Haberler:

deneme

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#1701
YÖK Genel Kurulu, gelecek yıldan itibaren iki aşamalı olarak gerçekleştirilecek üniversiteye giriş sınavlarının ikinci aşamasının Haziran 2010'da iki hafta sonuna yayılarak yapılmasını kararlaştırdı.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan başkanlığında gerçekleştirilen YÖK Genel Kurulu toplantısında, gelecek yıl üniversite sınavlarının hangi tarihlerde yapılacağı konusu ele alındı.

Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, üniversiteye giriş sınavlarının birinci aşaması olan Yükseköğretim Geçiş Sınavı'nın (YGS) 11 Nisan 2010'da, ikinci aşaması olan Lisans Yerleştirme Sınavlarının (LYS) ise iki hafta sonuna yayılarak 19-20 Haziran ile 26-27 Haziran 2010 tarihlerinde yapılmasının kararlaştırdırıldığı belirtildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Bilindiği gibi YÖK'ün üniversiteye giriş sistemine yönelik çalışmaları ve karar alma süreci çeşitli aşamalar içermekte ve teknik araştırma çalışma ve görüş alış verişine dayanmaktadır. Bir yılı aşkın bu süreçte konuyla ilgili tüm teknik kuruluşların görüşü istenmiştir. Sisteme ilişkin ana hatlar YÖK Genel Kurulu'nda kabul edildikten sonra bu sefer üniversitelere puan türleri ile ilgili tekrar görüş sorulmuş ve bu görüşler bir komisyon marifeti ile değerlendirilmiş ve ÖSYM'nin uzmanlığına dayalı tecrübesi ile yaptığı önerilerin katkısıyla yürütülerek sonuçlandırılmıştır.

Bugünkü alınan kararda da aynı yaklaşım takip edilmiş, konunun doğrudan ilgili tarafı olan öğrencilerin eğilimleri ve görüşleri dikkate alınarak 113 bini aşkın öğrencinin görüş bildirdiği MEB tarafından yapılan anket sonuçları göz önünde bulundurulmuştur.'' AA

http://www.haber7.com/haber/20091015/YOK-sinavlari-2-haftaya-yaydi.php
#1702
YÖK'ün üniversiteye giriş sınavları ile ilgili 29 Ocak 2009 tarihli Genel Kurul Kararı aynen aşağıya aktarılmıştır:

Yükseköğretime geçişte, Türk vatandaşlarının tabi tutulduğu sınav sistemi ile ilgili olarak oy çokluğu ile aşağıdaki karar alınmıştır.
Orta öğretimden yüksek öğretime geçişte iki aşamalı sınav yapılır. Birinci aşaması "Yükseköğretime Geçiş Sınavı" olarak adlandırılan ortak ve tek bir sınavdır. İkinci aşaması ise "Lisans Yerleştirme Sınavları" olarak adlandırılan 5 sınavdan oluşmaktadır.

"Yükseköğretime Geçiş Sınavı", orta öğretimi başarı ile tamamlayan ve yüksek öğrenim görmek isteyen kişilerin tabi tutulacağı, yüksek öğretime geçiş için yeterliği ölçen bir sınavdır. Bu sınav, adayların,

a) açık öğretim programları ile örgün ön lisans programlarına yerleştirilmesinde esas alınacak olan başarı puanını,
b) lisans programlarına yerleştirilebilmesi için yapılacak "Lisans Yerleştirme Sınavları"na girebilmeleri için aranan asgari başarı puanını, belirler.

"Yükseköğretime Geçiş Sınavı"nda, orta öğretimde okutulan ortak derslerin yükseköğretim açısından temel ve belirleyici olanlarından soru sorulur. Bu sınav;
1.Türkçe (Dil ve anlatım),
2.Temel Matematik,
3.Sosyal Bilimler,
4.Fen Bilimleri

alanlarında test usulü ile yapılır.
"Lisansa Yerleştirme Sınavları", adayların ders düzeyindeki bilgi ve yeteneklerini ölçen ve açık öğretim dışındaki örgün lisans programlarına yerleştirmede esas alınacak başarı puanını belirleyen sınavlardır.

"Lisansa Yerleştirme Sınavları";
1.Matematik, Geometri Sınavı (LYS 1),
2.Fen Bilimleri (Fizik, Kimya, Biyoloji) Sınavı (LYS 2),
3.Türk Dili ve Edebiyatı, Coğrafya 1 Sınavı (LYS 3),
4.Sosyal Bilimler (Tarih, Coğrafya 2, Felsefe grubu) Sınavı (LYS 4),
5.Yabancı Dil Sınavı (LYS 5),
olmak üzere beş alanda yapılır.
Bu sınavlar kapsamına birden fazla dersin yer alması halinde, adayın her bir ders için aldığı puan ayrı ayrı hesaplanır.

"Lisansa Yerleştirme Sınavları"nda alınan puanlar,

1.Matematik-Fen (MF),
2.Türkçe-Matematik (MF),
3.Türkçe-Sosyal (TS),
4.Yabancı Dil (YD),
olmak üzere dört grupta hesaplanır. Bunlardan,

1.Matematik-Fen (MF) grubu puan için, Matematik, Geometri Sınavı (LYS 1) ve Fen Bilimleri (Fizik, Kimya, Biyoloji) Sınavına (LYS 2),
2.Türkçe-Matematik (MF) grubu puan için, Matematik, Geometri Sınavı (LYS 1) ve Türk Dili ve Edebiyatı, Coğrafya 1 Sınavına (LYS 3),
3.Türkçe-Sosyal (TS) grubu puan için, Türk Dili ve Edebiyatı, Coğrafya 1 Sınavı (LYS 3) ve Sosyal Bilimler (Tarih, Coğrafya 2, Felsefe grubu) Sınavına (LYS 4),
4.Yabancı Dil (YD) puanı için, sadece Yabancı Dil Sınavına (LYS 5),
girilmesi şarttır. Bunlardan her bir gruba giren puanın hesaplanmasında, "Yükseköğretime Geçiş Sınavı"ndaki Temel Matematik ve Türkçe testleri belli bir oranda dikkate alınır.

Bu puan türlerinin her birinde; ayrıca MF1, MF2, MF3 veya TM1, TM2, TM3 veya TS1, TS2, TS3 veya YD1, YD2, YD3 gibi tasnifler oluşturulabilir.

2547 sayılı Kanunun 45. maddesi hükümleri göz önünde bulundurularak, "Yükseköğretime Geçiş Sınavı"ndaki test puanları üzerinden belirli yeterliklerin aranması, "Lisans Yerleştirme Sınavları"ndaki derslere ait testlerin o sınavdaki ağırlıkları, puan türlerindeki testlerin o puan türünün hesaplanmasındaki ağırlıkları, üniversitelerden görüş almak suretiyle puan türlerinin niteliğini ve niceliğini belirleme, aynı yükseköğretim programı için birden fazla puan türü tanımlanması hususları ile yükseköğretime geçiş sisteminin gereksinim duyduğu diğer konularda karar almaya Yükseköğretim Genel Kurulu yetkilidir.

Belirlenen sistem, ilk defa 2010 yılında yapılacak olan yükseköğretim kurumlarına öğrenci seçme ve yerleştirme sınavlarında uygulamaya konulacaktır.

http://www.yok.gov.tr/content/view/748/lang,tr/
#1703
8. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuklu sanık Piyade Teğmen Mehmet Tümer ile şehit Piyade Onbaşı İbrahim Öztürk'ün babası müdahil Hacı Öztürk, izleyici olarak da Piyade Er Mesut Bulut'un babası Sinan, annesi Mevlüde ve amcası Bedir Bulut hazır bulundu.

Duruşmada, müdahil ve sanık tarafı olay yerinde keşif yapılmasını istedi. Talep mahkeme tarafından kabul edildi.

Mahkemede, sanık Teğmen Tümer'in talebi üzerine görevli tim kolunda daha önce görev yapan Uzman Çavuş Zeydan Arabacı tanık olarak dinlendi. Arabacı, şehit asker İbrahim Öztürk'ün acemi birliğinden sonra geldiği usta birliğinde devamlı birlikte olduklarını ve 8 ay birlikte görev yaptıklarını söyledi.

Öztürk'ün usta birliğine geldiğinde kendisine mekanik nişancılık ve el bombası eğitimleri verildiğini ifade eden Arabacı, ''Gerçekten disiplinsiz bir askerdi. Hakaret konusu yoktu ama 18 askerin içinde emir verdiğinde alternatif üretip, diğer personele örnek oluyordu. Giyimi bile bir askere yakışmayacak şekilde oluyordu'' dedi.

Arabacı, ''Öztürk'ün bu durumuna karşı ne yaptıklarına?'' dair mahkemenin sorusuna ''İkaz ettik. Ona, bir hatanın hepimize mal olacağını anlattık. Ama gözümüzün önünde arkadaşları ile tartışıyor, dalaşıyordu. Uyarı ve ikazlarla tedbir aldık. Herhangi bir ceza vermedik'' dedi.

Arabacı, müdahil avukat Özgür Murat Büyük'ün ''Disiplinsiz diyorsunuz, disiplin cezası aldığını biliyor musunuz?'' sorusuna ise şunları söyledi:

''Biz askerlerin tezkerelerini alıncaya kadar ceza almamalarını isteriz. Yoksa 20 asker var hepsine tutanak tutalım mahkemeye verelim. Bu tür davranışlar pek gösterilmez. Hataları ikaz ile cezalandırıyoruz. Burada Öztürk'ün babası var. Kusura bakmasın başı sağ olsun. Belki kendisinden başka ben uğraşmışımdır. Ben koluna girip banyoya götürürdüm, getirir yatağına yatırırdım.''

-ÖZTÜRK YARGILANIYOR İDDİASI-

Bu sırada Özgür Murat Büyük, mahkemenin sanık Tümer yerine Öztürk'ü yargılamaya başladığı izlenimi edindiğini belirterek, bu durumun kendisini rahatsız ettiğini söyledi.

Büyük, ''Aylar öncesinde disiplin veya disiplinsizlik konusunda Öztürk'ün yargılanmaya başlanması, bugünkü suç için önemli değil. Önemli olan bu olayla ilgili sanığın davranışıdır. Bu vicdanımı rahatsız ediyor'' diye konuştu.

Büyük'ün bu konuşmasına karşılık sanık avukatı Behiç Cantürk, mahkemenin bir ihtisas mahkemesi olduğunu, sadece bir sonuç yargılamadığını, nedenselliği takip etmek zorunda olduğunu söyledi.

Arabacı, Avukat Cantürk'ün ''İç güvenlik harekatı sürdüren bir birlik ile normal kışla içinde görevini sürdüren bir birlikte yapılan hareketlerin sonuçları itibariyle arada fark var mıdır?'' sorusuna ise ''İç güvenlik harekatında daha büyük boyutlara ulaşır'' diye cevap verdi.

Arabacı, ''Öztürk'ün malzeme unutma gibi hataları var mıydı?'' sorusuna ise ''Hataları çoktu. Gece görüşü, telsizi unuturdu. Göreve giderdik bir daha unutulan malzeme için geri dönerdik. Sıkça unuturdu'' dedi.

-''DİSİPLİNSİZDİ''

Duruşmada daha sonra time el bombalarını veren piyade Çavuş Mustafa Sezer dinlendi. Sezer, time normalde 8 kişiye el bombası verilirken, o gün Öztürk ile birlikte toplamda 3 kişiye daha el bombası verildiğini belirterek, ''Herhangi bir itirazda bulunmadı'' diye cevap verdi.

Öztürk'ün babası Hacı Öztürk bu sırada söz alarak ''Burada hep İbrahim'den söz ediliyor. Suçu İbrahim işlemiş oluyor. Peki diğer 3 tane şehide ne oldu? Bunlar hiç gündeme gelmeyecek mi? Bu beni rahatsız ediyor'' diye konuştu.

Sezer, Askeri Savcının ''Öztürk'ün bariz şekilde disiplinsizliği var mıydı?'' sorusuna ''Disiplinsiz biriydi'' dedi.

Sanık Tümer'in ''Öztürk'ün daha önce yaptığı hatalardan kolun ceza alıp almadığının, bu nedenle eğitim verilip verilmediğinin sorulması isteği üzerine Sezer, bu tür olayların yaşandığını kaydetti.

Sezer, sanık avukatı Cantürk'ün sorusu üzerine de el bombaları verilirken nerede tutulması gerektiği hakkında sanık Tümer'in kendilerini bilgilendirdiğini bildirdi.

Timde görevli asker İsmail Turunç da Öztürk'e olay alanında elindeki bombanın sebebini sorduğunda Teğmen Tümer tarafından uyuması nedeniyle verildiğini söylediğini belirterek, ''İlk defa nöbette uyuyan birisi, hücum yeleksiz dolaşan birisi değildi. Daha önce de eğitim yapıyorduk ama o ana kadar böyle bir ceza olmamıştı. Uyarılar alıyordu. Dönüp eğitim alıyorduk'' diye konuştu.

-OLAY YERİ İNCELEME RAPORU-

Duruşmada daha sonra dinlenen olay yerini inceleyen tim komutanı Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Hüseyin Bülbül, patlamanın meydana geldiği mevzide küçük bir patlama çukuru ve etrafta el bombası parçaları olmasından hareketle patlamaya el bombasının neden olduğunu tespit ettiklerini söyledi.

Bülbül, bombanın tapa parçasındaki seri numarasından ABD menşeli M 26 tipi savunma tipi el bombası olduğunu belirlediklerini kaydetti.

Bu arada mahkeme heyetindeki subayın bilgilendirmesi üzerine mahkeme hakimi, Bülbül'e patlamanın yeri hakkında düşüncelerini sordu. Bülbül, ''Yere düşerek patlamış'' cevabını verdi. Bülbül, ancak Öztürk'ün patlama anında ayakta veya oturma hali hakkında bir şey söyleyemeyeceğini belirtti.

Mahkeme, Bülbül'ü dinlemesinin ardından duruşmaya 5 dakika ara verdi.

-MÜDAHİL OLMA TALEBİ-

Ara sırasında, şehit asker Mesut Bulut'un annesi Mevlüde Bulut'a ağlaması üzerine mahkeme bahçesinde ambulansta sağlık kontrolü yapıldı.

Aranın sona ermesinin ardından Bulut'un amcası Bedir ve babası Sinan Bulut mahkeme heyetine müdahil olma talebinde bulundu. Mahkeme, duruşmada zamanın iyi değerlendirilmesi için beyanlara karşı yazılı olarak sorularını sorabileceklerini belirterek, bu talebi kabul etti.

-İDARİ TAHKİKAT HEYETİ-

Duruşmada olayın idari tahkikatını yapan Piyade Albay Fikret Öcal dinlendi.

Mahkeme hakimi, heyet raporunun delil olmadığını, sadece olayın idari yönden bir değerlendirmesi olduğu konusunda tarafları uyardı.

Öcal, incelemeleri sonucunda Teğmen Tümer'in Emniyet ve Kaza Önleme Talimatlarına uygunsuz davranış gösterdiğini ve tecrübesiz olduğu kanaatine vardıklarını söyledi.

Unsur komutanları astsubay ile uzman çavuşun da Teğmen Tümer'in uygun olmayan emrine karşılık müdahalede bulunabileceklerine rağmen bu yönde davranmadıklarını, müdahale etmeyip izlemekle yetinmeleri nedeniyle hafif kusurlu olarak değerlendirdiklerini ifade eden Öcal, Öztürk'ün de komutanının mevzide otur demesine karşılık mevziler arasında dolaşmasının kendilerine mantıklı gelmediğini, Öztürk'ün bir ''Cesaret'' gösterisi davranışı içinde mevzileri gezdiğine kanaat getirdiklerini belirterek, olayın meydana gelmesinde önemli rol aldığı sonucuna vardıklarını bildirdi.

Öcal, müdahil avukat Büyük'ün sorusu üzerine kol komutanının nöbette uyuyan personeline, telsiz aracılığıyla bölük komutanına bildirerek, ceza verdirme yetkisi olduğunu belirtti.

Öcal, ''Öztürk'ün dosyasında bir ceza aldığına dair bilgiye ulaşmadık. Ama eğitim maksatlı disiplin cezası verilebilir. Öztürk'ün iyi bir asker olmasına karşılık disiplinsiz ve şımarık bir yapıda olduğu kanaatine vardık'' dedi. Avukat Büyük, bu arada Öztürk'ün şahsi dosyasının temin edilmesini istedi. Mahkeme, bu talebi kabul etti.

-FIRSAT EĞİTİMİ-

Sanık avukatı Behiç Cantürk söz alarak idari tahkikat heyeti raporunda ''Fırsat Eğitimi'' kavramının yer almadığını söyledi.

Cantürk, şunları söyledi:

''Kara Kuvvetleri Yönergesinin (KKY) 164-1 maddesinde Fırsat Eğitimi var. Normal bir nöbet ile pusu görevi aynı mıdır? Askeri Ceza Kanunu'nun 10. maddesinde ''Silahlı eşkiya düşmandır'' şeklinde tanım yapılmış. Savaştığınız bir devletin askeri ile ''şaki'' aynı olarak değerlendirilmiş.

