Haberler:

Hukuk Forumumuza Hoşgeldiniz

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#2121
Bir banka, evli bir kadına yanlışlıkla bir kişiyle ortak hesabı olduğuna dair ekstre gönderdi. Bu nedenle eşinden şiddet gören ve boşanan kadın, dava açtı. Yargıtay, bankanın tazminat ödemesine karar verdi.

İzmir'de bir banka, 14 yıllık evli bir kadınN Hakan Eren adlı bir kişiyle ortak hesap açtırdığına dair hesap ekstresi gönderdi.

Eşiyle bankaya giden kadına, banka yetkilileri hesabın yanlışlıkla açıldığını söyledi. Ancak buna inanmayan koca, eşinin Hakan Eren adlı kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek eşine şiddet uyguladı.

''Ekstrenin ulaştığı gün eşinin kendisini dövdüğünü, ölümle tehdit ettiğini ve nafaka, tazminat istemeden boşanmaya zorlandığını'' iddia eden kadın, bu olaylar sonucu eşinden boşandığını kaydetti.

Kadın, ''bankanın hukuka aykırı eylemi nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı, namusundan endişe duyulduğu, bedensel bütünlüğünün zarara uğratıldığı'' gerekçeleriyle banka aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtı.

Davanın görüşüldüğü İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, kadının kocasından şiddet görmesi ve boşanması ile bankanın hatalı kayıtla hesap açması arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetti.

Kadının, yerel mahkemenin kararını temyiz etmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de ''kadının boşanması ile bankanın hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmasa da bankanın hatalı işlemi nedeniyle kadının şiddet gördüğünün açık olduğuna'' işaret etti ve yerel mahkemenin, kadın yararına uygun görülecek miktarda manevi tazminata hükmetmesi gerektiğine işaret ederek, kararı oy birliğiyle bozdu.

Yerel mahkemenin ilk kararında direnmesi üzerine dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda görüşüldü.

Kurul, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin gerekçeleri doğrultusunda yerel mahkemenin direnme kararını oy birliğiyle bozdu.

http://www.ntvmsnbc.com/id/24976605/#storyContinued
#2122
Üzerine kuma getirdiği eşine şiddet uyguladığı gerekçesiyle yargılanan kişiyi hakim 5 ay boyunca çiçek götürme cezasına çarptırdı. Hakimin verdiği kararda eşin 'Ben hayatımda karıma hiç çiçek getirmedim ki" demesi etkili oldu.

Diyarbakır'da üzerine kuma getirdiği eşine ve çocuğuna şiddet uyguladığı gerekçesiyle yargılanan kişi, duruşmada "Eşime bugüne kadar çiçek götürmüş değilim" deyince, eşine 5 ay boyunca çiçek götürme cezasına çarptırıldı. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesindeki duruşmada, eşine şiddet uyguladığı gerekçesiyle yargılanan 7 çocuk babası kapıcı Hayrettin Çetintaş hazır bulundu.

"KARIM BANA İLLALLAH ÇEKTİRİYOR"

Duruşmada savunma yapan sanık Hayrettin Çetintaş, resmi nikahlı eşinin yanısıra imam nikahıyla birlikte yaşadığı kişi bulunduğunu ifade etti. Her iki kişiyle sorunu bulunmadığını belirten Çetintaş, şunları söyledi:

"Ama bazen dargınlıklar oluyor. İkinci eşimi yeni aldım. Kendisi yeni geldiğinden midir bilmiyorum ağzını dahi açmıyor. Ama eski karım bana illallah çektiriyor. Ayrı ev tutmamı istiyor. Kapıcılık yapıyorum ve çok yoruluyorum. Onlardan bana yardımcı olmalarını istiyorum. İş yoğunluğunda bana yardımcı olmayan çocuğuma da vurmuş olabilirim. Onun iyiliğini düşünüyorum."

Bu arada, Sanık Çetintaş, "İlk eşimin doğum gününü ve evlilik yıl dönümünü filan bilmem. Bugüne kadar da çiçek filan götürmüş değilim" deyince hakim, sanığa Denetimli Serbestlik Uygulaması kapsamında haftada 1 defa olmak üzere 5 ay boyunca eşi Ayşe'ye çiçek götürme cezası verdi. Hayrettin Çetintaş, 10 yaşındaki oğlu Hasan'ı dövdüğü için de aile ilişkileri ve çocuk gelişimi konulu, ayda 1 adet olmak üzere 5 kitap okuma cezasına çarptırıldı.

http://yenisafak.com.tr/Aktuel/?t=22.06.2009&i=193971
#2123
İzmirli icra avukatı Metin Altmışkara, haciz işlemlerine mobil POS cihazıyla gidiyor. Buzdolabını, televizyonunu kaptırmak istemeyen vatandaş, borcunu kartla taksitlendirip ufak ufak ödüyor...

Türkiye`de ekonomik sıkıntı vatandaşları iyice darboğaza sürüklerken, icra olayları da artış gösterdi. İcraya giden avukatlar da tahsilat yapmakta gün geçtikçe daha çok zorlanmaya başladı. Bu duruma bir çözüm bulmak isteyen İzmirli avukat Metin Altmışkara, `haciz kart` projesini geliştirdi. Türkiye`de ilk kez uygulanan sistem sayesinde, kapısına mobil POS cihazıyla gidilen borçlular, ödemeleri kredi kartıyla yapabiliyor. Üstelik sistem kendilerine 12 aya kadar taksit avantajı da sağlıyor. Avukat Altmışkara, bu sayede tahsilatlarında yüzde 40`a varan oranlardada artış yaşandığını söylüyor.

HERKESİN CEBİNDE 3-4 KART VAR

Piyasada para olmadığını, ödemelerin de sanal yapıldığını belirten avukat Metin Altmışkara, `Türk ekonomisi senetler, çekler ve kredi kartlarıyla dönüyor. Biz de madem böyle, ödenmeyen senet ve çekleri kredi kartlarıyla tahsil edelim dedik. Son günlerde icra tahsilatlarımızda ciddi derecede zayıflama söz konusu oldu. Bunun üzerine bir çare bulmalıyız dedik. Teknolojideki gelişmelere paralel olarak, banka kartlarını enstrüman yaparak, bunlarla tahsilat yapmayı yeğledik. Bugün Türkiye`de cebinde kredi kartı olmayan insan yok. Hatta çoğu kişide 3-4 tane var. İcra takiplerinde yasal olarak 4 taksit yapılıyor ama kredi kartlarında bu 12 aya kadar çıkabiliyor. Hem tahsilatları arttırmak hem de borçlulara biraz olsun nefes aldırmak istedik. Bu şekilde bir işlem yapmaya karar verdik` dedi. Hacizlere hukuki bir çare bulduklarını vurgulayan Altmışkara, `Hiçbir sakıncası olmayan bir işlem. Bu uygulama Türkiye`de genelde birkaç büyük ofiste var ama biz bunu daha ileriye götürerek mobil POS cihazı aldık. Hacize giderken mobil POS cihazını yanımıza alıyoruz. Borçluya diyoruz ki `Bak ya mal kaldıracağız, haciz yapacağız, ya da kredi kartın varsa öde`. Kendisinin kredi kartı olmasa bile eşten dostundan isteyebiliyor. Kefil olmalarını istemek zor ama kredi kartı istemek biraz daha kolay. Bu şekilde ödemelerimiz hızlandı. 3.5 aydır uyguladığımız sistem sayesinde ödemelerde yaklaşık yüzde 30-40 oranlarında artış yaşandı` diye konuştu.

