Haberler:

Hukuk Forumumuza Hoşgeldiniz

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#2181
İçinde bulunduğumuz yüzyılda hayatımız aküler tarafından rehin alınıyor. Cep telefonunuz varsa, laptop kullanıyorsanız cebinizdeki küçük, lityum iyon hücreli akülerin merhametine kalmışsınız. Fakat, tüm bunlar Amerika'daki bilimadamları tarafından yakında değiştirilecek. Amerikan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, hibrid ya da portatif elektrikli arabalarda kullanılabilecek yeni bir teknik geliştirdi. Buluşla elektrikli arabalar 1 saatte şarj edilebilecek. 
 
BBC Focus dergisindeki habere göre, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)'nden araştırmacılar, pillerinizin saniyeler içinde şarj edilmesini sağlayacak yeni bir teknik geliştirdi. Bath Üniversitesi'nde benzeri bir araştırma yürüten Prof. Dr. M Saiful Islam, "Bir fincan çay hazırlayıncaya kadar cep telefonunuzu ya da laptopunuzu şarj edebileceksiniz" dedi. Cep telefonu veya laptopunuzu hızlı şarj etmesinin yanında, yeni yaklaşım sayesinde hibrid ya da portatif elektrikli arabalar da yaygınlaşacak. Teknoloji ilerlediği sürece, bir elektrikli araba bir saatten daha kısa sürede şarj edilebilecek.

Islam, "Tüm aküler gibi, şarj edilebilen lityum hücreler, bir elektrottan diğerine geçerek, bir taraftan diğer tarafa hareket etmek için yüklü atomlar ya da ionlar gerektiriyor. İyonlar bir yöne hareket ettiğinde akü enerjiyi boşaltıyor, iyonlar geri hareket ettiğinde yeniden şarj ediyor. İyonlar kendi orijinal pozisyonlarına (akünün ne kadar çabuk şarj edebileceğini tespit eden) geri dönebiliyor.

Bugünün akülerinde, süreç yavaş işliyor, çünkü iyonlar çabuk hareket etmiyorlar. Ancak, iki elektrot arasındaki maddedeki kanallara doğru yollarını bulmak zorundalar. Her şeyi hızlandırmak için MIT'teki araştırmacılar akülerde, bir elektrottan diğerine kanallara doğru iyonlara yol gösteren yeni bir madde kullandılar. Araştırmacılar, zaten 10-20 saniye içinde şarj edilebilen küçük prototip hücreler yaptılar.

Peki bu teknolojiyi ne zaman kullanacağız?

Yeni süper şarjlı akülerin arkasındaki ekip, iki yıl içinde bu sistemin pazarda olacağını söylediler. Çünkü, ilgili materyaller tamamiyle yeni değil.

Yeni aküler, DeWalt elektrikli el aletleri ve GM's Chevrolet Volt elektrikli arabada kullanılan lityum demir fosfat kullanacak. Bu materyal çok gözde, çünkü uzun ömürlü ve yıllar geçse de kapasitesinden bir şey kaybetmiyor. Bugünün şarj edilebilen akülerinin çoğu ise lityum kobalt oksit kullanıyor.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=854142&title=1-saatte-sarj-edilen-otomobiller-geliyor-zaman-online
#2182
Kırmızı otomobili olana pahalı kasko
 
25/01/2007
ESİN ÇETİNEL, RADİKAL


İSTANBUL - Türk sigorta şirketleri dünyada araç sigortasında (kasko) yaygın kullanılan müşteri bazlı fiyatlamaya geçmek için hazırlığa başladı. Müşterilerin bireysel özelliklerine göre fiyatlandırma yapamak amacıyla sigorta şirketleri kasko yaptıranların eğitimi, yaşı, mesleği çocuklu mu gibi birçok bilgisini topluyor. Sektörde bazı şirketlerin hazırlığı bulunduğunu söyleyen TEB Sigorta Genel Müdürü Ertuğrul Bul, TEB Sigorta olarak 2007 sonunda veri tabanının tamamlanmasının planlandığını vurguladı. Türkiye'de sağlıklı veri tabanı oluşmasının zaman alabileceği uyarısında bulunan Bul bu nedenle öncelikle dünyadaki kriteleri kullanıp müşteri bazlı fiyatlama yapılacağını söyledi.
Dünyada kasko sigortası yaptıranların ödeyeceği primin hesaplanmasında kullanılan ve 2008'de Türkiye'de de uygulanması beklenen risk kriterlerinden bazıları ise şöyle:

Kırmızı sevenler yandı: Genelde agresif otomobil kullananlar kırmızı renkli otomobil tercihleri yüzünden yüksek kasko primi ödemek zorunda kalacak.
Spor oto hız demek: Spor arabaları hızlı araba kullanan gençler tercih ediyor. İstatistiklere göre aşırı hıza uygun arabalarda kaza riski dolayısıyla kasko primleri de yüksek oluyor.
Lüks otoya düşük prim: Lüks segment araçlar daha az kaza yapıyor. Genelde şöförlü makam aracı olan bu araçların sahiplerinin orta yaşı aşması da risk azaltıyor.
Çocuk hızı düşürüyor: Bir kişinin evli olup olmaması onun otomobil kullanma eğilimini değiştirmiyor. Ancak istatistikler çocuk sahibi olanların sorumlulukları arttığı için aşırı hızdan kaçındığını ortaya koyuyor.
En hızlı şoförler 19-35 yaş arasında: Söz konusu bu yaş arasında kişilerin otomobil kullanırken, aşırı hızlı, dikkatsizliğe bağlı kaza yapma riskleri daha yüksek oluyor. 40 yaş üstünde ise bu risk önemli ölçüde azalıyor.
Bayanlar daha dikkatli: Erkek şöförlere göre bayanların daha dikkatli olması kaza riskini ve primi düşürüyor.
Üniversite mezunu olmak önemli: Eğitim düzeyi de kaza riski üzerinde belirleyici. Eğitim düzeyi yükseldikçe kaza oranı azalıyor. Ancak Türkiye'de üniversite öğrencileri ve genç mezunlar bu istatistikleri bozuyor.
Markanı söyle riskini söyleyeyim: Sigortacılar marka adı vermemesine karşın bazı markaların ve özellikle bazı markalara ait modellerin sigorta primi daha yüksek olacak.
Büyük şehirler yüksek prim ödeyecek: Halen Ankara, İstanbul ve İzmir dışındaki illerde hem trafik sigortası, hem de kasko daha düşük fiyatlı. Bu kriter yine korunacak.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=211107
#2183
Kırmızı araba kaza yapmaz!    

Gaziantep'te kayıtlı taşıtların yüzde 29.8'i kırmızı. Buna karşılık dokuz ayda meydana gelen kazaların sadece yüzde 10.6'sına kırmızı taşıtlar karıştı.

Gaziantep'te 7 bin olayla ilgili tutulan istatistik kırmızı taşıtların belirgin şekilde az kazaya karıştığını gösterdi. Kırmızının uyarıcı niteliği bu sonucun gerekçesi olabilir.

20/10/2004

AA - GAZİANTEP - Gaziantep Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü'nce yapılan araştırmada, kırmızı renkli araçların diğer renkteki araçlara göre kaza yapma oranlarının düşük olduğu tespit edildi.
Trafiğe kayıtlı araç sayısı 187 bin 956 olan Gaziantep'te yapılan araştırmada, 2004'ün dokuz aylık döneminde 6 bin 837 kaza meydana geldiği belirlendi. Araştırmada, trafiğe kayıtlı araçların yüzde 29.8'inin kırmızı olduğu, buna karşılık kazalara karışan araçlar içinde kırmızıların oranının 10.6 olduğu tespit edildi. Ayrıca kayıtlara göre kırmızı Gaziantep'te en çok tercih edilen araç rengi.

Beyaz renkli araçlar daha tehlikeli
Beyaz renkli araçlar ise trafiğe kayıtlı araçlar içinde yüzde 26.8'lik pay alırken, kaza yapma oranı 42.7 ile en fazla risk rengi içinde yer aldı.
Renk gruplarına göre araçların kazaya karışma oranları sırasıyla mavi yüzde 9.4, yeşil yüzde 3.9, bej yüzde 3.6, siyah 3.2, sarı yüzde 2.5, lacivert yüzde 1.5, bordo yüzde 1.5, kahverengi yüzde 0.4, diğerleri yüzde 2.7 civarında gerçekleşti. Araştırmada, 187 bin 956 araç içerisinde 56 bin 87 ile kırmızı renkli araçlar birinci sırada yer alırken, diğer renkteki araç sayıları ise şu şekilde sıralanıyor: Beyaz 50 bin 459, gri 19 bin 207, mavi 18 bin 126, siyah 10 bin 349, yeşil 9 bin 458, bej 8 bin 854, sarı 8 bin 508, lacivert 1967, kahverengi 1481, bordo 346, bilinmeyen 3 bin 114.
Gaziantep Emniyet Müdürü Feyzullah Arslan, araştırma sonucunu şöyle değerlendirdi: "Kırmızı renk tehlike habercisi, önlem aldırıcı ve daha fazla fark edilme özelliğine sahip. Hem sürücü, hem de yayalar ve diğer araç sürücüleri tarafından fark edilebiliyor ve sanırım bu nedenle kazaya daha az karışıyorlar. Beyaz renkli araçlar ise az fark edilebilir özellikte oldukları için kaza yapma oranları daha yüksek. Amacımız, kent içinde ve şehirlerarası yollarda trafik kazalarını en aza indirip, can ve mal kayıplarını önlemek. Bunun için her alanda yoğun bir çalışma içerisinde bulunuyoruz. Trafik kazalarında kazaya karışan araçların renklerinin de bu alanda önemli olduğunu düşünüyoruz."

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=131719
#2184
ABD'de bir mahkeme salonu... Bir davada tanıklık etmesi için kürsüye yaşlı bir teyzeyi çağırırlar.
Kadın yerine oturur ve davalının avukatı kadına yaklaşır...
- Bayan Jones... Beni tanıyor musunuz? Yaşlı teyze cevap verir :
- Ah evet Bay Williams, sizi çocukluğunuzdan beri tanıyorum. Siz taa o zamanlar bile aileniz için tam bir baş belasıydınız. Sürekli yalan söylüyordunuz, en yakınım dediğiniz insanların arkasından konuşuyordunuz, 2 dolar fazla kazanmak için herkesi satacak bir karakterdeydiniz...

Davalının avukatı başta olmak üzere bütün salon şok olur. Adam ne yapacağını bilemez bir halde kadına tekrar sorar:
- Peki Bayan Williams, ya karşı tarafın avukatını tanıyor musunuz? Kadın yine cevaplar:
- Elbette tanıyorum. Çocukluğunda ona dadılık yapmıştım... Tembel, ödlek ve alkolik adamın tekidir.. Etrafında bir tek dostu yoktur ve herkes onun hala geceleri altına kaçırdığını söylüyor...

Yine herkes şokta... Bütün salonu bir uğultu kaplar...
Hakim kürsüye tak tak tak vurup herkesi susturur ve her iki tarafin avukatını da kürsüye çağırır ve ikisine de eğilmelerini söyleyerek kulaklarına şunu fısıldar:

- Eğer bu kadına beni tanıyıp tanımadığını sorarsanız mahvederim sizi!

;D
#2185
Mafya babasının idam ile yargılandığı davada Temel jüri üyesidir.. Bunu öğrenen babanın adamları hemen Temel'e gelerek "- Aman! aman!.. Ne yaparsan yap. En azından cezasını Müebbet'e düşür..." diye tehdit ve baskıda bulunurlar...

Uzun bir yargılamanın sonunda jüri karar için toplantıya çekilir... Uzun tartışma ve münakaşalardan sonra karar açıklanır:

"Müebbet hapis."

Bunun üzerine mafyanın adamları mahkeme çıkışında sevinçle Temel'in boynuna sarılarak kendisini tebrik edip sorarlar: "Nasıl başardın!"

Temel ise kendinden gayet emin ve gururla: "Bütün jüri üyeleri beraat, beraat diye tutturdu, onları müebbete ikna edinceye kadar anam ağladı..."

;D
#2186
Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, şöyle bir açıklama yapmışlar: "Bu iş için bilgilerini sorgulayan, ezbere bilgiyi daima şüpheyle karşılayan, bilgilerini sürekli yenileyen ve gözden geçiren kişilere ihtiyaç duyuyoruz. Sizin bu iş için uygun bir kişi olup olmadığınızı anlayabilmemiz için lütfen şu soruyu üzerinde etraflıca düşünerek cevaplayınız: 2 kere 2 kaç eder.''

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kağıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.''

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz.''

;D
#2187
Mahkemede hakim, Temel'e sormuş:
- Kiminle evlisin?
- Bizum kariylan!

Hakim sinirlenmiş :
- E, herhalde, sen hiç erkekle evlenen duydun mu?
- Duydum tabi, nasil duymadum!..
- Kimmiş?
- Bizum kari!
#2188
Bir yıl kış o kadar soğuk geçmiş ki, avukatlar ellerini kendi ceplerine sokmak zorunda kalmışlar.

;D
#2189
Avukat hırsızlıkla suçlanan müvekkilini etkileyici bir savunma ile hapisten kurtarmak istemektedir. Avukat yargıca hitaben:

"Müvekkilim, arabanın camından içeri sadece kolunu sokup çantayı almıştır. Müvekkilimin kolu, müvekkilimin bizzat kendisi değildir. Dolayısıyla sadece bir kol, yani bir organ tarafından işlenen bir suç için niye bütün bir kişiyi, tüm bir organizmayı cezalandırıyorsunuz?" der.

Yargıç, gülümseyerek, "Peki, o zaman aynı mantıkla gidiyorum ve müvekkilinizin kolunu 1 yıl hapse mahkum ediyorum. Müvekkiliniz isterse ona eşlik edebilir." der.

Müvekkil gülümser. Avukatın yardımıyla cezaya çarptırılan takma kolu çıkartıp mübaşire verirler ve keyifle mahkeme salonunu terk ederler.

;D
#2190
İki avukat birlikte bir lokantaya gitmişler. Çantalarından birer sandviç çıkarıp yemeye başlamışlar. Masalarına yaklaşan garson:

"Burada kendi yiyeceklerinizi yiyemezsiniz!" demiş.

Avukatlar; "Afedersiniz, bilmiyorduk..." demişler ve sandviçlerini değiş tokuş ederek yemeye devam etmişler.

;D
#2191
Vatandaş, bir avukatın yazıhanesine gelir. Duvarda büyük harflerle şu uyarı yer almaktadır: "Danışmadan ücret alınmaz." Vatandaş, buna güvenerek sorununu avukata açar, avukat da gerekli bilgiyi vatandaşa verir. Ona çay ısmarlar, tüm bu teşrifattan çok memnun olan vatandaş, avukata teşekkür ederek kapıya yönelir. Tam çıkmak üzereyken avukatın uyarısıyla yerinde durakalır:

"Danışma ücretini vermediniz!"

Vatandaş şaşırmıştır: "Aman avukat bey, şuradaki yazıda danışmadan ücret alınmadığı yazmıyor mu?"

