Haberler:

deneme

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#301


AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç'un hazırladığı ve içinde HSYK ile ilgili düzenlemenin de yer aldığı yasa teklifi, TBMM Başkanlığı'na sunuldu.

AK Parti, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile ilgili yasa teklifini Meclis Başkanlığı'na sundu. Adalet Bakanı'nın HSYK üzerinde yetkisini arttıran teklif HSYK'nın yapısında bazı değişiklikler öngörüyor.

AK Parti milletvekilleri, içinde HSYK ile ilgili düzenlemenin de yer aldığı yasa teklifi hazırladı.
AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile çok sayıda AK Partili milletvekilinin imza koyduğu ve 52 maddeden oluşan teklif, HSYK'nın çalışma düzenini değiştiriyor. Teklif, Hakim ve Savcılar Kanunu, Adalet Akademisi Kanunu, Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun, HSYK Kanunu, Yargıtay Kanunu, Anayasa Mahkemesi Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da değişiklik öngörüyor.

TBMM Başkanlığı'na sunulan teklifin gerekçesinde, geçen 3 yıllık süre içinde uygulama dikkate alınarak Kurulun daha etkin ve verimli çalışması amacıyla; kurul üyeliğine seçim usulü, dairelerin oluşumu, çalışma usulü ve görevleri ve kararlarına itiraz, Genel Kurulun ve Kurul Başkanı'nın görevleri, daire başkanı, genel sekreter, genel sekreter yardımcıları, teftiş kurulu başkan ve yardımcıları, kurul müfettişleri, kurul tetkik hakimleri ve idare personelin atama ve görevlendirilmeleri konularında değişiklik yapılması zorunluluğunun doğduğu ve bir genel sekreter yardımcısı kadrosunun ihdas edildiği ifade edildi.

Teklifle, geçen 10 yıllık sürede uygulama dikkate alınarak Adalet Akademisi'nin daha etkin ve verimli çalışması amacıyla başkan ve başkan yardımcılarının görevlendirme ve atanma usulü, genel kurul ve yönetim kurulunun oluşumu ve görevleri, hizmet birimlerinin daire başkanlığı şeklinde yapılandırılması, idari personelin atanma usulü, yeni kadroların ihdas edilmesi ve diğer konularda değişiklik yapılması gereğinin ortaya çıktığı belirtildi.
Teklifle, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte HSYK'da görev yapan Genel Sekreter, genel sekreter yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı, Teftiş Kurulu başkan yardımcıları, Kurul müfettişleri, tetkik hakimleri ve idari personelin, kuruldaki görevleri bitecek. Ayrıca Kurul Başkanvekili ve daire başkanlarının bu görevleri ile Kurul üyelerinin dairelerdeki görevleri sonlanacak.

Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 gün içinde Kurulun Başkanı olan Adalet Bakanı; Kurul üyelerinin, asıl ve tamamlayıcı üye olarak görev yapacakları daireleri belirleyecek, Teftiş Kurulu Başkanı, Teftiş Kurulu başkan yardımcıları ve genel sekreter yardımcılarını atayacak.
Üyelerin görev yapacakları daireler belirlendikten sonra 10 gün içinde Genel Kurul tarafından; Daire başkanları ve başkanvekilinin seçimi gerçekleştirilecek, Genel Sekreter adayları belirlenecek. Genel Sekreter adayları belirlendikten sonraki 3 gün içinde Başkan tarafından Genel Sekreter atanacak. Kuruldaki görevleri sona eren Genel Sekreter, genel sekreter yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı, Teftiş Kurulu başkan yardımcıları, Kurul müfettişleri ve tetkik hakimleri müktesepleri dikkate alınarak uygun görülecek bir göreve atanacak.
Kuruldaki görevleri sona eren idari personel, Adalet Bakanlığı tarafından mükteseplerine uygun bir göreve atanacak. Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte Kurul tarafından çıkarılan yönetmelik ve genelgelerin tamamı yürürlükten kalkacak.

Teklif, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilliği için 3 yıl olan görev şartını da 6 yıla çıkarıyor.
Önce Meclis'te komisyonda görüşülecek teklif buradaki görüşmelerin ardından Genel Kurulu'na gelecek.
HSYK'nın yapısı 12 Eylül 2010 günü yapılan anayasa referandumu ile değişmişti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise 17 Ağustos operasyonunun ardından HSYK'ya ilişkin yaşananlarda büyük tepki göstermişti. Başbakan Erdoğan, Manisa'da toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada Adalet Bakanlığı'nın HSYK'yı denetleme yetkisini kaldırmalarının yanlış olduğunu belirerek, "Orada yanlış yaptık. Kimsenin denetimsiz kalmaması gerekir. Bu ülkede başbakan denetlenecek, bakanlar denetlenecek, parlamento üyeleri denetlenecek bu beyler denetlenmeyecek, olmaz" diye konuşmuştu.

http://haber.stargazete.com/guncel/ak-partinin-hsyk-teklifi-meclis-baskanligina-sunuldu/haber-826461
#302


Bülent Yıldırım, İsrail ve yargıdaki cemaat yapılanmasının İHH'yı hedef aldığını anlatırken çarpıcı bir örnek verdi: Mavi Marmara katliamı için dava açılacağı zaman, bu grubun savcıları 'eğer dosyayı açarsanız İHH ile ilgili El Kaide dosyası da açılır' dedi. Yargı içinde masaya dosya koyarak tehdit eden savcılar var.

Geçtiğimiz gece İHH'ya ait Suriye'ye giden bir TIR'da silah bulunduğu iddiası bazı gazetelerin internet sitelerine haber olarak düştü. Ardından sosyal medyada bazı isimlerce iddia yayıldı. Kısa süre sonra iddianın asılsızlığı ortaya çıktı ancak haber çoktan yurt dışına servis edilmişti. TIR'ın İHH ile ilişkilendirilmesi Türkiye'nin teröre destek veren bir ülke olarak lanse edilmesi çabası olarak görüldü. Çok değil bundan 3-4 gün önce İHH Başkanı Bülent Yıldırım İHH'ya yönelik saldırılar beklediklerini açıklamıştı. Yıldırım'la neler olup bittiğini ve gündeme getirdiği suikast timini Yeni Şafak Gazetesi'nden Emeti Saruhan konuştu. İşte o röportaj:

Önceki gece İHH TIR'ında silah iddiası haberleştirildi. Çok geçmeden doğru olmadığı ortaya çıktı. Bu olayı nasıl yorumluyorsunuz?

Mavi Marmara hadisesinden sonra Türkiye İsrail ilişkileri dibe vurdu ve İsrail yalnızlaştı. Türkiye'yi kaybetmeleri Siyonist sermayenin büyük yara almasına sebep oldu Bu nedenle paniklediler. Türkiye ile ilişkileri eski düzeyine hatta daha büyük bir ittifaka çevirmek istiyorlar. Bunun için çok çeşitli tekliflerde bulundular. Bize de geldiler. İsrail Türkiye ilişkilerinin tekrar düzelmesi için yapılan anlaşmalara ses çıkarmamamız istendi.

Teklifler İsrail hükümeti tarafından mı geldi?

Tabii. Aracılar vasıtasıyla. Bazıları başka ülkeler üzerinden geldi. Biz bu teklifleri reddettik. Dolayısıyla İHH'yı bitirme kararı aldılar.

DOSYALAR HAZIRLADILAR

Nasıl yapacaklar bunu?


Üç konu üzerinde tartıştılar. Birincisi Bülent Yıldırım'ı öldürelim. Fakat öldürürsek kahraman olur dediler. İkincisi vakfa çeşitli devlet kurumları tarafından baskı yaptıralım başkanı değişsin, ki paralel devlet mensupları bu baskıyı yaptılar. Sonra Bülent Yıldırım gitse geride kalanlar aynı misyonu devam ettirecek dediler. O yüzden üçüncü yol olarak itibarsızlaştırmaya karar verdiler. Dosyalar hazırladılar.

Ne gibi dosyalar?

El Kaideci, İrancı dediler, özel hayatı öne sürdüler... Aklınıza gelen her iftirayı attılar. Fakat hiç biri tutmadı. Son olayın da İHH'yı itibarsızlaştırmak için yapıldığını düşünüyoruz. Demek ki İsrail'e bir söz verdiler. Bu sözün gereğini yerine getirmeleri isteniyor artık. Sanki bir TIR yakalanmış, içinde İHH'nın Suriye'ye götürdüğü silahlar varmış gibi bir kamuoyu oluşturma gayretine girdiler. Bunu İngilizce olarak da bütün dünyaya yaydılar. Bizler hemen net tepkimizi verdik. Jandarmaya ulaştık. Jandarma böyle bir TIR'ın kontrolleri altında olduğunu ancak İHH ile hiçbir ilgisi olmadığını bize bildirdi.

İTİBAR OPERASYONU VAR

TIR'ın kime ait olduğu, içinde ne olduğu açıklığa kavuştu mu?


Onu bilmiyoruz. Bir iftira atıldı. İftiranın asıl sebebini de biliyorsunuz, 3-4 gün önce İsrail Dışişleri Bakanı Liberman 'İHH bizim için büyük bir tehdittir' diye açıklama yaptı. Biz 2 gün önce Gazze'yle ilgili dünya çapında bir kampanya başlattık. Bu arada Türkiye'ye gelen bir suikast timi var. Arkasından da bir grubun mensupları İHH'nın silah yüklü TIR'ı yakalandı diye iftira kampanyası başlatıyor. Bu tabloyu okuyun.

Haberde TIR MİT'le de ilişkilendiriliyordu. Buradan konu Türkiye'nin teröre destek veren ülke imajı verilmesi noktasına gidiyor değil mi?

Şu anda uluslararası ceza mahkemesinde bir dosya hazırlıyorlar. Türkiye'yi teröre destek veren ülke konumuna düşürmek istiyorlar. Çünkü biz İsrail'i uluslararası ceza mahkemesinde yargılatmak için başvurduk ve ilk defa dünyada bu kabul edildi. Buna karşılık Sayın Başbakan'ı, arkadaşlarını ve İHH'yı teröre destek veren kişi ve kurumlar olarak göstermek istiyorlar. Sayın Başbakan İsrail'e karşı çok net tavır içinde. Mavi Marmara'dan sonra abluka kaldırılmadı, ambargo kaldırılmadı, tazminat miktarında da anlaşılamadı. İsrail bunları yapabilecek konumda kendisini göremiyor.

Neden?

Çünkü ablukanın asıl sebeplerinden biri de İsrail'in Filistin'e ait olan doğalgazdan Filistin'e pay vermek istememesi. Bunu Başbakan iktidarda oldukça yapamayacağını düşünüyor.

TÜRKİYE KASETLE ANILIYOR

Bahsettiğiniz suikast timi nereden geldi? Kim gönderdi?


Hangi ülkedeki Yahudi kökenli ismin yönlendirdiğini biliyoruz. Buraya gönderdikleri de kısmen belli. Hedef benim. Rahmetli Medet Ünlü'yü vuranlarla aynı çizgide olan bir yapı. Normalde bunu söylemeyip, bu timin yakalanmasını istememiz lazım ama bir kaos ortamı var. Gerçekten hükümet direniyor. Direnmese hepimiz altında kalırız. Biz de bu ortamda suikastlerin olabileceğini ortaya koymaya çalıştığımız için bunu açıkladık.

Hedefte başka kim var?

Benim için ortaya çıktı. Belki başkası için de var. O nedenle bu kaosu ortaya çıkaranlara sesleniyorum. Herkes geri çekilsin. Türkiye'de bundan sonra olacak her şeyden onlar sorumlu olur. Ülkenin ekonomisine, kazanımlarına, kendi hizmetinize, diğer STK'lara zarar verdiniz. Dünyada Türkiye'yi yolsuzluk ve kasetlerle anılır hale getirdiniz. Bir an önce özür dileyip tövbe edin ve geri çekilin. Aksi takdirde bu millet sizi unutmayacak.

BİR CEMAAT GİZLİ SERVİSLE GÖRÜŞEMEZ

Geride ülke olarak kim var?


Onu bilemeyiz. Tetikçiler A ülkesinden kullanılabilir, B ülkesinden kullanılabilir. Dünyada herkesle iletişime geçebiliyorlar. Utanmadan ve övünerek 'Biz sadece FBI ile değil, CIA'le, Mossad'la, İngiliz istihbaratıyla da, hepsiyle iletişim içindeyiz' diyen bir grup var Türkiye'de. Bir devlet bu ülkelerle gider, konuşur ama bir STK, bir cemaat böyle bir şey yapamaz.

Cemaat tasfiye ediliyor

Fethullah Gülen'in yanlış yönlendirildiği, gidenlerin görüştürülmediği de söyleniyor...