Vatandaş memnun hacizler daha neşeli

AVUKAT Altmışkara sistemin işleyişini anlatıyor: Her kredi kartıyla ödeme alıyoruz. Bizim için önemli olan tahsilat. Bu uygulama ciddi şekilde ses getirdi. İsmini de `haciz kart` koyduk. Uygulamadan çok memnunuz. Genelde haciz işlemi sevimsiz olmasına rağmen kredi kartıyla ödeyebilirsiniz dediğimiz zaman memnun kalıyorlar. Biz bunu sadece icra takipleri için değil, davaların vekalet ücretlerinin tahsilinde de kolaylık olması için kullanmaya başladık. Bundan sonra umuyoruz ki her ofise girecek. Herkesin önünde duran bir imkandı, biz bunu yakaladık. Baro Başkanımız Nevzat Erdemir bile `Çok akıllıca, pratik, hukuki bir çare` dedi...

http://www.tumgazeteler.com/?a=3951433
#2124
"Bütün bunları yaptıran vehim, darbe olacağı vehmi" diye yazıp çizenler var ya, belki de adamlar doğru söylüyorlar, ne malum? En ufak kıpırtıya 'darbe' hazırlığı olarak bakma kuruntusu Ak Parti'ye hâkim olamaz mı?

Askeri yargının görev alanını daraltan iki maddelik yasa değişikliği sonrasında, CHP sözcüleri ile CHP'nin basındaki sözcüleri, "Ak Partililerin vehminin sonucu" diye yazıp çizdikçe benim içimde de bir ses, "Ya doğru söylüyorlarsa?" hatırlatmasını yapıyor.

Özellikle Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un son basın toplantısında birkaç kez tekrarladığı "Demokrasi-dışı formüller peşinde koşanları Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde barındırmayız" sözü de, hemen ardından eklediği "Genelkurmay Başkanı olarak sarf ettiğim bu sözün teminatı benim" teyidi de kulaklarımda çınlayıp duruyor.

İnsanın gönlüyle akıl ve mantığının çatıştığı konular olur ya, bu da benim için onlardan biri: Gönlüm 'vehim' tezine çok yatkın, "Artık bundan sonra darbe olmaz" teminatı da doğrusu gönlümü okşuyor... Ancak yarım asrı aşan kendi ömrümün bütününde bizzat tanığı olduğum olaylar aklımı ve mantığımı kolayca esir alabiliyor; sonunda gönlümü okşayan 'tez' mantığıma fazla inandırıcı gelmiyor.

Adnan Menderes'in Genelkurmay Başkanı (Gen. Rüştü Erdelhun) da muhtemelen benzer yatıştırıcı sözler sarf ediyordu; büyük ihtimalle samimi görüşünü de yansıtıyordu o sözler... Oysa alttan alta çalışan bir 'cunta' onu da Yassıada'da yargılayacak bir hazırlığın içerisindeydi.

'9 Subaylar Olayı' diye bilinen bir cunta faaliyeti, içlerinden birinin (Samet Kuşçu) ihbarıyla ortaya çıktığında, "Benim ordum darbe yapmaz" diyen Adnan Menderes'in tavrı sonucu, cuntacılar 27 Mayıs'ı gerçekleştirmek üzere serbest bırakılırken 'ihbarcı' hapse gönderilmişti.

Süleyman Demirel'in 12 Eylül'e (1980) gidilen süreçte Cumhurbaşkanı Vekili olarak Çankaya'da oturan TBMM Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil'i dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren'in ağzını yoklamakla görevlendirdiği, darbenin bir gün öncesinde bile, "Öyle bir niyetleri yok" raporunu aldığı da biliniyor...

12 Mart (1971) müdahalesi öncesinde Milli Savunma Bakanı Ahmet Tahtakılıç görevlendirilmişti aynı sebeple; her seferinde aldığı "Ortalık süt liman" yatıştırıcı bilgisi Süleyman Demirel'in basiretini bağlamıştı.

"Benim ordum darbe yapmaz" diye düşünmeyi engelleyici en çarpıcı örnek ise Milli Mücadele'nin ikinci büyük komutanı İsmet İnönü'nün, 1960 sonrası başbakanlığı döneminde, sonuca varamamış iki darbe girişimine muhatap olmasıdır; TSK içerisinde örgütlenmiş bir 'cunta' İsmet Paşa'nın tarihî kişiliğine aldırmaksızın eli silâhlı olma gücünü kullanmaktan çekinmemişti...

27 Nisan 'e-muhtırası' Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) yolunda emin adımlarla yürüdüğüne inandığımız bir zaman diliminde (Nisan 2007) Genelkurmay internet sitesine konmadı mı? Şimdilerde "Metnini bizzat yazdım" diye övünen komutan (Org. Yaşar Büyükanıt), görevi sırasında 'demokrasi-yanlısı' mesajlar vermiyor muydu?

Vardığım sonuç şu: Askeri yargının yetkilerini darbecileri sivil mahkemelerde yargılamayı da içerecek biçimde tırpanlayan iki maddelik yasa değişikliği galiba vehim veya kuruntu eseri değil; somut olaylardan hareketle alınmış bir tedbire benziyor.

Son bir soru: Diyelim ki, 'tez' doğru, TSK içerisinde 'darbeci' bir filiz kalmadı; bu durumda -nasıl olsa kimseye uygulanması gerekmeyeceğine göre- o iki maddede yapılan değişiklik neden bu kadar büyütülüyor?

Bir de mülâhaza: Genelkurmay başkanlarını da sivil mahkemede yargılamaya kalkan olur endişesiyle mi değişikliğe itiraz ediliyor? O endişeyi giderecek yasal hazırlık sürüyor, ama şunu da unutmayalım: Şimdilerde bu endişeyi duyanlar, kısa süre önce, Sincan yargıcı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü yargılamaya kalkıştığında hiçbir tepki vermemişlerdi...

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=05.07.2009&y=FehmiKoru
#2125
Komutan durum değerlendirmesi yapmak, yeni kararlar almak ve ordusunu yeni duruma uygun konuşlandırmak zorunda.
Yılların birikimi... Halının altında dağ gibi yığılan toz ve pisliğin üzerinde oturmaya mahkûm edilmiştik. Güçlü bir rüzgâr esti. Halı havada uçuştu. Ortalığı toz ve pislik kapladı. Komutan bize, "Kenarda durun, şu pisliği toplayıp üstünü örteyim, sonra siz de üzerinde oturmaya devam edin" diyemez. Ordunun elindeki silahların hiçbiri bu pisliği temizleyemez. Hiçbir askerî yetenek bu pisliğin üstünü örtemez.

Bir ordunun görevi ülkeyi savunmaktır. Kime karşı? Dışarıdan gelecek saldırılara karşı. Gözünü dışarıya değil, içeriye diken, iktidar oyunlarına dalan bir ordu kendisine yeni bir düşman yaratmak zorunda kalır. İktidar talebi rakip birine karşı ileri sürülür. Kendi halkını düşman ilan etmeden bir ordu iktidarda hak iddia edemez. Yıllardır o pisliğin üzerinde otururken "cumhuriyet rejimine düşmanlık besleyen halk", "rejimi (mevcut olmayan) düşmanlardan koruyan ordu" masallarını bu yüzden dinledik. Halkını düşman ilan eden, doğrudan halkına savaş açan bir ordu ülkesini savunamaz. Savaş meydanında ilerleyen bir tankın önüne bataklık çıkınca, halk bir çaresini bulur yolu açar. Başkent'in asfalt caddelerinde darbe için dolaşan tankı, siyaset batağından çıkarmaya hiçbir milletin gücü yetmez.