Teğmen Tümer'in olay anında kişisel olarak bir kanuni ceza verme yetkisi yok. Nasihat. Tekdir zaten kaldırıldı. Dövemez, sövemez. Yapacağı tek bir şey kalıyor o da KKY 164-1'de bahsedilen Fırsat Eğitimi.''

Cantürk, ayrıca İç Güvenlik Harekatı Tek Er Lider Eğitimi kapsamında ''El bombası pimi çekilip tutulabilir. El Bombasının tutma süresi yok. Mevzide el bombası hazır bulundurulmalıdır'' ifadelerinin bulunduğunu belirtti.

Bu tür mevzuatların yayınlanarak düşmana bilgi verildiğini öne süren Cantürk, davaya bu tür konular için yayın yasağı istediklerini hatırlattı.

Öcal ise mesleki tecrübeleri doğrultusunda Tümer'in bu davranışı ''Eğitim ve Korkutmak'' amacıyla yaptığı sonucuna vardığını belirtti.

Duruşma daha sonra tarafların yaptıkları talep doğrultusunda keşif yapılması için ara verildi. Mahkeme, keşfin ardından zaman kalması halinde davaya bugün devam edilerek bilirkişilerin dinlenmesi kararı aldı.

-''TEHDİT İDDİASI''-

Duruşmanın sona ermesinin ardından sanık avukatı Behiç Cantürk, bazı gazetecilere ''Mevzuat gereği şehit olan bir askerin şehitliği sırasında kusurlar ortaya çıkarsa şehitlik beratının geri alınacağı'' bilgisini verdiği sırada, gazetecilerin yanında bulunan şehit Mesut Bulut'un babası Sinan Bulut, mahkeme heyetine Avukat Cantürk'ün kendilerini tehdit ettiğini iddia etti.

Bulut'un bu iddiası üzerine Cantürk, mahkeme hakimine, konunun, mevzuat hakkında gazetecilere bilgi vermekten ibaret olduğunu söyledi.

Sinan Bulut bu sırada hakime ''Şehitlik beratı incelenmeden mi veriliyor? sorusuna ise hakim ''Şehitlik konusu idari bir kısım. Biz bu konuda danışmanlık yapamayız. Tereddütünüz varsa avukat aracılığıyla giderebilirsiniz'' cevabını verdi.

AA

http://www.haber7.com/haber/20091015/Pimi-cekili-el-bombasi-verilen-mi-suclu.php
#1704
Elazığ'da, nöbette uyuduğunu iddia ettiği askerin eline pimi çekilmiş el bombası verip 4 askerin şehit olmasına sebeb olan Teğmen Mehmet Tümer'in yargılanmasına başlandı. Teğmen Tümer bakın kendini nasıl savundu...

8. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinde başlayan davanın ilk duruşmasında tutuklu sanık Teğmen Tümer ile şehit Piyade Onbaşı İbrahim Öztürk'ün babası Hacı Öztürk ile Piyade Er Mesut Bulut'un babası Sinan, annesi Mevlüde ve amcası Bedir Bulut hazır bulundu.

Duruşmada Hacı Öztürk'ün davaya katılma talebi kabul edildi. Sanık Teğmen Tümer'in avukatı Behiç Cantürk'ün ''Kamuoyunun doğru bilgilendirme hakkı ihlal edilmeksizin duruşmaların aleni yürütülmesine karışılmaksızın yayın yasağı getirilmesi'' talebi ise mahkeme tarafından kabul edilmedi.

Askeri savcının iddianameyi okumasının ardından sanık Tümer'in sorgulanmasına başlandı.

Sanık Tümer, sorgusunda İbrahim Öztürk ile asker Emrah Göz'ün uyuduğunun kendisine Uzman Çavuş Şakir Akçan tarafından bildirildiğini, Akçan'ın ''Personelin silah ve teçhizat konusunda bir eğitime ihtiyacı olduğunu'' söylediğini belirterek, kendisinin Akçan'ın verdiği Öztürk'e ait el bombası ile alev gizleyeni alıp bu askerin mevzisine gittiğini söyledi.

''EL BOMBASININ PİMİNİ ÇEKİP...''

Öztürk'e el bombasının sorduğunu, karşılığında ''lakayt'' şekilde ''buradadır'' cevabı aldığını öne süren Tümer, şöyle devam etti:

''(Göster) dedim bulamadı. (Uyuduğun için uzman aldı) dedim. El bombasının pimini çekip (mandalı bırakmadığın şekilde patlamaz) dedim. Ben de bir elimden diğer elime alarak bunu gösterdim. Bombayı verdim. Hiç bir şekilde yerinden ayrılmamasını söyledim. 1-2 dakika sonra elinde bombayı sallayarak ve gülerek roket mevzisine gittiğini gördüm. Kızdım, bağırdım. Mevzine otur dolaşma dedim. Ben, uzman çavuş Akçan, Piyade Kıdemli Astsubay Çavuş Soner Süvari ve habercim Piyade Çavuş Yiğit Acar ile mevzide otururken, Emrah Göz ile İsmail Turunç arasında daha önce bir tartışma yaşandığını öğrendim. Onlar ile konuşurken İbrahim Öztürk geldi. Bana, (Tek biksi mühimmatı elinde patlamış adamım. Bunu da patlatırım. Pimini verin) dedi. Ben de bu olayı çözdükten sonra gelip pimi takacağımı söyledim. İbrahim daha sonra hücum elemanları mevzisine gitmiş.''

ACILI BABANIN, ''4 ASKERİN ÜZERİNE EL BOMBASI ATTI'' İDDİASI

Tümer, ''Hiç bir şekilde 4 askerimin şehit olmasını istemezdim. Kasıtlı bilinçli bir şey değil. 56 günlük meslek hayatımın tecrübesizliği oldu. Başında beklemem gerektiğini öngöremedim. Öztürk'ün başında beklemeyi akıl edemedim'' dedi.

Sanık Tümer'in sorgusunun ardından söz alan baba Hacı Öztürk, Tümer'in oğlunun nöbette uyumasına karşılık devletin öngördüğü cezayı vermesini, askerlik süresini uzatması gerektiğini söyledi. Öztürk, ''Tümer, bu 4 askerin bir araya gelmesini bekledi. Ondan sonra 4 askerin üzerine el bombası attı'' iddiasında bulundu.

SORULAR

Müdahil Avukatı Özgür Murat Büyük'ün, ''Daha önce pimi çekilmiş el bombası eline alarak eğitim yapmış mı? Başkasına böyle bir eğitim verildiğini görmüş mü?'' sorusuna Teğmen Tümer, ''Almadım. 56 günlük görev süremde İbrahim her görevde mutlaka uyurdu. İbrahim el bombası atışlarında başarısızdı. Harp Okulunda pimi kendimiz çekip kendimiz atardık'' dedi. Tümer, baba Öztürk'ün, oğlunun nöbette uyumasına karşılık kanuni cezayı vermesi gerektiği yönündeki sözlerine karşılık ''Hiç bir askerimin askerliğini uzamasını istemedim'' dedi.

Tümer, Avukat Büyük'ün ''Nöbette uyumanın cezası nedir?, Daha önce bu yönde ceza vermiş mi?'' sorusuna ise ''Görev sürem içinde her görev dönüşünde eğitim şeklinde bazı disiplin tedbirleri uyguladım'' karşılığını verdi.

Sanık, Avukat Büyük'ün ''Yapılan hareketi eğitim mi yoksa cezalandırma amacıyla mı yaptın?'' sorusuna ise şu cevabı verdi:

''Eğitim maksatlı. Önceki gibi bir disiplinsizliği vardı silah teçhizat konusunda. Bu disiplinsizliğin giderilmesini düşündüm.''

Avukat Büyük'ün soruların karşılık sanık Avukatı Behiç Cantürk, sanığa yönelik ikrar işlemi yapıldığını, sanığın zaten bunları söylediğini kaydetti.

Cantürk, ''Öngörmediği şey başında oturmaktı. İç güvenlik Harekatında 'tek er lider eğitiminde' el bombası konuları bulunuyor. Bunları bilmeden otobüs şoförü gibi sorgulanması hakkaniyete aykırı. Ayrıca askeri kanunda her asker kendisine teslim edilen silah ve cephaneden sorumludur. İbrahim Öztürk de bu şekilde olmuştur'' dedi.

AVUKAT, BİKSİ MERMİSİ VE EL BOMBASI İSTEDİ

Avukat Cantürk, ''Tümer'in, Öztürk'ün şeref ve haysiyeti ile oynaması, veya dövmesinin daha mı iyi olacağını?'' dile getirdiği sırada duruşmayı izleyici olarak takip eden Şehit Mesut Bulut'un babası Sinan Bulut, ''4 kişi mi ölseydi?'' diye tepki gösterdi. Mahkeme heyeti Bulut'u ikaz etti.

Cantürk, Öztürk'ün daha önce elinde biksi mühimmatı patlattığını söylediğini anımsatarak biksi mühimmatı ve el bombası istedi. Mahkeme, bilirkişi tarafından bu malzemelerin getirileceğini bildirdi.

''İTAATSİZDİ'' İDDİASI

Avukat Cantürk, müvekkiline, ''Öztürk'ün daha önce de verilen emirlere itaatsizlik gibi bir durumu olup olmadığını?'' sordu. Tümer, ''Ben 1985 doğumluyum. Öztürk 1986 doğumlu. Verdiğim emirleri gözümün önünde yapardı ama hiç bir şekilde emirlere itaati yoktu. Ben yokken verdiğim emirleri yapmazdı'' diye cevap verdi.

Tümer, Öztürk'e karşı bir husumet besleyip beslemediğine dair soruya ise hiç bir askeri arasında ayrım yapmadığını, her zaman iç içe olduğunu ve onlarla her zaman konuştuğunu söyledi.

Sanık Tümer, şehit Öztürk'ün elinde biksi mühimmatı patlaması olayının ne zaman olduğunu sorusuna ise ''Ben gelmeden önce olmuş. Mühimmatı yere atmış, patlamış. Olayı görenler olmuş. Mühimmatı yere çarpmak suretiyle patlama olmuş'' dedi.

''Size mevzide biksi mühimmatı hakkındaki sözlerinde Öztürk, bu olayın kaza olduğunu mu ifade ediyordu yoksa bir tehditvari edası var mıydı'' sorusu üzerine Tümer, ''Tam olarak çözemedim ama biksi mühimmatı hakkında söylediklerini gülerek söyledi'' diye konuştu.

Bu sırada müdahil avukatı Büyük, Öztürk'ün 1988 doğumlu olduğunu belirtince, Teğmen Tümer, ''Kol içinde 'Moruk' denirdi. Kolun en yaşlı insanı'' diye cevap verdi.

Tümer, hakimin askerliğe ve subaylığa engel bir rahatsızlığı olup olmadığı, bu konuda bir tedavi alıp almadığı sorusuna ise böyle bir durumu olmadığı cevabını verdi.

TANIK ASTSUBAY SÜVARİ

Mahkeme daha sonra Astsubay Kıdemli Çavuş Soner Süvari'yi tanık olarak çağırdı.

Süvari, olayın olduğu gece Öztürk'ün uyuduğunu gördüğünü kendisinin uyumaması için ikaz ettiğini söyledi.

Teğmen Tümer'in el bombasını Öztürk'e pimi çekerek verdiğini görmediğini, ancak Öztürk'ün davranışlarından bu durumun meydana geldiğini tahmin ettiğini belirten Süvari, şöyle devam etti:

''(Komutanım ne yaptınız?) dedim. (Ona ders olsun) dedi. Daha sonra (Komutanım pimi taksanız daha iyi olur, uygun bir davranış olur) dedim. (Gitsin otursun yerine takacağım zamanı biliyorum) dedi.''

Süvari, hakimin sorusu üzerine görevli tim kolu ile ikinci görevi olduğunu, Tümer ile Öztürk arasında bir husumete şahit olmadığını belirtti.

Tanık Süvari, patlamanın ardından Teğmen Tümer'in ''Allah'ım ben ne yaptım? İbrahim sen neden oraya gittin? Beni neden dinlemiyorsun?'' diye bağırdığını, olay yerine koştuğunu söyledi.

Süvari, müdahil avukat Büyük'ün ''Bu olay bir eğitim mi ceza mı size göre? Çünkü Tümer (O'na ders olsun demiş)'' sorusuna ise bu durumu eğitim olarak anladığını belirtti.

''Eğitim ise neden pimi takmasını istedin?'' sorusuna karşılık olarak Süvari, Öztürk'ün olayın önemini anladığını düşündüğünü söyledi.

TANIK UZMAN ÇAVUŞ AKÇAN

Tanık Uzman Çavuş Şakir Akçan ise Öztürk'ün el bombası ile Emrah Göz'ün alev gizleyenini almasının nedeninin, ''bir terörist sızmada ne durumla karşı karşıya gelebileceklerini göstermek, ayrıca time yeni geldiği için uyuduklarını inkar etmelerinin önüne geçmek'' olduğunu söyledi.

Akçan, el bombasının piminin çekildiğini fark ettikten sonra Teğmen Tümer'e ''(Komutanım böyle bir eğitim, ceza olmaz) dedim. O da bana 'cezadan çok fırsat eğitimi) diye cevap verdi'' diye konuştu.

Tanık Akçan, Avukat Büyük'ün ''Pimi çekilmiş el bombası verilmesini eğitim mi ceza mı olarak değerlendiriyorsunuz? sorusuna ''Öztürk gece uyuduğu için ceza olarak algıladığını'' belirtti. Akçan, pimi çekilmiş bombayı elde tutma konusunda kendisinin bir eğitim almadığını kaydetti.

Akçan, ''Öztürk'ün daha önce görevlerde uyuduğunu gördünüz mü sorusuna ise ''Şahıs olarak görmedim. Ama olaydan sonra arkadaşların bu yönde bana beyanları oldu'' dedi.

''YAŞ YAKINLIĞI NEDENİYLE OTORİTEYİ KABUL ETMEME DURUMU MU?''

Bu arada Cumhuriyet Savcısı, Akçan'a ''Öztürk ile Tümer arasında yaş yakınlığı nedeniyle bir otoriteyi kabul etmeme durumu var mıydı?'' sorusuna böyle bir durum görmediğini, time katıldıktan 3-4 gün sonra patlama olayının meydana geldiğini belirtti.

Sanık Tümer ise Akçan'ın el bombası ve alev gizleyeni verdiğinde personelin silah ve teçhizat konusunda disiplinsiz, eğitime ihtiyacı olduğunu söylediğini hatırlatması üzerine Akçan, ''Uyuduğunu söyledim. Disiplinsiz veya bu konuda bir şey demedim'' diye cevap verdi.

''ELİ TERLİYDİ''

Sanığın o dönemdeki emir eri, tanık Piyade Çavuş Yiğit Acar ise Öztürk'ün mevziye geldiğinde elinin terli olduğunu, ''Az bir askerliğim kaldı. Takın artık pimi'' dediğini belirterek, Tümer'in sinirli şekilde ''Geç artık mevzine, gelip takacağım'' dediğini söyledi.

Acar, Avukat Büyük'ün sorusuna karşılık Tümer'in davranışını ''Ceza'' olarak algıladığını dile getirdi.

Şehit Öztürk'ün daha önce biksi mühimmatı patlattığı iddiasıyla ilgili olarak Acar, olay anında sesi duyduğunu belirterek, ''Biksi mermisini elinden düşürerek patlatmış'' dedi.

Acar, ifadesinde el bombasının kendisi tarafından Teğmen Tümer'e verildiğini belirttiği sırada Tümer, ''Habercim yanlış hatırlıyor. Bana Uzman Akçan getirdi'' dedi. Acar ise Akçan'ın kendisine verdiğini, kendisinin el bombasını Tümer'e verdiği iddiasında ısrar etti.

Tanık Acar ayrıca Öztürk'ün timde çay dağıtma görevinde olduğunu, kendisini genel olarak sıcağın da etkisiyle hücum yeleği ve teçhizatsız olarak mevziler arasında gördüğünü belirtti.

Mahkeme, Acar'ın dinlenmesinin ardından diğer tanıkların dinlenmesi için duruşmaya ara verdi.

Karakoçan'da 17 Ağustosta Koçyiğitler Köyü Düzpete mevkisinde yürütülen iç güvenlik operasyonu sırasında mevzide el bombasının patlaması sonucu Piyade Er Mesut Bulut, Piyade Çavuş İbrahim Yaman ile Piyade Onbaşı İbrahim Öztürk ve Piyade Onbaşı Ali Osman Altın şehit olmuş, patlamanın Teğmen Mehmet Tümer'in, Piyade Onbaşı İbrahim Öztürk'e mevzide uyuduğu iddiasıyla pimi çekilmiş el bombasını vermesi sonucu meydana geldiği iddia edilmişti.

Teğmen Tümer 18 Ağustosta sevk edildiği mahkemece ''Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak'' iddiasıyla tutuklanmıştı.

(AA)

http://www.haber7.com/haber/20091014/O-tegmen-el-bombasi-cezasini-anlatti.php
#1705
Ermenistan'la tarihî protokollere imza atan Türkiye, üç gün sonra bir başka komşusuyla büyük bir kardeşlik köprüsü kurdu. Yaklaşık on sene önce savaşın eşiğinden dönen Türkiye ve Suriye, sağladıkları barışla tüm dünyaya örnek oldu.
 