Ben buna itibar edemiyorum ama yanılıyorsam artık her şey deşifre oldu. Türkiye'ye gelsin. Hem onu yapmıyorsun. Hem bir sürü linç operasyonu içinde yer alıyorsun. Allah korusun ahlaksızca kaset işleri. Düşünün Hocaefendi diyor ki 'Ben bir kişiyi uyardım. 10 tane daha var.' Şimdi sana demezler mi sen nerden alıyorsun bu bilgiyi? O zaman sana bu bilgiyi vereni söyle. Bu kaset nereden çıkıyor bulsunlar. Dünyada düştüğümüz durumu görüyor musunuz? İslam'ın önemli şahsiyetlerinden biri olarak Hocaefendi görülüyor. Ve şu anda kasetlerle anılıyor. Şimdi biz tebliğ veya daveti neyle yapacağız? Ne kadar zarar verdiklerinin farkındalar mı? Hocaefendi gelsin bunu çözsün. Aksi takdirde biz canı yanan insanlar olarak kendimizi korumak zorundayız.

Hizmet hareketinin dünyadaki varlığını sürdürmek adına Türkiye'deki yapısını feda ettiği yönünde yorumlar var. Tüm yapı deşifre olmadı mı?

Rusya'dan, 'Bu okullar CIA merkezi diye' açıklama yapılıyor. Türkiye'de herkes bu işin arkasında Mossad, CIA var diye bas bas bağırıyor. Bu bütün dünyaya yayıldı. Sadece Türkiye'de değil, Avrupa, İslam dünyasında, her tarafta 'Kime çalışıyorlar, arkalarında kim var' diye soruluyor. Okulların olduğu heryerde bu konuşuluyor. Onun için aslında cemaat tasfiye ediliyor. Cemaate bir görev veriliyor. Yapamayınca tasfiye ediliyor. Cemaatin üst düzeyleri bu oyunu görmeli.

Bu tasfiye süreci mi?

Evet, 17 Aralık operasyonunda başarıya ulaşacaklarını düşündüler. Beceremediler. İkinci, üçüncü adımlar zevahiri kurtarmak için. Cemaat gidiyor şu anda. O yüzden cemaat içindekilere söylüyorum. Lideriniz veya değil, kim olursa olsun, eğer bu yanlış operasyon içindeyse emeğinizi kurtarmak için bir şura oluşturun . Kendi içinizde tartışmaya açın. Yoksa yazık olacak. Şu anda insanların gönlünden çıktılar. Hala bizim gibi insanların az çok merhamet ettiği bir yapı. Yoksa halk tamamen sildi.

Dosyam ABD'ye gitmiş

İHH'nın daha önce cemaatle bir anlaşmazlığı oldu mu?


Geçmişte hiçbir problemimiz olmamıştı. Bir çok kere de yardımlarının dağıtılması, okullarının açılması noktasında, bazı okulların ihtiyaçlarının alınmasına karşılık beklemeden yardımcı olduk. Sonra birden bire iş Mavi Marmara'yla birlikte değişti. İşin içine İsrail girince ip koptu.

Bazı fotoğraflardan bahsettiniz. Bunlar size şantaj olarak mı kullanıldı?

İHH yardım dağıtırken silahlı insanlar da yanımızda görüntülenmiş. Çeşitli konferanslarda oturmuşuz, yanımızdaki birini almışlar bu El Kaide'ye bağlamışlar. Biz insani diplomasi yapıyoruz. Bütün örgütlerle görüşüyoruz. Birçok gazetecinin birçok kişinin kurtarılması için dünyadaki hemen hemen her örgütle görüşen bir konumdayız. Bu görüşmeleri yaptığımızda karşımızda silahlı örgüt var. Silahını bırak sonra masaya oturalım mı diyeceğiz. Bu fotoğrafları dosyalamışlar ki İHH'yı içeri aldıklarında El Kaide ile fotoğraflarınız var diye önümüze koyacaklar.

SAVCILAR TEHDİT ETTİ

Her bölgenin kendi grubu var. Adamlar hepsi silahlı. O bölgeden o gruba giderken o adamların içinden geçiyorsun. Bunları görüntülemişler, bize karşı kullanılıyor. Böyle ahlaksızca bir tehdit el altından yapılıyor. Bu tehditlerin sayısı çok fazla.

Başka ne gibi tehditler yöneltildi?

Size ilk defa bir şey açıklıyorum. Mavi Marmara dosyası davası açılacağı zaman bu grubun savcıları önümüze başka bir dosya koydular. Eğer bu dosyayı açarsanız İHH ile ilgili El Kaide dosyası da açılır dediler. Yargı içinde tehdit eden savcılar var.

O savcılar biliniyor herhalde değil mi?

İsimleri var. Bu dosyayı önüne koydukları kişinin ismini vermiyorum. Kendisi bir gün açıklarsa açıklar. Ama bize sordu ne yapalım diye. Biz asla vazgeçmeyeceğiz dedik. Bir taraftan El Kaide dosyası diyorlar. Bir taraftan İran dosyası diyorlar. Dosyalar uçuşuyor. Bu arkadaşlarda bir dosya koleksiyonu var. Ama biz de diyoruz ki biz Mavi Marmara'dan sonra zaten uzatmalı bir hayat yaşıyoruz. Biz korkmuyoruz. Elinizde ne kadar dosya varsa açıklayın. Millet gerçek yüzünüzü bir görsün. Geçen bir tehdit daha geldi. Senin dosyan alındı Amerika'ya falan kişiye götürüldü. Onun vereceği karara bağlı dediler.

Kastedilen kişi Fethullah Gülen mi?

Tabii. Onu kastediyorlar. O zaman aklımıza da şu geliyor. Her dosya bir yere gidiyor, onay alıyor, ondan sonra mı ortaya çıkıyor. Kasetler de dahil.

İHH'nın tüm yapısı şeffaf

İHH'ya karşı yeni bir operasyon bekliyor musunuz?


Tabii. İsrail'in İHH ile hesabı bitmedi. Bitmeyecek de... İsrail bizi tehdit görüyor biz de İsrail'i bütün dünyaya tehdit görüyoruz. O nedenle siyonizmle olan mücadelemiz sonuna kadar devam edecek. Fakat İHH'nın en büyük kazanımı şeffaf oluşu. İnsani yardımda da, insani diplomaside de, ara buluculukta da... Kim bizimle ilgili bir şey duyarsa hemen bildirebilir. Biz devletin kurumlarına da söylüyoruz; polise, emniyete, askere...

İHH bu ülkenin bir kazanımıdır. Her ay 40 bin civarında yetime bakıyoruz. Fakirlerin sayısını biz bile bazen bilmiyoruz. İHH ile ilgili bizim bilmediğimiz bir yanlışlık varsa İHH'ya suç oluşturma tuzağı kurmayın. Gelin bilgi verin biz düzeltelim. Ama yok sizdeki bilgi yanlışsa, siz kendinizi düzeltin.

http://yenisafak.com.tr/roportaj-haber/savci-dosyayla-tehdit-etti-03.01.2014-600493?ref=manset-1
#303


Konuyla ilgili Tillo Belediyesi'nden yapılan açıklama şu şekilde:

İlim ve irfan yurdu olan ilçemizin adının 1964'te Aydınlar olarak değiştirilmesi itibariyle ilçemizin adı 49 yıldır Aydınlar olarak anılıyordu. Ancak bu isim halk tarafından kabul görmemişti.

Demokratikleşme paketi ile birlikte 49 yıllık yapay isimden kurtulup asıl adımız olan TİLLO adına kavuştuk.

Tillo adına tekrar kavuştuktan sonra kolları sıvayan belediyemiz; Belediye Başkanımız Mesut MEMDUHOĞLU'nun talimatlarıyla tabelalar değiştirildi ve yeni logo çalışmalarına büyük bir özveri ile başlandı. Kısa sürede yeni logomuzu oluşturduk.

Konuyu değerlendiren Başkan Mesut MEMDUHOĞLU "Tillo'nun 1957-58 yıllarında Bucak olduğunu belirterek, Bu 1964'e kadar Tillo olarak kalmış. 1964'te Türkiye genelinde bazı bucakların isimleri değiştirildi. O zaman Tillo da Aydınlar ismine dönüştürülmüş. 1990'da nahiyeyken, bucakken ilçe statüsüne alınmış yine Aydınlar ilçesi olarak devam etmiş. Tabi özellikle Kurban Bayramı'yla birlikte Milli Eğitim Komisyonu'nda görüşülerek dün gece genel kuruldan geçerek Tillo ismi tekrar iade edildi. Tabi burda başta Başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne, Siirt Milletvekilleri Osman Ören, Afif Demirkıran'a, hem şahsım hem Tillo halkı adına şükranlarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum. Kurban Bayramı dedik, bu bayramda biz çiftte bayram yaşadık. Demokratikleşme paketiyle birlikte ilk kanun teklifinin Tillo olması, hem bizim açımızdan, hem bölge açısından, hem de Türkiye açısından manidardır. Tabi tabelaları bugün değiştirme girişiminde bulunduk. Tabi resmi gazetede yayınlanmasını bekliyoruz. En geç 2-3 gün içerisinde resmi gazetede yayınlandıktan sonra tabelalarımızı asacağız" değerlendirmesinde bulundu.


http://www.aydinlar.bel.tr/Sayfala.asp?nereye=YAZIOKU&ID=131
#304


Budistlerden yeni katliam!

Myanmar'ın Arakan bölgesinde Budist çetelerin Müslümanlara yönelik zulmü sürüyor. Arakan'da 24 Ekim'de kaydedilen görüntüler, Müslümanlara karşı sürdürülen katliamların tüm vahşeti ile devam ettiğini gözler önüne serdi.

Bölgedeki Budist çeteler, güvenlik güçlerinin seyirci kaldığı saldırılarda, Müslümanlara terör estirmeyi sürdürüyor. Adını, Müslüman katliamının yapıldığı vahşet haberleri ile duyuran Arakan, yeni bir katliam haberi ile gündeme geldi.

Görüntülerde, sırf Müslüman oldukları için 10 Müslüman, Budist çetelerce yakalanıp yerde öldüresiye dayak yerken görülüyor. Ellerinde bıçak ve sopa olan Budistler, yerde son nefeslerini vermekte olan Müslümanları vahşice öldürüyor.

Bu arada Tayland'a sığınan ya da resmi görevlilerce gözaltına alınan Arakanlı Müslümanlar, köle olarak satılıyor. Taylandlılar, her bir Arakanlı için 4 bin TL civarında para istiyor.

http://www.haber7.com/asya/haber/1090092-budistlerden-yeni-katliam


http://www.youtube.com/watch?v=N33YXIsDgEo#
#305


İSA YAZAR

Mevcut sistemde 100 çalışandan sadece 8'inin kıdem tazminatını alabilmesi Çalışma Bakanlığı'nı harekete geçirdi. Kıdem Tazminatı Fonu kurarak tazminatları devlet güvencesine almayı planlayan Bakanlık, işçi ve işveren uzlaşmasını şart koştu. Ancak taban tabana zıt görüşler yüzünden fon sistemine geçilmesi mümkün görünmüyor.

Çalışma hayatının en önemli problemlerinden kıdem tazminatı, sıkça tartışma konusu oluyor. Mevcut sistemde işçilerin yüzde 92'sinin tazminatını alamaması sebebiyle yeni bir sistem olarak Kıdem Tazminatı Fonu kurma çalışmaları yürütülüyor. Ancak fonun kurulabilmesi için işçi, işveren ve hükümetin uzlaşması gerekiyor. Çalışma Bakanı Faruk Çelik, fona geçmenin şartının  uzlaşma olduğunu belirterek, "Uzlaşma sağlanamazsa başka bahara kalır." diyor. İşçi sendikaları ile işveren örgütlerinin talepleri ise taban tabana zıt.

Türk-İş mevcut sistemin devamından yana. Hak-İş hak kaybı olmaması şartıyla fona geçişi destekliyor. İşveren örgütleri ise tam tersi yönde görüş bildiriyor. Mevcut sistemin işverene ağır maliyet getirdiği gerekçesiyle hak kazanma oranlarının düşürülmesini talep ediyor. TİSK, bir yıllık çalışmaya karşın 30 günlük olan kıdem hakkının 15 güne indirilmesini istiyor. TOBB işsizlik maaşıyla kıdem tazminatının birlikte uygulanmasına karşı çıkarak sistemin işgücü maliyetini artırdığını öne sürüyor. Fona karşı çıkarken mevcut 30 gün olan kıdem hakkının 15 güne indirilmesinden yana. TÜSİAD da mevcut sistemin, hak kazanma oranlarının yüzde 50 azaltılması gerektiği görüşünde. Bu tablo, mutabakatın imkânsız olduğunu gösteriyor. Üç seçimin peş peşe yapılacağı dikkate alındığında kıdem tazminatı düzenlemesi başka bahara kalacak gibi görünüyor.

