) Reklamcı: Ticari reklam ve ilanları reklam verenin duyduğu ihtiyaç doğrultusunda hazırlayan ve reklam veren adına yayınlanmasına aracılık eden ticari iletişim uzmanı gerçek ya da tüzel kişiyi,

    n) Mecra kuruluşu: Ticari reklam veya ilanı hedef kitleye ulaştıran iletişim kanallarının ya da her türlü aracın sahibi, işleticisi veya kiralayıcısı olan gerçek veya tüzel kişiyi,

    o ) Teknik düzenleme: Bir ürünün ve hizmetin, ilgili idari hükümler de dahil olmak üzere, özellikleri, işleme ve üretim yöntemleri, bunlarla ilgili terminoloji, sembol, ambalajlama, işaretleme, etiketleme ve uygunluk değerlendirilmesi işlemleri hususlarından biri veya birkaçını belirten ilgili Bakanlık tarafından Resmi Gazetede yayımlanarak mecburi uygulamaya konulan standartlar dahil olmak üzere uyulması zorunlu olan her türlü düzenlemeyi,

    p) Tüketici örgütleri: Tüketicinin korunması amacıyla kurulan dernek, vakıf veya bunların üst kuruluşlarını, İfade eder.

    r) (Ek bent: 21/02/2007-5582 S.K./21.mad.) Konut finansmanı kuruluşu: 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen kuruluşları,

    İfade eder.

    İKİNCİ KISIM: TÜKETİCİNİN KORUNMASI VE AYDINLATILMASI

    AYIPLI MAL

    Madde 4 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./4. md.)

    Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.

    Tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/veya kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hallerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir.

    (Değişik fıkra: 21/02/2007-5582 S.K./22.mad.) İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve 10 uncu maddenin beşinci fıkrasına veya 10/B maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre kredi veren, ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. 10/B maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre kredi veren konut finansmanı kuruluşunun sorumluluğu teslim tarihinden itibaren 1 yıl süre ve kullandırdığı kredi miktarı ile sınırlıdır. Konut finansmanı kuruluşları tarafından 10/B maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre verilen kredilerin devrolması halinde dahi, kredi veren konut finansmanı kuruluşunun sorumluluğu devam eder. Krediyi devralan kuruluş bu madde kapsamında sorumlu olmaz. Ayıplı malın neden olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz. *

    Bu madde ile ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallarda beş yıldır. Ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak on yıl sonra ortadan kalkar. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz.

    Ayıplı malın neden olduğu zararlardan sorumluluğa ilişkin hükümler dışında, ayıplı olduğu bilinerek satın alınan mallar hakkında yukarıdaki hükümler uygulanmaz.

    Satışa sunulacak ayıplı mal üzerine ya da ambalajına, imalatçı veya satıcı tarafından tüketicinin kolaylıkla okuyabileceği şekilde "özürlüdür" ibaresini içeren bir etiket konulması zorunludur. Yalnızca ayıplı mal satılan veya bir kat ya da reyon gibi bir bölümü sürekli olarak ayıplı mal satışına, tüketicinin bilebileceği şekilde tahsis edilmiş yerlerde bu etiketin konulma zorunluluğu yoktur. Malın ayıplı olduğu hususu, tüketiciye verilen fatura, fiş veya satış belgesi üzerinde gösterilir.

    Güvenli olmayan mallar, piyasaya özürlüdür etiketiyle dahi arz edilemez. Bu ürünlere, 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun hükümleri uygulanır.

    Bu hükümler, mal satışına ilişkin her türlü tüketici işleminde de uygulanır.

    AYIPLI HİZMET

    Madde 4/A - (Ek madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./5. md.)

    Sağlayıcı tarafından bildirilen reklam ve ilanlarında veya standardında veya teknik kuralında tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler, ayıplı hizmet olarak kabul edilir.

    Tüketici, hizmetin ifa edildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde bu ayıbı sağlayıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, sözleşmeden dönme, hizmetin yeniden görülmesi veya ayıp oranında bedel indirimi haklarına sahiptir. Tüketicinin sözleşmeyi sona erdirmesi, durumun gereği olarak haklı görülemiyorsa, bedelden indirim ile yetinilir. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 4 üncü maddede belirtilen şartlar çerçevesinde tazminat da isteyebilir. Sağlayıcı, tüketicinin seçtiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

    Sağlayıcı, bayi, acente ve 10 uncu maddenin beşinci fıkrasına göre kredi veren, ayıplı hizmetten ve ayıplı hizmetin neden olduğu her türlü zarardan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Sunulan hizmetin ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

    Daha uzun bir süre için garanti verilmemiş ise, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile ayıplı hizmetten dolayı yapılacak talepler hizmetin ifasından itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Ayıplı hizmetin neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak, sunulan hizmetin ayıbı, tüketiciden sağlayıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz.

    Ayıplı hizmetin neden olduğu zararlardan sorumluluğa ilişkin hükümler dışında, ayıplı olduğu bilinerek edinilen hizmetler hakkında yukarıdaki hükümler uygulanmaz.

    Bu hükümler, hizmet sağlamaya ilişkin her türlü tüketici işleminde de uygulanır.

    SATIŞTAN KAÇINMA

    Madde 5 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./6. md.)

    Üzerinde "numunedir" veya "satılık değildir" ibaresi bulunmayan bir malın; ticari bir kuruluşun vitrininde, rafında veya açıkça görülebilir herhangi bir yerinde teşhir edilmesi halinde satıcı bu malların satışından kaçınamaz.

    Hizmet sağlamada da haklı bir sebep olmaksızın kaçınılamaz.

    Aksine bir teamül, ticari örf veya adet yoksa, satıcı bir mal veya hizmetin satışını o mal veya hizmetin kendisi tarafından belirlenen miktar, sayı veya ebat gibi koşullara ya da başka bir mal veya hizmetin satın alınmasına bağlı kılamaz.

    Diğer mal satışı ve hizmet sağlama sözleşmelerinde de bu hüküm uygulanır.

    SÖZLEŞMEDEKİ HAKSIZ ŞARTLAR

    Madde 6 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./7. md.)

    Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır.

    Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı değildir.

    Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir.

    Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden, standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez.

    Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir.

    6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A, 10, 10/A ve 11/A maddelerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az oniki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenir ve sözleşmede bulunması gereken şartlardan bir veya birkaçının bulunmaması durumunda eksiklik sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Bu eksiklik satıcı veya sağlayıcı tarafından derhal giderilir.

    Bakanlık standart sözleşmelerde yer alan haksız şartların tespit edilmesine ve bunların sözleşme metninden çıkartılmasının sağlanmasına ilişkin usul ve esasları belirler.

    TAKSİTLE SATIŞ

    Madde 6/A - (Ek madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./8. md.)

    Taksitle satış, satım bedelinin en az iki taksitle ödendiği ve malın veya hizmetin sözleşmenin düzenlendiği anda teslim veya ifa edildiği satım türüdür.

    Taksitle satış sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması zorunludur. Sözleşmede bulunması gereken asgari koşullar aşağıda gösterilmiştir:

    a) Tüketicinin ve satıcı veya sağlayıcının isim, unvan, açık adresleri ve varsa erişim bilgileri,

    b) Malın veya hizmetin Türk Lirası olarak vergiler dahil peşin satış fiyatı,

    c) Vadeye göre faiz ile birlikte ödenecek Türk Lirası olarak toplam satış fiyatı,

    d) Faiz miktarı, faizin hesaplandığı yıllık oran ve sözleşmede belirlenen faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faizi oranı,

    e) Peşinat tutarı,

    f) Ödeme planı,

    g) Borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları.

    Satıcı veya sağlayıcı, bu bilgilerin sözleşmede yer almasını sağlamak ve taraflar arasında akdedilen sözleşmenin bir nüshasını tüketiciye vermekle yükümlüdür. Sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senet, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenlenir. Aksi takdirde, kambiyo senedi geçersizdir.

    Taksitle satışlarda; tüketici, borçlandığı toplam miktarı önceden ödeme hakkına sahiptir. Tüketici aynı zamanda, bir taksit miktarından az olmamak şartıyla bir veya birden fazla taksit ödemesinde bulunabilir. Her iki durumda da satıcı, ödenen miktara göre gerekli faiz indirimini yapmakla yükümlüdür.

    Satıcı veya sağlayıcı, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak; ancak satıcının veya sağlayıcının bütün edimlerini ifa etmiş olması durumunda ve tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi ve ödenmeyen taksit toplamının satış bedelinin en az onda biri olması halinde kullanılabilir. Ancak satıcının veya sağlayıcının bu hakkını kullanabilmesi için en az bir hafta süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması gerekir.

    Sözleşme şartları tüketici aleyhine hiçbir şekilde değiştirilemez.

    DEVRE TATİL

    Madde 6/B - (Ek madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./9. md.)

    Devre tatil sözleşmeleri, en az üç yıl süre için yapılan ve bu süre zarfında yıl içinde, belirli veya belirlenebilecek ve bir haftadan az olmayacak bir dönem için bir veya daha fazla sayıdaki taşınmazın kullanım hakkının devri ya da devri taahhüdünü içeren ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunlu, yazılı sözleşme ya da sözleşmeler grubudur.

    Devre tatil sözleşmelerine ilişkin usul ve esasları Bakanlık belirler.

    PAKET TUR

    Madde 6/C - (Ek madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./10. md.)

    Paket tur sözleşmeleri; ulaştırma, konaklama ve bunlara yardımcı sayılmayan diğer turistik hizmetlerin en az ikisinin birlikte, her şeyin dahil olduğu fiyatla satılan veya satış taahhüdü yapılan ve hizmeti yirmidört saatten uzun bir süreyi kapsayan veya gecelik konaklamayı içeren ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunlu, önceden düzenlenmiş yazılı sözleşmelerdir.

    Paket tur sözleşmelerine ilişkin usul ve esasları Bakanlık belirler.

    KAMPANYALI SATIŞLAR

    Madde 7 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./11. md.)

    Kampanyalı satış, gazete, radyo, televizyon ilanı ve benzeri yollarla tüketiciye duyurularak düzenlenen kampanyalara iştirakçi kabul edilmesi ve malın veya hizmetin daha sonra teslim veya ifa edilmesi suretiyle yapılan satımdır.

    Kampanyalı satışlar Bakanlığın izni ile yapılır. Bakanlık hangi tür satışların izne tabi olacağını, ön ödeme, taksit miktarı, teslim süresi, üretici firma garantisi, yatırılacak teminat ile kampanyalı satışlarda uyulması gereken usul ve esasları tespit eder.

    (Değişik fıkra: 21/02/2007-5582 S.K./23.mad.) İlan ve taahhüt edilen mal veya hizmetin teslimatının veya ifasının hiç ya da gereği gibi yapılmaması durumunda, satıcı, sağlayıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici, ithalatçı ve 10 uncu maddenin beşinci fıkrasına göre kredi veren müteselsilen sorumludur. İlan ve taahhüt edilen konutun teslimatının hiç, gereği gibi ya da zamanında yapılmaması durumunda, 10/B maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre kredi veren konut finansmanı kuruluşu, satıcı, sağlayıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici, ithalatçı ile birlikte, kullandırdığı kredi miktarı kadar müteselsilen sorumludur. Konut finansmanı kuruluşları tarafından 10/B maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre verilen kredilerin devrolması halinde dahi, kredi veren konut finansmanı kuruluşunun sorumluluğu devam eder. Krediyi devralan kuruluş bu madde kapsamında sorumlu olmaz. *

    Tüketici kampanyadan ayrılmaya karar verdikten sonra kampanyayı düzenleyen, mal veya hizmetin tüketiciye teslim tarihini geçmemek şartıyla tüketicinin o ana kadar ödediği tüm bedeli ödemekle yükümlüdür.

    Kampanyayı düzenleyen, kampanyalı satışlarda düzenlenecek yazılı sözleşmede, 6/A maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen bilgilere ek olarak "kampanya bitiş tarihi" ve "mal veya hizmetin teslim veya yerine getirilme tarih ve şekli"ne ilişkin bilgileri de içeren sözleşmenin bir nüshasını tüketiciye vermek zorundadır.

    Sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça, ön ödeme tutarı, mal veya hizmetin satış bedelinin yüzde kırkından fazla olamaz.

    Kampanyalı satışlarda malın teslim ya da hizmetin ifa süresi on iki ayı aşamaz. Konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar için bu süre otuz aydır.

    Tüketicinin ödemeye ilişkin tüm edimlerini yerine getirmesi durumunda, malın teslimi ya da hizmetin ifası, ödemenin bitimini takiben en geç bir ay içinde yapılmak zorundadır.

    Kampanyalı taksitle satışlarda 6/A maddesi hükümleri de uygulanır.

    KAPIDAN SATIŞLAR

    Madde 8 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./12. md.)

    Kapıdan satış; işyeri, fuar, panayır gibi satış mekanları dışında yapılan satımlardır.

    Bakanlık, kapıdan satış yapacaklarda aranılacak nitelikleri, bu Kanuna tabi olan ve olmayan kapıdan satışları ve kapıdan satışlara ilişkin uygulama usul ve esaslarını belirler.

    Bu tür satışlarda; tüketici, teslim aldığı tarihten itibaren yedi gün içinde malı kabul etmekte veya hiçbir gerekçe göstermeden ve hiçbir yükümlülük altına girmeden reddetmekte serbesttir. Hizmetlerin satımında ise bu süre, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren başlar. Bu süre dolmadan satıcı veya sağlayıcı, kapıdan satış işlemine konu mal veya hizmet karşılığında tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemez. Satıcı, cayma bildirimi kendisine ulaştığı andan itibaren yirmi gün içerisinde malı geri almakla yükümlüdür.