Avukat: "Eeee, tamam yazıyor, danışmadan ücret almıyoruz. Ama, danışınca ücret alıyoruz. Sen de danıştın, ücreti öde bakalım! Danışmasaydın böyle bir şey talep etmeyecektim haliyle!" der.

;D
#2192
(2005 Yılında Kadıköy Adliyesinde yaşanmıştır)

Becerikli ve süratli bir hakim, katip ve mübaşir ekibine sahip mahkeme kadrosu, boşanma davalarını seri bir şekilde karara bağlamaktadır. Duruşma kapısının kenarında duran duruşma listesine de uyulmamakta, hazır beklemekte olan kim varsa onlara öncelik verilerek davalar görülmektedir. Arka arkaya davalar karara bağlandıktan sonra duruşma salonunda ve kapının önünde bekleyen kimse kalmaz, öyle ki mübaşire "bizim duruşmamız vardı" diye soracak kimsecikler kalmamıştır. Mübaşir de hesabı hafiften şaşırdığı için koridora çıkıp bağırır: ".....Aile Mahkemesinde davası olan!" Kimsecikler üzerine alınmaz.

Mübaşir açık olan kapıdan içeri bakar. Teşkilat tam kadro hazır müşteri beklemektedir. Döner tekrar koridora bağırır:

- Haydi! Yok mu boşanmak isteyen?

;D
#2193
1940'lı senelerden aktarılan bir hatıra:

Yaşlıca bir Rum kadıncağız sanık kürsüsünde durmaktadır. Duruşma uzadıkça uzar. Kadıncağız şişmanlığı ve ilerlemiş yaşı sebebiiyle, mahalle karısı misali, tanık kürsüsüne yaslanıp belini bükerek ağırlığını bir tarafa vererek durur.

Bu durumu gören hakim (ki sertliğiyle tanınan bir hakimdir): "Hanım düzgün dur!" diye uyarır. Beş dakika sonra kadıncağız dikilmekten yine yorulur, bu sefer ağırlığı öbür tarafa vererek bükük durur.

Hakim: "Hanım düzgün dur!"

Kadıncağız tekrar toparlanır. Bu olay birkaç kere tekrarlanır. En sonunda hakim yine "hanım düzgün dur!" dediğince kadıncağız lafı patlatır:

- Aaaa yeter bea! Mahkeme mi yapıyoruz, fotogıraf mi çektiriyoruz?

;D
#2194
Medeni hukuk dersinde hoca en arkada sürekli konuşan bir öğrenciyi ayağa kaldırarak sorar:

-Söyle bakalım iğfal ne demektir?

Öğrenci hiç tereddüt etmeden cevap verir:

-Sizin şu anda yaptığınız şeydir, hocam, der.

Şaşıran hoca:

-Nasıl yani diye çıkışır öğrencisine.

Öğrenci:

-Bir kimsenin bilgisizliğinden, tecrübesizliğinden yararlanarak ona zarar veren davranışlarda bulunmaya iğfal denir, der.

;D
#2195
Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış alamamış olduklarını fark ederler. Bağış toplama görevini ifa eden kişi zengin avukatın ofisine giderek bağışta bulunması için avukatı ikna etmeye çalışır:

"Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 Dolar. Ancak bugüne kadar hiçbir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?"

Avukat bu soru karşısında sinirlenir:

"Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, erkek kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkum olduğunu? Ya da kızkardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız geride bıraktığını?"

Görevli yerin dibine geçmiştir utancından, suratı kıpkırmızı olur. Sadece, "Hayır, bunların hiçbirini bilmiyorduk..." diye mırıldanabilir. Avukat onun sözünü keserek devam eder:

"Pekala, ben onlara zırnık para koklatmazken size niçin vereyim?"

;D
#2196
Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını çağırmış yanına... Bir ricada bulunmuş:

"300 bin dolarlık tasarrufum var... Bunu öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye güvenemiyorum. Size şimdi 100'er bin dolar veriyorum. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin içine koyuverin."

Adam ölmüş. Üç arkadaş verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak:

"Hastanenin acil ihtiyacı vardı... Onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarfettim, kefene 80 bin dolar koydum." demiş.

Bu itiraz üzerine Papaz da cesaretlenmiş:

"Ben de aynı günahı işledim... Paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine ancak 50 bin dolar koyabildim..."

Avukat diğer iki arkadaşını uzun uzun kınayıp ayıpladıktan sonra şöyle demiş:

"Ben sözümü aynen yerine getirdim... Kefene 100 bin dolarlık çek koydum!.."

;D
#2197
ABD'de ünlu bir basketbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu. Basketbolcu
yakalanmıştı. Bütün deliller sanığın aleyhine olmasına rağmen sanık avukatı suçlamaları ısrarla reddediyordu. Durusma
Amerikan filmlerindeki gibiydi... Hakkında mahkumiyet kararı verilmesi an meselesi olan basketbolcu sanik sandalyesinde büyük bir soğukkanlılıkla oturuyordu...
Basketbolcunun kucak dolusu para ödeyerek tuttugu avukatı ise jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu:

"Sayin juri, sayın hakim, muvekkilimin suçsuz olduguna yürekten inaniyorum... Buna az sonra sizler de inanacaksiniz... Neden mi? Bakın, şimdi iki dakika içinde duruşma kapısı açılacak ve içeriye gerçek suçlu girip suçunu itiraf edecek..."

Duruşma salonundaki herkesin gözü kapıya kilitlenmişti... Merakla beklenmesine ve aradan beş dakikadan fazla zaman geçmesine rağmen içeri kimse girmemişti... Avukat bir savunma dehasıydı; öldürücü hamlesini yaptı:

"Bakın, aslında siz de maktül kadının müvekkilim tarafından öldürüldüğüne tam olarak inanmıyorsunuz... Zira hepiniz büyük bir merakla içeri girecek kişiyi beklediniz. Masum olan müvekkilimi haksız yere cezalandırmamak için bu tecrübeniz ışığında adaletli bir karar vermenizi talep ediyorum..."

Jüri, verilen aradan sonra kararını açıklar. Sanık suçlu bulunmuştur. Bu etkileyici savunmadan sonra böyle bir karar çıkmasını beklemeyen ve adeta şok olan sanık avukatı mahkeme çıkışında bayan jüri başkanının yanına yaklaşarak sordu:

"Siz de diğer herkes gibi merakla kapıya bakıp beklemiştiniz. Neden böyle bir karara imza attınız?"

"Dogru" dedi jüri başkanı, "Ben de kapıya baktım, ama bir şey dikkatimi çekti, bizim merakla kapıya bakarak beklediğimiz o süreçte muvekkiliniz bir kez olsun kapıya bakmadı!.."

;D
#2198
Resmi Arabulucu Listesi     
Yrd.Doç.Dr. İbrahim SUBAŞI

"Resmi Arabulucu Listesi", İş ve İnsan Gazetesi, Yıl: 3, Sayı:48, Ağustos 2006                                                                   


Arabuluculuk sistemi, kendisinden beklenen etkinliği ve başarıyı gösterememiştir. Resmî arabulucular listesi sürekli tartışmalara konu olmuş, sistemin işleyişinde idarî ve yargı organlarının hatalı yorum ve kararları olduğu anlaşılmıştır. Büyük ümitlerle uygulamaya konulan arabuluculuk sisteminde en önemli aksaklık, resmî arabulucular listesinin hazırlanmasında ortaya çıkmıştır. Menfaat grupları ile ilgisi olmayan, tarafsızlığı ve ehliyeti ile temayüz etmiş kişiler yanında bu özelliklere yeterince sahip bulunmayan kişilerin de resmî listeye girmesi, uygulamada sorunların doğmasına neden olmuştur.

İşçi ve işveren kuruluşlarında görevli uzman ve yöneticilerin, bir uyuşmazlın çözümlenmesinde o uyuşmazlıkla mensubu bulundukları kuruluşun bir ilişkisi bulunmasa dahi, her zaman tarafsız ve bağımsız davranabilmeleri sözkonusu olmayabilir. Bu nedenle, arabulucuların belirlenmesinde dikkatli davranmak ve bu kişilerin resmî arabulucular listesinde yer almalarına olanak vermemek yerinde olacaktır. İş Hukuku veya Endüstri İlişkileri bilim dallarında akademik kariyer yapmış ve alanında tecrübeli kişilerin, resmî arabulucular listesine dahil edilmeleri gerekir.

Türkiye'de arabuluculuğun iyi sonuç vermemesinde etkili olan nedenleri, arabuluculuk kurumunun kaldırılmasının değil de, düzeltilmesinin bir işareti olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü, işçi ve işveren sendikaları arasındaki uyuşmazlığın çözümünde bir katkısı olabilecek her kurum ve her yoldan yararlanılması zorunluluğu vardır. Toplu iş mücadelelerine geçmeden önce, tarafların özgür iradeleri ile benimseyebilecekleri çözümlerin, tarafların güvenini kazanmış bir organ tarafından ortaya konulmasında sayısız yararlar vardır. Aksine bir düşünce ile arabuluculuk kurumunun kaldırılmasını savunmak, barışçı yollarla uyuşmazlığın çözümü sistemini reddetmek anlamına gelir ki, bu kabul edilebilir bir iddia değildir. Arabuluculuğun, beklenen sonuçları vermemesinin çok farklı nedenleri bulunmaktadır.

Sonucu bakımından bağlayıcı olmayan arabuluculuğun başarılı olabilmesi için uyuşmazlık halindeki taraflar üzerinde, manevî bir etkiye sahip olması gerekmektedir. Bu etkinin taraflarca duyulabilmesi ise arabuluculuğun; ehil, saygın ve tarafsız kişiler tarafından yapılmasına bağlıdır.

Yeterli başarının sağlanamamasında, mevcut arabuluculuk sisteminden kaynaklanan nedenler olduğu da kuşkusuzdur. Resmî arabulucuların bir kısmının menfaat gruplarıyla organik ilişkiler içinde bulunması, bazı arabulucuların bu görevi sadece bir kazanç kapısı gibi görmeleri, arabulucular arasında görev dağılımındaki aşırı dengesizlikler, idare ve yargı organlarındaki gecikmeler ve bunlar arasındaki koordinasyon eksiklikleri bu arada sayılabilir. Herhalde bu alanda atılması gerekli ilk adım; arabulucuların ehil ve tarafsız kişilerden oluşmasını sağlamak, tarafların bu kurumdan ümit kesmelerini önlemek, arabuluculuğun manevî gücünün artırmak ve böylece arabuluculuk kurumuna saygınlık kazandırmak olmalıdır.

Böylece; sonucu bakımından bağlayıcı olmayan arabuluculuğun başarılı olabilmesi için uyuşmazlık halindeki taraflar üzerinde, manevî bir etkiye sahip olması, tarafların bu kurumdan ümit kesmelerinin önlenmesi gerekmektedir. Bu etkinin taraflarca duyulabilmesi ise arabuluculuğun; ehil, saygın ve tarafsız kişiler tarafından yapılmasına, arabuluculuk kurumuna saygınlık kazandırılmasına bağlıdır.

Sekizinci Dönem ( 31.12.2005 – 31.12.2008 ) seçilen Resmi Arabulucular Listesi ( RG., 12.12.2005, 26021 )'nde 22 Bölgede 133 kişi Resmi Arabulucu olarak seçilmiştir. Bunlardan 37 kişinin çift bölgede görevi bulunmaktadır. Eskişehir'de görev yapan bir kişi Adana Bölgesinde, Konya'da görev yapan bir kişi Antalya Bölgesinde, Ankara'da görev yapan bir kişi Trabzon Bölgesinde, Gaziantep'de görev yapan bir kişi Samsun Bölgesinde, Kocaeli'nde görev yapan üç kişi İstanbul Bölgesinde, Kocaeli'nde görev yapan bir kişi Bursa Bölgesinde, Eskişehir'de görev yapan bir kişi Kütahya Bölgesinde, Bursa'da görev yapan bir kişi Aydın Bölgesinde, Sivas'ta görev yapan iki kişi Samsun Bölgesinde, İstanbul'da görev yapan üç kişi Edirne Bölgesinde, İstanbul'da görev yapan bir kişi Antalya Bölgesinde, İstanbul'da görev yapan bir kişi Trabzon Bölgesinde görevlendirilmiştir. İlginç olan ise; bu kişiler, görev yaptıkları yerde görevlendirilmemişlerdir. Bu kişiler akademisyendir. Akademisyen olmayanların değerlendirilmesi ise tarafımızca bilinmediği için bir yorum yapılmamaktadır.

Öyle görevlendirmeler yapılmış ki, bunun fiili sonucu bu görevlerin olmamasıdır. Bir görev için İstanbul'dan Trabzon'a, Antalya'ya gitmek mümkün değildir. Zaman da, maddi imkânlar da buna müsait değildir. Tarafların bunu karşılaması mümkün değildir.

Hakeme ve Resmi Arabulucuya Başvurma Tüzüğü'ne göre; Resmi arabulucunun; Sendika şubesi, sendika ve konfederasyonlarda herhangi bir suretle görevli bulunmaması; Hukuk, sosyal politika, endüstri ilişkileri, iktisat ve işletme öğrenimi yapılan en az dört yıllık bir yükseköğretim kurumunu bitirmiş ve işçi-işveren ilişkileri alanında en az beş yıl çalışmış olması veya diğer yükseköğretim kurumlarını bitirmiş ve kamu kurum ve kuruluşlarında en az 10 yıl iş hukukuyla ilgili görevlerde çalışmış olması gereklidir. ( m.26 ) Listedeki bazı kişiler ise başvuru koşullarını taşımadıkları halde listeye girmişlerdir.

Geçen dönemde olduğu gibi bu dönemde de seçilen bazı kişilere bakıldığında, koşulları sağlamadığı halde ve yeterli olmadıkları halde seçildikleri görülmektedir. Bölge ile ilgisi olmayan ve ehil olmayan veya fiilen görev yapamayacak kişiler seçilmiştir. Sonuçta adı listede olduğu halde fiilen görev yapamayan / yapmayan kişiler listeye girdiği halde, yani sadece adı listede görülecek kişiler listeye girdiği halde, Bölge ile ilgili ve ehil bazı kişiler listeye girememiştir.