İki ülkenin dışişleri bakanları dün davul zurna eşliğinde karşılıklı vize muafiyeti anlaşmasını imzaladı. Ardından geniş bir heyetle sınırdan yürüyerek geçti. Uçurulan barış güvercinleri, kardeşlik isteğini ortaya koydu. Tarihî günü seyretmek için yollara dökülen Suriye halkı, Türk konvoyuna yoğun sevgi gösterisinde bulundu. 13 Ekim'i 'iki bayram arası üçüncü bayram' ilan eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, tek heyet gibi çalıştıklarının altını çizdi. Ardından iki ülkenin sloganını Türkçe ve Arapça olarak okudu: "Ortak kader, ortak tarih, ortak gelecek."

Türkiye ile Suriye'nin tarihî adımı dün sabah 10'ar bakanın katıldığı 'mini kabine' toplantılarıyla başladı. Önce Halep'te, öğleden sonra Gaziantep'te bir araya gelen bakanlar, eğitim, ticaret, ulaştırma, gibi çok sayıda konuyu ele aldı. Varılan siyasî bir karar ise dikkat çekti. Buna göre Türkiye ya da Suriye'nin büyükelçisinin olmadığı yerde, bir ülke diğeri adına resmî işlemler gerçekleştirebilecek. Diplomatik kaynaklar, kurulan mükemmel ilişkinin Türkiye'nin diğer komşularına birer mesaj olduğuna işaret ediyor: "Ermenistan ve Yunanistan hükümetleri bu mesajı iyi okumalı. Geçmişte mayınlanmış, tank yığılmış, terörist sızmalara sebep olmuş bir sınırda vize yükümlülüğü kaldırılıyor. Ermenistan sınırı da açılır. Yeter ki, Ermenistan da Suriye'nin verdiği kalıcı barış mesajını versin."

Türkiye-Suriye ilişkilerinde dün yeni bir dönem başladı. İki ülke arasındaki Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi ilk toplantısını iki taraftan 10'ar bakanın katılımıyla barış ve kardeşlik mesajları altında gerçekleştirdi. Ankara'dan geniş bir heyetle Suriye'ye giden Türk heyeti Halep'te coşkuyla karşılandı. Toplantının ilk ayağı son derece olumlu ve enerjik bir havada geçti. Zirvede eğitim, ticaret, ulaştırma, sulama ve sınır geçişleri gibi çok sayıda konu ele alındı.

Halep'teki toplantının ardından soruları cevaplayan Bakan Davutoğlu ile Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim kardeşlik mesajları verdi. Davutoğlu iki ülkenin ortak sloganını "Ortak kader, ortak tarih, ortak gelecek; El kader el müşterek, Ettarih el müşterek, El müstakbel el müşterek" olarak ilan etti. Davutoğlu, iki ülkenin ekonomik entegrasyonu ve halkların kaynaşmasını sağlayacak bu anlayışın bölgeye yayılmasını umduğunu ifade etti. Ahmet Davutoğlu kardeşliğin sadece kan bağıyla değil komşuluk ilişkileriyle de olduğunu belirterek bu sebeple iki halkın kardeş olduğunu söyledi. Bakan Davutoğlu komşuluğun önemini Hz. Peygamber'in komşu-miras ilişkisi üzerine sözleriyle anlattı.

sınırdan yürüyerek geçtiler

Mini kabine toplantısının ardından tüm bakanlar ilk önce Suriye tarafında düzenlenen törene katıldı. Sınır noktasında kurulan sembolik bariyeri kaldıran bakanlar ardından yürüyerek Türk tarafına geçti. Öncüpınar Sınır Kapısı'nda düzenlenen törende ise Bakan Davutoğlu ile Bakan Muallim karşılıklı vize muafiyeti anlaşmasını imzaladı. Buna göre diplomatik, hizmet ve hususi ile umuma mahsus pasaport sahibi Türk ve Suriye vatandaşları 180 gün içinde 90 günü aşmayan seyahatleri için karşılıklı olarak vizeden muaf oldu.

İki ülke arasında bazı anlaşmaların imzalanması öngörülüyor. Bu anlaşmalara göre siyasi alanda Suriye veya Türkiye'nin büyükelçiliklerinin bulunmadığı herhangi bir ülkede, elçisi bulunan taraf diğer tarafın resmi ve bürokratik işlemlerini gerçekleştirecek. Ayrıca, uluslararası kuruluşlara Suriye veya Türkiye'den bir adayın çıkması durumunda birbirlerini destekleyecek. Her iki ülke karşılıklı olarak diplomatlarına karşılıklı eğitim de verecek.

Türkiye ile Suriye arasında ticari ve ulaştırma alanlarında da önemli projelerin hayata geçirilmesi hedefleniyor. Buna göre 2004 yılında imzalanan serbest ticaret anlaşması ele alınıp, bu anlaşma geliştirilecek. GAP ile ilgili olarak Türkiye, Suriye'nin kuzey bölgelerine yardım sağlayacak. Bankalar arasında işbirliği yapılacak. İmar alanında ilişkiler geliştirilecek. Ulaştırma alanında yardımlaşma yapılacak. Havayolu ulaşımında işbirliği desteklenecek. Halep'te lojistik merkez kurulacak. Bu merkezde toplanan gıda ürünleri buradan Arap ülkelerine dağıtılacak. İnternet, enerji, telekomünikasyon, Türk-Arap doğalgaz projesi alanında görüşmeler yapılacak. TPAO, Suriye'de petrol arayacak. Türkiye-Suriye arasında karayolu ticareti geliştirilecek. Sınır kapısı sayısı artırılacak. Türkiye, ziraat alanında Suriye'ye teknolojik destek verecek. Kültürel alanda Süleymaniye Tekkesi restore edilecek. Suriye'de bulunan kültür ve tarihî mekanlar tespit edilecek. TRT ile Suriye devlet televizyonu arasında işbirliği anlaşması imzalanacak.

İşte mini kabine

Toplantıya Türkiye adına Davut-oğlu'nun yanı sıra Devlet bakanları Hayati Yazıcı ve Cevdet Yılmaz, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu katıldı. Ayrıca çok sayıda milletvekili, bürokrat, diplomat ve basın mensubu gelişmeleri yerinde takip etti. ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=903189&title=savasin-esiginden-sinirsiz-dostluga
#1706
[Yorum - Samir Salha] Her 24 Nisan'ı "anma günü" sayan Ermeni diasporasının aşırı milliyetçi ve fanatik unsurları, önümüzdeki yıldan itibaren her 10 Ekim'i de "yas günü" olarak sayacaklarını ilan etmişlerdi. 

Ermeni Kilisesi lideri I. Aram'ın binlerce Ermeni'nin, Lübnan'daki Antilyas Kilisesi avlusunda yaptığı "Ankara ile Erivan arasındaki ittifakın değil; Ermeni halkının birliği, beraberliği ve bu ittifakı engellemek hususundaki mücadelesi kalıcı olacaktır. Bundan sonra sadece soykırıma değil, tazminata da evet diyeceğiz." açıklamaları, Kilise-Ermeni diasporasının diyalog ve uzlaşmayı desteklemek yerine barış umutlarını yeniden canlandıran bu süreci baltalamak için harekete geçtiğini göstermiştir.

Diaspora, Ermenistan'ın SSCB'den ayrılmasından itibaren bu ülkenin ekonomik ve siyasi gücünü ipoteği altına almış, 800.000 genç olmak üzere nüfusun dörtte birini ülkeyi terk etmeye zorlamış ve ülkeyi güçlendirmek yerine kendisine bağımlı kılmaya çalışmış; daha ötesi uluslararası platformlarda Erivan'ın sözcüsü rolüne soyunmuştur. Bu açıdan yaşanan gelişmelerde şimdiye kadar diasporanın yönlendirmesinden kendisini kurtaramayan Erivan'ın bağımsız bir hareket kabiliyeti kazanmak istemesinin, dolayısıyla Sarkisyan'ın rüşdünü ispat etmesi, kendisini daimi fikir babası olarak gören diasporanın öfkesini daha da artırmıştır. Anlaşılan odur ki hem I. Aram hem de diasporanın tepkisinin arkasında yatan asıl neden son gelişmelerle birlikte güç ve etkinliğini, Sarkisyan lehine kaybetmesinden duyduğu tedirginlik yatmaktadır.

Diasporanın tavrı değişir mi?

Aslında diasporayı öfkelendiren ve stratejilerini altüst eden gelişme, yıllardan beri Erivan ile olan ilişkilerinde şimdiye kadar tereddüt eden, tezlerini gündeme getirmeyip büyük bir hukuksal, siyasal ve stratejik boşluk doğmasına neden olan Ankara'nın son üç yılda mazinin esiri olmaktan kendini kurtarması ve tarihsel düşmanlıklara son vermek için adım atması olmuştur. Nitekim, 2015 yani Ermeni olaylarının yüzüncü yılını hedef olarak belirleyerek en geç bu süreye kadar dünyanın önde gelen devletlerinden destek arayışına giren diasporanın hesapları Ankara'nın beklenmeyen hamlesiyle suya düşmüştür. Bu açıdan Türkiye'nin Ermenistan'ı ikna ederek masaya çekmesi büyük bir stratejik başarı elde etmesi Ermeni lobilerini çileden çıkartan bir başka etken olmuştur.

"Unutmayacağız, unutturmayacağız" sloganlarıyla mağdur rolüne bürünen Ermeni diasporası, 2000 yılında Washington'un devreye girmesiyle kurulan TARC'ta (Türk-Ermeni Uzlaştırma Komisyonu) barışın sağlanmasına bir adım kala komisyonda görevli Ermeni delegeleri tehdit ederek çalışmaları sekteye uğratmıştı. Bugün aynı tehditlerin sonuç getirmemesi ve barış gemisinin, diasporanın istemediği bir limana yanaşması Ermeni lobisinden yükselen seslerin daha da sertleşmesini beraberinde getirmiştir. Geçtiğimiz günlerde Beyrut Ermeni Üniversitesi'nde "Haigazian"da "soykırım ve uluslararası hukuk" başlığı altında düzenlenen toplantıda, gazetecilerden ve akademisyenlerden oluşan Türk heyeti tarihsel, siyasal ve hukuksal açıdan 1915 olaylarının soykırım olmadığını ortaya koymayı başarmıştır. Ülkemizin daha önce yok saydığı bu tür toplantılara doğrudan katılım sağlaması ve anti tezlerini masaya sürmesi değişen Türk dış politikasının diasporanın hamlelerini sekteye uğratan başarıları arasında görülmelidir. Bütün bu gelişmelerin sonucunda Ermenilerin yoğun bir şekilde yaşadığı Beyrut'un "Burc Hammud" semtinde yıllar boyunca yakılan Türk bayraklarının yerini; Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan ve Zürih'te diyalog masasına oturan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan'ın kuklaları almıştır. Bununla birlikte bazı ılımlı Ermeni grupların müzakerelere açıktan destek vermemekle birlikte söz konusu protesto eylemlerine katılmaktan da kaçınması, diaspora içinde görüş ayrılıklarının parçalanmalara kadar gidebileceği endişelerini de beraberinde getirmiştir.

Diasporanın özellikle son on yıl içerisinde hız verdiği Erivan'ı başta Rusya, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi olmak üzere pek çok ülke ile stratejik işbirliği içerisine sokarak Türkiye'yi çember içine alma planları, Ankara tarafından hem de bizzat diasporanın önde gelen destekçileri ABD, Fransa, İsviçre ve Rusya'yı da bu çabaya ortak edilerek kırılmıştır. Pek çok Batılı başkentten soykırımın tanınması hususunda destek alan, hatta İsviçre gibi bir ülkede soykırımın inkârının suç olarak sayılmasını sağlayan diasporanın bu hamleleri karşısında Ankara'nın Zürih'i yanına çekmeyi başarması ve son olarak Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu imza atarken ortaya çıkan tabloda dünün diaspora destekçisi bugünün arabulucusu dünyanın önde gelen dört gücünün barış masasının arkasında yerlerini almaları Türkiye'nin söz konusu girişimi ile birlikte ne denli büyük bir başarıya imza attığını göstermektedir.

Ocak 2007'de hayatını kaybeden Ermeni kökenli gazeteci Hrant Dink'in uğradığı saldırının aydınlatılması için gösterilen devlet ciddiyetinin arkasında Dink'in etnik kökeninden ziyade "Ölenlerin değil kalanların üzerinden konuşalım" söylemi çerçevesinde iki toplum arasında barış ve sevginin filizlenmesini amaçlayan bir kişi olması da etkili olmuştur. Hem Dink hem de Ermeni kökenli Türk vatandaşı olan ve diaspora tarafından mağduriyeti siyasi bir malzeme haline dönüştürülen Komitas'ın ölümünün aydınlatılmasının, yaşanan husumetlerin ortadan kaldırılması açısından sağlayacağı katkı inkâr edilemez. Kanaatimiz şudur ki kendisini Ermenistan'ın hamisi olarak gören ve kendi çıkarı için her şeyi mubah sayıp kullanmaktan çekinmeyen diaspora bu tavrını gözden geçirmeli ve Erivan'ın gösterdiği cesareti örnek alarak Ankara'yla diyalog kurmanın yollarını aramalıdır. ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=903112&title=yorum-samir-salha-diasporanin-ofkesinin-arkasindaki-neden#
#1707
Antibakteriyal sabun normal sabundan daha mı iyi?

Bugünlerde herşeyin antibakteriyal olmasını istiyoruz. Marketlerin raflarındaki sıvı sabunların yaklaşık yüzde 75'inin etiketinde antibakteriyal olduğu yazıyor ve biz de sürekli temizlik cephanemize yeni antibakteriyal ürünler ekliyoruz.  

Peki antibakteriyal sabunlar ellerimizi daha mı temiz yapıyor?

Howstuffworks isimli internet sitesinde yer alan habere göre, bazı uzmanlar, bunun böyle olmadığını söylüyor. Öncelikle, sabunun kimya aşamasında nasıl çalıştığına bir göz atmak gerektiğini söyleyen uzmanlar, sabun yapmak için, asit ve bazı birleştirmemiz gerektiğini belirtiyor. Kullanılan asit, yağ asitleri ile trigliseridlerden oluşurken baz ise sodyum hidroksittir. Karışım yağ asitlerinin trigliseridlerden ayrılıp hidroksit iyonlarıyla kaynaşmasına neden oluyor ve böylece sabun adını verdiğimiz tuz oluşuyor. Sabunun iki temel fonksiyonu var:

- Suyun yüzey gerilimini azaltmak,

- Kir, yağ ya da bakterileri engellemek.

Çünkü, sabun molekülünün bir parçası (hidrofolik) suyu çeker ve diğer parçası (hidrofobik) ise su geçirmezdir. Hidrofolik parça, hidrofobik asitlerin diğer hidrofobik maddelerle temas etmesine izin veriyor. Kirler sabunun yağ asitlerine yapıştığında, su damlacıkları içinde kapsülle çevriliyor. Bu sayede, kir, yağ ve bakteriler kolayca yıkanıp uzaklaştırılıyor. Bu nedenle, sıradan sabunlar da bakterilerden kurtulmanızı sağlar.

Peki antibakteriyal sabunlar, daha fazla mı temizler?

Muhtemelen böyle olduğunu söyleyen uzmanlar, antibakteriyal modasında gözönünde bulundurmanız gereken birkaç temel nokta bulunduğunu ifade ediyorlar:

Antibakteriyal sabun bileşenlerinin (genellikle triklosan ya da triklokarbon) işe yaraması için yüzeyde yaklaşık 2 dakika kalması gerekiyor. Ancak, birçok insan bu kadar sabırlı olmadığı için, sabunun içindeki antibakteriyal içerik görevini yerine getirmeden önce insanlar tarafından durulanarak uzaklaştırılıyor.

Birçok yaygın hastalık virüslerden kaynaklanıyor ve bunlar antibakteriyal ürünlerle önlenemez. Amerikan Hastalık Kontrolü ve Önleme Merkezi'ne göre, antibakteriyal sabunlar gerekli değil, fakat ellerinizi sıradan sabunla ve ılık suyla iyice yıkamak enfeksiyonlardan korunmanın en etkili yollarından biridir.
#1708
İstanbul'daki 5 büyük camiye asılan ve içerikleriyle tartışma çıkaran mahyaların kaynağı aydınlandı. 

Mesajların içeriği müftülük ve vakıflar bölge müdürlüğü üzerinden tartışılırken; mesajlar ve asılacağı camileri tek tek İstanbul Valiliği'nin emirle belirlediği ortaya çıktı. Valilik, Vakıflar İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü'ne 28.8.09 tarih; 490 sayılı faks emriyle mahyalarla ilgili talimat verdi. Valiliğin tartışmalı mesajları "asın emri" gönderdiği Ağustos'un son haftası, Genelkurmay Başkanlığı tartışmalı "Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye" mesajını kamuoyuna açıklamıştı. Mahyaların kamuoyunda tepki çekmesinden sonra yapılan açıklamada; her yıl toplanan Kutlama Komitesi'nin kararları doğrultusunda sözkonusu mahyaların yakıldığı belirtildi. Ancak Kutlama Komitesi 1 Eylül'de toplandı. Valiliğin tartışmalı içerikli mahyalarla ilgili gönderdiği emir yazısının tarihi ise 28 Ağustos. İstanbul Valiliği'nin Kutlama Komitesi toplanmadan, iki gün önce komiteyi by-pass anlamına gelen emir göndermesi dikkat çekti.