    Tüketici, malın mutat kullanımı sebebiyle meydana gelen değişiklik ve bozulmalarından sorumlu değildir.

    Taksitle yapılan kapıdan satışlarda 6/A maddesi, kampanyalı kapıdan satışlarda 7 nci madde hükümleri ayrıca uygulanır.

    KAPIDAN SATIŞLARDA SATICININ VE SAĞLAYICININ YÜKÜMLÜLÜĞÜ

    Madde 9 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./13. md.)

    Kapıdan satış sözleşmelerinde, sözleşmede bulunması gereken diğer unsurlara ilave olarak mal veya hizmetin nitelik ve niceliğine ilişkin açıklayıcı bilgiler, cayma bildiriminin yapılacağı açık adres ve en az on altı punto ve koyu siyah harflerle yazılmış aşağıdaki ibare yer almak zorundadır:

    Tüketicinin hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin ve hiçbir gerekçe göstermeksizin teslim aldığı veya sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde malı veya hizmeti reddederek sözleşmeden cayma hakkının var olduğunu ve cayma bildiriminin satıcı/sağlayıcıya ulaşması tarihinden itibaren malı geri almayı taahhüt ederiz.

    Tüketici, sahip olduğu haklarının da yazılı bulunduğu sözleşmeyi imzalar ve kendi el yazısı ile tarihini yazar. Satıcı veya sağlayıcı, bu bilgilerin sözleşmede yer almasını sağlamak ve taraflar arasında akdedilen sözleşmenin bir nüshasını tüketiciye vermekle yükümlüdür.

    Bu madde hükümlerine göre düzenlenmiş bir sözleşmenin ve malın tüketiciye teslim edildiğini ispat satıcıya veya sağlayıcıya aittir. Aksi takdirde, tüketici cayma hakkını kullanmak için yedi günlük süre ile bağlı değildir.

    MESAFELİ SÖZLEŞMELER

    Madde 9/A - (Ek madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./14. md.)

    Mesafeli sözleşmeler; yazılı, görsel, telefon ve elektronik ortamda veya diğer iletişim araçları kullanılarak ve tüketicilerle karşı karşıya gelinmeksizin yapılan ve malın veya hizmetin tüketiciye anında veya sonradan teslimi veya ifası kararlaştırılan sözleşmelerdir.

    Mesafeli satış sözleşmesinin akdinden önce, ayrıntıları Bakanlıkça çıkarılacak tebliğle belirlenecek bilgilerin tüketiciye verilmesi zorunludur. Tüketici, bu bilgileri edindiğini yazılı olarak teyit etmedikçe sözleşme akdedilemez. Elektronik ortamda yapılan sözleşmelerde teyid işlemi, yine elektronik ortamda yapılır.

    Satıcı ve sağlayıcı, tüketicinin siparişi kendisine ulaştığı andan itibaren otuz gün içerisinde edimini yerine getirir. Bu süre, tüketiciye daha önceden yazılı olarak bildirilmek koşuluyla en fazla on gün uzatılabilir.

    Satıcı veya sağlayıcı elektronik ortamda tüketiciye teslim edilen gayri maddi malların veya sunulan hizmetlerin teslimatının ayıpsız olarak yapıldığını ispatla yükümlüdür.

    Cayma hakkı süresince sözleşmeye konu olan mal veya hizmet karşılığında tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasının veya borç altına sokan herhangi bir belge vermesinin istenemeyeceğine ilişkin hükümler dışında kapıdan satışlara ilişkin hükümler mesafeli sözleşmelere de uygulanır.

    Satıcı veya sağlayıcı cayma bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren on gün içinde almış olduğu bedeli, kıymetli evrakı ve tüketiciyi bu hukuki işlemden dolayı borç altına sokan her türlü belgeyi iade etmek ve yirmi gün içerisinde de malı geri almakla yükümlüdür.

    TÜKETİCİ KREDİSİ

    Madde 10 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./15. md.)

    Tüketici kredisi, tüketicilerin bir mal veya hizmet edinmek amacıyla kredi verenden nakit olarak aldıkları kredidir. Tüketici kredisi sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ve bu sözleşmenin bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur. Taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen kredi şartları, sözleşme süresi içerisinde tüketici aleyhine değiştirilemez.

    Sözleşmede;

    a) Tüketici kredisi tutarı,

    b) Faiz ve diğer unsurlarla birlikte toplam borç tutarı,

    c) Faizin hesaplandığı yıllık oran,

    d) Ödeme tarihleri, anapara, faiz, fon ve diğer masrafların ayrı ayrı belirtildiği ödeme planı,

    e) İstenecek teminatlar,

    f) Akdi faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faizi oranı,

    g) Borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları,

    h) Kredinin vadesinden önce kapatılmasına ilişkin şartlar,

    ı) Kredinin yabancı para birimi cinsinden kullandırılması durumunda, geri ödemeye ilişkin taksitlerin ve toplam kredi tutarının hesaplanmasında, hangi tarihteki kurun dikkate alınacağına ilişkin şartlar,

    Yer alır.

    Kredi veren, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak; ancak kredi verenin bütün edimlerini ifa etmiş olması durumunda ve tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi halinde kullanılabilir. Ancak kredi verenin bu hakkını kullanabilmesi için en az bir hafta süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması gerekir. Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez.

    Tüketici, kredi verene borçlandığı toplam miktarı önceden ödeyebileceği gibi aynı zamanda vadesi gelmemiş bir ya da birden çok taksit ödemesinde de bulunabilir. Her iki durumda da kredi veren, ödenen miktara göre gerekli faiz ve komisyon indirimini yapmakla yükümlüdür. Bakanlık ödenen miktara göre gerekli faiz ve komisyon indiriminin ne oranda yapılacağının usul ve esaslarını belirler.

    Kredi verenin, tüketici kredisini, belirli marka bir mal veya hizmet satın alınması ya da belirli bir satıcı veya sağlayıcı ile yapılacak satış sözleşmesi şartı ile vermesi durumunda satılan malın veya hizmetin hiç ya da zamanında teslim veya ifa edilmemesi halinde kredi veren tüketiciye karşı satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu olur.

    Kredi verenin ödemeleri bir kıymetli evraka bağlaması ya da krediyi kıymetli evrak kabul etmek suretiyle teminat altına alması yasaktır. Bu yasağa rağmen tüketiciden bir kıymetli evrak alınacak olursa, tüketici bu kıymetli evrakı kredi verenden geri istemek hakkına sahiptir. Ayrıca, kredi veren kıymetli evrakın ciro edilmesi sebebiyle tüketicinin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

    KREDİ KARTLARI

    Madde 10/A - (Ek madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./16. md.)

    Kredi kartı ile mal veya hizmet alımı sonucu nakdi krediye dönüşen veya kredi kartı ile nakit çekim suretiyle kullanılan krediler de 10 uncu madde hükümlerine tabidir. Ancak, bu tür krediler hakkında 10 uncu maddenin ikinci fıkrasının (a), (b), (h) ve (ı) bentleri ile dördüncü fıkra hükmü uygulanmaz.

    Kredi veren tarafından tüketiciye gönderilen dönemsel hesap özetleri, 10 uncu maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinde öngörülen ödeme planı hükmündedir. Dönemsel hesap özetinde yer alan asgari ödeme tutarının vadesinde ödenmemesi halinde; tüketici, 10 uncu maddenin (f) bendinde yer alan gecikme faizi dışında herhangi bir isim altında yükümlülük altına sokulamaz.

    Kredi veren faiz artırımını otuz gün önceden tüketiciye bildirmek zorundadır. Kredi veren tarafından artırılan faiz oranı geriye dönük olarak uygulanamaz. Tüketici bildirim tarihinden itibaren en geç altmış gün içinde tüm borcu ödeyip kredi kullanmaya son verdiği takdirde faiz artışından etkilenmez.

    Mal veya hizmetin kredi kartı ile satın alındığı durumlarda, satıcı veya sağlayıcı, tüketiciden komisyon veya benzeri bir isim altında ilave ödemede bulunmasını isteyemez.

    KONUT FİNANSMANI SÖZLEŞMELERİ

    Madde 10/B - (Ek madde: 21/02/2007-5582 S.K./24.mad.)

    Konut finansmanı kuruluşları tüketicilere sözleşme öncesinde kredi veya finansal kiralama işlemleri ile ilgili genel bilgiler vermek ve tüketiciye teklif ettikleri kredi veya finansal kiralama sözleşmesinin koşullarını içeren Sözleşme Öncesi Bilgi Formu vermek zorundadır. Tüketici teklifi kabul edip etmemekte serbesttir.

       Konut finansmanı kuruluşları tarafından verilecek genel bilgilerin kapsamı ve Sözleşme Öncesi Bilgi Formunun standartları ilgili birliklerin görüşü alınmak suretiyle Bakanlık tarafından belirlenir. Sözleşme Öncesi Bilgi Formunun tüketiciye verilmesini takip eden bir iş günü geçmeden imzalanan sözleşme geçersizdir.

       Konut finansmanı sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması ve bu sözleşmenin bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur. Taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen şartlar, sözleşme süresi içerisinde tüketici aleyhine değiştirilemez.

       Borçlunun temerrüde düşmesi halinde konut finansmanı kuruluşu borçluya temerrüt tarihinden itibaren beş iş günü içerisinde iadeli taahhütlü posta yoluyla bildirimde bulunmakla yükümlüdür.

       Konut finansmanı kuruluşu, geri ödemelerin yapılmaması halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak ancak tüketicinin birbirini izleyen en az iki ödemede temerrüde düşmesi halinde kullanılabilir. Konut finansmanı kuruluşunun bu hakkını kullanabilmesi için en az bir ay süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması gerekir.

       Finansal kiralama işlemlerinde, tüketicinin muacceliyet uyarısında verilen sürenin sona ermesini takiben, konut finansmanı kuruluşu kalan borcun tamamını ifa etme hakkını kullanmak üzere finansal kiralama sözleşmesini feshettiği takdirde, konutu derhal satışa çıkarmakla yükümlüdür. Konut finansmanı kuruluşu satış öncesinde konut için 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (r) bendi uyarınca yetki verilmiş kişi veya kurumlara kıymet takdiri yaptırtır. Takdir edilen kıymet, satıştan en az on iş günü önce tüketiciye bildirilir. Konut finansmanı kuruluşu takdir edilen kıymeti dikkate alarak basiretli bir tacir gibi davranmak suretiyle konutun satışını gerçekleştirir. Tüketici, konut finansmanı kuruluşunun zararının konutun satışından elde edilen bedeli aşan kısmından sorumludur. Konutun satışından elde edilen bedelin kalan borcu aşması halinde aşan kısım tüketiciye ödenir. Konut finansmanına yönelik finansal kiralama işlemlerinde 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununun 7, 25 ve 31 inci maddeleri uygulanmaz.

       Konutun satışının gerçekleştirilmesi ve elde edilen bedelin kalan borcu aşan kısmının tüketiciye ödenmesini takiben tüketici veya zilyedliğin devredilmiş olması halinde zilyedliği elinde bulunduran üçüncü şahıslar konutu tahliye etme yükümlülüğü altındadır. Konutun tahliye edilmemesi halinde konut sahibi 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 26 ncı ve 27 nci maddeleri uyarınca tüketici veya zilyedliğin devredilmiş olması halinde zilyedliği elinde bulunduran üçüncü şahıslar aleyhine icra yoluna başvurabilir.

       Kullanılan finansmanın teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, konut finansmanı kuruluşu asıl borçluya ve diğer teminatlara başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez.

       2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinin birinci fıkrasında tanımlı konut finansmanından kaynaklanan işlemlerde kredi veren konut finansmanı kuruluşu, krediyi belirli bir konutun satın alınması ya da belirli bir satıcı ile yapılacak satış sözleşmesi şartı ile vermesi durumunda, konutun hiç ya da zamanında teslim edilmemesi halinde kredi veren satıcı ile birlikte, tüketiciye karşı, kullandırılan kredi miktarı kadar müteselsilen sorumlu olur. Konut finansmanı kuruluşları tarafından verilen kredilerin ipotek finansmanı kuruluşlarına, konut finansmanı fonlarına veya ipotek teminatlı menkul kıymet teminat havuzlarına devrolması halinde dahi, kredi veren konut finansmanı kuruluşunun sorumluluğu devam eder. Krediyi devralan kuruluş bu madde kapsamında sorumlu olmaz.

       Konut finansmanı kuruluşunun ödemeleri bir kıymetli evraka bağlaması ya da kıymetli evrak kabul etmek suretiyle teminat altına alması yasaktır. Bu yasağa rağmen tüketiciden bir kıymetli evrak alınacak olursa, tüketici bu kıymetli evrakı konut finansmanı kuruluşundan geri isteme hakkına sahiptir. Ayrıca, konut finansmanı kuruluşu kıymetli evrakın başkasına devri sebebiyle tüketicinin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

       Kredilerde geri ödeme tutarlarının, finansal kiralama işlemlerinde ise kira bedellerinin anaparayı aşan kısmı bu madde kapsamında faiz olarak kabul edilir.

       Sözleşmede belirtilmek suretiyle konut finansmanına yönelik kredilerde ve finansal kiralama işlemlerinde faiz oranı sabit, değişken veya aynı kredi için her iki yöntem esas alınmak suretiyle belirlenebilir. Oranın sabit olarak belirlenmesi halinde sözleşmede başlangıçta belirlenen oran her iki tarafın ortak rızası dışında değiştirilemez. Oranın değişken olarak belirlenmesi halinde ise, başlangıçta sözleşmede belirlenen oran, dönemsel geri ödeme tutarı yine başlangıçta sözleşmede belirlenecek olan azami dönemsel geri ödeme tutarını aşmamak koşuluyla ve yine sözleşmede belirlenecek yurt içinde veya yurt dışında genel kabul görmüş ve yaygın olarak kullanılan bir endeks baz alınarak değiştirilebilir. Oranların değişken olarak belirlenmesi halinde bu yöntemin muhtemel etkileri konusunda tüketicilerin bilgilendirilmesi şarttır. Bu amaçlarla kullanılabilecek referans faizler ve endeksler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, tüketicilerin bilgilendirilme yöntemlerine ilişkin usûl ve esaslar ise Bakanlık tarafından belirlenir.

