Haberler:

deneme

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#2021
Gün geçmiyor ki bir iş kazası veya bir trafik kazası olmasın.

Sadece ekranlara yansıyanlardan anladığımız kadarıyla, ilk yardım konusunda maalesef pek bilinçli değiliz. Bu konuda da yardımlaşmak, bildiklerimizi paylaşmak veya hatırlatmak maksadıyla, bugün beyin kanaması hakkında ilginç bir olayı, ardından da teşhisini tahlil edeceğiz. Bu konuda yaptığımız yanlışların, ihmallerin ve düştüğümüz hataların ne kadar pahalıya mal olduğunu bir kez daha düşüneceğiz.

Önce, e-mailime gelen bir olayı, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birkaç aile birlikte karar vererek, güzide bir mekâna pikniğe giderler.

Çocuk yaştakiler eğlenirken, olgun yaştakiler bir taraftan öğle yemeği hazırlığına başlarlar. Ailenin genç gelini Sinem, mangal yaparken aniden ayağı takılır ve ağacın yanına düşer. Hemen Ambulans'a haber vermek istedilerse de Sinem çok hassas ruhlu bir kişi olduğundan, telâşı önlemek için buna karşı çıkar. Kendisini iyi hissettiğini ve düşmesine sebep olarak da, ayakkabılarının yeni olduğunu gösterir. Aile büyükleri de pek fazla ısrar etmezler. Biraz titrek ve solgun göründüğünden, yakınları üstünü başını temizlemeye yardımcı olurlar. Sinem, akşama kadar diğerleriyle birlikte neşeli görünmeye ve eğlenmeye devam eder. Akşam olunca da herkes normal olarak ve vedalaşarak, evlerine dönerler...

Birkaç saat sonra Sinem'in eşi, piknik arkadaşlarını arayıp Sinem'in fenalaştığını ve hastaneye kaldırıldığını haber verdi. Daha sonra öğrenildi ki, o akşam saat 23.00'te Sinem vefat etmiş. Meğer mangal yaparken düştüğü zaman, beyin kanaması geçirmiş...

*******

Şimdi düşünelim, buradaki insanların kusuru neydi acaba ve nerede hata yapıldı?

Eğer herhangi biri, Sinem'in bir beyin kanaması geçirdiğini anlasaydı, Sinem bugün hayatta olurdu. Değil mi?
Hiçbir şey Sinem'i geri getiremez, ancak hiç olmazsa bu durumdan ibret ve ders alarak, bizler böyle bir durumda nasıl davranmalıyız ve nasıl ön tedbirler alabiliriz?

Hiç olmazsa, bir travma geçiren kişide beyin kanaması olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Şimdi bunları tahlil edelim...

Beyin kanamalarını iki ana gurupta değerlendirebiliriz. Beyin içine olan kanamalar ve beyin dışına olan kanamalar.

Beyin kanaması sadece kazalarda veya herhangi bir travma ile olmaz. Tedavi edilmeyen yüksek tansiyon, ani bir zorlanma, alkol alımı, güneş çarpması, diyabet, aşırı stres veya heyecanlanma ile de, daha önce balonlaşan damar yırtılabilir.

Genç yaşlarda, beyin damarlarının cidarının zayıflaması sonucunda balonlaşması ve bu balonlaşan kısmın yırtılması neticesinde beyin kanaması oluşabilir. Damarlarda oluşan bu balonlara 'anevrizma' adı verilir. Anevrizma rüptürü, yani anevrizma yırtılması her yaşta veya aniden görülebilir. Önceden tespit edilmeleri pek mümkün değildir. Hastanın hiç bir şikâyeti de olmaz. Ancak, genelde travmalar sonucunda oluşurlar veya önceden mevcut ise yırtılabilirler.

Önemli olan öncelikle, beyin kanaması teşhisini koymaktır. Ve 3 saat içerisinde bunu tedavi ettirebilmektir.
Beyin kanaması belirtilerini anlamak pek de kolay değildir, ancak bunun için öncelikle aşağıdaki dört adımı her zaman akılda tutmak ve uygulamak gerekir.

Travma geçiren kişiyi, 45-60 derece eğimli bir yere oturtarak (ya da aynı derecede yatırarak) aşağıdaki aktiviteleri kendisinden sakince isteyiniz.

1.) Kişinin gülümsemesini isteyiniz. (eğer bunu yapamazsa, felç ihtimali düşünülmelidir.)
2.) Kişinin basit bir cümle söylemesini isteyiniz. "Bugün çok güzel bir gün..." gibi.
3.) Kişiden her iki kolunu birden kaldırmasını isteyiniz.
4.) Kişiden bir cümle yazmasını veya okumasını isteyiniz.
5.) Kişiden dilini dışarı çıkartmasını isteyiniz. Eğer dili yamulmuş ise bu da felç geçirdiğine işarettir...

Eğer kişi bu beş adımdan, sadece birini bile yerine getiremiyorsa, "lütfen" derhal acil Servise haber veriniz ve doktora da telefonda bu durumunu izah ediniz. (Çünkü bu maddelerde yazılanlar yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, doktor teşhisi yerine geçmez.)

Beyin kanaması geçiren bir hasta, şayet bayılırsa ayıltmak için asla tokat vurulmamalıdır. Bu bilinçli hareketler 3 saat içerisinde, sevdiğinizi tekrar size kazandırabilir. Geçmiş olsun...

*******

Çok önemli bir husus daha var, ÖN TEDBİR:
Bir Amerikan sağlık dergisinde, beyin damarlarının cidarlarının güçlendirilmesi için, şu egzersizi hararetle tavsiye etmektedir.

1.)  Her sabah ve her akşam ayakta durarak, dizlerinizi kırmadan eğiliniz. Bu vaziyette 1'den 10'a kadar yavaş yavaş sayınız. Tekrar doğrulunuz.

2.)  4-5 Saniye dik durarak beyninize basınç yapan kanın süzülmesini bekleyiniz. Tekrar aynı şekilde eğilerek birinci hareket gibi eğiliniz ve sonra yine doğrulunuz.

Bu hareketleri her sabah 20, her akşam 20 defa tekrarlayınız. Bu şekilde beyin damarlarınız mukavemet kazanacak, sizleri anevrizma rüptürüne ve beyin kanaması riskine karşı güçlü kılacaktır...

Şimdi lütfen dikkat!

Bu hareketleri, ta'dil-i erkânına göre (yani yavaş, ağır ve usulünce) 5 vakit namaz kılan her Müslüman, her gün 120 defa tekrarlıyor. Üstelik de 12 yaşından beri her gün, hiç aksatmadan ve de 1400 yıldan beri. Amerikalılar ise daha yeni keşfetmişler...

Hadis-i şerifteki namazın tarifinde de; "rükûdan doğrulunca ve iki secde aralarında, vücut kanı süzülünceye kadar dik durma" ifadesi vardır. Secdede ise en az 3-5 veya 7 defa "sübhane rabbiyel e'lâ..." söylenmesi emredilmiştir. Acele namaz makbul olmadığı gibi, ibadetler de sadece Allahın c.c. rızası için yapılmalıdır.

Her ibadetin içine, binler hikmet gizleyen Rabbimize hamd ve şükürler olsun...

Saygıdeğer dostlarım.

Bu can, bu beden ve bu hayat, bizlere yüce Rabbimizden emanettir.

Bu emaneti kendisine teslim edinceye kadar, en iyi şekilde korumak zorundayız.

Ayrıca, başkalarına yardımcı olmak da hem bir nevi ibadet, hem de insanlık gereğidir. Bu nedenle yukarıdaki önemli maddeleri ezberleyelim, sevdiklerimize öğretelim ve mümkün ise bir yere asalım ki herkes istifade etsin...

Hepinize sevgiler, saygılar ve sağlıklı günler dilerim.

http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=5946&yazar=142
#2022
Kelimelerle ilgili bilgi/düşünce paylaşımının yapıldığı bir internet sitesinde gördüğüm oldukça etkileyici bir hatırayı buraya eklemek istedim:

"kalp krizi çok korkunç bir şey. çok korkunç. nereden mi biliyorum? annemden.

2003 yılının ocak ayıydı. 14-15 yaşlarındaydım. annemle evde yalnızdık. misafirliğe halamlar gelecekti, evi toparlıyorduk. ben elimi yüzümü yıkamaya lavaboya gittim. o sırada annem mutfakta oturuyordu. evi süpürmüş, yorulmuştu. yüzümü yıkarken içeriden hırıltılı sesler duydum, ne olduğuna anlam veremedim. banyodan kafamı uzattım ve "anne?" diye seslendim. cevap gelmedi. "anne? sen misin? korkutmasana beni ya!" dedim. gerçekten de korku filmi gibi. annemden ses gelmeyince mutfağa gittim. annemi, gözleri kaymış ve sandalyede kasılmış halde buldum. göğsü inip kalkıyor ve derin derin nefes almaya çalışırken hırıltılı sesler çıkarıyordu. beni duymuyordu, görmüyordu, hissetmiyordu. kalp krizi geçiriyordu. ama ben 15 yaşındaki aklımla onun kalp krizi olduğunu anlayamadım. boynundan tutup düzeltmeye, geriye yatmış kafasını kaldırmaya çalıştım. bu hareketimle annem birden kusmaya başladı. ne olduğunu anlayamadım. üstümüz başımız batmıştı ve aval aval anneme bakıyodum. birden gözbebekleri yerine geldi ve konuştu: "banyoya götür beni."

onu, o küçücük halimle kaldırdım. anneydi o. beni dokuz ay karnında taşımış ve o an çok hasta olan yüce insan. gücümün onu taşımaya yetmeyeceği aşikardı. ama sırtladım ve banyoya götürdüm. soydum ve tuvalete oturttum. kusmanın verdiği rahatlamayla kasılan vücudu gevşemiş ve idrarını kaçırmıştı. temizledim. soru soramıyordum, ne olduğunu anlayamıyordum. sadece bana fısıltıyla söylediklerini yapıyordum. o sözlerin onun son sözleri olabileceği fikri aklımın ucundan dahi geçmiyordu. anlamıyordum. küçüktüm, savunmasızdım, aklım almıyordu. sadece söylenenleri yerine getiriyordum.

"beni yatağa yatır." dedi yine fısıltıyla. üstünü başını temizledim, kusmukları sildim, üzerine temiz geceliğini geçirdim. kusmuk koksa bile hala güzeldi annem. hastaydı ama nesi olduğunu anlayamıyordum bir türlü. koşup yatağı açtım, geldim. "ne yaptın?" dedi. "yatağı açtım anne." dedim. bu halimle temiz yatağa mı yatacağım? kapa!" dedi. anne işte. hala temiz yatağı düşünüyor. kalbi yaşamak için çırpınırken o nevresimler kirlenmesin derdinde. gittim bir daha topladım yatağı. dönüp annemi yeniden sırtladım, yatak odasına taşıdım. "anne nolur ambulans falan çağırayım?" dedim. "hayır. iyiyim ben, yoruldum sadece." dedi. beş on dakika sonra ben başında otururken birden bileğimi yakaladı, "tülin teyzene* haber ver, babanın ssk cüzdanı çekmecede. onu al, ambulans çağırın." dedi.