CAMİ AVLUSUNA BIRAKILMIŞ GİBİ

Star'ın sorularını yanıtlayan yetkililer, 1 Eylül'deki Kutlama Komisyonu toplantısında, mahya yakılması konusunda prensip kararı alındığını, ancak içerik konuşulmadığını belirtti. Yetkililer içerik konusunda topu birbirine atarken, mahyalara cami avlusuna bırakılan çocuklar gibi kimse sahip çıkmak istemedi. Ancak yazışmalarda içerik konusundaki emrin çıkış noktası olarak Valilik görülüyor. Valilik, emrin altında imzası bulunan Vali Yardımcısı'nın ismini açıklamaktan kaçındı. (Star)

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=902806&title=korsan-mahyalarin-sirri-cozuldu
#1709
Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 1. Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bugünün iki ülke için tarihi bir dönüm olduğunu belirtirken bu güne dair hissettiklerini anlattı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bugün gerek Suriye gerekse Türkiye tarafında hissi anlar yaşadıklarını belirterek, "İki halkın birbirini bu kadar özlediği hepimizce malumdu ama bu kadar özlemle birbirlerini beklediklerini ve kucaklaşma arzusu içinde olduklarını bir kez daha müşahede ettik" dedi.

Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 1. Bakanlar Kurulu toplantısının kapanış oturumunun ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.

Davutoğlu, bugünün Türkiye ve Suriye tarihinde önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Gerek Türkiye gerekse Suriye tarafında son derece hissi anlar yaşadık. İki halkın birbirini bu kadar özlediği hepimizce malumdu ama bu kadar özlemle birbirlerini beklediklerini ve kucaklaşma arzusu içinde olduklarını bir kez daha müşahede ettik. Son derece hissi ve asırların getirdiği o kültürel harmanı yansıtan bir buluşma oldu."

Bu tür buluşmaların bölgedeki tüm kardeş ülkeler arasında gerçekleşmesini dileyen Davutoğlu, bunun bölgeye ve dünyaya, bölgesel ve küresel barışa en önemli mesaj olacağını bildirdi.

Davutoğlu, daha sonra Gaziantep'e geldiklerini hatırlatarak, bu çerçevede "diplomasi tarihine araç diplomasisi adında yeni bir diplomasi usulü" kazandırdıklarını söyledi. Halep'ten Öncüpınar'a, Öncüpınar'dan Gaziantep'e yaklaşık 2 saat ilgili bakanların bir otomobilde birlikte kaldıklarını ve çok güzel projelerin  çıktığını bildirdi.

Toplantılara ilişkin ortak açıklamanın yapılacağını belirten Davutoğlu, bunun dışında bugünkü görüşmelerde ulaşılan 40'a yakın protokol, proje, mutabakat zaptı ve anlaşma üzerinde çalışma kararı alındığını, ilgili bakanlıkların bunları 10 gün içinde eylem planı halinde birbirlerine bildireceklerini, aralık ayı başındaki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Şam ziyaretinde ilk yüksek düzeyli stratejik işbirliği toplantısının gerçekleşeceğini kaydetti.

"Bundan sonra artık Türkiye, kaderi, tarihi ve geleceği ortak olarak aynı yolda yürümeye devam edecek. El elde yürüyeceğiz bu yolda ve bölgemizi tekrar yükselen bir medeniyet merkezi yapmak için hep beraber çalışacağız" diyen Davutoğlu, bugünün her iki halk için de iki bayram arasında bir bayram, bir düğün günü olduğunu söyledi.

Davutoğlu, iki ülke arasında en kısa zamanda daha çok kapının açılması için altyapı çalışmalarının başlamasına karar verildiğini de anlattı.

-SURİYE HEYET BAŞKANI TÜRKMENİ-

Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Vekili Hasan Türkmeni de açıklamasında tarihi bir gün yaşadıklarını söyleyerek, işbirliği konseyinin kurulmasına karar verilmesinden hemen sonra yürürlüğe girmesinden son derece mutlu olduğunu kaydetti.

Türkmeni, bugünkü görüşmelerin her iki ülkenin halkına hayırlı olmasını dileyerek, görüşmelerin ekonomi, güvenlik, savunma, sağlık ve çevre gibi alanlarda işbirliğinin gelişmesine katkıda bulunacağını kaydetti.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bu olayın temellerini attıkları ve karşılıklı güven sağladıkları için teşekkür eden Türkmeni, Suriye'nin de kendi eylem planını hazırlayarak, sunacağını bildirdi.

-ATALAY VE GÖNÜL-

Daha sonra İçişleri Bakanı Beşir Atalay, terör örgütüne karşı işbirliği ile ilgili bir soru üzerine, 1998 yılında Suriye ile Adana mutabakatı, 2001 yılında da bir anlaşma imzalandığını hatırlatarak, iki ülke arasındaki bu sürecin yürümekte olduğunu kaydetti.

Atalay, Suriye tarafının bu konuda çok hassas davrandığını, hem bilgi alış verişi hem de terör unsurlarına dönük işbirliğinde Türkiye'ye yardımcı olduğunu belirterek, Suriye'nin 2003 yılından bu yana Türkiye'ye iade ettiği terör örgütü mensubu sayısının 122 olduğunu, bunların 77'sinin PKK terör örgütü mensubu bulunduğunu bildirdi.

Bakan Atalay'ın Suriyeli mevkidaşı da terörle mücadelede Türkiye ile sürekli işbirliği kanalları bulunduğunu, düzenli şekilde bilgi alış verişinde bulunduklarını kaydetti.

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül de askeri alandaki işbirliğine ilişkin soru üzerine, iki ülke arasında imzalanan anlaşmaların her türlü temas ve çalışma için hukuki zemin sağladığını kaydetti. Gönül, ekim ayı sonuna doğru temas gruplarının devreye gireceğini ve üç ayrı çalışma yapılacağını belirterek, bu grupların kendi alanlarında çalışma yapacaklarını bildirdi. Gönül, savunma sanayi alanında bugüne kadar gelinen noktanın daha ilerisine gidilmesini umduklarını da belirtti. AA

http://www.haber7.com/haber/20091013/Turkiye-Suriye-ortak-kabine-toplantisi.php
#1710
Türkiye ile Suriye sınırını temsil eden bariyerler kaldırıldı. İki ülker arasında vize muafiyeti içeren anlaşma Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim tarafından imzalandı.

Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Bakanlar Toplantısının ardından vize muafiyeti anlaşması çerçevesinde Suriye tarafında, sınırda ve Türkiye tarafında olmak üzere üç ayrı tören düzenlendi.

Önce Suriye tarafında yapılan törene katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Devlet Bakanları Hayati Yazıcı ve Cevdet Yılmaz, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ile Suriyeli bakanlar, bu ülkenin Esselame Sınır Kapısı'ndan tampon bölgeye geçti.

Burada bir süre bekleyen bakanlar, ikram ve halk oyunları gösterilerinin ardından sınırdaki barikatı birlikte tutarak kaldırdılar ve barikatla bir süre yürüdüler.

Esselame Sınır Kapısından Suriye halk oyunları ekiplerinin gösterileriyle uğurlanan bakanlar ve beraberindekileri Öncüpınar Sınır Kapısı'nda Kilis Valisi Turhan Ayvaz, AK Parti milletvekilleri Hasan Kara ve Hüseyin Devecioğlu ile Suriye'nin Gaziantep Başkonsolosu Heysem Saad karşıladı.

Bakanlar daha sonra, iki ülke arasındaki vize muafiyeti anlaşmasının imza töreni için Öncüpınar Gümrük Müdürlüğüne geçti.

Burada yapılan gösterilerin ardından iki bakan, Türkiye ile Suriye arasında vize muafiyeti getiren anlaşmaya imza koydu.

İmza töreninde beyaz güvercinler ile kırmızı ve beyaz reklerde balonlar uçuruldu ve aile fotoğrafı çektirildi. Daha sonra Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Bakanlar Toplantısının ikinci bölümü için Gaziantep'e hareket edildi.

http://www.haber7.com/haber/20091013/TurkiyeSuriye-siniri-kaldirildi-VIDEO.php
#1711
Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü'nün, Avrupa Birliği (AB) uyum sürecinde başlattığı yeni uygulamayla "Kısa Ürün Bilgisi" olarak adlandırılan prospektüslerin yerini "Kullanma Talimatı" alacak. Hastalara yönelik hazırlanan talimatta kısa, yalın, anlaşılabilir ifadeler yer alacak. Prospektüslerden daha büyük boyutta hazırlanacak "Kullanma Talimatı"nda "Kullanılan ilaç nedir ve ne için kullanılır, kullanmadan önce dikkat edilmesi gerekenler, nasıl kullanılır, olası yan etkiler nelerdir ve ilacın saklanma koşulları" bilgileri yer alacak. 2005 yılında çıkarılan yönetmelikten sonra başlayan uygulama ilk olarak 2006 yılında ruhsat alınan ilaçlarda uygulamaya başladı. Bu yıl sonuna kadar tüm ilaçlar için "Kullanma Talimatı" hazırlanmış olacak.
AA

http://www.haber7.com/haber/20091013/Ilac-prospektusleri-tarih-oluyor.php
#1712
Bu gidiş iyi gidiş değil. "Ermeni Açılımı"nın Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki kurulmasına dair protokole dayanması, durumun ne kadar tehlikeli noktalara gittiğini gösteriyor.

Bu iktidar başlattığı her açılımı böyle sonuçlandıracaksa, Kıbrıs Sorunu kalıcı bir çözüme kavuşacak demektir.

Böyle giderse Kürt Açılımı farklılıkların zenginlik olduğunun herkes tarafından benimsenmesi ve bölücü terörün bitmesi ile sonuçlanabilir.

Daha da tehlikeli olan ihtimal ise, Türkiye'nin Avrupa Birliği kriterlerine tam uyması ve sonunda AB'ye tam üye olmasıdır.

Bunlara bir dur demenin zamanı gelmiştir.

Şimdiye kadar bunların yaptıklarına sadece seyirci kalındığı için, Türkiye ile Suriye arasındaki sorunlar çözümlenmiş ve hatta Suriye vizeyi kaldırmıştır.

En tehlikeli durumu da vurgulayalım.

Bunları, yani AK Parti iktidarını "Şeriat tehlikesi" ile özdeşleştirmek hızla demode olmaktadır.

Daha da ötesi bunların açılımlarının "Yeni bir siyaset kültürü" oluşturduğunu objektiflikleri tartışılmayan aydınlar bile söylemektedir.

Geçen hafta Taraf'taki yazısında konuyu irdeleyen Halil Berktay'ın şu gözlemleri, tehlikenin çapını gösterir niteliktedir:

Bunlar farklı
- AK Parti liderliğinin değişik, alışmadığımız bir siyaset tarzı var. Gerçekçi olalım. Hiç de cahil, ilkesiz, vizyonsuz ya da korkak ve teslimiyetçi değiller. Beklendiğinden çok daha esnekler, bu bir. Çabuk öğreniyorlar, bu da iki. Çünkü kompleksli, takıntılı değiller. Erdoğan, Gül ve ekipleri (başbakanın Kasımpaşalılığa izafe edilen bazı reflekslerine karşın) Türk siyasetinin bu bildik davranış kalıbına da çok benzemiyor aslında. Son tahlilde, soğukkanlılıklarının ağır bastığını düşünüyorum.
- 2002'den bu yana bütün adımları, zikzakları, ileri-geri manevraları geçiyor gözlerimin önünden. Özellikle 2004-2006 arasında benim de umutsuzlandığım anlar oldu. AB'den vazgeçtiklerinden, pillerinin bittiğinden, reformculuklarının tükendiğinden kuşkulandığım. Ya da ihanete uğramış, satışa getirilmişçesine öfkelendiğim, Şemdinli'de olduğu gibi.
- Yanıldık. Yanılmışız. İlginç bir tarafı var AKP'nin: They keep coming back. Dış dinamiklerin (özellikle neo-con'ların daha 2007'de belirginleşen düşüşü ve Obama'nın başkan seçilmesinin) de yardımıyla, tekrar tekrar geri geliyorlar, bir vakitler terk etmeye zorlandıkları mevzilere. Hayır, şeriat uğruna değil (buna inanan kaldı mı?) Daha ziyade demokratikleşme ve Avrupalılaşma, ya da bu yolda Türkiye'nin taşımak zorunda kaldığı eski kamburlardan, ölü ağırlıklardan kurtulma doğrultusunda. Ermeni sorunu iyi bir örnek.

Bazı önlemler
Bu tür tahlillere ve övgülere konu olan AK Parti'nin yurtta ve dünyada itibar ve başarı kazanmasına karşı, mutlaka bir şeyler yapmak gerekiyor.

Örneğin barış ve uzlaşma amaçlayan her açılıma karşı "Vatanı satıyorsunuz" benzeri sloganlarla karşı çıkmak şarttır.

AB ile yakınlaştıkları zaman "İkinci Sevr", AB ile araları açıldığında ise "Bunlar bizi Ortadoğu'ya çekiyor" türü sloganları kullanmak işe yarayabilir.

Bunlar yapılırken, Erdoğan'ın ve AK Parti'nin evrensel doğrularla çelişen söylemleri desteklenmeli, bir bölüm medya ile kavgaları körüklenmeli, yanlışları övülerek onlar aşağı çekilmelidir.

Herkesin çok dikkatli olması gerekiyor.

Bunlar her açılımlarını "Ermeni Açılımı"nda olduğu gibi sonuca ulaştırırlarsa, 2011'deki genel seçimi de tek başlarına kazanabilirler.

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/barlas/2009/10/12/ya_butun_acilimlarda_amaclananlara_ulasilirsa
#1713
Geçen 23 Ocak'ta, Kadiköy'deki Ermeni Kilisesinde, girdiği ekonomik bunalımdan çıkış yolu bulamadığı için, ne yazık ki intihar eden, Sevan İnce'nin, ölümünden  önce yazdığı son mektupdur bu:

"Bakıyorsun, bi yanda Ermenilere soykırım yapılmıştır!' diyenler; diğer yanda 'soykırım yoktur!' diyenler.  Şu sıralar moda 'işi tarihcilere bırakalım' diyenler... Soykırım yapışmıştır diyenlerin hepsi de kindar Ermeni diasporası mensubu, ya da bunlardan çıkarı olan siyaset erbabı.

Yoktur diyenlere bakıyorum, bu konuda derin bir tarihi bilgileri yok ama adettir diye reddediyorlar. Tarihciler deseniz neyi ortaya çıkaracaklar? Soykırımın belgesi mi olur? Eskaza bi belge çıksa, mutlaka karşısına bi belge daha çıkar. Tartışma sürer gider.

"Bizler Türk Ermenileriyiz. Gerçeği bizler biliriz. Bizler tek tip hikaye dinlemedik. Diaspora Ermenisi, sadece ölüm hikayesi bilir. Olaylardan sonra geri dönmemiş, komşularının mahçup yüzlerine şahit olmamıştır. Onlar bu ölümler için bütün Türk'leri suçlarlar. 

"Türk Ermenisi'ninse daha değişiktir öyküsü.  Anneannem, örneğin, köydeki Ermeni delikanlıların nasıl silahlandırılıp çeteci yapıldıklarını anlatırdı. Üniformalarını yabancı dil konuşanlar getirmiş. Büyükbabam, Kayseri'de tüm sülalesini kurtarmak için çırpınan Osmanlı Yüzbaşı'sı Sinan'ı ağlayarak anlatırdı. Sayesinde sülaleden kimsenin kılına zarar gelmemiş. Bizler, katliam hikayeleri dinlediğimiz gibi, bir Ermeni arkadaşı tehcire giderken askerin önüne yatan Türk'lerin ya da yurtlarına geri döndüklerinde onlara tekrar kucak açan Türk komşularının hikayeleriyle büyüdük.

"Onun için bize sorulsun diyorum. Kimse bizden daha yansız olamaz. Hikaye şudur kısaca: Tebanın bir bölümü, emperyalist güçlerin gazına gelip ayrılıkcılık yapmıştır. Buna kızan Osmanlı hükümeti, bölgede tehcir (göç) kararı almıştır. Osmanlı tarafından örgütlü bir biçimde kıyım yapılmamıştır! Hastalık dışındaki ölümler, münferit olaylardır ve sürgünlerin yanlarında götürdükleri altın paraları gasp etmeyi amaçlayan eşkiyalarca yapılmıştır! Ülkenin Batı bölgelerinde yaşayan Ermenilerin kılına dokunulmadığına göre, buna soykırım denemez! Ayrıca söz konusu 1.5 milyon Ermeni sayısı, ölü değil, kayıp sayısını ifade eder.