       Tüketici, konut finansmanı kuruluşuna borçlandığı toplam miktarı önceden ödeyebileceği gibi aynı zamanda bir ya da birden çok ödemeyi vadesinden önce yapabilir. Her iki durumda da konut finansmanı kuruluşu, vadesinden önce ödenen taksitler için gerekli faiz indirimini yapmakla yükümlüdür. Ödenen miktara göre gerekli faiz indiriminin ve kredinin tüketiciye yıllık maliyet oranının hesaplanmasında Bakanlık tarafından çıkartılan ilgili yönetmelik hükümleri uygulanır.

       Faiz oranının sabit olarak belirlenmesi halinde, sözleşmede yer verilmek suretiyle, bir ya da birden fazla ödemenin vadesinden önce yapılması durumunda konut finansmanı kuruluşu tarafından tüketiciden erken ödeme ücreti talep edilebilir. Erken ödeme ücreti gerekli faiz indirimi yapılarak hesaplanan ve tüketici tarafından konut finansmanı kuruluşuna erken ödenen tutarın yüzde ikisini geçemez. Oranların değişken olarak belirlenmesi halinde tüketiciden erken ödeme ücreti talep edilemez.

       Konut finansmanı sözleşmelerinde asgari olarak aşağıdaki unsurlara yer verilmesi zorunludur:

       a) Konut kredisi sözleşmeleri için kredi tutarı, finansal kiralama sözleşmeleri için toplam kira bedeli,

       b) Kredi sözleşmeleri için üzerine ipotek tesis edilen konuta, finansal kiralama sözleşmeleri için finansal kiralamaya konu olan konuta ilişkin bilgiler,

       c) Yıllık faiz oranı ve yıllık maliyet oranı (değişken faizli sözleşmelerde yıllık faiz oranı ve yıllık maliyet oranı başlangıç ve azami faiz oranı için ayrı ayrı hesaplanır),

       d) Toplam borç tutarının anapara, faiz ve diğer giderler itibarıyla dağılımı (değişken faizli sözleşmelerde başlangıç faiz oranı veya kira bedeli ve azami faiz oranı veya kira bedeli esas alınarak hesaplanacak toplam borç tutarları),

       e) Değişken faizli sözleşmelerde baz alınan endeks ve faiz oranındaki veya kira bedellerindeki değişmenin hesaplanma yöntemi,

       f) İlk yıl için dönemsel olarak, kalan yıllar için yıllık olarak hazırlanan, ödenen anapara, ödenen faiz, diğer giderler, kalan anapara, ilgili dönemler için geri ödeme veya kira bedellerinin yer aldığı ödeme planı (Değişken faizli sözleşmelerde, başlangıç ve azami faiz oranları kullanılarak iki ayrı ödeme planı oluşturulur.),

       g) Geri ödeme veya kira ödeme sayısı, ödeme tarihleri, belirlenen ödeme tarihinin resmi tatile gelmesi durumunda ödemelerin ne zaman yapılacağı, ilk ve son ödeme tarihleri,

       h) İstenecek teminatlar,

       i) Ödemelerde temerrüde düşülmesi halinde, kredi sözleşmeleri için akdi faiz oranının (değişken faizli sözleşmelerde cari faiz oranının) yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faizi oranı, finansal kiralama sözleşmeleri için uygulanacak gecikme faiz oranı,

       j) Borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları,

       k) Kredi geri ödemelerinin veya kira ödemelerinin vadesinden önce yapılmasına ilişkin şartlar ve sabit faizli sözleşmelerde erken ödeme ücreti öngörülmekte ise hesaplanmasına ilişkin esaslar,

       l) Kredinin veya kira bedellerinin yabancı para birimi cinsinden belirlenmesi durumunda, kira ve geri ödeme tutarları ile toplam borç tutarının hesaplanmasında, hangi tarihteki kurun dikkate alınacağına ilişkin şartlar,

       m) Sözleşmeye konu olan konutta kıymet takdiri yapılmasını gerektirebilecek haller ve kıymet takdirinin kimler tarafından yapılabileceği,

       n) Varsa sözleşmeye konu olan konuta ilişkin sigorta bilgileri.

       Tüketiciye gönderilecek dönemsel ödeme dekontlarında ödemelerin onbeşinci fıkranın (d) bendinde yer aldığı şekliyle dağılımına ve kalan borç miktarına yer verilir.

       Bu maddenin uygulanmasında, konut yapı kooperatiflerinin gerçek kişi ortakları tüketici kabul edilir.

    SÜRELİ YAYINLAR

    Madde 11 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./17. md.)

    Süreli yayın kuruluşlarınca düzenlenen ve her ne amaç ve şekilde olursa olsun, bilet, kupon, iştirak numarası, oyun, çekiliş ve benzeri yollarla süreli yayın dışında ikinci bir ürün ve/veya hizmetin verilmesinin taahhüt edildiği durumlarda; kitap, dergi, ansiklopedi, afiş, bayrak, poster, sözlü veya görüntülü manyetik bant veya optik disk gibi süreli yayıncılık amaçlarına aykırı olmayan kültürel ürünler dışında hiçbir mal ya da hizmetin taahhüdü ve dağıtımı yapılamaz. Bu amaçla kampanya düzenlenmesi halinde, kampanya süresi altmış günü geçemez. Kampanya konusu mal veya hizmet bedelinin bir bölümünün tüketici tarafından karşılanması istenemez.

    Süreli yayın kuruluşu, kampanyaya ait reklam ve ilanlarında, kampanya konusu mal veya hizmetin Türkiye genelinde teslim ve ifa tarihlerine ilişkin programını ilan etmek ve kampanya konusu mal veya hizmetin teslim ve ifasını, kampanyanın bitiminden itibaren otuz gün içinde yerine getirmek zorundadır.

    Kampanya süresince, süreli yayının satış fiyatı, ikinci ürün olarak verilmesi taahhüt edilen mal veya hizmetin yol açtığı maliyet artışı nedeniyle artırılamaz. Kampanya konusu mal veya hizmet taahhüdü ve dağıtımı bölünerek yapılamayacağı gibi, bu mal veya hizmetin ayrılmaz ya da tamamlayıcı parçaları da ayrı bir kampanya konusu haline getirilemez. Bu Kanunun uygulamasında, ikinci ürün olarak verilmesi taahhüt edilen her bir mal veya hizmete ilişkin işlemler bağımsız bir kampanya olarak kabul edilir.

    Süreli yayın kuruluşları tarafından düzenlenmeyen, ancak süreli yayınla doğrudan veya dolaylı irtibatlandırılan kampanyalar da bu hükümlere tabidir.

    ABONELİK SÖZLEŞMELERİ

    Madde 11/A - (Ek madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./18. md.)

    Her türlü abonelik sözleşmelerine taraf olan tüketiciler, isteklerini satıcıya yazılı olarak bildirmek kaydıyla aboneliklerine tek taraflı son verebilirler.

    Satıcı tüketicinin aboneliğe son verme isteğini, yazılı bildirimin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yerine getirmekle yükümlüdür.

    Süreli yayın aboneliğine son verme isteği ise; yazılı bildirimin satıcıya ulaştığı tarihten itibaren günlük yayınlarda onbeş gün, haftalık yayınlarda bir ay, aylık yayınlarda üç ay sonra yürürlüğe girer. Daha uzun süreli yayınlarda ise, bildirimden sonraki ilk yayını müteakiben yürürlüğe konulur.

    Satıcı, abone ücretinin geri kalan kısmını hiçbir kesinti yapmaksızın onbeş gün içinde iade etmekle yükümlüdür.

    FİYAT ETİKETİ

    Madde 12 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./19. md.)

    Perakende satışa arz edilen malların veya ambalajlarının yahut kaplarının üzerine kolaylıkla görülebilir, okunabilir şekilde o malla ilgili tüm vergiler dahil fiyat, üretim yeri ve ayırıcı özelliklerini içeren etiket konulması, etiket konulması mümkün olmayan hallerde aynı bilgileri kapsayan listelerin görülebilecek şekilde uygun yerlere asılması zorunludur.

    Hizmetlerin tarife ve fiyatlarını gösteren listeler de birinci fıkraya göre düzenlenerek asılır.

    Etiket, fiyat ve tarife listelerinde belirtilen fiyat ile kasa fiyatı arasında fark olması durumunda tüketici lehine olan fiyat üzerinden satış yapılır.

    Fiyatı; Bakanlar Kurulu, kamu kurum ve kuruluşları veya kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları tarafından belirlenen mal veya hizmetlerin, belirlenen bu fiyatın üzerinde bir fiyatla satışa sunulması yasaktır.

    Bakanlık, etiket ve tarife listelerinin şeklini, içeriğini, usul ve esaslarını bir yönetmelikle düzenler. Bakanlık ve belediyeler, bu madde hükümlerinin uygulanması ve izlenmesine ilişkin işleri yürütmekle ayrı ayrı görevlidirler.

    GARANTİ BELGESİ

    Madde 13 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./20. md.)

    İmalatçı veya ithalatçılar ithal ettikleri veya ürettikleri sanayi malları için Bakanlıkça onaylı garanti belgesi düzenlemek zorundadır. Mala ilişkin faturanın tarih ve sayısını içeren garanti belgesinin tekemmül ettirilerek tüketiciye verilmesi sorumluluğu satıcı, bayi veya acenteye aittir. Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve asgari iki yıldır. Ancak, özelliği nedeniyle bazı malların garanti şartları, Bakanlıkça başka bir ölçü birimi ile belirlenebilir.

    Satıcı; garanti belgesi kapsamındaki malların, garanti süresi içerisinde arızalanması halinde malı işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile yükümlüdür.

    Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4 üncü maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.

    Tüketicinin malı kullanım kılavuzunda yer alan hususlara aykırı kullanmasından kaynaklanan arızalar, iki ve üçüncü fıkra hükümleri kapsamı dışındadır.

    Bakanlık, hangi sanayi mallarının garanti belgesi ile satılmak zorunda bulunduğunu ve bu malların arızalarının tamiri için gereken azami süreleri Türk Standartları Enstitüsünün görüşünü alarak tespit ve ilanla görevlidir.

    TANITMA VE KULLANMA KILAVUZU

    Madde 14 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./21. md.)

    Yurt içinde üretilen veya ithal edilen sanayi mallarının tanıtım, kullanım, bakım ve basit onarımına ilişkin Türkçe kılavuzla ve gerektiğinde uluslararası sembol ve işaretleri kapsayan etiketle satılması zorunludur.

    Bakanlık, sanayi mallarından hangilerinin tanıtma ve kullanım kılavuzu ve etiket ile satılmak zorunda bulunduğunu ve bunlarda bulunması gereken asgari unsurları Türk Standartları Enstitüsünün görüşünü alarak tespit ve ilanla görevlidir.

    SATIŞ SONRASI HİZMETLER

    Madde 15 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./22. md.)

    İmalatçı veya ithalatçılar, sattıkları, ürettikleri veya ithal ettikleri sanayi malları için o malın Bakanlıkça tespit ve ilan edilen kullanım ömrü süresince, yeterli teknik personel ve yedek parça stoku bulundurmak suretiyle bakım ve onarım hizmetlerini sunmak zorundadırlar.

    İmalatçı veya ithalatçıların bulundurmaları gereken yedek parça stok miktarı Bakanlıkça belirlenir.

    İthalatçının herhangi bir şekilde ticari faaliyetinin sona ermesi halinde, kullanım ömrü süresince bakım ve onarım hizmetlerini, o malın yeni ithalatçısı sunmak zorundadır.

    Bakanlık, hangi mallar için servis istasyonları kurulmasının zorunlu olduğu ile servis istasyonlarının kuruluş ve işleyişine dair usul ve esasları Türk Standartları Enstitüsünün görüşünü alarak tespit ve ilanla görevlidir.

    Garanti belgesiyle satılmak zorunda olan bir sanayi malının garanti süresi sonrasında arızalanması durumunda, o malın Bakanlıkça belirlenen azami tamir süresi içerisinde onarımı zorunludur.

    TİCARİ REKLAMLAR VE İLANLAR

    Madde 16 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./23. md.)

    Ticari reklam ve ilanların kanunlara, Reklam Kurulunca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, dürüst ve doğru olmaları esastır.

    Tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam ve ilanlar ve örtülü reklam yapılamaz.

    Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal ve hizmetlerin karşılaştırmalı reklamları yapılabilir.

    Reklam veren, ticari reklam veya ilanda yer alan somut iddiaları ispatla yükümlüdür.

    Reklam verenler, reklamcılar ve mecra kuruluşları bu madde hükümlerine uymakla yükümlüdürler.

    REKLAM KURULU

    Madde 17 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./24. md.)

    Ticari reklam ve ilanlarda uyulması gereken ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari reklam ve ilanları incelemek ve inceleme sonucuna göre, 16 ncı madde hükümlerine aykırı reklam ve ilanları üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya aynı yöntemle düzeltme ve/veya para cezası verme hususlarında görevli bir Reklam Kurulu oluşturulur. Reklam Kurulu kararları Bakanlıkça uygulanır.