bir anda panik oldum. start verilmiş gibi yalın ayak apartmana fırladım, önüme gelenin ziline basmaya başladım. "annem ölüyor ambulans çağırın" diye bağırarak herkesi ayaklandırdım. çekmeceye koşup babamın minik siyah ssk cüzdanını aldım. sağlık karnesi bile çıkartmamışız. o güne kadar hiç "ne olacağız?" dememişiz. durumumuz iyiyken özel sağlık kuruluşlarına gitmeye öyle alışmışız ki, devran dönerse ne olur diye sormamışız hiç. o dönem ekonomik kriz yüzünden babam işten ayrılmış ve maddi durumumuz çok kötü. ne yapacağımı bilemeden koşturup duruyorum sağa sola. babamı aradım sonra. halamları aldığını yolda olduğunu hemen geleceğini söyledi. ambulansı beklemeye başladık. annemden tansiyon alamıyorduk. yine bilinci kapanmıştı. o sırada ambulans yetişti. sedye asansöre sığmadığı için merdivenden indirdiler annemi. ben de ayağımda pijamalarımla fırladım peşlerinden. sokakta ambulansın arkasında babamın arabasını gördüm. onun arkasında kuzenimin arabasını. halam indi arabadan. "ambulansa ben bineceğim ben bebek hemşiresiyim. damar yolu açarım." dedi. ambulansa bindi. ambulans sirenlerini çalarak yola fırladı. ayağımda terliklerle sokağın ortasında bakakaldım ambulansın arkasından. kuzenim beni kolumdan yakaladığı gibi arabanın içine soktu. direksiyona geçti ve ambulansı takip etmeye başladık. arka koltukta boş boş bakıyordum sadece. virajlarda sağa sola savrulmasın, düşmesin diye kuzenimin 2.5 yaşındaki kızını tutuyordum. ben de onun gibi hiçbir şey anlamıyordum. annesi koltukta trafiğe küfredip ambulansın peşinden ayrılmamak için canavar gibi araba sürerken biz sadece boş gözlerle izliyorduk. o 2.5 yaşındaki bebekten hiçbir farkım yoktu. algılayamıyordum. anneme ne olmuştu? nereye götürüyorlardı onu? neden herkes bu kadar korkmuştu? ben nasıl binmiştim arabaya? kadıköy'de oturan kuzenimin bakırköy'de ne işi vardı? hiçbir şey düşünemiyordum.

bakırköy devlet hastanesine gittik önce. en yakında o vardı. hemen acile soktular annemi. kuzenim de indi peşlerinden. biz ufaklıkla arabada kaldık. asır gibi gelen bir 5-10 dakika sonra kuzenim gelip yeniden şimşek hızıyla bindi arabaya. "yer yokmuş başka yere götüreceğiz." dedi. nasıl yani? annem ölüyor ve hastane ona yatış izni vermiyor mu? doktorlar onu kurtarmak için çaba bile harcamayacaklar mı?..

sonra yeniden ambulansın peşine düştük. deli gibi kullanıyordu kuzenim arabayı. korkuyordum, ufak kız çocuğuna daha da çok sarılıyordum. o da korkuyordu. bana sımsıkı tutunuyordu. korkudan ağlamaya başlamıştı. bizse e5'e çıkmıştık ve nereye gittiğimiz hakkında en ufak bir fikrim yoktu. florence nightingale diye bir yere geldik. bakırköy devlet hastanesi gibi değildi hiç. her yer karanlıktı. oradan oraya koşuşturan, ağlayan insanlar, yaralılar yoktu. sessizdi burası. birden bir korku duydum. burası neresiydi böyle? ürkütücüydü. hastane değil morg gibiydi başlı başına... kuzenim arabadan inip bizi içeri kilitledi yine. ufaklıkla başbaşa kaldım. hala olayları idrak edemiyordum. birden ağlamaya başladım. annemi istiyordum. annemi, birkaç saat önceki gibi istiyordum. sağlıklı ve güçlü. küçük kuzenim bana yaklaştı, yeşil gözlerini gözlerime dikti ve tüm çocuksuluğuyla sordu:

"neden ağlıyorsun? annen mi hasta? korkma. anneler ölmez."

iki buçuk yaşındaki bu küçücük kız çocuğu öyle inançlı, öyle inatçı, öyle kararlıydı ki bunu söylerken, öyle masum bakıyordu ki, dayanamadım sarıldım ona yeniden. "ölmez değil mi? anneler ölmez?" diye ağlamaya devam ettim. minicik çocuk beni teselli etti. yanaklarımı silip, "ölmez!" dedi. sonra kuzenim geldi yeniden. "burası acil hasta kabul etmiyormuş!" dedi. iki saattir dolanıp duruyorduk ve annem ambulansın içinde can çekişiyordu. iki hastane de bizi geri çevirmişti. anlamıyordum. nasıl bir ülkeydi bu böyle?

sonra ambulans yine sirenler çalarak önümüze düştü. yine nereye gittiğimizi bilmiyordum. kimse bilmiyordu. ambulans şoförü de, babam da, kuzenim de... en sonunda okmeydanı ssk diye bir yere geldik. annem önümde kusalı 2 buçuk saatten fazla olmuştu. zamanın ne kadar değerli olduğunu anlamıyor muydu bu salak insanlar? neden oradan oraya gidip duruyorduk? ne yapacaklarsa yapsınlardı artık! annem kurtulsundu. başka bir şey istemiyordum. okmeydanı ssk, aynı bakırköy devlet hastanesi gibi kalabalıktı. her yerde çökmüş yüzler, ağlayan insanlar, umutsuzca bekleyenler... hiç unutamıyorum.

nihayet, annemi orada yoğun bakıma aldılar. kalp krizi geçirdiğini orada öğrendim. babam yoğun bakımın kapısında sabahlayacaktı, onunla kalmak istiyordum ama kuzenim beni alıp eve götüreceğini söyledi. "yarın geliriz." dedi. durumunun iyi olduğu, ama çok ağır bir kalp krizi geçirdiğini söylediler. dinlenmesi ve tedavi olması gerekiyordu. haftalarca yoğun bakımda kalabilirdi... kuzenim beni aldı ve onun evine gittik. eniştem, ufaklık, kuzenim... hepsi beni oyalamak için elinden geleni yaptı. bir sonraki gün beni hastaneye götürmediler. sonraki gün de... kuzenim beni alışverişe götürdü, sinemaya gittik. bir hafta onlarda kaldım. o süre zarfı boyunca ne aldığımızı, nerelere gittiğimizi, ne izleyip ne yediğimizi hiç hatırlamıyorum. tek bildiğim annemle ilgili kabuslarımdı. ben sinemaya gitmek istemiyordum, yeni giysiler, tokalar, kitaplar istemiyordum. gezmek istemiyordum. sadece hastaneye gitmek, annemi gözümle görmek, yaşadığına ikna olmak istiyordum. biliyordum, bana yalan söylüyor, oyalıyorlardı.

bir hafta sonra, annemin doğumgününde hastaneye gittik. anneme kitap almıştım. beni yoğun bakıma soktular. aslında pencereden el sallamam gerektiğini bilmeden o heyecanla dalıverdim yoğun bakımdan içeri. ama annem yoktu. "siz nasıl girdiniz içeri?!" diye bir ses duydum. yoğun bakım hemşiresi bir paravanın arkasından çıkmış kötü kötü bakıyordu. elimde meyve suları, kitaplar, hediyelerle üzerimde koskocaman kırmızı bir anorakla sirkten kaçmış palyaço gibi salak salak duruyordum kapıda. onca hasta, bilinçsiz ve yaşam savaşı veren insanın arasında saçmasapan bir görüntü çiziyordum. "b-ben anneme geldim?" diyebildim. sonra sesini duydum onun. sesimi tanımıştı. paravanın arkasındaydı: "kızıııım?" sesini duyunca koştum hemen yanına. annem ordaydı ve yaşıyordu. yüzü gözü çökmüştü, her yerinde serumlar, iğneler vardı. hemşire yanımızda dikiliyordu. anneme dokunmam yasaktı. ama görmüştüm. yaşıyordu. hemşire apar topar çıkardı beni yoğun bakımdan. kapının önüne koydu. sonraki bir hafta babamla her gece orada bekledik. annemin servise çıkarılmasını. rüşvet verdiği hemşireler bizden ona, ondan bize notlar taşıdı durdu bir hafta boyunca.

annem servise çıktıktan sonra da, eve döndüğünde de ona baktım. yemek yapmayı öğrendim, evi temizledim, geçmiş olsuna gelenlere tatlılar yaptım, hepsini ağırladım. 15 yaşındaydım ama anneme bir bebek gibi baktım. özenle. bir daha asla o geceyi yaşamamak için onu asla üzmemeye yemin ettim. şimdi iyi. kalp krizinden sonra anjiyo oldu. sonra stent takıldı. 'çatal lezyon' dediler. 'birkaç yıl sonra by pass olabilirsin.' dediler ama o kalp krizinden sonra kalbiyle ilgili tansiyon dışında bir problemi olmadı. şimdi mutlu ve huzurlu.

artık hasta olan benim. o bana bakmıyor. umrunda bile değilim biliyorum. ben burada mr'larda, eeg'lerde sürünürken o istanbul'da kendi derdinde. artık anne-kız gibi değiliz. çok uzağız birbirimize. benim ankara'da, onun istanbul'da olması değil bizi uzaklaştıran. mesafeler değil... aynı evde bile olsak uzağız birbirimize artık. bana söylettirdiği yalanlara, hastalığıma sebep olmuş olmasına, hatta beni o gün garda elimde biletle piç gibi bırakmasına rağmen o benim annem. artık onu eskisi gibi sevmiyorum maalesef. sevemiyorum. neden böyle oldu bilmiyorum. tek bildiğim artık onun yanında olmadığım.

kendine dikkat et anne. artık yanında olmadığım, olamadığım için, sen buna izin vermediğin için kendine daha da çok dikkat et. çünkü, anneler ölmez."

http://www.itusozluk.com/g/kalp+krizi
#2023
AA - KONYA - Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kardiyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Telli, yalnızken yakalanılan kalp krizine karşı 'şiddetli öksürük' önerdi. Telli, "Göğüste şiddetli ağrının başlamasıyla bilincin yitirilmesi arasında yalnız 10 saniye vardır. 10 saniye içinde devamlı ve şiddetli bir şekilde öksürmek gerekir. Her öksürükten önce derin nefes alınmalı ve öksürük sanki balgam çıkarmak istercesine derin ve uzun olmalıdır." dedi. Prof. Telli, derin nefes almanın, akciğerlere ulaşan oksijen miktarını artıracağını, şiddetli öksürüğün ise kalbi sıkıştırarak kan dolaşımının sürmesini sağlayacağını söyledi.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=96583
#2024
İranlı hekim Batmanghelidj'e göre tüm hastalıkların esası vücudun susuz kalmasından kaynaklanıyor. Batmanghelidj vücudun 46 nedenle su istediğini söylüyor.

Suyun her zaman yararlı olduğunu biliyorduk da, şimdi onun, niçin doğanın en basit, en etkili, en güvenli ve en "yan etkisiz" mucizevi ilacı olduğunu öğrenmek zamanı. Yeni ve sağlıklı bir yaşama başlamak, şu an ellerinizin arasında tutacağınız bir bardak suda!

Çünkü hayatımızın en vazgeçilmez ama bilinçli olarak, öneminin asla farkına varamadığımız birincil ögesi: Su!.. Su / Hasta Değil Susuzsunuz adlı kitapta konuyla ilgili oldukça orijinal ve dikkate alınması gereken tespitler var...

Yalnızca canımız istediği zaman su içeriz. Öte yandan, Ay'ın milimetrik birtakım hareketlerinin dünyamızdaki suyu etkilediğini, böylelikle denizlerin yükseldiğini ve alçaldığını coğrafya kitaplarından da biliriz.

Durum böyleyken, yani insan evladı da bu dünyanın malzemesinden oluştuğuna göre, vücudumuzdaki su seviyelerinin ne âlemde olduğunu aklımıza bile getirmeyiz. İçinde bulunduğumuz toplumun yeme içme alışkanlıklarının bir eseri olarak, edindiğimiz su içme alışkanlığı bütün hayatımıza egemen olur, örneğin acılı bir yemeğin üzerine iki bardak su içmek rahatlatır, yazın sıcaklarda canımız hep su ister, vesaire.

Oysa İranlı hekim Batmanghelidj, Su / Hasta Değil Susuzsunuz adlı kitabında hiç de böyle düşünmüyor. Tüm hastalıkların biricik nedeninin, vücudun susuz kalması olgusuna dayandığını öne sürüyor. Bu öne sürüşünü "binlerce su deneyimi" ile de açıkça ortaya koyuyor.

Dr. Batmanghelidj, suyun bilumum hastalıklara iyi geldiğini, insanı iyileştirdiğini "tesadüfen" hapishanede öğrenmiş. Peki, bir hekimin, eğer cezaevi doktoru değilse orada işi nedir? Doktorumuz bir suçlu! Suçu, Şah döneminde rejim karşıtı devrimci örgüt Halkın Mücahitleri'ne yardım ve yataklık yapmak. Mollalar iktidara geldikten sonra da doğal olarak tutuklanıyor ve İran'ın en ünlü işkencehanesi Evin Hapishanesi'ne atılıyor.

