Haberler:

Hukuk Forumumuza Hoşgeldiniz

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#441


Trabzon'da açık ve dar kadın kıyafetlerine savaş açan ve yıllar önce birçok meslektaşıyla da mahkemelik olan Avukat Ali Kemal Yılmaz Bayraktar, bürosunun camına, 'Tayt- don giyen kadınlar giremez' yazısı astı.

TRABZON - Önceki yıllarda açık ve dar kadın kıyafetlerine karşı çıkan 'Haya ve Edebe Aykırı Müstehcen Kadın Kıyafetlerinin Men'i Cemiyeti' kurucusu olan Avukat Ali Kemal Yılmaz Bayraktar, şimdi de tayt giyen kadınları hedef aldı.

'TAYT-DON' GİYEN KADINLAR GİREMEZ. GÜNAHTIR, HAYA VE EDEBE AYKIRIDIR'

Avukatlık bürosunun girişine, 'Eteksiz, bacakları ve kalçaları sıkıştıran, 'TAYT-DON' giyen kadınlar giremez. Günahtır, haya ve edebe aykırıdır' yazısını asan Bayraktar, müstehcen kadın kıyafetlerinin insanları cezbedici hale sokmasından rahatsız olduğunu söyledi. Bayraktar, yazılı açıklamasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için 'Recep Tahir' olarak söz ederken şöyle dedi:

"Türk kadınının taytı don yerine giyip altındaki bütün kalça şişkinlikleri ve baldır hatları, bölüm ve kırışıklıkları teşhir hastalığının, haya edep ve ahlakla bir alakası var mıdır? Mukadddes Türk analarımız böyle miydi? Onlara tecavüz değil mi? Türk erkeklerine tecavüz, taciz değil mi? Bu görüntülere erkekler dayanabilir mi? Suça tahrik ve teşvik edilmiyorlar mı? Bu belalı görüntüden kim kurtaracak milleti? Başbakanımız Recep Tahir ne güne duruyor? Belalardan kurtarıcı Başbakan değil midir?"(dha/Osman Şişko)

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1125861&CategoryID=77


Avukat Ali Kemal Yılmaz Bayraktar, yaptığı eylemi şu sözlerle açıkladı:


http://www.bugun.com.tr/haberin-galerisi/?id=187798&sira=3

http://www.youtube.com/watch?v=8COGVTILgS8#ws
#442


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Çanakkale'de katıldığı 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma törenlerinde bir ilk yaşandı. 250 bin şehit için ilk kez hatim indirildi, Devlet erkanı duaya durdu!

Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in katıldığı Çanakkale Şehitlerini Anma törenleri bir ilke sahne oldu.

Devlet erkanının katıldığı 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma törenlerinde 250 bin şehit için ilk kez hatim indirildi. Başbakan Erdoğan ve tören alanındaki herkes, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in yaptığı hatim duasına hep birlikte 'amin' dedi.

Çanakkale Deniz Zaferi'nin 98. yılı anma etkinliklerinde bu yıl ilk kez Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Çanakkale Şehitleri Abidesi önünde gerçekleşen resmi törene katılarak şehitler için dua etti.

Çanakkale Deniz Muharebesinde şehit düşen 253 bin vatan evladı için Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından okutulan 253 bin hatimin duasını da yapan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, duada şu ifadelere yer verdi;

"İzzetimizi, şerefimizi, onurumuzu, harimi ismetimizi çiğnetme, mabetlerimizin göğsüne namahrem eli değdirme, ezanlarımızı susturma, şanlı bayrağımızı indirtme Allah'ım..."

Ey bizleri ve bütün mevcudatı yoktan var eden, varlığından, sevgisinden ve rahmetinden haberdar eden yüce rabbimiz, ey rahmeti ile bütün varlığı, bütün kâinatı, bütün insanlığı yaratan, rahman ve rahim olan ulu Allah'ımız, ey yerlerin ve göklerin yegâne sahibi, kalplerimizin, sırlarımızın, niyet, gaye ve hedeflerimizin, arzu ve kederlerimizin maliki olan yüce mevlamız, öncelikle hakkıyla ifade etmekten aciz kaldığımız hamdimizi, senamızı, şükrümüzü, duamızı sana yöneltiyoruz, kabul eyle Allah'ım.

Bugün dağların, taşların şüheda gövdesine büründüğü Çanakkale'de dünyanın en yüce, en ulvi, en mukaddes şehitliğinde milletçe hep birlikte ellerimizi açtık dua ediyoruz. Onların muazzez ruhlarını, bizlerden haberdar eyle. Eski dünya, yeni dünya, bütün akvamı beşere karşı, yedi iklimi cihana karşı 'Çanakkale geçilmez' diyerek destanlar yazan, en büyük zaferi kazanan şehit Mehmetçiklerimizin diyarından sana yakarıyoruz. Milletimizi, ordumuzu, yurdumuzu, ebediyen payidar eyle. İzzetimizi, şerefimizi, onurumuzu, harimi ismetimizi çiğnetme, mabetlerimizin göğsüne namahrem eli değdirme, ezanlarımızı susturma, şanlı bayrağımızı indirtme Allah'ım.

"O güneşlerin ışığını yurdumuzun, milletimizin üzerinden hiçbir zaman eksik etme Allah'ım..."

Allah'ım yüce kitabında din, iman, millet, vatan, hak, hakikat, adalet, erdem, fazilet uğruna can veren şehitlere ölüler demeyiniz, bilakis onlar diridirler buyuruyorsun. Dipdiri olduklarına şeksiz şüphesiz inandığımız şehitlerimizin 'Amin' sesleri eşliğinde sana yalvarıyoruz. Dualarımızı kabul eyle Allah'ım. Allah'ım bugün 98 yıl önce karada, denizde, Kirte'de, Zığındere'de, Arıburnu'nda, Anafartalar'da bir hilal uğruna batan nice güneşlerin diyarından binlerce şehidimizin tertemiz makamından sana sesleniyoruz. Onların makamlarını ali eyle. O güneşlerin ışığını yurdumuzun, milletimizin üzerinden hiçbir zaman eksik etme Allah'ım. İstiklal şairimizin ifadesiyle 'Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi, bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi' Şehadet şerbetini içen tüm şehitlerimizi, gazilerimizi, başta efendimiz sevgili Peygamberimiz olmak üzere bedir ashabı ile birlikte Hz. Aliyyü'l Murtaza seyyidü Şüheda Hz. Hüseyin Efendimiz ile birlikte haşrolmayı cennet ve cemalinle buluşmayı nasip eyle Allah'ım.

"Bizleri şehitlerimizin uğruna canlarını verdiği yüce değerlere ihanet edenlerden eyleme Allah'ım..."

Allah'ım şehitlerimizi dünyaya getiren, bin bir çile ile büyüten ve onları yüce ideallerle yetiştiren annelerimize merhamet eyle. 'Git evladım ben yıllarca oğulsuz kalayım, şu yaralı bağrıma taşlar basayım, hadi yavrum hadi git, ya gazi ol ya şehit' diyerek evlatlarını Çanakkale'ye gönderen tüm annelerinin ruhlarını aziz eyle.

Allah'ım millet olarak bizlere şehitlerinin aziz hatırasını ruh ve gönül dünyasında yaşatmayı nasip eyle. Bizleri onların uğruna canlarını verdiği yüce değerlere ihanet edenlerden eyleme Allah'ım. Allah'ım dilleri, kavimleri, ırkları, beldeleri farklı ancak imanları, idealleri, azimleri, gayeleri, niyetleri duyguları, aynı nice Mehmetçiklerimiz burada can verdiler. Bugünde aynı iman, aynı gaye, aynı azim, aynı niyet, aynı duygulara sahip kardeşler topluluğu olmayı, barışı, huzuru, esenliği, kardeşliği, hakkı, adaleti, erdemi, fazileti egemen kılmayı bizlere nasip eyle Allah'ım.

"Ateş ve baruta güvenmiş insanlığa bizleri umut eyle Allah'ım..."

Allah'ım Anadolu'nun her evinden, Rumeli'nin her bölgesinden, Şam'dan, Bağdat'tan, Beyrut'tan, Kahire'den, Üsküp'ten, Saray Bosna'dan son ehli saribin salvetini yıkmak için Çanakkale'ye gelen ve burada ölesiye kardeş olan şehitlerimizin bize öğrettiği birlik, beraberlik ve kardeşliği ülkemizden İslam beldelerinden eksik etme Allah'ım. Bize de o kardeşliği ver. Kin ve nefrete mağlup etme Allah'ım. Ateş ve baruta güvenmiş insanlığa bizleri umut eyle Allah'ım.

"Çanakkale aynı zamanda çağdaş dünyaya savaş ahlakını, savaş hukukunu öğreten bir mekteptir, bir okuldur..."

Allah'ım Çanakkale aynı zamanda çağdaş dünyaya savaş ahlakını, savaş hukukunu öğreten bir mekteptir, bir okuldur. Nice Mehmetçikleri yaralı düşman askerlerini sırtında taşımış, kırbasından su içirmiştir. Bizleri, ülkemizi, milletimizi, İslam beldelerini, ahlak dışı, hukuk dışı her türlü savaştan, her türlü afetten, her türlü fitneden, muhafaza eyle Allah'ım.

http://www.haber7.com/guncel/haber/1003548-devlet-erkani-canakkalede-duaya-durdu


Başbakan Çanakkale'de konuştu

Çanakkale'de Deniz Zaferi'nin 98. yıl dönümün töreninde konuşma yapan Başbakan Erdoğan, Çanakkale şehitlerine Mehmet Akif Ersoy'un o duasıyla seslendi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çanakkale Zaferi'nin sadece Mehmetçiğin değil bütün dünya mazlumlarının zaferi olduğunu belirterek, "Vatanları ve namusları için canını vermiş şehitlerin torunları olarak Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz. 98 yıl önce Çanakkale'de bir olduk, beraber olduk, birbirimize kardeş olduk. Onun için tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyeceğiz. Geleceğe böyle yürüyeceğiz. Çanakkale'yi anlayamayan Türkiye'yi asla anlayamaz" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 18 Mart Stadyumu'nda yapılan Çanakkale Deniz Zaferi'nin 98.yıldönümü törenlerinde konuştu. Başbakan Erdoğan, 98 yıl önce Mehmetçiğinin büyük bir destan yazdığını ifade ederek, "Mehmetçik Çanakkale destanını az önce küçük mücahidimizin okuduğu o Çanakkale şiirindeki inceliğiyle yazdı. Tüm dünyanın mazlumlarının duasıyla, o duaların verdiği güçle, ilhamla yazdı. Kabil'in Kandehar'ın, Belh'in İslamabad'ın, Tebriz'in minberlerinden Mehmetçik için dualar edildi. Saraybosna'nın, Rabat'ın, Tunus'un, Kahire'nin mihrapları önünde gözyaşları içinde dua edildi. Mekke, Medine, Kudüs'te eller semaya açıldı, gözlerden yaş, dillerden dualar döküldü. Mehmetçiğin muzaffer olması için Allah'a yalvarıldı. İnsanlar mallarını, canlarını, en önemlisi de dualarını Mehmetçiğimize yolladılar. Çanakkale birçok boyutuyla olduğu kadar dua boyutuyla da önemlidir. Çanakkale Zaferi bir etnik kökenin bir ırkın bir kavmin zaferi değildir. Çanakkale zaferi Türkiye'nin Anadolu ve Trakya'nın olduğu kadar dünya üzerindeki bütün kardeş milletlerin yeryüzündeki tüm kardeşlerimizin zaferidir. Bu zafer karşısında İstanbul ne kadar sevindiyse Diyarbakır'da o kadar sevinmiştir. Bu muhteşem kahramanlık karşısında İzmir ne kadar iftihar ettiyse Şam , Beyrut o kadar iftihar etmiştir. Bu zafer Van'ın yüreğine nasıl ferahlık vermişte o kadar Sana'nın Hartum'un, Şam'ın, Haleb'in yüreğine de vermiştir. Senegal'den buraya gemilerle asker taşıdılar. Sizi Müslümanların safında savaşmaya götürüyoruz dediler. Kandırarak Çanakkale sırtlarına getirdiler. Osmanlı cihan devletini savunacaklarını sanıyorlardı. Ancak Çanakkale'ye geldiklerinde, düşman sandıkları tarafta yani bizim tarafta okunan ezanları duydular. Aldatıldıklarını, kandırıldıklarını anladılar hemen oracıkta silahlarını bıraktılar" dedi.