"Biz Türk Ermenileri iyi biliriz. Anadolu bu olaylar sırasında ve sonrasında Müslüman olmuş Ermenilerle doludur. Daha sonra, serbest olmasına rağmen, Müslümanlığı bırakıp kendi dinlerine dönmemişlerdir. Ve geçmişlerini gizledikleri için kayıp hanesine yazılmışlardır.
Konuşmak gerekirse biz konuşur olayların uzun öyküsünü anlatırız! Fransızlara gelince... onlara da küflü peynir yemek düşer.

Kalın sağlıcakla

Sevan İnce"


Ahmet Türk: Salona hakim değiliz

DTP Kongresinde, PKK'lılar için saygı duruşunda bulunulmasından sonra salonu terk eden AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şükrü Ayalan'dan, Ahmet Türk özür dilemiş.

Türk, "ne yazık ki salona hakim değiliz!" demiş.

Böylece Sayın Ahmet Türk sadece salona değil, başta kongre yönetimi olmak üzere, diğer milletvekillerine ve partililere de hakim olamadığını açıklıyor. Ahmet Türk, DTP'nin kamu oyunda gerçek anlamda saygınlığı olan, kabul gören bir parti konumuna gelebilmesi için tek şansı. Yoksa, DTP, PKK terör örgütünün sözcüsü konumunda kalmaktan öte hiç bir işleve sahip olamaz. Dahası, iyi niyetle, demokrasi açılım için çaba gösterenleri de bıktırır bi süre sonra. Bu da kimin işine gelir? Herhalde TC vatandaşı Kürt'lerin değil!

http://www.stargazete.com/gazete/yazar/aziz-ustel/ermeni-vatandasin-intihar-ederken-yazdigi-son-mektup-218354.htm
#1714
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye-Ermenistan protokollerinin imzalanması öncesinde yaşanan krizi "prosedürel bir konu" olarak niteledi. 
   
Davutoğlu, TRT'de katıldığı bir programda Türkiye ile Ermenistan arasında dün Zürih'te imzalanan protokollere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Protokollerin imzalanmasının "önemli bir adım" olduğunu belirten Davutoğlu, "hayırlı olmasını" dilediği protokollerin "Türkiye'nin barış vizyonunun bir yansıması" olduğunu kaydetti.

İmza töreninden önce çıkan kriz hakkında Davutoğlu, sorunu "sürecin doğal unsuru" olarak gördüğünü ifade ederek, "Dün çıkan kriz prosedürel bir konudur" dedi.

Sorunun törende kullanılacak ifadelerle ilgili olduğunu belirten Davutoğlu, İsviçre'ye giderken anlayışlarının, herkesin tek taraflı açıklamalarını yapacağı yönünde olduğunu belirtti. Davutoğlu, metinlerin İsviçre'ye verileceği ve dikkatli bir dil kullanılacağı yönünde centilmenlik anlaşması olduğunu kaydetti.

Tarafların hassas olduğu konuların bilindiğini belirten Davutoğlu, tutumlarının, eğer Türkiye'nin hassas olduğu konuda karşı taraf net bir şey söylerse, Türkiye'nin de kendi pozisyonunu net olarak koyacakları yönünde olduğunu söyledi. Davutoğlu, ön şartsız ifadesi girerse, Karadağ'a net ve somut atıf yapılacağını ve herkesin kendi açıklamasından sorumlu olacağını kaydetti. Davutoğlu, ancak açıklamaların yapılmaması formülüyle sorunun aşıldığını hatırlattı.

Türk heyeti olarak "son derece rahat" olduklarını belirten Davutoğlu, "öz güven içinde hareket ettiklerini" ifade etti. Heyetle birlikte beklerken çay içtiklerini söyleyen Davutoğlu, protokolün imzalanacağından emin olduklarını söyledi.

Davutoğlu, işin esasına dönük konularda ülkelerin kararlı olmalarının önemine işaret etti ve bu tarz krizlerin kısa bir süre sonra kimse tarafından hatırlanmayacağını söyledi.

-"AZERBAYCAN'IN YALNIZ BIRAKILMASI SÖZ KONUSU DEĞİL"-

Türkiye'nin perspektifinin kapsamlı barış olduğunu ifade eden Davutoğlu, ancak bunun bütün tarafların bütün konulara adil ve eşit yaklaşımıyla olacağını belirtti.

Davutoğlu, Türkiye-Ermenistan ikili ilişkilerindeki yeni döneme işaret ederek, bu sayede Türkiye'nin Suriye ile sınırları aşma noktasına geldiğini, aynı şeyin Ermenistan ile de olabileceğini ifade etti.

Türk ve Ermeni halklarının birbirini daha doğru anlamalarının da bu yeni dönemle birlikte sağlanabileceğini söyleyen Davutoğlu, bu sürecin bölgesel barış için de önemine işaret etti.

"Ermeni-Azeri ihtilafının çözümünün hayati olduğunu" belirten Davutoğlu, Türkiye'nin tüm bu konuların gerçekleşmesi yönünde adımlarını attığını kaydetti.

Bu konuların birbiriyle bağlı olduğuna işaret eden Davutoğlu, barış atmosferinin yayılması sonucunda tüm bölgenin bundan etkileneceğini söyledi.

Azerbaycan ile ilgili endişeler yönünde de değerlendirmede bulunan Davutoğlu, Türkiye'nin hangi şart olursa olsun Azerbaycan'ı yalnız bırakmasının söz konusu olmayacağını, iki ülkenin kaderlerinin ayrılmaz şekilde birleştiğini kaydetti.

Türkiye'nin diplomatik hareketleri neticesinde Ermenistan ve Azerbaycan liderlerinin son altı ay içinde yaptıkları görüşme sayısına dikkati çeken Davutoğlu, tüm normalleşme süreçlerinin devreye girmesini arzu ettiklerini söyledi. Bu doğru tavra kimsenin karşı çıkmasının mümkün olamayacağını söyleyen Davutoğlu, Türkiye'nin kullandığı dil ve diplomasinin evrensel standartta olduğunu belirtti.

Davutoğlu, dün hazırladığı konuşmanın özünün barışa dönük mesajlar olduğunu, bölgedeki komşu ülkelerin Türkiye'nin benimsediği tutumu doğru anlayacağı ve gerekli adımları atacağı düşüncesinde olduğunu söyledi.

Kars Anlaşması'ndan bu yana Türkiye ile Ermenistan arasında ilk defa başka bir metnin ortaya konduğunu belirten Davutoğlu, bu protokolün Türkiye-Ermenistan ilişkilerini tanımladığını ve bu ilişkileri çerçeveye oturttuğunu belirtti.

-"LOKOMOTİF ÜLKE TÜRKİYE'DİR"-

Protokollerin devreye girmesi durumunda ilişkilerin normalleşeceğini kaydeden Davutoğlu, Türkiye'nin Ermenistan'ı devlet olarak tanıdığını ve sınırların 1993'teki işgale kadar da açık olduğunu anımsattı.

Normalleşme sürecinin başlamasıyla Türkiye'nin tüm komşularla iyi ilişki politikasının bir ayağının daha hayata geçeceğini söyleyen Davutoğlu, bunun bölgeye de yansıması olacağına dikkati çekti.

Davutoğlu, uluslararası forumlarda iki komşu ülkenin çok daha ciddi işbirliği içinde olacağını ve halklar arası ilişkiler bağlamında da bir çok yerde birbirine gergin duran halkların ön yargılardan arınacağını, Türk-Ermeni yakınlaması üçüncü taraflar nezdindeki sorunların aşılmasına da yardımcı olacağını belirtti.

Bu konuda yeni bir algı da oluşturduklarını söyleyen Davutoğlu, normalleşmenin yayılması durumunda bölge havzasının hak ettiği refaha ve düzene kavuşacağını ifade etti.

Davutoğlu, barış yolu projesinin devreye girmesiyle, birbirinden uzaklaşmış görünün ülkelerin birbirleriyle irtibatlanacağını, bölgede ekonomik avantajın yanında yeniden bir arada yaşama kültürünün oluşacağını kaydetti.

Türkiye'nin öz güveninin yüksek olduğunu belirten Davutoğlu, "Çevre ülkelerin lokomotif ülkesi Türkiye'dir" diye konuştu.

Davutoğlu, kurulacak her yeni düzenin ekonomik, kültürel ve siyasal anlamda Türkiye'yi çekim ülkesi haline getireceğini belirterek,Kafkaslar'da halkın günlük hayatına yansıyacak ciddi gelişmeler beklendiğini kaydetti.

"Fakir komşu istemiyoruz. Komşumuz da zenginleşsin, ama o da başka bir komşumuzun haklarına riayet etsin" diyen Davutoğlu, tüm bölgelerdeki işgalin sona ermesi gerektiğini söyledi. Davutoğlu, makro vizyon geliştikçe, mikro krizlerin zamanla önemini kaybettiklerini ifade etti.

Kars Anlaşması'nın sınır oluşturan anlaşma olduğunu ve bu tür anlaşmaların devletler kalksa bile hükmünü kaybetmeyeceğini belirten Davutoğlu, imzalanan protokolde mevcut sınırın kabul edilerek teyit edilmesi ifadesinin bulunduğunu anımsattı. Davutoğlu, sınırların tanınması konusunda tereddütlerinin olmadığını belirtti.

***

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,Ermenistan'ın en büyük kazancının, Türkiye gibi büyük ve köklü bir devletle dostluk ilişkisi kurmak olduğunu söyledi.

Davutoğlu, TRT'de katıldığı bir programda Türkiye-Ermenistan protokol süreci ve sürecin işleyişine ilişkin bilgi verdi.

İmzaların ardından protokolün önce TBMM'ye sevk edileceğini, ardından onaylanacağını belirten Davutoğlu, zaman ve onay itibariyle takdirin TBMM'de olduğunu ifade etti.

Davutoğlu, onayın ardından iki ay sonra protokolün işleme gireceğini, imza ile birlikte sınırların otomatik olarak açılmasının söz konusu olmadığını belirtti.

Protokolün onaylanması için uygun psikolojik, politik ve uluslararası ortamın sağlanması gereğine işaret eden Davutoğlu, bu ortamlar oluşmadan özel bir çaba sarf edilmesinin riskli olacağını kaydetti.

Bu zeminin hazırlanması ve kapsamlı barış için bütün tarafların mutabık kalmasının önemine dikkati çeken Davutoğlu, Azeri tarafının bu barışın bir parçası haline getirilecek şekilde Karabağ sürecinde ilerleme sağlanmasının da uygun ortama yardımcı olacağını belirtti.

-"ERMENİSTAN DENKLEMİN DIŞINDA"-

Karabağ ve çevresindeki işgalin meşruiyetinin olmadığını belirten Davutoğlu, normalleşme süreci ile meşruiyeti olmayan işgalin ortadan kalkması arasında bir paralellik kurmakla haklı olduklarını söyledi.

Ermenistan'ın işgal kalktığında kazanacağı şeyin şu anda kazandığını düşündüğü şeyden daha fazla olacağını ifade eden Davutoğlu, bunları; Ermeni halkının refahı, komşu ülkelerle iyi geçinmesi ve bölgedeki genel iyileşme dolayısıyla kendine güveninin artması şeklinde sıraladı. Davutoğlu, Azerbaycan ile ilişkilerinin düzelmesi ve böylece Ermenistan'ın yalnızlıktan çıkmasının da Ermenistan'ın kazancı olacağını söyledi.

Davutoğlu, "Bugün değilse yarın o işgal bitecek orada. Ne kadar erken biterse, herkesin o kadar menfaatine" diye konuştu.

"Ermenistan'ın en büyük kazancı Türkiye gibi büyük ve köklü bir devletle dostluk ilişkisi kurmaktır" diyen Davutoğlu, Türkiye'nin kendisiyle dostluk ilişkisi kuran hiçbir devleti yalnız bırakmadığını söyledi.

Türkiye'nin çevresindeki sınırların yavaş yavaş kalkmasını istediklerini belirten Davutoğlu, ekonomik ve kültürel anlamda yakınlaşmanın hedeflendiğini ifade etti.

Ermenistan'ın şu anda bölgedeki denklemin dışında bulunduğuna işaret eden Davutoğlu, barış olmadan denklem içine girmesinin de mümkün olmayacağını kaydetti.

-"DİASPORANIN ERMENİSTAN'I YÖNLENDİRMEMESİ LAZIM"-

1915 olaylarına da değinen Davutoğlu, bu bağlamda kişilerin göstereceği tepkilerin devlet politikası haline dönüştürülmesinin büyük hata olacağını ifade etti.

"Diasporanın Ermenistan'ı yönlendirmemesi lazım" diyen Davutoğlu, Ermenistan'ın kendi çıkarlarını gözeten politika geliştirmesinin önemine değindi. Davutoğlu, diasporadaki gelişmeler yönelik her türlü açılıma hazır olduklarını da kaydetti.

Ortak tarih komisyonu konusuna da değinen Davutoğlu, "adil hafıza" oluşturulmasının önemine işaret etti.

İmza törenlerine katılımla ilgili olarak, "Protokollere giden süreçte hiçbir yabancı aktör etkili olmadı" diyen Davutoğlu, sadece İsviçre'nin arabuluculuk etkisi olduğunu söyledi.

ABD'nin temsil edilmesinin, ABD Başkanı Barack Obama'nın meclis konuşmasıyla alakası olmadığını belirten Davutoğlu, "Protokoller her aşamasında Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin iradesiyle şekillendi" dedi.

Minsk Grubu ülkeleri temsilcilerinin katılımının iki süreç arasında irtibatın görünür olması açısından önemine işaret eden Davutoğlu, AB ve AB Konseyinin katılımının ise karşı tarafın isteği olduğunu kaydetti.

İlerleme Raporunun bu hafta açıklanacağını anımsatan Davutoğlu, Türkiye'nin attığı her olumlu adımın AB sürecine ivme katacağını, bu nedenle AB'den de katılımın önemli olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin barış diplomasisine işaret eden Davutoğlu, "Asya'ya yayı ne kadar çok gerersek, oku Avrupa'ya o kadar uzun atabiliriz. Kendi çevresinde etkin olmayan bir Türkiye'nin, Avrupa'da saygın bir üye olması söz konusu olamaz" diye konuştu.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Ser Sarkisyan'ın Bursa'daki maça gelip gelmeyeceğine ilişkin olarak da Davutoğlu, "Beklentimiz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün gösterdiği siyasi cesareti ve olgunluğu onun da göstermesidir. Bekliyoruz. Kendi takdiridir" dedi.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=902141&title=disisleri-bakani-davutoglu-protokol-krizini-anlatti
#1715
Madem ki Ramazan'dır, Ramazan'ın bereketinden biz de istifade etmeye çalışalım.

Bundan bir süre önce Kuran-ı Kerim'in Fetih suresinde son derece ilginç bir ayete rastladım. Okuyalım:

'Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vâdetmiştir.' (Fetih Suresi, 29. bkz. http://www.kuranikerim.com/mdiyanet/fetih.htm )

Açıkça anlaşılacileceği gibi, söz konusu ayette, Peygamber efendimize tabi olanların özellikleri ve sıfatları anlatılmaktadır. Peki Kuran Peygamberimize tabi olanların bu vasıflarının nerede yazılı olduğunu söylemektedir?

Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır.'

Peki ya diğerleri?

'İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir.'

Şimdi soru şudur?

Peygamberimize tabi olanların söz konusu vasıfları bir şekilde, Tevrat'ta ya da İncil'de bulunmakta mıdır?

Cevap tek kelimeyle 'hayırdır.'

Yani ne mevcut Tevrat'ta ne de 4 Kanonik İncil'de bu vasıfları anımsatacak her hangi bir bölüm bulun-ma-maktadır. Zaten Tevrat ve İncil'ler bu vasıflardan Paygamberimizden de bahisle bahsedecek olsa, bu Yahudi ve Hristiyanların zaten peygamberimizi kabul etmelerini gerektirirdi.

Diğer taraftan, Fetih suresi nüzül olduğu vakit(M.S. 628) Arap toplumu içerisinde hem Yahudiler hem de Hristiyanlar mevcuttu. Yani o dönemde hem Tevrat hem de İncilleri bulabilmek, okuyabilmek mümkündü.  Peki o tarihte, Tevrat ve İncil'lerde peygamberimize tabi olanların söz konusu vasıfları acaba yazılı mıydı? Elbette bu sorunun da yanıtı 'hayır' olmalı. Olacak olsa, yine Yahudi ve Hrıstiyanların peygamberimize tabi olmaları gerekirdi.

Diğer taraftan, Peygamber efendimiz 'Ümmi' olmasa ve söz konusu kitapları okumuş olsa, böyle bir bölümün olmadığını da bilecek ve haşa rasyonel olarak da böyle bir hata yapılmaması gerektiği akla gelecekti. Bu bile, Kuran'ın insan sözü olmadığının kanıtı olmalıdır.   

O halde Kuran neden peygamber efendimize tabi olanların vasıflarının Tevrat'ta ve İncil'de yer aldığını söylemektedir?

Bunun en önemli sebebi, acizane kanaatim odur ki, günün birinde, orijinal Tevrat ya da İncil metinlerinin ortaya çıkması durumunda, Kuran, o metinlerin otantik ya da gerçek olup olmadıkları konusunda bize bir pusula ya da ipucu vermektedir.