Malum, bilenler bilir (!) hapishaneler yeme-içme, sindirim-boşaltım koşulları açısından bir insanın, özgürlüğüne kavuştuktan sonra bile hayatının sonuna kadar kendini toparlayamayacağı, cezalandırma mekânlarıdır.

Hal böyle olunca, alabildiğine maddi ve manevi işkence gören ve doğru dürüst beslenemeyen insanların ilk başına gelen midelerinin iflas etmesidir.
Bir gün koğuşta, hapisliklerden birisi inanılmaz mide sancılarıyla kıvranmaya başlayınca, doktorumuz gayri ihtiyarı olaya müdahale ediyor ve adamcağıza iki bardak su içiriveriyor. Çok geçmeden sancıların dindiğini gözlemliyor. Bu olay, Dr. Batmanghelidj'in, suyun hastalıkların tedavisinde ne denli bir etkisi olduğunu ilk keşfettiği an oluyor. Bundan sonra su çalışmalarını yoğunlaştıran yazarımız, 2,5 yıl içerisinde Evin'in tezgahından geçen yaklaşık 2 bin tutuklu ve hükümlüyü birer iyileştiriyor, yalnızca suyla.

Derken, 2,5 yıl kadar sonra tahliye zamanı geldiğinde, hapishane müdürüne ricada bulunuyor, "lütfen beni 1 yıl daha burada tutun, zira araştırmalarımın en önemli evresine girmiş bulunmaktayım ve bu kadar çok hastayı dünyanın hiçbir yerinde, bu koşullarda bulamam."

Böylece, yazarımız 1 yıl daha "gönüllü hapislik" hayatını sürdürüyor, sonra da doğru Amerika'ya. Araştırma ve çalışmaları yıllarca sürüyor ve nihayet bu kitap ortaya çıkıyor.

Yazarımız, önsözünde şu anlamlı cümleleri kullanıyor: "Bu kitapta okuyacaklarınız yeni bilgilerdir ve bunlar fizyoloji bilimine yeni açıklamalar getirmektedir. Burada sözü edilen fizyoloji, ilaç üreticilerinin kullandıkları bilim değil, vücuttaki canlı dokularla organların doğal çalışmalarını tanımlayan bilim dalıdır. Bu kitap, bazı önemli sağlık sorunlarıyla bu sorunlarının nedenlerinden ve doğal yöntemlerle tedavilerinden söz etmektedir. Bir sağlık sorununun nedeni ve tedavisi açığa çıktığında, hiç kimsenin anlayamadığı tıbbi terimlere gerek kalmaz. Burada okuyacaklarınız kapsamlı bir klinik ve bilimsel araştırmaya dayanmaktadır.
Bu kitaptaki bilgilerini derleyebilmek için, 1950'de Londra'daki St. Mary Üniversite Hastanesi Tıp Fakültesi'nde başlayan tıp eğitimimden sonra 22 yıldan fazla araştırma yaptım, çalıştım ve yazdım.

"Bu kitapta, birçok ciddi hastalığın tedavi nedeni olan kronik gizli dehidrasyonun (susuzluğun) fizyolojik etkisi ve metabolik komplikasyonlarından söz edeceğim. Bugün, bunun çağdaş tıbbın en büyük gelişmesi olduğunu inananlar var."
Çağımızın bazı sağlık sorunlarından söz eden bu basit sunum, bütün dünyada bilim ve mantığa dayalı tıbba geçiş için bir rehber olacaktır. Elinizdeki kitap, toplumun ivedi çözüm isteyen sorunları için yazılmıştır. Özellikle 15 milyon astımlı çocuğun ailesinin bu hastalığın nedenini ve çocukların yaşamlarını kurtarabilecek basit ve ucuz tedavi yöntemini öğrenmesi çok önemlidir."

Yazara göre vücudumuz tam 46 nedenle suya ihtiyaç duyuyor:

1- Hiçbir şey susuz yaşayamaz.
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır, vücudun "nakit akımıdır."
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri "şok emici su yastıkları" na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Kara verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

Bu kitabı ilk okuduğundan bu yana artık "bol sulu bir yaşam süren" kitap editörü de ısrarla bu kitabı tavsiye etmektedir: Çünkü, vücudunuzu, yıllardır, bir "atık ilaç deposu" haline getirmekten bir an evvel kurtarmanız gerekiyor... 

HER GÜN YAŞANAN TEHDİT: DEHİDRASYON
İNSAN VÜCUDUNDA SÜREKLİ OLARAK YAŞANILAN SU KAYBI KARŞISINDA EN İYİ TERCİH SU İÇMEKTİR. SU KAYBININ ARTIŞI KİŞİNİN SAĞLIĞINI TEHDİT ALTINDA BIRAKIRKEN, İNSAN BEYNİ, VÜCUDUN SU EKSİKLİĞİ YAŞADIĞINI YETERLİ ÖLÇÜDE İDRAK EDEMEDİĞİNDEN, SU İÇMEK İÇİN SUSAMA HİSSİNİN BEKLENMEMESİ GEREKİYOR.

İnsan vücudu gün boyunca sürekli su kaybeder. Günlük kayıp miktarı ortalama 2.5 litre (200 ml'lik bir su bardağıyla hesaplandığında 12-13 su bardağı) kadardır. Kaybedilen su, diğer içecekler, katı besinler ve besin öğelerinin vücutta yanmasından oluşan su ile yerine konmaya çalışılır. İnsanlar yedikleri katı gıdalardan gün boyunca dört su bardağı kadar su elde ederken, besinlerin vücutta yanması sırasında ise yaklaşık bir su bardağı kadar su oluşur. Su ve diğer içecekler kalan ihtiyacın karşılanmasına yardımcı olurken, yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için su kaybının gün içinde mutlaka yeniden yerine konması gerekir.

Vücuttaki su miktarının azalması "dehidrasyon" olarak adlandırılır. Su kaybı sadece terleme ya da idrar yoluyla gerçekleşmez. Nefes alıp verirken de önemli oranda su, buhar şeklinde kaybedilir. Öte yandan dışkı da önemli bir su kaybı etkenidir. Belirtilen bu miktarlar, fazla sıcak olmayan bir havada ve spor yapılmadığı zaman vücut tarafından kaybedilen su oranıdır. Normal vücut fonksiyonlarının devamı için, yitirilen bu suyun mutlaka yerine konulması gerekiyor. Burada en iyi yöntem ise su içmektir. Dehidrasyon, bazı durumlarda tehdit edici boyutlara ulaşarak, kişinin hastaneye yatırılması ve su açığının damardan verilen sıvılarla kapatılmasına yol açabilir. Hafif dehidrasyon bile, zaman kaybedilmeden önüne geçilmesi gereken acil bir durumdur. Su eksikliği, kişinin konsantrasyon kapasitesini etkiler, enerjisini azaltır ve organların normal şekilde çalışmasını engelleyerek kişinin sağlığını tehdit eder.

Dehidrasyonun en erken bulgusu ağız ve boğaz kuruluğu olsa da pek çok kişi bu bulguların farkına varamaz. Bu nedenle susama hissi uyanmadan önce bile yeteri kadar su içmek, uzmanların kişinin böyle bir tehdit altında kalmaması için ilk önerileridir. Dehidrasyonun diğer bir önemli bulgusu ise vücutta yaşanan bulantı ve kusmadır. Baş ağrısı, sürekli sıcaklık hissi, dudaklarda ve dilde kuruma hissi, seyrek veya az idrara çıkma ve idrar renginin koyulaşması, deride kuruma, eklem ve kaslarda acıma hissi ise vücutta su kaybı yaşandığının sinyalini veren diğer bulgular olarak karşımıza çıkar. Vücudun su ihtiyacı karşılanmadığı takdirde yaşanan diğer sağlık sorunları, kalori oluşumunda yetersizlik, sürekli sindirim sistemi sorunları, yorgunluk, sersemlik hissi ve kas krampları olarak sıralanır.

SU İÇMEK İÇİN SUSAMAYI BEKLEMEYİN

Vücudun suya ihtiyaç duyduğunun sinyali olarak, "susuzluk hissini" beklemek büyük bir yanılgıdır. Çünkü insan beyni, vücudun su eksikliği yaşadığını yeterli ölçüde algılayamaz. Ayrıca, insanlarda susama hissi, bir bardak suyla bile ortadan kalkar ve içtiğimiz su bedenimizin suya doymasına yeterli olmayabilir.

Oysa hayvanlarda durum böyle değildir. Örneğin katırlar yük taşırken kaybettikleri 18 lt. suyu, beş dakika aralıksız su içerek yerine koyar. İnsanlar ise örneğin 3.5 litre suyu terle kaybettiklerinde, duydukları susuzluk hissini sadece 0.5 litre su içtiklerinde bile bastırabilirler. Eğer su gereksiniminin bir göstergesi olarak sadece susama duygusu dikkate alınırsa yüzde 3.5'luk bir kaybın yerine konulması 12-24 saat gerektirebilir.

Kişi, vücudunu susuz bırakmamak için her zaman hissedilenden daha fazla suya ihtiyacı olduğunu unutmamalıdır. Bu ihtiyaç hiçbir zaman çay, kahve, kola, alkol gibi içeceklerle giderilmeye çalışılmalıdır. Aksine, bu tarz içecekleri sık içme alışkanlığı olan kişiler, daha fazla su içmeye özen göstermelidir. Çünkü, alkol çay ve kahve benzeri içecekler, bazı ilaçlar gibi böbreklerin daha fazla su atmasına neden olur ve vücudun su kaybını artırır. Uzmanların bu konuda önerisi, çay, kahve ve alkol içildiğinde ekstradan bir onun kadar da su içilmesidir. Vücuttan kaybedilen suyu yerine en kolay koyabilecek içecek sudur.
 
ANNE ADAYLARI DAHA ÇOK SU İÇMELİ

Suyun anne adayları için taşıdığı önem bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısı için de geçerliliğini korur. Bu sıvı her üç saatte bir kendini yenilediğinden, yetersiz su alımına bağlı olarak ortaya çıkan dehidrasyon durumunda ise amniyon sıvısının miktarı azalabilir. Bu nedenle sıvı alımı, hamileliğin her döneminde son derece büyük önem taşır. Yeterli sıvı alımı, anne adayının kendisini enerjik hissetmesine yardımcı olmasının yanı sıra, cilt kuruluğu gibi problemlerin de görülmesini engeller. Ayrıca yeterli sıvı alındığında hem annenin hem de bebeğin kanındaki elektrolit dengesi kolaylıkla sağlanabilir.

Hamilelikte salgılanan hormonlar, kişinin sıvıları kullanım şeklini değiştirir. Özellikle gebeliğin son dönemleri yaklaştıkça, kan hacmi yaklaşık 1.5 katına çıkar. Solunum yolu ile akciğerlerden kaybedilen su miktarı da hamilelik öncesine göre daha fazla olur. Bu nedenle anne adaylarının normal bir yetişkinden daha fazla su içmeleri, böylece hem kendilerini hem de doğacak bebeklerini su kaybı tehlikesinden uzak tutmaları gerekir.

Hamilelikte dehidrasyonun bir başka olumsuz etkisi de erken doğum ağrılarıdır. Dehidrasyon durumunda salgılanan bazı hormonlar, doğum kasılmalarını başlatan hormonu taklit ederek, erken doğum kasılmalarına neden olabilir. Erken doğum tehdidi karşısında yapılan ilk işlem, damar yolu açarak sıvı verilmesidir. Bu durum bile, sıvı alımının önemini belirtmeye yeter...

Çoğu zaman hafif kasılmalar sadece sıvı verilmesi ile giderilebilir. Fakat diğer önemli bir nokta suyun vücutta taşıma sistemini oluşturma görevidir. Besin maddeleri ve oksijen, kan yolu ile bebeğe taşınır. Aynı zamanda hamilelikte sık görülen ve erken doğum ile düşüklere neden olabilen idrar yolu enfeksiyonlarının önlenmesinde de su aktif rol oynar.