"TEK VATAN, TEK BAYRAK, TEK DEVLET VE TEK MİLLET DİYECEĞİZ"
"Müslüman askerlerin Biz Osmanlı'ya, müslüman kardeşlerimize karşı savaşmayız" dediğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, "İşte Çanakkale zaferi bunun için önemlidir. Mehmetçiğin kahramanlığında abideleşen bir zaferdir. Ama bu sadece Mehmetçiğin değil bütün dünya mazlumlarının zaferidir. Tarihe yön verecek bir destan yazılırken aynı zamanda bizim millet ve milliyet anlayışımızın da adeta manifestosu yazılmıştır. Ben istiyorum ki bütün Türkiye köyleri, ilçeleriyle, gençleriyle, yaşlılarıyla gelsinler Çanakkale şehitliğini ziyaret etsinler. Tüm Türkiye gelsin o şehitliklerde, o mezar taşlarında yazan isimleri, şiirleri okusunlar. Ben istiyorum ki sadece Türkiye değil Balkanlar'ın, Afrika'nın gençleri de gelsin, burada dedelerini tanısın. Mezar taşlarında İstanbullunun yanında Diyarbakırlı var. Bingöllünün yanında Rizeli var. Erzurumlunun yanında Edirneli var. 81 vilayet, bugün olduğu gibi ilçeleriyle, köyleriyle Anafartalar'da, Arıburnun'da tek bir mezar içinde yan yana gelmiştir. O mezar taşlarında Kudüs var, Bakü var, Gümülcüne var, Batum var. Biz kardeşlik, dayanışma temelinde yakından ilgiliyiz. Çanakkale'yi anlayamayan Türkiye'yi asla anlayamaz. Çanakkale ruhunu anlayamayan milleti de anlayamaz, milliyetçiliği de anlayamaz. Çanakkale'deki azmi, fedakarlığı anlamayan bu ülkenin kardeşliğini de anlayamaz. Biz Çanakkale'de adeta yeniden doğduk. Tarih sahnesinde yerimizi yeniden aldık. Vatanları, bayrakları,,namus ve şerefleri için seve seve can vermiş şehitlerin torunları olarak Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz. 98 yıl önce Çanakkale'de biz bir olduk, beraber olduk, birbirimize kardeş olduk. Onun için tek millet diyeceğiz. Tek bayrak diyeceğiz. Tek vatan diyeceğiz. Tek devlet diyeceğiz. Geleceğe böyle yürüyeceğiz. Yüzüncü yılda inşallah çok daha muhteşem anma törenini hep birlikte gerçekleştireceğiz.

MEHMET AKİF'İN DUASINI OKUDU
Başbakan Erdoğan, Çanakkale şehitlerine Mehmet Akif Ersoy'un o duasıyla seslendi:

"Bu kutlu günde tüm şehitlerimize, tüm gazilerimize Allah'tan rahmet diliyorum ve Mehmet Akif'in duasıyla onlara seslenmek istiyorum:

Millet için etti mi ordum zafer,
Kükremiş aslan kesilir her nefer.
Döktüğü kandan göğe vursun zafer,
Toprağa bir damlası boş akmasın.

Amin! Desin hep birden yiğitler.
"Allahü ekber!" gökten şehitler.
Amin! Amin! "Allahü ekber!"

Ey ulu Peygamberimiz nerdesin?
Dinle minarede öten gür sesin!
Gel, bana yâr ol ki cihan titresin!
Kimse dönüp süngüme yan bakmasın

Amin! Desin hep birden yiğitler.
"Allahü ekber!" gökten şehitler.
Amin! Amin!" Allahü ekber!"

TÖRENLERDEN DETAYLAR
Stadyumdaki törenler başlamadan önce Mehteran gösterisi yürekleri kabarttı. "Çanakkale geçilmez" yazan altın madalya Türk Bayrağı'na takıldı. Şehitler için saygı duruşunda bulunuldu. İstiklal Marşı eşliğinde bayrak göndere çekildi. Vali, Garnizon Komutanı ve Belediye Başkanı halkın zaferini kutladı.

50 dansçı, çeşitli yörelere ait halk oyunları gösterisi sundu. Şehit torunlarının geçit töreni ile stadyumdaki törenler sona erdi. Başbakan Erdoğan Şehit torunlarıyla öğle yemeğinde biraraya gelecek.

Çanakkale Stadyumu'ndaki törenler Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de katıldı.

DÜNYANIN DÖRT YANINDAN ŞEHİT VE GAZİ TORUNLARI BULUŞTU
Bu yılki törenlerde Türkiye ve dünyanın dört yanından şehit ve gazi torunları Çanakkale'de buluştu. Biz değil miydik projesinin yöneticisi Çanakkale Vali Yardımcısı Canan Hançer Baştürk, "Kahraman atalarımıza olan minnet borcumuzu ödemek için yola çıktık. Yurt içi ve dışından 255 şehit çocuğuna ulaştık. Bazıları gazi bazıları şehit yakını. Resmi geçit töreninde bulundular. Başbakanımız kendilerine hitap etti. Daha sonra şehitliğe, atalarının savaştığı toprakları ziyaret edecekler. Bizler duygu yoğunluğunu yaşıyoruz. Yurtdışından gelen şehit ve gazi yakınları var. Irak, Kerkük, Musul, Suudi Arabistan Mekke'den konuklarımız var. Makedonya, Kosova'dan misafirlerimiz var. Türkiye'nin 81 ilinden konuğumuz var. 81 ilimize belgesel ve resim sergileri düzenlenmesini sağladık" dedi.

Projenin adını Başbakan grup toplantısındaki konuşmasından esinlenerek koyduklarını kaydeden Çanakkale İl Dernekler Müdürü Resul Karakurt, "2009 yılında Başbakanımız grup toplantısında Çanakkale'den bahsederken, omuz omuza savaşan biz değil miydik demişti. En güzel isim bu olur diye bu ismi koyduk" diye konuştu.

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2013/03/18/basbakan-canakkalede-konusuyor
#443


Ahmet Gündoğdu, 18 Mart Pazartesi gününden itibaren devlet dairelerinde memurların sivil kıyafetle çalışmaya başlayacaklarını söyledi.

Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, 'Pazartesiden itibaren bu yönetmeliği (Kamu Kurumlarında Çalışan Personelin Kılık, Kıyafet Yönetmeliği) yok sayarak, devlet dairelerinde sivil kıyafetle görev yapmaya başlayacağız' dedi.

Memur-Sen İl Başkanlığı tarafından düzenlenen 'Medeniyet Davamız ve Demokrasi Mücadelemiz' konulu konferans için Eskişehir'e gelen Gündoğdu, Vali Kadir Koçdemir'i makamında ziyaret etti.

Gündoğdu, ziyaret sonrası valilik çıkışında gazetecilere yaptığı açıklamada, kamu çalışanlarına kılık kıyafet özgürlüğü talebiyle geçen yıl mart ayında başlattıkları 'Özgürlük İçin 10 Milyon İmza' kampanyasında toplanan 12 milyon 300 bin imzayı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'e teslim ettiklerini anımsattı.

Gündoğdu, bugün ise 11 genel başkanla bir karar aldıklarını bildirerek, şunları kaydetti:

'18 Mart Pazartesi gününden itibaren anayasaya, evrensel hukuka aykırı, kadınların ayakkabısının topuk boyunu belirleyen, neredeyse ayakkabı numarasına kadar karışan, erkeklerin bıyık biçimine, favorilerine, giydiği kumaşın cinsine karışan, 82 model darbe ürünü bu yönetmelikten kurtulmak istiyoruz. Pazartesiden itibaren bu yönetmeliği yok sayarak, devlet dairelerinde sivil kıyafetle görev yapmaya başlayacağız. Ardından da bu yönetmeliğin kaldırılış haberini bekleyeceğiz. Bu kararımızın, kuruluş ve kurtuluş şehrimiz Eskişehir'den ilk duyurusunu yapmış olalım.'

'Türkiye'de, eş kontenjanından kadın olgusu var' diyen Gündoğdu, şöyle devam etti:

'Yani başörtülü kadın, cumhurbaşkanı eşi, başbakan eşi, milletvekili eşi, memur eşi olabilir. Ama bu örtüsüyle bunların kendisi olamaz. Eğitim, çalışma ve siyaset hakkı kutsaldır. Ama bu, başörtülü kadına yasaklanmıştır. Halbuki, biz 80 yıl önce kadına seçme seçilme hakkını vermişiz. Bugün ne giyeceğine karışma hakkını kendimizde görüyoruz. Bu ucube yönetmelikten kurtulmak istiyoruz. Bu millet, 12 Eylül 2010 referandumunda anayasa değişikliği yapmıştır. Şimdi bu anayasal ve yasal dayanağı olmayan yönetmeliğin kaldırılmasını istiyoruz.'

AA
http://www.haber7.com/guncel/haber/1002406-gundogdu-memur-pazartesi-serbest-kiyafetle-gidecek
#444
İddia (savcı) ve savunma (avukat) makamları aynı konumda olacak.

Ebru TOKTAR ÇEKİÇ/ANKARA

TBMM Uzlaşma Komisyonu'nda yeni Anayasa'da "hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı" maddelerinde uzlaşı sağlanarak, Ergenekon davalarını etkileyecek önemli bir karar alındı. Bu davalarda avukatların zaman zaman salon dışına çıkarılması nedeniyle yaşanan tartışmalar dikkate alınarak, "Silahların eşitliği" ifadesi ilk kez Anayasa'ya girdi. Varılan mutabakatla, "Yargılamanın her aşamasında iddia ve savunma makamları arasında silahların eşitliği esastır" maddesi hükme bağlanarak savcı ve avukatın eşit statüde olduğu belirtildi. Yine özellikle Ergenekon davaları sürecinde polemik yaratan "delil" meselesi de dikkate alınarak, "Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez" hükmünde mutabakat sağlandı. Avukatlık mesleği ilk kez Anayasal güvenceye alındı.

TBMM Uzlaşma Komisyonu, önemli bir dönemeçten geçiyor. "Yargı" bölümünü müzakere etmeye başlayan komisyon, "Hak arama hürriyeti" ve "adil yargılanma maddelerinde" mutabakat sağladı.

"SUÇLAMAYLA İLGİLİ BELGELERİN TAMAMINA ULAŞMA HAKKI"

Komisyonda, özellikle Ergenekon davalarında, "birçok sanığın halen ne ile suçlandığını bilmemesi", "avukatların sanıkla ilgili tüm belgelere ulaşamaması" gibi mevcut sorunlar dikkate alınarak, yeni Anayasa'da bu tartışmalara son vermek üzere şu hüküm üzerinde anlaşıldı:

"Herkes, yetkili, bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde, makul bir süre içinde adil yargılanma hakkına sahiptir. Kendisine suç isnad edilen herkes yöneltilen suçlamaların niteliği ve sebepleri hakkında en kısa zamanda ve ayrıntılı olarak haberdar edilme; savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve suçlamayla ilgili belgelerin tamamına ulaşma da dahil olmak üzere her türlü olanağı kullanma; davada hazır bulunma; kendisini bizzat ya da bir müdafi aracılığıyla savunma; tanık gösterme ve tanıkları sorguya çekme; mahkeme dilini anlayamadığı ya da konuşamadığı durumlarda bir çevirmenden yararlanma hakkına sahiptir."

SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ İLKESİ

Üzerinde mutabakat sağlanan hükümle avukat ve savcının eşit statüde olduğunun altı çizilirken, hukuk dışı elde edilen delillerin yok hükmünde sayılması için şu hükümlerin Anayasa'ya girmesi benimsendi:

"Yargılamanın her aşamasında iddia ve savunma makamları arasında silahların eşitliği esastır. Hiç kimse tabii hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi tabii hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez."