Mevcut kıdem tazminatı sisteminde işçilerin önemli bir bölümü kıdem tazminatlarını alamıyor. Çalışma Bakanlığı'nın verilerine göre çalışanların sadece yüzde 8'i kıdem tazminatını alabilirken, yüzde 92'si çeşitli sebeplerle bu haktan mahrum bırakılıyor. Bu tablonun başlıca sebeplerini işverenin her yıl işe giriş çıkış yaptırması, bir yılı dolmadan çalışanları işten çıkarıp yenisini alması ve iflas gibi nedenlerle ödeme yapmaması gibi unsurlar oluşturuyor. Haklarını alamayan işçi ise yargı yolunu tutuyor. Kıdem tazminatı sebebiyle açılan davalar, yargıda önemli bir iş yükü oluşturuyor. Çalışma Bakanlığı'nın kapısını çalan yüzlerce işçi, kıdem tazminatını alamamaktan şikâyetçi. Bakanlığın Alo 170 hattını arayan 297 bin kişi, kıdem ve ihbar tazminatı şikâyetini iletti. Bu tablo, bakanlığı yeni bir sistem arayışına yöneltti. Üzerinde durulan formül ise Kıdem Tazminatı Fonu kurulması.

Fon ile çalışanların kıdem tazminatları devlet güvencesine kavuşacak. Uygulama, ilk kez çalışmaya başlayacak olanlar için geçerli olacak. Mevcut çalışanların geçmiş ve gelecekteki hakları korunacak. Bu kişiler isterlerse mevcut sistemde devam edebilecekler. Ancak isteğe bağlı olarak Kıdem Tazminatı Fonu'na geçebilecekler. Hak kayıplarını önlemek için kıdem tazminatında yıllık sistemden aylık sisteme geçilecek. İşçinin kıdemi devlet güvencesinde olacak. Firma iflas etse de çalışan kıdemini alacak. Kıdem tazminatı ay üzerinden hesaplanacak. İşçi, fondan kıdem tazminatını 15 yıl çekemeyecek. Evlilik, ev alma, ölüm ve askere gitmek bunun istisnasını oluşturacak. Fonda herkesin bireysel hesabı olacak. İşveren, kıdem tazminatına denk gelen rakamı her ay çalışanın bireysel fon hesabına yatıracak.

Ancak bu sistemin hayata geçebilmesi için işçi sendikaları ile işverenlerin uzlaşması gerekiyor. Çalışma Bakanı Çelik, uzlaşma olmaması durumunda düzenlemenin bir başka bahara kalacağını dile getiriyor. İşçi sendikaları ile işveren örgütlerinin pozisyonlarına bakıldığında ise uzlaşmanın çok zor olduğu görülüyor. En büyük işçi örgütü Türk-İş ile DİSK, en baştan fona karşı çıkıyor. İşveren örgütleri TİSK ve TÜSİAD ile TOBB da fona karşı çıkarken, mevcut sistemin işveren lehine yüzde 50 indirilmesini istiyorlar. Bu üç kuruluşa göre mevcut sistemde her yıl için 30 gün olan kıdem hakkı, 15 güne indirilmeli. Fona destek olan Hak-İş ile TESK ise hak kaybına karşı çıkıyor. Çalışma Bakanlığı ise 30 gün olan kıdem tazminatı oranını bir miktar aşağı çekip fona geçilmesinden yana. Bu tablo, kıdem tazminatında taban tabana zıt görüşler yüzünden fon sistemine geçilmesinin kolay olmadığını gösteriyor.

http://www.zaman.com.tr/ekonomi_kidemde-isci-ile-isveren-uzlasmiyor-fon-duzenlemesi-baska-bahara-kalacak_2157331.html
#306


Geçen yıl TCK'da yapılan değişiklikle, gizlice ses kaydı almaya verilen hapis cezası artırılırken, bir davada önce savcılık, ardından da mahkemenin gizli ses kaydını delil olarak kabul etmesi tartışmalara yol açtı.

Türk Ceza Kanunu'nun 133. maddesinin birinci fıkrasında geçtiğimiz yıl yapılan değişiklikten sonra yasal yöntemlere uyulmadan elde edilen gizli ses kaydı, bir savcılık tarafından iddianameye konu edildi ve mahkeme tarafından da iddianame kabul edilmek suretiyle iddianamenin dayandığı bu gayrimeşru delil de dolaylı yoldan kabul edilmiş oldu.

İlginç karar, İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat M.S.K.'nin, iddiaya göre müvekkili olmadığı halde bir şahsın vekâletini üstlenmeye çalışması ve bu şahsın yakınından savcıya vermek üzere rüşvet istemesi üzerine açılan davada verildi.

'RÜŞVET İSTEDİ' İDDİASI
Edinilen bilgiye göre olay şöyle gelişti: İsrail Alkan adlı vatandaş, bir gün telefonda kendisini avukat M.S.K., olarak tanıtan kişi tarafından arandı. M.S.K., telefonda adli bir olay sebebiyle bir süre önce tutuklanan amcasının oğlu Şerafettin Alkan'ın dosyasını incelediğini, onu tahliye ettirebileceğini söyledi. Fakat tahliye için 50 bin TL gerektiğini, bunun 10 bin TL'sini kendisinin alacağını, 40 bin TL'sini ise savcıya vereceğini söyledi. Bir gün sonra Alkan'ın yanına kadar gelen M.S.K., teklifini 40 bin TL'ye indirdi.

KONUŞMAYI KAYDA ALDI
Avukata dosyaya nasıl ulaştığını ve neden kendilerinden izin almadığını soran İsrail Alkan, durumdan şüphelendi ve avukatla olan konuşmalarını kaydetti. Sonra da ses kayıtlarıyla savcılığa gidip suç duyurusunda bulundu. M.S.K. iddiaları reddetti ancak soruşturmayı yürüten savcı Yaşar Peçen izinsiz yapılan ses kaydını delil olarak kabul edip dava açtı. Savcı Peçen hazırladığı iddianamede izinsiz ses kaydının konusu itibariyle suç içerdiğini, bu sebeple 'delil' olarak kabul ettiğini belirtti. İddianamede, "Kaydın konusu suç teşkil ettiğinden, izinsiz kayda alınsa dahi delil kıymeti vardır" denildi. Avukat M.S.K. ağır ceza mahkemesinde kamu görevlileri ile ilişkisi olduğundan bahisle bir işin gördürüleceği vaadiyle dolandırıcılık suçu kapsamında 2 yıldan 7 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak. SABAH'ın telefonla ulaştığı avukat M.S.K. ise konu hakkında konuşmak istemedi.

2012 TARİHLİ YASAYLA NE DEĞİŞTİ?
Temmuz 2012'de yapılan yasa değişikliğiyle iki kişi arasındaki telefon görüşmelerinin gizlice kayda alınmasına verilen 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasının sınırı 2 yıldan 5 yıla kadar hapis olarak belirlenmişti. Türk Ceza Kanunu'nun 133. maddesinin birinci fıkrasında şu ifadeler yer alıyor: "(1) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, (Değişik ibare: 02/07/2012- 6352 S.K./80.md.) iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

YARGITAY KANUNA AYKIRI YÖNTEMLERLE ELDE EDİLEN DELİLLERİ DİKKATE ALMIYOR
Yargıtay'ın konuyla ilgili kararları, bu tür delillerin yargılamada dikkate alınmayacağı yönünde. Yargıtay'ın konuyla ilgili yerleşik kararlarını BURADAN okuyabilirsiniz.

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2013/10/19/gizli-kayit-delil-oldu
#307
http://www.youtube.com/watch?v=TM_IaSoudpc#

AHMET DÖNMEZ - ANKARA

Askerlik süresini 15 aydan 12 aya indiren düzenleme dün Bakanlar Kurulu'nda imzalanarak kabul edildi. Düzenleme, 1 Ocak 2014'ten itibaren geçerli olacak.

Bu tarihe kadar 12 ayını dolduran askerler terhis olacak. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, sayı net olmamakla birlikte tezkere alacak asker sayısının 70 binin üzerinde olacağını söyledi. Genelkurmay Başkanlığı, dün sabah saatlerinde, sürenin 1 Mart 2014'te başlaması yönünde görüş bildirmişti.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'nı boşa çıkarma gibi bir düşünceleri olmadığını söyledi. Arınç, "Ama bizim de siyasi bakımdan, ihtiyaçlar bakımından birtakım yeni gelişmeleri görmek bakımından bunu görmeye ihtiyacımız var. Kararı biz veriyoruz, sorumluluğu da bize ait. Teknik bir konuda Genelkurmay'ın ne dediğine de bakarız ama motamot aynı noktada karar verecek noktada değiliz. Doğrudan doğruya aynının altına imza atacağımız hususlar da olabilir ama bunları biz kendi hükümet sorumluluğumuz içerisinde bir değerlendirmeye gideriz. Birilerinin beklentilerinin aksine 1 Ocak tarihini kabul ettik." diye konuştu.

Dünkü toplantıda, demokratikleşme paketinde yer alan ve Meclis'e sevk edilmeyi bekleyen yasal düzenlemeler de görüşüldü. Arınç, "Sadece seçim sistemiyle ilgili değişiklik hariç bütün yasal düzenlemeler hazır, Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı, peyderpey TBMM'ye gönderilecek. Yani büyük bir süratle bunları hayata geçirmek istiyoruz." dedi.

Arınç, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a yönelik dış basında yayımlanan haber ve yorumları da kabine toplantısında görüştüklerini aktardı. Fidan'ın MİT Müsteşarı olduktan sonra hem teşkilatının güvenini kazandığını hem de Türkiye'nin çıkarları için faydalı çalışmalar yaptığını ifade eden Başbakan Yardımcısı, şöyle devam etti: "Bugüne kadar yaptığı hizmetlerde hem hükümetimizin siyasî desteğini bulmuştur hem de istihbarat anlamında fevkalade hizmetleri yerine getirmiş bir arkadaşımızdır. Onun yıpratılmak istenmesi, belli ülkeler ve istihbarat örgütleri için elbette doğaldır. Önemli görevler yapan insanlar için böyle şeyler muhtemeldir. Yayımlanan gazeteler veya makalelerin kimin hesabına ve ne maksatla yazıldığını az çok biliyoruz."

Bülent Arınç'a, Ankara'da Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) arazisinden geçen yol çalışması için gece yarısı ağaç kesilmesine yönelik tepkiler de soruldu. Arınç, şöyle cevap verdi: "Belediye başkanı ne diyorsa onu diyor. Eleştirenler olacaktır, beğenenler olacaktır, beğenmeyenler olacaktır. Faaliyetler Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin faaliyetleridir. Sonunda hukukun dediği olacaktır. Bunların üzerinde yeniden Gezi benzeri olaylar çıkarma gayreti var, sanırım en kısa zamanda doğru şekilde çözümlenecektir." Arınç, bir başka soru üzerine bu kış doğalgaza yeni bir zam düşünülmediğini de bildirdi.

http://www.zaman.com.tr/politika_erken-terhis-yilbasinda_2155045.html
#308
Duyurular / Kurban Bayramı tebriği
15 Ekim 2013, 20:06:24


Vekil.net ailesi olarak tüm üyelerimizin ve ziyaretçilerimizin Kurban Bayramını tebrik ediyoruz. Hayırlı bayramlar...
#309


Kanser tedavisine yüzde yüz çözüm bulduğunu ifade eden doktoru Başbakan'ın aradığı ve bilgi aldığı öğrenildi. Doktorun gelen tekliflere ise sadece TC patenti dediği belirtildi.

RTEÜ Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halis Süleyman, bir bitkiden kanser hücresini öldüren madde geliştirdiğini açıkladı.

YÜZDE YÜZ ORANINDA ÇÖZÜM

Projede artık sona geldiğini anlatan Prof. Dr. Halis Süleyman, RTEÜ eski Rektörü Prof. Dr.Arif Yılmaz'ın çağrısı üzerine Rize'ye geldiğini söyledi. Çalışmayı 8 yıldır sürdürdüğünü ifade eden Prof.Dr. Süleyman, "Kansere çare olacak maddeyi hayvanlar üzerinde denedik. Bir bitkiden elde ettiğimiz bu madde hayvanlar üzerinde çok etkili bulundu. Hemen hemen bütün kanser hücrelerini öldürdü. Daha sonra 'Karsinom' adı verilen hücre kültüründe denedik. Hücre kültüründe de yüzde 90 ila yüzde 100 oranında kanser hücrelerini öldürdüğünü gördük." diye konuştu.