Maalesef Listenin geneline de bakıldığında; başvuru koşullarını taşımayan, fiilen görev yapması mümkün olmadığı halde listeye seçilmiş olan çok sayıda kişi bulunmaktadır. Bu görüntü de Resmi Arabulucular Seçici Kurulu'nun hassas davranmadığı kanaatini uyandırmaktadır.

http://www.hukukcular.org.tr/yazi_detay.php?Yazi_id=65&yazar=41
#2199
(Devamı)

[220] Ekin, Endüstri İlişkileri, 5.Bası, İstanbul 1989, s.122; Demirbilek, s.259; ILO, Uzlaştırma, s.79-81; Taraflar görüşmeler boyunca, nihaî bir güç testi olarak grev ve lokavta başvurmadan önce, çok çeşitli taktikleri ekonomik baskı şeklinde kullanabilirler. Bu taktiklerin birçoğu hem işçi hem de işveren tarafları açısından kullanılabilir niteliklidir. Ancak, bazı taktikler sadece bir taraf için geçerlilik taşımaktadır. Toplu görüşmelerde taraflarca kullanılan bazı taktiklerin, kendisini kullanan tarafın gerçek pozisyonu hakkında rakibin sahip olduğu algılama şekli üzerinde bir etki yaratmayı, diğer bazılarının da rakibin görüşme taleplerini gerçekçi ve âdil bir şekilde değerlendirmeyi sağlamak amacıyla kullanıldıkları görülmektedir. Bütün toplu görüşme taktikleri üzerinde ekonomik koşullar, işçi-işveren ilişkilerinin sahip olduğu nitelik, siyasî ortam ve görüşmecilerin kişisel özellikleri gibi çok çeşitli faktörün etkisi bulunmaktadır. Ayrıca, toplu görüşmelerde blöf yapmak, ikna yeteneğini kullanmak, ödünlerin zamanlaması ve görüşme gündeminin hazırlanması gibi hususlar da taktiklerin kullanımı üzerinde bir etkiye sahiptir. (Demirbilek, s.259-260; ILO, Uzlaştırma, s.74-81; Mustafa Gümüş, s.315-320; Yazman, s.187-220); Toplu görüşme aşamasında, her iki taraf da diğer tarafın pazarlık alanını etkilemeye çalışmakta ve ikna, rasyonalizasyon, blöf, tehdit, çeşitli vaatler gibi değişik taktiklere başvurmaktadır. Bunlardan ikna'nın çoğu kez önemli bir arabuluculuk taktiği olduğu kabul edilir. Tarafların arasında belirli veri ve bilgilerin değerlendirilmesindeki fikir ayrılıklarının giderilmesinde arabulucu kendilerine yardımcı olacaktır. Blöf yapılması durumunda, arabulucunun blöf'ün bertaraf edilmesi taktiğinden yararlanması mümkündür. Arabulucunun kendisi; baskı, tehdit ve blöf taktiklerine kesinlikle girmemeye dikkat etmelidir. Arabulucu, tarafsızlığını korumak için azamî çaba harcamalıdır. Arabulucu; katılaşmış tutumların çözülmesinde, tarafların itibarını zedelemeden yapılmış blöflerin bertarafında bir çeşit "zevahiri kurtarma" işlevini yerine getirmek durumundadır. Tarafların kabul edebilecekleri azamî ve asgarî sınırlar arasında bir iç-içe geçme varsa, ileri sürülen alternatif çözümler, anlaşmaya varılmasına yardımcı olabilir. (Dereli, Arabuluculuk, s.73-79; Yazman, s.219-220; ILO, Uzlaştırma, s.69-81); Yapılan bir araştırmaya göre; işçi ve işveren tarafı görüşmecilerinin gerek kendileri gerekse rakibin kullandığı taktiklere ilişkin değerlendirmelerine ait ortak nokta, esasen her bir tarafın da rakibi ikna etmeye yönelik ve vaatte bulunmaya ilişkin taktiklerden oluşan bölüştürücü pazarlık taktiklerini kullanmalarıdır. Taraflar, "bir ödün vermeden karşı tarafın pozisyonu hakkında bilgi düzeyini arttırmak" istemektedirler. Böylelikle, rakibin teklif maddelerine ait fayda parametrelerini, pozisyonlarını ve direnme noktalarını olabildiğince doğru tahminleyerek avantaj sağlamayı amaçlamaktadırlar. Ayrıca, taraflardan her biri bir pozisyon almakta, onun üzerinde tartışılmakta ve uzlaşma sağlamak için ödünlerde bulunmaktadır. Nitekim işveren tarafına göre, bu yönde işçi sendikalarının ağırlık verdiği taktik, "talep listesini geniş tutmak suretiyle pazarlıkta manevra gücü ve alanı yaratmak"tır. Görüşmeler durumsal ya da pozisyona ait pazarlık çerçevesinde sürdürülmekte ve menfaatlerde değil pozisyonlarda odaklaşıldığından çatışmalar artabilmektedir. Bu, ülkede işçi ve işveren tarafları arasındaki genelde yaşanan güvensizliği ve ücret ağırlıklı pazarlıkları destekler niteliktedir. İşçi ve işveren tarafları açısından görüşmelerde izlenecek en iyi yolun, toplu görüşmenin kazan stratejisine dayandırılması olduğu açıktır. Sorun çözme süreci aşama aşama sürdürülerek, iki taraflı tatmin sağlayan bir çözüme ulaşılması ve bu çözümün her iki tarafça kabulünün sağlanması en sağlıklı olanıdır. (Demirbilek, s.268)       

[221] Çelik, İş Hukuku, s.519; Tekil, s.235; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.224-231; Aynı yazar, 3299 sayılı Yasa, s.14-15; Köse, s.191;  Eski 275 sayılı Yasa dönemi ile ilgili olarak Bkz. Çelik, Uzlaştırma, s.62; Yasada düzenlenmiş olmamasına karşın uygulamada görülen kimi özel arabuluculuk faaliyetlerine yasal bir engel yoktur. (Süral, 2822 sayılı Yasa, s.59); Resmî veya gayri resmî kişilerin arabulma gayretleri, 2822 sayılı Yasanın arabuluculuk hükümlerine tâbi değildir. Ancak, anlaşmayı sağlarsa işe yaramış olurlar. (Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.129; Aynı yazar, Değişiklik, s.147); Yasanın öngördüğü arabuluculuk hükümleri özel arabulucu için uygulanmaz. (Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.496 dn.43); Özel arabulucunun, Devlet kuruluşları ile ilgisi bulunmamaktadır. Taraflar, seçtikleri özel arabulucunun ücretini serbestçe tespit ederek kendileri öderler. (Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.215); Ayrıca, tarafların resmî arabulucular listesinden bir kişiyi de özel arabulucu olarak seçmelerinde de bir yasal engel bulunmamaktadır. (Oğuzman, Toplu İş Uyuşmazlıkları, s.124); Özel arabulucu, tarafların anlaşmasıyla toplu görüşme veya uyuşmazlığın herhangi bir safhasında tayin olunabilir, yeter ki resmî arabulucu tayin edilmemiş bulunsun. Bu, 2822 sayılı Yasa tarafından düzenlenmemiş, fakat engellenmemiş bir arabuluculuk türüdür. Ancak bu tür arabuluculuk, resmî arabuluculuk hükümlerine tâbi değildir. (Tunçomağ, İş Hukuku 1985, s.372; Aynı yazar, Esaslar, s.470; Tunçomağ/Centel, s.412; Oğuzman, Çözüm, s.161); Bu arabulucunun, zorunlu arabuluculuğu yürütmesi de mümkün değildir. (Tuncay, İş Hukuku, s.221; Dereli, Arabuluculuk, s.63)   

[222] Işık, Hukuksal Çerçeve, s.47; Tunçomağ, Barışçı Yollar, s.22-23; Aynı yazar, Toplu İş Uyuşmazlıkları, s.5; Açık iş mücadelesine dönüşmüş ve karşılıklı ithamlarla birbirlerini ağır eleştirilere uğratmış kişilerin kendi başlarına uzlaşabilmeleri veya uzlaştırıcı seçiminde anlaşabilmeleri son derece güçtür. Arabuluculuk sisteminin, açık iş mücadelesine dönüşmüş toplu iş uyuşmazlıkları için de bir çözüm getirmiş olması gerekliydi. Eski 275 sayılı Yasa ise bu konuda hüküm koymamış, sorunu açık bırakmıştır. (Tunçomağ, İş Hukuku 1985, s.364-365; Aynı yazar, Barışçı Yollar, s.25; Aynı yazar, Uzlaştırma, s.57-58; Köse, s.172); Bu durumda özel arabulucunun devreye girmesi yararlı olacaktır.

[223] Tuncay, İş Hukuku, s.221; Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.130; Sümer, İş Hukuku, s.243; Aynı yazar, Uygulama, s.326-327; Aynı yazar, Zorunlu Tahkim, s.58 dn.164; 2822 sayılı Yasada "özel arabuluculuk"da serbest bırakılmıştır. Böylece arabuluculuk faaliyetinin, hem resmî arabulucular ve hem de özel arabulucular tarafından yürütülmesi sistemi getirilmiştir. 275 sayılı Yasada düzenlenmiş bulunan siyasî kişinin uzlaştırmasına (m.48), 2822 sayılı Yasada yer verilmemiştir. Fakat buna rağmen, bugün de hükümet üyeleri; hatta örneğin, Vali, Kaymakam gibi mülkî amirler, bazen Belediye Başkanları da fiilen arabuluculuk yapmaktadırlar. (Tunçomağ, Barışçı Yollar, s.27; Aynı yazar, Toplu İş Uyuşmazlıkları, s.6); Özel arabuluculukta da başarı için şart; tam bir tarafsızlık, taraflar için kabulü mümkün, ilmî yönden değerli, ekonomik ve sosyal koşullara uygun bir rapor hazırlayıp bunu taraflarla ayrı ayrı yapılan toplantılar sonucunda rötuşlara tâbi tutarak son şeklini vermek ve taraflara kabul ettirmektir. (Esener, İş Hukuku, s.585) 

[224] Kutal, Türk İş Hukuku, s.133; Aynı yazar, Çözüm, s.258; Çelik, İş Hukuku, s.521; Demircioğlu/Centel, s.247-248; Tuncay, İş Hukuku, s.225; Şakar, İş Hukuku, s.230; Mollamahmutoğlu, s.14; Aktay, s.107; Süral, 2822 sayılı Yasa, s.59; Sümer, İş Hukuku, s.245; Akyiğit, s.416; Berksun/Eşmelioğlu, s.538; Köse, s.185; Şafak, s.92; Uçum, s.34; Afşin, s.9; Zararsız, s.3-8; Bu arabuluculuğa "Grev ve Lokavtın Ertelenmesi Döneminde Resmî Arabuluculuk" (Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.135); "Çalışma Bakanının Arabuluculuğu veya Siyasî Kişinin Arabuluculuğu" (Tunçomağ, İş Hukuku 1985, s.372; Tunçomağ/Centel, s.413; Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.306; Erkul, 2822 sayılı Kanun, s.137; Dereli, Arabuluculuk, s.65); "Grev ve Lokavtın Hükümetçe Ertelendiği Dönemde Çalışma Bakanı'nın Arabuluculuğu" (Kutal, 2822 sayılı Yasa, s.513); "Karar Verilmiş veya Uygulamaya Konulmuş Bir Grev veya Lokavtın Ertelenmesi Halinde Arabuluculuk" (Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.501); "Grev ve Lokavtın Ertelenmesi Döneminde Arabuluculuk" (Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.227-230) da denilmektedir. 

[225] Şakar, s.230; Sümer, İş Hukuku, s.245; Özbek, s.387; 275 sayılı eski Yasadaki, erteleme döneminde faaliyette bulunması öngörülen Yüksek Uzlaştırma Kurulu'na ilişkin düzenleme (m.23/3-4), 2822 sayılı Yasaya alınmamıştır. Bunun gibi, yine 275 sayılı Yasadaki, uyuşmazlığın herhangi bir aşamasında yapılabileceği belirtilen Hükümetin Arabuluculuğu'na ilişkin hüküm (m.48) de kaldırılmıştır. 2822 sayılı Yasanın 34.maddesindeki arabuluculuk eski Yasanın 48.maddesinde düzenlenene göre, yürürlüktekinin sadece erteleme dönemi ile sınırlı tutulması yönüyle, farklılık göstermektedir. (Çelik, İş Hukuku, s.521; Aynı yazar, Uzlaştırma, s.59-60; Kutal, Toplu İş Uyuşmazlıkları, s.241-244; Oğuzman, Arabuluculuk, s.18-20; Esener, Türk İş Hukukunda Özel Hakem, Toplu İş Uyuşmazlıkları ve Barışçı Çözüm Yolları, Türk-İş Yay., Ankara 1970, s.32-33; Işık, Hukuksal Çerçeve, s.47-48; Aynı yazar, Giriş, s.5-6; Süral, 2822 sayılı Yasa, s.56; Tekil, s.235; Türk-İş, s.101; Berksun/Eşmelioğlu, s.408; Köse, s.97-100); Ancak Çalışma Bakanı, uyuşmazlığın her aşamasında arabuluculuk faaliyetinde bulunabilir. (Çelik, Arabuluculuk, s.53 dn.11d; Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.135-136); Bu arabuluculuk ise 2822 sayılı Yasanın arabuluculuk hükümlerine tâbi olmaz. (Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.230)   

[226] Erkul, 2822 sayılı Kanun, s.250; Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.501; 275 sayılı Yasa, Başbakanın veya görevlendireceği bir Bakanın arabuluculuk faaliyetinde bulunmasını öngördüğü halde, 2822 sayılı Yasa bu görevi Çalışma Bakanına vermiş ve bir resmî arabulucunun yardım etmesini kabul etmiştir. 275 sayılı Yasa, Hükümetin arabuluculuğunun bir uyuşmazlığın herhangi bir safhasında yapılabilmesini kabul ettiği halde, 2822 sayılı Yasada Çalışma Bakanının bu görevi, grev veya lokavtın ertelenme süresi için öngörülmüştür. Bakan, diğer safhalarda da gayri resmî arabulma faaliyetinde bulunabilir. Fakat erteleme süresinde 34.madde uyarınca yürütülen arabuluculukta 59.maddenin resmî arabuluculara tanıdığı yetkiler kullanılırken gayri resmî arabuluculukta bu yetkiler sözkonusu olmaz. (Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.135-136; Aynı yazar, İşçi-İşveren İlişkileri, 2.Bası, s.99-100; Dereli, Arabuluculuk, s.65-66); Çalışma Bakanı; bir Bakanlık mensubunu, örneğin Müsteşarı arabuluculukla görevlendiremeyecektir. Buna karşılık Çalışma Bakanına vekalet eden bir diğer Bakanın arabulucu olarak görevi yükleneceği kuşkusuzdur. (Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.306); Bazı yazarlara göre; Yasada bir hüküm bulunmasa dahi, Başbakan veya görevlendirdiği bir Bakanın mevcut bir menfaat uyuşmazlığında, hiçbir suretle fikirlerini empoze etmemek şartıyla, tarafları anlaşmaya sevketmek üzere çalışmalarda bulunmaları mümkündür ve birçok hallerde faydalı ve zarurîdir. (Elbir, s.272); Çalışma Bakanının veya seçeceği arabulucunun çabası tarafların anlaşmasını sağlarsa, TİS gerçekleştirilmiş olacaktır. (Çelik, İş Hukuku, s.521; Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.136; Tuncay, İş Hukuku, s.225; Kutal, 2822 sayılı Yasa, s.514; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.229; Aynı yazar, (Ertelenme) Grev ve Lokavtın Ertelenmesi ve Bu Dönemde Uyuşmazlıkların Barışçı Yollardan Çözümü, Çimento İşveren D., C.1, S.3, Mayıs 1987, s.17) 

[227] Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.501; Çelik, İş Hukuku, s.521; Demircioğlu, Türk İş Hukukunda Grev Hakkına İdarî Tasarruflarla Müdahale, İHD., C.I, S.2, Nisan-Haziran 1991, s.193; Demir, s.299; Kutal, TİS'nin Taraf İradesi Dışında Oluşması, TİS'ne İlişkin Temel Sorunlar Semineri, Millî Komite Yay., Ankara 1990, s.110-112; Şakar, İş Hukuku, s.230; Mollamahmutoğlu, s.14; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.228-229; Aynı yazar, Hukuksal Çerçeve I, s.37; Sümer, İş Hukuku, s.245; Berksun/Eşmelioğlu, s.538 