BAROLARA VE AVUKATLARA ANAYASAL GÜVENCE

Dört partinin üzerinde anlaştığı bir diğer madde ile yeni Anayasa'da avukatlık mesleği ve barolar Anayasal güvenceye alınırken, savunma hakkının en temel insan hakkı olduğu, avukatlığın kamu hizmeti niteliğinde olduğu vurgulandı. "Avukatlık Mesleği ve Barolar" başlıklı madde şu şekilde hükme bağlandı:

"Savunma yargının kurucu öğelerindendir ve bağımsızdır.  Avukatlık, kamu hizmeti niteliğinde bir serbest meslektir. Avukatların görevlerinin gerektirdiği güvenceler kanunla sağlanır. Savunma açısından adil yargılama hakkının gerektirdiği güvenceler kanunla düzenlenir. Avukatlar üstlendikleri davalarda delil toplama yetkisine sahiptir. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir. Yabancı avukatlık kuruluşları, karşılıklılık ilkesine bağlı olarak, ancak yabancı hukuk ve milletlerarası hukuk konularında danışmanlık hizmeti verebilirler. Baroların seçimleri, yönetimleri ve çalışmaları demokratik ilkelere uygun olarak kanunla düzenlenir. Baroların mali ve idari özerkliğini zedeleyecek biçimde denetim yapılamaz. Barolar ve Türkiye Barolar Birliği'nin mali ve idari saydamlığına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir."

http://www.aksam.com.tr/siyaset/savci-ve-avukat-artik-esit-statude/haber-177600
#445


CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün İçişleri Bakanlığı'ndan Türkiye'deki cemevleri sayısını çıkarttı.

TBMM'de cemevi açılması mücadelesini sürdüren CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, Bilgi Edinme Yasası kapsamında Türkiye'deki cemevleri sayısal profilini ortaya çıkardı.

İSTANBUL'DA 64 CEMEVİ VAR
3 bin 113 caminin bulunduğu İstanbul'da cemevi sayısı 64. Tunceli'de cem evi sayısı 8. İki adet cemevi inşaatı sürüyor. Tekirdağ'da da üçüncü bir cemevi için inşaatı yapılıyor.

81 İLİN 31'İNDE CEMEVİ YOK
Aygün aktardığı verilere göre 81 ilin 31'inde Alevilerin mekansal imkan olarak kendilerini ifade edebilecekleri hiçbir yer bulunmuyor.

Bu iller ise şöyle; Afyonkarahisar, Ağrı, Artvin, Bilecik, Bitlis, Bolu, Erzurum, Giresun, Hakkari, Hatay, Kars, Kastamonu, Kırklareli, Kırşehir, Mardin, Muğla, Niğde, Rize, Siirt, Sinop, Trabzon, Van, Aksaray, Karaman, Batman, Şırnak, Bartın, Karabük, Kilis, Düzce

EN ÇOK CEMEVİ OLAN 3 İL
En çok Cemevinin bulunduğu ilk üç il Tokat (172), Çorum (90) ve Sivas (71). İstanbul'da ise 64 Cem Evi var. İçişleri Bakanlığı, İller İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 08.03.2013 tarihli Türkiye genelindeki cemevi sayısı ve illere göre dağılım tablosu şöyle:

Amasya (49), Ankara (40), Antalya (7), Aydın (13), Balıkesir (19), Bingöl (3), Burdur (1), Bursa (12), Çanakkale (1), Çankırı (8], Denizli (4), Diyarbakır (3), Edirne (1), Elazığ (6), Erzincan (13), Eskişehir (22), Gaziantep (8], Gümüşhane (1), Isparta (9), mersin (3), İzmir (26), Kayseri (4), Kocaeli (11), Konya (1), Kütahya (8], Malatya (18), Manisa (10), Muş (15), Nevşehir (8], Ordu (30), Sakarya (1), Samsun (17), Tekirdağ (2), Tunceli (8], Şanlıurfa (4), Uşak (1), Yozgat (36), Zonguldak (10), Bayburt (4), Kırıkkale (10), Ardahan (19), Yalova (2), Osmaniye (1).

İşte Aygün'ün açıklamış olduğu o liste;



http://www.haber7.com/guncel/haber/1002426-hangi-ilde-kac-cemevi-var-liste
#446


ABD'li barış eylemcisi Rachel Corrie'nin ölümünün üzerinden tam 10 yıl geçti. Corrie, 16 Mart 2003'te Gazze Şeridi'nde Filistinlilerin evlerini yıkmak üzere gelen İsrail buldozerinin önüne çıkmış fakat buldozer tarafından ezilerek öldürülmüştü.

Buldozerin altında kalarak hayatını kaybeden Corrie'nin ailesi olayın ardından çocuklarının kasten öldürüldüğü gerekçesiyle İsrail ordusuna dava açmıştı fakat dava İsrail mahkemesince reddedildi. Olayın kazayla olduğuna hükmeden mahkeme, kararında Corrie'yi suçlayarak tehlikeli bir bölgede yer aldığını ve tüm uyarılara rağmen bölgeden ayrılmadığını savunarak, İsrail ordusunun olayda kusuru bulunmadığına karar verdi ve olayı 'üzücü bir kaza' olarak nitelendirmekle yetindi. Corrie'nin annesi Cindi Corrie, "Kızım Rachel'in öldüğü gün en acılı günümdü. O günü elbette bugünle mukayese etmem mümkün değil ama yine de bugün mahkemenin verdiği karar, beni onun öldüğü gün kadar üzdü." diyerek karara tepkisini dile getirmişti.

Rachel Corrie'nin Filistin'de iken annesine yazdığı bir mektuptaki şu satırları ise hala zihinlerdedir, "Dünyada böyle bir zulmün kıyamet koparmadan gerçekleştirilebileceğine inanamıyorum. Canımı yakıyor, geçmişte de yaktığı gibi, dünyanın böyle korkunç bir hâle gelmesine göz yumuşumuza tanıklık etmek."

Ölümünün ardından Özgür Gazze Hareketi'nin sahibi olduğu MV Linda gemisine Rachel Corrie'nin ismi verilmişti.

http://www.zaman.com.tr/dis-haberler_rachel-corrienin-olumunun-uzerinden-10-yil-gecti_2066011.html





Rachel Corrie Sakarya'da anıldı

Filistinli bir ailenin evini korumaya çalışırken ezilen Rachel Corrieyi 10. ölüm yıldönümde anılırken, etkinliği düzenleyenler tarafından "kalpsiz dünyanın vicdanı olmak için ayağa kalkın" çağrısı yapıldı.

Sakarya Adalet Girişimi 393. hafta basın açıklamasında, 16 Mart 2003'te Gazze Şeridi'nde Filistinli bir ailenin evini yıkılmaktan kurtarmaya çalışırken İsrail ordusu tarafından buldozerle ezilerek hayatını kaybeden Rachel Corrie'yi andı. SAGİR adına Sakarya Dayanışma Derneği'nden Sacide Uras'ın okuduğu açıklamada ayrıca Halepçe Katliamı'nda hayatını kaybedenler de anıldı. Uras, "16 Mart Dünya Vicdan Günü. Adını Rachel Corrie'den alan gün. Rachel, tam 10 yıl önce, 16 Mart 2003'te siyonist katiller tarafından öldürüldü. Geride anlamlı, önemli, onurlu ve erdemli bir şahitlik bırakmıştı. Rachel Corrie, bize ve tüm dünyaya "vicdan"ın ne olduğunu canı bahasına gösterdi. Herşeye rağmen insanlık vicdanının körelmediğini gösteren bu örneklik, bize başka bir dünyanın mümkün olabilmesi için neyi, nasıl yapacağımız konusunda fikir de vermektedir. Kendisi için istediğini başkaları için de isteyen, adaleti sadece kendisi gibi olanlar için değil kendisinden olmayanlar için de sağlamaya çalışan vicdan ve merhamet temsili insanlar ancak bu dünyayı değiştirebilirler." dedi.

Rachel Corrie ile ilgili döviz ve pankartların taşındığı eylemde Sacide Uras şöyle konuştu: "Bugün, Dünya Vicdan Günü'nde Rachel'ı hatırlamak, kendi coğrafyamızdaki çocukları hatırlamaktır. Roboskili çocukların hesabını sormaktır. Adana'da, okul masraflarını karşılamak için plastik fabrikasında çalışırken pres makinasına sıkışarak can veren 13 yaşındaki Ahmet Yıldız'ı unutmamaktır. Acı ve kanlı bir sürecin içine çekilen komşumuz Suriye'de iki yıldır katledilen, yerinden yurdundan edilen anaların, babaların ve evlatların acısı ile hemhâl olmaktır. Ve bu sırada onları bu hale düşüren yerel ve küresel istikbar rejimlerinin, fitne ateşini körükleyen işbirlikçi iktidarların timsah gözyaşlarına kanmamaktır! Ve vicdan demek, bundan tam 25 yıl önce gerçekleştirilen Halepçe katliamını da unutmamaktır! Bugün 16 Mart. Tevhid ve adalet mücadelesi verenlerin, kalpsiz dünyanın ihtiyacını duyduğu vicdan çağrısını yükseltmesi gereken bir tarih. Adalet için vicdan! Sömürmek için değil..."

SAKARYA ADALET GİRİŞİMİ 393. HAFTA AÇIKLAMASININ TAM METNİ

BURADAYIZ, ÇÜNKÜ UMURSUYORUZ!

16 Mart Dünya Vicdan Günü. Adını Rachel Corrie'den alan gün. Rachel, bundan tam 10 yıl önce öldü, öldürüldü. Öldürülmeden hemen önce Gazze Şeridi'nde bir evin yıkılmasına engel olmaya çalışıyordu. Onun bu onurlu ve vicdani çabası, siyonist işgalciler tarafından Filistinlilerin evini yıkmak üzere özel olarak hazırlatılmış Caterpillar marka bir buldozerle kasten ezilmesiyle son buldu. Dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bu cinayetin üstü "kaza" denilerek kapatıldı.

Rachel Corrie, 10 Nisan 1979'da, Amerika Birleşik Devletleri'nin Olimpia kasabasında orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Henüz on yaşında iken "Dünya Açlık Konferansı"nda yaptığı konuşma, onun içinde taşıdığı insanlık erdemini ortaya koyuyordu. Şöyle demişti küçük Rachel:

"Başka çocuklar için buradayım. Buradayım çünkü umursuyorum. Buradayım çünkü her yerde çocuklar acı çekiyor. Ve çünkü her gün kırk bin kişi açlıktan ölüyor. Buradayım çünkü bu kişiler çoğunlukla çocuk. Biz, yoksul insanların her yanımızda olduğunu ve bizim onları umursadığımızı anlamak zorundayız. Biz, bu ölümlerin önlenebilir olduğunu anlamak zorundayız."

Ve bu sözleri söyledikten tam 13 yıl sonra, üniversite son sınıftaki eğitimine bir süre ara vererek Filistin'e gitti. O günlerde ABD Irak'ı işgali etmişti ve siyonist ordunun Gazze'de büyük bir kıyım gerçekleştirileceği korkusu vardı. O, bu ölümlerin de önlenebileceğine inanıyordu ve bunun için büyük bir fedakârlık yaptı.

Ailesine yazdığı bir mektubunda şöyle diyor:

"Benim ailemden hiç kimse, memleketimde, bir ana caddenin sonundaki bir kuleden bir roketatar tarafından, arabamızla giderken vurulmadı... Bir evim var. Gidip okyanusu görme hakkım var.

Eğer evinizin duvarlarının aniden içeriye yıkılmasıyla uyanma korkusu içinde bir gece geçirseniz,

Eğer hiç kimsesini kaybetmemiş insanlarla karşılaşamasanız,

Eğer ölüm saçan kuleler, tanklar, silahlı "yerleşimler" ve bu şimdiki dev metal duvar ile çevrelenmiş bir dünyanın gerçekliğini yaşasanız,

Dünyanın süper gücü tarafından desteklenen, dördüncü büyük ordusunun, sizi vatanınızdan silmek için yaptığı baskıya karşı direniş içinde, sağ kalma mücadelesiyle geçen tüm çocukluk yıllarınız için dünyayı affedebilir miydiniz?"

İşte bu duygularla barış gönüllüsü olarak mücadelesini sürdüren Rachel Corrie, tam 10 yıl önce, 16 Mart 2003'te siyonist katiller tarafından öldürüldü. Geride anlamlı, önemli, onurlu ve erdemli bir şahitlik bırakmıştı.

Rachel Corrie, bize ve tüm dünyaya "vicdan"ın ne olduğunu canı bahasına gösterdi. Söz ile söylenemeyecek olanı hayatını ortaya koyarak anlattı. Herşeye rağmen insanlık vicdanının körelmediğini gösteren bu örneklik, bize başka bir dünyanın mümkün olabilmesi için neyi, nasıl yapacağımız konusunda fikir de vermektedir.

Kendisi için istediğini başkaları için de isteyen, adaleti sadece kendisi gibi olanlar için değil
kendisinden olmayanlar için de sağlamaya çalışan vicdan ve merhamet temsili insanlar ancak bu dünyayı değiştirebilirler. Rachel, bize bunu hayatıyla ve ölümüyle çarpıcı biçimde göstermiştir.
Peki bu hayattan bize nasıl bir ders düşmektedir?