Sağlıklı bir hamilelik geçirmek için anne adayının günde en az 8-10 bardak su içmesi gerekir. Anne adayı aktif çalışan bir kişiyse veya egzersiz yapıyorsa alması gereken miktar daha da artar. Her bir saatlik egzersiz için, en az bir bardak fazla su içmeleri gerekir.
 
HER ZAMAN HER YERDE SU İÇMELİ

Ağırlığımızın yarısından fazlasını oluşturan suyun vücuttaki dengesini korumak sağlığınız için önem taşır. Bunu yerine koymak için en iyi seçim su içme olduğundan, gün boyunca belirtilen ölçülerde su içilmelidir. Bunun dışında uzmanlar, yemeğe bir kase çorba ile başlanılması gerektiğini ve yemek sırasında da en az bir bardak su içilmesi gerektiğini belirtiyor. Diğer bir dikkat edilmesi gereken nokta ise, fiziksel aktivite sırasında vücuttaki su kaybının ve su ihtiyacının artması... Bu nedenle, fiziksel aktiviteye su içerek başlamanın ve aktiviteyi su içerek sürdürmenin, vücuttaki su dengesinin bozulmaması açısından önemi büyüktür. Aktivite bittiğinde dahi kişi su içmeye devam ederek, vücudunda oluşan su kaybını eski dengesine kavuşturmaya çalışmalıdır.

Otomobilde, trende, uçakta kısacası tüm yolculuklarda da kişinin yanında mutlaka içme suyu bulundurması gerekiyor. Özellikle uçak yolculuğu ve dağ tırmanışları gibi, yüksek rakımlara çıkılan durumlarda, vücudun su kayıp oranı artar. Ayrıca uçakta fark edilmese de, ortamın nemi de düşer. Yolculukta vücudun kaybettiği suyu hızla geri kazanabilmek için, su veya limonla tatlandırılan sıcak su içmek önerilir.

Su içmek ve vücudun su kaybını önlemek, zihinsel faaliyetlerin devamı açısından da önem taşır. Çünkü beynimizin yaklaşık yüzde 75'i sudur ve bu oranın bozulması zihinsel faaliyetlerimizin sürekliliğini kısıtlar. Sıcak ve soğuk havalarda insan vücudu normalden fazla su kaybettiğinden, bu durumlarda yeterli miktarda su içmemek zihinsel performansı düşürür. Su içmek, bedenin suya doymasına ve beynin işlevini en iyi şekilde yerine getirmesini sağlar.

RAKAMLARLA SU KAYBI

İdrarla su kaybı: 1- 1.5 litre (5-7 su bardağı)
Solunumla su kaybı: 350 ml (yaklaşık 2 su bardağı)
Terlemeyle su kaybı: 0.5-1 lt( 3-5 su bardağı)
Dışkı ile su kaybı: 180 ml (yaklaşık 1 su bardağı)
#2025
Market ve bakkallarda dondurma diye satılan ürünlerin bir kısmının aslında dondurma olmadığını neredeyse kimse bilmiyor. Bu ürünlerin ambalajında genelde "Ice cream" yazıyor. Etiket bilgileri ise mercekle okunacak kadar küçük oluyor.

Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya, tüketicileri dondurmalar konusunda uyardı. Nazım Kaya, "Tüketicilere 'dondurma' adıyla gayri sıhhi 'buzlu' yiyecekler sunuluyor, 'Yenilebilir Buzlu Ürünler Tebliği'ne göre üretilen ürünler dondurma değildir. Buz karışımları ve sütlü buz ürünlerine yenilebilir buzlu ürünler denir ve bu ürünler tüketicilere dondurma adı altında satılıyor." dedi. Tüketiciler dondurmayla sütlü buz farkını bilmediği için genelde tüm ürünleri dondurma niyetine alıyor. Gerçek dondurmada neredeyse katkı maddesi bulunmazken, bu tür ürünlerin içeriğindeki katkı maddelerinin çokluğu dikkat çekiyor. Türkiye'de dondurmalara konulan katkı maddelerinin yarıdan fazlasının dünyanın birçok ülkesinde yasaklandığını belirten Nazım Kaya, "Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın 'E' kodlu katkı maddelerinin birçoğunu yasaklamadığını belirterek tüketicilerin de bu konuda bilgilendirilmesinin önemli olduğunu vurguluyor.

Kaya, bazı dondurmalara, kıvam tutturma bahanesiyle domuz ve sığır kemiklerinden elde edilen E-441 (jelatin) kodlu katkı maddesinin ilave edildiğini kaydederek, bu maddenin Türkiye'de yasal olduğunu; ancak üretildiği hayvanın domuz olma ihtimalinin yüzde 70 civarında olmasından dolayı bu katkı maddesinin kullanılmasıyla tüketicilerin inanç ve hassasiyetlerinin hiçe sayıldığını ifade etti. Dondurma sektörünün bir kısmının şeker yerine sağlıksız yapay tatlandırıcılar kullandığına dikkat çeken Kaya, doğal salep yerine sun'i salep, süt yerine su ve süt tozu, meyve yerine yapay meyve boyası ve aromaların katıldığını belirtti.

Buz gerçeği etiketlerde gizleniyor

Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği'ne göre "Dondurma Tebliği" ve "Yenilebilir Buzlu Ürünler Tebliği" olmak üzere iki ayrı tebliğ var. Piyasada dondurma sanılarak tüketilen bu ürünlerin çoğu aslında dondurma değil. Büyük çoğunluğu içinde süt bile barındırmayan 'yenilebilir buzlar'. İçindeki maddelerin çoğu ise dünyanın birçok medeni ülkesinde sağlık nedeniyle yasaklanmış katkılardan oluşuyor. Ancak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 'E kodlu' bu katkıların büyük çoğunluğunu yasaklamış değil. Üreticiler ürünlerinin dondurma olmadığını gizlemek için "ICE CREAM" gibi yabancı dil ifadelerini büyükçe harflerle yazarken 'yenilebilir buzlu yiyecek' gibi ifadeleri ise küçük puntolarla yazıyor. Bu nedenle "gerçek dondurma" yemek isteyenlerin etiketleri iyi okuması gerekiyor.
#2026
Vücudun yüksek düzeyde tahrip edici özelliği bulunan ''Serbest radikaller''den korunması için antioksidan kaynağı olan taze sebze ve meyvelerin tüketilmesi gerektiği bildirildi.  
 
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Vedat Şeniz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, taze sebze ve meyvelerde bulunan antioksidanların sağlık açısından büyük önem taşıdığını söyledi.

Vücut oksijen kullanırken ortaya çıkan atık maddelerin ''serbest radikaller'' olarak adlandırıldığını ifade eden Şeniz, ''serbest radikaller yüksek düzeyde tahrip edici etkiye sahiptirler. Çünkü temas ettikleri moleküllerin yapısını bozarlar. Başka bir ifadeyle bunlar dokuları paslandırırlar'' dedi.

Şeniz, vücudun sürekli olarak serbest radikallerin erozyonuna uğrayan dokuları yenileyebilmek için antioksidanlara ihtiyaç duyduğuna işaret ederek, bu ''dost'' maddelerin bir kısmının vücut tarafından üretildiğini bir kısmının da meyve ve sebzelerle dışarıdan alınması gerektiğini vurguladı.

Ağır yemekler yenilmesinin, besinlerdeki katkı maddelerinin, ilaç artıklarının, güneş ışığının, havadaki kimyasal maddeler, egzoz ve baca dumanları ile karşılaşılan pek çok kanserojen maddenin vücuttaki antioksidan ihtiyacını artırdığını anlatan Şeniz, bu nedenle beslenmede sebze ve meyvelere büyük önem verilmesinin büyük önem taşıdığını bildirdi.

Şeniz, yeterli düzeyde antioksidan alınmadığında kanser ve kalp hastalıklarının görülme riskinin arttığı, yüksek tansiyon ve damar tıkanıklıklığı görülme oranlarının yükseldiğini belirterek, şunları söyledi:

''En bilinen antioksidanlar A, E, C vitamini, selenyum ve çinkodur. Üzüm çekirdeği, şu ana kadar bulunan en güçlü antioksidan madde taşıyıcısı olarak literatüre geçmiştir. Özellikle siyah üzüm çekirdeğiyle birlikte yenilmeli. Çekirdek yutularak değil çiğnenerek yenilmeli. Böylelikle doğal bir antioksidan alınmış olunur. Siyah üzümün yapımında kullanıldığı kırmızı şarabın kalp hastalıklarından koruduğu literatüre geçmiştir. Sebzelerde ise brokoli, lahana, karnabahar, Brüksel lahanası, havuç, semiz otu, kereviz, soğan ve sarımsağın güçlü birer antioksidan kaynağı olduğunu görüyoruz. Daha koyu ve canlı, daha parlak renkli sebze ve meyveler daha çok antioksidan madde içerirler. Örneğin, domateste en çok bulunan ve diğer kırmızı sebzelere de rengini veren likopen, güçlü bir antioksidandır. Dolayısıyla domatesi yaz-kış yemeyi öneriyoruz. Yeşil çay antioksidan özelliği taşır ve mutlaka içilmesi gerekir. Ceviz, badem, fındık, kabak ve ay çekirdeği de antioksidan kaynağıdır. Bunun için bu yiyecekleri mutlaka yemeliyiz.''

Prof. Dr. Şeniz, meyvelerden kivi, çilek, mürdüm eriği, böğürtlen, yaban mersini ve kuşburnunda da bolca antioksidan bulunduğunu kaydederek, ''Bitki çaylarından kekik, biberiye, adaçayı gibi çaylar ve nane, zencefil, zerdeçal gibi baharatlar önemlidir. Sağlığımızı korumak için bol bol, mevsiminde taze meyve ve sebze tüketmeliyiz'' dedi.
#2027
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün verilerine göre dünyada her yıl 10 milyon insan kansere yakalanıyor. 500 milyondan fazla da grip vakasıyla karşılaşılıyor.

Ölümcül sonuçlar doğuran bu rahatsızlıklar, önceden kestirilebiliyor. Günlük hayatta yapılacak basit değişikliklerle tehlike azaltılabiliyor. Uludağ Üniversitesi (UÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mihriban Korukluoğlu, Mısır'da, piramitlerin yapımında çalışanlara sağlıklarını korumak için verilen sarımsağın, nezle, grip ve burun iltihabına iyi geldiğini, zencefilin ise kansere karşı koruyucu olduğunu söylüyor.

UÜ Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mihriban Korukluoğlu, son 10 yılda mikroplara karşı koruyucu özellikler taşıyan baharat ve tıbbi bitki üretiminin arttığını belirtti. Sadece ABD'de söz konusu ürün satışının 15 milyar dolara yaklaştığını kaydeden Korukluoğlu, Türkiye'de halen tedavi amaçlı kullanılan bin 500'ün üzerinde bitki olduğunu ifade etti. Korukluoğlu, "Özellikle sarımsağın orta çağda salgın hastalıklardan korunmak için kullanılması, II. Dünya Savaşı'nda da ezilerek Rus askerlerinin yaralarına sürülmesi bu ürünün önemi hakkında bilgiler veriyor. Sarımsağın, nezle, grip, boğaz ağrısı ve burun iltihabına iyi geldiği de biliniyor." dedi. Adaçayı ve karanfilin boğaz ağrısına sebep olan virüsler ile enfeksiyonların ve ağızdaki zararlı mikroorganizmaların gelişmesini engellediğini anlatan Korukluoğlu, şunları ifade etti: "Zencefilin bakteri, virüs ve kansere karşı koruyucu etkisi var. Ancak baharat ve tıbbi bitkilerin etki mekanizmaları birbirinden farklı. Özellikle herhangi bir ilaçla olumsuz etkileşime girmemesi için dikkatli ve kontrollü kullanılması gerektiği unutulmamalı."