[228] Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.136; Tuncay, İş Hukuku, s.226; Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.501; Kocaoğlu, Ertelenme, s.17

[229] Tunçomağ, Esaslar, s.471; Tunçomağ/Centel, s.413; Yoğun işleri arasında Bakanın, arabuluculuk için zaman ayırması pek mümkün değildir. Üstelik arabuluculuk gibi bilgi, ihtisas ve tecrübe isteyen bir işte Bakanın, ne kadar başarılı olacağı da ayrı bir tartışma konusudur. Bu nedenle erteleme dönemindeki arabuluculuk faaliyetlerinin öncelikle tarafların mutabık kalacağı bir arabulucu, anlaşma sağlanamazsa mahkemenin belirleyeceği bir arabulucu tarafından yürütülmesinin düzenlenmesi daha yerinde ve uygun olacaktır. (Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.287; Aynı yazar, Ertelenme, s.19)

"Toplu İş Hukukunda Arabuluculuk" Prof.Dr.Ünal TEKİNALP'e Armağan, Cilt: II, Beta Yayınevi, İstanbul 2003 ( s.743-833 )

http://www.hukukcular.org.tr/yazi_detay.php?Yazi_id=65&yazar=41
#2200
(Devamı)

[150] Mollamahmutoğlu, s.13; Dereli, Arabuluculuk, s.85; Koray, Endüstri İlişkileri, s.212; Reisoğlu, TİS, s.156; Kocaoğlu, Barışçı Yollar, s.12-14, Aynı yazar, Hukuksal Çerçeve I, s.36; Aynı yazar, 3299 sayılı Kanun, s.24; ILO, Uzlaştırma, s.79-81; Topçuğlu, s.35-37; Arabulucunun taraflara baskı yapma yetkisi yoktur. Çünkü, arabuluculuk dönemi belirli şartlarla mutlaka geçirilmesi gereken bir dönem olmakla birlikte, arabulucunun tavsiyelerine ve raporuna uymak mecburiyeti taraflara yükletilmemiştir. (Aktay, s.107; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.80, ILO, Uzlaştırma, s.95); Bazı yazarlara göre; arabuluculukta, arabulucu, görüşmelere katılıp taraflara öneriler sunmakta ve araştırma/soruşturma yetkisi bulunmaktadır. Arabulucunun tarafları doğrudan bir zorlama imkânı yoktur, fakat faaliyet sonucunu gösterir tutanakları (hiç değilse ilgili makamlara) açıklayarak dolaylı bir toplumsal baskı sağlayabilmektedir. Bununla birlikte bu yolda dahi anlaşıp anlaşmamak, tarafların iradelerine bırakılmıştır. (Akyiğit, s.413-414)

[151] Esener, İş Hukuku, s.556; Aynı yazar, Uyuşmazlık, s.821-822; Kutal, Toplu İş Uyuşmazlıkları, s.223; Dereli, Toplu Pazarlık Stratejisi, s.186-193; Aynı yazar, Toplu Pazarlık Düzeni, s.83; Aynı yazar, Toplu Pazarlık Taktikleri, s.91-96; Meagher, Genel İlkeler, s.87-88; ILO, Uzlaştırma, s.2-3, 25-30; Yazman, s.175-183; Davis, s.399; Berksun/Eşmelioğlu, s.404

[152] Talas, s.436; ILO, Uzlaştırma, s.80-81

[153] Kutal, Toplu Görüşme, s.154

[154] Ekonomi, 3451 sayılı Kanun, s.12; Tuncay, İş Hukuku, s.223, Şakar, Mevzuat, s.410-411, 444-445; 3451 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki hükme göre; görevli makam tarafından resmî listeden kur'a ile seçilen gönüllü arabulucunun ücreti, RAT'nın fonundan ödenecektir. Taraflarca seçilen gönüllü arabulucunun ücretini ise taraflar serbestçe tayin edecekler ve kendileri ödeyeceklerdir (m.59/VII). Resmî arabulucuların ücretleri, RAT'na bağlı fondan ödenecektir (m.59/IV). RAT fonundan ödenen paralarda uyuşmazlık taraflarınca fona ödenen paralardan karşılanacaktır. (Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.131; Tuncay, İş Hukuku, s.221; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.81-82; Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.495; İnce, Toplu Pazarlık, s.100; Köse, s.150); Resmî arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesini sağlayacak olan RAT, resmî arabuluculara ödenecek ücretleri taraflardan tahsil edecek ve gerekli ödemeleri yapacaktır. Resmî arabulucuların, kendilerine ödenecek ücretlerin miktarını istedikleri gibi belirlemeleri ve paraları doğrudan doğruya ilgili taraflardan tahsil etmeleri, arabulucuların saygınlığına gölge düşürebilir. Uzlaştırma döneminde; üçüncü tarafsız aracının ücretinin taraflarca ödenmesi, bazı aracıların yüksek ücretler istemeleri, bu kuruma karşı duyulan saygınlığı azaltmıştır. (Kutal, 3451 sayılı Yasa, s.363); ILO'nun 92 sayılı Tavsiye Kararının 3.paragrafının 1.bendine göre; arabuluculuk (uzlaştırma) prosedürünün ücretsiz ve süratli olması gerektiği, ulusal yasa ve yönetmeliklerle prosedürün süresinin önceden tespit edileceği ve asgarî düzeyde tutulacağı belirtilmiştir. Ancak 2822 sayılı Yasada, arabuluculuk ücretsiz bir kurum olarak düzenlenmemiştir. Taraflar, arabulucunun ücretini ödemek zorundadırlar. Devlet tarafından kurulan RAT'na, Devletin hiçbir katkısı bulunmamakta ve malî külfet taraflara yüklenmektedir. 92 sayılı Tavsiye Kararında ise arabuluculuk, ücretsiz bir devlet fonksiyonu olarak düzenlenmiştir. ILO tarafından 2822 sayılı Yasaya yöneltilen eleştirilerden biri de, arabuluculuğun taraflara malî külfet getiren bir sistem olarak düzenlenmiş olmasıdır. Bu bakımdan 2822 sayılı Yasa, tavsiye kararının öngördüğü normlara aykırı bir düzenleme getirmiştir. Türk arabuluculuk kurumunu, ILO'nun 92 sayılı Tavsiye Kararında belirtildiği üzere ücretsiz bir Devlet fonksiyonu olarak düzenleme , alternatif bir çözüm yolu olarak öngörülebilir. (Koçer, Normlar, s.402; Köse, s.163); Arabuluculuk teşkilâtının bağımsız olması ve Devlet tarafından finanse edilmesi gereklidir. (Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.288; Aynı yazar, 3299 sayılı Kanun, s.31)   

[155] Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.131; Aynı yazar, Toplu İş Uyuşmazlıkları, s.113; Tuncay, İş Hukuku, s.221; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.81-82

[156] Yarg. 9.HD., 13.6.1988, E.1988/4923, K.1988/6472, Tühis, Kararlar, s.254-255; Yarg. HGK., 8.2.1989, E.1988/9-851, K.1989/78, Günay, s.712-713; Karahacıoğlu/Kılıçoğlu, s.52

[157] Günay, s.715

[158] Çelik, İş Hukuku, s.517; Aynı yazar, Uzlaştırma, s.37-39; Kocaoğlu, Barışçı Yollar, s.4-5; Aynı yazar, Hukuksal Çerçeve I, s.36; Talas, s.436-437; Işık, Hukuksal Çerçeve, s.40; Günay, s.708; ILO, Uzlaştırma, s.2-3; Arabulucu, görevini yaparken belirli bir yöntem ve esasla da bağlı değildir. Bu nedenle, her arabulucu her olaya göre çalışma yöntemini ve esasını kendi belirler. Yasanın verdiği esneklik, onların başarı şansını artırmaya yarar. (Demir, s . 279) 

[159] Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.134; Aynı yazar, Çözüm, s.165; Tuncay, İş Hukuku, s.224; Çelik, İş Hukuku, s.517; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.55; Demir, s.279; Esener, İş Hukuku, s.556; Demircioğlu/Centel, s.247;  Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.63-86; Aynı yazar, Barışçı Yollar, s.7-8; Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.236; Özdemir, s.18; Dicleli/Akkaya, s.212-222

[160] Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.499; Yapılan araştırmalara göre; özellikle işverenlerin bir kısmının hiç bilgi vermediği, bir kısmının ise bilgi vermesine rağmen bunların doğruluğunun şüpheli olduğu vurgulanmaktadır. (Kutal, (Sorunlar III) Türk Hukukunda Resmî Arabuluculuk Uygulaması ve Sorunları III, İMD., C.XXXV, S:2, Mayıs 1988, s.80)

[161] Dereli, Toplu Pazarlık Düzeni, s.86-90; Meagher, Toplu Pazarlık, s.131-132; Yazman, s.187-217; ILO, Uzlaştırma, s.39-59; Dicleli/Akkaya, s.143-146; Arabuluculuk çalışmalarında; anlaşmaya yardımcı olmak için gerekli esnekliğin sağlanması açısından yazışma ve tutanak düzenleme usûlünden çok, sözlü çalışmanın yararlı olacağı açıktır. Yasadaki, arabuluculuk süresinin sonunda uyuşmazlığı belirleyen bir tutanağın düzenlenmesine ve gerekli görülen tavsiyelerin buna eklenmesine ilişkin hüküm de, kural olarak, sözlü çalışma yönteminin daha uygun olacağının düşünüldüğünü göstermektedir. (Çelik, İş Hukuku, s.517; Aynı yazar, Uzlaştırma, s.39-40)

[162] Çelik, İş Hukuku, s.517; Ulucan, Sorunlar, s.202; Demir, s.280; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.88-89; Aynı yazar, Federal Almanya'da İş Uyuşmazlıklarının Barış Yolu İle Çözümü-Arabuluculuk, Tühis D., C.11, S.11, Kasım 1989, s.9; Aynı yazar, Prensipler, s.10; Bkz. ve Karş. Esener, İş Hukuku, s.558-559; Talas, s.437

[163] Dereli, Arabuluculuk, s.78; Berksun/Eşmelioğlu, s.404

[164] Esener, Uyuşmazlık, s.823; Aynı yazar, İş Hukuku, s.558

[165] Kutal, Toplu İş Uyuşmazlıkları, s.253; ILO'nun 92 sayılı Tavsiye Kararının 4.paragrafına göre; uyuşmazlık, uzlaştırma prosedürüne tarafların rızası ile havale edilmişse, uzlaştırma devam ederken taraflar grev ve lokavta başvuramayacaklardır. Buna göre, tarafların uzlaştırma süreci sırasında mücadeleci yollara başvuramayacağı ve barışı koruma mecburiyeti, 2822 sayılı Yasada da (m.27/I) düzenlenmiştir. (Koçer, Normlar, s.403); Avrupa Sosyal Şartına göre de; akit taraflar, iş uyuşmazlıklarının uzlaşma ve isteğe bağlı tahkim yoluyla çözümü için uygun mekanizmaların tesis ve kullanımını geliştirmeyi taahhüt ederler. (m.6) (Avrupa Sosyal Şartı-Temel Rehber, (Çev. Bülent Çiçekli), Seçkin Yay., Ankara 2001, s.138)

[166] Ekonomi, Türk Endüstri İlişkileri Sisteminde Yeni Arayışlar ve Çözümler, Kamu-İş D., C.1, S.5, Temmuz 1988, s.23

[167] Kutal, TİS, s.40-41; Aynı yazar, Türk İş Hukuku, s.132; Çelik, İş Hukuku, s.518; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.55; Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.131; Tunçomağ, İş Hukuku 1985, s.260; Aynı yazar, Yetki, s.16; Şahlanan, s.102; Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.500; Tuncay, İş Hukuku, s.224; Demircioğlu/Centel, s.247; Şakar, İş Hukuku, s.229; Mollamahmutoğlu, s.13; Dereli, Arabuluculuk, s.64; Aktay, s.107; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.93, 270-271; Aynı yazar, Hukuksal Çerçeve I, s.36; Aynı yazar, 3299 sayılı Yasa, s.24; Akyiğit, s.415; Köse, s.155; Kengerli, Barışçı Yollar I, s.25; Afşin, s.9; Arabulucunun işlevleri; tarafların kişiliklerine ve isteklerine, uyuşmazlığın niteliğine ve geçmişine, arabulucunun kişiliğine ve becerisine bağlı olarak değişir. (Allıson, s.172; Carver/Vondra, s.208); Arabuluculuk faaliyetinin "anlaşmayla sonuçlanması" halinde, gerek onbeş günlük normal gerek altı işgünlük uzatma sürelerini beklemeden tutanağın görevli makama verilmesi gerektiği açıktır. (Demir, s.279) 

[168] Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.238; Erkul, 2822 sayılı Kanun, s.141; Günay, s.716; Arabuluculuk faaliyeti sonucu elde edilen TİS'nin m.23/III gereğince yazılı şekilde yapılması lazımdır. Çünkü, arabulucu teklifleriyle varılan anlaşma TİS hükmünde olmaktadır. Bu nedenle Yasanın 4 ve 20. maddelerinin uygulanması zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Böylece, varılan anlaşma taraf temsilcileri ve arabulucu tarafından imzalanması gerekir (m.20/I). (Adnan Tuğ, Türk Hukukunda Toplu İş Sözleşmesi, T.Orman İşçileri Sen. Yay., Ankara 1996, s.127); ILO'nun 92 sayılı Tavsiye Kararının 5.paragrafında; tarafların uzlaştırma prosedürü sonucunda anlaşmaya varmaları halinde anlaşmanın yazılı metin haline getirileceği ve TİS hükmünde sayılacağı belirtilmiştir. 2822 sayılı Yasa da, tavsiye kararındaki normlara uygun olarak düzenlenmiştir. Arabuluculuk; ILO'nun sözleşme ve tavsiye kararına uygundur, olsa olsa arabuluculuğun ücretsiz ve başvurulması ihtiyarî bir kurum olarak düzenlenmesi düşünülebilir. (Koçer, Normlar, s.403); Tarafların barışçı çözüm yollarına başvurabilmeleri kolaylaştırılmalı, tarafların arabulucu için ücret ödeme yükümlülüğünden kurtarılmaları gerekir. (Kutal, Toplu Görüşme, s.154) 

[169] Tunçomağ, Esaslar, s.469; Aynı yazar, Toplu İş Uyuşmazlıkları, s.8; Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.500; Karş. İnce, Toplu Pazarlık, s.99; Arabulucunun atanması ve çalışması sırasında; tarafların uyuşmazlık konularını kendi kendilerine çözümlemeleri, her zaman mümkündür. Arabuluculuk, tarafların anlaşmasını sağlayıcı ve buna yardımcı bir yol olduğuna göre, tarafların kendi kendilerine anlaşması kuşkusuz, artık arabuluculuğu gereksiz hale getirir. Tarafların anlaşmasıyla, arabuluculuğun sona ermesi konusunda herhangi önemli bir sorunla karşılaşılmayacaktır. Tarafların; uyuşmazlıklarını anlaşma ile çözümlemeleri halinde, bunu hemen yazılı olarak ilgililere bildirmeleri gerekir. (Çelik, İş Hukuku, s.518)