Bugün, Dünya Vicdan Günü'nde Rachel'ı hatırlamak, kendi coğrafyamızdaki çocukları hatırlamaktır. Tam 444 gün önce savaş uçaklarıyla katledilen Roboskili çocukların ve onlardan önce öldürülenlerin hesabını sormaktır. Anadilinde eğitim göremediği için "zihinsel engelli" tanısı ile rehabilitasyon merkezlerine sevk edilen çocukların derdine ortak olmaktır.

Rachel'ın kaygısını anlamak, Adana'da, okul masraflarını karşılamak için plastik fabrikasında çalışırken pres makinasına sıkışarak can veren 13 yaşındaki Ahmet Yıldız'ı unutmamak; tüm insanlığı ezmek için dönen kapitalist çarklara teslim olmamaktır!

Rachel'ı hatırlamak, kendi Kudüslerimiz için rahatımızdan vazgeçme iradesini kuşanmaktır. İnancımız, örtümüz, kimliğimiz için mücadeleye adanmaktır!

Rachel Corrie'den ders almak; Filistin'de devam eden işgali asla unutmamaktır. Afrika'da kapitalist sömürünün yarattığı açlığı, Irak, Afganistan, Arakan, Doğu Türkistan, Mali gibi ülkelerde acı çeken insanları umursamaktır.

Acı ve kanlı bir sürecin içine çekilen komşumuz Suriye'de iki yıldır katledilen, yerinden yurdundan edilen anaların, babaların ve evlatların acısı ile hemhâl olmaktır. Ve bu sırada onları bu hale düşüren yerel ve küresel istikbar rejimlerinin, fitne ateşini körükleyen işbirlikçi iktidarların timsah gözyaşlarına kanmamaktır!

Rachel'ın vicdanını hatırlamak; bize bugün 'uluslar arası vicdanın temsilcisi' diye yutturulmak istenen bütün siyasal ve askeri organizasyonların o insani yönümüzü sömürmesine asla müsaade etmemektir!

Bölgemizdeki ve dünyamızdaki acı çeken bütün mazlum halklar için adalet için ayağa kalmaktır!

Ve vicdan demek, bundan tam 25 yıl önce gerçekleştirilen Halepçe katliamını da unutmamaktır!

1986-1988'de Kürt halkına yapılan o korkunç kitlesel imha operasyonunda hayatını kaybeden binlerce insanın acısı hissedebilmektir!

Evet, bugün 16 Mart.

Tevhid ve adalet mücadelesi verenlerin, kalpsiz dünyanın ihtiyacını duyduğu vicdan çağrısını yükseltmesi gereken bir tarih.

Burada daha anamadığımız birçok sorun varken, dünyada milyarlarca insan adalet, barış, özgürlük ve hakkaniyet beklerken umursayan ve tepkisiz kalmayan herkesi selamlıyoruz!

Biz bugün 393. Hafta eylemimizle buradayız çünkü umursuyoruz ve 'vicdan' diyoruz!

Adalet için vicdan! Sömürmek için değil...

SAKARYA ADALET GİRİŞİMİ adına
SAKARYA DAYANIŞMA DERNEĞİ
http://www.habervakti.com/?page=news_details&id=86248
#447
Çocuklarının üzerine tir tir titreyen bir anne baba, beraber yüzdüğü hemen yanı başındaki yavrusunun boğulmakta olduğunu anlayamayabilir, aman dikkat! Haber7.com yazarlarından Cemal Demir'in çarpıcı bilgiler içeren ve doğru bildiğimiz birçok yanlış bilgiyi gözler önüne seren 2011'de yayınlanmış makalesini yaz aylarına yaklaştığımız şu günlerde önemine binaen paylaşmak istiyorum:

Bildiğimiz Gibi Değil!, Cemal Demir, Haber7.com

Boğulan insanlara ait görüntüler dikkatle analiz edildiğinde çarpıcı gerçekle karşılaşıyoruz... Boğulma anı kesinlikle Hollywood'un bize yansıttığı gibi değil!

Yaz ayları ile beraber boğulma haberlerinde de artış var.

Nerdeyse tamamımız serinlemek için bir şekilde nehre, göle, denize, okyanusa giren insanlardan olduğumuz için de hepimizi bir yandan rahatsız ederken bir yandan da ilgilendiren haberler bunlar.

Hele de birbirini kurtarmaya çalışırken art arda boğularak trajediyi daha da derinleştiren aynı aileden kurbanlara ilişkin olanları...

Boğulma anına ilişkin görüntüler de üç aşağı beş yukarı aynıdır kafamızda. Suda boğulmaya başlayan kişi çırpınmaya ve bağırarak yardım istemeye başlıyor.

İki şey oluyor ondan sonra kafamızdaki senaryoya göre: Ya çırpınıp bağırıp yardım isteyen kişi boğuluyor ya da yardım isteğine karşılık veren biri tarafından kurtarılıyor.

Filmlerde, haberlerde, televizyonlarda tekrar be tekrar seyrettiğimiz için de boğulma olayına çok vakıfız sanıyoruz. En azından nasıl cereyan ettiğine.

Sahilde, nehirde birinin boğulmakta olduğunu hemen anlarız, değil mi?

Maalesef değil.

Boğulmanın nasıl gerçekleştiği konusunda televizyonlardan, sinemalardan beynimize kazınan görüntü tastamam yanlış.

Çocuklarının üzerine tir tir titreyen bir anne baba, beraber yüzdüğü yavrusunun boğulmakta olduğunu anlamayabilir.

Maalesef boğulma düşündüğümüzden çok daha korkunç olmakla beraber düşündüğümüzden kat be kat sessiz gerçekleşen bir vakadır.


BOĞULMAK DIŞARDAN BOĞULMAK GİBİ GÖRÜLMÜYOR

Mevzuya can yeleği giydirmeden önce bir vakayı aktarayım. Kendi adıyla yayın yapan web sitesinden teferruatlı bilgi alabileceğiniz deniz güvenliği uzmanı Mario Vittone, şimdilerde kaptanlık yapan bir eski cankurtaranın başından geçen o meşhur  olayı anlatıyor. Kaptanımız, elbiseleriyle tekneden atlayarak 15 metre kadar uzakta yüzmekte olan aileye doğru hızla yüzüyor. Kaptanın bu paniğine anlam veremeyen ve şaşkın şaşkın ne yaptığını soran ebeveyni geçip, anne-babasına sadece 3 metre mesafede boğulmakta olan 9 yaşındaki kızı suyun altından çıkararak boğulmasına engel oluyor. Baba, hemen yanıbaşındaki kızının boğulmakta olduğunu farketmiyor bile. Çünkü en ufak bir ses, çırpınma yardım çağrısı yok. Şükür ki kaptan boğulan kişiyi uzak mesafeden bile farketmesini sağlayacak tecrübeye sahip. Anne babanın ise boğulmanın nasıl gerçekleştiğine ilişkin bütün bilgisi televizyonda filmlerde gördükleriydi.

Tam 19 yıl ABD sahil güvenlik teşkilatında cankurtaranlık yapan Vittone, bütün tecrübesi boyunca öğrendiği en büyük gerçekle ilgili şu mesajı veriyor: "Boğulmak, dışarıdan boğulmak şeklinde gözükmez''

Bundan yaklaşık 40 sene önce, New York'un meşhur plajlarında cankurtaranlık yapan Frank Pia adlı bir genç, bu gerçeği farkediyor ve daha o yıllarda bunun üzerine gidiyor.  Pia, bugün bile cankurtaranların tekniklerini öğrendiği özellikle de boğulmakta olan kişiyi yüzerek sahile taşıma tekniği olan 'Pia Carry' tekniğine adını veren kişi.

BOĞULANLARIN HİÇ BİRİSİ YARDIM İSTEMİYOR

O yıllarda bir öğrenciye para ödeyerek 16 mm'lik kamerasıyla plajdaki boğulmak üzere olanların ve onların kurtarılmasını filme kaydettiriyor.  Bütün görüntüleri dikkatle analiz ettiğinde çarpıcı gerçekle karşılaşıyor: Boğulma anı Hollywood'un bize yansıttığı gibi değil kesinlikle.

Boğulanların neredeyse hiçbiri bağırmıyor ve yardım istemiyordu. Çok sessiz ve çok hızlı, çoğunlukla etraflarındakilere hiçbir şey söyleyemeden, sadece yüzeyde kalabilmek için en fazla 1 dakika mücadele ettikten sonra boğuluyorlar. Çocuk yaştakilerde ise bu nerdeyse sadece 20 saniye sürüyor.

"Boğulanın etrafındakilerin boğulma olayının gerçekleşmekte olduğunu farketmemeleri istisna değil kaidedir'' diyen Pia tesadüfen kaydettikleri bir vakayı anlatıyor: ''Bir defasında 12 yaşlarında bir erkek çocuk boğuluyordu. Hem de yanında onu korumak için yüzen bir yetişkin olduğu halde. Çocuğun gözlerinde yanındaki yetişkine baktığını görebiliyorsunuz. Ancak yetişkin yüzmeye devam ediyor. İlgisiz olduğu için değil, sadece çocuğun boğulmakta olduğunu farketmediği için...''

HER KURTARMA GÖREVLİSİNİN OKUMASI GEREKLİ

Pia'nın ''Unobserved Drownings: The Unnoticed Struggle (Gözlemlenemeyen boğulmalar: Farkedilmeyen mücadele)'' adlı uzun makalesini, her cankurtaranın her kurtarma görevlisinin okuması gerekiyor.

Boston Globe'dan Keith O'Brien'in aktardığına göre Pia, elde ettiği görüntülerle hazırladığı videoyu daha  1971 yılında "On Drowning (Boğulma Hakkında)" adıyla yayınlıyor ancak, o zamanın bütün yerleşik algı ve bilgilerine meydan okuyan bu video dikkate alınmıyor o yıllarda.

Günümüzde Pia'nın görüşleri artık alanın en uzman görüşleri olarak kabul ediliyor. Ancak her ne kadar su güvenliği uzmanları arasında bu fikirler kabul görmüş olsa da hala sen, ben, o, siz, onlar, ahali suda başı belada olan birini nasıl farkedebileciğimizi bilemiyoruz. Filmlerden televizyonlardan, boğulan kişinin bağırıp çağırdığı, elini kolunu salladığı, çırpındığı bir drama görüntüsü bekliyoruz. Tümüyle yanlış. Pia diyor ki, boğulmakta olan birine hatta çok sevdiğimiz biri de olsa bakmaya devam edebiliriz de boğulmakta olduğu hakkında en ufak bir ihtimal gelemez görüntüsünden. Çünkü, boğulmanın, çırpınmayla bağırıp çağırmayla, el kol sallayıp yardım istemekle alakalı olduğu yanlış bilgisine kendimizi fena halde şartlandırmışızdır.     

Oysa boğulan kişilerin nerdeyse tamamı, yardım isteyemez. Çünkü nefes almakta güçlük çekiyordur. Ayrıca kolları ise suyun yüzeyinde kalabilmek için uğraş vermekle meşguldür. Pia buna 'içgüdüsel boğulma tepkisi' diyor.


BOĞULMA ANINDA NELER OLUYOR?

Pia ve Vittone, Amerikan Sahil Kurtarma ve Arama dairesinin yayın organı olan "On Scene" dergisinin 2006 sonbahar sayısında ortaklaşa yazdıkları makalede, 'İçgüdüsel Boğulma Tepkisi'ni şu şekilde anlatıyorlar.

Birkaç istisna dışında boğulan kişi piskolojik olarak yardım isteyebilecek durumda değildir. Çünkü insan bedeninin önceliği nefes alıp vermektir, konuşmak değil. Nefes alıp verebilen konuşabilir, yardım isteyebilir.

Boğulan kişinin ağzı su yüzeyinde yardım istemesine yetecek kadar kalmaz. O kısa sürede de ancak bir parça nefes almaya çalışır.

Boğulan kişi elini ya da kolunu sallayarak yardım isteyemez. Doğal içgüdülerle boğulan kişi kollarını iki yana açarak suyun yüzeyine bastırmaya ve böylece bir parça yüzyde kalıp nefes alabilmeye çalışır.

Etrafındakilere kol sallamak ancak şuurla yapılabilecek bir harekettir. Bu şuurda hareket edebilmesi, kendisine atılan kurtarma cisimlerini yakalayabilmesi ya da kurtarma görevlilerine doğru yüzebilmesi için öncelikle boğulmaktan kurtulması gerekiyor. Kişi boğulmaktayken bunları yapabilecek şuurda değildir ve vücut içgüdüsel boğulma tepkisi verir sadece.