Doğal beslen, sigara ve alkolden uzak dur

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı, kanser tehlikesini azaltan besinleri ve riski artıran faktörleri bir broşürde topladı. Sigara ve alkolün kansere davetiye çıkardığına dikkat çekilen broşürde, kansere karşı koruyucu özelliği olan gıdalar şöyle sıralandı: Sebze: Soğan, sarımsak, lahana, havuç, ıspanak, marul, kıvırcık, salatalık, pazı ve asma yaprağı, karnabahar, pırasa, şalgam, turp, maydanoz, tere, nane, roka, biber, taze fasulye, bezelye, bakla, mantar, patlıcan, enginar, kabak, domates, pancar, bamya. Meyve: Portakal, greyfurt, limon, kuşburnu, böğürtlen, kızılcık, elma, armut, ayva, erik, kiraz, vişne, çilek, kavun, karpuz, üzüm, incir, nar, dut, muz, hurma. Kuruyemiş: Leblebi, kestane, badem, fındık, fıstık, ceviz. Tahıl: Kepekli ekmek, çavdar ekmeği, bulgur, yarma. Hayvansal besin: Karaciğer, böbrek, yürek, yumurta, yağsız peynir, çökelek, yoğurt.
#2028
"Süper Yiyecekler" olarak adlandırılan 14 temel besin ürünü beslenme uzmanları tarafından yaşlılığa derman olarak gösteriliyor. Bu yiyeceklerin haftada en az 4 kez tüketilmesi öneriliyor. İşte 14 süper yiyecek ve faydaları;

Brokoli: Yaşlanmayı geciktiren bitkilerin başında geliyor. Toksinlerin oluşumunu engelliyor. Vücuttaki hücrelerin zarar görmesini yavaşlatıyor. Kansere karşı da koruyucu.

Portakal: Dinamizmin kaynağı. Damar tıkanıklığını önlüyor. Vücuttaki direnci arttırıyor.

Yulaf: Lif deposu... Kolestrol düşürücü özelliği bulunuyor. Sindirimi hızlandırdığı için de diyet reçetelerinde tercih ediliyor.

Domates: Kanser önleyici antioksidan ihtiva ediyor. Kadınlarda göğüs ve yumurtalık kanseri riskini azaltıyor. Kalp krizi riskini de düşüren özelliği bulunuyor.

Somon balığı: Bir porsiyon somon balığı 19 gram protein ve bolca Omega-3 içeriyor. Omega-3 kalp krizi riskini azaltarak kan basıncını kontrol altına alıyor.

Bezelye: Protein, lif ve nişasta açısından zengin bir besindir. Bezelye vücuda enerji verir ve vücudu kuvvetlendirir. Kasların gelişmesine ve yenilenmesine yardım eder. Kansızlığa iyi gelir. Kan Kanserine karşı koruyucudur. Karaciğerin çalışmasını düzene sokar.

Ceviz: Yüksek kolesterolü düşüren ceviz, damar tıkanıklıklarını ve şeker hastalığı tedavisine yardımcı oluyor. İçerdiği demir sayesinde kansızlığa iyi geliyor.

Böğürtlen : Yaşlılıktan kaynaklanan hafıza kayıplarını önlüyor. İshal ve ağır yarası ile ayak yorgunluğuna birebir. Ayrıca güzellik kaynağı olarak tanımlanıyor.

Yoğurt: Zengin besin değeri sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir, bu özelliği nedeniyle vücudu kanserden korur... Vücutta kendi kendine sindirilen tek gıda yoğurttur. Tüberküloz hastalığına karşı doğal bir antibiyotik etkisi gösterir. Stres, alkol, kolalı ve karbonatlı içeceklerle zarar gören sindirim sistemini korur.

Bal kabağı: Bir küçük tabak balkabağı, günlük beta-karoten ihtiyacının %25'ini, C vitamini ihtiyacının yüzde 10'unu karşılar ve iyi miktarda potasyum içerir. Ayrıca iyi bir lif kaynağıdır. Beta-karoten, birçok kanser çeşidini önlemeye yardımcı olabilir.

Soya fasulyesi: 453 gramlık soya ununda 31 yumurtanın, 6 büyük şişe sütün veya 900 gramlık kemiksiz etin ihtivâ ettiği kadar protein bulunduğu belirlendi. Vücut için birebir...

Hindi: 125 gramı, vücudun günlük folik asit ihtiyacını karşılar. Folik asit, kan hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur.

Ispanak: Antioksidan özelliği taşıyan A vitaminine dönüşen betakaroten içerir. Sağlıklı gözler için gereklidir. Katarakt ve diğer göz tabakalarının bozulmasına karşı lutein maddesi de içerir.

Çay: Günde 2 bardak içilen çayla, 4 elma, 5 soğan, 7 portakal yemiş gibi kalp dostu antioksidan madde almış olursunuz. Özellikle çocukların haftada en az 6 bardak sütlü çay içmesini öneriliyor.
#2029
İnsanlar için mükemmel beslenme listesi yoktur. Ancak, her çeşit beslenme planında yaygın olan tek şey, tüm yiyeceklerin çok az işleme tabi tutulmasıdır. Kabuklu kuru yemişler, yaban mersini, işlenmemiş süt, açık mezrada kesilen et gibi işlenmemiş yiyeceklerin her zaman sağlıklı olduğu biliniyor. Bitkisel özler, enzimler, vitaminler, mineraller, antioksidanlar, antiinflamatuar ve sağlıklı yağlar içeren bu yiyecekler, sizi sağlıklı ve zinde tutar.  

Forbes dergisi, sağlık sayfalarında dünyanın en sağlıklı 12 yiyeceğini açıkladı.

İşte Amerikalı ünlü beslenme uzmanı Jonny Bowden'ın kitabından derlenen dünyanın en sağlıklı gıdaları:

Soğan - sarımsak: Mide, prostat, yemek borusu kanserlerine karşı korur. Kalp hastalığı riskini yüzde 20 azaltıyor.

Yaban mersini: Kanserden koruyan antioksidanlar içerir ve hafızayı güçlü kılıyor. Lif bakımından zengindir.

Fasulye: Kiloyu dengeleyip, kan şekerini düzenliyor. Kolon kanseri ve kalp hastalığından koruyor. İçerdiği lifler sayesinde, uzun ve sağlıklı yaşamın bir parçasıdır.

Somon: En iyi anti-aging gıdası. Omega-3 beyni ve kalbi korur. Ruh halini dengeler ve kan şekerini düzenler.

Süt: Vitamin, mineral ve yararlı bakteriler bakımından zengin olan süt, kanserle savaşan CLA asidini de içerir.

Fındık- fıstık: Haftada 5 kez tüketmek kalp krizi ve kalp hastalığı riskini yüzde 30-50 arasında azaltıyor. Her gün için 25 gramlık, badem, ceviz, fıstık, fındık yeterli.

Kırmızı et: İşlemden geçirilmemiş kırmızı et, omega-3 bakımından zengindir. Özellikle meralarda yetişen hayvanlardan elde edilen etten, makul miktarda tüketildiğinde kanserden koruyor. Protein ve B12 vitamini kaynağı.

Yumurta: Doğanın en kusursuz yiyeceği olarak tanımlanıyor. Protein bakımından zengin ama kalorisi düşük. Beyni korur ve göz sağlığını güçlendirir.

Brokoli: Tüm kanser risklerini azaltır. Mineral ve vitamin oranları çok yüksektir. Ayrıca vücudu toksinlerden arındıran kimyasallara sahiptir. Brokoli, kabak, brüksel lahanası, kara lahana gibi sebzeler,kanser riskini azaltmaya yardımcı olan indol isimli bitki kimyasalları içeriyor.

Elma: Akciğer kanseri, astım ve diyabete karşı korur. Kemik güçlendiren K vitamini içerir. Yemeklerden 30 dakika önce tüketildiğinde iştahı bastırmaya yardımcı olur

Nar: Antiokidanlar bakımından zengindir. Kan basıncını dengeler, damarları korur ve tümörlerin büyümesini engeller.

Yeşil çay: Dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çayın değişik formları (siyah, beyaz, yeşil, Çin çayı gibi) anti oksidanlar ve antiinflamatuar içeriyor. Yeşil çay gibi bazı türleri ise, kansere karşı etkili olan katesin isimli bitki kimyasalları içeriyor. Mesane, kolon, nefes borusu, pankreas, rektum ve mide kanserlerine yakalanma riskini azaltıyor. Kilo kontrolünü kolaylaştırıyor.
#2030


Besinler doğru kullanıldığında meme kanserine karşı etkili silahlara dönüşüyor. Şeker ve şekerden yapılan tüm gıdalar kanseri tetikler ve kanserli hücreyi besler.

Memede fibrokisti olan kişilerde kafein ve çikolata fibrokistlerin çoğalmasına neden olabiliyor. Yapılan çalışmalarda ise meme kanserinde yeşil çayın riski azalttığı, limon içeriğindeki ellagic asit nedeniyle koruyucu, hastalığın ilerlemesinde durdurucu etkiye sahip olduğu bazı deneylerde görülmüştür.

--------------------------------------------------------------------------------

Kansere karşı savaşan besinler

* Ailenizde meme kanseri varsa özellikle tüketmeniz gereken iki besin vardır ki, bu besinler meme kanserinden sizi koruyacaktır. Soya yağı ve keten tohumu meme kanserinden korunmada özellikle fibrokistik memelerde kullanımı şiddetle önerilen iki besindir. Önemli nokta; meme kanseri olmuş kişide keten tohumu ve soya yağı önerilmemektedir.

* Limonu sadece salatalarınıza katmayıp, kabuğuyla yemeye çalışın. Bahsettiğimiz bu etken madde sadece limonda değil, özellikle yüksek oranda böğürtlen yapraklarında da bulunmaktadır. Limon kabukları ve böğürtlen yapraklarından yapacağınız bir bitki çayı hem keyifle içmenize hem de sizi meme kanserinden korumaya yardımcı olacaktır.

* Yeşil çay günümüzde yaygın olarak tüketilen mucize bir bitkidir. Etkisi polifenollerinden kaynaklanmaktadır. Yapılan çalışmalarda meme kanserinde yeşil çayın riski azalttığı görülmüştür. Güçlü antioksidan etkiye de sahip olan yeşil çayı günde en az dört fincan tüketmeye özen gösterin.

* Soğan ve sarımsak, yemeklerimizden eksik olmayan mucizevi iki besindir. Yüksek oranda selenyum ihtiva ederler.

* Her gün mutlaka 2 adet portakal tüketin, semizotu, brokoli, marulu sofranızdan eksik etmeyin.

* Balık ve tavuk tüketimi önerilmektedir. Bitkisel kaynaklı protein grubunda özellikle kuru baklagiller çok büyük önem taşır. Haftada 2-3 kez bezelye, kuru fasulye, nohut ve mercimek tüketilmelidir.

--------------------------------------------------------------------------------

Doğru pişirme tekniği kansere karşı koruyor

* Besinlerin tütsülenmesi, tuzlanması gibi işlemler ve nitrit-nitrat gibi maddelerin katılması ile besinlerde güçlü kanserojen etki göstermektedirler.

* Besinlerin aşırı saflaştırılması, kanserden koruyan lifli kısmın yok olmasına neden olmaktadır. Örneğin; buğdayın rafine edilişi ve unun değersiz kısmının kalışı, yarardan çok zararlı bir etki göstermektedir.

* Hatalı pişirme yöntemleri, özellikle kızartma, mangal, barbekü gibi yöntemler besinlerde kanserojen maddelerin oluşmasına neden olur. Sebzelerin aşırı sıcaklıkta uzun süre pişirilmesi yararlı mineral ve vitaminlerin kaybıyla sonuçlanmaktadır.

* Sebzeleri ve meyveleri doğradıktan sonra uzun süre bekletmek çok yararlı olan C, A ve B vitaminlerinin kaybına neden olmaktadır.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=750488
#2031
İngiliz bilim adamları, kansere karşı etkili olabileceğini düşündükleri mor domates yetiştirdi. Norwich'teki John Innes Merkezi'nden bir ekip, mor domatesi, 'antosiyanin' adlı bir antioksidan pigmenti açısından zengin aslanağzı çiçeğinin genlerini domatese aşılayarak elde etti.