[170] Çelik, Arabuluculuk, s.55; Tunçomağ, Yetki, s.17; Tuncay, İş Hukuku, s.224; Kutal, 2822 sayılı Yasa, s.512; Demircioğlu/Centel, s.247; Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.500; Ulucan, Arabuluculuk, s.75; Aynı yazar, Sorunlar, s.202, Mollamahmutoğlu, s.13; Şakar, İş Hukuku, s.229-230; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.271; Aynı yazar, Hukuksal Çerçeve I, s.36; Aktay, s.107; Dereli, Arabuluculuk, s.64; Safa Reisoğlu, Barışçı Yollar, s.75; Akyiğit, s.415-416; Sümer, İş Hukuku, s.244; Aynı yazar, Uygulama, s.327; Günay, s.716; Afşin, s.9; Köse, s.156; Kengerli, Barışçı Yollar I, s.25; Arabulucunun görev süresinin sonunda resmî arabuluculuk faaliyeti uyuşmazlıkla sonuçlanmış ise, arabulucu bir tutanak düzenler. (Demir, s.279); Yasada açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, tutanakta çağrıda bulunan tarafın teklifleri esas alınmak suretiyle, anlaşma sağlanamayan maddelerin tek tek belirtilmesi uygun olacaktır. (Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.238); Ayrıca Yasada öngörülmüş olmamasına karşın, tarafların toplu pazarlık ve arabuluculuk aşamalarından bir anlaşma sağlanmaksızın geçmiş olan toplu çıkar uyuşmazlıklarını, daha sonra yine görüşerek  toplu pazarlık yoluyla kotarmalarına yasal bir engel yoktur. (Karş. Süral, 2822 sayılı Yasa, s.55); Taraflar, uyuşmazlık hangi aşamada bulunursa bulunsun amaca ulaşmak için bir araya gelip anlaşmak suretiyle TİS'ni bağıtlayabilirler. (Berksun/Eşmelioğlu, s.399); Arabuluculuk denenmeden yasal bir iş mücadelesine girilemez. Ancak iş mücadelesi esnasında bile tarafların anlaşarak TİS'ni imzalamaları mümkündür. (Akyiğit, s.391)   

[171] Tuncay, İş Hukuku, s.224; Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.238; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.271; Aynı yazar, 3299 sayılı Yasa, s.24; Üç işgünlük süreye de, altı işgünlük süreye de uyulmaması bir hak düşümüne yol açmaz. Görevli memurun, disiplin cezasına maruz kalmasına yol açabilir. Resmî arabulucular için ayrıca cezaî sorumluluk (m.69) da öngörülmüştür. (Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.134; Aynı yazar, Çözüm, s.165; Dereli, Arabuluculuk, s.64; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.271)

[172] Çelik, İş Hukuku, s.518; Mollamahmutoğlu, s.13; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.272; Yasada, görev süresi sonunda hazırlanan "uyuşmazlık tutanağına" (Resmî Arabulucu Raporu), arabulucunun uyuşmazlığın sona erdirilmesi için gerekli gördüğü tavsiyeleri de eklemesi öngörülmüştür. Ancak, arabulucu "gerekli görmezse" böyle bir tavsiyeden kaçınabilecektir. Çünkü, tavsiyeler bazen taraflar arasında kilitlenmeye, hatta tepkilere yol açabilir. Bu nedenle, resmî arabulucunun tavsiyelerinde son derece dikkatli olması, tarafları birbirine yaklaştırıcı ve diyalogu devam ettirmeye teşvik edici olması gerekmektedir. (Demir, s.279-280)

[173] Tavsiyenin anlaşma modeli olamayacağı görüşü, Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.273; Aynı yazar, 3299 sayılı Yasa, s.25; 275 sayılı Yasa dönemindeki uygulamada; Uzlaştırma Kurulu kararının kabul edilmeyip grev kararının alınması, fakat uygulamaya geçilmeden tarafların anlaşması hallerinde de, uzlaştırmanın dolaylı olarak yararlı sonuçlar doğurduğu görülmekteydi. Bu durumların çoğunda kurul kararı esas alınmakta ve karardaki bazı çözümler taraflarca olduğu gibi ya da değişiklikler yapılarak kabul edilmekteydi. Hatta, birçok grev uygulamasına son verilerek TİS'nin imzalanmasında, kurul kararlarının önemli ölçüde rol oynadığı görülmekteydi. (Çelik, Uzlaştırma, s.66-67; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.63 dn.42)

[174] Çelik, İş Hukuku, s.518; Kutal, Arabuluculuk, s.160; Demir, s.280; Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.238; Dereli, Arabuluculuk, s.64-65; Arabulucunun, tutanakta herhangi bir tavsiye belirtmemiş olması, düzenlediği uyuşmazlık tutanağı'nın geçersiz sayılması sonucunu doğurmaz. Ayrıca önerilecek tavsiyenin, taraflardan biri için bir hak kazanma anlamını taşımamasına da dikkat edilmelidir. (Tunçomağ, İş Hukuku 1985, s.371; Aynı yazar, Esaslar, s.469; Tunçomağ/Centel, s.411; Tuncay, İş Hukuku, s.224; Köse, s.157; Koçer, Arabuluculuk, s.101); Bazı yazarlara göre; arabulucunun görevi, görevli makama tevdi edilecek tutanağa uyuşmazlığın sona erdirilmesi için gerekli gördüğü tavsiyeleri de eklemektir. Arabulucunun görevi, ancak bundan sonra bitmiş sayılacaktır. Tutulan tutanağa, arabulucunun uyuşmazlığın sona erdirilmesi için gerekli gördüğü tavsiyeleri de eklemesinin Yasada öngörülmüş olmasının gereği anlaşılamamaktadır. Bu gibi tavsiyeler, daha sonraki safhalarda uyuşmazlığın çözümünde arabulucu tavsiyelerine yatkın taraf için karşı tarafa uyuşmazlığın çözümünde, ısrarla istenecek kendisini haklı gösterecek talepler haline getirilebilir. Bunun da uyuşmazlığın çözümünde bir takım güçlükleri ortaya çıkaracağı açıktır. Ayrıca, tutanakla birlikte görevli makama tevdi olunan, arabulucunun uyuşmazlığın sona erdirilmesi için gerekli gördüğü tavsiyelerin taraflara tebliğine zorunluluk yoktur. Tutanağın görevli makama tevdi günü, görevli makamca tebliğ edilecek altı işgünlük süreye dahil edilmemesi gerekir. (Erkul, 2822 sayılı Kanun, s.148-149); Bazı yazarlara göre de; arabulucunun, uyuşmazlığın çözümü için gerekli gördüğü tavsiye ve tekliflerini tutanağa eklemesinin, taraflar üzerinde önemli herhangi bir etki yaratacağı da düşünülemez. (Dereli, Arabuluculuk, s.65)

[175] Sümer, İş Hukuku, s.245

[176] Oğuzman, İşçi-İşveren İlişkileri, s.134; Aynı yazar, Toplu İş Uyuşmazlıkları, s.113; Kutal, Uyuşmazlık, s.85; Demircioğlu/Centel, s.247; Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.500 dn.59; Koray, Endüstri İlişkileri, s.154; Kocaoğlu, 3299 sayılı Yasa, s.26; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.275; Kengerli, Barışçı Yollar I, s.22; Şafak, s.160

[177] Kutal, 282 sayılı Yasa, s.512-513; Aynı yazar, Toplu Görüşme, s.150-155; Kocaoğlu, Prensipler, s.5-9; Aynı yazar, Barışçı Yollar, s.11-14; İnce, İş Hukuku, s.194

[178] Kutal, Toplu İş Uyuşmazlıkları, s.222-223; Çelik, İş Hukuku, s.519; Tuncay, İş Hukuku, s.224; Dereli, Barışçı Çözüm, s.248; Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.500; Arabulucunun tavsiyeleri "bağlayıcı" değil "yol gösterici"dir. Bu nedenle grev ve lokavta gitmeden önce "zorunlu" olarak başvurulması gereken "resmî arabulucunun" tavsiyeleri, uyulması "zorunlu" tavsiyeler değildir. Taraflar, bu tavsiyeleri kabul edip bir TİS imzalayabilecekleri gibi, reddedip grev veya lokavta da gidebilirler. Bu nedenle, "hakem" kararlarından farklı bir hukukî niteliğe sahiptir. Hakeme başvurmak zorunlu değildir; ama, başvurulduğu takdirde kararları zorunlu olarak taraflar için bağlayıcıdır. (Demir, s.280); Bazı yazarlara göre; Yasa ile kurulan kurum, arabuluculukla uzlaştırma karması bir nitelik göstermektedir. Yasa koyucu, eski uygulamadaki eleştirileri de gözönünde tutarak yeni bir düzenleme yapmıştır. (İnce, İş Hukuku, s.188); Öğretide, eski uzlaştırma kurulları çok eleştirilmiştir. Bu kurulların bir karar vermemesi, yalnızca tarafları anlaştırmaya uğraşmaları ve bir arabuluculuk örgütü kurulması önerilmiştir. (Aydın Akbıyık, Türkiye'de İş Uyuşmazlıklarının Barışçı Çözüm Mekanizmasındaki Aksaklıklar ve Bunların Giderilmesi Hakkında Tavsiyeler, İşveren D., C.12, S.3, Aralık 1973, s.3-11)       

[179] Kutal, Toplu Görüşme, s.155; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.278-279; Aynı yazar, 3299 sayılı Yasa, s.27; Kengerli, Barışçı Yollar I, s.18; Ünsal, s.52; Arabuluculuk bir karar mercii değildir. Arabulucu, ancak tarafların anlaşmasını sağlamaya çalışan bir vasıtadan ibarettir. Eğer, tanzim ettiği tutanakta uyuşmazlığın sona erdirilmesi için gerekli gördüğü tavsiyeleri de bildirmişse, bunlar kaynak niteliğinde sayılamaz. Ancak arabulucu, tarafların anlaşmasını sağlamışsa, ortaya TİS çıkmış ve özel nitelikte bir kaynak olmuştur. (Elbir, s.25; Ulucan, Arabuluculuk, s.75); İş hukukunda iş uyuşmazlığı; iş ilişkisinin kurulması, muhtevasının uygulanması ve sona ermesi sırasında ortaya çıkan menfaat (çıkar) çelişkisinden veya çatışmasından (menfaat zıddiyeti) kaynaklanır. Başlangıçta bireysel nitelik arz eden bu uyuşmazlıklar, özellikle sanayileşmenin gelişmesine paralel olarak, giderek toplumsal bir nitelik kazanmıştır. Bu nedenle, iş hukuku uyuşmazlıkları sadece ilgili tarafları değil, aynı zamanda toplumu da yakından ilgilendiren bir durum almıştır. Toplum ve giderek Devlet, bu uyuşmazlıklara kayıtsız kalınamayacağını; aksi halde, "kamu düzenini" tehdit edebilecek sonuçlar doğabileceğini anlamıştır.  Bunun için Devlet, geçen yüzyıl ortalarına kadar mutlak egemen olan "pür liberal" anlayışından ayrılmış; "kamu düzenini ve kamu yararını" korumak endişesiyle iş uyuşmazlıklarına müdahale gereğini duymuş, iş uyuşmazlıklarının çözümünde başvurulacak yol ve yöntemleri bizzat düzenleme gereğini duymuştur. (Demir, s.275) 

[180] Çelik, İş Hukuku, s.519; Tuncay, İş Hukuku, s.225; Demircioğlu/Centel, s.247; Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.278; Aynı yazar, 3299 sayılı Yasa, s.27; Köse, s.155

[181] Oğuzman, Çözüm, s.166; Dereli, Arabuluculuk, s.65; Bazı yazarlara göre; Yasada zorunlu arabulucunun sorumluluğu ile ilgili hüküm vardır. Ancak, tarafların aralarında anlaşarak seçtikleri arabulucunun sorumluluğu konusunda Yasada boşluk vardır. Bununla beraber, Yasadaki cezaî sorumluluk (m.69/I) kıyas yoluyla özel (gönüllü) arabulucuya uygulanamaz. Çünkü, Ceza Hukuku alanında kıyas yoluyla ceza belirlenemez. (Tuncay, İş Hukuku, s.223); Bazı yazarlara göre de; zorunlu arabuluculuk görevi ile ilgili 23.madde, görevli makam tarafından kur'a ile seçilen arabulucuya da, görevinin niteliğine uygun olduğu ölçüde kıyasen uygulanacaktır. Ancak, 69.madde de öngörülen ağır para cezası; mahkemece tayin edilen arabulucular için öngörüldüğünden, görevli makam tarafından kur'a ile seçilen arabulucular mahkeme tarafından atanmamış olduklarından, bu ceza maddesinin kapsamı dışında kalmaktadırlar. (Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.235); Bazı yazarlara göre ise; her ne kadar sorumluluğu tesbit eden hüküm (m.69) sadece "mahkemece tayin" edilen arabulucudan bahsediyor ise de, görüşme arabulucusuna da (gönüllü arabulucu) uygulanması gerekir. (Elbir, s.229) 

[182] Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.238

[183] Tunçomağ, İş Hukuku 1985, s.371; Aynı yazar, Esaslar, s.469; Tuncay, İş Hukuku, s.223; Oğuzman, Çözüm, s.166; Aynı yazar, İşçi-İşveren İlişkileri, s.135; Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.500; Bazı yazarlara göre; arabulucunun tutanak düzenlememesi halinde, ilgililerin başvurusu üzerine veya Yasada açık hüküm bulunmamasına rağmen re'sen hâkimin arabulucunun işine son vermesi ve yeni arabulucu ataması gerekecektir. (Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.238)

[184] Tuncay, Arabuluculuk, s.182; Köse, s.155; Bazı yazarlara göre; ister tarafların anlaşması ile belirlenmiş olsun, ister görevli makamca resmî listeden seçilmiş olsun gönüllü arabulucu olarak belirlenen kimse, bu görevi kabul edip etmemekte serbesttir. (Oğuzman, Hukukî Yönden İşçi-İşveren İlişkileri, 3. Bası, İ.Ü.İşletme Fak. Yay., İstanbul 1984, s.119; Aynı yazar, Çözüm, s.162; Dereli, Arabuluculuk, s.62); Bazı yazarlara göre de; resmî arabulucular, ilgili tüzük uyarınca başvuranlar arasından seçilip listeye alınmış olacağından, bunların kendilerine verilen görevi reddetmelerinin sözkonusu olmaması gerekir. Ancak resmî arabulucunun, hasta veya yurt dışında olması gibi bir özrünün bulunması halinde, mahkeme yeni bir arabulucu atayacak ve bu arabulucunun görevi duyuru tarihinden itibaren başlayacaktır. (Reisoğlu, 2822 Şerhi, s.234); Bazı yazarlara göre ise; resmî arabulucu seçilen kişi, haklı neden dışında görevi yapmaktan kaçınmamalıdır. Göreve başlayan arabulucunun; hastalık, ölüm v.s.gibi herhangi bir nedenle faaliyetini sonuna kadar sürdüremeyecek bir durumun çıkması halinde, arabuluculuğun nasıl sürdürüleceği hakkında herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. Konunun düzenlenmesinde yarar vardır. Tayin edilen her arabulucuya bir yedek arabulucunun belirlenmesi yerinde olacaktır. Resmî arabulucu seçilen kişilerin haklı nedenlerinin varlığı halinde, özellikle tarafsızlıklarını ve bağımsızlıklarını şüpheye düşürecek durumlarda, görevi kabul etmekten imtina hakkı tanınmalıdır. (Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.287; Aynı yazar, 3299 sayılı Yasa, s.30)