İçgüdüsel Boğulma Tepkisi sürecinde boğulmakta olan kişi suyun içinde aşağı yukarı dikey hareket eder ve dik durur. Yardım görmekte olduğunu hissetmediği sürece de ayaklarını oynatamaz. Sadece suyun yüzeyinde kalmaya çaba sarfeder. En fazla 60 saniye süren bu mücadele sonunda kendini tamamen bırakır ve suyun içine batar. Çocuklarda bu süre 20 saniye civarındadır.

Pia, boğulamakta olan kişi tek başınayken de iki kişi üç kişi beraber boğuluyorlarsa da aynı şekilde boğulduklarına dikkat çekiyor. Boston Globe'a konuşan çocuk uzmanı Dr. Julie Gilchrist ise, boğulmakta olan birçok çocuğun başlarına ne gelmekte olduğunu bile anlayamadığını ifade ediyor. Boğulmaktan kurtarılan bir çocuk, suyun altına girince uyuyacağını düşündüğünü söylüyor. Bu nedenle de özellikle çocukları ile sahile giden anne babalara, çocuk boğulmalarının çok daha hızlı ve çok daha sessiz gerçekleştiği uyarısında bulunuyor.


Bütün bu bilgiler boğulma vakaları şahitlerinin, 'ne olduğunu anlamadık. Ordaydı bir de baktık kaybolmuş' ifadelerini açıklıyor. Şüphesiz ki yüzmek vazgeçebileceğimiz birşey değil. Hepimizi suya çeken varoluşsal birşey var. Ancak boğulmanın sandığımız gibi bir görüntüye sahip olmadığını bilmek, kendimize de etrafımızdakiler de çocuklarımıza da daha güvenli yüzme imkanı verecektir.

İNSANLARIN DUYUNCA ŞAŞIRMASI TUHAF

Frank Pia ve Mario Vittone'nin 40 yıl önce hazırladıkları bilgiler, bugünlerde normal insanlar arasında internette hızla yayılıyor.

Boğulmanın böyle birşey olduğunu öğrendiğimizde şok oluyoruz.

Pia haklı olarak bu yıllarda gördüğü ilgiden şaşırmış vaziyette: "40 yıl önceden yayınladığımız bilgiler bunlar. Kızıl Haç'ın arama kurtarma çalışmalarının eğitim çalışmalarına bile girmiş. İnsanların duyunca şaşırması çok tuhaf'' diyor.

Ah be Frank!

Televizyon ve sinemanın yarattığı sahte gerçeklikte ne derece boğulduğumuzu farkedebildik mi ki suda nasıl boğulduğumuzu farkedebilelim...

http://www.haber7.com/yazarlar/cemal-demir/770664-bir-insan-gercekte-nasil-bogulur
#448



ÇHD'li 9 avukatın tutuklanmasının ardından konuyu BM'ye taşıyan 4 uluslararası avukat örgütü Türkiye'ye gelerek "olay tespiti" yaptı.

Avrupa ve Arap ülkelerinden dünyanın önde gelen uluslararası avukat örgütleri, KCK davasında 46 avukatın yargılanmasından sonra ÇHD'li avukatların da tutuklanması üzerine Türkiye'ye geldi. 5 gün incelemede bulunan örgütler bir rapor hazırlayarak Türkiye'ye uluslararası hukuka uyması uyarısında bulundu ve tutuklu avukatların serbest bırakılmasını istedi.

Uluslararası avukat örgütleri Türkiye'de

Dünya'da İnsan Hakları ve Demokrasi için Avrupalı Hukukçular (ELDH), Avrupalı Demokratik Hukukçular, Arap Avukatlar Birliği, Uluslararası Demokratik Hukukçular Derneği (IADL) temsilcileri, 18 Ocak'ta Çağdaş Hukukçular Derneği'ne yönelik DHKP-C adı altında yürütülen operasyonda 11 avukatın gözaltına alınarak, 9'unun tutuklanmasının ardından Türkiye'ye geldi.

ELDH Genel Sekreteri Thomas Schmidt, ELDH'den aynı zamanda Lozan İsviçre Federal Parlamento Üyesi Nicolas Rochat Fernandez, IADL'in BM nezdinde Cenova Daimi Temsilcisi Micol Savia, Arap Hukukçular Birliği Genel Sekreter Yardımcısı (ALU) Lamia Mobada, ELDH ve  IADL temsilcisi Fabio Marcelli, AED Avrupalı Demokratik Hukukçular Federasyonu Başkan Yardımcısı Hans Gaasbeek, Atinali Hukukçuların Alternatif Müdahalesi ve ELDH'den Dimitris Sarafianos, NewYork IADL'den Suzanne Adaley, İstanbul'da 5 gün boyunca incelemelerde bulundu.

Olay tespiti yaptılar

Almanya, Yunanistan, Hollanda, İtalya, İsviçre, Mısır ve ABD'den gelen 8 avukatın oluşturduğu heyet, Türkiye'deki avukat örgütleri ve İstanbul Barosu ile görüştü. Polis baskını gerçekleşen avukat bürolarına ziyarette bulunan heyet, tanıklarla görüştü. Soruşturmayı yürüten "Terörle Mücadele Savcısı" Adem Özcan ile görüşmek için de girişimde bulundu. Ancak Savcı Özcan, uluslararası örgüt temsilcileri ile görüşmedi. Tutuklanan avukatlardan hukuka aykırı bir şekilde zorla kan ve tükürük örneği alan doktorlar hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin de heyet İstanbul Tabip Odası ile görüştü. Uluslararası avukat örgütleri temsilcisi 8 avukat bir süre önce baskına uğrayan KESK Genel Başkanı ile de görüştü.

Avukatlara yönelik ihlalleri raporlaştırdılar

Heyetin olay tespitini tamamlamasının ardından ELDH, AED-EDL, ALU ve IADL'nin görevlendirdiği İngiliz avukat Richard Harvey, bir rapor hazırladı. Raporda heyetin vardığı şu sonuçlar belirtildi:

1. Tüm tutuklanan avukatlar, tutuklanmaları esnasında polis tarafından şiddet görmüşlerdir ve Taylan Tanay, üst katında ikamet ettiği Halkın Hukuk Bürosu'dan ÇHD ofisine zor kullanarak götürülmüştür. ÇHD eski Şube Başkanı Serhan Arıkanoğlu ve ÇHD üyesi Zeki Rüzgar, kendi iradeleri ile savcıya ifade vermek üzere adliyeye geldiklerinde gözaltına alınmışlardır.

2. Gözaltındaki kişilerden, zor kullanılarak [Türkiye hukuku ihlal edilerek] yürürlükte olan cezai bir soruşturmada gerekli olacağını gösteren hiçbir gerekçe ortada yokken, kan ve tükürük numuneleri alınmıştır.  Bu numuneleri zorla alınmasına dâhil olmuş doktorların, tıbbi etiği ihlal ettikleri bildirilmiştir.

3. Bu gözaltılara cevaben, o zamanlar yurt dışında Suriye'de bulunan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, gözaltıları kınayan açıklamalarda bulunarak kendisini bekleyen gözaltı kararına rağmen, Türkiye'ye dönme niyetini duyurmuştur. Atatürk Havalimanına vardığında gözaltına alınmış ve gözaltına alınacağını bilerek Türkiye'ye geri dönmesine rağmen polis tarafından "kaçma riski" olan biri olarak değerlendirilmiştir.

4. Avukatların müvekkillerinin dosyaları iade edilmemiş ve sayısız müvekkillerinin temel hakları böylece çiğnenmiştir.

5. Bir grup avukat tutuklama altındaki avukatların salıverilmesi başvurusu ile mahkemeye geldiklerinde, çevik kuvvet polisleri tarafından saldırıya uğramışlardır. Ramazan Demir, bilincini kaybedene kadar polis tarafından yerde sürüklenmiştir. Kendisi ve diğer başka avukatlar hastanelik olmuşlardır ve müvekkillerini temsil etme yasal görevini icra etmeye çalışırken alınan bu darbelerin fotoğrafları mevcuttur. 

6. 18 Ocak 2013 sabah 04.00 sularında başlayan,  polisin İstanbul ve Ankara'daki ÇHD Şube baskınları CMK madde 118 ihlal edilerek gerçekleştirmiştir. [1]   Halkın Hukuk Bürosu (ezilenlerin temel haklarını savunan bağımsız bir hukuk ofisi)  ve birçok avukatın evlerine de baskın yapılmıştır. Aramalar ve tutuklamalar sabah 04.00'te başlamıştır. Aramaların savcının yokluğunda başlatılması ve İstanbul Barosu'nun aramanın başlamasından bir saat sonra haberdar edilmesi sebebiyle, Ceza Muhakemesi Kanunu daha da fazla ihlal edilmiştir.

7. Polisin özellikle hedefinde görünen dava dosyaları dâhil olmak üzere, avukatların bilgisayarları ve diğer sır saklama yükümlüğü kapsamındaki evraklarına el konulmuştur. Polis aynı zamanda ÇHD'nin üye listelerine, ÇHD'nin hukuki yardımda bulunduğu bazı işçilerin mücadelelerine ilişkin dosyalara el koymuş ve Hrant Dink'in cinayetine ilişkin dosyalara ve başka dava dosyalarına el koymak istemiştir.

8. Bu avukatları tutuklayarak Türkiye Devleti, sadece onları mesleki görevlerini yerine getirmekten alıkoymamaktadır, aynı zamanda müvekkillerini kendilerinin seçtikleri bir müdafii tarafından temsil edilme haklarından da mahrum etmektedir. Bu iki davranış da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6, fıkra 2 ve BM Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler 1. Maddesinin ihlalidir. Üstelik Temel Prensiplerin 18. Maddesi uyarınca avukatlar müvekkilleri veya müvekkillerinin davaları ile özdeşleştirilmemelidir.

Avukatların tutuklanmasını BM'ye taşıdılar

ÇHD Genel Başkan Yardımcısı Münip Ermiş'in de katılımıyla dün İstanbul Barosu'nda bir basın toplantısı düzenleyen heyet, avukatların tutuklamalarını protesto etti. ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, derneğin İstanbul Şubesi Başkanı Taylan Tanay ile derneğin üye ve yöneticileri Güçlü Sevimli, Günay Dağ,  Betül Vangölü Kozağaçlı, Şükriye Erden, Naciye Demir, Ebru Timtik, Barkın Timtik'in tutuklanmasını büyük bir endişe ile öğrendiklerini belirten heyetin üyeleri, 11 Şubat'ta konuyla ilgili BM İnsan Hakları Konseyi'ne başvurduklarını kaydetti. Avukatların tutuklanmaları ve haklarının ihlal edilmesini kamuoylarına da duyurduklarını vurgulayan avukat örgütleri temsilcileri, ÇHD'nin uzun yıllardır Dünya'da İnsan Hakları ve Demokrasi için Avrupalı Hukukçular'ın bir üyesi olarak hak savunuculuğu yaptığını vurguladı.

"Avukatlara yönelik davalar siyasi sebeplerle"

Heyet basın açıklamasında KCK kapsamında Silivri'de 46 avukata karşı yürütülen davanın da siyasi sebeple olduğunu gözlemlediklerini ifade etti ve ÇHD'li avukatların da aynı şekilde siyasi gerekçelerle tutuklandıklarını tespit ettiklerini kaydetti. Heyetin yaptığı açıklamada, "Bir kez daha avukatların görevlerini yerine getirmeleri sebebiyle müvekkilleri ile ya da müvekkillerinin davaları ile özdeşleştirilmelerini büyük bir endişe ile izlemekteyiz" denildi.