Türkiye'nin kirli ve kanlı bir askerî vesayet tarihi var. Üzerinde üniforma, elinde silah, emrinde asker olanlar ellerindeki gücü iktidarı ele geçirmek için kullandılar. Sonra bu vesayeti kalıcı hale getirmeye kalktılar. Silahın, yani zorbanın gücünü hakim kılmak için hukuku unutmanız gerekir. Türkiye'nin kronik hale gelen hak, hukuk, adalet sorunlarının arkasında bu zorbalık vardı. Bir türlü vatandaşına hukuk güvencesi veren bir devlet haline gelemeyişimizin arkasında bu tasallut duruyordu.

Halbuki, bir ülkeyi ordusu değil hukuku korur. Orduyu var eden, güçlü, hatta yenilmez kılan, dayandığı hukuktur. Bu hukuktur ki bir orduyu topyekün bir millete dönüştürür. Hukukla kayıtlı olmayan bir ordunun Hülagû'nun Moğol sürülerinden farkı yoktur.

Bugüne kadar askerî darbe yapmanın, darbe planlamanın, darbe şartları oluşturmak için suç işlemenin değil de, bu kanunsuzlukları deşifre etmenin suç kabul edildiği bir askerî yargı düzeninde yaşadığımızı unutmayalım. İlk defa darbeyi ifşa etmenin değil, darbe yapmaya kalkmanın suç addedildiği bir süreci yaşıyoruz.

2 Haziran 2007'de Taraf gazetesinde yayımlanan "Yeni Kontrgerilla Planı"nı ve iki yıl önce tartıştığımız Hudson senaryolarını hatırlayarak bu hukuk dışı yapıyı tasfiye etmeliyiz. Ordunun siyasî hayata müdahalesi için organize ettiği yarı askerî bir örgütlenme var. Kontrgerilla adıyla bilinen, resmî adı "Seferberlik Bölge Başkanlıkları" olan bu örgüt, Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı olarak faal durumda. Taraf'ın haberi 12 adet olan bu bölge başkanlıklarının 24'e çıktığını bildiriyordu. Son tartışmaların merkezinde yer alan Genelkurmay Harekât Daire Başkanlığı'na bağlı olan bu organizasyonun bütünüyle gün yüzüne çıkartılması lâzım. Orduyla birlikte yürütülecek "gizli bir harekât" için hazırlandığı belirtilen bu organizasyonun, doğrudan halka karşı bir savaş yürütmek üzere hazırda tutulduğu anlaşılıyor. Hukukî yapı değişiyor ama bu örgütler hâlâ duruyor.

Askerin siyasete müdahale için kendi halkına karşı savaş planladığına dair ciddi endişeler var. Halının altında birikenler de bu kirli savaşın ayrıntılarından ibaret. Bu halk bu muameleyi hak etmiyor; Türk ordusu da bu yükten kurtulmalı.

Komutan'ın görevi, ordusunu girdiği bu bataklıktan çıkartmak. Komutanın görevi bu. Bir şeyleri saklayarak durumu idare etmek değil. Ordusunu tekrar savaşır hale getirmek. Türkiye yaşadığımız süreçte aynı zamanda bir dış güvenlik krizi yaşıyor. Çare, safralardan kurtulmak.

Komutanın görevini değişmeyen askerî prensiple birlikte hatırlayalım: "Kötü asker yoktur, kötü komutan vardır."

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=865066
#2128
İçeriğinde genel ahlaka aykırı, çocukların gelişimini olumsuz yönde etkileyecek görüntüler barındıran videoları DÜNYANIN EN KOMİK VİDEOSU OLSA BİLE lütfen sitemize eklemeyiniz; bu türden videolar tespit edildiğinde derhal silinecek ve gerektiğinde (özellikle kasıt olduğunu düşündüğümüz durumlarda) videoyu siteye ekleyen üyenin kaydı da silinecek ve bu üyenin aynı bilgisayardan bir daha sitede üyelik tesis etmesine de engel olunacaktır. Sitemiz, şiddet ve hakaret içermeyen her düşüncenin ve ideolojinin hiçbir kısıtlama olmadan ifade edilebilmesine zemin hazırlayan özgürlükçü ve hoşgörülü bir platformdur, fakat müstehcenliğe asla izin vermeyen bir kuruluş felsefesine sahiptir. Bu sebeple tüm üyelerimizden bu husustaki hassasiyetlerimize uygun hareket etmelerini bekliyoruz.

Sitemize nasıl video ekleyebileceğinize gelirsek; konu başlığı kısmını doldurduktan sonra içerik bölümüne videonun bulunduğu site sayfasının adresini (http://www. ile başlayan kısmın tamamını) kopyala yapıştır yöntemiyle eklemeniz yeterli olacaktır. Bunun dışında herhangi bir şey yapmanız gerekmez.

Tüm üyelerimize ve sitemiz ziyaretçilerine keyifle geçirecekleri mütebessim dakikalar diliyoruz :)
#2129
Özellikle iş yoğunluğu yüksek olan adliyelerde zaman zaman bu tür görüntülerle karşılaşabiliyoruz maalesef. Anlaşılan o ki, bu konuda belki de ilk defa bir şikayet vukubulmuş ve olay ağır ceza mahkemesinin önüne gelmiş. Ağır ceza mahkemesi de doğal olarak ceza vermek zorunda kalmış. İş yoğunluğu veya başka gerekçelerle bu konudaki hassasiyetlerini yitirmiş olan hakim ve savcılarımızın bu ikaz mahiyetindeki haberi dikkate alarak hangi durumda olursa olsun "olması gereken" çerçevesinde hareket etmeyi prensip haline getirmeleri gerekiyor. Aksi halde bu tarz haberlerle bundan sonra daha da sık karşılaşabiliriz.

Ancak bu tür usule aykırı durumlara büyük çoğunlukla işlerin daha hızlı görülmesi amacıyla ve iyi niyetle müracaat edildiğini, usule tam olarak riayet edilmesi halinde bir kısım işlerin daha çok zaman alacağını ve bu durumun da netice itibariyle vatandaşın adliye kapısında daha çok beklemesine yol açacağını da belirtmekte yarar var. Dolayısıyla sorunun kökünden çözümü sadedinde, oldukça yetersiz sayıdaki hakim savcı sayısının ihtiyaca cevap verecek şekilde arttırılması gerektiğine de dikkat çekmeliyiz.
#2130
Ata Demirel'in katıldığı çok komik bir skeç :) Skeçte Ata Demirel, Ezel dizisindeki dayı karakterinin taklidini de yapıyor.