Araştırmada, kansere meyilli bir grup fareye mor, diğerine de normal domates verildi. Testlerde, mor domates yiyenlerin yaşam sürelerinin daha uzun olduğu görüldü. Böğürtlen, yabanmersini gibi meyvelerde çokça bulunan antosiyaninlerin kolon kanseri hücrelerinin büyümesinin yavaşlamasına yardım ettiği ortaya çıkmıştı. Bu maddenin bulunduğu sebze meyvelerin ayrıca kardiyovasküler hastalıklarla yaşlanmanın getirdiği bazı hastalıklara karşı koruma sağladığı da düşünülüyor. John Innes'in ekibi, daha sık yenilen sebze ve meyvelerdeki sağlığa yararlı maddelerin seviyesini artırmak için araştırmalar yapıyor. Domateste de likopen ve flavonoidler gibi faydalı antioksidan maddeler bulunuyor.
#2032
Gaziosmanpaşa Üniversitesi (GOPÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Resul Gerçekcioğlu, böğürtlenin kalp damar hastalıkları, gırtlak ve bağırsak kanseri, diyabet gibi birçok rahatsızlığa karşı şifa kaynağı olduğunu bildirdi. 
 
Prof. Dr. Gerçekcioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, böğürtlenin tedavi edici özelliklerinin yıllardır bilindiğini söyledi.

Böğürtlenin, bolca B grubu vitaminleri içerdiğinden gelişim çağındaki çocuklar ile ileri yaşlardaki insanların sağlığı açısından oldukça faydalı olduğunu belirten Prof. Dr. Gerçekcioğlu, şöyle devam etti:

''Böğürtlen, A ve C vitamini gibi kanser önleyici (antikanserojen) maddeler yanında yüksek oranda antioksidant kapasitesine sahiptir. Antioksidant seviyesi serbest oksijen radikallerini absorbe etme yeteneğinin bir ölçüsüdür. Diğer yiyeceklerle karşılaştırıldıklarında özellikle siyah ahududu ve böğürtlenler oldukça yüksek oranda oksijen radikal emilim (ORAC) değerine sahiptir. Ayrıca antisiyonince en zengin yiyecekler arasındadırlar.''

Böğürtlende, kanseri engelleyen bir madde olan ellagic asit içeriğinin de fazla olduğunu bildiren Prof. Dr. Gerçekcioğlu, şunları kaydetti:

''Laboratuvar hayvanlarında yapılan çalışmalarda, ilk kanser oluşum hücrelerinin aktif kansere dönüşümünü ellagic asidin engellediği görülmüştür. Bu araştırmaların ışığında, insanlar arasında en yaygın iki kanser olan gırtlak ve bağırsak kanserlerinde de bu maddenin etkileri üzerinde çalışmalar odaklanmıştır.''

Tohumuyla tüketilen böğürtlenin, tohumundaki doymamış yağ asitleri yönüyle şifa kaynağı olduğunu anlatan Prof. Dr. Gerçekcioğlu, ''Bazı yağlarda ve fındıklarda bol miktarda bulunan sıradan lipophilic antoksidantlardır. Bunların böğürtlen, ahududu ve diğer bazı üzümsü meyvelerin çekirdeğindeki varlığı, vitamin E aktivitesine antioksidant potansiyeli sağlar'' diye konuştu.

Üzümsü meyve çekirdeklerinde, kalp hastalıkları, diyabet ve kansere karşı etkili bir koruyucu olarak bilinen esansiyel yağ asitlerinin yüksek oranda bulunduğunu ifade eden Prof. Dr.Gerçekcioğlu, ''Bu yağların koroner kalp hastalıkları ve birçok kansere karşı koruyucu özellikleri vardır. Bu yağ asitleri, balıklardan ya da algler gibi deniz canlılarından elde edilebilir'' dedi.

Besleyici değeri oldukça fazla olan böğürtlenin yetiştirilmesiyle ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Resul Gerçekcioğlu, böğürtlen ekili bir alanda dönümden 2-4 ton arası meyve alınabildiğini söyledi.

Reçel, marmelat, meyve suyu, dondurma, pasta, ilaç, bitkisel çay gibi ürünlerin ham maddesi olan böğürtlenin sofralık tüketiminin de yaygın olduğunu anlatan Gerçekcioğlu, böğürtlenin kilosunun 4-6 TL arasında satıldığını belirtti.

Prof. Dr. Gerçekcioğlu, Tokat'ta uzun yıllar sürdürülen adaptasyon çalışması sonucunda, böğürtlenin yöreye uygun çeşitlerinin belirlendiğini sözlerine ekledi.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=868340
#2033
Böğürtlenin sayısız faydası olduğunu biliyor muydunuz? Ya da kansere karşı en etkili meyve olduğunu... Prof. Dr. Erkan Topuz, böğürtlenin kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engellediğini söylüyor.

Topuz, herkese günde bir avuç böğürtlen yemesini tavsiye ediyor. Böğürtleni mevsiminde tüketebileceğiniz gibi yaprağını kurutup kışın çayını içebilirsiniz. Şurubunu ya da marmelatını da yapabilirsiniz. Ayrıca böğürtlen dondurma, pasta, ilaç ve kozmetik sektörlerinde de kullanılıyor.

Sıcaktan bunalmış bir vaziyette yürürken karşınıza bir işporta tezgâhında ya da manav reyonunda çıkıyor. Göz alıcı rengi bakar bakmaz ekşi ve ferah tadını hayal ettiriyor. Böğürtlen mevsimindeyiz. Birkaç yıl öncesine kadar az bulunan ve pahalı bir meyve olan böğürtlen şimdilerde hiç olmadığı kadar bol. Dolayısıyla önceki yıllara göre daha ucuz. Çünkü 8 yıldır Tarım Bakanlığı'nın üniversitelerle birlikte yaptığı çalışmalar sayesinde 10 ilde böğürtlen yetiştiriliyor. Tokat, Adana, Samsun, Maraş, Ordu, Erzurum, Erzincan, Malatya, Hatay ve Isparta'da tarlalara böğürtlen dikildi. Bu yıl beklenenden çok hasat elde eden çiftçiler dondurma, pasta, ilaç ve kozmetik sektörlerinin ihtiyacını karşıladıktan sonra ellerinde kalan ürünü piyasaya sürdü.

Kültür böğürtleni olarak adlandırılan tarla böğürtlenleri hem renk hem de büyüklük olarak göz dolduruyor. Daha küçük ve açık renkli olan yaban böğürtlenleri ise tadı ve faydası bakımından daha makbul. Fakat toplanması zor ve üretimi az olduğu için kültür böğürtlenine razı olmak gerekiyor. Çünkü böğürtlenin başta kanser olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiğini öğrenince bu meyveyi sofralarınızdan eksik etmeyeceksiniz.

Kanser savaşçısı böğürtlen

Böğürtlenin içinde bulunan ellagik asit, antikansorojen madde olarak biliniyor. Onkolog Prof. Dr. Erkan Topuz, Amerika'da hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde böğürtlenin kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engellediğinin, hatta küçülttüğünün ntespit edildiğini söylüyor. Ellagik asit, böğürtlenin yanı sıra, çilek, üzüm ve ahudududa da bulunuyor. Topuz, günde bir avuç böğürtlen yenilmesini tavsiye ediyor. Böğürtlen yaz ortası ve sonbahar başında hasadı yapılan bir meyve. Yılın diğer zamanlarında ise şurubu veya marmelatı tüketilebilir. Böğürtlenin bir özelliği de dondurucuya konulabilen bir meyve olması. Dondurucuda özelliğini ve lezzetini kaybetmiyor, uzun süre kalabiliyor. Dolayısıyla da kışın ortasında taze böğürtlen tüketebilirsiniz. Böğürtlenin sadece meyvesi değil yaprağı ve kökü de kansere karşı etkili. Böğürtlen yaprağını kurutup kışın çayını içebilirsiniz.

Onkoloji profesöründen böğürtlen şurubu tarifi

Böğürtlenin faydasını göstermesi için yılda birkaç defa yemenin etkili olmayacağını söyleyen Topuz, sürekli tüketilmesini öneriyor. ve kadınlara böğürtlen şurubu tarifi veriyor: Böğürtleni bol olduğu zamanlarda alıp ezerek bir süre kaynatın. Pekmez haline gelmeden sıvı olarak şişeleyin. Kesinlikle şeker katmayın ve bu şuruptan günde üç çorba kaşığı tüketin. Yine böğürtlenli pasta ve dondurmaları bolca tüketebilirsiniz.

Anadolu çiftçisinin meyve yetiştiriciliği konusundaki danışmanı Prof. Dr. Resul Gerçikçioğlu, Türk çiftçisinin böğürtleni nihayet keşfettiğini söylüyor. Hem faydası hem de çok sayıda sektörde kullanılıyor olması böğürtlen üretimini her yıl artırıyor. Birçok bölgede yaban böğürtleni yetiştiği için bugüne kadar tarımını yapmak çiftçilerin aklına gelmiyordu. Bakanlığın ve akademisyenlerin desteğiyle çiftçiler buğday ve karpuz tarlalarına böğürtlen dikti. Kazançlarından da çok memnunlar. Gerçekçioğlu, üretimin iyi gittiği ve böğürtleni daha çok tüketeceğimiz müjdesini veriyor.

***

Böğürtlenin faydaları saymakla bitmiyor

İçeriğinde bulunan ellagik asit antikanserojen madde olarak biliniyor. Bu madde kanser hücrelerinin ve tümörün büyümesini engelliyor. Göğüs ve rahim tümörünün büyümesini engellediği Amerika'da Kuzey Carolina'daki Clemson Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda tespit edilmiş.

Hafızaya iyi geliyor.

Yaprağından yapılan çay, ağız yaralarını iyileştiriyor.

Kanı temizliyor.

Cildi güzelleştiriyor. Bu sebeple kozmetikte de çok kullanılıyor.

Böğürtlen suyu kan şekerini dengeliyor.

Bol vitamin içeriyor. Özellikle içeriğindeki B grubu vitaminler çocukların gelişimini olumlu yönde etkiliyor.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=872972&title=kansere-karsi-en-etkili-meyve-bogurtlen
#2034
Dava için verilen genel vekaletteki ahzu kabz yetkisi, vekili, müvekkilin davayla ilişkisi olmayan alacaklarını tahsil ve bankadaki hesabından para çekme hususunda yetkili kılmaz. Konuyla ilgili emsal bir Hukuk Genel Kurulu Kararı:

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2001/11-662
K. 2001/697
T. 10.10.2001
• AHZUKABZ YETKİSİ ( Vekaletnamenin İlişkin Olduğu İşten Başka İşlerde Hüküm İfade Etmeyeceği )
• VEKALETNAMEDEKİ AHZUKABZ YETKİSİ ( Vekaletnamenin İlişkin Olduğu İşten Başka İşlerde Hüküm İfade Etmeyeceği )
• GENEL VEKALETNAMEDEKİ AHZUKABZ YETKİSİ ( Davayla İlişkisi Olmayan Alacaklarını Tahsil Konusunda Vekile Yetki Vermeyeceği )
818/m.388
1086/m.60,61,62,63
ÖZET : Vekilin hükmolunan şeyi alabilmesi için vekaletnamesinde özel bir ahzukabz yetkisinin bulunması gerekir. Vekil, bu ahzu kabz yetkisine dayanarak, hükmolunan şeyi ilamların icrası yoluyla icra dairesi aracılığı ile tahsil edebileceği gibi, icra dairesi dışında da tahsil edip borçluya makbuz verebilir. Dava için verilen genel vekaletteki ahzukabz yetkisi, vekili müvekkilin davayla ilişkisi olmayan alacaklarını tahsil ve bankadaki hesabından para çekme hususunda yetkili kılmaz.
DAVA : Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 13.6.2000 gün ve 2000/244 E- 559 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18.12.2000 gün ve 2000/8776-10227 sayılı ilamiyle; ( ...Davacı vekili, müvekkilinin, Mehmet Gölbeyoğlu'nun keşide ettiği çekin hamili olduğunu, keşideci hakkında Asliye Ceza Mahkemesince verilen mahkumiyet kararı sonrasında cezanın düşmesi için çek bedelinin keşideci tarafından davalı bankaya bloke edildiğini, çek aslını da ibraz eden müvekkiline banka tarafından ödeme yapılmadığını ileri sürerek, 436.000.000 liranın %70 reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı şirket yetkilisinin yetkisini gösteren belgelerle müvekkiline başvurmadığını, davacı vekilinin de vekaletnamesinin genel vekaletname olup, çek bedelini tahsil konusunda yetkisi bulunmadığından vekile de ödeme yapılmadığını, müvekkiline de usulünce başvuru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı bankanın muteber bir çekten dolayı çek bedelini davacı vekiline ödememesinin hukuka uygun bulunmadığı, vekaletnamede özel yetki bulunmadığına ilişkin savunmanın kabul edilemeyeceği, ibraz halinde çek bedelini ödemekle yükümlü bulunan davalı bankanın ödemeden kaçınmasının onu temerrüde düşürdüğü gerekçesiyle 295.000.000 TL ve gecikme faizi tutarı olan 141.000.000 TL olmak üzere toplam 436.000.000 TL nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 295.000.000 TL asıl alacağa 13.3.2000 dava tarihinden itibaren reeskont oranında faiz-uygulanmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1. Dava dosyası içindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Davacı vekili, davalı banka nezdinde davacı adına yatırılan paranın, genel vekaletname ile vekil kılınan şahsa ödenmemesi nedeniyle, hesaptaki paranın faiziyle birlikte tahsilini istemiştir. Davacı şirket yetkilisi, İstanbul 22. Noterliği tarafından düzenlenen vekaletname ile avukat Azmi İsler'i vekil tayin etmiştir. Vekaletname dava açma ve takip etme yetkisini içeren genel vekaletname olup, bankacılık işlemleri yapma konusunca bir yetki içermemektedir. Davacı şirket vekilinin anılan vekaletname ile davalı bankadan davacı adına para çekme yetkisi bulunmadığından, davalı bankanın davacı adına yatırılan parayı ödememesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle dava tarihine kader işlemiş faizden davalı bankanın sorumlu tutulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine çeri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Mahkemece, davacı şirket vekilinin vekaletnamesindeki ahzu-kabz yetkisine dayanılarak davanın kabulü gerektiği yönündeki ilk kararında direnilmiş bulunmaktadır.
Davacı şirket vekilinin, davalı bankadan müvekkili adına depo edilmiş parayı çekmek için kendisine, dava ve icra takipleri konusunda verilen ve ahzu-kabza ilişkin yetkiyi de içeren vekaletname ile bankaya başvurduğu anlaşılmaktadır.
BK.nun 388 inci maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarına göre, vekalet akdinin kapsamı sözleşme ile açıkça belirlenmemiş ise, ilgili olduğu işin niteliğine göre belirlenmesi gerekli olup, vekalet vekilin üzerine aldığı işin yapılması icap eden hukuki tasarrufları ifa yetkisini kapsar.
Davaya vekalette ise, bu vekaletin kapsamı özel olarak HUMK.nun 60-63 ncü maddeler arasında düzenlenmiş olup, bu düzenlemeye göre, vekilin hükmolunan şeyi alabilmesi ( tahsil edebilmesi ) için vekaletnamesinde özel bir ahzu kabz yetkisinin bulunması gerekir. Vekil, bu ahzu kabz yetkisine dayanarak, hükmolunan şeyi ilamların icrası yoluyla icra dairesi aracılığı ile tahsil edebileceği gibi, icra dairesi dışında da tahsil edip borçluya makbuz verebilir.
Dava için verilen genel vekaletteki ahzu kabz yetkisi, vekili müvekkilin davayla ilişkisi olmayan alacaklarını tahsil ve bankadaki hesabından para çekme hususunda yetkili kılmaz. Bu husus öğretide de aynen benimsenmektedir. ( Bak. Prof. Dr. Haluk Tandoğan Borçlar Hukuku Özel Borç ilişkileri Dördüncü basım cilt:II, Sh. 406, Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü altıncı baskı cilt;2, sh: 1292 )
Dava konusu olayda ise, davacı vekili dava konusu alacağın temelini teşkil eden çeke ilişkin ceza davası sebebi ile avukat olarak müvekkili alacaklı şirketi ceza davasında temsil etmiş ise de, bu mahkemenin kararında çek bedelinin bankadan tahsili hakkında bir hüküm bulunmamaktadır. Kaldı ki, davanın konusunu teşkil eden para, bankaya bir mahkeme kararı gereğince depo edilmiş bir para da değildir. Borçlunun mahkumiyet hükmünden kurtulabilmek için alacaklı adına davalı bankaya depo ettiği paranın tahsil yetkisi, dava için verilen vekaletnamedeki ahzu-kabz yetkisi dışındadır.
Bu durumda mahkemenin, avukatın vekaletnamedeki ahzu-kabz yetkisine dayanarak davanın devam etmesi isabetsiz olduğu gibi, yasal dayanaktan yoksun bir gerekçe teşkil eden, avukatlık saygınlık ve güvenirliliğine dayalı kabul gerekçesi de yerinde görülmediğinden, usul ve yasaya aykırı olan direnme kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Davalı temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 10.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.

Buna mukabil, avukatın genel vekaletnamesinde geçen ahzu kabz yetkisine istinaden karşılıksız çekler sebebiyle bankaların ödemekle yükümlü olduğu yasal karşılıklar talep edilebilir. Konuyla ilgili emsal bir Yargıtay Kararı:

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2006/2283
KARAR NO:2007/5748

Taraflar arasında görülen davada Üsküdar 3.Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 19.01.2006 tarih ve 2005/877-2006/11 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesini süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için tetkik hakimi Deyiş Cesur tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü.

Davacı vekili, davalı bankanın Bakırköy şubesinde çek hesabı bulunan dava dışı E..A.Ş. 8 adet çek keşide ederek borcuna karşılık müvekkiline verdiğini çeklerin süresinde ibraz edilmesine karşın karşılıksız çıktığını 3167 sayılı kanunun 10.maddesi gereğince her bir çek yaprağı için davalının 350,00 YTL'nin tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili müvekkilinin çek bedellerini ödemekten kaçınmadığını usulüne uygun vekaletname ile başvurulmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre çeklerin davalıya teslim edilmediğini genel dava vekaletinin bankalarda bu vekaletle ile ilişkisi olmayan alacakların tahsili ve banka hesabında para çekme hususunda davacı vekilinin yetkili kılmayacağı davanın bu işleme muvafakat vermesinin de davacı vekilini yetkili hale getirmeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava 3167 sayılı kanunun 10 maddesinde kaynaklanan teminat bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, davacı vekilinin bankadan para çekme husussunda yetkili kılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Kural olarak dava hakkı o hakkın sahibi olan kimseye aittir. HUMK'nun 59 maddesi gereğince dava açmaya ehil olan kişi davasını bizzat yahut vekil aracılığıyla ikame ve takip edebilir. Anılan hüküm uyarınca hak sahibi davayı bizzat açabileceği gibi vekil aracılığıyla da açabilir. Avukatlık Kanun'un 35.maddesi gereğince kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak adli işlemleri takip etmek bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek yalnız baroda yazılı avukatlara aittir. Baroda yazılı avukatlar birinci fıkradakiler dışında kalan resmi dairelerdeki bütün işleri de takip edebilirler.

Somut olayda davacı şirket usulüne uygun vekaletname ile vekili(avukatı) aracılığıyla karşılıksız çıkan çek bedellerinin teminat altına alınan miktarının tahsilini istemiştir. Bu durumda mahkemece davanın esasına girilerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı olduğu şekilde genel dava vekaletinin banka hesabında para çekmek yetkisi vermediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ,ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın istediği halinde temyiz edene iadesine 12.04.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
#2035
Bir restoranın tuvaletinde gizlice sigara içen Necmettin E., işyeri sahibine yakalandı. Restoranın sahibi 155'i arayarak polise ihbarda bulundu. Olanlar ise bundan sonra oldu...

Bursa'da bir restoranın tuvaletinde sigara içerken yakalanan adam gözaltına alındı. Müşterisinin yaka paça karakola götürüldüğünü iddia eden işyeri sahibi ise polisin yasayı bilmediğini iddia ederek tepki için restoranına kilit vurdu.

Edinilen bilgiye göre bir restoranın tuvaletinde gizlice sigara içen Necmettin E. (46), işyeri sahibine yakalandı. Restoranın işletmecisi hemen 155 Polis İmdat telefonunu arayarak ihbarda bulundu. Olay yerine gelen ekipler, iddiaya göre Necmettin E.'yi yaka paça gözaltına alırken, işyeri sahibinin de kimliğine el koydu.

Şehit Şerafettin Karakolu'na götürülen Necmettin E.'ye Kabahatler Kanunu'nun 39. maddesi uyarınca 69 TL para cezası kesildi. Müşterisinin yaka paça gözaltına alınmasına tepki gösteren işyeri sahibi Şafak Sevinçlerli ise polisin yasayı bilmediğini savunarak tepki için restoranına kilit vurdu.

İŞSİZİM PARAM YOK

İşsiz olduğunu ifade eden Necmettin E. ise, "Kanun neyse o. Fakat 69 TL param yok. Bir işim yok. Bazen günde içtiğim sigara 3 paketi buluyor. Param yok ama arkadaşlarım sağolsun sigaramı alıyorlar" dedi.

http://www.haber7.com/haber/20090724/Tuvalette-sigaraya-polis-gozaltisi.php
#2036
Bir bonoda şayet iki ayrı (birbirinden farklı) vade tarihi bulunuyorsa, o bono hukuken kambiyo senedi vasfını yitirir. Böyle bir senede istinaden hukuki yollara müracaat edilemez. Konuyla ilgili emsal bir Yargıtay Kararı:

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
E. 2006/151
K. 2006/3212
T. 21.2.2006
• TAKİBİN İPTALİ TALEBİ ( TTK.nun 615/Son Maddesi Gereğince Dayanak Belge Kambiyo Senedi Vasfını Taşımadığından Mahkemece Re'sen Takibin İptali Gereği )
• KAMBİYO VASFINI TAŞIMAYAN BELGE ( Mahkemece Re'sen Takibin İptali Gereği )
• SAHTE SENET NEDENİYLE CEZA DAVASI AÇILMASI ( HUMK.nun 317. Maddesinde Öngörülen Koşulların Araştırılması ve Ceza Davasının Ön Mesele Olarak Kabulünün Gerekip Gerekmediği Düşünülmesi Gereği )
6762/m.615/son
1086/m.317
2004/m.170/a-2

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : İİK.nun 170/a-2. maddesi gereğince icra mahkemesi müddetinde yapılan bir itiraz nedeniyle kendisine intikal eden işlerde takibin dayanağı olan kambiyo senedinin bu vasfı taşıyıp taşımadığını kendiliğinden gözeterek takibi iptal edebilir.

Somut olayda, takip dayanağı bonoda vade tarihi rakamla (14.02.2003), yazı ile ise (Dört Şubat İkibin Üç) şeklinde gösterilmiş ve bononun birbirini takip eden iki ayrı vadeyi içerdiği saptanmıştır. Bu durumda, TTK.nun 615/son maddesi gereğince dayanak belge kambiyo senedi vasfını taşımadığından mahkemece re'sen takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi yasaya aykırıdır.

Ayrıca, kabule göre de; takip dayanağı senedin sahte olduğundan bahisle ceza davası açıldığına göre HUMK.nun 317. maddesinde öngörülen koşullar araştırılmadan ve ceza davasının ön mesele olarak kabulünün gerekip gerekmediği düşünülüp tartışılmadan eksik inceleme ile sonuca gidilmesi de isabetsiz bulunmuştur (HGK.nun 06.02.2002 tarih 2002/19-18 E. 2002/48 K.).

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 21.02.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.
#2038
Anayasa Mahkemesi Suriye sınırındaki mayınlı arazilerle ilgili CHP'nin başvurusunu görüştü ve karara bağladı. Anayasa Mahkemesi yasanın iptali talebini kısmen reddetti...

Anayasa Mahkemesi, 5903 sayılı Türkiye ile Suriye Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun'un, mayınlı arazilerin temizlenmesinin ardından elde edilecek arazilerin tarımsal amaçlı kullanılmasının yürürlüğünün durdurulması istemini reddetti.

Yüksek mahkeme, mayın temizle işinin Milli Savunma Bakanlığınca yaptırılacağına ilişkin hükmün yürürlüğünün durdurulması istemini de yerinde görmedi.