"Serbest bırakılmalılar, Türkiye hukuka uymalı"

Uluslararası avukat örgütleri, daha sonra olay tespitinde bulunarak hazırladıkları raporun ardından şu talepleri açıkladılar:

1) Tutuklanan avukatlar derhal serbest bırakılmalıdır.
2) Avukatlar, görevlerini icra etmeleri nedeniyle müvekkilleriyle veya müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilmemelidir.
3) Türkiye Devleti;
a. Avukatların mesleklerini icra ederken herhangi bir gözdağı, engelleme, taciz ve uygunsuz müdahale ile karşılaşmamasını;
b. Avukatların, müvekkilleri ile yurtiçinde ve yurt dışında, herhangi bir engelle karşılaşmaksızın görüşebilmelerini ve bunun için özgürce seyahat edebilmelerini;
c. Bununla birlikte, avukatların, meslek tanımları kapsamında belirtilen görev, standart ve etik kurallar çerçevesinde gerçekleştirdikleri fiiller yüzünden, idari veya cezai soruşturma ile tehdit edilerek veya zarar görerek ekonomik ve diğer türlü herhangi bir yaptırıma maruz bırakılmamalarını sağlamalıdır.
4) Adil yargılanma hakkı ile ilgili olarak Türkiye tarafından kabul edilmiş tüm Uluslararası kurallar ve tüm Avrupa kuralları, örneğin; Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi Madde 14, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6, tam ve eksiksiz bir şekilde Türkiye Devleti tarafından uygulanmalıdır.
5) 'Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler' Madde 7, 8, 16 ve 18, tam ve eksiksiz bir şekilde yürürlüğe konmalıdır. Haklarında herhangi bir suç isnat edilmiş olsun olmasın, tutuklanan ya da gözaltına alınan kişilerin tümü için derhal avukat temin edebilme hakkı bulunmalı ve bu hak gözaltı ya da tutuklamanın gerçekleştiği andan itibaren 48 saati hiçbir şekilde aşmamak koşuluyla kullanılmalıdır.

http://www.cnnturk.com/2013/turkiye/03/13/uluslararasi.avukat.orgutleri.turkiyede/699993.0/index.html
#449


Gaziantep Adliyesi'ndeki saldırıda 4 kişi hayatını kaybetti.

Gaziantep Valisi Erdal Ata, Gaziantep Adliye Sarayı otoparkı girişindeki silahlı saldırıya ilişkin, ''Saldırıda 4 kişi öldü. Saldırıyı gerçekleştiren Adem Çetin adlı kişi de şu anda gözaltında'' dedi.

Çatışmada ölenler yanlışlıkla vurulmuş

Gaziantep'te adliye otoparkı önünde meydana gelen saldırıda hayatını kaybeden 4 kişinin, yanlışlık sonucu vurulduğu ortaya çıktı. Kalaşnikof tüfekle Dedekurt ailesinin üzerine ateş açan 20 yaşındaki Adem Ç.'nin, aralarında husumet bulunan iki gruptan biri olan ve aynı gün duruşmaları bulunan Serkan G. ve beraberindekileri öldürmek için adliye önüne geldiği anlaşıldı. Ancak vuracağı söylenen şahısları tanımadığı öğrenilen Adem Ç., mal paylaşma davasından çıkan başka bir aileyi hedef olarak seçti.

Gaziantep Adliyesi otoparkının önünde meydana gelen, 4 kişinin ölümü ve 2 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olayda, hayatını kaybeden kişilerin yanlış anlamaya kurban gittikleri öğrenildi. Alınan bilgilere göre, geçtiğimiz yıl Gaziantep Cezaevi önünde çıkan çatışmada 4 kişi yaralanmıştı. Çatışmada yaralanan E.K.'nin, bir suç örgütünün lideri olan S.G. ile aralarında çıkan husumet devam etti. S.G.'nin adliyede duruşmasının öğrenilmesi üzerine de 20 yaşındaki Adem Ç.'den S.G. ve beraberindekileri vurması istendi. İki ayrı suç örgütündeki kişilerin husumetinin ardından, Adem Ç. de sabah saatlerinde adliyeye geldi. Ancak öldürmesi söylenen kişileri tanımayınca, olayla hiçbir ilgisi olmayan ve mal paylaşımı davasından çıktığı öğrenilen mühendis Atilla Dedekurt, annesi Hatice Şenel Dedekurt, kız kardeşi Esra Dedekurt ile birlikte yanında bulunan Zeki Erdem Özümsöğüt'ün üzerine kalaşnikof silahıyla taradı. Olayda, Mehmet Kenan Dedekurt ile cezaevinde bir yakınını ziyaret eden Hasan Kılıcı yaralandı.

Olayda hayatını kaybeden mühendis Atilla Dedekurt'un Gaziantep'te sevilen ve saygı duyulan hayırsever bir işadamı olduğu öğrenildi. Atilla Dedekurt'un kız kardeşinin mahkemesi için adliyede olduğu ifade edildi.

Olaydan sonra kaçan zanlı Adem Çetin ise kaçtığı aracı olay yerine yaklaşık 1 kilometre uzakta terk ettikten sonra başka bir araçla Emniyet Müdürlüğü'ne giderek teslim oldu. Adem Ç.'nin sorgusunun ardından Gaziantep Emniyet Müdürlüğü çıkışında, "Herkes bilsin Urfalı ölmez" diye bağırdı. Adem Ç., "Kimse kendini mafya sanmasın. Bu memlekette Urfalılar var." dedi. Adem Ç., gazetecilerin "Pişman mısınız?" şeklindeki sorusuna da, "Ben değilim. Onları öldürdüm yetti." şeklinde cevap verdi.

Ölen ve yaralananların kimlikleri belirlendi

Gaziantep'teki silahlı saldırıda ölen ve yaralananların kimlikleri belirlendi.

Gaziantep Adliye Sarayı otoparkı girişinde düzenlenen silahlı saldırıda Zeki Erdem Özümsöğüt (26), Atilla Dedekurt (34) ve Hatice Şenel Dedekurt'un (54) olay yerinde hayatını kaybettiği, yaralanan Esra Dedekurt'un (29) da Şehitkamil Devlet Hastanesi'ndeki müdahalelere rağmen kurtarılamadığı öğrenildi.

Saldırıda Mehmet Kenan Dedekurt (29) ile yoldan geçen Hasan Kılıç'ın da yaralandığı, Dedekurt'un 25 Aralık Devlet Hastanesi'nde, Kılıç'ın ise (50) Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi'nde tedavisinin sürdüğü bildirildi.

(CİHAN)
http://www.zaman.com.tr/gundem_gaziantep-adliyesinde-catisma-4-olu_2065086.html


http://www.youtube.com/watch?v=xS8vkO-ya-8#
#450
Hakim ve savcılığa geçiş sınavında yaşanan kopya skandalına takipsizlik kararı çıktı. ÖSYM'nin "kopya olabilir" tespitine rağmen verilen karar "iddiaları ispatlamak mümkün değil" şeklinde oldu.

Avukatlıktan hakim ve savcılığa geçiş sınavında kopya skandalı yaşanmıştı. Evli çiftler birbirine yakın puanlar, bazı adaylar da çok yüksek puanlar almıştı.

Konuyu araştıran ÖSYM çarpıcı tespitlerde bulundu. "Bazı adaylar karalama bile yapmadan doğru şıkları bulmuş, bazıları da kitapçıklardaki karalamalarda buldukları yanlış sonuçları değil, direkt olarak doğru şıkkı işaretlemiş" dedi.

Ancak ÖSYM'nin "kopya olması büyük bir ihtimal" diyen bu tespitlerini savcılık dinlemedi. Cumhuriyet Halk Partisi Konya Milletvekili Atilla Kart'ın suç duyurusu üzerine başlayan soruşturmadan takipsizlik kararı çıktı.

8 aylık soruşturma sonunda takipsizlik kararı veren savcılık, "iddiaları ispatlamak güç" dedi.

http://www.kanalb.com.tr/haber.php?HaberNo=48084#.UULJjVfDuBg


Adalet Bakanlığı, mülakat sonucunu açıkladı

Adalet Bakanlığı, 06.05.2012 tarihli hakimlik savcılık sınavının ÖSYM tarafından iptal edildiği açıklanınca sınavda başarılı olan adayları mülakata çağırmamıştı. Ancak bir adayın ÖSYM'nin iptal kararına karşı açtığı dava neticesinde mahkemenin vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararının ardından yazılı sınavı kazanan adayları 13-22 Şubat arasında mülakata çağırmış ve geçenlerde mülakat sonucunu açıklamıştı.. Mülakat sonucuna göre toplam 108 aday hakimlik ve savcılığa hak kazanmış oldu.
#451
İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bir bardak kolanın 60 dakikada vücuda verdiği zararı sekiz başlık altında şöyle özetliyor:

1) İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan 'fosforik asittir'.

2) İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.

3) 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.

4) 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar. (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir)

5) 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.

6) Tekrar kolaya ve tatlılara saldırırsınız.

7) Bu kısır döngü devam ettiği sürece karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde leptin ve insülin direnci gelişir.

8] Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bu hastalık, bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.

http://www.haber7.com/foto-galeri/23207-kola-ile-felakete-goturen-60-dakika/p1#gallery
#452
Danıştay İdari Davalar Kurulu, Adalet Bakanlığı'nın CMK'da dinlemeyi düzenleyen yönetmeklikle ilgili yürütmeyi durdurma kararı verirken, 'Yargının alanına giren konularda yönetmelik çıkarma yetkin yok' dedi.

ERDAL KILINÇ/Ankara

Danıştay İdari Davalar Kurulu, örgütlü suçlara yönelik telefon dinleme, teknik takip ve gizli soruşturmacı uygulamalarını düzenleyen "Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı Ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik" hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, "Yargının alanına giren konularda yönetmelik çıkarma yetkin yok" diyerek Adalet Bakanlığı'nı uyardı. Hukukçular bunun önemli bir karar olduğunu belirterek Adalet Bakanlığı'nın yetkisi olmayan bir konuda yönetmelik çıkardığını ve bunun hukuka uygun olmadığını belirtti.

Avukatın itirazı
Terör örgütü PKK'nın üst yapılanması KCK'ya yönelik soruşturma kapsamında 2009'da tutuklanan avukat Ebru Günay'ın avukatı Metin İriz telefon dinleme, gizli soruşturmacı (ajan) kullanma ve diğer teknik takip uygulamalara ilişkin esasların Adalet Bakanlığı'nın yönetmelikleriyle düzenlendiğini belirterek Danıştay'a başvurdu. Adalet Bakanlığı'nın yalnızca "idari" konularda yönetmelik çıkarabileceğini belirten İriz, söz konusu yönetmeliğin "yargı" alanıyla ilgili olduğunu, temel kişi hak ve özgürlüklerine ilişkin olduğunu belirterek iptalini istedi. Ancak itirazı değerlendiren Danıştay 10. Dairesi, bu talebi reddetti. Avukat İriz bunun üzerine Danıştay İdari Daireleri Kurulu'na başvurarak tekrar itirazda bulundu. İriz'in itirazını yerinde bulan üst kurul, bu yönetmelikle ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararında şu ifadelere yer verdi:
"Ceza Muhakemesi Kanunu, bir bütün olarak incelendiğinde ilgili maddelerinde yönetmelikle düzenlenebilecek alanlar açıkca belirtilmiştir. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde yasa koyucunun yönetmelikle düzenlenmesini öngördüğü konuları 'idari alan' olarak açıkça belirttiği, bu konu ve maddeler arasında 'telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetlenmesi' ve gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme' konularına yer vermediği, 333. maddede ise yönetmelik çıkarma yetkisini sadece bu yasada ön görülen (idari konularla ilgili) yönetmelikler ile sınırladığı sonucuna varılmıştır."

'Mahkemenin işi'
"Yasa koyucunun, Anayasa'nın kişi dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığını koruma hakkına ilişkin 17. maddesi; özel hayatının gizliliğinin korunmasına ilişkin 20. maddesi, haberleşme hürriyetine ilişkin 22. maddesi, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine ilişkin 26. maddeleri gibi birçok temel hak ve hürriyetle ilgisi olan iletişimin denetimi kapsamındaki faaliyetlerin özellikle yönetmelikle düzenlenmesini öngörmediği; ve bu konuları yasada ayrıntılı olarak düzenlemeyi tercih ettiği görülmektedir.
Başbakanlık, bakanlık ve kamu tüzel kişiliklerinin Anayasa'nın 124. maddesinden kaynaklanan düzenleme yetkilerinin ise, görev alanları ile ilgili kanunlarla ilgili olması sebebiyle mahkemelerin uygulayacağı yargılama usulüne ilişkin esaslar idarenin görev alanında değildir."

Prof. Dr. Ersan Şen: 'Doğru karar vermiş'
"Doğru bir karar verilmiş. Yönetmelik kanunun uygulamasıdır. Kanunda olmayan bir şey yönetmelikte olamaz. Bu karar önemlidir. Ancak telefon dinleme ve teknik takip devam eder. Çünkü CMK'nın 135-140 arasındaki maddeleri halen duruyor ve dinlemeler bunlara göre yapılır."