Şimdi bu konuya neden girdim diye sorabilir bazı okurlarımız.

Hamza Hocagil ismini hatırlarsınız. Apokrifal adlı kitabımızı bilenler, Aramice uzmanı Doç Dr. Hamza Hocagil'in 1981 yılında o dönemde Hakkari sınırları içinde kalan şimdilerde Şırnak sınırları içinde olan Uludere'de bir mağarada köylüler tarafından bulunan İncil'in tercüme hikayesini de hatırlayacaklardır. Halen Genelkurmay tarafından muhafaze edildiği iddia edilen bu İncil'le ilgili kitabımın 33. sayfasında Hamza Hocagil'e sormuşum:

'Kitabın bu bölümüne kadar içeriğinden bahsedebilir misiniz?

Tevhitten başka bir şey yoktu. Zikrullah vardı. İbadet etmenin önemi, Allah'a eş koşmama, bu arada komşulara yardımcı olma, Lut Kavmi ile ilgili bazı uyarıcı bilgiler ile ilgili ibret alınmasını öğütleyen bir kıssa vardı. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. 'Bir peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacak! Ayeti vardı.' (Apokrifal, Timaş Yayınları, sf.33)

İlginç değil mi sizce de. Ne yalan söyleyeyim ben Fetih suresi 29. ayette geçen, 'İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider.' bölümü yeni farkettim.

Gövdesi üzerine dikilmiş ekine ne denir? Başak değil mi?

Hakkari'de bulunan İncil'de geçen ayet ne diyor?

'Senden sonra bir peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacak!'

Peki bu İncil'in nerede olduğu iddia ediliyor. Genelkurmay'da!

Peki herkes susuyor mu?

Evet, susuyor!

Neden?

Dengeler dolayısıyla. Devletin en tepesindeki isimler, dengeler dolayısıyla Hamza Hocagil'e basına konuşmaması için ricada bulundular. Bunu da biliyorum.

Kıymetli okurlarım. Şu ana kadar pek yazmadım. Apokrifal adlı kitabım yayınlandıktan sonra, kitapta anlatılanlara en çok ilgi gösteren isimlerin başında kim geliyordu biliyor musunuz?

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu. Ortak dostlarımız vasıtasıyla 2009 Ocak ayında beni Ankara'ya davet ettiler. Muhsin Bey bu konuyla ilgili neler yapılabileceğini düşünüyordu. Ve kendisi de bu konuyla ilgili araştırma sürecine dahil olmuştu. Ve hatta 2 milyon dolar da bütçe bularak bu konunun sinemaya aktarılmasına uğraşıyordu.

Helikopterinin düşmesi bu konuyla ilgili olabilir mi?

Bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey varsa o da şu: 

'Kendilerine kitap verdiklerimiz, O'nu, çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü bilmelerine rağmen gerçeği gizlerler.' (2 Bakara Suresi, 146.) 

Aydoğan Vatandaş / Haber 7

http://www.haber7.com/haber/20090829/Fetih-Suresi-Hakkaride-bulunan-Incil-ve-Muhsin-Yazicioglu.php
#1716
Dünya medyası Türk-Ermeni protokolünü değerlendirdi. Çetin pazarlıkların ardından Türkiye ve Ermenistan tarafından Zürih'te atılan imzalar, dünyada büyük yankı buldu.
Anlaşma töreni için ABD Dışişleri Bakanı Clinton'un "Son dakika ihtilafı gidermek için iki cebi aynı anda kullanmak zorunda kaldığı"na dikkat çekilirken "Tarihi düşmanlığı gömen anlaşma", "Barış imzalandı ama tehlikeler hala mevcuttur", "Belirsizlik son dakika kadar sürdü", "Protokoller, büyük güçlerin önünde imzalandı", "Clinton yoğun görüşmeler yapmak zorunda kaldı" gibi yorumlar yapıldı.

AMERİKAN BASININDA İLİŞKİLERİN NORMALLEŞTİRİLMESİNİN TÜM KAFKASYA'YA OLUMLU ETKİLERİ OLACAĞI YORUMU YAPILDI

Amerikan basını, Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleştirilmesinin tüm Kafkasya bölgesine olumlu etkileri olacağı yorumunu yaptı.

Türkiye ile Ermenistan arasında dün Zürih'te imzalanan protokoller, Amerikan basınında da geniş yer buldu.

Washington Post gazetesi, "ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un son dakika müdahalesinin ardından, iki ülkenin, aralarında diplomatik ilişkilerin tesisine yönelik dönüm noktası sayılabilecek anlaşmaya imza attığını" yazdı.

"Clinton'un bir anlaşmaya varılabilmesi için son aylarda iki tarafla sıkça temas kurduğuna" işaret edilen haberde, protokollerin imzalanmasının üç saat gecikmesine yol açan son dakika krizine ilişkin ayrıntılara yer verildi.

Gazetenin haberine göre Clinton, imza töreninin yapılacağı Zürih Üniversitesine gelir gelmez, Ermeni tarafının Türkiye'nin imza töreninde yapacağı açıklamaya itiraz ettiğini öğrendi. Bunun üzerine Clinton'un konvoyu otele geri döndü. O sırada da otelde bir Amerikalı diplomat Ermenilerle görüşüyordu.

Hafif yağmur altında otelin oto parkında aracının içinde beklerken, bir elindeki telefonla Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan, diğer elindeki telefonla da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşen Clinton, daha sonra otele girerek Nalbantyan'ı kendisiyle birlikte Davutoğlu'nun beklediği Zürih Üniversitesine gitmeye davet etti.

Otelde de Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un da aralarında bulunduğu diplomatlarla görüşmeler devam etti. Sonunda ne Türkiye, ne de Ermenistan'ın törende açıklama yapması üzerinde uzlaşılmasıyla, imza aşamasına geçilebildi.

Gazete, "yaşananların, iki ülkenin birbirine karşı duyduğu 'kalıcı şüphe'nin ve önlerinde parlamentolarının protokollere onay verip vermemeyi karara bağlayacağı zorlu bir yolun bulunduğunun işareti olduğu" yorumunu yaptı.

-CLINTON'DAN "DAHA BÜYÜK RESME BAKIN" MESAJI-

Amerikalı yetkililerin açıklamalarına da yer veren gazete, Amerikalıların, parlamentoların onay vermesi halinde anlaşmanın Türkiye ve Ermenistan'ın çok ötesinde etkilerinin olacağını, Güneydoğu Avrupa'nın diğer kesimlerindeki gerginlikleri de azaltabileceği ve Batıya uzanan petrol boru hatları için yeni fırsatlar sunabileceği yönündeki görüşlerine yer verdi.

Gazete, Clinton'un son dakika krizi sırasında taraflara, "Daha büyük resme bakın. Bu çok önemli, yarım bırakılmaması gereken bir şey. Buraya kadar geldiniz. Bu protokollerin ortaya çıkmasını sağlayan gayretler ziyan edilmemeli" dediğini aktardı.

Haberde, Clinton'un, aralarında bir uzlaşıya varılabilmesi çabası kapsamında yıl içinde tarafları 29 kez aradığı da belirtildi.

Gazete ayrıca, protokollerin imzasıyla Türkiye'nin Washington'dan, Yukarı Karabağ meselesinin çözümü için çabalarını artırma sözü aldığını yazdı.

CNN televizyonu ise konuyla ilgili haberinde, "Konuşma metinleri üzerinde son dakikada çıkan anlaşmazlık, neredeyse imza töreninin iptaline yol açıyordu" ifadesini kullandı.

"Olayların, iki komşu ülke arasında yüzyıldır devam eden güvensizlik ve düşmanlığın aşılmasının ne kadar zor olduğunu gösterdiği" belirtilen haberde, "ABD, Fransa, Rusya, AB ve İsviçre'den üst düzey diplomatların, uzlaşıya varılması için çaba göstermesi ve imza törenine katılmasının, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların aşılmasına yönelik uluslararası desteği gösterdiği" kaydedildi.

Haberde, "Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin normale döndürülmesi yolunda ilerleme sağlanırsa, bunun Kafkasya bölgesinde ticaretin kilidini açacağı ve gerginlikleri yatıştıracağı" yorumu yapıldı.

Los Angeles Times gazetesi de iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmasının, Kafkaysa'daki gerginlikleri azaltabileceği ve bu bölgenin Batıya açılan enerji koridoru olma yönünde giderek artan rolüne katkıda bulunabileceği görüşünü dile getirdi.

İNGİLİZ BASINI: DÖNÜM NOKTASI OLACAK TARİHİ BİR BARIŞ ANLAŞMASI İMZALANDI

İngiliz basını, Türkiye ve Ermenistan'ın protokolleri imzalamasını, "İlişkilerde dönüm noktası olacak tarihi bir barış anlaşması imzalandı" başlığıyla duyurdu.

Türkiye ile Ermenistan arasında dün İsviçre'nin Zürih kentinde imzalanan protokoller, İngiliz basınında da geniş yer buldu.

Guardian gazetesi, "Türkiye ve Ermenistan, aralarındaki yüzyıllık düşmanlığa son verecek ve iki ülke ilişkileri için dönüm noktası olacak anlaşmaları dün imzaladılar" diye yazdı.

İmza törenindeki "üç saatlik gecikme ve son dakika anlaşmazlıklarına" da dikkati çeken gazete, anlaşmayla iki ülkenin "1915 iddiaları" konusunda ortak tarihi komisyon kuracağını kaydetti.

Financial Times gazetesi ise imza töreninin ardından dün internet sitesinden haberi "Ermenistan ve Türkiye barış anlaşmasını imzaladı, ancak önlerinde gizli tehlikeler var" başlığıyla duyurdu. Gazete, protokollerin uygulanmasında sıkıntılar olabileceği sinyallerinin, imza töreninin gecikmesi ve son dakika anlaşmazlıklarından anlaşılabileceği yorumunda bulundu.

Gazetelerin yanı sıra İngiliz yayın kuruluşu BBC de imza törenine geniş yer ayırdı. "Türkiye ile Ermenistan'ın yüzyıllık düşmanlığa son verecek ve bağları normalleştirecek anlaşmayı imzaladıklarını" kaydeden BBC, protokollerin imzalanmasıyla özellikle Ermenistan'da protesto gösterilerinin yapıldığına dikkati çekti.

İSPANYOL BASINI: 100 YILLIK DÜŞMANLIĞI SONLANDIRDILAR

İspanyol basını, Türkiye ve Ermenistan'ın ilişkileri normalleştirme protokollerini imzalamakla "100 yıllık düşmanlığı sonlandırdıkları" yorumunda bulundu.

Türkiye ile Ermenistan arasında dün Zürih'te imzalanan protokoller, İspanyol basınında da geniş yer buldu.

Ülkenin önde gelen gazetelerinden El Pais, "Uzmanlara göre tarihi anlaşma, her iki tarafa da avantaj sağlıyor. Türkiye, AB'ye katılım müzakerelerinde ilerleme kaydedilmesini bekliyor, Ermenistan ise yalnızlıktan çıkmayı. Üstelik protokol, Kafkaslar'daki gaz ve petrolün Avrupa'ya getirilmesi için büyük stratejik öneme sahip bulunuyor" diye yazdı.

"Türkiye ve Ermenistan tarihi düşmanlığı gömen bir anlaşma imzaladılar" başlığını atan El Mundo gazetesi ise Avrupa Komisyonunun, söz konusu protokollerin imzalanmasını, "Kafkaslar'ın güneyinde barış ve istikrar yönünde, gelecek vizyonuyla atılan değerli bir adım" olarak değerlendirdiğini belirtti.

Katalonya'nın önemli gazetesi La Vanguardia, konuyla ilgili haberinde, "Türkiye ve Ermenistan, yüzyıllık sorunları çözmek için Zürih'te buzları kırdılar" başlığını kullandı.

İSVEÇ BASINI: TARİHİ ANLAŞMA TAMAM

İsveç basını, Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkileri normalleştirme protokollerinin imzalanmasını, "tarihi anlaşma" olarak nitelendirdi.

Ülkenin en saygın gazetelerinden Dagens Nyheter, Zürih'teki imza töreninden önce ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan ile görüşmesi sırasında çekilen fotoğrafı kullandığı haberinde, ''Tarihi anlaşma tamam'' başlığını attı.

Türkiye ile Ermenistan arasında zorlu bir süreçten sonra protokollerin son dakikada ortaya çıkan bir krize rağmen imzalandığının kaydedilen haberde, iki ülke arasındaki sınırın da açılmasının kesinleştiği ifade edildi.

Haberde, protokollerin iki ülkenin parlamentolarının onayına sunulacağı hatırlatıldı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün geçen yıl Ermenistan ile Türkiye arasında Erivan'da oynanan Dünya Kupası maçını izlemeye gittiği, bu Çarşamba günü de Bursa'da oynanacak rövanş maçına Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın gideceğini açıkladığı kaydedilen haberde, Erivan'da Türkiye ile anlaşmaya karşı çıkan muhaliflerin gösteri düzenlediklerine işaret edildi.

Dagens Nyheter gazetesi, protokollerin imzalanmasıyla birlikte Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınır kapısının açılacağını hatırlatarak, bunun, denizle bağlantısı olmayan Ermenistan'ın ticaret kapılarının açılması anlamına geleceğine dikkati çekti.

Gazete, protokollerin Türkiye açısından ise AB'ye tam üyelik konusunda komşularıyla sorunlarını halletmesi bakımından önemli olduğunu yazdı.

İsveç Radyosu da internet sayfasında, ''Türkiye ve Ermenistan sonunda anlaştı'' başlığını kullandı.

AVUSTURYA DEVLET TELEVİZYONU (ORF): TÜRKİYE İLE ERMENİSTAN YILLARIN DÜŞMANLIĞINI GÖMMEK İSTİYOR

Avusturya Devlet Televizyonu (ORF), Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokolü, "Türkiye ile Ermenistan yılların düşmanlığını gömmek istiyor" ifadesiyle yorumladı.

İki ülke arasında diplomatik ilişkilerin başlaması ve sınır kapılarının açılmasını öngören protokolün "tarihi bir anlaşma olduğunu" belirten ORF, protokolün imza töreni ve öncesindeki gelişmeleri uluslararası haber ajanslarının haberlerinden derledi.

İsviçre'nin Zürih kentinde dün akşam imzalanan protokolün imza töreni öncesinde "Soykırım ve Yukarı Karabağ sorunu nedeniyle bir kriz çıktığına" işaret eden ORF, "Protokolün imzalanmasını neredeyse suya düşürecek noktaya gelen bu krizin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un çabaları sonucu atlatıldığını" bildirdi.

Haberinde "protokol" yerine "anlaşma" ifadesini kullanan ORF, "Türkiye ile Ermenistan arasında iki ayrı bölümden oluşan bir anlaşma imzalandığını ve bu anlaşmanın sınır kapılarının açılmasını ve diplomatik ilişkilerin başlatılmasının yanısıra iki ülke arasında gelecekte de görüşmelerin devam etmesinin temelini attığını" kaydetti.

DİĞER BASIN KURLUŞLARININ YORUMLARI

BBC: PROTOKOLLER, BÜYÜK GÜÇLERİN ÖNÜNDE İMZALANDI

"Ermenistan ve Türkiye ilişkilerini normalleştiriyor. İki ülke protokollere, büyük güçlerin dikkatli gözleri önünde imza attı. Her ikisinin yeni bir sayfa açılmasında çıkarı var. Clinton (ABD Dışişleri Bakanı) için test oldu."

TİMES: FUTBOL DİPLOMASİSİNİN DÜNYA KUPASI FİNALİ

"Futbol diplomasisi, Ermenistan ve Türkiye arasında anlaşma yapılmasını sağladı. Futbol diplomasinin Dünya Kupası finali gibi."

OBSERVER: CLİNTON YOĞUN GÖRÜŞMELER YAPMA ZORUNDA KALDI

"Anlaşmanın uygulanmasının yolundaki çok sayıda tehlikenin bir göstergesi olarak törende, açıklamalardaki ifadelere ilişkin son dakika ihtilaf nedeniyle üç saatlık bir gecikme yaşandı. Bu da Hillary Clinton'u, mutabakatı kurtarmak için yoğun görüşmeleri yapmaya mecbur etti."

NEW YORK TİMES: CLİNTON İKİ CEBİ KULLANARAK ANLAŞMAZLIĞA ÇÖZMEYE ÇALIŞTI

-"Son dakikaki ihtilaf, (ABD) Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un anlaşmayı kurtarma yönelik hummalı çabaları yapmasına neden oldu. Sayın Clinton, aynı anda iki cebi kullanarak anlaşmazlıkları çözmeye çalıştı."

LOS ANGELES TİMES: CLİNTON SON DAKİKA ENGELİNİ KALDIRMAYA YARDIM ETTİ

"Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, tarihi anlaşma konusunda iki ülkeye son dakika engeli ortadan kaldırmaya yardımcı oldu."