    Reklam Kurulu, ticari reklam ve ilanlarda uyulması gereken ilkeleri belirlemede; ülke koşullarının yanı sıra, reklamcılık alanında evrensel kabul görmüş tanım ve kuralları da dikkate alır.

    Başkanlığı, Bakanın görevlendireceği ilgili Genel Müdür tarafından yürütülen Reklam Kurulu;

    a) Bakanlıkça ilgili Genel Müdür Yardımcıları arasından görevlendirilecek bir üye,

    b) Adalet Bakanlığınca, bu Bakanlıkta idari görevlerde çalışan hakimler arasından görevlendirilecek bir üye,

    c) Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunca görevlendirilecek reklam konusunda uzman bir üye,

    d) Yükseköğretim Kurulunun reklamcılık alanında uzman üniversite öğretim elemanları arasından seçeceği bir üye,

    e) Türk Tabibleri Birliği Merkez Konseyinin görevlendireceği doktor bir üye,

    f) Türkiye Barolar Birliğinin görevlendireceği avukat bir üye,

    g) Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin değişik sektörlerden görevlendireceği dört üye,

    h) Türkiye'deki tüm gazeteciler derneklerinin kendi aralarından seçeceği bir üye,

    i) Reklamcılar derneklerinin veya varsa üst kuruluşlarının seçeceği bir üye,

    j) Tüketici Konseyinin Konseye katılan tüketici örgütü temsilcileri arasından seçeceği veya üst örgütlerinin görevlendireceği bir üye,

    k) Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin görevlendireceği bir üye,

    l) Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonunun görevlendireceği bir üye,

    m) Türk Standartları Enstitüsünden bir üye,

    n) Diyanet İşleri Başkanlığından bir üye,

    o) Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinden bir üye,

    p) İşçi sendikaları konfederasyonlarından bir üye,

    r) Memur sendikaları konfederasyonlarından bir üye,

    s) Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliğinin görevlendireceği bir üye,

    t) Ankara, İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyelerinin kendi aralarından seçeceği bir üye,

    u) Türk Eczacılar Birliğinden bir üye,

    v) Türk Diş Hekimleri Birliğinden bir üye,

    y) (Ek bend: 27/05/2004 - 5179 S.K./34.mad ) Tarım ve Köyişleri Bakanlığından ve Sağlık Bakanlığından ikişer üye,

    Olmak üzere yirmibeş üyeden oluşur.

    Kurul üyelerinin görev süreleri üç yıldır. Süresi bitenler yeniden görevlendirilebilir veya seçilebilir. Üyelikler herhangi bir sebeple boşaldığı takdirde boşalan yerlere üçüncü fıkra esasları dahilinde bir ay içerisinde görevlendirme veya seçim yapılır.

    Kurul en az ayda bir defa veya ihtiyaç duyulduğu her zaman Başkanın çağrısı üzerine toplanır.

    Kurul, Başkan dahil en az ondört üyenin hazır bulunması ile toplanır ve toplantıya katılanların çoğunluğu ile karar verir.

    Kurul, gerekli görülen hallerde sürekli ve geçici olarak görev yapmak üzere özel ihtisas komisyonları kurabilir. Kurulun bu komisyonlarda görev yapmasını uygun göreceği kamu personeli, ilgili kamu kuruluşlarınca görevlendirilir.

    Kurul üyeleri ile özel ihtisas komisyonu üyelerinden kamu görevlisi olanlara verilecek huzur hakkı ile kamu görevlisi olmayan kurul üyelerine ödenecek huzur ücreti Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenir.

    Kurulun sekretarya hizmetleri Bakanlık tarafından yerine getirilir.

    Reklam Kurulu kararları, tüketicilerin bilgilendirilmesi, aydınlatılması ve ekonomik çıkarlarının korunması amacıyla Reklam Kurulu Başkanlığınca açıklanır.

    Reklam Kurulunun görevleri, kuruluş, çalışma usul ve esasları ile sekretarya hizmetlerinin ne suretle yerine getirileceği Bakanlık tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

    ZARARLI VE TEHLİKELİ MAL VE HİZMETLER

    Madde 18 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./25. md.)

    Tüketicinin kullanımına sunulan mal ve hizmetlerin kişi beden ve ruh sağlığı ile çevreye zararlı veya tehlikeli olabilmesi durumunda, bu malların emniyetle kullanılabilmesi için üzerine veya ekli kullanım kılavuzlarına, bu durumla ilgili açıklayıcı bilgi ve uyarılar, açıkça görülecek ve okunacak şekilde konulur veya yazılır.

    Bakanlık, hangi mal veya hizmetlerin açıklayıcı bilgi ve uyarıları taşıması gerektiğini ve bu bilgi ve uyarıların şeklini ve yerini ilgili bakanlık ve diğer kuruluşlarla birlikte tespit ve ilanla görevlidir.

    MAL VE HİZMET DENETİMİ

    Madde 19 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./26. md.)

    Tüketiciye sunulan mal ve hizmetler; ilgili bakanlıklar tarafından Resmi Gazetede yayımlanarak mecburi uygulamaya konulan standartlar dahil olmak üzere uyulması zorunlu olan teknik düzenlemeye uygun olmalıdır.

    İlgili bakanlıklar, bu esaslara göre denetim yapmak veya yaptırmakla görevlidir. Mal ve hizmet denetimine ilişkin usul ve esaslar her bir ilgili bakanlıkça ayrı ayrı tespit ve ilan edilir.

    TÜKETİCİNİN EĞİTİLMESİ

    Madde 20 - (Değişik madde: 06/03/2003 - 4822 S.K./27. md.)

    Tüketicinin eğitilmesi konusunda örgün ve yaygın eğitim kurumlarının ders programlarına, Milli Eğitim Bakanlığınca gerekli ilaveler yapılır.

    Tüketicinin eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi için radyo ve televizyonlarda programlar düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar, Tüketici Konseyinin önerisi ile Bakanlıkça tespit ve ilan olunur.

    ÜÇÜNCÜ KISIM: TÜKETİCİ KURULUŞLARI

    TÜKETİCİ KONSEYİ

    Madde 2 1 - (Değişik fıkra: 06/03/2003 - 4822 S.K./28. md.) Tüketicinin sorunlarının, ihtiyaçlarının ve çıkarlarının korunmasına ilişkin gerekli tedbirleri araştırmak, sorunların evrensel tüketici hakları doğrultusunda çözülmesi için alınacak tedbirlerle, bu Kanunun uygulanmasına yönelik tedbirlere dair görüşleri, ilgili mercilerce öncelikle ele alınmak üzere iletmek amacıyla, Bakanlığın koordinatörlüğünde bir "Tüketici Konseyi" kurulur.

    (Değişik fıkra: 06/03/2003 - 4822 S.K./28. md.) Tüketici Konseyi, Bakanın veya görevlendireceği bir Bakanlık görevlisinin başkanlığında, Adalet, İçişleri, Maliye, Milli Eğitim, Sağlık, Ulaştırma, Tarım ve Köyişleri, Sanayi ve Ticaret, Turizm ve Çevre bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı, Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı, Türk Standartları Enstitüsü Başkanlığı, Rekabet Kurumu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Telekomünikasyon Kurumu, Türk Akreditasyon Kurumu, Milli Prodüktivite Merkezi, Diyanet İşleri Başkanlığı, büyük şehir belediyeleri, il belediyelerini temsilen Türk Belediyeler Birliği, işçi sendikaları konfederasyonları, memur sendikaları konfederasyonları,Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, Türkiye Milli Kooperatifler Birliği, Yükseköğretim Kurulu, Türkiye Barolar Birliği, Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk Eczacılar Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği, Türk Veteriner Hekimleri Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Bankalar Birliği, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği, Türkiye Otelciler Birliği, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Tüketim Kooperatifleri Merkez Birliği, Ahilik Araştırma ve Kültür Vakfı ve tüketici örgütleri temsilcilerinden oluşur.

    Tüketici Konseyini oluşturan kurum ve kuruluşların temsilcilerinin sayı ve nitelikleri ile Tüketici Konseyine katılabilmek için tüketici örgütlerinin sahip olmaları gereken asgari üye sayısı ve bu örgütlerin Tüketici Konseyine gönderecekleri temsilci sayısı Bakanlıkça belirlenir. Ancak, kamu kurum ve kuruluşlarından gelen temsilcilerin sayısı, hiçbir şekilde Tüketici Konseyinin toplam üye sayısının %50'sinden fazla olamaz. Tüketici Konseyi yılda en az bir kez toplanır.

    Tüketici Konseyinin çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.
#1649
GDO'lu ürünlerin ithalatını düzenleyen bir yönetmelik çıktı ve ortalık birbirine girdi.Eğer sorun, GDO'lu ürünlerin insan sağlığı açısından denetlenmeden, ince eleyip sık dokunmadan ithal edilmesi ya da edilmemesi arasında bir tartışma olsaydı işimiz kolaydı.

Açardık yönetmeliği, satır satır tartışır, sonunda herkesin yüreğine su serpecek bir metin çıkarırdık ortaya. Bununla da yetinmez, Meclis'te bekleyen Gıda Denetim Yasası'nı da aynı yöntemle ele alır, didik didik eder ve bir an önce çıkarırdık.

Ama sorun bu değil; ayrılık çok daha derin...

Sorun, dünya kamuoyunun etkili bir kesiminin genetiği değiştirilmiş organizmaların dünyanın sonu olacağına iman etmiş olmasında...

Belki bundan daha da büyük olan sorun ise bilimin ideolojikleşmesinde...

Biz sıradan insanlar tepemizdeki ozon deliğinin büyüyüp büyümediğini, buzulların ne hızla eridiğini, nükleer atıkların güvenli bir biçimde depolanıp depolanamayacağını ya da GDO'lu ürünlerin yan etkilerinin neler olacağını kendi kendimize bulup çıkaracak değiliz elbette.

Bu konularda bilime güvenmemiz gerek...

Gelin görün ki, bilim de popülizmden uzak duramıyor. "Yeşil Tanrı"ya (!) iman edenlerin ideolojik üstünlüğünün bilim insanlarını da derinden etkilediğine tanık oluyoruz.

Dün tarımla ilgili bir sivil toplum kuruluşunun GDO'lar hakkında hazırladığı bir broşürün özetini okuduk gazetelerde. GDO çalışmalarının minik "Frankeştaynlar yaratmak" dışında hiçbir sonuç vermediğini, doğa dengesini bozduğunu, insan sağlığı için vahim sonuçlar vadettiğini, üstüne üstlük iddia edildiğinin tersine verimliliği de artırmadığını, tam tersine azalttığını iddia ediyordu. Ve bu iddialar yazının altında yer alan koca bir kaynakçayla da bilimsel bir temele dayandırılıyordu.

Okuyunca düşündüm; uzun vadeli etkiler meselesi elbette spekülasyona açık bir alan. Ama verimlilik konusundaki veriler bu kadar çekiştirilebilir mi? Böylesine somut bir meselede bile önümüze bu kadar farklı tablolar konulabiliyorsa, birilerinin fena halde yalan söylediği açıksa, biz ne yapacağız; kime inanacağız?

x x x

Aslında, tarımda GDO teknolojisiyle gelinen noktaya 60'lardan beri süren "Yeşil Devrim"in yeni bir aşaması olarak bakmak gerek...

60'lı yıllarda açlığın kader olduğuna inanan ve "İnsanların doyurulması için yapılan mücadele artık bitmiştir" diyen biyologlar vardı.

Ama öyle olmadı. Çünkü 60'lı ve 70'li yıllarda bir "Yeşil Devrim" yaşandı. Milyonlarca çiftçi, yüksek verimli melez tohumları, kimyasal gübreleri ve zararlı ot öldürücülerini kullanmaya başladı. Yeni tarımsal tekniklerin devreye girmesi sayesinde 1970'lerde açlıktan kırılan Hindistan 1990'larda ihtiyaç fazlası tahılı ihraç eden bir ülke haline geldi. Çinli çiftçiler 1970-95 yılları arasında benzer yöntemleri kullanarak üretimi üçte iki oranında artırmayı başardılar. Bir değerlendirmeye göre "Yeşil Devrim" bir milyar insanı açlıktan ölmekten kurtardı.

Bugün yine dünyada yetersiz beslenen 1 milyar kadar insan var; yani hâlâ zor bir sorunla karşı karşıyayız: Kalkınmakta olan ülkelerin nüfusu artıyor ama ekilebilen arazi miktarı artmıyor. Hem şu anda yetersiz beslenen 1 milyar insanın hem de 2025 yılına kadar dünya nüfusuna eklenmesi beklenen 2 milyar insanın beslenebilmesi için her bir hektardan daha fazla kalori elde etmenin yollarını bulmak zorundayız.

İşte bu zor soruna cevap olabilecek teknoloji Genetik Değişim Teknolojisi. Yeni "Yeşil Devrim"lerin motor gücü olacak olan bir teknoloji... Bu teknoloji bize, gen transferi yoluyla istenilen özellikler kazandırılmış yeni tür bitkiler elde etme imkânı sunuyor. Örneğin, pamuk kurtlarına karşı dirençli, normal pamuğa göre yüzde 40 fazla ürün veren Bt pamuğu... Sıradan pirince göre daha çabuk yetişen ve daha fazla protein ihtiva eden yüksek verimli melez pirinç türü... Kaktüsteki kuraklığa dayanıklılık sağlayan genin mısıra transferiyle elde edilen, kuraklığa karşı dayanıklı bir mısır türü... vb...

Genetik Değişim Teknolojisi, bize gelecekte dünyadaki bütün ambarları proteince zengin tahıl, yüksek vitaminli sebze ve bugünkünden daha ucuz, daha lezzetli ve daha besleyici yiyecek çeşitleriyle doldurmayı vadediyor.

Bu öyle kolay harcanacak bir fırsat mıdır?