Boğaç Dayım

http://www.youtube.com/watch?v=w13-Uv8Ekz4#
#2132
Duyurular / Ynt: Video Siteleri
01 Temmuz 2009, 23:04:21
Eline sağlık, çok güzel olmuş; siteye video ekleyebilme düşüncesi bile çok güzel, sitemiz resmen çağ atladı yani :)
#2133
Türk siyasi yaşamının belki de en önemli yasalarından biri geçen hafta çıktı.
Düzene karşı işlenen suçlarla, darbe, cunta, terör, çete ve benzeri suçların soruşturulması ve kovuşturulması konusunda askeri yargıyı devre dışı bırakan, özetle; bu gibi suçlara karışmış askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmalarının yolunu açan yasanın TBMM'den geçmesi son derece önemlidir.
Türkiye ilk defa, darbe-cunta tipi girişimleri bundan böyle yargıya taşıyacağını ortaya koymuş oldu.
Yakın tarihimizde, ilk defa böyle bir gelişme yaşıyoruz. İlk defa sivil iktidar, Askere başkaldırıyor ve karşı  harekete geçiyor.
Neresinden bakarsanız bakın, hengi açıdan incelerseniz inceleyin, Türkiye'de Sivil iktidarın Askerin yetkilerine karşı bir başkaldırısının yaşandığını izliyoruz.
Yasa'nın TBMM'den geçiriliş şekli veya üzerinde yapılan tartışmaları  bir yana  bırakıp işin içine bakarsak, yasa'nın bu ülke'nin gelecekteki siyasi yaşamı açısından ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. 
Yeni yasaya göre işlenen suç ne olursa olsun, sivil kişilerin artık askeri mahkemelerde yargılanmaları son bulacak.
Asıl önemli değişiklik ise Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250/3. maddesinde yapıldı. Buna göre asker kişilerin barış zamanında, 250. madde uyarınca kurulan ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisine giren bir suçu işlemeleri hâlinde, bu mahkemeler tarafından yargılanması öngörüldü. Asker kişilerin, askeri mahalde ve askeri kişilerle birlikte işledikleri her türlü darbe girişimi, hükümetin ve TBMM'nin görevlerini yapmaya engel olmaya kalkışmak da bu kapsama giriyor. İşin özü; cunta ya da darbe girişiminde soruşturma yetkisi sivil savcılarda olacak.
Bu yasayı, sanki TSK darbe için fırsat kolluyormuşta, bu sayede korkup harekete geçmeyecek gibi okumamak gerekiyor. TSK'nın darbe filan düşünmediğini, istese dahi artık darbe döneminin kapandığının farkında olduğunu da biliyorum.
Yine de bu yasa son derece önemli bir manevi baskı süreci başlatmış oldu. Şimdiye kadar hiçbir sivil iktidarın düşünmediği, hatta cesaret edemediği bir adım atıldı.
Yasa'yı, Asker düşmanlığı gibi de görmemek gerekiyor. Doğal ve Uluslararası bir kural'ın Türkiye'de uygulamaya girdiğinin, Asker-Sivil iktidar ilişkilerinde, dengenin sivil iktidarlar lehine değişmeye başladığı bir sürece geçiliyor.
Bu adım, tüm eski müdahelelerin  kaynağını oluşturan, TSK İç Hizmet Yasasının da değiştirilmesine kadar gidecek yepyeni bir dönemin açılmasını gündeme getiriyor.
İşte son yasa, bu açılardan hayati derecede önemli...

CHP, bu yasaya neden karşı çıkıyor?
CHP, siyasete müdahele suçuna karışmış askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmalarıyla ilgili yasaya neden karşı çıktığını topluma doğru dürüst anlatamadı.
Kamuoyunun genel algılaması, geçen hafta Perşembe akşamı gece yarısı gerçekleşen  oylama sırasında, salondaki CHP milletvekillerinin, o kelime değişikliğini "atladıkları" veya Başbakan'ın deyimiyle "uyudukları" şeklinde. Eğer dikkatli olsalar, hiç değilse itiraz edebilirlerdi. İş işten geçtikten sonra "gece yarısı darbe yaptılar, bizi aldattılar" şeklindeki şikayetleri, kamuoyunda pek kabul görmedi. Daha doğrusu, CHP sözcüleri açıklamalarında inandırıcı olamadılar. Aksine, AKP'nin açıklamaları her ne kadar böylesine önemli bir yasayı gece yarısı ve mal kaçırır gibi geçirmenin yarattığı kuşkulara rağmen, daha  inandırıcıydı. Bu itiraz ancak CHP'nin aymazlığı olarak okunabilir.
Yasanın oylanmasıyla ilgili olarak  CHP açısından ortada bir beceriksizlik olduğu izlenimi her geçen gün yaygınlaşıyor.

CHP, AÇIKÇA SÖYLEMEK İSTEMİYOR, ANCAK ASKERİN SİVİL TARAFINDAN YARGILANMASINA KESİN KARŞI, AMMA NEDENİNİ ANLATAMIYOR
Olayın bir de, yasanın içeriğiyle ilgili bölümü var. O da, şu temel soruyu gündeme getiriyor : CHP, Askerin ne yaparsa yapsın sivil mahkemelerde yargılanmasına karşı mı çıkıyor?
Pek açıkça söylemek istemiyorlar, ancak CHP'nin yaklaşımı "Askeri Sivile yedirtmem" şeklinde. Aynı CHP, 1961 Anayasasının  hazırlanmasında da "Genelkurmay Başkanının, Milli Savunma Bakanı yerine, Başbakana bağlanması için" büyük savaş vermişti.
CHP'liler herhalde sivil yargıya inanmadıklarından veya sivil yargının AKP etkisi altında kalma olasılığından dolayı, statükonun  değişmesini istemiyor olabilir. Ancak bu tutumları ister istemez, geleneksel TSK-CHP gönül bağının sürdüğünü ortaya koyuyor. Veya doğru dürüst anlatamadıklarından, böyle yorumlanıyor. Bu koşullarda 29 yıl önceki darbecileri yargılamak için Anayasa'nın Geçici 15. Maddesi'ni kaldırmaya çalışan CHP'de kubbede hoş bir sedadan başka ilgi uyandıramıyor.

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1112585&AuthorID=86&Date=01.07.2009&b=Bu%20yasa,%20sivilin%20askere%20baskaldirisidir&a=Mehmet%20Ali%20Birand&ver=51
#2134
1970'lerde Latin Amerika'da sıkça söylenen bir laf vardı: "Sabah en erken uyanan general, darbe yapar"!
O yıllarda Güney ve Orta Amerika ülkelerinde askeri darbeler öylesine yaygındı...

Gerçekten bölge ülkelerinde insanların sabah kalktıklarında yeni bir "golpe" (darbe) haberiyle karşılaşmaları pek şaşırtıcı olmuyordu.

O dönemde Latin Amerika'da darbelerin adeta moda haline gelmesinin çeşitli nedenleri vardı tabii. Bu ülkelerde sivillerin -yani politikacıların- çoğu zaman ülkeyi iyi yönetmemesi, sosyal ve ekonomik sorunları halledememesi, yolsuzluklara karışması, kendi aralarında sürekli kavga edip bir türlü uzlaşmaması bir bezginlik ve umutsuzluk yaratıyordu. Darbeciler bu ortamı "golpe" için bir sebep olarak gösteriyorlardı. Ama gerçekte generaller, kendi ihtirasları peşindeydiler. Kurdukları askeri rejimler sorunları halletmekten uzaktı. Üstelik özgürlükler, insan hakları tamamen çiğneniyor; baskı, işkence, cinayet yeni düzenin başlıca özelliği oluyordu...

O günlerde askeri rejim altındaki insanlar seslerini çıkaramadığı gibi, uluslararası topluluk da olup bitenlere seyirci kalıyordu. Soğuk Savaş ortamı içinde, ABD, çoğu zaman askeri rejimleri destekliyor, hatta (CIA aracılığı ile) darbeleri bizzat yönlendiriyordu...

Değişim rüzgârı

1980'lerden sonra dünyada olduğu gibi, Latin Amerika'da da değişim rüzgârları esmeye başladı. Askeri rejimler çöktü, "sivilleşme" ve demokratikleşme aşamasına girildi. Bugün artık bölge ülkeleri, sosyoekonomik sorunlarını çözmek için darbeci generalleri değil, seçilmiş politikacıları tercih ediyorlar.