WALL STREET JOURNAL: TÜRKİYE VE ERMENİSTAN SINIRI AÇACAK

-Türkiye ve Ermenistan bir asırlık düşmanlıktan sonra diplomatik ilişkilerin kurulmasını öngören anlaşmayı imzaladı. ABD Dışişleri Bakanı, tarafları son dakika engeli bertaraf etmeye yardım etti."

LE FİGARO: TÜRKİYE İLE ERMENİSTAN ARASINDA TARİHİ ANLAŞMA

"Türkiye ile Ermenistan arasında tarihi anlaşma. Bir asır süren düşmanlık ve son dakika gecikmenin ardından iki ülke, diplomatik ilişkileri kurmaya ve ortak sınırı açmaya angaje oldu."

LE MONDE: BELİRSİZLİK SON DAKİKAYA KADAR SÜRDÜ

"Türkiye ile Ermenistan cumartesi günü Zürih'te, tarihi anlaşmalara imza attılar. Belirsizlik son dakika kadar hakim oldu. İmza, 'son dakika ortaya çıkan bir zorluk' nedeniyle üç saate yakın bir süre ertelendi."

LİBERATİON: BARIŞMA HER İKİ ÜLKE İÇİN KAZANÇ

"İki ülke cumartesi Zürih'te tarihi anlaşmaları imzaladı. Barışma her iki ülkeye ancak kazanç sağlar: Türkiye için AB ile müzakerelerde ilerleme, Ermenistan için izolasyondan çıkmak."

LİBERATİON: 100 YILLIK DÜŞMANLIĞA SON VERDİLER

"Türkiye ve Ermenistan Zürih'te, birinci dünya savaşı sırasında Osmanlı kuvvetlerinin ellerince Ermenlerin katledilmesinin tetiklediği bir asırlık düşmanlığı sona erdirmek için tarihi bir anlaşmaya imza attı."

EL MUNDO: TARİHİ DÜŞMANLIĞI GÖMEN ANLAŞMA İMZALANDI

"Türkiye ve Ermenistan tarihi düşmanlığı gömen bir anlaşmayı imzaladı. Türkiye ve Ermenistan cumartesi günü, on yıllarca devam eden konfrontasyonu çözmeye yönelik tarihi bir adım attı."

DEUTSCHE WELLE: CLİNTON TARAFLARI BİRARAYA GETİRMEYİ BAŞARDI

"Zürih'te tarihi bir anlaşma imzalandı. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, imza töreninde hiçbir açıklamanın okunmamasına yol açan uzlaşı ile tarafları biraraya getirmeyi başardı."

AA

http://www.haber7.com/haber/20091011/Dunya-basininda-TurkiyeErmenistan-protokolu.php
#1717
Mektup diplomasisinden önce Sabahat Akkiraz polemiği, Başbakan'ın Deniz Baykal'ın kalesine attığı zarafet yüklü bir golün hikâyesi. AK Parti Kongresi'nde Tayyip Erdoğan'ın saydığı 14 isimden biri Sabahat Akkiraz'dı. Büyük isabetle seçilmiş bir isim. Alevî türküleri olmadan bu toprakların kültürü çok yavan, tatsız-tuzsuz bir şey olur.

Sabahat Akkiraz'ınkiler ise, yokluğuna dayanılmayacak kadar vazgeçilmez sayılmalı. Başbakan sembol isimler üzerinden bir Türkiye uzlaşması formüle ediyor. Sanatçının marifeti iltifata tabi. Sabahat Akkiraz ise bu iltifattan duyduğu memnuniyeti Baykal'a yönelik bir serzenişle ifade ediyor: ''Başbakan ile değil Baykal ile aynı görüşteyiz ama o ismimden bahsetmez.'' Baykal mecbur kalıyor, sanatçıyı telefonla arıyor "ihmale yönelik kırgınlığınız varsa telafi etmeye hazırız" muhabbeti yapıyor. Sonra konuşmasını gazetecilere aktarıyor: "Bir gün öncesinde yoldaydık, Sabahat Akkiraz'ı kendi aramızda konuştuk. Adını anmamak söz konusu değil. Her ortamda, her vesileyle büyük zevkle konuşurum."

Başbakan 14 isim üzerinden farklılıkları bir arada saygı içinde yaşatacak bir uzlaşmanın peşinde. Baykal, bu isimlerden biri ile sınırlı "daha şimdi senden bahsediyorduk" muhabbeti ile bu uzlaşma çağrısına karşılık veriyor. Birinin iktidar sorumluluğu, diğerinin muhalefet özgürlüğü değil burada söz konusu olan. Vıcık vıcık insanı rahatsız eden başka bir şey var.

Bediüzzaman Said Nursî, bir din önderi olmanın çok ötesinde tek başına bu toprağın kimyasının önemli elementlerinden biridir. O olmasaydı, Tek Parti döneminin kaba-saba modernleşme hamleleri toplumu zıvanadan çıkartabilirdi. Bugünün toplum mimarisindeki sağlamlığı fark edenlerin müracaat edeceği otoritelerin başında o gelmeli. Başbakan'ın saydığı 14 isimden biri Bediüzzaman'dı. Baykal'a sormak lazım. Türkiye'de milyonların saygı duyduğu ve kendini borçlu hissettiği bu büyük isim hakkında ne diyebilir? Bu soruyu sorduğunuz anda Baykal ikinci golü yemiş olacaktır.

CHP mi, MHP mi? Açılım konusunda CHP'yi daha yumuşak bulanların yanıldığını düşünüyorum. CHP'nin yumuşaklığı vıcık vıcık bir yumuşaklık. Elinizi attığınız anda her tarafa bulaşıyor. CHP içsel bir dinamikle hareket etmiyor. Baykal'ın şahsında sağdan soldan gelen etkilere, tepkilere göre tavır alıyor. MHP'nin katı ve tavizsiz tavrı ise tam tersine anlaşılabilir, hatta müzakere edilebilir bir tutum. MHP vurgulu biçimde endişelerini sıralıyor. Bu endişelerin yersiz olduğunu kanıtlayabilirseniz, MHP ile müzakere yürütebilirsiniz.

Kürt sorunu, ağırlıklı olarak Kürtçe, yani bir dil sorunu. MHP de açılım sürecinde "İkinci Dil"e itiraz ediyor. Geçen haftaki grup konuşmasında MHP lideri açılıma karşı en temel itiraz noktasını şöyle formüle etti: "İkinci veya başka dillerin eğitime sokulduğu bir süreçte, bu dille birlikte kimlik geliştirecek olanlarla "tek millet" nasıl sağlanacaktır? İkinci bir dilin resmiyet kazanacağı bu sürecin sonunda "tek devlet" yapısı nasıl korunacaktır?" "Tek millet"i savunan Cumhurbaşkanı'nın ve Başbakan'ın bu itiraza verecek cevapları var mı? Elbette var.

Köpürtülen ayrıntıları bir kenara bırakırsak meselenin düğümü MHP'nin bu itirazında saklı. MHP'yi ikna etmek mümkün mü? Mümkün. Argümanı da basit: Dili, dolayısıyla kimliği yasakladığınız zaman "tek millet"i yaşatamazsınız. Bu cevap, tecrübe ile test edilebilir. Ulus devletlerin toplumu homojenleştirmek için giriştikleri çabalar ve özellikle getirdikleri yasaklar duruma göre asimilasyonla veya disimilasyonla sonuçlanabilir. Disimilasyon ayrışma anlamına geliyor. Sevimsiz bir anlamı olan asimilasyonun tam karşılığı "temessül". Yani farklı olanı "temsil" ederek özümsüyorsunuz. MHP'nin cevabını arayacağı soru şu: Kürtçeye getirilen yasak etnik kimliği sivriltiyor mu, törpülüyor mu? Dil ile kimlik arasındaki ilişki MHP liderinin önerdiği gibi mi? Neredeyse sadece Kürtçe yasağının yol açtığı bir ayrışma yaşamıyor muyuz? m.turkone@zaman.com.tr

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=901890&title=chp-ile-mhpnin-farki
#1718
Verginin politik maksatlar doğrultusunda kullanılabilmesi için kanunlarda bazı açıkların bırakılması ve o açıklar vasıtasıyla firmaların "muhtaç" vaziyette tutulması bilinen bir şeydir.
Belki de, halkın kontrolden çıkacağı korkusunu bir türlü içinden atamayan zayıf devletlerin yönetim tarzının "bilgeliğine" bakan enteresan bir hikmettir bu!

Kanunlardaki açıklar ticaret erbabının hırsını gıdıklar. Kısa yoldan daha fazla kazanma hevesiyle gözü kararanlar, açıkları "ustaca" değerlendirir! Elde ettiği muhteşem kazanca, bir de korktuğu şeylerin başına gelmemiş olmasından kaynaklanan ferahlık eklenir ve böylece aynı köprüden tekrar tekrar geçme arzusu kara sevda gibi vücutları sarar...

Ne var ki, bir teftişle her şeyin açığa çıkacağı malumdur ve bu bilgiden kaynaklanan korku, kazanç üstüne kazanç elde etmiş olmanın mutluluğunu alttan alta tehdit eder. Bu riski bertaraf etmek üzere sermaye sahibi ile bürokrasi arasında adı konulmamış anlaşmalar sağlanır. Kanunların açıklarından elde edilen kazancın mutluluğunu paylaşma esasına dayanan bu uzlaşma, aynı zamanda halkın seçtiği hükümetleri ortaklığa dâhil etme konusunda tam bir kıskaç oluşturur. Kıskaca alınan hükümet ya "Evet; ben de sizinleyim."diyerek "müesses nizama" katılır ya da kısa sürede bürokratların sağladığı belge ve bilgilerin, onlar yetmezse, başbakan, bakan ve milletvekillerinin eş ve çocuklarının özel hayatlarından kesitlerin medyaya servis edilmesiyle yıpratılarak alaşağı edilir.

Her seferinde başarıyla sonuçlanan bu oyun, aktörlerine fevkalade bir özgüven ve dokunulmazlık güvencesi verdiğinden, AK Parti hükümetine karşı ilk tavırlar çok tepeden ve aşağılayıcıydı. Hükümetin üst bürokraside yapmak istediği değişikliklere anormal tepkiler veriliyordu. Mesela Durmuş Yılmaz Bey'in Merkez Bankası başkanlığına atandığı zamanı hatırlayalım. Eşinin başörtüsünden, kapısının önündeki ayakkabılara kadar neler yazılıp-çizilmişti! Hatta amiral gemisinin kaptanı bir yazısında "Siz çok olabilirsiniz ama unutmayın ki biz daha güçlüyüz" demişti!

Kurumların tepesi üzerinden yürütülen adı konulmamış düzen, hükümetin yaptığı her bir değişiklikte alarm veriyordu çünkü. Hâlbuki "müesses nizamın" işleyişi o makamlara "uygun" insanların atanmasını gerektiriyordu. Hükümet devr-i iktidarını ciddiye alıp, kendi tercihlerini ortaya koymakta kararlı davranınca, özgüven sahibi saygın kişi ve kurumların korkuları çıktı ortaya.

Nasıl olmasın ki, vergi konusunda mahalle bakkalını bile denetleseler, bakkalı kapatmayı gerektirecek mali suçların çıkacağını herkes biliyor. Zaten küçük esnaf her gün bu korkularla yaşıyor. Büyükler istisna oluşturuyordu ki, gelişmeler onların da rahatını kaçırdı.

Ne yazık ki, gücü elinde bulunduranlar hakkaniyeti unutuyor. Güçler arası bağımlılık, herkesi bağımlı kıldığından, milli irade ve seçimleri de sanal hale getiriyor. Bu durumdan devletin azade kalması mümkün mü? O da halkın tüzel kişiliğini temsil edebilir olmaktan çok uzakta, belli kişi ve grupların aracı durumuna düşüyor. O yüzden her hareketine korku ve tedirginlik damgasını vuruyor. Komplolardan medet umar hale geliyor...

Yani herkesi huzursuz eden bir durum var ortada. Sistemin bozuk işleyişini düzeltmek bürokratı da, işadamalarını da, hükümetleri ve halkı da rahatlatacak. Gizli bağımlılıklardan kurtarıp, özgürleştirecek. Kanun dışı, "rutin dışı" uygulamalarla devletin bekasını sağlamak gibi anormallikleri bitirecek. Ne var ki, alışılmış durumdan kaynaklanan hırslar, geleceğe de ipotek koyabilmek için her yolu deneme eğilimine itiyor bozuk düzenin kazançlı kıldığı kesimleri. Bakalım bu süreçte dersimizi doğru alabilecek miyiz? h.ozturk@zaman.com.tr

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=901884&title=dokunulmazlik-vergi-ve-ceza-2
#1719
Rakiplerini rahatlıkla alt edebilecek kuvvete ulaştığı halde, güç kullanmayı asla düşünmemek mümkün müdür? Bu soruyu şöyle devam ettirebiliriz: Defalarca kötülük yapmış, hatta varlığını ortadan kaldırmak istemiş kişilerde bile "Bu kişi bize bizim yaptığımız gibi yapmaz. Elindeki gücü kullanarak bizi yok etmeyi düşünmez." kanaatini oluşturmak mümkün müdür?
Her iki soruya da "evet" diyebilmek için yaşanmış örnekler vardır. Mesela Hz. Yusuf kıskançlık krizlerine tutulan kardeşleri tarafından kuyuya atılarak öldürülmek istenmişti. Mevla muhafaza edip, onu Mısır'da yüksek bir mevki sahibi kıldığında aradan çok zaman geçmişti. Kıtlıktan kaynaklanan çaresizlikle Mısır'a gelen kardeşleri bir çuval buğday alabilmeyi umut ederken kardeşleri Yusuf ile karşılaştılar. Hz. Yusuf, kendisini tanımayan kardeşlerini öyle güzel bir kurguyla istediği noktaya çekti ki, kardeşleri ancak şunu söyleyebildiler: "Tallahi, Allah seni bizlere üstün kıldı. Doğrusu bizler suçlu idik."

Hz. Yusuf onlara şu cevabı verdi: "Bugün sizi kınayacak, serzenişte bulunacak değilim! Ben hakkımı helâl ettim, Allah da sizi affetsin. Çünkü merhamet edenlerin en merhametlisi O'dur."

İkinci misal Efendimiz'den... Mekke'nin reisleri ve ahali, çok değil, sekiz yıl önce her kabileden birer adam seçip, kabile sayısınca mızrağı onun mübarek bedenine aynı anda saplamak istemişti. Ve yine çok değil, üç sene evvel yarımadanın bütün kabilelerini toplayıp, O'nu Medine'sinde boğmak için üzerine çullanmıştı. Ve daha iki sene evvel en masum bir talebini, Kabe'yi ziyaret isteğini silahlı süvarilerle karşılamış, O'nu Mekke'ye sokmadıkları gibi önüne acı bir anlaşma metni koymuşlardı. Bütün bunlara rağmen ordusuyla birlikte Mekke'ye girince sordu: "Size nasıl davranacağımı düşünüyorsunuz?" Herkes aynı fikirdeydi. "Seni vefalı ve kerim bir kardeş olarak biliriz." dediler. Efendimiz, Hz. Yusuf'un cümlelerini aynen tekrarladı ve "Benim size söyleyeceğim de budur." dedi.

Bu iki örnek gösteriyor ki, en büyük kötülükleri yapanlara karşı, her türlü kuvvet unsurları elinde olduğu halde hiçbir şey olmamış gibi davranabilmek peygamber ahlakıdır. Zaten mümin insanlar için örnek alınması gereken de budur.

Son zamanlarda Doğan Grubu'na kesilen vergi cezaları üzerine başlayan tartışmanın seyri tereddüt uyandırdığı için insanlar kararsız kaldılar. Geçmişte yaşananların tortuları, bugünkü sisli-puslu ortamla birleşince "Kerim davranmak saflık mıdır?" sorusu kıymık gibi beyinlere saplanmıştı. Ali Bulaç Bey geçen hafta cesur bir adım atarak, her şeye rağmen peygamberane davranış modeline dikkatlerimizi çekti. Ne var ki bu konuda pek çok şey söyleyebilecek kişiler suskunluğu seçtiler. Çünkü, her şeyden önce gücü eline geçirince intikam almak gibi bir savunma düşündürücüydü.

Evvela AK Parti hükümeti kurulduğunda herkes hükümetlerin gücünün izafi olduğunu bildiğinden bir meşruiyet tartışması çıkartmayı seçti. Bu tartışmalar bekleneni vermeyince bu sefer de yüzde otuz beşle gelmek "azınlığın çoğunluğa tahakkümüdür" gibi bir atak başlatıldı. Ama her şeye rağmen hükümet icraatlarını sürdürüyor ve yıpranmıyordu. Ergenekon örgütlenmeleri, "Tehlikenin farkında mısınız?" kampanyasıyla başlayıp "Cumhuriyet mitingleri" ve "Danıştay cinayeti" ile devam eden inanılmaz kampanyalara rağmen hükümet yine yerini korudu ve hatta oylarını artırmak ve cumhurbaşkanını seçmek gibi başarılar ekledi yürüyüşüne. Bu durumda ortaya şöyle bir sonuç çıktı:

Türkiye'de milli irade bir hayli gelişmişti. Halk problemlerin demokrasi içinde çözülmesini istiyordu. Hükümetleri yıpratmak, hele Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı pijamayla karşılamak gibi hükümete güç gösterisi yapma dönemleri geride kalmıştı. Bu sefer "rövanşist davranmak" gibi garip bir suçlama girdi devreye. Rövanşist davranmakla suçlamak demek "ben sana çok kötülük yaptım ama sen yaparsan ayıp olur" demek gibi bir şey. Bu konuya nasip olursa haftaya devam etme ümidiyle. h.ozturk@zaman.com.tr

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=899001
#1720
Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki kurulmasına dair protokol, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan tarafından imzalandı. İşte tarihi anlaşmanın detayları

İsviçre'nin Zürih kentinde imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol", iki ülke arasındaki mevcut sınırın karşılıklı olarak tanınmasını öngörüyor.