ERDOĞAN ARAYIP BİLGİ ALDI

Bunun üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, kanser tedavisindeki önemli buluşla ilgili ismini taşıyan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'nden bilgi aldığı öğrenildi.

RTEÜ Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Halis Süleyman'ın kanser tedavisinde yüzde yüz sonuç veren buluşu ile ilgili açıklaması tıp dünyasında heyecan yarattı. Açıklamanın ardından Başbakan Erdoğan'ın da konu hakkında bilgi istediği belirtildi. Kanser hastaları için umut olan buluş birçok kanser hastasının üniversiteye başvurmasına neden oldu. Yurt içinden ve yurt dışından birçok üniversitenin de Prof. Dr. Halis Süleyman'a işbirliği teklifleri götürdüğü bilgisine ulaşıldı. Öte yandan bazı firmalar buluşa sponsor olmak için girişimde bulundu. Yoğun telefon trafiğinden dolayı Prof. Dr. Süleyman'ın telefonunu kapattığı belirtildi.

Ancak Prof. Dr. Süleyman'ın gelen teklifleri reddettiği, buluşun sadece Türkiye Cumhuriyeti patenti ile kullanımına izin vereceği öğrenildi.

http://www.haber7.com/saglik/haber/1084020-erdogan-o-doktoru-aradi-ve
#310


Mısır'ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'den önemli açıklamalar geldi. Mursi, "Direneceğim, tüm şehit ve yaralılara ihanet etmeyeceğim" dedi.

Mısır'ın askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılan seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, "Son nefesime kadar direneceğim. Komik ve uydurma mahkemelerden korkmadan doğru ve meşru bildiğim yoldan asla geri dönüş yapmayacağım. Demokratik süreçten geri dönülmemesi için asla pes etmeyeceğim" dedi.

Mursi, "Ne olursa olsun bunlarla müzakere ve uzlaşma yolunu tercih etmeyeceğim. Tüm şehit ve yaralılara ihanet etmeyeceğim" dedi.

Kaynak: AA
http://www.haber7.com/ortadogu/haber/1084741-mursi-son-nefesime-kadar-direnecegim



Mursi'nin tutukluluk hali uzatıldı

Mısır'da darbeyle görevinden uzaklaştırılan ülkenin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin tutukluluk hali 30 gün uzatıldı.

AA muhabirinin yargı kaynaklarından aldığı bilgiye göre, "Hamas ile işbirliği yaparak casusluk faaliyetlerinde bulunmak", "Mısır güvenlik güçlerine ait kurumlara saldırı düzenlemek" , "25 Ocak 2011 devrimi sırasında Vadi Natrun Hapishanesinden firar etmek ve hapishaneyi kasten ateşe vererek mahkumların kaçmasına sebebiyet vermek" suçlamalarıyla açılan soruşturma kapsamında, Mursi'nin tutukluluk halinin dördüncü kez 30 gün uzatılmasına karar verildi.

Mursi'nin "Hamas ile işbirliği yaparak casusluk faaliyetlerinde bulunmak" suçlamasıyla yargılandığı davada ise Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına sevk edildiği belirtildi.

Mursi ve 14 İhvan lideri hakkında, "Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde göstericileri öldürmeye teşvik etmek" suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşmasının da 4 Kasım'da yapılacağı kararlaştırılmıştı.

Kaynak: AA
http://www.haber7.com/ortadogu/haber/1084752-mursinin-tutukluluk-hali-uzatildi



"Mısır'da 100 Günlük Utanç" başlıklı metne 100 yazar imza attı



Rabia Platformu tarafından Mısır'daki darbenin 100. günü etkinlikleri çerçevesinde hazırlanan "Mısır'da 100 Günlük Utanç" başlıklı metne, Ahmet Taşgetiren, Nazlı Ilıcak, Markar Esayan, Mehmet Barlas, Nihal Bengisu Karaca, Yasemin Çongar ve Ergun Babahan'ın da aralarında bulunduğu 100 yazar imza attı.

Dünyanın birçok ülkesindeki Rabia Platformu üyeleri, sivil toplum örgütleri, gençlik teşkilatları ve öğrenci dernekleri, Mısır'daki darbenin 100. günü nedeniyle çeşitli etkinlikler düzenliyor. Etkinlikler kapsamında, darbe karşıtı bir metin de imzaya açıldı.

"Mısır'da 100 Günlük Utanç" başlığıyla hazırlanan metinde, 3 Temmuz'da Mısır'da halkın oylarıyla seçilmiş hükümete ve Cumhurbaşkanına karşı askeri bir darbe gerçekleştirildiği hatırlatıldı.

Metinde, Mısır halkının yıllardır beklediği demokrasi, adil seçim ve demokratik oy hakkının bir yıl bile olmadan zorla rafa kaldırıldığı belirtilerek, "Tüm dünya, demokrasiye karşı yapılan askeri darbeye 'darbe' bile diyemedi, sessiz kaldı. Darbeyi yapanlar, dünyanın sessiz kalmasından cesaret aldı ve sivil halkın üzerine ateş açtı. Tanklar, zırhlı araçlar, ağır silahların kullanıldığı katliamda binlerce masum sivil hayatını kaybetti. Ölenlerin ve yaralıların sayısı hala tam olarak bilinmiyor" ifadelerine yer verildi.

Mısır'da medyanın baskı altına alındığı vurgulanan metinde, şunlar kaydedildi:

"Tam 100 gündür Mısır halkı sıkıyönetim uygulamaları, askeri vesayet kuralları baskısı altında korku ve endişe içinde yaşamaya devam ediyor. Tam 100 gündür Batı'nın demokrasiyi savunan neredeyse bütün ülkeleri, aydınları, gazetecileri, Mısır'da demokrasinin, sivil halkın katledilmesini sessizce izliyor. Bir topluma yapılan bir haksızlık, bütün insanlığa yöneltilmiş bir tehdittir. Biz aşağıda imzası bulunanlar, vicdanı olan, insan olan herkesi, darbeye, darbecilere, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, insan yaşamına kasteden her türlü eyleme karşı çıkmaya davet ediyoruz. Dini, inancı, milleti, mezhebi, ülkesi, ideolojisi ne olursa olsun milletin iradesine kast eden her kesime, her eyleme ve her girişime karşı olduğumuzu ilan ediyoruz."

Metnin tamamı:

"Mısır'da 100 Günlük Utanç"

3 Temmuz 2013 tarihinde Mısır'da halkın oylarıyla seçilmiş hükümete ve Cumhurbaşkanına karşı askeri bir darbe gerçekleşti.

Mısır halkının yıllardır beklediği demokrasi, adil seçim ve demokratik oy hakkı, bir yıl bile olmadan zorla rafa kaldırıldı. Tüm dünya, demokrasiye karşı yapılan askeri darbeye "darbe" bile diyemedi, sessiz kaldı.

Darbeyi yapanlar, dünyanın sessiz kalmasından cesaret aldı ve sivil halkın üzerine ateş açtı. Tanklar, zırhlı araçlar, ağır silahların kullanıldığı katliamda binlerce masum sivil hayatını kaybetti. Ölenlerin ve yaralıların sayısı hala tam olarak bilinmiyor.

Televizyonlarda canlı olarak yayınlanan bu sivil katliamına dünya yine sessiz kaldı. Darbe yönetimi durmadı ve bu kez binlerce insanı hukuka aykırı bir şekilde tutukladı, korkunç hapishanelere attı. Hürriyet ve Adalet Partisi ve onu doğuran Müslüman Kardeşler teşkilatı yasaklandı, liderleri tutuklandı ve mal varlıklarına el konuldu.

Medya tam bir baskı altına alındı, hepsine birer darbe temsilcisi atandı, akıl almaz yalan yayınlar yapıldı. Uluslararası yayın yapan televizyonlar, gazeteler kapatıldı, çalışanları tutuklandı, basın özgürlüğü tam anlamıyla yok edildi.

Bugün Mısır'da demokrasiye yapılan darbenin 100. günü.

Tam 100 gündür dünyanın en eski ve güçlü medeniyetlerine sahip Mısır'da askeri darbe hukuka, insan haklarına, adalete ve vicdanlara aykırı keyfi ve zalimane bir yönetim sürdürüyor.

Tam 100 gündür Mısır halkı sıkıyönetim uygulamaları, askeri vesayet kuralları baskısı altında korku ve endişe içinde yaşamaya devam ediyor.

Tam 100 gündür, Batı'nın demokrasiyi savunan neredeyse bütün ülkeleri, aydınları, gazetecileri, Mısır'da demokrasinin, sivil halkın katledilmesini sessizce izliyor.

Bir topluma yapılan haksızlık, bütün insanlığa yöneltilmiş bir tehdittir.

Biz aşağıda imzası bulunanlar;

Vicdanı olan, insan olan herkesi, darbeye, darbecilere, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, insan yaşamına kasteden her türlü eyleme karşı çıkmaya davet ediyoruz.

Dini, inancı, milleti, mezhebi, ülkesi, ideolojisi ne olursa olsun milletin iradesine kast eden her kesime, her eyleme ve her girişime karşı olduğumuzu ilan ediyoruz.

Ayrım yapmaksızın herkes için adil, özgür, barışçıl ve inançlara saygılı "yeni bir dünya" istiyoruz.

Metne imza atan yazarların tamamının isimleri şöyle:

"Abdullah Muradoğlu, Abdullah Yıldız, Abdurrahim Boynukalın, Abdurrahman Dilipak, Adem Özköse, Adnan Karakaş, Ahmet Taşgetiren, Ahmet Tezcan, Ahmet Varol, Ali Ayçil, Ali Bulaç, Ali İhsan Karahasanoğlu, Ali Nur Kutlu, Alper Görmüş, Aslı Aydıntaşbaş, Balçiçek İlter, Bekir Berat Özipek, Bülent Şenay, Cemal Sakar, Cemil Tokpınar, Cevat Özkaya, Cihangir İşbilir, Ekrem Kızıltaş, Elif Çakır, Ergun Babahan, Erol Göka, Ersoy Dede, Etyen Mahçupyan, Fadime Özkan, Faruk Köse, Fatih Bayhan, Ferhat Kentel, Fikri Akyüz, Fuat Uğur, Furkan Çalışkan, Gülay Göktürk, Güven Adıgüzel, Hakan Albayrak, Halime Kökçe, Hasan Aksay, Hasan Celal Güzel, Hasan Karakaya, Haşmet Babaoğlu, Hilal Kaplan, Hüseyin Akın, Hüseyin Öztürk, İbrahim Erdoğan, İbrahim Karagül, İbrahim Kiras, İbrahim Tenekeci, İskender Pala, İsmail Kılıçarslan, İsmail Yaşa, Kerim Buladı, Kurtuluş Tayiz, Mahmut Övür, Markar Esayan, Mehmet Barlas, Mehmet Doğan, Mehmet Koçak, Mehmet Ocaktan, Metin Karabaşoğlu, Mevlana İdris Zengin, Muhsin Kızılkaya, Muhsin Meriç, Mümtazer Türköne, Mustafa Akar, Mustafa Akyol, Mustafa Armağan, Mustafa Karaalioğlu, Mustafa Özcan, Nasuhi Güngör, Nazlı Ilıcak, Nevzat Çiçek, Nihal Bengisu Karaca, Nihat Nasır, Nuh Albayrak, Nusret Çiçek, Oğuz Düzgün, Ömer Lekesiz, Oral Çalışlar, Reşat Petek, Salih Tuna, Sami Özey, Selahattin Yusuf, Senai Demirci, Serdar Arseven, Sibel Eraslan, Taha Kılınç, Ufuk Uras, Ünal Tanık, Yasemin Çongar, Yasin Aktay, Yener Dönmez, Yıldıray Oğur, Yusuf Kaplan, Yusuf Özkır, Yusuf Ziya Cömert, Zeki Bulduk, Zeynep Tanbay."

http://www.haber7.com/gundem/haber/1084152-misirda-100-gunluk-utanc
#311


Kanserin yüzde yüz ilacını bulduk

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halis Süleyman, kanserin yüzde 100 ilacını bulduğunu açıkladı.

Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde kanserin tedavisi için başlattığı çalışmaları yıllardır sürdüren Prof. Dr. Halis Süleyman, geçtiğimiz yıllarda mide kanserini önleyecek bir ilaç bulduğunu açıklamıştı. Çalışmalarını hızlandırmak için Atatürk Üniversitesi'nden Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'ne geçen Süleyman, burada sürdürdüğü çalışmaları neticesinde kesin sonuca ulaştı. Süleyman, hayvanlar ve kanser kültürleri üzerinde yaptığı deneylerde kanser hücrelerini yüzde yüz yok etmeyi başardı. Tıp dünyasında devrim yaşatacak buluşun kaynağı şimdilik sır gibi saklanıyor. Bir bitkiden elde edilen etkin madde ile kansere yüzde yüz çözüm bulunurken, ilacın 1-2 yıl içerisinde insanlar üzerinde denenmeye başlaması planlanıyor. Süleyman, ilacın biran önce insanların hizmetine sunulabilmesi için destek bekliyor. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halis Süleyman, yaptığı deneylerde yüzde yüz başarı elde ettiğini belirterek "Aslında bu bitki. Fakat şimdilik ismini açıklamıyoruz. Hayvanların üzerinde, kanser modellerinde etkili bulundu. Bu bitki ekstresini alan hayvanların midesinde olsun, pankreasında olsun kanser modelleri gelişmedi. Ayrıca biz bu bitki ekstresini kanser kültürü hücresinde denedik. Kanser kültüründe kanser hücrelerini yüzde yüz öldürdüğünü gördük. Sağlıklı insan hücresine dokunmuyor. Sadece kanser hücresini yakalıyor ve kanser hücresini öldürüyor. Biz bunun heyecanı içerisindeyiz. Bu bitkinin etken maddesini elde ettik. Etken maddeyi tespit ettik. İnşallah bir iki yıl içinde klinik çalışmasını da tamamlayarak insanlar üzerinde de denemeye başlayabiliriz" dedi.

BULUŞ TÜRKİYE'Yİ DÜNYADA BİR NUMARA YAPACAK

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halis Süleyman buluşun sağlık alanında Türkiye'yi dünyada bir numaralı ülkesi yapabileceğini ifade ederek "Bu buluş sağlık alanında sadece üniversitemizi değil ülkemizi dünyanın bir numaralı ülkesi yapabilir. Ekonomisi olsun, gelişmesi olsun. Yılda sadece mide kanserinden ölen hastaların sayısı 1.5 milyon'u buluyor. Bu çalışmaların daha hızlı ilerlemesi için Erzurum Atatürk Üniversitesi'nden Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne geldim. Bu üniversiteyi başımın üzerinde taşımak istiyorum. İnşallah destek alıp bu çalışmalarımızı en kısa zamanda sonuçlandırırız" diye konuştu. Tüm dünyanın peşinde olduğu çalışmaya Türkiye'den gereken destek sağlanmıyor. Süleyman dünyanın bir çok üniversitesinden davetler aldığını ancak bu çalışmanın patentinin Türkiye'de kalmasını istediğine vurgu yaparak "Desteğe ihtiyacımız var. Rektörümüz olsun dekanımız olsun bizi son derece destekliyor. Bir şeyler üretilmesini istiyor. Fakat maalesef ülkemizde üretim politikası yok. Devletten üretim noktasında bir talimat gelmiyor. Ben o talimatı istiyorum. Maalesef tıp alanında ülkemizde üretim politikası sıfır" diye konuştu.

http://zaman-online.de/kanserin-yuzde-yuz-ilacini-bulduk-69761
#312


Mısır'ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Mursi hakkında "göstericileri öldürmeye teşvik etmek" iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması, 4 Kasım'da yapılacak.

KAHİRE

Yargı kaynaklarından alınan bilgiye göre, Mursi, Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) liderleri ve cumhurbaşkanlığında görev alan kişiler hakkında "Geçen yıl 5 Aralık'ta cumhurbaşkanlığı önünde anayasal düzenlemeleri protesto eden eylemcileri öldürmeye teşvik etmek" suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşmasının tarihi, Kahire İstinaf Mahkemesi tarafından 4 Kasım olarak belirlendi.

Davanın görüleceği mahkemenin yerinin henüz belirlenmediği kaydedildi.

Mursi'nin yanında o dönemde görev yapan İhvan'ın siyasi kanadı Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Başkan Yardımcısı İsam el-Uryan, eski Cumhurbaşkanlığı Divan Başkanı Esad Şeyhe, eski Cumhurbaşkanlığı Sekreteri Ahmed Abdulati, Mursi'nin yardımcısı Eymen Abdurrauf ve aralarında İhvan liderlerinden Muhammed el-Biltaci ile Vecdi Ganim'in de bulunduğu 10 kişinin yargılanacağı ifade edildi.

Mısır Başsavcılığı, 5 Aralık'ta Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde meydana gelen şiddet olaylarının araştırıldığı soruşturma kapsamında, Mursi'nin tutuklanmasına karar vermişti. Başsavcılık'tan Mursi'ye "Göstericileri öldürmek, öldürmeye teşvik etmek, alıkoymak ve işkence etmek" suçlamaları yöneltiliyor.

Kararı AA muhabirine değerlendiren Mursi'nin oğlu Usame Mursi, "Cumhurbaşkanı, bu yargılamayı ve diğer yargılamaları ne kabul ediyor ne de tanıyor. Ayrıca davayla ilgili yürütülen soruşturmaları da tanımıyor. Biz de ailesi olarak, meşru sistemi ihlal eden mahkemeyi, anayasa ve kanunların hilafı üzerine inşa edilen soruşturmaları kabul etmeyeceğiz" dedi.

Cumhurbaşkanın ailesi olarak bu yargılanmanın geçersiz olduğu konusunda hemfikir olduklarını vurgulayan Usame, "Bu yargılamalar anayasa ve kanunlara göre kusurludur" diye konuştu.

Avukatları savunma yapmayı düşünmüyor

Mursi'nin hukuk ekibinin sözcüsü avukat Mustafa Azeb, şu an için Mursi'nin savunmasını yapmak üzere mahkemeye gidilmemesi yönündeki görüşlerin ağır bastığını söyledi.

Mursi'ye yöneltilen suçlamaları tanımadıklarını kaydeden Azeb, Mursi'nin hala ülkenin yasal cumhurbaşkanı olduğunu dolayısıyla görevden alınması veya istifasının şu ana kadar söz konusu olmadığını ifade etti.

Azeb, Mursi dışında diğer sanıkların meşru Cumhurbaşkanı ile aynı konumda olmadıkları için duruşmalarda hazır bulunacaklarını kaydederek, "Ülkenin yasal Cumhurbaşkanının yargılanmasında, yasalar ve anayasaya aykırı hareket edenler hakkında uluslararası hukuk yollarına başvurulacak. Başsavcı darbe yönetimine boyun eğerek suç işliyor" şeklinde konuştu.

Geçen yıl kasım ayında Mursi'nin atadığı Başsavcı Abdulmecid Mahmud'un görevine son verilmesini içeren düzenlemeler, Kahire'deki cumhurbaşkanlığı önünde protesto edilmişti. 5 Aralık'taki gösterilerde çıkan olayda 10 kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi yaralanmıştı.

http://www.aa.com.tr/tr/haberler/238247--mursi-4-kasimda-hakim-karsisina-cikacak



Mursi destekçilerine ömür boyu hapis cezası!

Mısır'ın devrik cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin 11 destekçisi, "orduya saldırmaktan" suçlu bulunup ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sanıklar, Süveyş şehrinde geçen ay patlak veren protestolar sırasında askerleri yaralamak, zırhlı araçları yakmak ve kiliseleri ateşe vermekle suçlanıyordu.

45 sanık beş yıl hapis cezasına çarptırılırken 5 sanık beraat etti.

Protestolar, güvenlik güçlerinin başkent Kahire'deki Mursi destekçilerine müdahale etmesinin ardından patlak vermişti.

14 Ağustos gününde ordunun Rabiatul Adeviyye Camii ve Nahda Meydanı'na müdahale etmesiyle çoğunluğunu Mursi'nin Müslüman Kardeşler örgütünün üyelerinin oluşturduğu yüzlerce kişi hayatını kaybetmişti.

Kahire'nin 140 kilometre doğusunda bulunan Süveyş'te 14 ve 16 Ağustos'ta gerçekleşen olaylarda 30 kişi ölmüştü.

Salı günü cezaya çarptırılanların resmi olarak Müslüman Kardeşler örgütünün üyesi olup olmadığı bilinmiyor.

Ama kişilerin örgütün üyesi olması durumunda, bu, Mursi'nin devrilmesinden bu yana Müslüman Kardeşler'i etkileyen ilk mahkeme kararı olacak.

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/09/130903_mursi_destek_ceza.shtml





Müslüman Kardeşler Derneği resmen kapatıldı

Mısır Sosyal Dayanışma Bakanlığı, Müslüman Kardeşler Derneği'nin kapatılma kararını resmen açıkladı.

KAHİRE

Mısır Sosyal Dayanışma Bakanlığı, Mısır Sosyal Dayanışma Bakanlığı, Müslüman Kardeşler (İhvan) Derneği'nin kapatılma kararını resmen açıkladı.

Mısır Bakanlar Kurulu'nun Müslüman Kardeşler Derneği'ni, ülkedeki Sivil Toplum Kuruluşu (STK) listesinden çıkarması üzerine Bakanlık'tan yapılan yazılı açıklamada, "Mısır Sosyal Dayanışma Bakanı Ahmed el-Beri, resmi olarak Müslüman Kardeşler Derneği'nin kapatıması kararı yayınladı. Bu karar derneğin geçmiş dönemde yaptığı ihlaller nedeniyle çıkarıldı" ifadelerine yer verildi.

Bu açıklamayla derneğin kapatılması hakkındaki kararın resmen yürürlüğe girmiş olduğu kaydedildi.

Kahire Nöbetçi Mahkemesi, geçen ay "İhvan'ın ve ilgili tüm oluşumların faaliyetlerinin yasaklanması, Müslüman Kardeşler Derneği'nin kapatılması ve derneğe ait taşınır ve taşınmaz mal varlığına el konulması" kararı vermişti. Mahkeme ayrıca, İhvan'ın el konulan mal varlığını inceleyecek bir komite oluşturulması yönünde karar almıştı.

Mahkeme kararının ardından Mısır geçici hükümeti,Müslüman Kardeşler Derneği'nin kapatılmasıyla ilgili hükmün uygulanmasını, yargı süreci tamamlanana kadar ertelediğini açıklamıştı. Bakanlar Kurulu ayrıca İhvan'ın el konulan mallarını denetlemek üzere milletvekilleri ve ilgili bakanlıklardan oluşan bir komite kurulmasını kararlaştırmıştı.

Bakanlar Kurulu dün de Müslüman Kardeşler Derneği'ni, ülkedeki Sivil Toplum Kuruluşu (STK) listesinden çıkardığını bildirmişti.

http://www.aa.com.tr/tr/haberler/238186--musluman-kardesler-dernegi-resmen-kapatildi



Müslüman Kardeşler'e bir darbe daha

Mısır hükümeti Müslüman Kardeşler grubunun mal varlığına el koymak için harekete geçti.

Grubun faaliyetleri kısa bir süre önce yetkililer tarafından yasaklanmıştı.

Grubun kapsamlı sosyal hizmetleri de ya devralınacak ya da yasaklanacak.

Buna hastaneler, okullar ve hayır kurumları da dahil.

Yasak kararı mahkeme tarafından geçtiğimiz günlerde alınmıştı ama temyiz girişimleri ardından şimdi teyit edildi.

Yasağın yönetiminden sorumlu bakanlık olan Sosyal Dayanışma Bakanlığı sözcüsü Hani Mahanna, kabine tarafından Müslüman Kardeşler'in fon kaynaklarını araştırmak ve mal varlığını ele geçirmek için bir komite oluşturulduğunu söyledi.

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/10/131004_misir_musluman.shtml







Mısır'da üniversite öğrencileri, 6 Ekim gösterilerinde darbe karşıtlarına yönelik saldırıları protesto etti.

KAHİRE

Mısır'da üniversite öğrencileri, 6 Ekim gösterilerinde darbe karşıtlarına yönelik saldırıları protesto etti.

Kahire Üniversitesi rektörlük binası önünde toplanan öğrenciler, 6 Ekim gösterilerinde darbe karşıtlarına yönelik şiddeti kınadı ve gözaltına alınan öğrencilerin serbest bırakılmasını istedi.

"Öğrencilere özgürlük" ve "Öğrenciler baltacı değildir" yazılı dövizler taşıyan grup, protesto için bugün derslere girmediklerini ifade etti. Arkadaşlarının serbest bırakılmasını isteyen bir diğer öğrenci grubu da mühendislik fakültesinin önünden Nahda Caddesi'ne kadar "insan zinciri" oluşturdu.

Kahire Üniversitesi öğrencilerinden başka bir grup ise orduya destek gösterisi yaptı.