Avukat Metin İriz: 'Bakanlığın yetkisi yok'
Avukat Metin İriz, karara ilişkin şu açıklamayı yaptı: "Mahkemenin bu kararı tarihi bir öneme sahip. Bakanlığın bu konuda bir yönetmelik çıkarma yetkisi yok. Bu yönetmeliğe dayanılarak toplanan deliller sayılabilir. CMK'da Adalet Bakanlığı'nın hangi konularla ilgili yönetmelik çıkarabileceği belirlenmiştir. Örneğin arama, yakalama yönetmelikleri gibi... Kanunda bu hususlar yer almasına rağmen, teknik takip, ajan kullanma ve iletişim denetlenmesi gibi özel hayata ilişkin uygulamalar bunun dışında bırakılmış."

http://gundem.milliyet.com.tr/danistay-in-karari-adalet-bakanligi-na-uyari-gibi-yarginin-alanina-mudahale-etme-/gundem/gundemdetay/12.03.2013/1679160/default.htm
#453


Sultanahmet'teki eski İstanbul Adliyesi ana binası, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne tahsis edildi. Kararla, müdürlük 6 binada hizmet vermekten kurtulacak.

Haber: ERCAN SARIKAYA

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 150 yıllık tarihi binası geçen yıl aralık ayında elektrik kontağından çıkan yangında kül oldu. Binanın kullanılamaz hale gelmesiyle birlikte 2 milyon 500 bin öğrenci ve 103 bin öğretmene hizmet veren İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ortada kaldı. Müdürlük, bir taraftan tarihi binanın yeniden restore edilmesi için çalışma başlattı. Binanın projeleri hazırlanıp İstanbul Valiliği İl Özel İdare Genel Sekreterliği'ne gönderildi. Bir taraftan da bütün birimleri bir arada toplayacak bina arayışına girdi.

Adliye binasını istediler

Eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Çelik, Adalet Bakanlığı 'nın iki yıl önce boşalttığı Sultanahmet'te bulunan eski adliye binasını istedi. Ancak aradan aylar geçmesine rağmen tahsis ile ilgili Adalet Bakanlığı'ndan ses çıkmadı. Bunun üzerine İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü birimlerini kentteki 6 farklı binaya taşıdı. İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız makam odasını İstanbul Lisesi'ne taşırken, yanan binada görev yapan müdür yardımcıları ve binadaki birimler ise Kumkapı, Cağaloğlu, Eminönü ve Zeytinburnu'nda bulunan binalara taşındı.

Sehpa üzerinde hizmet
Bu arada binanın restorasyon işleminin üç yıl bulacağı tahmin edilirken, yeteri kadar yer bulunamadığı için müdür yardımcıları, şube müdürleri ve memurlar sehpa ve sandalyeler üzerinde hizmet vermeye başladı. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve yeni Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, durumu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'a iletti. Başbakan Erdoğan'ın da yer tahsisi için talimat verdiği öğrenildi. Böylece İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün yeni yeri Sultanahmet'teki eski İstanbul Adliyesi oldu. Tahsis ile bina sorununun çözüldüğünü doğrulayan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri "Bina sorunumuzun çözülmesi önemli. Dağınık birimlerde hizmet vermekte zorlanıyoruz. Hem veliler hem öğretmenler mağdur oluyor. Evrakları bina bina dolaştırmak zorunda kalıyorlardı" dedi.
İki yıldır boş duruyordu

Sultanahmet Adliyesi 'elveda' yazılı bir pankartla, 2011 yılının ağustos ayında 56 yıllık görevine veda etti. Adliye birimlerinin Çağlayan'a taşınması ile birçok talibi olan bina inşa edildiği günden beri sorunlarla boğuşuyordu. Önce uzun yıllar yerine karar verilememiş, sonra inşa edildiği yerin tarihi kalıntılar üzerinde olduğu anlaşılmış, planına uygun şekilde büyütülemediği için hep yetersiz kalmıştı. Sultanahmet Meydanı'nda, İbrahim Paşa Sarayı'nın arkasında yer alan adliye binası Türk mimarlar Sedad Hakkı Eldem ve Ord. Prof. Emin Halid Onat'ın imzasını taşıyor. 1951'de inşaatına başlanan bina, 1955'te hizmete girmişti.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1124888&CategoryID=77
#454


ÇHD operasyonları kapsamında tutuklanan meslektaşlarının serbest bırakılması için İstanbul Adalet Sarayı'nda pankart açarak oturma eylemi düzenleyen avukatlara polisin müdahale etmesiyle yaşanan arbede de gözaltına alınarak serbest bırakılan 5 avukat hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.

Hilal YILDIRIM-İSTANBUL

Savcılık avukat Muhittin Köylüoğlu hakkında 'toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet, görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar verme, kamu görevlisine hakaret' suçlarından 4 yıldan 17 yıla kadar, diğer 4 avukat hakkında ise 'toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet, görevi yaptırmamak için direnme' suçlarından 2 yıldan 9 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Avukatlar ifadelerinde görevlerini ifa ederken haklarındaki suçları işlediklerini belirtirken, savcılık iddianamede söz konusu eylemlerin avukatlık görevi ile iligisinin bulunmadığına dikkat çekti.

Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı önünde geçtiğimiz günlerde toplanan ÇHD ve ÖHD üyesi bir grup avukat, DHKP-C operasyonunda tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması adliye içerisinde oturma eylemi yaparak pankart açmış, gruba polis ve güvenlik görevlilerinin müdahale etmesiyle çıkan arbede de avukatlar Erman Öztürk, Arman Yılmaz, Muhittin Köylüoğlu, Özgür Esen ve Halil Kocabaş gözaltına alınmıştı. Savcılık sorgularının ardından serbest bırakılan avukatlar hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Savcılık, avukat Muhittin Köylüoğlu hakkında 'toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet, görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar verme, kamu görevlisine hakaret' suçlarından 4 yıldan 17 yıla kadar, diğer 4 avukatın ise 'toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet, görevi yaptırmamak için direnme' suçlarından 2 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması için dava açtı. İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi'nin kabul ettiği iddianamede tek müşteki ise avukat Muhittin Köylüoğlu'ndan kendisini yaraladığı gerekçesiyle şikayetçi olan polis memuru Zeki Bakır.

ŞİŞLİ SAVCISI UYARILMALARINI İSTEDİ

İddianamede 18 Şubat günü adliyede yaşanan olay şöyle anlatıldı: Öğle saatlarinde şüpheli avukatlarında aralarında bulunduğu bir grup avukat adliyede toplandı. Avukatlar basın açıklamasını yaptıktan sonra, tutuklu meslektaşlarının tahliyeleri için dilekçe vermek gerekeçsi ile adliyenin C kapısından içeri girdi ve sloganlar atarak girişteki büyük meydan da toplandı. Bu esnada adliyenin 1. kattaki C/2 blokta bulunan korkuluklara birkaç avukat tarafından kırmızı zemin üzerine siyah renkte yazılmış 8 metre boyunda ve 2 metre eninde 'Devrimci avukatlar onurumuzdur, tuutklu avukatlara özgürlük' ibareli iki pankart asıldı. Bu pankart güvenlik görevlilerinin müdahalesiyle muhafaza altına alındı. Avukatların sloganlara devam etmeleri üzerine Şişli ilçesinin müracat savcısı tarafından, güvenlik güçlerine gösteri yapan avukatların uygun bir dille uyarılmaları, eylemlerine son verilmesinin ve dağılmalarını istenilmesi, aksi takdirde toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununun 32. maddesine göre işlem yapılaması talimatı verildi.

İDDİANAMEDEN: "AVUKAT KÖYLÜOĞLU BİR POLİSi YARALADI, ADLİYENİN CAMINI KIRDI"

İddianameye göre güvenlik görevlileri savcılığın talimatı üzerine gösteri yapan avukatların eylemlerine son vermesini istedi. Avukatlar dağılmak istemeyice, özel güvenlik görevlileri ile polis memurları tarafından grup dağıtılmak istendi. Bu esnada güvenlik görevlileri avukatların tekme ve yumruklarına maruz kaldı. Avukatlar ile polis arasında yaşanan arbede de nedeniyle şüpheli birkaç avukat yakalandı. Avukat Muhittin Köylüoğlu ise kendisini yakalayan polis memurlarına 'Sizin ananızı sinkaf ederim. Şerefsiz, faşist, satılmış köpekler' şeklindeki sözlerle hakaret etti. Bunun üzerine polis memuru Zeki Bakır duruma müdahale ederek avukat Köylüoğlu'nu polis aracına götürmek istedi. Ancak avukat Köylüoğlu, polise tekme ve yumruk atarak basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına neden oldu. Ayrıca avukat Köylüoğlu adliyeden ayrılırken otomatik çıkış kapısına tekme atarak kapının camlarını kırdı. İddianamede ifadelerine yer verilen şüpheli avukatların, avukatlık görevlilerini yerine getirirken bu suçu işledikleri belirtti. Savcılık ise söz konusu eylemlerin avukatlık görevi ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığına kanaat getirdi.05.03.2013

http://www.aksam.com.tr/guncel/adliyeyi-karistiran-5-avukata-dava/haber-174344
#455


Rekabet Kurumu'nun 12 büyük banka hakkında başlattığı "kartel" soruşturmasında karar çıktı. Rekabet Kurulu, hakkında soruşturma yürüttüğü 12 bankaya toplam 1 milyar 116 milyon 957 bin 468,76 lira ceza verdi.

Kurul, mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un "Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar" maddesinin ihlal edildiğini belirledi.

Rekabet Kurumu'nun internet sitesinden yapılan duyuruya göre, Türkiye'de faaliyet gösteren 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında anlaşma veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesini ihlal edip etmediğinin tespiti amacıyla yürütülen soruşturma tamamlandı.

Soruşturma, kredi kartı ihraç eden bankaların kredi kartı alışveriş ve gecikme faizi oranlarını da kapsayacak şekilde faiz oranlarını anlaşarak belirlediği iddiaları üzerine, Kurul'un, mevduat, kredi ve kredi kartı olmak üzere tüm faiz oranlarının birlikte belirlenip belirlenmediği yönünde başlattığı ön araştırma sonucunda açılmıştı.

CEZA YAĞDIRDI 

Rekabet Kurulu, hakkında soruşturma yürüttüğü 12 bankaya toplam 1 milyar 116 milyon 957 bin 468,76 lira ceza verdi.

Rekabet Kurulu;

Akbank'a 172 milyon 165 bin 155 lira,

Türkiye Garanti Bankası ve Garanti Ödeme Sistemleri ile Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık'a 213 milyon 384 bin 545,76,

Yapı Kredi Bankası 149 milyon 961 bin 870,

Türkiye İş Bankası'na 146 milyon 656 bin 400,

Finansbank'a 54 milyon 21 bin 410,

Halkbankası'na 89 milyon 691 bin 370,

Vakıflar Bankası TAO'ya 82 milyon 172 bin 910,

Ziraat Bankası'na 148 milyon 231 bin 490,

Denizbank'a 23 milyon 55 bin 396,

HSBC Bank'a 14 milyon 875 bin 404,

ING Bank'a 12 milyon 72 bin 792,

Türk Ekonomi Bankası'na 10 milyon 668 bin 726 lira idari para cezası verilmesini kararlaştırdı.

http://ekonomi.milliyet.com.tr/rekabet-kurulu-12-bankaya-ceza-yagdirdi/ekonomi/ekonomidetay/08.03.2013/1677962/default.htm



Rekabet cezaları ''ölçülü''

Rekabet Kurulu'nun 12 bankaya verdiği cezanın ölçülü olduğunu belirten uzmanlar, bankaları zora düşürecek bir durumun söz konusu olmadığını ifade ediyor.

İSTANBUL - Ümit Çevik/ Murat Birinci

Rekabet Kurulu'nun yürüttüğü soruşturma sonucu 12 bankaya toplam 1 milyar 116 milyon 957 bin 468,76 lira ceza vermesini AA muhabirine değerlendiren ING Portföy Genel Müdürü Tankut Taner Çelik, Rekabet Kurulu kararının İMKB Bankacılık Endeksinde ilk etapta bir düşüş getirebileceğini belirterek, buradaki olumlu noktanın cezaların en alt limitten verilmesi olduğunu söyledi.

Rhea Portföy Yönetimi Yatırım Komitesi Üyesi Cüneyt Paksoy, kararın birincil etki olarak negatif etkisinin olmadığını ve piyasanın beklentisi noktasında pozitif geldiğini söyledi.