Bu teknolojiyle üretilmiş ürünlere "zehir" muamelesi yapmadan önce şöyle bir durup sorumluluk duygusuyla düşünmek gerekmez mi?

Ne var ki, açlık konusunda en fazla şamata yapanlar GD çalışmalarının en fazla karşısına dikilenler oluyor. Özellikte Avrupa'daki çevreci STK'lar Genetik Değişim teknolojilerine karşı savaş açmış durumdalar. Boykot kampanyalarıyla, GD çalışmalarının yasaklanması talepleriyle aç Afrika halklarını da korkutup bu teknolojilerin kalkınmakta olan ülkelerde uygulanmasını da engelliyorlar.

Hiç kimse bu ürünleri piyasaya sürmeden önce derinlemesine test etmek, sonra da sürekli olarak denetlemek gerektiğini inkâr etmiyor. Bu çalışmaların sıkı denetim altında sürdürülmesini istemek başkadır, yasaklanmasını istemek başka...

X x x

Bir zamanlar genetik biliminin yerine Stalinizme daha uygun diye Stalinist-Darwinist teorilerle Ukrayna'da patates yetiştirmeye kalkan; Çin'de Mao'cu ideolojiye denk düşen gübresiz tarım girişimiyle milyonları aç bırakan Lysenko diye bir sözde bilim adamı vardı...

Dünya onu hâlâ lanetle anıyor.

Batı'nın karnı tok aydınları, GD ürünlerini "şeytan işi" diye lanetlemeden önce Lysenko'yu hatırlamalı; milyonlarca Afrikalı'nın açlığa mahkum edilişinin vebalini taşıyacaklarını unutmamalılar.

http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/83006-yesil-devrim-ve-gdo-lar-gulay-gokturk-makalesi.aspx
#1650
Osmanlı Devleti, Rum vatandaşların ricası üzerine geleneksel cami inşa tarzın değiştirdi ve kul hakkına girmemek için minareyi ters yana koydu. Bakın bu örnek günümüzde yaşadığımız hangil olayları çağrıştırıyor.

Güneş hakkı duymuş muydunuz?

Aşağıda izah edeceğim. Ama önce yazıya bir giriş yapmak gerekiyor.

Bir insanın Hz. Ali'ye veya Mevlana'ya 10 lira borcu olması ile Ebu Cehile veya Hitler'e 10 lira borcu olması arasında kul hakkı açısından hiçbir fark olmadığını biliyor muydunuz?

Hz. Ali'ye veya Mevlana'ya borcunuzdan dolayı daha çok, Ebu Cehile veya Hitler'e borcunuzdan dolayı daha az günaha girmezsiniz.
Kul hakkı kul hakkıdır.

Bir seri katile olan borcunuz mübarek bir insana olan borcunuzdan daha önemsiz değildir.

Borcumuz olan insanın dini, milliyeti, mezhebi, ideolojisi, mümin veya ateist olması borcun önem derecesini değiştirmez. Kul hakkı kul hakkıdır...

Devlet hizmetini vatandaşın ayağına götürürken de aynı şekilde davranır...

Hizmet alma hakkı açısından oy verenle vermeyen arasında fark yoktur.

12 Mayıs 2008'de bu köşede, "Bu caminin minaresi neden ters?" başlıklı bir yazı kaleme almıştık. Yazıda, İstanbul'un fethinden sonra şehirde ilk inşa edilen camilerden olan Sultanahmet'teki Firuzağa Camii'nin minaresinin camiye yakın oturan Rumların ricası üzerine tüm tek minareli camilerde olduğu gibi arka sağ köşeye değil, arka sol köşeye konulduğunu anlatmıştım. Camiye yakın oturanların Rumların bu talebinin gerekçesi, minarenin güneş ışığını kesmemesi ve güneş minare etrafını dolanırken 15-20 dakikalığına bile olsa güneşlerine mani olmamasıydı. Bu talep Osmanlı yönetimi tarafından tereddütsüz hemen yerine getirildi.



Osmanlı Devleti hakikaten sadece dini, milliyeti ayrı insanların değil, kurdun kuşun bile huzur içinde yaşadığı rüya gibi bir toplum yapısı inşa etmişti. Biliyorsunuz, Bursa'daki Ulu Cami'nin içinde namaz mahallinde yapılan şadırvan da zaten, cami için istimlâk yapılırken bir Rum'un yerini isteksiz vermesi üzerine, gönülsüz verilen yerde huşu ile ibadet nasıl yapılır ki düşüncesinden hareketle inşa edilmemiş miydi?



Gönül, herşeyde gönül... Mesele gönülleri de tatmin edecek bir düzen oluşturmak.

Sözü şuraya getirmek istiyorum.

İstanbul Üsküdar'da oturan bir arkadaşım, 8-10 sene önce inşa edilen ve 10 kat izin verilen komşu apartmanın kendi binalarının güneş ışığını kestiğini ve belediyeden işini bağlayan insanların konu-komşu ile helalleşme gereği bile duymadan sanki yanlış bir iş yapmamış gibi hayatlarına devam ettiklerini söylediğinde, yukarıdaki Firuzağa Camii'nin hikayesini henüz bilmiyordum. Arkadaşım yaşadığı sıkıntıdan yola çıkarak lafta değil işte, nasıl sağlanacak bu adil düzen diye soruyor ve hakkını helal etmeyeceğini ifade ediyordu.

Osmanlı Devleti'nin başka din mensuplarına gösterdiği hak-hukuk anlayışının binde birini, kendisini dindar diye konumlandıran insanların kendi dindaşlarına bile göstermemesi ne acı...

Engelliyi engellemek...

Yazıma son vermeden önce bana etkileyici gelen, farkına varmadan insanlara ne güçlükler çıkarıyoruz diye sormama neden olan bir örneği sizlerle paylaşmak istiyorum.

Özürlüler İdaresi Başkan Yardımcısı Sayın Reyhan Gazel, benzer bir konuyla ilgili yazdığım bir yazının ardından gönderdiği e-mailde aşağıdaki anekdotu paylamıştı bizimle. Şu satırlar Sayın Gazele ait:

"Değerli Hocam, bizim alanımız aslında her gün manşet olacak olayları içeriyor ama nedense medyada beklendiği ölçüde yer bulamıyor. Ülkemizdeki engellilerin yaşadığı sıkıntılar çok fazla. Geçen gün ağır engelli bir çocuk annesi yanıma gelip 3 yıldır verdiği hukuk savaşı konusunda benden destek istedi. Kadının kocası yok. Ağır görme ve zihinsel engelli 20 yaşındaki oğluyla tüm dertlerini bir tarafa bırakarak 3 yıldır mahkeme koridorlarında mücadele veriyormuş. Bu derdinin çözümü halinde mutlu yaşayacaklarına inanmışlar. Başka türlü mutluluk onlara harammış. Dertleri ne mi dersiniz? Yazlıktaki alt kat komşularının penceresinin önündeki sundurma...

Şaşırdınız değil mi? Ben çok sayıda benzer sorunla sürekli karşılaştığım için hiç şaşırmadım. Görme ve zihinsel engelli çocukla yaşam mücadelesi vermek inanılmaz zor. Çocuk hissederek yaşıyor, görmeden ve bilmeden... Çocuk bir keresinde ayağını balkondan dışarı çıkarıp sundurmaya değmiş. O günden sonra orasının basılabilecek bir yer olduğunu düşünerek sürekli dışarı çıkmak için oraya hamle yapıyormuş. Haliyle sürekli tehlike halinde yaşıyormuş. Ankara'da zaten apartmanda kış boyu evden çıkamadıklarından sadece yazlıkta mutlu oluyorlarmış. Ama yazlık 3 yıldır onlara cehennem olmuş. Çocuk sürekli oradan dışarı çıkmaya çalışıyor, bu nedenle anne onu yalnız bırakıp korkudan tuvalete bile gidemiyormuş...

Hukuk savaşını kaybetmemek için direren anne, sürekli komşu ve tüm yerel yöneticiler tarafından azarlanınca sonunda dayanamayıp tazminat davası açmış. Ama orada da işler umdukları gibi ilerlememiş. Son çare bize geldi. Ben sorunu Allah'ın izniyle 5 dakikada çözdüm çok şükür. Kadın şaşırdı, inanamadı. Uzun uzun ağladı, çok dua etti. Nasıl mı? Hemen ilin milletvekilini aradım. Bu çok önemli bir konu dedim, durumu izah ettim. O da bizlere inanıp güveniği için hemen ilgili belediyenin meclisinde konuyu gündeme aldırma sözünü verdi. Bir hafta içinde belediye vatandaşa mani olan sundurmayı yıktırdı. Basit bir sundurmanın bir ailenin hayatını karartmasının önüne ancak bu şekilde mani olabildik."

Reyhan Gazel Hanım'ın anlattıkları böyle.

Değerli dostlar, görüyorsunuz, ben yaptım oldu anlayışı ile işlerimizi gördüğümüzü sanırken aslında farkında olmadan ne canlar yakıyor, insanlara ne zorluklar çıkarıyor, nelere sebep oluyoruz.

Arabayı usulüne uygun park etmemenin bile bir kul hakkı olduğunu ve ahirette her türlü kusurumuzla yüzleşeceğimizi biliyor muydunuz?

Dünya tamahkarlığında madem sınır tanımıyoruz, hiç olmazsa helalleşmeyi bilelim. Öbür yakada işimiz gerçekten zor.

Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber 7
www.osmanozsoy.com.tr

#1651


Burak BİLGE / VATAN

Sakarya Emniyet Müdürü Ünsal'ın, yakalanacağını anlayınca çeteyle bağlantısını ortaya çıkaran Organize Şube Müdürü Hersanlıoğlu'nu sürgüne gönderdiği ortaya çıktı. Ancak bu kurnazlığı da Emniyet Müdürü'nü tutuklanmaktan kurtaramadı

Üst düzey yöneticilerin karıştıkları çete operasyonlarıyla gündemden düşmeyen Sakarya'da bir türlü sular durulmak bilmiyor. Geçtiğimiz Temmuz'da Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı'nın amcası Hüseyin Yazıcı'nın liderliğini yaptığı, AK Parti Sakarya Milletvekili Recep Yıldırım'ın yeğeni Ali Yıldırım'ın da tutuklandığı soruşturmada son olarak Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal da cezaevine gönderilmişti. Emniyet Genel Müdürlüğü'nde şok etkisi yaratan tutuklamayla ilgili çarpıcı ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı.

"Düğün başlıyor"

Sakarya Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi (KOM), geçen yıl ihbar üzerine bir çalışma başlattı. Liderliğini KOM Müdürü Alparslan Hersanlıoğlu'nun yaptığı operasyonda, Hüseyin Yazıcı ile AKP Milletvekili Recep Yıldırım'ın yeğeni Ali Yıldırım'ın telefonları dinlemeye alındı. Teknik takip sürerken şebeke üyesi iki kişinin yaptığı bir konuşma, polisin dikkatini çekti. Görüşmedeki, "Adapazarı'nın başından bilgi geldi, operasyon başlıyor" ve "Bilgi geldi düğün başlıyor" şeklindeki ifadeler, zanlıların yürütülen gizli soruşturmadan haberdar olduklarını ortaya çıkardı. Operasyonu hızlandıran KOM Müdürü Hersanlıoğlu, 5 Temmuz'da düğmeye bastı.

Pek çok işyerine baskınlar düzenledi. Aralarında AK Parti Milletvekili Recep Yıldırım'ın yeğeni Ali Yıldırım, Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı'nın amcası Hüseyin Yazıcı ile yeğeni Cemal Yazıcı'nın da bulunduğu 32 kişi gözaltına alındı. Şüphelilerden 6'sı tutuklandı.

"Bilgiyi Ünsal'dan aldık"

Operasyonu yürüten Hersanlıoğlu'nun, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Berk'e teslim ettiği dosyada, Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal'ı "şüpheli" gösteren kayıtlar da vardı. Bunun üzerine savcı tarafından ifadelerine başvurulan milletvekilinin yeğeni Ali Yıldırım ve Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı ifadelerinde, operasyonun yapılacağı bilgisini Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal'dan aldıklarını söyledi. Böylece Ünsal'ın tutuklanmasına uzanan süreç de başlamış oldu. Savcı, Ünsal'ın ifadesinin alınmasına karar verdi. Bir yazı yazarak operasyonu yürüten Hersanlıoğlu'na ulaştırdı. Kanun gereği İl Emniyet Müdürü'nün sorgulanması için valinin izni olması gerekiyordu. Hersanlıoğlu, yazıyı Sakarya Valisi Hüseyin Atak'a götürdü. Vali Atak izni verdi.

Hersanlıoğlu'na jet sürgün

Operasyonu gerçekleştiren KOM Müdürü Alpaslan Hersanlıoğlu makamına döndüğünde bir sürprizle karşılaştı. Hersanlıoğlu, jet bir kararla Emniyet Müdürü Ünsal tarafından, görevden alındığını ve Arifiye ilçesine atandığını öğrendi.

Tutuklanmaktan kurtulamadı

Ancak polis müdürü Ünsal'ın bu kurnazlığı işe yaramadı. Çünkü ok yaydan çıkmış, soruşturma başlamıştı. Ünsal, 11 Temmuz'da Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne gelerek savcı Mehmet Berk'e ifade verdi. İfadesinin ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ancak daha sonra biri memur, diğeri amir iki polisin ifadeleri Ünsal'ın çetedeki rolünü tamamen ortaya çıkarınca, 1 Kasım'da tutuklanarak cezaevine gönderildi.