Böyle bir ortamda, önceki gün Honduras'tan bir askeri darbe haberinin gelmesi bütün dünyayı şoke etti.
Orta Amerika'daki bu 7 milyon nüfuslu ülke de, komşuları gibi, 1980'lerden itibaren sivil ve demokratik bir sisteme kavuşmuş görünüyordu. Ne oldu da askerler sabahın köründe Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı bastılar ve Manuel Zelaya'yı (pijamalı olarak) komşu bir ülkeye sürdüler?

Aslında iş hayatından siyasete geçen, başta ortanın sağında bir liberal olarak destek sağlayan Manuel Zelaya, 2006'da başkanlık koltuğuna oturduktan sonra, komşusu Venezuela'nın solcu lideri Hugo Chavez'in çizgisine yaklaştı. Seçildiğinde, ülkedeki yoksulluk, yolsuzluk, organize suç gibi sorunları halledeceğini vaat etti. Ama bunda pek başarılı olmadı. Nitekim son anketler Zelaya'nın popülaritesinin yüzde 30'lara düştüğünü ortaya koydu.
Ama Zelaya, izlediği politikaların daha uzun vadede sonuç vereceği kanısında. Bu nedenle, başkanın sadece bir dönem görev yapabileceğini öngören anayasayı değiştirmek ve bu amaçla bir referandum düzenlemek istedi.
Bu kez, meclisteki çoğunluk ve yargı buna karşı çıktı; Yüksek Mahkeme, Zelaya'nın girişimini anayasaya aykırı buldu. İşte bu noktada, ordu da araya girdi ve referandumu önlemek için Başkan'ı ülkeden attı.

Yeni dünya

AMA 2009'un Honduras'ı -ve dünyası- artık 1970'lerinkine benzemiyor. Honduras'ta halk tepki gösteriyor ve sokaklara dökülüyor. Latin Amerika ülkelerinin yanı sıra, dünya ayağa kalkıyor, darbecilere karşı tavır alıyor ve Manuel Zelaya'yı tanıdığını ilan ediyor. Daha da önemlisi, ABD de darbecilere karşı cephe alıyor. Obama yeni yönetimi gayri meşru sayıyor ve "Karanlık geçmişe dönülmesini istemiyoruz" diyor.

Bu olay açıkça şunu gösteriyor: Darbe devri sona erdi. Günümüzde gerekçesi ne olursa olsun, sivil ve demokratik düzeni yıkarak iktidara el koyanlar, izole olmaya veya çökmeye mahkûm. Honduras'ta da bu askeri yönetimi yaşatmazlar...

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1112702&AuthorID=58&b=Darbe%20devri%20gecti&a=Sami%20Kohen
#2135
Kırmızı başlıklı kız ninesine kurabiye götürüyormuş. Yolda yürürken bir ağacın arkasından kurdun burnunu görmüş.

"Kurt çık oradan, gördüm seni" demiş.

Kurt "Hay Allah!" demiş çıkmış.

Kırmızı başlıklı kız yürümeye devam etmiş.

Az sonra bir çalının arkasından kurdun kulaklarını görmüş.

"Kurt çık oradan, gördüm seni" demiş.

Kurt "Hay Allah'ım!" demiş çıkmış.

Kırmızı başlıklı kız yürümeye devam etmiş.

Biraz sonra bir kütüğün arkasından kurdun kuyruğunu görmüş.

"Kurt çık oradan, gördüm seni" demiş.

Kurt sinirlenip bağırmış:

"Ulan gördüysen gördün, koskoca ormanda bi sıçtırtmadın beee!

:)
#2136
Ne münasebet
Ablam evlenmeden önce saatlerce odamıza kapanır, sigara ve kahve ikilisi eşliğinde sırlarımızı dökerdik. Böyle anlardan birinde, kısık sesle "Müzik açalım mı? Babam yan odada, bizi dinliyor olabilir." dedim. Yan odadan gelen ve hala h atırladığımızda bizi kahkahalara boğan ses: "Ne dinleyecem sizi beee!"

--------------------------------------------------------------------------------

Yanlış telefon
İşe giderken cep telefonumu evde unutmuşum, ama televizyon kumandasını almayı ihmal etmemişim.

--------------------------------------------------------------------------------

Çocuklar kimden?
Annemle babam tartışıyor. Tartışma esnasında annemin kafası o kadar çok karışıyor ki, kendisini aldatmakla suçladığı babama "O çocuklar benden mi??" diyor! Zaten tartışma o anda bitiyor, gülmekten tabii.

--------------------------------------------------------------------------------

Nur topu
İşyerinde küpe takan erkek arkadaşımıza babasından yorum: "Bir zamanlar nur topu gibi oğlum vardı; nuru gitti, topu kaldı!"

--------------------------------------------------------------------------------

Düz mantık
Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ''Bu ev kiralıktır'' yazılı bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında ''Bu da'' yazısını görürseniz bilin ki Trabzon'dasınız.

--------------------------------------------------------------------------------

Toplamda
Geçen gece nöbetteyken acile 3 yaşında, para yutmuş bir hasta geliyor. Babasına ne kadar yuttuğunu soruyoruz; "1 YTL" diyor. Yapılan tetkikler sonucunda bir adet 50 Kuruş ve iki adet 25 Kuruş tespit ediyoruz. Baba bir şekilde haklı olduğu için sadece aramızda gülüşerek konuyu kapatıyoruz.

--------------------------------------------------------------------------------

Helallik
Tatile giden, hayat dolu yaşlı teyzemiz güya helalleşiyor. "Hadi çocuğum, hakkınızı helal edin, hayat bu; siz ölürsünüz ben göremem, veya siz kör olursunuz beni göremezsiniz..."

--------------------------------------------------------------------------------

Köpük köpük
8 yaşımdaki yeğenim "Dayı nasıl oluyor da renkli sabundan beyaz köpük çıkıyor?" diye sordu. "Dur bir düşüneyim." dedim, hala düşünüyorum...

--------------------------------------------------------------------------------

Araba sevdası
Annem arabasını torpidosu için dantel örecek kadar çok seviyor. Geçenlerde arabayı çarpmış ve farı kırılmış. Babamın anlattığına göre trafik polisinin önünde "Yavrumun gözü çıktııııı!" diye ağladığı için polisler heyecanlanıp ambulans çağırmışlar.

--------------------------------------------------------------------------------

Hevesli
Kardeşime araba kullanmayı öğretiyorum. Çok hevesli... Bana; "Abi çok kolay yaa, aynı bilgisayar oyunu gibi!" diyor. Cevabım; "Hııı... Ama tek canın var..."

--------------------------------------------------------------------------------

Potansiyel müşteri
Kırmızı ışıkta durduğum anda yanımdan iki motosikletli ışık hızında ve tek tekerlek üzerinde geçti. Ben ağzım açık olayı izlerken yanıma yanaşan 112 ambulansından doktor camı açtı ve bana: ''Gördün mü bizim müşterileri... Hey maşallah!'' dedi.

--------------------------------------------------------------------------------

Un merakı
Komşumuzun kızı ilk fırıncıya kaçtı. Geri geldi, 5 ay sonra un fabrikasının sahibine kaçtı. Bunlara annesinin yorumu; "Ben bu gızı una doyaramadım!"

--------------------------------------------------------------------------------

Sütün faydaları
Sabah erken okula gidecek oğlumu uyandırmadan önce, kalkar kalkmaz içsin diye hazırladığım sütün bardak ebadını o kadar abartmışım ki, henüz uyanmaya çalışan, tek gözü açık oğlumdan gelen cümle: "İneğin kendisini getirseydin bari."