"Ben İhvan üyesi değilim, sen de insan değilsin"

Kahire'nin güneyindeki Hilvan Üniversitesi öğrencileri de müdahaleyi protesto etti. "Ben İhvan üyesi değilim, sen de insan değilsin", "Bana baltacı dediler, ben devrimci öğrenciyim" ve "Askeri yönetim düşmeli" şeklinde sloganlar atan öğrenciler, gösterilerde arkadaşlarının hayatını kaybettiğine dikkati çekmek için kefen taşıdı. Burada da eylem yapan öğrencilere darbe yanlısı bir grup tepki gösterdi. Üniversitenin güvenlik görevlileri, duruma müdahale ederek tartışmaların arbedeye dönüşmesini engelledi.

İskenderiye Üniversitesi'ndeki "Darbe Karşıtı Öğrenciler Hareketi" de askeri darbeye tepki göstermek ve gözaltına alınan arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep etmek için yürüyüş yaptı.

Öğrencilerin, "Askeri yönetim düşmeli", "Zindan duvarına, öğrencilere yönelik gözaltıların utanç verici olduğunu yaz", "Kaybedenlerin hükümeti, kardeşlerimizi geri ver" sloganları attı.

Suveyş Kanalı Üniversitesi öğrencileri de 6 Ekim gösterilerinde 2 arkadaşlarının öldürülmesini kınayarak, bölgede "insan zinciri" oluşturdu.

Eş-Şarkıyye ilindeki Zegarig Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki bir grup öğretim görevlisi, fakültedeki bazı doktorların ve öğretim görevlilerinin gözaltına alınmasını protesto etti.

Mısır'da 6 Ekim Zaferi'nin yıl dönümü dolayısıyla darbe karşıtı düzenlenen gösterilerde, güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu 53 kişinin hayatını kaybettiği, 271 kişinin yaralandığı açıklamıştı.

http://www.aa.com.tr/tr/dunya/237937--misirda-ogrencilerden-darbe-karsiti-gosteriler



Darbeci general Sisi'den itiraf gibi çarpıcı gaf: "Allah'ın razı olmadığının yanında olacağız, destekleyeceğiz"

Abdulfettah El Sisi, ülkedeki durumla ilgili 18.09.2013 tarihinde düzenlediği basın toplantısında, "Bu Rabbimizin razı olduğu bir durum değildir. Rabbimizin razı olmadığı şeyin yanında olacağız. Onu destekleyeceğiz." ifadelerini kullanmıştı.

Sisi'nin yaptığı gaf sosyal paylaşım sitelerinde geniş yer bulmuştu. İşte o çarpıcı video:

http://www.youtube.com/watch?v=7bjsGrwLXwY#
#313
Resmi Gazete'de yayımlanan düzenleme ile "kamuda başörtüsü serbestliği" dünden itibaren başladı. Emniyet, yargı ve silahlı kuvvetler dışında kamuda çalışan bayanlar görev yerlerinde başörtüsü takabilecekler.

Konuyu birkaç açıdan ele alabiliriz. Öncelikle bu serbestlik, başörtülülerde tam bir bayram sevinci hâsıl etti. Onlar için çifte bayram oldu. Dün sabah yakınlarımla konuştum. "İnanılacak gibi değil, sanki bir rüyadayız" diyorlar. Heyecanları ses tonlarına yansıyor. İlk defa başlarını örtüyor gibi duygulanmışlar. Öğretmenler için bambaşka hisler söz konusu. Okulun kapısında açtıkları başörtülerini artık çıkarmayacaklar. Öğrencilerinin karşısına ilk defa başörtülü çıkacaklar. Bu insanlar yıllardır, kendileri olamamanın ıstırabını yaşadılar, yürek yorgunluğunu her gün taşıdılar. Şimdi en tabii insan hakkına kavuşmanın sevincini yaşıyorlar. Ve bu kararı alanlar için kalbi şükran duyguları ile dolular. Darısı diğer mazlumlara... Dileriz bu adım, özgürlük talebi olan bütün insanlarımızın aynı sevinci yaşayacağı mutlu, huzurlu Türkiye özleminin giderilmesinde bir kilometre taşı olur. Vesayet zihniyeti, siyaset-üniversite-yargı-medya desteğiyle, başörtüsünü toplumsal bir mesele haline getirdi. Darbeciler eliyle, konuyu laiklik elden gidiyor zeminine kaydırdılar ve problem yaptılar. Belli bir kesimi de ikna ettiler. O kesim, başörtüsünün bir siyasi simge olduğuna inandırıldı. Şunu bile düşünmediler; başlarını örtenler sadece AK Parti'ye oy vermiyorlardı. CHP'ye, MHP'ye, BDP'ye, her partiye oy verenler içinde başörtülü vardı. Kaldı ki, günümüzde kim kızına, eşine zorla başını örttürebilir? Üstelik üniversite çağındaki kızlara baskıyla kim kıyafet dayatabilir?

CHP'nin anlayışı ve makuliyeti ile koskoca bir ülkeyi yıllarca meşgul eden üniversitelerde başörtüsü problemi, diğer partilerin de desteğiyle çözüldü. Ancak sıkıntı şuydu: Başları örtülü insanlar mezun olup iş bulunca, bu defa başlarını açmak zorunda bırakıldılar. Bunun nasıl bir zulüm olduğunu ancak yaşayanlar bilir.

Başörtüsü konusu bir inanç konusudur ama bir ölçü değildir. İnanç bir tercihtir, başörtüsü de bu tercih içinde bir tercihtir. Takva yaşamak isteyenler için bir basamak olabilir ama tek başına yeterli değildir. Başı örtülüler içinde yalan söyleyenler, dedikodu yapanlar, gıybet ve iftira edenler olduğu gibi, bu günahlardan sakınan nice başı açık insan var. Temelde, dinin özünü arkaya atıp, şekli öne çıkarmak doğru değildir. Müminler için en önemli olan imandır, hayırlarda yarışmak, kötülüklere mani olmak, kul hakkı yememektir. Din, bizi insanlığımıza yükseltmek için vardır. Büyüklerimiz, "çok şükredelim Allah bizi insan yaratmış, imanı nasip etmiş, Hz. Muhammed (sas) efendimize ümmet eylemiştir." diyor. "Kelime-i şehadeti terazinin bir kefesine koysanız, öbür kefeye ne koyarsanız koyunuz, onu dengeleyemez." diyor...

Kamuda başörtüsü serbestliği yeni bir dönemin de başlangıcıdır. Mütedeyyin insanlar için AK Parti, okullardaki seçmeli Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz'in hayatı (siyer) dersleri ve başörtüsü serbestliği ile gönülleri fethetmiştir.

Yeni dönem için şunu da söyleyebiliriz. Kamuda başörtüsü takmak bir imtiyaz değildir. Farklı bir konuma sahip olmak değildir. Mesele bir insan hakkının, özgürlüğün kazanılmasıdır. Bir bakıma yeni dönem, hepimiz için bir sınav özelliği de taşıyor. Gerilimlerin, çatışmaların değil, hoşgörünün, karşılıklı saygının kazanması gereken bir sınavdır bu...

http://zaman.com.tr/huseyin-gulerce/kamuda-basortulu-ilk-gun-_2149330.html
#314
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 2012 yılında icra hukuk ve icra ceza davaları dahil 425 bin 219 dava açıldığını açıkladı.

Adalet Bakanı Ergin, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu'nun yazılı soru önergesini cevapladı. Bakan Ergin, icra hukuk ve icra ceza davaları dahil; 2003 yılında 751 bin 728, 2004 yılında 799 bin 141 , 2005 yılında 593 bin 801, 2006 yılında 808 bin 655, 2007 yılında 1 milyon 58 bin 691, 2008 yılında 691 bin 560, 2009 yılında 545 bin 992, 2010 yılında 562 bin 933, 2011 yılında 469 bin 582 ve henüz kesinleşmeyen verilere göre 2012 yılında 425 bin 219 dava açıldığını açıkladı.

İcra ve İflas Kanunu'nda yaptırım türü olarak hapis cezası, adlî para cezası, tazyik hapsi ve disiplin hapsi öngörülen suç ve fiillerin düzenleme konusu yapıldığını belirten Ergin; kanunda yaptırımı hapis cezası olarak düzenlenen suçlar bağlamında icra mahkemelerince 2009 yılında 12 bin 672; 2010 yılında 3 bin 58; 2011 yılında bin 453; 2012 yılında ise bin 171 hapis cezası verildiğini kaydetti.

Cevapta, ülke genelinde faaliyette olan icra dairesi sayısı hakkında da bilgi verildi. Buna göre faaliyette olan icra dairesi sayısı 2003 yılında bin 90; 2004 yılında bin 92, 2005 yılında bin 92; 2006 yılında bin 117; 2007 yılında bin 131; 2008 yılında bin 149; 2009 yılında bin 172; 2010 yılında bin 207; 2011 yılında bin 87 ve 2012 yılında 986 olarak gerçekleşti.

http://www.bugun.com.tr/son-dakika/bakan-ergin-2012-yilinda-425-bin--haberi/817811






6 yılda 9 bine yakın kişi yolsuzluktan yargılanmış

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 2002-2008 yılları arasında yolsuzluk nedeniyle 8 bin 708 kişiye dava açıldığını açıkladı. Ergin Eylül ayında ise 2009-2012 arasında 26 bin 388 kişiye silahlı örgüt üyeliği davası açıldığını bildirmişti.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin yazılı soru önergesini yanıtlayan Ergin, adalet istatistiklerinin hazırlanmasında, 2008 yılı öncesi dosya sayısı esas alınırken, UYAP veri tabanına uyum sağlaması amacıyla 2009 yılından itibaren suç sayısının esas alındığını belirtti. Ergin, söz konusu uygulama sonucunda, yeni istatistik hazırlama sisteminde, bir kişinin bir dosyada 10 ayrı suçunun olması ya da bir dosyada 10 ayrı sanığın olması halinde, 10 ayrı suç olarak değerlendirme yapıldığını ifade etti.

Ergin, dosya sayıları esas alınarak derlenen bilgilere göre, ihale yolsuzluk ve usulsüzlükleri nedeniyle 2002 yılında 522, 2003 yılında 719, 2004 yılında 655, 2005 yılında 979, 2006 yılında 1517, 2007 yılında 1574, 2008 yılında 2 bin 742 olmak üzere 8 bin 708 sanık hakkında kamu davası açıldığını belirtti.

Sadullah Ergin, 2002 yılında 72, 2003 yılında 42, 2004 yılında 130, 2005 yılında 274, 2006 yılında 217, 2007 yılında 242, 2008 yılında 418 mahkumiyet kararı verildiğini kaydetti.

Ergin, açılan davalardaki suç sayıları esas alınarak derlenen bilgiye göre, 2009 yılında 6 bin 570, 2010 yılında 8 bin 898, 2011 yılında 6 bin 762, 2012 yılında 6 bin 990 sanık hakkında kamu davası açıldığını; 2009 yılında 1115, 2010 yılında 830, 2011 yılında 1131, 2012 yılında 1947 mahkumiyet kararı verildiğini belirtti.

26 bin kişiye "silahlı örgüt üyeliği" davası açılmıştı

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 24 Eylül'de de BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan'ın yazılı soru önergesine verdiği yanıtta, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın, silahlı örgüt kuran ve yönetenler ile bu örgüte üye olanlara verilen cezaları belirleyen 314. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları gereğince açılan soruşturma, kovuşturma, şüpheli ve sanık sayıları ile verilen karar türlerine ilişkin bilgi vermişti. Buna göre, 2009-2012 yıllarında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "Silahlı örgüt" başlıklı 314. maddesine göre 26 bin 388 kişi hakkında kamu davası açıldı, 12 bin 191 sanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.

http://www.cnnturk.com/2013/turkiye/10/05/6.yilda.8.bin.yolsuzluk.davasi/725973.0/
#315


Münevver Karabulut ailesinin Garipoğlu ailesi aleyhine açtığı tazminat davası sonuçlandı. Mahkeme Cem'in ailesini Münevver'in ailesine 37 bin 500 TL maddi, 1 milyon 250 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkum etti. Karabulut ailesi kızlarının ölümüne karşılık açtıkları tazminat davasında 2 milyon TL tazminat talep etmişlerdi.

Münvver Karabulut'un ailesinin, Cem'in annesi Tülay Makbule Garipoğlu'na ve babası Mehmet Nida Garipoğlu'na kızlarının ölümünden dolayı Küçükçekmece 5. Aile Mahkemesi'ne açtığı tazminat davası 8. celsede karara bağlandı.Karar duruşmasında davalık olan Karabulut ailesi ve Garipoğlu ailesinden kimse hazır bulunmazken tarafların avukatları katıldı. Dosya, istenen tazminat miktarının değerlendirilmesi için bilirkişiye gönderilmişti. Bilirkişi raporunun dosyaya ulaşmasının ardından mahkeme dosyanın karar aşamasına geldiğini belirterek taraflardan son savunmalarını istedi.