[185] Narmanlıoğlu, İş Hukuku, s.491

[186] Kutal, Arabuluculuk, s.153-154; Aynı yazar, Sorunlar II, s.31; İstatistikler için Bkz. ÇSGB, Bülten, s.16-29; ÇSGB, Çalışma Hayatı İstatistikleri 1999, Ankara 2000, s.46-49; Bazı yazarlara göre; zorunlu arabuluculukta; yargı organı, taraflı hazırlanmış resmî liste ile bağlı olduğu için tarafsız bir arabulucu seçme konusunda güçlükle karşılaşacaktır. (Ulucan, Sorunlar, s.203)

[187] Dereli, Barışçı Çözüm, s.252; Bir ülkede; grev ve lokavt gibi mücadele haklarının kullanılması ne derece doğalsa, bu silahlara başvurulmadan önce veya sonra tarafların yararlanabilecekleri barışçı çözüm yollarını düzenlemek de o derece zorunludur. Toplu iş ilişkilerinde ise asıl olan barıştır. Mücadeleler ne derece keskin ve uzun süreli olurlarsa olsunlar, sonuçta taraflar barışı arama ihtiyacını duyacaklardır. (Kutal, Sorunlar I, s.455); Toplu pazarlık düzenini çalışma ilişkilerinin temeli olarak benimseyen her sistem, işçi-işveren uyuşmazlıklarının çözüm yollarını da birlikte getirmek durumundadır. Her ülke kendine özgü çalışma sistemi içinde, iş uyuşmazlıklarının çıkma olasılığını en aza indirmeye, meydana gelen uyuşmazlıkları ise bir çözüme kavuşturmaya zorunludur. Uyuşmazlıkların; çıkmasının önlenilmesinde ve çıktıktan sonra çözümlenmesinde izlenecek yöntemler ile o ülkenin yönetsel gelenekleri, gelişmişlik düzeyi, sosyo-kültürel bünyesi, tarihsel koşulları ve sosyal politikası arasında oldukça sıkı bir bağ vardır. (Süral, Barışçı Çözüm Yolları, s.27; Dereli, Aydınlar Sendika Hareketi ve Endüstriyel İlişkiler Sistemi, İstanbul 1975, s.276-277; Kutal, Barışçı Yollar, s.83-84; Aynı yazar, Toplu Görüşme, s.147; Esener, Barış Yolu, s.1; M.Fatih Gümüş, 258-263; Subaşı, s.554); Tıpkı grev ve lokavtlar gibi barışçı çözüm yolları da endüstri ilişkileri sisteminin kurumlarından biridir. Toplu iş mücadelelerinin patlak vermesini; barışçı yollarla önlemeye çalışmak, bu mümkün olmazsa grev ve lokavtları mümkün olan en kısa sürede âdil çözümlere kavuşturabilmek için barışçı yollara ihtiyaç vardır. Hatta bir ülkenin endüstri ilişkilerinin sağlıklı işlemesinde, etkili barışçı çözüm yollarının rolü ve önemi inkâr edilemez. Bu hususta önemli olan, barışçı çözümlerde olabildiğince tarafların özgür iradelerine yer vermek ve zorunlu tahkimden kaçınmaktır. (Kutal, (Toplu Pazarlık) Türkiye'de Endüstri İlişkileri Sisteminde Toplu Pazarlıkla İlgili Sorunlar, İMD., C.XXXIV, S.10, Ocak 1988, s.388; Aynı yazar, Batı Ülkeleri, s.368-369; Dereli, Arabuluculuk Sistemi, s.3; Şahin, s.4)

[188] Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.296; Aynı yazar, Kollektif Sendika Özgürlüğünün Hukuksal Çerçevesi II, Kamu-Sen D., C.1, S.11, Mart 1990, s.28; Aynı yazar, 3299 sayılı Yasa, s.32

[189] Kutal, Arabuluculuk, s.154; Aynı yazar, Sorunlar III, s.79; Uçum, s.107

[190] Dereli, Arabuluculuk, s.83-84; Çelik, Arabuluculuk, s.57; Kutal, Arabuluculuk, s.155; Kengerli, (Barışçı Yollar II) Toplu İş Uyuşmazlıklarının Barışçı ve Adil Yollarla Çözümüne İlişkin Yasal Tedbirler, Kamu-Sen D., C.1, S.2, Aralık 1987, s.29-37; Bazı yazarlara göre de; çok yanlı bir biçimde belirlenen resmî arabulucu listesi de gönüllü arabuluculuk yoluna gidilmesini özendirmemiş, aksi sonuçlara yol açmıştır. (Ulucan, Sorunlar, s.203); Bazı yazarlara göre; arabuluculuk sisteminde uyuşmazlığın tek arabulucu tarafından çözümlenmesi esasının kabulü (Bunun barışçı çözüm yolunu zayıflattığı görüşü, Çelik, İş Hukuku, s.519-520; aksi görüş, Tunçomağ, Esaslar, s.465; Tunçomağ/Centel, s.408; Özbek, s.342-344) kesinlikle yararlı olmamıştır. Uygulamada; arabulucunun taraflarla biraraya gelip çalışamaması veya temas olanağını bulamaması, arabuluculuk sistemini etkisiz kılan başlıca nedenlerden biri olarak ortaya çıkmıştır. Buna karşılık, üç kişiden oluşan eski Uzlaştırma Kurulu taraflarla biraraya gelemediği durumlarda bile, kuruldaki taraf aracılarının sağladığı temaslarla uyuşmazlık konularında sürekli bilgi ve görüş alışverişinde bulunabilmekteydi. Barışçı bir yolun başarılı olabilmesinde bunun önemi açıktır. Gerçekten, uyuşmazlığın çözümüne yönelik çabaların etkili olabilmesi, herşeyden önce, taraflarla olan temasın sürdürülmesine bağlıdır. Tek arabulucunun bu konuda başarılı olamaması ve eski Uzlaştırma Kurulunun bu temel konuda işlevini daha iyi yerine getirmiş olması karşısında, bu kurulun kurulmasına ilişkin düzenlemenin yeniden Yasaya getirilmesi yararlı olacaktır. Uzlaştırma Kurulunun kurulmasını gerektiren bir diğer neden de, Uzlaştırma Kurulunun yapacağı çalışma sonunda vereceği kararın işçiler üzerinde olumlu bir psikolojik etki yaratması ve tarafların anlaşması için en azından bir model oluşturması da bu kurulun gerekliliğini ortaya koymaktadır. (Çelik, Arabuluculuk, s.60; Aynı yazar, Değişim, s.34; Aynı yazar, İş Hukuku, s.520); Bazı yazarlara göre de; eski uzlaştırma sisteminin, aksaklıklarını giderecek düzenlemeler yapmak koşuluyla yeniden dönmek şeklinde gündeme gelen öneri üzerinde de düşünülebilir. (Dereli, Barışçı Çözüm, s.253)

[191] Kutal, Arabuluculuk, s.154-155; Aynı yazar, Sorunlar II, s.31-32; Dereli, Arabuluculuk Sistemi, s.3; Koçer, Arabuluculuk, s.143; Köse, s.183; Uçum, s.108; ÇSGB, Bülten, s.16-28

[192] Dereli, Arabuluculuk, s.84-86; Bazı yazarlara göre; güven yaratacak kişiler olmasına rağmen, yasal çerçeve ile bazı yanlış seçimler sonucu arabuluculuk mekanizması bozulmaktadır. Eğer bir arabulucu, işveren veya sendika gelmedi diye tutanak tutup mahkemeye verebiliyorsa, o zaten arabulucu değildir ve sistem çalışmıyordur. Arabulucu olarak seçilecek kişiler, o kuruma kimlik verirler. Eğer, o kuruma lâyık olmayan kişiler seçilirse, hem o insanlara yazık edilmiş hem de o kurum batırılmış olunur. Kurumlar çalışmıyor diye, kurumlara karşı olmak da yanlıştır. Çalışmayan yönleri ortaya çıkartarak onu çalışabilir hale getirerek, o kuruma da bir işlerlik kazandırılmış olacaktır. (İsmail Bayer, Yorum, AT İle Gümrük Birliği ve Tekstil Sanayii Semineri, T.Tekstil Sanayii İşv.Sen.Yay., İstanbul 1993, s.77)

[193] Kutal, Arabuluculuk, s.156; Aynı yazar, İşçi-İşveren İlişkileri, s.66-67; Aynı yazar, Sorunlar II, s.32-33; Dereli, Toplu Pazarlık Taktikleri, s.99; Köse, s.168; Kengerli, Barışçı Yollar I, s.20

[194] Dereli, Barışçı Çözüm, s.252

[195] Kutal, Arabuluculuk, s.156-157; Aynı yazar, Sorunlar II, s.33-34; Köse, s.171; Uçum, s.107; Arabuluculuğun nispî başarısızlığında; onbeş günlük sürenin de etkisi bulunmaktadır. Bu süre, arabulucuya yetmemektedir. Onbeş gün içine, bayram veya resmî tatiller de girince arabulucuya hiçbir süre kalmamaktadır. Onun için bu sürenin, en azından işgünü olarak belirlenmesi yerinde olacaktır. Arabulucu, görevlendirmede tarafları bazen hiç tanımamakta, olayların büyük çoğunluğunda onlara ulaşmak, telefonlarını bulmak ve toplantı yer, gün ve saatini tespit etmek bile bazen günler almaktadır. Tebligatlar arabuluculara bir hayli geç ulaşmakta, arabulucunun da taraflara ulaşması çeşitli nedenlerden dolayı gecikmelere neden olmaktadır. (Dereli, Barışçı Çözüm, s.251; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.86)

[196] Örneğin; resmî arabulucuların davetine işverenin hiç ilgi göstermediği, işyerinde sendikalı işçi kalmadığı gibi cevaplar verdiği veya muhatap olmaktan çekinerek "yurt dışında" gibi haberler gönderdiği raporlarda açıklanmaktadır. İşverenin malî sıkıntı içinde olması, işyerini kapatmayı düşünmesi de arabuluculuk kurumuna ilgisizliğin bir başka nedenidir. Tarafların kendi aralarında anlaşmış olmaları veya anlaşmak üzere temaslarda bulunmaları da, arabuluculuğa ilgisiz kalmalarına neden olmaktadır. Bu arada, arabulucunun ücretinin ödenmek istenmemesi de taraflardan birinin veya her ikisinin toplantıya gelmelerinde rol oynamaktadır. Uyuşmazlık halindeki tarafların haklı veya haksız, arabuluculuk aşamasından bir yarar beklememeleri dikkati çekmektedir. Karşı tarafla olan uyuşmazlığın giderilmesinde etkili olmayan, üstelik işçi sendikaları bakımından greve gidişte başvurulması zorunlu olan bu aşamayı gereksiz görme eğilimi maalesef güçlenmektedir. Bazı arabulucuların; taraflar üzerinde saygınlıklarını azaltan davranışlar içine girmeleri, ücret konusunu ön plana geçirmeleri, tarafların isteksiz davranışlarına rağmen bir toplantı yaparak ücrete hak kazanma çabası içine girmeleri diğer nedenlere eklenmekte ve arabuluculuk kurumu giderek etkisini kaybetmektedir. (Kutal, Arabuluculuk, s.157-158; Aynı yazar, Sorunlar II, s.34; Dereli, Arabuluculuk Sistemi, s.3; Uçum, s.106-108)

[197] Kutal, Arabuluculuk, s.158-159; Aynı yazar, Sorunlar II, s.35

[198] Kutal, Arabuluculuk, s.159; Aynı yazar, Sorunlar III, s.79; Kengerli, Barışçı Yollar II, s.27-37

[199] Çelik, İş Hukuku, s.520 dn.24; Kutal, Arabuluculuk, s.159-160; Aynı yazar, Barışçı Yollar, s.77; Dereli, Barışçı Çözüm, s.251; Aynı yazar, Arabuluculuk Sistemi, s.3; Subaşı, s.542; Uçum, s.113; Bazı yazarlara göre; getirilen sistemin, eskisinde daha yararlı olduğu söylenemeyecektir. Eski sistemdeki Uzlaştırma Kurulu kararı, tarafların anlaşmasına büyük ölçüde yardımcı olmakta ve uyuşmazlığın giderilmesinde çoğu zaman taraflarca esas alınmaktaydı. Bunun yerini alan tavsiyenin daha etkili olacağı düşünülemez. Kaldı ki, tavsiye sadece arabulucunun gerekli görmesi halinde tutanağa eklenmektedir. Ayrıca, yasa koyucunun sistem değişikliğiyle daha etkili bir barışçı çözüm yolunu bulmaya çalışmış olması, eskisinin düzeltilmesinden daha yararlı bir yöntem olmamış, yeni ve daha önemli sorunlara da neden olmuştur. (Çelik, İş Hukuku, s.509; Aksi görüş, Kocaoğlu, Arabuluculuk, s.280-293)

[200] Kutal, Toplu Pazarlık, s.388-389; Aynı yazar, Endüstri İlişkileri, s.62; Aynı yazar, Türkiye'de Toplu Pazarlık Düzeninin Otuz Yılı, Türk Endüstri İlişkileri Derneği "Çağdaş Gelişmeler Işığında Türkiye'de Toplu Pazarlığın Otuz Yılı", III.Ulusal Endüstri İlişkileri Kongresi, Kamu-İş Yay., Ankara 1994, s.86-87; Dereli, Arabuluculuk Sistemi, s.3; Koray, Endüstri İlişkileri, s.212-213; İhtiyarî bir sistemin başarısı, tarafların ortak bir anlaşmaya varma sorumluluğunu kabul etme hususunda istekli olmalarına bağlı bulunmaktadır. Tarafların rasyonel ve barışçı çözüm tarzlarına varmalarını kolaylaştırmak için en kaliteli istişarî yardım, tavsiye ve bilgiler onlara sunulmalıdır. Bununla beraber, sözkonusu temel sorumluluklardan tarafları uzaklaştırma ya da bu sorumluluğu gizleme eğilimi gösteren herhangi bir usûl, ihtiyarî bir sistemin gelişmesine olumlu bir tesir yapmayacaktır. Olağanüstü hallere mahsus uyuşmazlıklarda veya bütün uyuşmazlıkların belirli bir safhasında, daha yasaklayıcı usûllerin uygulanması sözkonusu olabilir. Ancak bu hâllerde dahi, sağlanacak ilk yardım taraflar arasında pazarlığı kolaylaştırmak gayesine yönelmelidir. Bir uyuşmazlığın bütün safhalarında, tecrübeli tarafsız uzmanların taraflara istendiğinde aktif yardımda bulunmaları sağlanmalıdır. Arabulucu tarafsız uzmanın kullanacağı teknikler, toplu pazarlık müzâkerelerinde ortaya çıkan çeşitli ve farklı sorunları çözebilmek için yeteri kadar esnek ve elâstik olmalıdır. Arabulucunun dış baskıların etkisine mâruz kalmasını ve arabuluculuk hizmetinin devamlı olarak teminini gerçekleştirmek, uyuşmazlığın çözümü ile ilgili gayretlerin koordinasyonunu ve nihayet yeni teknikler geliştirmek ve teknik yardım sağlamak ihtiyacı gibi hususlar, uyuşmazlıkların çözümünde gerekli olanakları sağlayabilmek gayesiyle özel bir teşekkülün kurulması arzu edilir bir alternatiftir. Çoğu batı ülkelerinde, bu husus esas itibariyle Devletin sorumluluk alanına girmektedir ve dolayısıyla bir Devlet fonksiyonudur. (Meagher, Toplu Pazarlık, s.133; Yazman, s.187-219)