--------------------------------------------------------------------------------

Arabam çalındı
2 gece önce arabasını otoparkta unutup eve dolmuşla dönen ve sabah "Arabam çalındı!" diye ortalığı kasıp kavuran salak benim.

--------------------------------------------------------------------------------

Kayıp aranıyor
Çok sevdiğimiz dedemi kalp krizi sonucu kaybettik. Sevilen bir esnaf olması sebebiyle cenazesine oldukça büyük bir kalabalık katıldı. Biz taziyeleri kabul ederken uzun süredir görmediğim bir arkadaşım beni gördü ve geldi. "Bu kalabalık da ne böyle?" diye sorunca gayet normal bir şekilde "Dedemi kaybettik." dedim. Cevabı beni o an bile krize sokmaya yetti: ''Bu kadar insan hala bulamadınız mı?''

--------------------------------------------------------------------------------

Giyim kuşam
Lacivert ceketi, gri pantolonu, kahverengi ayakkabısı ve siyah kemerini bir arada giyen babama annemin yorumu: "Toplama bilgisayar gibi olmuşsun!"

--------------------------------------------------------------------------------

Cadaloz kaynana
İş arkadaşımın düğünündeyiz. Nikah kıyılıyor, imzalar atılıyor, gelin ve damadı tebrik etmek için ayağa kalkıldığında elektrikler kesiliyor. Biz hep beraber "Aaaa!" diye tepki gösterirken, arkadaşımın annesi oldukça yüksek sesle düşüncesini dile getiriyor. "Oğlumun daha ilk dakikadan hayatı karardı."

--------------------------------------------------------------------------------

Direksiyon eğitimi
Sene 1993. Sevgilime (şu an karım olur kendileri) araba kullanmayı öğretiyorum. İzmir'in o zamanki halini bilenler bilir. Üçkuyular-Narlıdere yolu şimdiki gibi değil. Sakin... Stres olmasın, panik yapmasın diye çok karışmamaya çalışıyorum. Ayrıca çok sakin bir ses tonuyla konuşuyorum. Direğe 3 santim farkla geçiyor benim güzel sevgilim. "Direğe çok yakın geçtin hayatım." diyorum. Cevap: "Hangi direğe?"
#2137
Demagojinin doruğuna dayandığı dakikalardı... Genelkurmay Başkanı, cuma günkü basın toplantısında "Akademik unvana sahip kişiler cahilce, belki de maksatlı beyanda bulunuyorlar" dedi. 
 
Sonra da, bu hakaretamiz cümleyle andığı akademisyenlerin bu gerçeği gizlediklerini iddia ederek, Batı ülkelerinin bazılarında hâlâ askerî mahkemelerin bulunduğunu anlattı.

Orgeneral Başbuğu dinleyenler, İngiltere, İtalya, Belçika, Lüksemburg, İspanya, Polonya ve ABD gibi ülkelerde askerî yargının işlediğini öğrendiler.

Türkiye Cumhuriyeti'nin genelkurmay başkanına, "cahilce" ya da "maksatlı" konuşmayı yakıştıramayan herkes de haliyle inandı ki Başbuğ'un saydığı bütün bu ülkelerde, Türkiye'dekine benzer bir çift hukukluluk hâkim...

Sandılar ki bizdeki gibi sivil denetimden muaf askerî yargı kararları Batı ülkelerinde de muteber.

ONLARINKİ BİZİMKİNE BENZEMEZ

Tabiî, Genelkurmay Başkanı'na sunulan liste doğruydu; sıraladığı ülkelerde gerçekten de askerî mahkeme bulunuyor.

Ama ya önüne not koyanlar bazı gerçekleri Başbuğ'dan gizliyorlar ya da Başbuğ, gerçekler karşısında seçici davranmak zorunda hissediyor kendisini ve iddiasını zayıflatan bilgileri es geçiveriyor.

Zira, "Sadece bizde değil onlarda da var" diye saydığı Batı ülkelerinde, askerî mahkemelerin yetki alanı, çalışma usulü, sivil yargıyla ilişki ve denetlenme biçimi bakımından bizdekilerden farklı olduğundan hiç söz etmedi Başbuğ.

Bu farkın, "her ülkenin kendine özgü koşulları" ile de açıklanamayacağını; doğrudan doğruya, "demokratik hukuk devleti olmak ya da olmamak," "askeriyenin sivillere tâbi olması ya da olmaması" arasındaki temel siyasi tercihin sonucunu yansıttığını bilmezden geldi.

Gelin, biz öyle yapmayalım.

Başbuğ'un sözünü ettiği ülkelerdeki askerî mahkemelerin nasıl işlediğine daha yakından bakalım.

Öncelikle, muasır medeniyetin gösterdiği yönün askerî yargının tasfiyesi olduğunu bilmemizde yarar var.

Almanya, İsveç, Danimarka, Avusturya gibi ülkelerde "barış zamanında görev yapan" askerî mahkemeler büyük ölçüde tarihe karışmış durumda.

Fransa da o istikamette ilerliyor; zira Paris'te bir askerî mahkeme var ama görev alanı "Fransız askerlerinin barış zamanında Fransa dışında işlediği askerî suçlar" ile sınırlı; Fransa topraklarında işlenen bütün askerî suçlar üzerinde sivil mahkemeler yetkili.

ABD'de ve barış zamanında askerî mahkemeleri işletmeye devam eden Avrupa ülkelerinde ise, bu mahkemelerin görev alanını büyük ölçüde "disiplin" konuları kaplıyor; askerî bir suçun ya da askerî bir personelin işlediği bir suçun sivilleri ilgilendirdiği noktada hemen sivil yargı devreye giriyor.

Bir de tabii, bu ülkelerde askerî yargı kararlarının sivil denetime tâbi olması keyfiyeti var...

AVRUPA BİRLİĞİ'NDEN ÖRNEKLER

Avrupa Birliği'nde askerî mahkemelerin görev alanı giderek sınırlanıyor.

Örneğin Hollanda, 1991'de, sivil mahkemeleri, askerlerin işlediği bütün suçlar üzerinde yetkili kıldı ve sadece askerlerin hedef alındığı suçlar konusunda askerî yargı hükümlerini korudu.

Başbuğ'un listesindeki ülkelerden Lüksemburg'da, evet doğrudur, "Conseil de Guerre" adlı bir askerî mahkeme var.

Ama bu mahkeme, isnat edilen suç herhangi bir şekilde sivilleri hedef alıyorsa ya da siviller suça ortaksa devreden çıkıp sözü sivil yargıya bırakıyor ki, bu da, bizdeki 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda "askere sivil yargı yolunun açılmasını sağlayan" son değişikliği destekler nitelikte bir uygulama.

Yine Başbuğ'un listesindeki Belçika'da da durum aynı; askerî suç sivilleri ilgilendiren bir meseleyse davaya siviller bakıyor.

Birleşik Krallık'ta da aynı ilke geçerli...

Esasen, Başbuğ'un "İngiltere" olarak listesinin başına aldığı Birleşik Krallık'ta askerî yargı, "Bakın onlarda da var" argümanını desteklemekten ziyade çürütecek kadar bizdekinden farklı.

Zira Birleşik Krallıktaki askerî mahkeme kararları "Courts-Martial Appeals Court" diye adlandırılan Askerî Temyiz Mahkemesi'ne gidiyor ve, sıkı durun, bu "askerî" mahkeme tümüyle sivillerden oluşuyor.

İş, orada da bitmiyor; bir İngiliz askerî mahkemesinde alınan karar bu "üst ve sivil" mahkemede bozulmazsa, itiraz yolu ülkenin en yüksek mahkemesine yani Lordlar Kamarasının "Hukuk Lordları" diye adlandırılan komitesine kadar açık.