Karabulut ailesinin avukatı Rezan Epözdemir, ceza davası kararına imza atan Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin sanıkları üst sınırdan cezalandırdığını vurguladı. Epözdemir, son savunmasında, Cem Garipoğlu'nun 197 gün ailesi tarafından teslim edilmeyip yakalanma süresinin uzamasının müvekkillerinin acı ve ızdıraplarını dahada arttırdığını belirterek, "Müvekkilim Süreyya Karabulut olay yüzünden işinden ayrılmak zorunda kalmış ve bir gözünde de aşırı bozukluğu oluşmuştur. MS hastası olan eşi Nagehan Karabulut'un da rahatsızlığı ilerlemiştir. Diğer müvekkil İbrahim Enver Karabulut ise olay sonucu yaşadığı travma nedeniyle yurtdışına gitmek zorunda kalmıştır." dedi.

Mahkemenin davalıların sosyo ekonomik durum araştırmasında maddi durumlarının tam olarak tespit edilemediğini ileri süren Epözdemir, "Ancak dosyaya sunduğumuz gazete küpürleri , dahili davalının bankadaki mal varlığına ilişkin verilen ihtiyati haciz niteliğindeki ihtiyati tedbir kararı sonucu tespit edilen değerlerle ve davalı Mehmet Nida Garipoğlu'nun şirket hisseleri ve taşınmaz kaydıyla sosyal ekonomik durumları ortaya konmuştur. Hiç mal varlığı olmadığı iddia edilen davalının 2 milyon değerinde ziynet eşyası tespit edilmiştir." şeklinde konuştu.

Davcılar avukatının ardından davalılar avukatı da son savunmasında, hükmedilecek tazminat miktarının bir tarafı zenginleştirmemesi diğer tarafı da fakirleştirmemesi gerektiğine dikkat çekti. Davacı tarafının mal varlığına ilişkin yaptıkları tespiti kabul etmediklerini söyleyen avukat Orhan Şahin, "Şirketler faal olmayıp TMSF'ye aktarılmıştır. Biz davanın uzamaması açısından bilirkişi incelemesi daha istemedik. Müvekkil Mehmet Nida Garipoğlu'nun kardeşi Hayyam Garipoğlu'nun zengin bir insan olduğu bilinmektedir. Ancak Sümerbank'ın batmasından sonra bütün mal varlığına ve şirketlerine el konulmuştur, mal kaçırma iddiası doğru değildir. Ayrıca davalı Tülay Makbule Garipoğlu'nun düğünde ve ailesinin taktığı ziynetler tartışma konusu yapılmıştır. Bu dava her iki tarafı da üzmüştür, yıpratmıştır bu nedenle bir an önce biz de davanın bitmesini istiyoruz." şeklinde savundu.

Savunmaların ardından mahkeme maddi tazminat açısından davacı İbrahim Enver Karabulut açısından reddeden mahkeme, anne ve babanın ise talebini kısmen kabul etti. İlk etapta maddi tazminat taleplerini değerlendiren mahkeme, toplam 37 bin 500 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 03.03.2009 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılar Mehmet Nida Garipoğlu ve Tülay Makbule Garipoğlu'ndan alınarak davacılara verilmesine karar verdi.

Mahkeme manevi tazminat talebinin değerlendirmesi aşamasında ise bu kez Münevver'in erkek kardeşi davacı İbrahim Enver Karabulut'un manevi tazminat talebini kabul etti. İlk etapta davalılar Mehmet Nida Garipoğlu ve Tülay Makbule Garipoğlu'ndan ayrı ayır 500 bin TL'nin olay tarihi itibariyle yasal faiziyle davacılar Süreyya Karabulut ve Nagehan Karabulut'a verilmesine karara bağlanırken, davalıların aynı şekilde 250 bin TL manevi tazminatı davacı İbrahim Enver Karabulut'a verilmesine hükmedildi.

Temyiz yolu açık olan karar kesinleşirse, Garipoğlu ailesi olay tarihi itibariyle işletilecek yasal faiz ile birlikte 37 bin 500 TL'si maddi, 1 milyon 250 TL'si de manevi toplam 1 milyon 287 bin 500 TL ödeyecek.

OLAY

Münevver Karabulut'un cesedi, İstanbul Etiler'de 3 Mart 2009 günü, bir çöp konteynırında parçalanmış halde bulunmuş, zanlının ise, Cem Garipoğlu olduğu ortaya çıkmıştı. Garipoğlu, firar etmiş, 197 gün sonra, teslim oluncaya kadar da ülke gündeminden düşmemişti. Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi ise, davada katil zanlısı Cem Garipoğlu'nu 24 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.

http://zaman.com.tr/gundem_munevver-karabulut-icin-rekor-tazminat_2148950.html
#316

FOTOĞRAF: Köleliği 1934'te kaldıran İngiltere, kölelere değil sahiplerine bugünkü parayla yaklaşık 240 milyar Euro ödemişti. Kölelere ise 'hürriyetinizi kazandınız, gidin kendinizi geliştirin.' denmişti.

SELÇUK GÜLTAŞLI - BRÜKSEL

14 Karayip ülkesi, 400 yıl süren esir ticareti yüzünden ortaya çıkan felaket sebebiyle İngiltere, Fransa ve Hollanda'ya karşı hukuki süreç başlattı.  Davayı, İngiliz hukuk şirketi Leigh Day takip edecek. Şirket, daha önce İngiltere'ye karşı açtığı insanlık suçu davasını kazanmıştı. Üç ülkenin, birkaç yüz milyar Euro'luk tazminat ödemek zorunda kalabileceği belirtiliyor.

İnsan hakları konusundaki hassasiyeti ile bilinen Avrupa Birliği (AB) üyesi üç ülke, sömürgecilik döneminde işledikleri insanlık suçlarının bedelini ödemekle karşı karşıya. Geçmişte AB üyelerinin sömürgesi olmuş ülkeler İngiltere, Fransa ve Hollanda'dan tazminat talep ediyor.

14 Karayip ülkesi, 400 yıl süren esir ticareti sebebiyle söz konusu ülkelere karşı  harekete geçti.  Karayip ülkeleri arasında ekonomik entegrasyonu hedefleyen CARICOM, geçen hafta BM Genel Kurulu'nda  süreci başlattı. İngiliz hukuk şirketi Leigh Day'la anlaşan CARICOM, Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'na müracaat yapılması için hazırlıklarını sürdürüyor. Leigh Day hukuk bürosu, 1952-1960 arasında Kenya'daki Mau Mau isyanının bastırılması sırasında İngiltere'nin işlediği insanlık suçlarına açtığı davayı kazanmıştı. Tazminatla ilgili henüz bir rakam telaffuz edilmiyor ancak miktarın birkaç yüz milyar Euro'yu bulabileceği kaydediliyor.

14 ülke arasında yer alan Jamaika ve Antigua-Barbuda tazminat için daha önce de bir girişim başlatmışlardı. Ancak bu yılbaşında bir araya gelen 14 ülke ortak bir kararla İngiltere, Fransa ve Hollanda'dan 400 yıl süren köle ticaretine ilişkin tazminat talep etmeye karar verdi. Tazminat miktarı ile ilgili henüz bir rakam telaffuz edilmiyor ancak rakamın birkaç yüz milyar Euro'yu bulabileceği kaydediliyor.

Batılı ülkeler köle ticaretini yasakladığında ilginç bir karara imza atarak köle olarak çalıştırılanlara değil, kölelerinden 'feragat' eden toprak sahiplerine tazminat ödemişti. Köleliği 1834'te yasaklayan İngiltere'nin yerleşimci vatandaşlarına bugünkü rakamlarla 240 milyar Euro ödediği tahmin ediliyor. İngiltere'nin eski Başbakanı Tony Blair 2007'de ülkesinin köle taşımacılığını yasaklamasının 200. yıldönümünde, köle ticaretinin sebep olduğu 'dayanılmaz acılardan' dolayı üzüntüsünü ifade etmiş ancak herhangi bir tazminattan bahsetmemişti.

Batı basınına konuşan Jamaika Milli Tazminat Komisyonu Başkanı Verene Shepherd, köleliği kaldıran İngiltere'nin kendi yerleşimcilerine milyarlarca Euro öderken, "dedelerimize hürriyetinizi kazandınız, gidin kendinizi geliştirin" demekle yetindiğini vurguluyor.

Fransa eski Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy de 'sömürgeciliğin yaralarını' gündeme getirmiş ancak Haiti'ye tazminat ödenmesi sorulduğunda Paris'in 56 milyon Euro'luk borcu sildiğini ve 2010'daki depremden sonra 40 milyon Euro'luk yardım paketi hazırladığını söylemekle yetinmişti.

14 Karayip ülkesi Almanya'nın Yahudilere, Yeni Zelanda'nın Maori ve Japon azınlığa tazminat ödediğine işaret ediyor. Afrikalı ve ABD'li siyahî akademisyenler köle ticaretini Swahili dilinde 'büyük felaket' manasına gelen 'Maafa' ismiyle anıyor. Köle ticaretine 'Afrika soykırımı' diyen akademisyenler de var. 400 yıla yakın süren köle ticaretinde yaklaşık 12 milyon Afrikalının Atlantik Okyanusu'nu aştığı tahmin ediliyor.

http://zaman.com.tr/dunya_kole-ticaretinden-avrupaya-agir-tazminat-gelebilir_2146129.html
#317


Adalet Bakanı Ergin, demokratikleşme paketinin hayata geçirilmesine ilişkin "Hemen pratik olanlar şu anda hazırlanıyor ama yasa gerektirenlerin taslak metinleri elimizde hazır" dedi.

ANKARA 

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Stratejik Stratejik Düşünce Enstitüsü tarafından düzenlenen 'Demokratikleşme Paketi ve Türkiye'de Demokrasinin Konsolidasyonu Paneli'ne gelişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, demokratikleşme paketine ilişkin eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Bakan Ergin, son açıklanan paketin, Türkiye'deki düzenlemeler içerisinde en anlamlılarından bir tanesi olduğunu belirtti.

Ergin, şöyle konuştu:

"Bunun içerisinde çok önemli başlıklar var. Uzun yıllar Türkiye'de gerçekten bir tabu halinde olan belli konuları aşma noktasında da önemli düzenlemeler içeriyor. Önümüzdeki günlerde inşallah bunların hem yasa teklifi olarak, tasarısı olarak hem de idari düzenleme olarak adımlarının geldiğini beraberce göreceğiz. Tabii muhalefetin klasik yaklaşımı burada da kendini gösteriyor. Çok fazla özeline girmeyeceğim konunun. Ama Türkiye'de bugüne kadar yapılan hiçbir icratta 'Evet şunlar güzel oldu. Ama şunlar da eksik. Böyle olsaydı daha iyi olurdu' diye bir tek yaklaşımını görmedik bu muhalefetin. Onun için milletimiz bütün bu tavırları partilerin almış oldukları pozisyonları, değerlendiriyor. Biz 76 milyonluk bu büyük ülke için ihtiyaç duyduğumuz adımları atmaya devam edeceğiz. Türkiye, bulunduğu coğrafyada 76 milyon ülke insanını kardeşçe, barış içerisinde yaşatmanın iklimini oluşturuyor, bunu kurmaya çalışıyor."

Bu ülkede herkesin kendini birinci sınıf vatandaş olarak algılaması gerektiğini dile getiren Bakan Ergin, "Bizim attığımız adımların her biri daha önce değişik metinlerimizde Türkiye ve bu topluma tahahhüt ettiğimiz adımlardır. Bunların hiçbir tanesi falancanın filancanın talebi olarak önümüze gelmiş değildir. Biz gerek parti programımızda, gerek hükümet programımızda, gerek son yapmış olduğumuz bundan tam bir yıl önceki kongremizde Türkiye'ye tahahhütlerde bulunduk. Bu tahahhütlerimizi yerine getiriyoruz" diye konuştu.

Taslak metinler hazır

Demokratikleşme paketi kapsamındaki düzenlemelerin ne zaman yapılacağına ilişkin soruya Ergin, şu yanıtı verdi:

"Hiç zaman kaybetmeden bunların adımları gelecek. Hemen pratik olanlar şu anda hazırlanıyor. Ama yasa gerektirenlerin taslak metinleri elimizde hazır. Bunların son redaksiyonlarını yapıyoruz. Bu süreç içerisinde yapılan eleştiriler, ortaya atılan fikirler bizim ilgi alanımızda. Bunları da takip ediyoruz. Dolayısıyla bu süreç içerisinde makul önerileri de bu paket içerisinde ya da yaptığımız, yapacağımız değişik düzenlemelerde değerlendirme imkanımız olabilir. Mesela seçim sistemi ve barajla ilgili hususu biz seçenekli olarak paylaştık kamuoyuyla. Bakarsınız kamuoyundan ya da değişik STK'lardan, siyaset kurumlarından farklı öneriler gelebilir. Bunlar da elbette ki değerlendirilir."