Protokol çerçevesinde Türkiye ile Ermenistan, gerek ikili, gerekse uluslararası ilişkilerinde, "eşitlik, egemenlik, diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmeme, toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı" ilkelerine saygılı olacak.

İki ülke protokolle ayrıca, aradaki mevcut sınırı uluslararası hukukun ilgili antlaşmalarında tarif edildiği şekliyle karşılıklı olarak tanıyarak, ortak sınırın açılmasını kararlaştırıyor.

TARİHİ İMZA TÖRENİNDEN KAMERALARA YANSIYAN İLGİNÇ KARELER

Protokole göre iki ülke, terörizmin tüm biçimlerini, şiddeti ve aşırıcılığı kınayarak, bu tür eylemlerin teşvikinden veya müsamaha görmesinden kaçınmayı ve teröre karşı mücadelede işbirliğine gitmeyi taahhüt ediyor.

-TARİHİ PROTOKOLÜN METNİ-

Protokol şöyle:

"Türkiye Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti,

Aynı gün imzalanan ilişkilerin geliştirilmesi hakkında Protokol'de öngörüldüğü şekilde, halklarının yararına hizmet etmek amacıyla iyi komşuluk ilişkileri tesis etmeyi, siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda ikili ilişkileri geliştirmeyi arzulayarak,

Birleşmiş Milletler Şartı, Helsinki Nihai Senedi, Yeni Avrupa için Paris Şartı çerçevesindeki yükümlülüklerine atıfta bulunarak,

İkili ve uluslararası ilişkilerinde, eşitlik, egemenlik, diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmeme, toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı ilkelerine saygılı olacakları ve bu ilkelere saygı gösterilmesini sağlayacakları yönündeki taahhütlerini teyit ederek,

İki ülke arasında güven ve itimat ortamı oluşturulmasının ve bunun muhafaza edilmesinin, tüm bölgede barışın, güvenliğin ve istikrarın kuvvetlenmesine katkıda bulunacağını, güç kullanımından ya da güç kullanma tehdidinden imtina etme, anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü, insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunmasının önemini akılda tutarak,

İki ülke arasındaki mevcut sınırın uluslararası hukukun ilgili antlaşmalarında tarif edildiği şekliyle karşılıklı olarak tanındığını teyit ederek,

Ortak sınırın açılması hususunda aldıkları kararı vurgulayarak,

İyi komşuluk ilişkileri anlayışıyla bağdaşmayacak herhangi bir siyaset izlemeyeceklerine dair taahhütlerini yineleyerek,

Hangi nedenle olursa olsun terörizmin tüm biçimlerini, şiddeti ve aşırıcılığı kınayarak, bu tür eylemlerin teşvikinden veya müsamaha görmesinden kaçınılacağını ve bunlara karşı mücadelede işbirliğine gidileceğini taahhüt ederek,

Ortak çıkarlar ve iyi niyet zemininde, barış, karşılıklı anlayış ve uyum hedefleri doğrultusunda ilişkileri için yeni bir model geliştirme ve istikamet belirleme iradelerini teyit ederek,

1961 tarihli Diplomatik İlişkilere Dair Viyana Sözleşmesi uyarınca bu Protokolün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren diplomatik ilişki kurulması ve karşılıklı olarak diplomatik temsilcilik açılması hususunda anlaşmışlardır."

Metinde, "protokolün ve imzalanan diğer protokolün aynı gün ve esasen onay belgelerinin değişimini takip eden ilk ayın ilk günü yürürlüğe gireceği" belirtiliyor.

Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin geliştirilmesine yönelik, "Türkiye Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti Arasında İlişkilerin Geliştirilmesine Dair Protokol", Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan tarafından imzalandı.

İsviçre'nin Zürih kentinde imzalanan protokol, Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkileri her alanda geliştirmeyi hedefliyor ve bu çerçevede bazı somut adımlar atıyor.

Bu adımların başında, ortak sınırın, protokolün yürürlüğe girmesinden sonraki iki aylık bir süre içinde açılması yer alıyor. İki ülke ayrıca çeşitli alanlarda ve düzeylerde komisyonlar kurmayı kararlaştırırken, uluslararası uzmanların da katılımıyla tarihsel boyuta ilişkin bir alt komisyon kuruluyor.

-PROTOKOLÜN METNİ-

"Türkiye Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti,

Aynı gün imzalanan Türkiye Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulması Protokolü rehberliğinde,

İkili ilişkilerini karşılıklı çıkarlara saygı ve güven temelinde geliştirme hedeflerini göz önünde bulundurarak,

İkili ilişkilerini iki ülkenin ortak çıkarları temelinde, siyasi, ekonomik, enerji, ulaştırma, bilimsel, teknik, kültürel ve diğer alanlarda geliştirmeye ve ilerletmeye kararlı olarak,

Uluslararası ve bölgesel örgütlerde işbirliğinin, iki ülke arasında özellikle BM, AGİT, Avrupa Konseyi, Avrupa-Atlantik İşbirliği Konseyi ve KEİ kapsamında geliştirilmesine destek vererek,

İki devletin, bölgede demokratik ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanması, bölgesel istikrar ve güvenin artırılması için işbirliği yapmak yönündeki ortak amaçlarını dikkate alarak,

Bölgesel ve uluslararası uyuşmazlık ve çatışmaların uluslararası hukuk ilkeleri ve normları temelinde barışçı şekilde çözümlenmesi hususundaki taahhütlerini tekrarlayarak,

Terörizm, sınır aşan örgütlü suçlar, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi bölgeye ve dünya güvenliği ve istikrarına yönelik ortak güvenlik tehditleri konusunda uluslararası toplumun eylemlerini güçlü şekilde desteklemeye hazır olduklarını yeniden vurgulayarak,

1- Bu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren 2 ay içerisinde ortak sınırın açılması hususunda anlaşmışlardır,

2- Her iki ülkenin Dışişleri Bakanlıkları arasında düzenli siyasi istişare gerçekleştirilmesi,

İki halk arasında karşılıklı güven tesis edilmesi amacıyla, mevcut sorunların tanımlanmasına ve tavsiyelerde bulunulmasına yönelik olarak, tarihsel kaynak ve arşivlerin tarafsız bilimsel incelemesini de içerecek şekilde bir diyaloğun uygulamaya konulması,

İki ülke arasında mevcut ulaştırma, iletişim, enerji altyapısı ve şebekelerinden en iyi şekilde istifade edilmesi ve bu yönde tedbirler alınması,

İki ülke arasında işbirliğini güçlendirmek amacıyla ikili hukuki çerçevenin geliştirilmesi,

İlgili kurumlar arasında ilişkilerin desteklenmesi ve uzman ve öğrenci değişimini teşvik etmek yoluyla bilim ve eğitim alanlarında işbirliği yapılması ve iki tarafa ait kültürel mirasın korunması ve ortak kültürel projelerin başlatılması amacıyla harekete geçilmesi,

İki ülkenin vatandaşlarına gerekli yardımı ve korumayı sağlayabilmek için 1963 tarihli Konsolosluk İlişkilerine dair Viyana Sözleşmesi uyarınca konsolosluk alanında işbirliği tesis edilmesi,

İki ülke arasında ticaret, turizm ve ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla somut tedbirler alınması,

Çevre konularına ilişkin diyalog kurulması ve işbirliğinin güçlendirilmesi,

hususlarında anlaşmışlardır.

3- Ayrıca, bu Protokol'ün 2. işlem paragrafında ifade edilen yükümlülüklerin hızlı bir şekilde uygulanmasını teminen, ayrı alt komisyonları da kapsayan Hükümetlerarası bir ikili Komisyon'un kurulması hususunda anlaşmışlardır. Hükümetlerarası komisyonun ve alt komisyonlarının çalışma kurallarını hazırlamak üzere işbu Protokolün yürürlüğe girmesini izleyen günden 2 ay sonra iki Dışişleri Bakanı başkanlığında bir çalışma grubu oluşturulacaktır. Bu çalışma kuralları, işbu Protokol'ün yürürlüğe girmesini izleyen 3 ay içerisinde Bakanlar seviyesinde onaylanacaktır. Hükümetlerarası komisyon anılan çalışma kurallarının kabul edilmesinin hemen ardından ilk toplantısını gerçekleştirecektir. Alt komisyonlar, bu andan itibaren en geç 1 ay içerisinde çalışmalarına başlayacak ve görevlerini tamamlayana dek ara vermeden çalışacaklardır. Uygun olması halinde alt-komisyonlara uluslararası uzmanlar da katılacaktır."

-PROTOKOLÜN EK BELGESİ-

Protokolün ek belgesinde de uygulamaya ve ilişkilerin nasıl geliştirileceğine dair unsurlar ve zaman çizelgesi yer alıyor.

Ek Belge'ye göre:

"Atılacak adımlar:

1- Ortak sınırın açılması: Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında İkili İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolünün yürürlüğe girmesinden sonra iki aylık bir süre içinde,

2- İki Dışişleri Bakanının başkanlığında, hükümetlerarası komisyonun ve alt komisyonlarının çalışma kurallarını hazırlamak üzere bir çalışma grubunun oluşturulması: Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında İkili İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolünün yürürlüğe girmesini izleyen günden 2 ay sonra,

3- Hükümetlerarası komisyonun ve alt komisyonlarının çalışma kurallarının Bakanlar düzeyinde onaylanması: Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında İkili İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolünün yürürlüğe girmesinden sonra 3 aylık bir süre içinde,

4- Hükümetlerarası komisyonun ilk toplantısının düzenlenmesi: Hükümetlerarası komisyonun ve alt komisyonlarının çalışma kurallarının Bakanlar düzeyinde onaylanmasından hemen sonra,

5- Aşağıdaki alt komisyonların çalışmaya başlamaları:

-siyasi istişare alt komisyonu;

-ulaştırma, iletişim ve enerji altyapı ve şebekeleri alt komisyonu;

-hukuki konulara ilişkin alt komisyon;

-bilim ve eğitim alt komisyonu;

-ticaret, turizm ve ekonomik işbirliği alt komisyonu;

-çevre sorunlarına ilişkin alt komisyon; ve

-tarihsel boyuta ilişkin alt komisyon, iki halk arasında karşılıklı güven tesis edilmesi amacıyla, mevcut sorunların tanımlanmasına ve tavsiyelerde bulunulmasına yönelik olarak, tarihsel kaynak ve arşivlerin tarafsız bilimsel incelenmesini de içerecek şekilde bir diyaloğun uygulamaya konulması: (Bu diyalogda Türk, Ermeni ve İsviçre temsilcileri ile diğer uluslararası uzmanlar da yer alacaklardır.)

Hükümetlararası komisyonun ilk toplantısından en geç bir ay sonra."
Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ve ilişkilerin geliştirilmesine dair iki ayrı protokol, İsviçre'nin Zürih kentinde geniş bir katılımla imzalandı.

Zürih Üniversitesi'nde düzenlenen imza törenine, protokolleri imzalayan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan'ın yanı sıra iki ülke arasındaki görüşmelerde etkin rol oynayan ülkelerin dışişleri bakanları da katıldı.

TSİ 18.00'de yapılması öngörülürken son dakikada ortaya çıkan sıkıntıların açılmasından sonra saat 21.15'te yapılan törende, ev sahibi ve görüşmelere arabuluculuk yapan İsviçre'nin Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, Avrupa Konseyi'ne başkanlık eden Slovenya'nın Dışişleri Bakanı Samuel Zbogar ile AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana bulundu.

Protokollerin, imzalanmasının ardından onay süreci çerçevesinde iki ülkenin parlamentolarına sevk edilmesi öngörülüyor. TBMM'ye sevk edilecek olan iki protokolün öncesinde Bakanlar Kurulu'nda ele alınması da planlanıyor.

-GÜVENLİK TEDBİRLERİ-

Bu arada protokollerin imzalandığı tarihi Zürih Üniversitesi'nde güvenlik tedbirleri alındığı gözlendi.

Üniversitenin etrafı güvenlik kordonuyla çevrilirken, İsviçre polisi de dedektör köpekleriyle binayı ve çevresini sürekli kontrol etti.

İmza törenini takip edecek basın mensupları için de özel bir basın merkezi oluşturulurken, töreni sınırlı sayıda basın kuruluşunun izlemesine izin verildi. Bu sınırlı sayıdaki kuruluşun dışında kalan basın mensupları, töreni basın merkezindeki canlı yayından izleyebildi.

-ERMENİ GÖSTERİCİ-

Törenin başlamasına birkaç saat kala üniversitenin basın mensuplarının alındığı kapıya gelen Robert Karayan isimli bir Ermeni gösterici, güvenlik koridoruna çeşitli fotoğraflar ve sözde "Büyük Ermenistan" haritası asarak, protokollere hayır gösterisi yaptı.

Sözde "Ermeni Soykırımından Kurtulanlar Merkezi'nden" geldiğini söyleyen Karayan, protokollere karşı olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin Ermenistan sınırını ön şart olmaksızın tek taraflı olarak açması gerektiğini söyledi. İsviçre polisinin, göstericinin ancak basın mensuplarının basın kartlarını göstererek girebildikleri bu alana girebilmesine ve çeşitli fotoğraflar asmasına itiraz etmediği gözlendi.

-TÖRENDEN NOTLAR-

İmza töreninin başlamasının gecikmesi ve bir kriz çıktığının ilk belirtilerinin gelmesinin ardından basın mensupları İsviçreli yetkililer tarafından bulundukları locadan çıkartıldı. Yetkililer, törenin belirsiz bir süre ertelendiğini belirterek, basın mensuplarının kendileri için oluşturulan merkeze dönmelerini ve beklemelerini istedi.

Bunun ardından basın mensupları arasında krizin neden çıktığı ve sorunun ne olduğu konusunda spekülasyonlar ve haber telaşı başladı. Yabancı haber ajansları, Amerikalı ve İsviçreli yetkililerden bilgi alırken, Türk kaynaklardan bilgi akışının olmadığı gözlendi. Bu durum Türk basın mensupları arasında hoşnutsuzluğa neden oldu.

Krizin aşılma sürecinde ilginç olan bir nokta da, AB Komisyonu'nun törenin normal işleyeceğini ve imzaların atılacağını planlayarak hazırladığı kutlama mesajını, kriz çıktığı ve heyetlerin üniversiteyi terk ettiği sırada yayımlaması oldu. AB Komisyonu'nun kutlama mesajı, basın mensuplarına krizin neden çıktığını bulmaya çalıştıkları sırada mail olarak gönderildi. Komisyon, bu maili göndermesinden yaklaşık bir saat sonra da düzeltme mesajı göndererek, ilk kutlama mailinin dikkate alınmamasını rica etti.

Bu arada ABD Dışişleri Bakanı Clinton'ın üniversiteye dönmesinin ardından Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan'ın da dönüp dönmediği konusu kafaları karıştırdı. Katılımcıların gelişini sağlıklı bir şekilde izleme imkanı olmayan ve heyetlere ulaşamayan basın mensupları, Nalbantyan'ın üniversiteye gelip gelmediğine ilişkin olarak bir süre doğru bilgi alamadı.

Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokollerin imzalanmasının ardından heyetler önceden planlandığı şekilde akşam yemeğine geçti.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan'ın imzaları atmalarından sonra tüm katılımcılar aile fotoğrafı çektirdi.

Daha önce kısa bir klasik müzik konseri ile başlaması planlanan imza töreni, yapılan değişiklikle İsviçreli bir protokol yetkilisinin ev sahibi ülke İsviçre'nin Dışişleri Bakanı Michelle Calmy Rey'i takdim etmesi ile başladı.

İsviçre Dışişleri Bakanı Calmy Rey, çok kısa tuttuğu konuşmasında, protokollerin imzası için bir araya gelindiğini hatırlatarak, bu uzlaşı noktasına çeşitli bakanların ve müzakerecilerin katkısı ile ulaşıldığını kaydetti.

Calmy Rey, Davutoğlu ve Nalbantyan'a özel teşekkürlerini sunarak, eski Dışişleri Bakanı Ali Babacan'a da önemli rolü nedeniyle teşekkür etti. İsviçreli Bakan bu noktaya cesaretle gelindiğini belirterek, daha sonra Davutoğlu ve Nalbantyan'ı imzaya davet etti.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun akşam yemeğinin ardından gece geç saatlerde Türkiye'ye dönmesi bekleniyor. AA

http://www.haber7.com/haber/20091011/TurkiyeErmenistan-protokol-metni.php