[201] Kutal, Arabuluculuk, s.153; Aynı yazar, Sorunlar I, s.456; Dereli, Arabuluculuk Sistemi, s.3; Yılmaz, s.118; Arabuluculuk sisteminin ilk yıllarında, genellikle bugünkü düzene nazaran daha başarılı olduğu görülmüştür. Olayların çoğunda; bir anlaşmaya varılamayan hâller çoğunlukta idi, fakat bazılarında da başarıya ulaşılabiliyordu. Ancak, 1980'li yılların sonuna doğru arabuluculuğun etkinliği azaldı. Arabulucuların büyük bir çoğunluğu tutanaklarına, hiç tavsiye eklemeden kısa raporlar yazdı. Bu koşullar altında da, sistemin yeniden gözden geçirilmesinde yarar olacağı görüşü ağırlık kazandı. (Dereli, Barışçı Çözüm, s.251); Bazı yazarlara göre; 2822 sayılı Yasaya egemen olan temel düşünce, kendini arabuluculuk sisteminde de göstermiştir. Bir takım hakları güvence altına alma görüntüsü altında, tarafların anlaşmasında önemli rol oynayabilecek ve bu yönü ile yararlı olabilecek bir aracı kurum Devlet denetimine alınmış ve Devletin tarafsızlığı varsayımından hareket edilmiştir. Bu konuda, taraflara bir seçenek bırakılmamıştır. Sorunun özü olan tarafsızlığın korunması sağlanamayınca arabuluculuk, aşılması zorunlu bir kurum olmaktan öteye gidememiştir. (Ulucan, Sorunlar, s.203)

[202] Tunçomağ, Barışçı Yollar, s.28; Kutal, Sorunlar I, s.455-459; Aynı yazar, Türk Endüstriyel İlişkiler Sisteminde Başlıca Sorunlar, Türkiye'de Endüstriyel İlişkiler ve Verimlilik Semineri, MPM Yay., Ankara 1988, s.35; Bazı yazarlara göre; arabuluculuk sisteminde, tek kişinin uygulamada görülen etkisizliğini gidermek için üç kişiden oluşacak bir Uzlaştırma Kurulunun kurulmasına ilişkin düzenlemelerin yapılması gerekir. Bu kurula eskiden olduğu gibi, uzlaştırma kararı alma yetkisinin tanınmasıyla, böyle bir kurul tarafların anlaşmasına günümüzde görev yapan arabulucudan daha çok katkıda bulunacaktır. Gerçi yürürlükteki yasal esasa göre, uzlaştırmadaki kurul kararına benzer şekilde, arabulucu gerekli gördüğü tavsiyeleri tutanağa ekleyebilecektir. Uzlaştırmada kurulun karar vermesi kural olduğu halde, arabuluculukta tavsiye gerekli görülen haller için sözkonusudur. Esasen uygulamada, tavsiyelerin eklendiği arabulucu tutanaklarının sayısı da çok azdır. Eski uzlaştırma döneminde; kurul kararı, kabul veya reddi için yazılı olarak tarafların görüşüne sunulduğundan tarafları uzlaşmaya teşvik etmekteydi. Kurul kararının taraflarca kabul edilmediği hâllerde bile, bu karar daha sonra yapılan anlaşmaya model olmaktaydı. Ayrıca, bu kararın işçiler üzerinde olumlu bir etki yarattığı görülmekteydi. Eski şekliyle kabul edildiği takdirde, uzlaştırmayı gerekli görülecek hâllerde arabuluculuk faaliyetine dönüştürmek de mümkündür. Eski yasal esasa yeniden yer verilmesi hâlinde Uzlaştırma Kurulu, tarafların kabul veya reddine sunulacak bir karar verebileceği gibi, çalışmasını bir karar vermeden sadece arabuluculuk faaliyetinde bulunarak da sona erdirebilecektir. Bu nitelikleriyle Uzlaştırma Kurulu, arabulucudan daha etkili çalışmalar yapacaktır. (Çelik, Arabuluculuk, s.63; Aynı yazar, Arayışlar, s.54); Bazı yazarlara göre de; 2822 sayılı Yasanın arabuluculuğa ilişkin hükümlerinde değişiklik yapılmalıdır. Arabulucuların, bu hususta öngörülecek bir teşkilâtta görev almak üzere yetiştirilmiş Devlet memuru olmaları düşünülebilir. Ayrıca taraflara, resmî teşkilâta başvurma yerine anlaşarak, diledikleri kimseyi arabulucu tayin etme olanağı tanınabilir. Arabulucunun çözüm önerilerinin, gerektiğinde işçilerin oyuna sunulması olanağına yer verilmesi de arabulucuların hem saygınlıklarını artırabilir, hem daha titiz çalışmalarına yol açabilir. Ayrıca, arabulucuların büyük çoğunluğu full-time arabulucu değildir. Halbuki birçok ülkede, bu işle görevliler çoğunlukla bakanlık uzmanlarıdır. Onun için kendi işi yanında birçok avukat, öğretim üyesi buna ikinci plânda bir iş olarak yer vermektedir. (Oğuzman, Değişiklik, s.147-148; Dereli, Arabuluculuk, s.85; Aynı yazar, Barışçı Çözüm, s.251)

[203] Kutal, Endüstri İlişkilerinin Görünümü, s.63; Aynı yazar, İşçi-İşveren İlişkileri, s.66-68; Aynı yazar, Sorunlar II, s.82-83; Çelik, Arabuluculuk, s.56; Dereli, Barışçı Çözüm, s.253; Aynı yazar, Arabuluculuk Sistemi, s.3; Köse, s.167; 2822 sayılı Yasa, tarafların toplu iş uyuşmazlıklarının çözümü için toplu iş mücadelesi yollarına başvurmadan önce gidebilecekleri barışçı bir yol olarak arabuluculuk kurumunu düzenlemiştir. Ancak Yasa, tarafların toplu görüşmelerde anlaşamamaları halinde, grev ve lokavta başvurmadan önce uyuşmazlığı arabuluculuk safhasından geçirmelerini zorunlu kılmıştır. Arabuluculuk kurumu sorunlar çözümlendiği takdirde, yararlı ve gerekli bir kurum olma niteliğini koruyacaktır. Ancak, tarafların özgür toplu pazarlığı samimiyetle benimsemeleri ve arabuluculuğun yararına inanmaları gerekir. Arabuluculuk kurumunun başarılı olabilmesi için, hem tarafların hem de arabulucuların bu mekanizmaya sadece toplu pazarlığın geçirilmesi zorunlu bir aşaması olarak bakmamaları, aksine uyuşmazlıkların çözümünde her türlü çabayı harcayarak bu konudaki iyiniyetlerini kanıtlamaları gerekmektedir. (Dereli, Arabuluculuk, s.87; Koray, Endüstri İlişkileri, s.212-213; ILO, Uzlaştırma, s.107-109; Kengerli, Barışçı Yollar III, s.31-33; Koçer, Normlar, s.405; Benokan, s.5-6)

[204] Süral, Barışçı Çözüm Yolları, s.155

[205] Kutal, Arabuluculuk, s.160-162; Aynı yazar, Sorunlar I, s.458-459; Aynı yazar, Sorunlar III, s.77; Uçum, s.111; Enflasyonun yüksek olduğu, işçiler ve işverenler ile bunların sendikaları arasındaki ilişkilerin gergin olduğu, işçi kuruluşlarının arabuluculuk kurumunu gereksiz bir formalite saydığı, küçük işletmelerin çoğunlukta bulunduğu ve sanayileşmesini henüz tamamlayamamış olduğu bir ülkede, yasal düzenleme ve uygulama ne olursa olsun, arabuluculuk kurumundan tatminkâr sonuçlar alınamaz. Bu husus, önemle belirtilmelidir. Çünkü, bir ülkenin toplu iş uyuşmazlıklarının barışçı yolla çözüm sisteminin ve tüm işçi-işveren ilişkilerinin başarı derecesi, o ülkenin sanayileşme derecesi ile doğru orantılıdır. (Tunçomağ, Barışçı Yollar, s.28-29; Kutal, İşçi-İşveren İlişkileri, s.64-68)

[206] Süral, Barışçı Çözüm Yolları, s.35

[207] Kutal, Arabuluculuk, s.162; Aynı yazar, Sorunlar III, s.81; Aynı yazar, Barışçı Yollar, s.84; Çelik, Arabuluculuk, s.50; Koray, Endüstri İlişkileri, s.212-213; Okuyan, s.3; Arabuluculuğa ilişkin 2822 sayılı Yasayla getirilen yeni düzenlemeler, daha ilk uygulama yıllarından itibaren bekleneni verememiş, yasal düzenlemede yapılan değişiklikler de sisteme işlerlik kazandıramamıştır. (Oğuzman, Değişiklik, s.145; Kutal, Arabuluculuk, s.152-153; Çelik, Arabuluculuk, s.55-56; Aynı yazar, Değişim, s.33); Hatta, Türk-İş'in 1990 yılında ÇSGB'na verdiği "Yasa Değişiklikleri Önerisi"nde; uygulanan arabuluculuk kurumunun kendisinden beklenen işlevi yerine getirememiş ve uyuşmazlıkların çözümünde başarılı sonuç elde edilememesi, mevcut haliyle başvurulması zorunlu formalite olmaktan öteye gidememesi, sonuca ulaşılmasını sadece zaman olarak geciktirmesi gerekçesiyle, arabuluculuğun Yasadan tamamen çıkarılması önerilmiştir. (Bkz. Oğuzman, Değişiklik, s.145; Çelik, Arabuluculuk, s.56; Aynı yazar, Değişim, s.33); Sistemin uygulanmasına ve başarısızlığına bakarak uyuşmazlığın çözümüne ilişkin barışçı bir çözüm yolunun ortadan kaldırılması kuşkusuz düşünülemezse (Kutal, Sorunlar III, s.82-83; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.164; Oğuzman, Değişiklik, s.147; Çelik, İş Hukuku, s.509; Aynı yazar, Değişim, s.33; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.56; Tunçomağ, Barışçı Yollar, s.29) de, Türk-İş'in önerisinin gerekçesi olarak arabuluculuğun başarılı sonuç vermediği yolundaki tespite katılmamak mümkün değildir. (Çelik, Değişim, s.33; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.56); Arabuluculuk sistemi, tarafların anlaşmasında beklenen yararı sağlayamamıştır. Resmî arabulucuların ÇSGB'nın etkinliğinde belirlenmesi ve resmî listede yer alan isimlerin büyük bir çoğunluğunun tarafsızlığının kuşku uyandırması, sistemin işlemesinin başlıca engeli olmuştur. (Ulucan, Sorunlar, s.202)

[208] Kutal, Sorunlar III, s.82-83; Arabuluculuk sisteminin özlenen başarıyı sağlamadığı ve bunda çeşitli etkenlerin rol oynadığı bilinmektedir. Bununla birlikte yararlı bir yöntem olduğundan, ıslah edilerek yaşatılmasında yarar vardır. (Akyiğit, s.416)

[209] Tunçomağ, Barışçı Yollar, s.29; Kutal, Toplu Pazarlık, s.389; Dereli, Arabuluculuk Sistemi, s.3; Uçum, s.118-120; Bir soğutma süresi olarak bile olsa, bir uzlaştırma ya da arabuluculuk yöntemine her ülke başvurmaktadır. (Dereli, Barışçı Çözüm, s.253; Köse, s.167); 2822 sayılı Yasada düzenlenen sekliyle Arabuluculuk Kurumunun beklenen sonuçları vermemesi, çeşitli eleştirilere muhatap olması, bir toplu çıkar uyuşmazlığında tarafların grev veya lokavt mücadelesine başvurmalarından önce bir uzlaştırma veya arabuluculuk safhasında geçmeleri zorunluluğunu Yasadan çıkarmayı haklı kılmaz. Batı ülkelerinin çoğunda da böyle bir barışçı aşama mevcut bulunmaktadır. Önemli olan, adına ister uzlaştırma ister arabuluculuk denilsin, grev veya lokavta gidilmeden önce başvurulması gereken bir yolun işlerlik kazanmasını sağlayacak tedbirleri bulmaktır. (Oğuzman, Değişiklik, s.147; Çelik, Arabuluculuk, s.59); Bazı yazarlara göre; toplu iş uyuşmazlıklarının çözümünde, tarafların grev veya lokavta gitmelerinden önce barışçı bir çözüm yoluna başvurmalarının yararı ve gereği açıktır. Yürürlükteki arabuluculuk sisteminin başarısızlığına bakarak, bunun kaldırılması ve uyuşmazlıkların çözümünde barışçı bir yola başvurulmasına ilişkin yasal düzenlemelere hiçbir şekilde yer verilmemesi düşünülemez. Bu nedenle Türk-İş tarafından yapılan arabuluculuğa ilişkin eleştiriler yerinde bulunmakla birlikte, arabuluculuğun Yasadan tamamen çıkarılması önerisini, ancak bunun yerine başka bir barışçı çözüm yolunun getirilmesi koşuluyla kabul edilebilinir. Arabuluculuk sisteminin kendisinden beklenen yararları sağlayamamış olması karşısında, bunun kaldırılarak yerine, daha yararlı olduğuna inanılan uzlaştırma sisteminin eski Yasa zamanındaki aksaklıkları giderilmek suretiyle, yeniden Yasaya getirilmesidir. Yasada her şeyden önce Uzlaştırma Kurulu'na yeniden yer verilmelidir. (Çelik, Arabuluculuk, s.59; Aynı yazar, Değişim, s.34; Aynı yazar, İş Hukuku, s.520); Bazı yazarlara göre de; toplu görüşme başladıktan sonra taraflar uzlaşma konusunda, yeterli çabayı göstermelerine rağmen anlaşmaya varamıyorlarsa, bir üçüncü tarafsız aracıyı devreye sokmaları beklenir. Ancak, aracının kim veya kimler olacağı taraflara bırakılmalıdır. Resmî arabulucu sistemi, yardımcı ve tarafların istemeleri halinde gidilebilecek bir sistem olarak düşünülebilir. Tarafların uzlaşma sağlayamayacaklarının açık seçik ortaya çıkması halinde de, iş mücadelesine gitmek için belirli sürelerin geçmesini beklemenin işçi yararına olmadığı açıktır. Önemli olan; görüşmesiz, uzlaşma çabasına girmeksizin anî grevlere gidilmesinin engellenmesidir. Bu durum sağlandıktan sonra, tarafların özellikle işçi sendikalarının ayrıca Yasa ile belirlenmiş süreleri bekleme zorunda bırakılmaları sadece uyuşmazlığın gereksiz sürdürülmesi anlamına gelecektir. (Ulucan, Sorunlar, s.203-204)