"Buralara varacağını tahmin etmezdim"



Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal'ın tutuklanmasına varan operasyonu başlatan ve ardından Faruk Ünsal tarafından sürgüne gönderilen KOM Müdürü Alparslan Hersanlıoğlu, operasyonun sonucunun buralara varacağını düşünmediğini söyledi. Operasyon süresince kendisine herhangi bir baskının olmadığını ifade eden Hersanlıoğlu, "Bölge İdare Mahkemesi'ne başvurdum ve kazandım. Ama oraya geri dönmeyeceğim. İstanbul'a tayinimi istedim. Birkaç gün sonra görevime başlayacağım" dedi.

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=05.11.2009&Newsid=269213&Categoryid=7
#1652


İstanbul'da bir fuhuş şebekesine yönelik gerçekleştirilen operasyonda gözaltına alınan 22 kişiden 15'inin polis, maliyeci, vergi denetmeni ve doktor gibi kamu personelinden oluştuğu ortaya çıktı.

Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen operasyonda, 22 şebeke üyesi ile Türk ve yabancı uyruklu 120 hayat kadını olmak üzere toplam 142 kişi gözaltına alınmıştı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a gelen ihbar mektubu doğrultusunda yapılan operasyonda gözaltına alınan şüphelilerin meslek grupları polisi bile şaşırttı. Yapılan soruşturma sonucunda 22 şüpheliden 15'inin kamu personeli olduğu tespit edildi. Bu kişilerin arasında 5 polis, 2 vergi denetmeni, doktor, zabıta, laborant ve maliye memurunun da bulunduğu bildirildi. İlçe emniyet müdürlüklerinde görevli polislerin şebekeye arama kararı ve operasyon hazırlığıyla ilgili bilgi sağladığı öne sürüldü.

Öte yandan, Polis Meslek Yüksek Okulu'nda görevli bir emniyet müdürünün de adının operasyonda geçtiği iddia edildi. Soruşturma kapsamında söz konusu emniyet müdürünün ifadesine başvurulacağı kaydedildi. Soruşturma kapsamında bir polisin ise halen arandığı öğrenildi.

Emniyet Müdürlüğü'nde sorguları süren 22 şüphelinin yarın adliyeye sevk edilmesi bekleniyor.

İHA

http://www.haber7.com/haber/20091106/Fuhus-cetesinin-15-uyesi-kamu-personeli.php
#1653


İnternette arama motoru piyasasının 1 numaralı şirketi Google'a yapılan vergi denetiminde şirketin Türkiye'de aldığı ilan ve reklama karşılık yurtdışından fatura kestiği belirlendi. 71 milyon TL ceza kesildi.

İstanbul Vergi Denetmenleri bürosuna bağlı vergi denetmenlerince internet arama motoru Google hakkında yapılan soruşturma tamamlandı.

Sabah gazetesinden Timur Sırt'ın haberine göre, yapılan inceleme sonunda Google şirketine 71 milyon TL tutarında vergi cezası kesildi. Türkiye'de hızla büyüyen internet reklamcılığı pazarında Google'ın en büyük paya sahip olduğu belirtiliyor.

Vergi denetmenlerinin Google Ireland şirketinin Türkiye'deki firmaların reklam ve ilan işlerini Türkiye'deki temsilcisi olan Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd Şti. aracılığı ile yaptığını, ancak işi sanki temsilci aracılığıyla değil de doğrudan doğruya kendisi yapmış gibi göstererek bu ilanların faturasını yurtdışından kesildiğini tespit ettiği öğrenildi.

Denetmenler bir süredir Google'da reklamlarını yayınlayan şirketlerden bilgi topluyordu. Yapılan incelemede faturanın Türkiye'deki şirket yerine yurtdışındaki şirket tarafından kesilmesinin ödemeyi yapan firmalara fark doğurmayacağını, ancak ödemenin Türkiye'deki firmadan kesilirse verginin Türkiye'de vergi dairesine ödeneceğini, bunun da Türkiye yönünden vergi kaybı anlamına geleceğini ortaya koyuyor.

TÜRKİYE'DE ÖDEMEK ZORUNDA

Google'a kesilen vergi cezası, Gelir Vergisi Yasası'nın 7'nci, KDV Yasası'nın 11, 12 ve 16'ncı maddelerine dayanıyor. 7'nci madde'ye göre Türkiye'de temsilciliği bulunan şirket Türkiye'de vergi mükellefi olarak kabul ediliyor. Buna göre ulusalararası şirketlerin Türkiye temsilcileri, Türkiye'de elde ettikleri gelirlerin vergisini burada ödemek zorunda.

'Yasalara uygun hareket ettiğimize inancımız tam' Google yetkilileri, Türkiye'deki vergi yasalarına uygun davrandıklarını belirterek, "Türk yetkililerle görüşmelerimiz sürüyor" açıklaması yaptı. Vergi cezasıyla ilgili SABAH'ın görüşüne başvurduğu Google yetkilileri şöyle dedi: "Google operasyonu olan her ülkede vergi kanunlarına uygun olarak hareket etmektedir. Türk yetkililer ile konu ile ilgili görüşmelerimiz sürmekte. Türk kanunlarına uygun hareket ettiğimize ilişkin inancımız tam.'

HAZİRAN 2006'DA OFİS AÇTI

Google Turkiye ofisi Haziran 2006'da faaliyetlerine başladı. Google Türkiye ofisinin ağırlıklı olarak Türkiye'deki online pazarlama aktivitelerini desteklemek ve geliştirmek üzere çalışmalar yaptığı belirtiliyor. Google'ın son kullanıcılara ve kurumlara yönelik lokalize edilen servislerinin Türk kullanıcılara daha hızlı erişimi sağladığı ifade ediliyor.

BÜYÜK KÜÇÜK AYRIMI YOK!

Vergi dairesi yetkilileri, Türkiye'de pek çok yabancı veya çokuluslu şirketin faaliyette bulunduğunu ve bu şirketlerin bir kısmının Türkiye'deki daimi temsilcileri veya işyerleri sayesinde gelir elde ettiği halde Türkiye'de vergi mükellefiyeti tesis ettirmeyerek vergi ödemekten kaçınmaya çalıştığını belirterek bu durumdaki şirketlerin tespit edilerek tek tek incelendiğini belirtti. Yetkililer bu incelemelerin şirket ayrımı yapılmadan süreceğini ifade etti. Google internette ücretsiz sunduğu arama motoru ve Gmail gibi elektronik posta hizmetlerinden ücret almıyor. Bunun karşılığı internet sayfasına ilişkili reklamlar alıyor.

http://yenisafak.com.tr/Bilisim/Default.aspx?t=06.11.2009&i=220762



Google, Türkiye'nin kestiği vergi cezasını yapılandırmak için başvurdu: Google da artık vergi mükellefi

71 milyon lira ceza kesilen Google, Torba Yasa'dan yararlanmak için Maliye'ye başvurdu.

Google devletle barıştı. Türk şirketlerinden reklam alan ancak Türkiye'de vergi mükellefi olmayı reddedince 71 milyon lira ceza kesilen Google, Torba Yasa'dan yararlanmak için Maliye'ye başvurdu. Şirket, 35 milyon liraya düşen borcu 18 taksitte ödeyecek.

Vatan gazetesinin haberine göre; 112 milyar dolarlık marka değeriyle dünyanın en değerli ikinci şirketi olan Google, 71 milyon liralık vergi cezasını ödemek için Maliye'ye başvurdu. 6111 sayılı Torba Kanun'dan yararlanmak için Maliye'nin kapısını çalan küresel bilişim devi, borçlarını yeniden yapılandırdı. Vergi aslı, vergi cezası ve gecikme faizi dahil toplam 71 milyon lira olan borç yeniden yapılandırmayla 35 milyon liraya düşerken, şirket bunu 2 ayda bir toplam 18 taksitte ödeyerek devlet ile helalleşecek.

Vatan'ın Maliye Bakanlığı'na yakın kaynaklardan edindiği bilgilere göre, 2009'da başlayan Maliye-Google mücadelesinde son gülen Türk maliyesi oldu. Reklam veren Türk şirketlerine İrlanda'da kurduğu şirket üzerinden fatura kesen Google tüm uyarılara rağmen Türkiye'de vergi mükellefi olmayı kabul etmedi. 2007-2008 hesaplarını inceleyen Maliye Bakanlığı uzmanları Google'a ait vergi aslı, vergi cezası ve gecikme faizi dâhil toplam 71 milyon liralık vergi cezası tebliğ etti. Cezaya itiraz için mahkemeye giden Amerikalı bilişim devi yargıdan da istediğini alamadı. Bunun üzerine şirket Torba Yasa'dan yararlanmak için Maliye'nin kapısını çaldı. Yeniden yapılandırmayla 71 milyon liralık toplam borç 35 milyon liraya indi.

Vergi uzmanları, Google'un Maliye ile uzlaşmasının birçok açıdan büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Uzmanlara göre, Google Maliye ile el sıkışarak Türkiye'de vergi mükellefi olmayı kabul etmiş oldu. Bu durumda şirketin 2009 ve 2010 yıllarına ait gelirlerinden de devlet vergi tahsil edebilecek. İkinci olarak Google, ABD, İngiltere, Almanya gibi sadece belli başlı ülkeleri muhatap kabul ederek, onlara vergi ödüyor. Dolayısıyla Türkiye'ye vergi ödemeyi kabul etmesi sembolik açıdan büyük önem taşıyor.31.05.2011

http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2011/05/31/google-yola-geldi



Google'a 2011'de Kemiksiz 152 Milyon Euro

Google Türkiye'nin 2011'deki reklam geliri sır gibi saklanırken, bilgiyi en yetkili örgütlerden biri açıkladı. Tek kuruş vergi olmadan 152 Milyon Euro, Türkiye'den çıktı.

Türkiye'de internet reklamcılığı, bilişim sektörü için çok önemli bir yere sahip. Bu yolla elde edilen gelirlerin büyük kısmı yeniden internet yatırımlarına dönüyor. Bu yatırımlar sayesinde yeni siteler, uygulamalar ve servisler meydana gelirken, daha çok kişi internete içerik üretiyor.

Üretilen içeriklere ulaşmak için yeni cihazlar satın alınıyor, internet servis sağlayıcılarına yeni müşteriler ekleniyor. İnternet servislerini kullandıran firmalar, fiziksel operasyonlara göre daha karlı işlemler geliştirebiliyor ve tasarruf miktarı artıyor.

Birkaç kelime ile özetlediğimiz bu ekosistem hakkında net bilgileri almak çok zor. En doğru bilgileri, ülkemizde ofisi bulunan uluslararası kuruluşlar üzerinden elde ediyoruz.

Aslan payı Google'ın

Türkiye'de internet reklam gelirlerinde aslan payını Google alıyor ve arama motoru reklamcılığı alanında ülkemizde bir rakibi bulunmuyor. Şu anda %1'lik bir pazara sahip olsa da hızla yükselen rakibi Yandex, %10'luk bir dilimi ele geçirmeden reklam işine Türkiye'de girmeyi hedeflemiyor.

Google için mükemmel bir ortam haline gelen Türkiye'den, ne kadar gelir elde edildiği, firmanın Türkiye ofisi tarafından her zaman gizlendi ve basın mensuplarının soruları yanıtsız kalmıştı. Oysa IAB Europe, ister istemez bu bilgiyi detaylı bir araştırma ile paylaşmış oldu.

Kazanç: 152 milyon Euro. Vergi: 0!

Firmanın yaptığı araştırmaya göre 2011'de Google Türkiye ofisi, ülkemizden 152 Milyon Euro'luk bir reklam satışı gerçekleştirdi. Bu satıştan devletin kasasına giren miktar ise sıfır oldu. Çünkü Google, bu satışları, Türkiye'de kurduğu bir şirket üzerinden değil İrlanda üzerinden gerçekleştirdiğinden dolayı, fatura kesilmiyor ve Maliye Bakanlığı tarafından geçerliliği olmayan sanal bir makbuz veriliyor.



Bilişim ekosisteminin itici gücü konumunda olan internet reklamcılığı alanında boy gösteren yerli şirketler için yüksek vergi yükü, büyümede en büyük engellerden biriyken Google'ın İrlanda üzerinden işlerini devam ettirmesi Maliye Bakanlığı tarafından bazı dönemlerde cezalandırıldığı da oluyor.

Örneğin geçtiğimiz yıl firmaya kesilen 71 milyon TL'lik ceza, yeniden yapılandırılarak önce 35 Milyon TL'ye, sonra bu miktar 2 ayda bir ödenmek şartıyla 18 takside bölünmüştü.

Google'ın önemi büyük

Google Türkiye'nin 2011'de kazandığı 152 milyon Euro için Maliye Bakanlığı'nın nasıl bir strateji izleyeceği, şimdilik bilinmiyor. Ancak şu da bir gerçek ki; Google'a verilen reklamlar sayesinde birçok e-ticaret sitesi kendisini tanıttı, KOBİ'ler yeni müşteriler buldu, birçok firma da alternatif satış kanallarına internet kullanıcılarını çekerek işlerini büyüttü.10.07.2012

http://shiftdelete.net/googlea-kemiksiz-152-milyon-euro-38492.html
#1654


Ölümünde anne de kusurlu bulundu.

Annesinin elinden kayarak kapağı açık unutulan rögardan kanalizasyona düşen Dilara olayında şaşırtan rapor...

Bahçelievler'de annesiyle sokakta yürürken, kapağı açık unutulan rögar çukuruna düşerek ölen 5 yaşındaki Dilara Dumrul davasında hazırlanan ikinci bilirkişi raporunda anne de, "Çocuğunun elini sıkıca tutmadığı ve çocuğunun bastığı yerleri dikkatlice kontrol etmediği için kusurlu" bulundu.

İlk bilirkişi raporunda annenin kusur oranı tayin edilememişti. Yine ilk bilirkişi raporunda 2. dereceden kusurlu bulunan MVM şirketi sorumlu müdürü, proje sorumlusu ve şantiye şefi olan Erol Balcı ikinci bilirkişi raporunda 1. dereceden kusurlu görüldü.