Anayasa Mahkemesi, Milli Savunma Bakanlığınca temizleme işinin yaptırılamaması halinde taşınmazların tarımsal faaliyetlerde kullandırılması karşılığında, kullanım süresinden en fazla indirimi teklif edene ihale edilmek suretiyle yaptırılacağına ilişkin hükmün yürürlüğünü durdurdu. Mahkeme, ''taşınmazların temizleme karşılığı tarımsal faaliyetlerde kullandırılmasına'' ilişkin hükmünde yürürlüğünü durdurma kararı verdi.

Anayasa Mahkemesi, TBMM'deki tüm muhalefet partili milletvekillerinin imzasıyla açılan davada, yürürlüğün durdurulması istemini karara bağladı.

Anayasa Mahkemesi, kanunun, ''amaç ve kapsamını'' düzenleyen 1. maddesinin 1. tümcesinde yer alan ''...ve bu suretle elde edilecek arazilerin, tarımsal amaçlı kullanılması...'' ibaresinin yürürlüğünün durdurulması istemini reddetti.

Yüksek Mahkeme, ''ihale işlemleri'' başlığıyla düzenlenen 2. maddesinin 1. numaralı fıkrasının yürürlüğünün durdurulması isteminin de reddine karar verdi. Bu hüküm mayın temizleme işinin Kamu İhale Kanunu'nun ''istisnalar'' başlıklı 3. maddesinin (b) fıkrasında belirtilen, istisna hükümlere göre Milli Savunma Bakanlığınca yaptırılacağını öngörüyor.

Yüksek Mahkeme, yine aynı maddenin 2 numaralı fıkrasının 3. ve 5. tümcelerinin yürürlüğünün durdurulması isteminin de reddini kararlaştırdı. Reddine karar verilen 3. tümce, ''ihale komisyonlarının oluşumu ve çalışmasına ilişkin esas ve usullerin Maliye Bakanlığı tarafından belirleneceğini'', 5. tümce ise ''muayene ve kabul komisyonlarının görevleri ele çalışma esas ve usullerinin oluşturulacak komisyonca belirleneceğini'' öngörüyor.

YÜRÜRLÜĞÜ DURDURULAN HÜKÜMLER

Anayasa Mahkemesi, aynı kanunun 2. maddesinin 3 numaralı fıkrasının 1, 2, 4. ve 6. tümcelerinin yürürlüklerinin durdurulmasına karar verdi.

Söz konusu tümceler şöyle:

''Birinci ve ikinci fıkralar hükümleri çerçevesinde mayın temizleme işinin yaptırılamaması halinde, 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı Kanun hükümlerine tabi olmaksızın Hazineye ait ya da Maliye Bakanlığınca idare edilen mayından temizlenecek alanlar ile müstakil kullanımı mümkün olmayan ve bu taşınmazlarla bütünlük teşkil eden Hazineye ait diğer taşınmazların, tarımsal faaliyetlerde kullandırılması karşılığında, kullanım süresinden en fazla indirimi teklif edene ihale edilmek suretiyle yaptırılır.

Ayrıca, söz konusu alanda bulunan ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan taşınmazlar da aynı yöntemle Maliye Bakanlığı tarafından ihale edilir.

Bu fıkranın uygulanması halinde, ihale komisyonlarının oluşumu ve çalışmasına ilişkin esas ve usuller Maliye Bakanlığı tarafından belirlenir.

Muayene ve kabul komisyonlarının görevleri ile çalışma esas ve usulleri aynı komisyonca belirlenir.''

Anayasa Mahkemesi, kanunun 3. maddesinin 1 numaralı fıkrasında yer alan, ''...taşınmazların temizleme karşılığı tarımsal faaliyetlerde kullandırılması süresi ise...'' ibaresinin de yürürlüğünü durdurdu.

Bu fıkranın tamamı, ''Maliye Bakanlığınca yapılacak kullanım karşılığı temizleme ihalesinde mayın temizleme süresi taşınmazların yükleniciye tesliminden itibaren 5 yılı, taşınmazların temizleme karşılığı tarımsal faaliyetlerde kullandırılması süresi ise kabul işlemlerinin yapılmasından itibaren 44 yılı geçemeyeceğini'' öngörüyor.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlerin iptal istemini ise daha sonra karara bağlayacak.

http://www.haber7.com/haber/20090723/AYM-mayinli-arazi-kararini-verdi.php
#2039
Adli yargıda görev yapan hakim savcılarla ilgili 21.7.2009 tarihli atama kararnamesine bu linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.hsyk.gov.tr/kararname/yaz_kararname.xls

İdari yargıda görev yapan hakim savcılarla ilgili 23.7.2009 tarihli atama kararnamesine bu linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.hsyk.gov.tr/kararname/idari_kararname.htm
#2040
Üniversiteye girişte meslek liselileri mağdur eden katsayı uygulamasının kaldırılmasına iş dünyasından büyük destek geldi. Koç ve Zorlu Holding başta olmak üzere büyük şirketlerin nitelikli eleman ihtiyacını karşılamak için sürekli gündeme getirdiği katsayı probleminin aşılması, sektörde memnuniyetle karşılandı. 
 
Farklı katsayı uygulaması ile Türk sanayisinin 20 yıl geriye gittiğine dikkat çeken patronlar ve sivil toplum temsilcileri, son kararın bu gidişi durdurduğu görüşünde birleşti. Sanayi ve hizmet sektörünün yıllardır sıkıntısını çektiği nitelikli eleman ihtiyacının artık meslek liselerin-den karşılanabileceğini belirten iş adamları, aynı zamanda gençlerin işsizlik sorununun da çözüleceğini vurguladı. Patronların önümüzdeki sürece ilişkin değerlendirmeleri özetle şöyle: "Türk sanayisinin nihayet önü açıldı. Küresel krizden sonraki süreçte nitelikli elema- na sahip Türkiye ekonomisi daha iyi yerlere gelebilir. Bu karar, nitelikli personel arayan yabancı yatırımcının da önünü açar."

Meslek liselerinin önündeki 'katsayı' engelinin kaldırılmasını olumlu karşılayan İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş, meslekî ve teknik eğitimin önünün açılacağını ifade ederek, artık nitelikli ara eleman sıkıntısı çekmeyeceklerini vurguladı. YÖK'ün Türkiye ekonomisinin geleceğini belirlemede en önemli unsur olan meslekî eğitimin önündeki en büyük engeli kaldırdığına dikkat çeken Yalçıntaş, "Gençlerimiz artık üniversite sınavlarında puan kaybı endişesi taşımadan meslek liselerine gidebilecek. Böylece sanayimizin hayati ihtiyaç duyduğu nitelikli ara eleman ihtiyacı da daha sağlıklı bir şekilde karşılanabilecek." dedi.

Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu, kararı destekleyerek, bundan sonraki süreçte hem işsiz kalma sorununun ortadan kalkacağını hem de sanayinin vasıflı eleman ihtiyacını karşılayacağını söyledi. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Genel Başkanı Ömer Cihad Vardan da 28 Şubat sürecinde getirilen uygulama sebebiyle iş dünyasının ihtiyaç duyduğu nitelikli eleman istihdamı hususunda büyük bir boşluk oluştuğunu hatırlatarak, "Bir mesleksizler ordusu meydana getirmiştir. YÖK, meslekî eğitimi bitirme noktasına getiren katsayısı eşitsizliğini kaldırıp, 'tek katsayı' sistemini tekrar uygulamaya koyarak büyük bir hatadan döndü." diye konuştu.

HAK YERİNİ BULDU

Hak-İş Başkanı Salim Uslu, değişikliği, "Hak yerini buldu. İşletmeler kaliteli eleman bulma sıkıntısını aşacak. Üretim ve rekabette öne geçeceğiz." sözleriyle yorumladı. İşletmelerin kaliteli eleman bulma sıkıntısını aşacaklarına işaret eden Uslu, şunları kaydetti: "Daha özgürlükçü bir eğitim anlayışıyla meslek liselerine rağbet artacak. Sanayinin bel kemiği olan yetişmiş teknik eleman sorunu meslek liselerine müracaatların artmasıyla çözülecek. 1-2 yıl içinde meslek eğitimi almış gençler Türkiye'yi hem üretim hem rekabette öne çıkaracak."

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu Başkanı Celal Beysel, katsayı değişikliğinin, meslek lisesi reformunun önünü açtığını dile getirdi. Meslek liselerinde verilen eğitimin kalitesinin artırılması için müfredatın hızla değişen süreçlere ve taleplere ayak uydurabilecek kadar esnek bir yapıya kavuşturulması gerektiğinin altını çizdi.

MURAT YALÇINTAŞ: YÖK, büyük bir adaletsizliği ortadan kaldırdı
Türkiye'nin insan kaynağı planlaması açısından çok önemli bir adım. YÖK, büyük bir adaletsizliği ortadan kaldırdı. Meslekî ve teknik eğitimin önünü açarak iş dünyasının sesine kulak verdi. Değişiklik, genç işsiz oranını da düşürecek. Küresel krizin yaşandığı dönemde gerçekleşen düzenleme, sanayi ve iş dünyasına nefes aldıracak.

ÖMER CİHAD VARDAN: Meslekî eğitim reformu için önemli bir adım
Ülkemizin eğitim sistemini sıkıntıya sokan katsayı probleminin çözülmesi, meslekî eğitim reformunun gerçekleşmesine ilişkin önemli bir adım. Karar sayesinde, Türkiye'de meslekî eğitime verilen önem artacak ve sanayimizin nitelikli işgücü bulma sıkıntısı ortadan kalkacak. Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde eğitim alanında attığı adımlara da katkı sağlanacak.

AHMET NAZİF ZORLU: Sanayiye nitelikli personel imkânı doğdu
Katsayı uygulamasının kaldırılması, son derece yerinde, iyi bir karar. Bugün gelinen nokta itibarıyla meslek liselerinin sayısının daha da çoğaltılması gerekiyor. Düz lise ile meslek lisesi arasındaki ayırım birçok kişiyi işsiz bıraktı. Artık gençlerin hem işsiz kalma sorunu ortadan kalkacak hem de Türk sanayisi için nitelikli personel imkânı doğmuş olacak.

TUSKON Başkanı Rızanur Meral: Kriz sonrası atılım hamlesi olacak
Türk sanayisi, katsayı kararı ile 20 yıl birden geriye gitmişti. İş dünyası adına yüz karası idi. Şimdi çok iyi bir fırsat ortaya çıktı. Kriz sonrasındaki yeniden atılma hamlesi yapacak olan Türkiye'nin teknik personel ihtiyacının karşılanmasında önemli faydalar sağlanacak. Aradan geçen sürede teknik eleman sıkıntısı sebebiyle maliyetler yükseldiği için yatırımcılar yurtdışına kaçabiliyordu. Yeni teşvik sistemi ile birlikte yabancı yatırımcıların bundan sonra yönü Türkiye'ye dönecek.

Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Konukoğlu: Kaliteli eleman bulma şansı arttı
Bu durum zaten haksızlıktı. Hakkı olan hakkını aldı sadece. Meslek liseleri 6-7 yıldır hep geriye gidiyordu. Kimse meslek lisesine çocuğunu göndermek istemiyordu. Herkes düz liseye gittiği için üniversitelerde yığılma oluyordu. Üniversiteyi kazanamayanlar da boşta kalıyordu. Bundan sonra süreç daha farklı ve iyi olacak. Artık reel sektör için daha kaliteli personel bulma şansımız daha fazla. Bu durum Türk sanayisinin kalkınmasına da büyük katkı sağlayacak.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir: Artık kaynakçı, tornacı bulunacak
Katsayı uygulanması Türkiye'nin önünü tıkamıştı. Gelişmiş ülkelerde meslek lisesi oranı yüzde 50'den başlayıp yüzde 60-70'e kadar çıkıyor. Türkiye'ye geçmişte alınan bu karar ile en büyük kötülüğü yaptılar. Hem öğretmen hem de öğrenci kalitesi azaldı. Şimdi büyük bir haksızlık ve adaletsizliğin önüne geçildi. Birçok firma sahibi sanat okulu kökenlidir. Katsayı ile yeni işadamlarının da önü kesilmişti. Artık sanayici aradığı kaynakçı, tornacıyı daha rahat bulacak.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=872387&title=katsayi-haksizligi-bitti-sanayinin-onu-acildi