"Yaşam tarzına müdahale edilemez" düzenlemesi

Nefret suçları ve din hürriyeti gibi konularda ne tür düzenlemelerin yapılacağının sorulması üzerine Ergin, şunları söyledi:

"Bunların tanımı belli. Gerek AGİT, gerek Avrupa Konseyi'nin, gerek evrensel hukuk kurallarının öngördüğü hususlar var. İnsanların dini, dili, rengi, cinsiyeti, aidiyeti, bunlardan dolayı farklı bir uygulamaya maruz kalması, bunlardan dolayı aşağılanması, bunlardan dolayı bir suça muhatap olması halinde, aynı eylemin normal hadiselerdeki cezasından biraz daha farklı. Ağırlaştırılmış cezalar öngören ve genelde literatürde 'nefret suçu' olarak adlandırılan uygulamayı Türk Ceza Yasası'na da monte etmeyi arzu ettik. Bununla ilgili esas itibariyle Ceza Yasası'nda buna benzer düzenlemeler olmakla beraber, farkındalığı biraz daha artıracak ve bu konuda toplumun dikkatini yoğunlaştıracak çalışmalar var. Bir de herkesin yaşam tarzının müdahale edilemez olduğuna dair bir takım düzenlememiz olacak. Bunlar da devletin kamu gücünün güvencesi altında olacak."

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Stratejik Düşünce Enstitüsü'nde düzenlenen Demokratikleşme Paketi ve Türkiye'de Demokrasinin Konsolidasyonu Paneli'nin açılışında yaptığı konuşmada da AK Parti'nin 11 yıllık iktidarı boyunca, ülkeye yaptığı en büyük hizmetin demokrasinin konsolide edilmesi olduğunu söyledi. Ergin,  "Bu büyük icraat, bu ülkede demokrasinin kesintiye uğramadan sürdürülebilir kılınması sonucu AK Parti'nin hizmet döneminin en önemli eseri olarak inşallah Türkiye'ye armağan olacaktır" dedi.

http://www.aa.com.tr/tr/politika/235303--yasa-gerektiren-taslak-metinler-hazir
#318


Demokratikleşme Paketi ile kamuda çalışan erkekler favorilerini, bıyıklarını ve saçlarını istedikleri gibi uzatabilecek.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan Demokratikleşme Paketi'nin içinden erkekler için de büyük sürpriz çıktı. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personelin kılık kıyafetine dair yönetmeliğin 5 maddesinde erkek ve kadın personelin kılık kıyafetinin nasıl olacağı yer alıyor. Erkekler için yönetmelikte yer alan "kulak ortasından favori bırakılmaz", "bıyık uzunluğu üst dudak boyunu geçemez, üstten alınmaz, yanlar üst dudak hizasında olur, alt uçları dudak hizasından kesilir" yönündeki ibareler kaldırılacak.

Aynı yönetmelikte erkeklerin saçlarını kulağı kapatmayacak şekilde uzatılacağı yazıyor. Bu ibarede yeni düzenleme ile kaldırılacak ve erkeklerin kamuda uzun saç ile görev yapmasının önü açılacak. Kravat takma zorunluluğu ise korunacak.

(DHA)
http://zaman.com.tr/politika_paketten-erkek-memurlara-buyuk-surpriz_2145575.html
#319
Merhabalar. Öncelikle okula gecikmeden noter kanalıyla bir ihtarname gönderin. İhtarnamede öncelikle olayı anlatın ve ...... tarihinde okul yönetimine yapılan müracaata ve bunu müteakip farklı tarihlerde okuldaki yetkililerle yapılan onca görüşmelere rağmen nakil işlemine onayın borcun ödenmediği gerekçesiyle ısrarla ve inatla verilmediği, bu açık hukuka aykırılık neticesinde maddi ve manevi zarara maruz kalındığını, gerekli onayın derhal verilmesini, konuyla ilgili tüm yasal haklarınızın saklı tutulduğunu belirtin. Dava işini gelişmelere göre düşünürsünüz...
#320


Diyarbakır Adliyesi'nde adli emanetten geçen yıl 328 kilogram eroin, 55 kilogram esrar, 97 kilogram hintkeneviri ile 11 bin 715 captagon hapın çalınmasını soruşturan savcı, güvenlik skandalını ortaya çıkardı.

Soruşturmada, temizlik şirketi şefinin kardeşi olan Mücahit Okay adlı kişinin adliye binasında taşeron şirket adına kaçak olarak 4 ay çalıştırıldığı; nezarethaneler, güvenlik kamerası odası, özel yetkili hakim ve savcı katlarında adliye personeli gibi rahatlıkla gezdiği ve hırsızlığın bu kişi tarafından yapıldığı belirtildi.

Türkiye'nin en iyi korunan binalarından Diyarbakır Adliyesi'nin adli emanet deposundan, geçen yıl yapılan hırsızlığı soruşturan savcı, binada görevli temizlik işçisi, polis ve adli emanet memurlarının da bulunduğu çok sayıda kişinin ifadesine başvurdu. Soruşturmayı tamamlayan savcı, olayla ilgili hazırladığı iddianamede, adli emanette muhafaza altındaki uyuşturucunun eksik olduğunun görevlilerce fark edildiğini belirtti. Cumhuriyet Savcısı soruşturmasında Türkiye'nin en iyi korunan binalarından biri olan ve çok sayıda önemli davanın görüldüğü Diyarbakır Adliyesi'ndeki güvenlik açığını da ortaya çıkardı.

KAYITSIZ OLARAK ADLİYE'DE ÇALIŞTIRILDI

Yapılan soruşturmada, adli emanet deposundaki uyuşturucunun, temizlik şirketinin şefi Mehmet Okay'ın kardeşi olan ve personel olmadığı halde adliyede çalıştırılan Mücahit Okay tarafından çalındığı belirlendi. İddianamede, şüpheliler Mehmet Okay ve Mücahit Okay'ın kardeş oldukları, Burhan Okay'ın ise amca çocuğu olduğu belirtildi.

Savcı, Mehmet Okay'ın adliyede temizlik şefi olduğunu ve hakim, savcı ve diğer odaların temizliği için elemanları istediği gibi görevlendirdiğini vurgularken; Okay'ın olay öncesi Silvan İlçesi'nde yaşayan kardeşini şirkete haber vermeksizin adliyede temizlik görevlisi gibi bir süre çalıştırdığına belirtti. Mehmet Okay'ın kardeşi Mücahit Okay'ı adli emanet deposu ve kamera güvenlik odası dahil bir çok yere temizlikçiymiş gibi görevlendirdiği, bu şekilde şüphelinin kendisini adliyede temizlik görevlisi olarak tanıttığı vurgulandı.

12 DOSYAYA AİT UYUŞTURUCU ÇALINDI

Şüphelilerin Terörle Mücadele Kanunu 10'ncu Madde ile görevli mahkemelerin adli emanet deposundaki uyuşturucuyu çalmak için öncelikle güvenlik kameralarının kör noktalarını tespit ettikleri belirtildi. İddianamede Mehmet Okay'ın kamera açılarını ve kör noktayı tespit etmek için kamera güvenlik odasına girdiği, çöp bidonlarını izleme bahanesiyle kör noktaları tespit ettiği belirtildi.

İddianamede, şüphelilerin emanet eşya deposunun üst kısmından geçen havalandırma borularından sürtünerek depoya girdikleri, uyuşturucu maddelerin çalındığının ise yapılan sayımda tespit edildiği belirtildi. TMK 10'ncu Madde ile yetkili mahkemelerde görülen 12 dosyaya ait uyuşturucu maddenin çalındığı belirtilen iddianamede, olayın fark edilmesi üzerine şüphelilerin evlerine operasyon düzenlendiği, ancak uyuşturucunun bulunamadığı belirtildi.

TUTUKLANDILAR

Yapılan sayımda adli emanetten 328 kilogram eroin, 55 kilogram esrar, 97 kilogram hintkeneviri ile 11 bin 715 captagon hapın kaybolduğu belirlendi. Savcının talebi üzerine kaçak olarak çalışan Mücahit Okay ile kuzeni Burhan Okay tutuklanırken, temizlik şirketi şefi Mehmet Okay ise kaçtı. Hakkında yakalama kararı çıkarılan Mehmet Okay ile tutuklu sanıkların 'kamu kurum ve kuruluşlarındaki eşyaları çalmak, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma ve sağlama' suçlarından 20'şer yıl hapis cezasına çarptırılması istendi.

TELEFONUNUN BATARYA VE SİM KARTINI ÇIKARDI

Sanıklardan Mücahit Okay, Savcılık ve mahkeme aşamasında susma hakkını kullanarak ifade vermedi. İfadesi alınan ve daha sonra kayıplara kaçan Mehmet Okay ise, "Mücahit benim kardeşimdir. Kendisi bizim şirketin personeli değil. Burhan Okay ameliyat olunca Mücahit'i çalışması için adliyeye çağırdım. 10-15 gün burada temizlik işine baktı. Bazı temizlik işçileri gelmediği zaman da Mücahit'i çağırıyordum. Mücahit Adliye'de 4 katın temizliğine de bakmıştı" dedi.

Dosyada şüpheli olarak gözaltına alındıktan sonra hakkında takipsizlik kararı verilen temizlik işçisi H.O. ise ifadesinde şunları söyledi:

"Nezarethane katına temizliğe giderken Mücahit ile karşılaştık. Elinde poşetler vardı. Ne olduğunu sorunca ekmek kırıntılarını toplamaya geldiğini söyledi. Mücahitle polis noktasından geçerek idare mahkemesi binasından çıktık. Arka tarafa yürüyüp, tutuklu giriş kapısına geldik. Buradan olayın olduğu zemin kata girdik. Biz askerlerin attığı çöpleri toplarken, Mücahit yanımızda bulunuyordu. Ama çöp toplamıyordu. Nezarethanelere girdiğimizde orada bekledi. 15-20 dakika sonra döndüğümüzde elinde yarıya kadar dolu, siyah çöp poşeti gördüm. Ne olduğunu sorduğumda, ekmek kırıntısı olduğunu söyledi. Çöp poşeti, içinde un veya şeker varmış gibi görünüyordu. Sonra nezarethaneden tutuklu giriş kapısına doğru yürüdük."

Dosyada ifadeleri alınan diğer temizlikçiler de Mücahit Okay'ı adliyede sık sık gördüklerini belirterek, "Temizlik odasından çok sayıda çöp poşeti aldı. Asansörde telefonunun batarya ve sim kartını çıkardı. Bu durumdan dolayı şüphelendik. Sürekli Adliyede önlük giyerek çalışıyordu" dedi.

ADLİYE'DE HERKES KAÇAK TEMİZLİKÇİYİ TANIYOR

İfadesi alınan, adliyenin temizlik işlerini yapan taşeron şirketin yetkilisi İsmail Özşanlı, Mücahit Okay'ın şirket personeli olmadığını belirterek, kendileri tarafından asla görevlendirilmediğini söyledi.

Soruşturma kapsamında adliyenin güvenlik kamerası odasında çalışan tüm polislerin de ifadesine başvuruldu. Hırsızlık olayına ilişkin tanık olarak dinlenen polis memurlarından Y.T., "Ben güvenlik kamerası odasında görev yapıyorum. Fotoğrafı gösterilen Mücahit Okay'ı temizlikçi olarak tanıyorum. 2012 yılı Mayıs ve Ağustos ayına kadar Mücahit Okay'a defalarca temizlik yaptırdım. Bu kişi 5-6 kez kamera odasında temizlik yaptı. Temizliğe bazen iş elbisesi ile bazen sivil geliyordu" dedi.

Diyarbakır Adliyesi Adli Emanet Yazı İşleri Müdürü T.K. ise, "Giriş kapılarında kamera var. Ama çalışıp, çalışmadığını bilmiyorum. 2011 yılında adli emanette bir havalandırma boşluğu vardı. Kapatılması için resmi dilekçe yazdım. Ancak bir çalışma yapılmadı. Mücahit Okay bazen depoya geliyordu. En çok çalışan kişi de oydu. Mücahit ve diğer işçiler uyuşturucunun olduğu yeri biliyordu" dedi.

Hazırlanan iddianame, Diyarbakır 10'ncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilirken, sanıklar Burhan Okay ve Mücahit Okay'ın önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor. Olay sonrası kaçan temizlik şefi Mehmet Okay hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı.

http://www.haber7.com/guncel/haber/1080964-diyarbakir-adliyesinde-uyusturucu-skandali