İş sağlığı ve güvenliği uzmanı üç kişiden oluşan bir heyetin hazırladığı bilirkişi raporunda kusur oranları şu şekilde belirtildi:
-Önlemlerin alınması ve sürekliliğinin sağlanması işi asıl yüklenici firma olan MVM şirketinin sorumluluğundadır. Şantiyede yapılan işlerin yürütümünden sorumlu ve aynı zamanda proje sorumlusu Erol Balcı birinci dereceden kusurludur. (Erol Balcı önceki raporda ikinci derecede kusurlu bulunmuştu)
-Rögar baca ağızlarının kontrolü konusunda özel olarak bir görevlendirme yapılmaması, bu konudaki boşluk sözü konusu denetim işlerinin tesadüflere kalmasına yol açmıştır. Bu konulardaki yetersizliğin sorumlusu olan Güntek firması yetkilisi Ömer Adnan kaya birinci dereceden kusurlu bulunmuştur.
-İş sağlığı ve güvenliği kurul başkanı olan ve şantiyede bulunan sorunların tespitinden sonra takibi konusunda yapılması gerekenlerle ilgili yeterli çalışma yapmayan Bilal Şahin 2. dereceden kusurludur.
-Şirket yönetim kurulu üyesi olması dışında işyeri güvenliği açısından özel olarak yüklendiği bir sorumluluğunun bulunmaması sebebiyle sanıklardan Osman Şahin'e bir kusur atfedilebilmesi mümkün değildir.
-Taşeron Güntek firması adına şantiye şefi konumunda bulunan tekniker Yunus Naci Ozanlı iş sağlığı ve güvenliği yönünden şantiye şefliği yapacak yeterliliğin bulunması söz konusu değildir. Bu haliyle kendisine bir kusur atfedilebilmesi mümkün değildir.
-Güntek teknikeri kendisine rögar baca ağızlarının korunması ile ilgili olarak özel bir görev verilmeyen İbrahim Hakkı Kızıl'a da bir kusur atfedilemeyeceği saptanmıştır.
-Riskleri gördükleri durumda not tutup bunu iletme dışında başkaca bir şey yapmamış olan sanıklar Mehmet Erbaş ve Ali Albayrak da üçüncü dereden kusurlu bulunmuştur.

ANNE DE KUSURLU
Raporda son olarak ölen Dilara'nın annesi kusurlu bulundu. Anne Edibe Songül Edibe Dumrul'un inşaat alanı içinde yürürken, çocuğunun elini sıkıca tutması ve aynı zamanda da çocuğun yürüyüp bastığı yerleri dikkatlice kontrol etmesi gerektiğinin belirtildiği raporda, olay yerinde bir inşaat alanı olması ve buradaki risklerin normal yaşamda karşılaşılanlardan daha fazla ve daha yoğun bir halde bulunması gerçeği gözetildiğinde anne Edibe Dumrul'un da kusurlu olduğu, ancak buradaki sorumluluğunun ancak üçüncü deredecen olabileceği belirtildi.

TÜRKİYE GÖZYAŞLARINA BOĞULMUŞTU
28 Şubat 2007 günü meydana gelen olayda Dilara, annesinin elinden kayarak Tavukçu deresinin ıslah çalışmaları sırasında 18. Sokak Aska Blokları'nın önünde, kapağı açık unutulan rögardan kanalizasyona düştü. Dilara Dumrul, bir anda akan suda kayboldu. Dilara'nın "Anne beni kurtar" çığlıkları karşısında çaresiz kalan anne, kızının sinir krizleri geçirdi. Dilara'nın cansız bedeni ise, 3 kilometre uzaktaki başka bir çukurdan çıkarıldı. Dilara'nın cansız bedenini kucağına alan baba Muhterem Dumrul'un son bir ümitle, "Ambulans çağırın, belki yaşıyordur." diye bağırması tüm herkesi gözyaşlarına boğmuştu.
Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın ilk duruşmasında baba Muhterem Dumrul MVM şirketinden manevi tazminat aldıklarını, şirket yöneticileri ile helalleştiklerini ve cezai davadan vazgeçtiklerini, şikayetçi olmadıklarını belirterek, maddi tazminat haklarının saklı kalmasına ilişkin dilekçesini mahkemeye sunmuştu.

Duruşmada sanık MVM şirketi sahibi Bilal Şahin mahkemeye verdiği yazılı savunmasında "Acılı aileye manevi tazminat ödenmiş ve iş bu davada şikayetçi olmamışlardır" diyerek, bilirkişinin raporuna itiraz etmişti. Ailenin şikayetinden vazgeçmesi üzerine tutuklu sanıklar Yunus Naci Ozanlı ve Ömer Adnan Kaya'nın tahliyesine karar verilmiş, mahkeme de üç uzmandan oluşan ikinci bir bilirkişi raporu hazırlanmasına karar vermişti.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/82755-olumunde-anne-de-kusurlu-bulundu-haberi.aspx
#1655


Ankara'da minibüslerden, duraklardaki değnekçiler aracılığıyla düzenli olarak rüşvet aldıkları teknik takipler sonunda belgelenen ve aralarında emniyet amirleri de bulunan 61 polisin meslekten ihraç edilmesi istendi.

Tolga Şardan'ın haberi

Teknik takiple kaydedilen görüntülerdeki rüşvet alışverişleri ayrıntılarıyla incelenip soruşturma dosyasına konuldu.

Ankara'da gerçekleştirilen, son yılların en büyük rüşvet operasyonu sonunda 68 trafik polisi hakkında başlatılan idari soruşturma tamamlandı. Soruşturmayı yürüten müfettişler 61 polisin "meslekten ihracını" istedi. Müfettişlerin hazırladığı dosya Disiplin Kurulu'na gönderildi.

Şubat ayında bazı trafik polislerinin minibüs ve bazı taksi duraklarında "değnekçi" adı verilen kişilerden sistematik olarak rüşvet aldığı iddiasıyla operasyon gerçekleştirildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma öncesinde teknik takip de yapıldı. Organize suç örgütü içinde yer alanlar hakkında telefon dinlemesi gerçekleştirilirken, görevli polisler gizli kamera çekimleri de yaptı.

Soruşturma 7 ay sürdü

Söz konusu dinleme kayıtları ve gizli kamera çekimleri de adli soruşturma dosyasında yer aldı. İki aşamalı operasyon kapsamında 50'den fazla trafik polisi hakkında "rüşvet aldıkları" iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca adli soruşturma başlatıldı.

Emniyet Genel Müdürlüğü de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü adli soruşturmaya paralel olarak idari soruşturma başlattı.

Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal'ın talimatıyla görevlendirilen 3 kişilik polis başmüfettişi grubu, adı geçen trafik polisleriyle ilgili idari soruşturmaya başladı. Yaklaşık 7 ay süren idari soruşturmayı yürüten polis müfettişleri geçtiğimiz günlerde çalışmalarını tamamladı.

Müfettişler, eldeki bilgi ve belgeleri değerlendirirken, haklarında adli soruşturma açılmayan başka polislerin de rüşvet çarkı içinde yer aldığını saptadı.

7 polis suçsuz bulundu

Müfettişler, soruşturmalarında 68 trafik polisiyle ilgili değerlendirme yaptı. Tanıkların yanı sıra halen cezaevinde olan bazı trafik polislerinin de ifadelerine başvuran müfettişler, rüşvet çarkını tüm boyutlarıyla tespit etti. Müfettişler, emniyet teşkilatının son yıllardaki en geniş çaplı soruşturması sonunda Ankara Emniyeti'nde görevli çeşitli rütbelerdeki 61 trafik polisi hakkında "meslekten ihraç" cezası verilmesini istedi.

Müfettişler, 7 polisle ilgili bir suç unsuru bulamadı. Müfettişlerin hazırladığı dosya kısa süre önce Emniyet Genel Müdürlüğü Disiplin Kurulu'na ulaştı.

Emniyet Genel Müdürlüğü Disiplin Kurulu, önümüzdeki günlerde yapacağı toplantıda 61 polisin ihracının istendiği dosyayı karara bağlayacak. Kurul dosyayı görüşürken haklarında meslekten ihraç cezası istenilen polislerin son savunmalarını da alacak.

Milliyet

http://www.haber7.com/haber/20091105/Rusvetci-polislerin-sucustu-goruntuleri.php
#1656
Diş bakımında 'şehir efsaneleri' ve kulaktan dolma bilgiler bakımından hayli zenginiz! Dişleri çizer diye macun kullanmayanlar, daha iyi temizler diye en sert diş fırçasını arayıp bulanlar, dişleri kanadı diye sevinenler, 'çürükler kalıtsaldır, çarpık dişler doğuştandır' deyip kaderine boyun eğenler...

Kimimiz protezleri çamaşır suyuna koyuyoruz, kimimiz ağrıyı keser diye dişe rakı, tütün ya da tuz basıyoruz. Ama en önemlisi de diş ağrısından duramayacak hale gelinceye kadar diş doktoruna gitmeyi düşünmüyoruz... Hal böyle olunca da ağız ve diş sağlığında sınıfta kalıyoruz!

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Ahmet Mihmanlı, ağız ve diş sağlığı konusunda yaptığımız hataları ve topluma yerleşmiş yanlış inanışları anlattı:

Sert Diş Fırçası Daha İyi Temizler: İyi fırçalamak, fırçanın sertliğiyle değil, fırçalama tekniğiyle ilgilidir. Genellikle orta sertlikte diş fırçaları kullanılır. Çok sert fırçalar dişleri aşındırabilir. Çok yumuşak fırçalar ise dişleri temizlemeyebilir.

Sert Fırçalamak Dişleri Daha İyi Temizler: Dişleri sert fırçalamak, dişleri temizlemek yerine, 'fırça çürüğü' dediğimiz aşınmalara neden olur. Dişlerin mine tabakası aşındığı için, alttaki sarı tabaka ortaya çıkar ve dişler daha sarı gözükür. Ayrıca sert fırçalamak, dişlerde hassasiyete ve diş eti çekilmesine neden olur.

Diş Macununu Fazla Kullanmak Dişleri Çizer: Dişlerin mine tabakasının çizilmesi, macunun fazla kullanılmasıyla ilgili değil, kullanılan macunun granüllerinin büyük olmasıyla ilgilidir. O %n granülleri büyük olan macunların uzun süreli kullanımından kaçınılmalı. Fırçanın üzerine konulan macunun miktarı ise 'mercimek tanesi' büyüklüğünde olmalı.

Karbonat Ve Tuzla Fırçalamak Dişleri Beyazlatır: Bu maddeler iri granüllü olduğu için dişin mine tabakalarını çizer ve aşındırır. Bunun sonucunda, dişin parlaklığı gider ve yediğimiz ve içtiğimiz besinlerle, dişler daha kısa zamanda renkleşmeye başlar.

Sarı Dişler Daha Sağlamdır: Dişin rengi dişin sağlamlığını belirlemez.

Diş Fırçası Ve Macun Islatılmaz!

Dişler, Macun Ve Fırça Islatılarak Fırçalanmalı: Diş fırçası, fırçalamaya başlamadan önce ıslatılmamalıdır. Çünkü, fırça kılları ıslatılınca, sertliğini kaybeder. Macunun köpürmesi için de yeterli sıvı ağızda mevcuttur.

Macun Kullanmaya Başladıktan Sonra Dişlerim Çürüdü: Macun, dişleri fırçalarken sabun görevi görür ve içeriğinde dişlerde biriken mikroorganizmaları yok etmek için etken maddeler vardır. Yani çürümeye neden olmaz.

Çürükler Genetiktir, Ne Yaparsan Yap Dişin Çürür: Bireyler arasında çürüğe yatkınlık farklı olabilir. Fakat kötü beslenme alışkanlığının düzeltilmesi, ağız hijyenine önem verilmesi ve düzenli diş hekimi kontrolleri durumunda çürüğe yatkınlığın bir önemi kalmaz.

Dişler Kahvaltıdan Sonra Fırçalanır

Dişler Kahvaltıdan Önce Fırçalanır: Dişler günde en az iki kez, kahvaltıdan sonra ve yatmadan önce fırçalanmalı. Diş fırçalama işlemi bitince, dilin üst kısmı da yumuşakça fırçalanmalı.

Estetik Diş Doğuştan Olur, Çarpık Dişten Kurtuluş Yok: Diş düzeltme (ortodonti), dişler ağızda mevcut olduğu sürece her yaşta uygulanabilir. Ortodontik tedavi sayesinde, dişler mevcutsa, her yaşta düzeltme yapılarak, güzel gözüken dişlere sahip olunabilir.

Her Bünye İmplantı Kabul Etmez: İmplant, eksik olan dişlerin yerine çene kemiğine yerleştirilen yapay diş kökleri olarak tanımlanabilir. Sadece yara iyileşmesini etkileyen bir sistemik hastalık ile kontrol altında olmayan kalp ve şeker hastalığı varsa yapılmaz.

Hareketli Protezler Çamaşır Suyuna Konursa Beyazlar: Hareketli protezleri çamaşır suyuna koymak zararlıdır. Protezin kırılganlığını artırır ve protezin ömrünü azaltır. Protezler için özel temizleme tabletleri vardır, onlar kullanılmalı.

Çektirdiğim 20 Yaş Dişinin Yerine Diş Yaptırmalıyım: Çekilen 20 yaş dişlerinin yerine protez diş yaptırmaya gerek yoktur.

Dişiniz Kanayınca Sevinmeyin Bir Doktora Gidin!

Diş Röntgeni Çektirirsem Çok Fazla Işın Alırım: Diş röntgenleriyle alınan radyasyon çok azdır. Bu radyasyon doğada alınan radyasyondan daha azdır.