Başbuğ'un saydığı bir diğer ülke olan İtalya'da da durum benzer; askerî mahkeme kararlarına itiraz "Corte di Cassazione"de yapılıyor ki bu da, evet tahmin ettiniz, tepeden tırnağa sivil bir kurum.

Gelelim İspanya ve Polonya gibi, Başbuğ'un listesinde yer alan ve askerî mahkemelerin gücü, diğer ülkelerdekinden daha fazla olan örneklere...

İspanya'da askerî yargı kararına itiraz, ülkenin en üst mahkemesine kadar taşınabiliyor; buradaki sekiz hakimli Askerî Hukuk Kamarası son hükmü veriyor ki bu hâkimlerden dördü sivil; ayrıca, İspanya'da bütün askerî savcıları Savunma Bakanı göreve atıyor, görevden alıyor.

Polonya'da da askerî yargı kararları üzerinde sivil denetim esas; Polonya Adalet Bakanı, ülkenin Başsavcısı sıfatıyla bütün askerî savcıları göreve atıyor ve denetliyor.

AMERİKA'DAKİ "ASKERÎ YARGITAY"

Bitirirken, ABD'ye de kısaca bakalım.

Geçenlerde Ali Bayramoğlu yazmıştı; "askerî müzik ne kadar müzikse askerî hukuk da o kadar hukuktur."

Bayramoğlu belirtmemişti ama bu pek doğru söz, Amerika'da halen yapısı çok tartışılan askerî yargı konusunda Robert Sherrill'in yazdığı eleştirel kitabın da başlığıdır.

ABD'de askerî mahkemelerin gücü çok eleştirilir; yine de Amerikan askerî yargısı "sivil denetim" konusunda bizimkinin fersah fersah önündedir.

Nitekim, Amerikan askerî mahkemelerinin kararları önce sanık konumundaki askerî personelin bağlı olduğu kuvvet bünyesindeki temyiz mahkemesine gider; orada aynı karar çıkarsa, "Court of Appeals of the Armed Forces" yani Silahlı Kuvvetler Temyiz Mahkemesi ya da, son günlerde basında "Bakın bakın onlarda da var işte" diye nedense sevinerek yazanların deyimiyle "Askerî Yargıtay" devreye sokulur; itiraz sahibi isterse, Yüksek Mahkeme'ye kadar da gidilebilir.

Yani evet, hakikaten Amerika'da "Askerî Yargıtay" vardır...

Ama kimlerden oluşur biliyor musunuz?

ABD'nin halk oyuyla işbaşına gelmiş başkanının, halk oyuyla seçilmiş Senato'nun tavsiye ve onayına tâbi olarak 15 yıllığına atadığı beş hâkimden.

Ve bu hâkimler sivildir.

Amerika'da "Askerî Yargıtay," askerî mahkemelerin kararlarına bakan sivil bir mahkemedir. (Yasemin Çongar/TARAF)
#2138
Belçika'nın ilk başörtülü vekili olarak ülkede tartışma başlatan Mahinur Özdemir, yemin ederek göreve başladı. Mahinur Özdemir, bugün Brüksel Parlamentosu'nun ilk oturumunda, en genç milletvekili sıfatıyla, en yaşlı milletvekili ile birlikte katip üyelik yaptı.  Özdemir, yemin ederek milletvekilliği görevine resmen başladı. Özdemir'e yönelik herhangi bir protesto gösterisi sözkonusu olmadı. Parlamentodaki Valon Liberal Parti, "dini sembollerin yasaklanmasını" önererek, Mahinur Özdemir'in görevine başlamasını engellemeye çalışıyordu.

Federal yapılı Belçika'da, 7 Haziran bölgesel seçimlerinin ardından oluşan yeni Brüksel Parlamentosu ilk toplantısını milletvekillerinin yemin töreniyle yaptı.

Toplam 89 üyeli parlamentoda yemin ederek göreve başlayan milletvekilleri arasında, Hristiyan Demokrat Parti (CDH) üyesi Mahinur Özdemir ile Sosyalist Parti (SP) üyeleri Emir Kır ve Emin Özkara da yer aldı.

Batı Avrupa'daki ilk ve tek başörtülü milletvekili olarak Belçika gündemine oturan Mahinur Özdemir, yerli ve uluslararası basının ilgi odağı oldu.

Parlamentoda, Özdemir'i izlemek ve görüntülemek için gelen gazetecilerin sayısının milletvekillerinden fazla olması izdiham yarattı.

Mahinur Özdemir (26), en genç milletvekili sıfatıyla, en yaşlı milletvekili olan ve kadın hakları savunucusu kimliğiyle tanınan Antoinette Spaak ve genç Flaman milletvekili Els Ampe ile birlikte oturuma katiplik yaptı.

Parlamentonun açılış oturumunda tek gerginlik, Fransızca konuşan milletvekilleri ile Hollandaca konuşanlar arasında, dil konusunda yaşandı. Flamanlar, Fransızcaya öncelik ve ağırlık verilmesine itiraz etti.

Oturumda basının yoğun ilgisini çeken görüntü, başörtülü milletvekili Özdemir ve beraberinde katiplik yapan Ampe'nin "tezat oluşturan" giysileri oldu.

Parlamentoda, Türk asıllı Özdemir'in başörtüsünden kaynaklanan, ülke gündemini günlerdir meşgul eden tartışmaların yaşanmadığı, yemin edenler arasında sadece Özdemir'in alkışlandığı gözlemlendi.


Belçika'nın gündemine oturan Özdemir, yemin töreni öncesinde NTV'nin sorularını yanıtladı.

Valon Liberallerin sizi engellemeye yönelik girişimleri var. Nasıl bir çaba içinde Valon Liberaller? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu girişimleri?
Valon Liberal Partisi'nden bir üye böyle bir açıklama yaptı. Fakat o federal milletvekili. Dolayısıyla benim seçildiğim bölgede yetkisi yok. Şu anda Bürüksel Parlamentosu'ndayız. Burada 89 milletvekili var, 72'si Valon ve benim mensup olduğum parti, koalisyon ortağı. Koalisyon ortaklarından oluşan üç ana parti, "Bizim başörtüsü ile, bu kızın seçilmesi ile hiç bir sorunumuz yok." diyor. Zaten iç kanunda da böyle bir yasak olmadığı için, ben az sonra yemin edeceğim bu şekilde.

Bu girişimin geniş destek bulmasını beklemiyorsunuz değil mi?
Destek bekliyordum zaten ve böyle bir sorun olmayacağını baştan beri biliyordum. Benim hiç bir kaygım olmadı.

Eğer diyelim dini sembollerin yasaklanmasını sağlayabilirlerse ki sizin şüpheleriniz var bu konda, ama sağlayabilirlerse nasıl bir tutum izleyeceksiniz?
Öyle bir şey sağlayamayacaklar. Çünkü öncelikle anayasaya aykırı. Daha sonra yeterince çoğunluğu almaları gerekiyor ve onu da alamayacaklar. Yani bu olursa da uzun süreçli bir prosedür olur. Ben de olabilirliğine inanmıyorum açıkçası.

Ancak somut bir girişim var. Liberallerin dayandığı nokta nedir?
Somut bir girişim yok, yani sadece bir söylem var. Yasa tasarısı filan hazırlanmadı yani. Dolayısıyla sadece sözde olan bir şey. Medyayı bu şekilde sarsmak, biraz gündemde olmak istedi. Gündem de geçti gitti, ben az sonra yeminimi edeceğim yani.