[210] Kutal, Arabuluculuk, s.162-163; Aynı yazar, İşçi-İşveren İlişkileri, s.66-67; Aynı yazar, Sorunlar III, s.81; Dereli, Arabuluculuk Sistemi, s.3; Köse, s.176; Bir ülkenin ekonomik gelişimi, geniş ölçüde işçi-işveren ilişkilerinin en iyi şekilde düzenlenmiş olmasına bağlıdır. İşçiler ve işverenler arasındaki toplu iş uyuşmazlığının kapsamı genişledikçe o ülkede ekonomik ve sosyal sorunlar ortaya çıkar. İşçi-işveren ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkları en çabuk şekilde barışçı yollar ile çözümlemek için hukukî düzenleme yapmak gerekmektedir. Toplu iş uyuşmazlıklarının çözümünde kabul edilebilecek amaca en uygun sistemin bulunmasında ve kabulünde her ülkenin gelenekleri, sosyal ve ekonomik bünyesinin gözönünde bulundurulması gerekir. Toplu iş uyuşmazlıklarının çözümlenmesi, her şeyden önce grevi önlemek, barışçı bir çözüm yolu bulmak amacını güdecektir. Ancak, barışçı çözüm yolları ile toplu iş uyuşmazlıklarının çözümlenmesi esas olarak grev hakkının özüne dokunmayacak ve onu sınırlamayacaktır. Grev ve lokavt, toplu iş uyuşmazlıklarının barışçı yollarla çözümlenmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvurulabilecek en son çaredir. (Esener, İş Hukuku, s.539; Aynı yazar, Uyuşmazlık, s.811)

[211] Kutal, Arabuluculuk, s.163; Aynı yazar, İşçi-İşveren İlişkileri, s.67; Enflasyonun giderek artması, özellikle ücret zammı konusu çok ciddî bir boyuta ulaşmaktadır. (Dereli, Barışçı Çözüm, s.252; Aynı yazar, Toplu Pazarlık Taktikleri, s.92-93); 275 sayılı eski Yasa dönemindeki uzlaştırmaya ilişkin uygulamada görüldüğü gibi, yürürlükteki arabuluculuk sistemini de çalışma hayatının genel sorunları olumsuz yönde etkilemektedir. Diğer bir ifade ile; arabuluculuk sisteminin başarısızlık nedenleri arasında, sistemi olumsuz yönde etkileyen sendikacılık ve toplu sözleşme düzeninin genel sorunları da etkili olmaktadır. Gerçekten, hangi barışçı yol kabul edilirse edilsin, bunun uyuşmazlıkları çözmeye yönelik uygulamayı köklü bir biçimde değiştireceği sanılmamalıdır. Barışçı yolların başarısının, sendikacılık ve toplu sözleşme düzeninin temel sorunlarının çözümüne bağlı olarak artacağı kuşkusuzdur. Bu sorunlar arasında eski Yasa döneminden beri karşılaşılan; sendikalararası rekabet, belirli bir fona dayanmayan grev uygulamaları, fiyat istikrarsızlığı ve enflasyon, eğitim noksanlığı, kamuoyunun ilgisizliği, sendika ile işyeri sendika temsilcileri arasındaki uyumsuzluklar sayılabilir. (Ayrıntılı bilgi için Bkz. Çelik, Uzlaştırma, s.73-78; Aynı yazar, İş Hukuku, s.509; Akbıyık, s.5-6); Bunlara rağmen iyi bir barışçı yolun seçilmesi, uyuşmazlıkların çözümünde belirli ölçüde bir yarar sağlayacaktır. (Çelik, Arabuluculuk, s.56-57); Diğer bir neden de, Türk toplu pazarlık sisteminde ek ödemelerin sayısındaki fazlalıktır. Toplu sözleşme taslağında; çok sayıda madde yer alınca bunların pazarlığı da daha fazla zaman almakta, arabuluculuk aşamasına birçok madde intikal etmekte, arabulucuların çabaları ise bu uyuşmazlıkların tümünü çözmeye yetmemektedir. Böylece, toplu pazarlık sistemindeki ek ödemeler sayısındaki fazlalık, uyuşmazlık konularının artmasına da neden olmaktadır. (Kutal, Arabuluculuk, s.163; Aynı yazar, Sorunlar III, s.82; Köse, s.177)

[212] Kutal, Arabuluculuk, s.163; Aynı yazar, Sorunlar III, s.82; Aynı yazar, Türk Hukukunda 1936-1980 Döneminde Toplu İş Uyuşmazlıklarının Çözümü, İMD., C.XXXIV, S.6, Eylül 1987, s.220; 2822 sayılı Yasanın hazırlığı yapılırken, onyedi yıllık uygulamada karşılaşılan sorunların çözümlenmesine çaba gösterilmiştir. Örneğin; arabulucuların ücretlerini doğrudan doğruya taraflardan almamaları, herkesin arabuluculuk yapamaması, RAT'nın kurulması, arabuluculara ödenecek ücretlerin belirli esaslara bağlanması, arabulucuların raporlarına tavsiyelerini eklemeleri gibi yenilikler öngörülmüştür. Hatta, uzlaştırmada olduğu gibi bir kurul kararına ve üç kişiye gerek kalmaksızın bir kişinin tarafların görüşlerini yaklaştırmak suretiyle başarıya ulaşmasının daha kolay olacağı düşünülmüştür. Yasal çerçevede karşılaşılan aksaklıkları gidermek için 3299 sayılı Yasayla yeni düzenlemeler de getirilmesine rağmen beklenen olumlu sonuçlar elde edilememiş, sistemin işleyişi hızlanmış, ancak etkinliği artmamıştır. (Kutal, Toplu Pazarlık, s.388; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.163-164)

[213] Çelik, Arabuluculuk, s.56-59; Aynı yazar, Değişim, s.33-34; Kutal, Arabuluculuk, s.155, 162-164; Arabuluculuk kurumunda başarılı sonuçlar alınamamasının nedenlerinden biri de; tarafların, özellikle işçi sendikasının greve ve hatta grevi uygulamaya koyma gününe kadar ki süreyi "pazarlık dönemi" olarak düşünmesi gelmektedir. Bu yüzden, arabuluculuk döneminde istediği hakları elde edemeyen işveren ve özellikle işçi sendikaları, arabuluculuk süresinde anlaşmaya yanaşmamaktadırlar. Sonra işçi sendikalarında başkanların (yöneticilerin) işçi üzerindeki etkilerini yitirmelerine karşılık, işçilerin (tabanın) ve özellikle işyeri sendika temsilcilerinin güçlerini arttırmaları ve hâkim duruma geçmeleri de uyuşmazlığın çözümünü güçleştirmektedir. Öte yandan, arabuluculuk toplantılarına işçi ve işveren tarafından katılan kişilerin sayılarının çok artması da uyuşmazlığın çözümünü güçleştirici bir etki yapmaktadır. İşçi ve işveren tarafından, toplam on ve daha çok kişinin katıldığı arabuluculuk toplantılarından başarılı sonuç elde etmek son derece güçtür. (Tunçomağ, Barışçı Yollar, s.29); Başka bir başarısızlık nedeni de, eski Uzlaştırma Kurulu'nun yerini alan tek arabulucunun uygulamada etkisiz kalmasında kendisini göstermektedir. 275 sayılı Yasadaki uzlaştırma sisteminde herhalde taraf aracılarının tarafsız olamamasının Uzlaştırma kurumunun etkisini azalttığı düşüncesinden hareket edilerek, 2822 sayılı Yasaya üç kişiden oluşan bu kurulun yerine "arabulucu" denilen ve tek kişinin faaliyetini öngören bir düzenleme getirilmiştir. Arabuluculuk sisteminin daha etkili kılınmasını sağlayacak bir ortam yaratılmak istenmiştir. Bu düzenleme şekli ile arabuluculuk uzlaştırmaya yaklaştırılmak istenmiştir. Uzlaştırmada kurulun karar vermesi kural olduğu halde, yürürlükteki arabuluculukta kurul kararının yerini alan tavsiye esası ağır basmamakta ve sadece gerekli görülen durumlarla sınırlı bulunmaktadır. Esasen uygulamada, uyuşmazlıkların çoğunda arabulucular herhangi bir  tavsiyede bulunmamışlardır. (Kutal, Arabuluculuk, s.160)

[214] Dereli, Barışçı Çözüm, s.252-253; Aynı yazar, Arabuluculuk Sistemi, s.3; Yasayla getirilen, resmî arabulucuya her türlü bilginin taraflarca verilmesi zorunluluğu ile RAT tarafından uyuşmazlıklarda varılan sonuçların kamuoyuna açıklanması olanağı olumlu olmakla birlikte, bunların uygulandığı söylenememektedir. Tam tersine, uygulamada arabulucuların taraflarla yaptıkları toplantı sayısının bile çok düşük bir oranda kaldığı, hatta bazı uyuşmazlıklarda bunlarla temas dahi kuramadıkları ve böylece devre dışı bırakıldıkları bilinmekte ve bu durum arabulucu tutanaklarının incelenmesiyle de belirlenmiş bulunmaktadır. Bunun gibi, genellikle arabulucu tutanaklarının sonuç bölümünde, uyuşmazlığın çözülememesi nedenleri çok genel ifadelerle açıklanmakta ve varılan sonuçların kamuoyuna açıklanması yolu işletilememektedir. (Çelik, Arabuluculuk, s.58-59; Kutal, Arabuluculuk, s.157-160; Koray, Endüstri İlişkileri, s.212-213); Ayrıca, yeterli başarının sağlanamamasında, mevcut arabuluculuk sisteminden kaynaklanan nedenler olduğu da kuşkusuzdur. Resmî arabulucuların bir kısmının menfaat gruplarıyla organik ilişkiler içinde bulunması, bazı arabulucuların bu görevi sadece bir kazanç kapısı gibi görmeleri, arabulucular arasında görev dağılımındaki aşırı dengesizlikler, idare ve yargı organlarındaki gecikmeler ve bunlar arasındaki koordinasyon eksiklikleri bu arada sayılabilir. Bir barışçı çözüm yoluna gerek bulunup bulunmadığı üzerinde de durmak gerekir. Bazı çevrelerde arabuluculuğun tamamıyla kaldırılması görüşü vardır. Buna gerekçe olarak 1980'den önce olduğu gibi 1983'ten sonra da bu alanda beklenen başarının sağlanamamış olması gösterilmektedir. Bu görüş isabetli değildir. Bir ülkede endüstri ilişkilerinde barışın sağlanmasında uzlaştırma veya arabuluculuk gibi kurumlara kesinlikle ihtiyaç vardır. Grev hakkının yasalarla düzenlenmediği ülkelerde bile bu gibi barışçı çözüm yollarına zorunlu olarak yer verilmektedir. Türk endüstri ilişkileri sisteminde de böyle bir barışçı çözüm yolunun bulunmasında yarar vardır. Diğer taraftan; sistemin işleyişine engel olan başlıca engelleri ortadan kaldırmak kesinlikle gereklidir. Gerek uzlaştırmanın gerekse arabuluculuğun hiçbir işe yaramadığı şeklindeki değerlendirmeler yanlıştır. Mevcut sistemin beklenen başarıyı gösteremediğinin belirtilmesi, bu sistemin uyuşmazlıkları çözmede hiçbir işlev yapmadığı anlamına gelmemektedir. Uyuşmazlıkların bir kısmı bu aşamada çözümlenmektedir. Herhalde bu alanda atılması gerekli ilk adım; arabulucuların ehil ve tarafsız kişilerden oluşmasını sağlamak, tarafların bu kurumdan ümit kesmelerini önlemek, arabuluculuğun manevî gücünün artırmak ve böylece arabuluculuk kurumuna saygınlık kazandırmak olmalıdır. (Kutal, Toplu Pazarlık, s.388-389; Aynı yazar, Sorunlar III, s.82-83; Aynı yazar, Arabuluculuk, s.164; Oğuzman, Değişiklik, s.147; Bayer, s.77); Bugünkü sistemin başarısızlığına bakarak, barışçı yolun tamamen kaldırılması ise düşünülemez. (Çelik, İş Hukuku, s.509; Kutal, Arabuluculuk, s.164; Oğuzman, Değişiklik, s.147; Tunçomağ, Barışçı Yollar, s.29)     

[215] Tunç Demirbilek, Toplu Pazarlık Strateji ve Taktikleri, Prof.Dr.Metin Kutal'a Armağan, Tühis Yay., Ankara 1998, s.257; Sabri Astarlıoğlu, İşletmelerin ve Sendikaların Toplu Pazarlık Konusunda Yaklaşımları, Bursa İTİA İşletme Fak. Yay., Bursa 1981, s.33

[216] Çifter, s.36-38; Demirbilek, s.257; Dereli, Toplu Pazarlık Taktikleri, s.101-102; Mustafa Gümüş, s.319-320; Yazman, s.194-217

[217] Demirbilek, s.257-258; Yazman, s.187; Genel anlamda Strateji ve Taktik kavramları için Bkz. Kemal Tosun, Yönetim ve İşletme Politikası, C.I, İ.Ü. İşetme Fak. Yay., İstanbul 1990, s.5; Ömer Dinçer, Stratejik Yönetim ve İşletme Politikası, 5.Baskı, Beta Yay., İstanbul 1998, s.14-25; Erol Eren, Stratejik Yönetim ve İşletme Politikası, 5.Baskı, Beta Yay., İstanbul 2000, s.1-15

[218] Demirbilek, s.258; Henry Calero/Rob Oskam, Toplantılardan Zaferle Çıkmanın Yolları, (Çev. Nilgün Şen), Ankara 1993, s.31

[219] Dereli, Toplu Pazarlık Taktikleri, s.98-103; Demirbilek, s.258; Yazman, s.221-236; Toplu görüşmelerde kullanılan strateji ne olursa olsun, bu stratejinin ve dolayısıyla taktiklerin gerçekçi bazı talepleri elde etme amacına yönelik olması gerekir. Nitekim, objektif olmayan taleplere ilişkin strateji ve taktikler, ne kadar hassas esaslara dayanılarak hazırlanıp, kullanılırsa kullanılsınlar beklenen olumlu sonuçları veremezler. Ne var ki, toplu görüşmede tarafların, rakiplerinden elde etmeyi ümit ettiklerinden fazlasını istemeleri olasılığı her zaman için mevcuttur. Teklif tasarılarında ileri sürülen aşırı taleplerin bile, belli bir noktaya kadar gerçekçi nedenlere dayandırılması da mümkündür. Ancak, olanaksız nitelikli taleplerin objektif gerekçelere dayandırılması ve karşı tarafça kabul edilmesinin beklenilmesi hatalıdır. Bu anlamda, taraflar görüşme stratejilerini oluştururlarken, ulaşmak istekleri hedeflerin gerçeğe uygun olmasına önem vermelidirler. (Demirbilek, s.259; Yazman, s.194-195; Dereli, Toplu Pazarlık Düzeni, s.83-84)