Beyazlatma (Bleaching) Dişleri Daha Da Sarartır: Beyazlatma, normal diş rengini daha da açmak için yapılır. Beyazlatmanın ilk yapıldığı dönemlerde, kahve, çay ve sigara gibi dişleri renklendirecek etkenlerden uzak durmak gerekir.  Beyazlatmayı yapacak hekimin tavsiyelerine uyulursa, beyazlatmanın hiçbir yan etkisi yoktur.

Diş Taşları Temizlendikten Sonra Daha Çok Diş Taşı Oluşur: Düzenli ve doğru fırçalama diş taşı oluşumunu engeller. Altı ayda bir diş hekimi kontrolü sayesinde, iyi fırçalayamadığımız alanlarda oluşan diş taşları, hekim tarafından temizlenmiş olur. Bunun da herhangi bir zararı yoktur.

Diş Taşı Temizliği Dişin Minesine Zarar Verir: Diş taşı temizliği doğru uygulandığı takdirde minenin zedelenmesine neden olmaz. Çünkü diş taşı temizliği işleminde, diş dokusundan değil, diş yüzeyine ait olmayan oluşumlar (plak, diş taşı) uzaklaştırılır.

Diş Fırçalarken Diş Etlerinin Kanaması İyidir: Diş fırçalarken görülen kanamalar, diş eti iltihabının belirtilerinden biridir. Vakit geçirmeden bir diş hekimine başvurmak gerekir. Diş etlerinin, kanamadan dolayı fırçalanmaması sonucu, mevcut iltihabi durum şiddetlenecektir. Hastalar kanama olan bölgeyi daha iyi fırçalamalı ve diş hekimine tedavi için başvurmalı.

Diş Hekiminin Kas Gücüne Değil Uzmanlığına Bakın!

Süt Dişleri Nasıl Olsa Dökülecek Dolgu Gereksizdir: Süt dişinin erken çekimi, alttan gelen daimi dişlerde çapraşıklığa ve çene kemiği gelişiminde bozulmalara neden olur.

Erkek Diş Hekimleri Daha İyi Diş Çeker: Diş çekimi belli prosedürler doğrultusunda uygulanan bir işlem olup, uygulanan kuvvetle alakalı değildir.

Çekim İçin Kullanılan Lokal Anestezikler Morfindir Bağımlılılık Yapar: Diş hekimliğinde kullanılan lokal anestezik maddeler morfin içerikli değildir, alışkanlık yapmaz. Morfin, tıp alanında sınırlı vakalarda kullanılan bir ilaçtır.

Diş Çekimi Avrupa Malı Morfinle Yapılırsa Ağrımaz: Günümüzdeki lokal anestezik maddeler belli standartlarda üretilmiştir. Avrupa malı olmasına gerek yoktur.

Diş Ağrıyınca Dişin Üzerine Aspirin, Rakı, Kolonya, Tütün Ve Tuz Koymak Ağrıyı Keser: Alkol ve alkol içerikli maddelerin diş ve diş eti bölgesine uygulanması sonucu diş etlerinde 'alkol-aspirin yanığı' denilen komplikasyonlara neden olur. Dişlerin üzerine uygulanan diğer maddelerin (tütün, tuz vb.) de ağrı kesici özellikleri yoktur. Ağrı, ancak mevcut sorun giderildiğinde ortadan kalkar.

Çürük Diş Çekildikten Sonra Pis Kan Akıtılmalıdır, Çekilen Dişin Yerini Kanatmak İyidir: Diş çekiminden sonra, çekim boşluğuna hastanın yaptığı müdahaleler sonucu bölgenin sürekli kanatılması ya da pıhtının uzaklaştırılması, diş çekimi yapılan yerin iltihaplanmasına neden olur. Oluşan pıhtı korunmalıdır.

Hiçbir Protez Kendi Dişinizin Yerini Tutmaz!

En Kolay Çözüm Çürük Dişi Çektirip Kurtulmak: Çürük diş için mümkün olan her türlü tedavi uygulanmalı. Çünkü ne fonksiyon ne de estetik yönünden hiçbir protez kendi dişinizden daha iyi olamaz.

Ağız Kokusu Herkeste Olur Ve Geçmez: Ağız kokusu, diş çürüğü, diş eti hastalığı, sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklar, sinüzit ya da üst solunum yolu enfeksiyonları kaynaklı olabilir. Bu hastalıkların tedavisi sonucunda ağız kokusu önlenebilir.

Diş Teli Sadece Çocuklarda Kullanılır: Ortodonti (tel tedavisi) alanındaki son gelişmeler sayesinde, tel tedavisi sadece çocuklara değil, erişkin hastalar için de uygulanabilir.

Her Hamilelik Bir Diş Götürür: Her hamilelikte diş kaybının gerçekleşmesi söz konusu değildir. Ağız bakımının tam olarak sağlanamaması, tedavi edilemeyen çürüklerin varlığı ve diş eti hastalıklarının ilerlemesi durumunda diş kayıpları görülür.

Hamilelikte Diş Etleri Kanar Çünkü Dişten Kalsiyum Çekiliyordur: Hamilelikteki diş eti kanaması, dişten kalsiyum çekilmesi nedeniyle olmaz. Kanamanın nedeni, ağız bakımının yeterli sağlanmaması durumunda hamilelikteki hormonal değişiklikler sonucu diş eti iltihabının oluşması ya da mevcut diş eti iltihabının şiddetlenmesidir.

Hamilelikte Diş Tedavisi Bebeğe Zarar Verir: Acil olan diş tedavileri, hamileliğin her döneminde yapılabilir.

http://www.medicalpark.com.tr/SaglikDetay.aspx?id=f361ac40-2cb5-4949-8cae-d2bbb677e08f&tp=68a5291c-ec37-4315-b63a-bad8835e9188
#1657
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''domuz gribi aşısı olmayı düşünmediğini'' söylerken Sağlık Bakanı Recep Akdağ aşı oldu.
 
Başbakan Erdoğan, partisinin Meclis Grup Toplantısı'nda Domuz gribi aşısı konusunda, Sağlık Bakanı'na katılmadığını belirterek, "Bu iş öyle cebren olmaz. İsteyen olur, istemeyen olmaz. Zaten bu konuda oteriteler de ikiye ayrılmış durumda." dedi.

Gazetecilerin, ''Siz aşı (domuz gribi aşısı) olmayı düşünüyor musunuz?'' yönündeki sorusuna, ''Ben aşı olmayı düşünmüyorum'' yanıtını verdi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise bugün Ankara'da domuz gribi aşısı oldu. Başkentteki bir sağlık merkezinde aşı olan Akdağ, kendisine aşı vuran hemşireye "Eliniz hafifmiş.'' dedi. (CİHAN)

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=911091&title=erdogan-dusunmuyorum-dedi-akdag-grip-asisi-oldu
#1658
Balıktaki omega-3 yağ asitleri, kalbiniz için iyidir. Kalp hastalığı hakkında endişeleniyorsanız ya da zaten kalp hastasıysanız ve daha sağlıklı yaşamak istiyorsanız haftada bir ya da iki kez balık yemenin, kalp krizinden ölüm riskini üçte bir oranında ya da daha fazla düşürdüğü belirtiliyor.
 
Mayo Clinic uzmanları, balıktaki omega-3 olarak isimlendirilen doymamış yağların kalp hastalığından ölüm riskini azalttığının farkına vardılar. Yıllardır, Amerikan Kalp Derneği, haftada en az 2 kez balık yenmesini tavsiye ettiler. Fakat, bazı insanlar, kalp sağlığına yararı daha üstün olmasına rağmen halen balıktaki civa ya da diğer kontaminasyonlar hakkında endişe ediyorlar.

Omega-3 yağ asitleri nedir, niçin kalp için yararlıdır?

Balıkta bulunan doymamış yağ asitleri kolesterolü düşürüyor. Fakat esas faydalı besinlerin, yağlı balıktaki omega-3 yağ asitleri olduğu görülüyor. Omega-3 yağ asitleri, vücudun her yerinde iltihabı azaltan, doymamış yağ asitlerinin bir çeşitidir.

Omega-3 yağ asitlerinin aynı zamanda çocuklarda öğrenme yeteneklerini geliştirdiğine, trigliseridleri ve kan pıhtılaşmasını azalttığına, kan basıncını düşürdüğüne, bağışıklık fonksiyonunu geliştirdiğine ve eklem iltihabı belirtilerini iyileştirdiğine inanılıyor. Haftada bir ya da iki kez balık tüketmenin kalp hastalığı riskini ve bilhassa ani kalp ölümlerini azalttığı biliniyor.

Ne tür balık yediğiniz önemli mi?

Somon, ringa ve küçük ton balığı gibi yağlı balıklar, daha fazla omega-3 yağ asiti içeriyor ve bundan dolayı daha yararlılar. Fakat bazı balık çeşitleri ise çok az miktarda yağ asiti içeriyor. Tatlı su balıklarının çoğu, denizlerdeki yağlı balıklardan daha az miktarda omega-3 yağ asiti içeriyor. Bazı alabalık türleri yüksek miktarlarda omega-3 yağ asiti içeriyor.

Kaçınmanız gereken balık türü var mı?

Kedi balığı ve tilapia (tatlı su çipurası) gibi bazı balıklarda, daha düşük seviyede omega-3 yağ asidi ile kırmızı et ve yumurta sarısında da bulunan bir çeşit omega-6 yağ asidi olan araşidonik asitten yüksek miktarda bulunuyor. Çok fazla araşidonik asit tüketmek kalp hastalığı riskini artırıyor, çünkü bu asit damarlardaki plak oluşumunu destekleyen iltihaplanmaya yol açıyor. Bu da koroner damar hastalığı, kalp krizi ya da felce neden oluyor.

Ne kadar balık tüketmelisiniz?

Yetişkinlerin haftada en az 2 kez omega-3 yağ asiti içeren balık tüketmeleri öneriliyor. Bir porsiyon balık yaklaşık 85 gramdır. Hamileler ya da hamile kalmayı planlayanlar ile 12 yaşın altındaki çocukların balık tüketimini sınırlandırmaları tavsiye ediliyor. Çünkü, bu kişiler balıktaki toksinlerin potansiyel etkilerine karşı çok hassaslar.

Civa kontaminasyonu balık yemenin yararlarından daha mı ağır geliyor?

Balıkta bulunan fazla miktardaki civa ya da balıktaki diğer kontaminasyonlar genellikle omega-3 yağ asitlerinin kalbe faydasından ağır basabiliyor. Balıktaki temel toksinler civa, dioksin ve poliklorlu bifenildir. Toksinlerin miktarı balığın türüne ve nerede tutulduğuna bağlı olarak değişiyor.

Civa çevrede küçük miktarlarda doğal olarak mevcuttur. Ancak, endüstriyel kirlenme göllerde, nehirlerde ve okyanuslarda civa birikimine yol açıyor. Bu sulardaki balıkların vücudunda metil civa birikiyor.

Köpek balığı, tilefish, kılıç balığı ve kral uskumru gibi büyük balıklarda, daha fazla miktarda metil civa bulunuyor. Büyük balıklar küçük balıkları yiyorlar ve daha yüksek oranda toksin konsantrasyonu kazanırlar. Bu nedenle yediğiniz balık türüne, ne kadar balık yediğinize ve yetkililerin tavsiyelerine dikkat edin.

Civa ve diğer kontaminasyon kaygısı nedeniyle balık yemekten kaçınmalı mısınız?

Eğer civa içeren balıklardan yeterince yerseniz, toksinler vücudunuzda birikebilir. Vücudunuzun bu toksinleri yok etmesi haftalar, aylar ya da hatta yıllar alabilir. Metil civa bilhassa doğmamış bebekler ile küçük çocukların beyin ve sinir sistemi gelişimi için zararlıdır. Buna rağmen, yetişkinler için metil civanın herhangi bir sağlık sorununa yol açması ihtimal dahilinde değildir.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=910792&title=balik-secerken-bunlara-dikkat-edin
#1659
New York Devlet Üniversitesi (University at Albany) tarafından yapılan araştırmaya göre, çocuktaki saldırganlık eğilimi ile televizyon arasında bir bağlantı olması, seyretme olmadan sadece açık cihazın yakınında olması durumunda bile geçerli olabiliyor.

Araştırmacılardan Jennifer Manganello, ebeveynlerin televizyon kullanımında çok dikkat etmeleri gerektiğini belirterek, ''ebeveynlerin çocukların televizyon seyretmelerine sınırlamaları, yayınlanan programlara dikkat etmeleri ve genel olarak evde televizyonun nasıl kullanıldığına dikkat etmeleri gerektiğini'' söyledi.

Ülkedeki 1998-2000 yılları arasında çocuk sahibi olan 20 kentteki 3 bin 128 kadının deneyimlerine başvurulan çalışmada, çocukların evde televizyon seyretme süreleriyle sonraki dönemde saldırganlık emarelerinin ortaya çıkması arasında doğru orantılı bir bağlantı olduğu tespit edildi. Bu çocuklarda saldırganlıkla birlikte diğer çocuklara vurma, sürekli sinirli olma ve bağırıp çağırma da görülebiliyor.

Araştırmada, Amerikan Pediyatri Akademisi tarafından 2 yaş ve altındaki çocuklara televizyon seyrettirilmemesi, daha büyüklerin ise günde en fazla iki saat seyretmeleri yönündeki önerisine de işaret edilerek, çocukların kişisel gelişimlerinde yararlı olacak okuma ve oyun oynamak gibi etkinlikler yerine televizyon seyretmelerinin genel olarak kişisel gelişmelerini de olumsuz etkilediği kaydedildi.

(AA)

http://www.haber7.com/haber/20091103/Televizyon-cocugu-canavarlastiriyor.php