O sözlü girişim sizin dışınızda bir tartışmaya yol açtı mı acaba?
Hayır, bütün basın mensuplarından, siyasilerden destek gördüm bu konuda. Basına da bu şekilde yansıdı. Basın inanılmaz bir şekilde benim tarafımdaydı. Ve o liberal tarafın içinde de, açıklamayı yapan şahsa yoğun bir baskı vardı, "neden böyle bir açıklama yaptın" şeklinde.

Bugün mecliste bir protesto eylemi bekleniyor mu?
Hayır beklenmiyor.

Olmayacak derken sizin dileğiniz mi bu yönde, yoksa böyle bir protesto olmayacağına dair bilgi mi aldınız?
Böyle bir şey olamaz. Olsa olsa aşırı sağdan olur. Ona da alışığız zaten. Parlamento başkanı açılış konuşmasını yapacak olan. Ben de en genciyim parlamentonun. Dolayısıyla bana da sekreterlik görevi veriliyor bugün. Başkan herkesi sakin olmaya davet edecek, olmazsa da dışarı çıkartacak. Yani bu konuda gerçekten bir sorun olmayacak. Biz bu temennideyiz.

Ermeni soykırımı iddiasına ilişkin bir açıklamanız olmuştu ne söylemiştiniz ve bunun peşinden neler olmasını bekliyorsunuz?
Bu konuyla ilgili konuşmak istemiyorum. Bu önümü kesmek için yapılan bir saldırıdır. Dün sabah başörtüsü konusu ile geldiler, dün akşam da böyle bir konu ile geldiler. Tamamen benim yemin etmemi engellemek için yapılan bir saldırıdır. Ben de bu oyunu oynamayacağım. Şimdi görevime bakıyorum.

Bu konuda bir açıklama yapmıştınız öyle değil mi?
Bu konuya girmek istemiyorum açıkçası.

Bir haber ajansına açıklama yapmış olmanıza rağmen girmeyeceksiniz bu konuya?
Ben şu anda bu konuya girmek istemiyorum herhalde yeterince açık oldum.

Öte yandan, Belçika'daki Ermeni lobisine yakın bir kuruluş olan Vatandaşlık Komitesi, Mahinur Özdemir hakkında, Ermeni iddialarını kabullenmediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

http://www.haber7.com/haber/20090624/Kavakciya-Yuh-Ozdemire-Alkis-Video.php
#2139
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Genel Müdürü Mehmet Uysal, Suriye sınırında mayınlardan temizlenecek bölgenin çok ciddi bir tarımsal potansiyeli olduğunu belirterek, bölgenin temizlendikten sonra üstünün tarıma açılacağını, altında ise TPAO'nun petrol arayacağını ifade etti. 

Batman'a 4 ayda bir yapılan yönetim kurulu toplantısı için gelen TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, koordinasyon toplantılarının yanı sıra TPAO'nun geleneksel Bahar Şenliği'ne de katıldı. Burada konuşan Uysal, 40 bini yurt içi, 40 bini de yurt dışı olmak üzere günde 80 bin varil ham petrol üretimi gerçekleştirdiklerini belirterek, Türkiye'nin günde 600 bin varil petrole ihtiyacı olduğunu belirtti.

Suriye sınırında Nusaybin- Çamurlu sahasında açtıkları 25 kuyudan 22'sinde petrol bulunduğuna dikkat çeken Uysal, 800 kilometrelik Suriye sınırında mayınlı bölgenin temizlenmesi ile bu alanda petrol arama çalışmalarına başlayacaklarını ifade etti. Yaklaşık 100 bin metrekarelik alanın mayından temizlenmesini beklediklerini söyleyen Uysal, "Meclis'te mayınların temizlenmesi ile ilgili bir kanun tasarısı görüşülüyor. Meclis'teki kanunun biran önce çıkmasını bekliyoruz. Mayın temizleme ihalesi yapılır yapılmaz, sınırda kara altın mücadelemiz sürecek." şeklinde konuştu.

Sakarya ve Isparta'da yeni petrol sahalarını keşfetmek için çalışmalar yaptıklarını ifade eden Uysal, "Isparta'da Demre-1 kuyusunda 6 bin 500 metre derinliğe inilecek. Belki de Türkiye'nin en derin kuyusu bu olacak. Sakarya'da da doğalgaz arama çalışmalarımız var. Sakarya, Tuz Gölü, Sivas ve Ağrı'da da yeni sahaları keşfediyoruz. Özellikle Demre kuyusundan umutluyuz. Burada her an Afrika plakasına ulaşabiliriz." dedi.

TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, dünyanın önemli petrol rezervlerinin bulunduğu Batı Raman'ın, yaklaşık 2 milyar varil petrol rezerviyle dünyanın dev petrol sahalarından biri olduğunu, şimdiye kadar ancak bu petrolün yüzde beşini çıkarttıklarını söyledi. Bu yıl, Türkiye'nin dört bir yanında petrol aramalarını sürdüreceklerini belirten Uysal, geçen yıl 71 kuyu açtıklarını, bu yıl ise 79 kuyu açacaklarını ifade etti.

TPAO'nun Kuzey Irak'ın yanı sıra Irak'ın dört bir yanına açıldığını belirten Uysal, Bağdat'ta bir ofis açtıklarını sözlerine ekledi. (CİHAN)

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=849272
#2140
Mayınlı Arazide En Az 4 Trilyon Dolarlık Petrol Rezervi Bulunduğu Öne Sürüldü.

Mayın temizliği konusunda Birleşmiş Milletler ''Başarı Sertifikası''na sahip olan Pekkan Şirketler Grubunun Başkan Yardımcısı Adnan Volkan Pekkan, Suriye sınırındaki mayınlı arazide en az 4 trilyon dolarlık petrol rezervi bulunduğunu öne sürdü.

Petrolün derinde ancak kalitesinin çok yüksek olduğunu ifade eden Pekkan, ''Bu petrol çıkartılırsa bölgede terör kalmaz'' dedi.

Yurt dışında Specialist Gurkha Services Şirketi ile ortak anti tank, anti personel, mayın arama, tarama, imha etme ve patlamamış mühimmatların imhası projelerini yürüten Pekkan Şirketler Grubunun Başkan Yardımcısı Adnan Volkan Pekkan, mayın temizleme konusunda toplumda bilgi kirliliği oluştuğunu söyledi.

Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusunda 7 yıl önce Genelkurmay Başkanlığı tarafından çağrıldıklarını ve brifing verdiklerini anlatan Pekkan, Türk şirketi olarak bu işe talip olduklarını belirtti.

Sınırdaki mayınlı arazide en az 4 trilyon dolarlık petrol rezervi bulunduğunu savunan Pekkan, ''Petrol oldukça derinde ama kalitesi çok yüksek. Bu petrol çıkartılırsa bölgede terör kalmaz. Diyarbakır İstanbul'dan güzel olur'' diye konuştu.

Mayının temizlenmesinden ziyade oradaki petrolün peşine düşülmesi gerektiğini anlatan Pekkan, ''Biz İngiliz partnerimizle birlikte orayı temizlemeye talibiz. Şirketimiz mayın temizleme konusunda BM'den sertifika almış dünyadaki 5-6 şirketten biridir. Biz burayı son teknolojik cihazlar yardımıyla 3 yıl içinde temizleriz. Bu işin maliyeti konusunda telaffuz edilen rakamların çok daha aşağısında temizleriz''dedi.  

http://sondakika.com/haber-mayinli-arazide-petrol-iddiasi/