İMKB Bankacılık Endeksinin haftaya olumlu başlayacağını da dile getiren Paksoy, en azından bankacılık sektörünün üzerindeki baskının kalktığına dikkati çekerek, belirsiz bir konunun açıklık kazandığına ve çok da negatif bir şekilde neticelenmediğine işaret etti.

Marbaş Menkul Değerler Araştırma Müdürü Üzeyir Doğan, cezalar konusunda gelen ilk rakamların gelirlerin yüzde 0,6'sı ile yüzde 1,5'i arasında olduğunu söyledi. Doğan, sektörün büyüklüğü ve daha önce ifade edilen rakamlar göz önünde bulundurulduğunda, bankaların Cuma günü başlattıkları yükselişleri bu haftaya da taşıması ya da en azından olumsuzluğu sınırlamasının beklenebileceğini kaydetti.

http://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/141633--rekabet-cezalari-olculu



Verilen ceza bankaları kızdırdı

Türkiye Bankalar Birliği'nden (TBB), Rekabet Kurulu'nun, 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında rekabeti ihlal ettiğine ilişkin kararının, bankalarda üzüntü, şaşkınlık ve hayal kırıklığı ile karşılandığını bildirdi.

TBB'den yapılan yazılı açıklamada, Rekabet Kurulu'nun 12 bankaya ceza vermesinin Türkiye Bankalar Birliği (TBB) tarafından tepkiyle karşılandığı belirtildi.

''Verilen kararın gerçekleri yansıtmadığı ve adaletsiz olduğu'' iddia edilen açıklamada, ''Rekabet Kurulu'nun, 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında rekabeti ihlal ettiğine ilişkin kararı, ülkemizin, rekabetin en yoğun yaşandığı ve en şeffaf sektöründe faaliyet gösteren bankalarımızda üzüntü, şaşkınlık ve hayal kırıklığı ile karşılanmıştır'' ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, bankacılık sektörünün, özel düzenlemeleri olan ve çok sayıda kamu kurumu tarafından denetlenen her faaliyeti kayıtlı, düzenli ve kontrole tabi bir sektör olduğu, geniş kitlelerle muhatap olduğu ve ekonomide merkezi bir role sahip olduğu kaydedildi.

Sektörün, yapısı gereği yüksek rekabet altında çalıştığı vurgulanan açıklamada, ''Rekabet Kurulu'nun kararı sektörün bu farklı yapısını hiç göz önüne almamıştır. Oysa bankacılıkta rekabet ihlali gibi nazik ve karmaşık bir konuda son derece hassas davranılması, bankacılık sektörünün düzenleyicisi ve denetleyicisi olan uzman kurumlar ile yakın ve konuya açıklık getirici işbirliği yapılması, sektörün özellikleri ile bu sektörden hizmet alanların davranış biçimlerinin tam olarak değerlendirilmesi beklenirdi'' görüşü dile getirildi.

''DELİL NİTELİĞİ TARTIŞMALI YAZIŞMALAR...''
Soruşturma ve karar aşamasında, bankaların işleyişinin ve özelliklerinin daha iyi anlaşılması için yeterli analizin yapılmadığının, ilgili uzman kurumların görüş ve önerilerinin yeterince dikkate alınmadığının anlaşıldığı savunulan açıklamada, ''Kararın temelini teşkil ettiği ileri sürülen, aslında delil niteliği tartışmalı yazışmalar, iktisadi hiçbir neden ve sonuçla da ilişkilendirilmediğinden ikna gücünden yoksundur. Var olduğu iddia edilen anlaşmaları, iktisadi gerçekler doğrulamamaktadır'' denildi.

''KARAR, BANKALAR TARAFINDAN YARGIYA GÖTÜRÜLECEK''
Mevduat ve kredi fiyatlamasında her zaman çok yoğun bir rekabet yaşandığı halde, bu alanlarda rekabetin sınırlandığı yönündeki kararın, bankacılık sektörünün yapısını anlamaktan çok uzak olduğu ve sektörün itibarını yok yere zedelediği iddia edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Rekabet Kurulu'nun kararı, gerçekleri yansıtmaktan uzak, tutarsız, hukuki dayanakları açısından adaletsizdir ve bu haliyle sektörde güvensizlik yaratmıştır. Bankacılığın itibarına zarar veren ve bankalar tarafından yargıya da götürülecek olan, henüz kesinleşmemiş bu idari kararın, yargı denetimi aşamasında, her yönüyle, geniş bir şekilde tekrar değerlendirileceğine inanılmaktadır.

Ayrıca sektör gerçeklerini yansıtmaktan uzak ve bu yüzden de temelden adaletsiz olan böylesi bir durumla bir daha karşılaşmamak amacıyla, ilgili mevzuatın, sektörün özelliklerini dikkate alır biçimde gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla, ilgili kurum ve kuruluşların da gözetiminde, mevzuatın yeniden düzenlenmesi için getirilecek öneriler üzerinde sektörün çalışmalara başlaması, TBB'nin gündemine alınmıştır.''

http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2013/03/09/rekabetin-cezasi-bankalari-kizdirdi



Tüketiciler Birliği Federasyonu: Bankalara, kişi başı 40 TL ceza verildi, cezalar az

İSTANBUL - Rekabet Kurulu'nun bankalara verdiği para cezasını değerlendiren Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; "bu karar, bankacılık sektörünün topyekûn, tüketici haklarını ihlâl ettiklerinin en somut kanıtıdır" dedi.

Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

Rekabet Kurulu tarafından bankalar hakkında yürütülen soruşturma sonunda, aralarında kamu bankalarının da bulunduğu on iki bankanın 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun 4. maddesini ihlâl ettikleri tespit edilerek, toplam olarak bir milyar yüzonaltı milyon dokuzyüzelliyedi bin lira para cezası verilmiştir.

Yıllardır Sürdürülen Mücadelede Önemli Gelişme
Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) çatısı altında örgütlenen ve uzun yıllardır tüketici hareketi içinde çalışmalarını yürüten bizler; 2007 yılı başından bu yana bankaların tüketici haklarına ilişkin saygısız, tüketiciyi yok sayan ve tüketici haklarını ihlâl etmekten çekinmeyen uygulamalarını kamuoyuna ısrarla duyurduk. Hak arayışımızın en somut yöntemi olan yargı yolu sıklıkla kullanılarak, 2007 yılından bu yana, bankaların hukuka aykırı uygulamalarını tespit eden yüzbinlerce yargı kararı verildi.

Bankacılık sektörünün müşterisi olan tüketicilerin sayısının çokluğu, ülkemiz hukuk sisteminde yargı kararlarının "emsal" olmakla birlikte, bir başkasının hakkının yerine getirilmesi için bağlayıcı nitelikte olmaması, hukuk düzenlemelerindeki kimi boşluklar ve her şeyden önemlisi sektörün kendisini hukukun üzerinde gören yaklaşımı nedeniyle tüketici-banka ilişkisi her geçen gün daha da gerginleşmiştir. Bir "güven kurumu" olması gereken bankalara karşı, tüketicinin güveni kalmamış; tüketici banka şubelerinin, ATM lerinin önünden geçmeye korkar hale gelmiştir.

Kamu, Görevini Yapmıyor, Tüketici Mağdur Olmaya Devam Ediyor
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı tarafından 2012/Temmuz ayında dile getirilen bankacılık uygulamalarındaki sorunların çözümü için hazırlanan yeni tüketici yasası taslağı, yasama organının önüne getirilememiş, her geçen gün bankaların mağdur ettiği tüketici sayısı artmaya devam etmiştir.

Sektörün düzenleyici ve denetleyicisi olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) nın kuruluş yasasında kendisine verilen, "tüketici hak ve çıkarlarını koruma" dışında her türlü görevini yerine getirdiği gözlemlenmekte, bir tebliğ yayınlayarak tüketicinin cebinden haksız yere para alınmasının engellenebileceği konularda, sessizlik tercih edilmiştir. BDDK nın ısrarlı sessizliği, tüketicileri artık şaşırtmamaktadır.

Ceza Miktarı Az, Ama Yine de Teşekkürler Rekabet Kurulu...
Bu ortam içinde Rekabet Kurulu tarafından yürütülen soruşturma sonucunda verilen mahkûmiyet kararı özel bir önem ve anlam taşımaktadır. Karar ile bankaların rekabeti engelleyici ve dolayısıyla tüketici haklarını ihlâl eden tutumlarının varlığı tespit edilmiştir. Karar tüketicileri sevindirmiş ve yıllardır yürütülen mücadelenin boşa olmadığını ortaya koymuştur.

Ancak verilen bir milyar yüzonaltı milyon dokuzyüzelliyedi bin lira para cezası, bankacılık hizmetlerini kullanan otuz milyon yurttaşımız için kişi başına kırk lira anlamına gelmekte, rekabetin engellenmesi ile elde edilen haksız kazancın büyüklüğü yanında hiçbir anlam ifade etmemektedir. Sadece kredi kart aidatı adı altında her yıl alınan iki milyar beşyüz milyon lira dikkate alındığında dahi verilen cezanın yeterli olmadığı görülmektedir.

Bankasını Seçemeyen Tüketicilerin Ülkesi
Rekabet Kurulu kararına konu olan "bankaların rekabeti engelleyici tutumları" yanında daha önemli olan sorun, ülkemiz tüketicisinin çalışmak istediği bankayı serbestçe seçme olanağının da bulunmamasıdır. Büyük çoğunluğunu ücretli kesimin oluşturduğu tüketiciler, ücretlerini banka üzerinden almakta, kendilerinin değil işverenlerinin seçtikleri bankanın müşterisi olmaktadırlar. Böylelikle ücretlerini almanın yanında kredi kartı, tüketici kredisi ve diğer bankacılık hizmetleri için zorunlu olarak ücretin yattığı bankayla çalışan tüketicinin serbestçe karar verme iradesi açıkça ihlâl edilmektedir.

Yok Aslında Birbirimizden Farkımız
Öte yandan bankaların uyguladıkları faiz oranları, aldıkları masraf ve komisyon miktarları neredeyse birbirinin aynıdır. Örneğin, halen dahi bugün itibariyle kredi kartına uygulanan faiz oranı, kredi kart hizmeti veren yirmi bankada da aynı miktarda uygulanmaktadır. Tüketici hangi bankanın kapısını çalarsa çalsın aynı oranlarla, miktarlarla karşılaşmaktadır.

Bankaları Boykot Edebilir miyiz?
Temel ve yaşamsal gıda ürünlerine zam yapıldığında, tüketiciden bu malları almayarak boykot etmesi istenmesinin uygulanabilir olmaması gibi yolu bir şekilde bankadan geçen, geçmek zorunda kalan tüketici için, banka hizmetlerini satın almamak da, yaşamın gerçekleri ile bağdaşmamaktadır.

Aynı şekilde tüketici haklarını ihlâl eden bankalar için kara listeler oluşturmaya ilişkin önerileri de, yaşama geçirilmesi olanaklı görünmemektedir.

Çözüm
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı'nın geçtiğimiz yıl Temmuz ayında yaptığı bankalarla ilgili açıklaması, tarafımızdan kuvvetli bir şekilde desteklenmiş, bankaları hizaya getirecek her türlü düzenleme için siyasi iktidarın yanında olduğumuz belirtilmiştir. Rekabet Kurulu kararı ile siyasi iktidarın eli daha da güçlenmiştir.

Yapılacak iş bellidir.
Siyasi iktidar tarafından yeni tüketici yasası taslağı TBMM. ne getirilmeli ve bankaların otuz iki ayrı kalemde aldıkları "deli dumrul haracı"nı engelleyecek hükümler en kısa zamanda yasalaştırılarak, tüketicinin cebine haksızca uzatılan bu eller kesilmelidir.

Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) konuyla ilgili tüm gelişmeleri yakından izlemekte ve her türlü katkıyı sağlamak için çalışmalarını sürdürmeye devam etmektedir.

http://www.dunya.com/mobi/news_detail.php?id=184428
#456
Merhabalar. Öncelikle geçmiş olsun. 23.7.2010 Tarih ve 6009 Sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle değişik 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 28 inci maddesinin "Karar ve ilam harcı" başlığını taşıyan (a) bendinin son hali şu şekildedir: "Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir. Şu kadar ki, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında peşin alınan harcın oranı yirmide bir olarak uygulanır. Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez." Bu hükme göre evet, harcı fazla yatırmışsınız. Bu maddeye atıf yapan bir dilekçeyle fazla harcın iadesi için mahkemeye müracaat edin. Muhtemelen mahkeme olumlu karar alacaktır. Bir avukatınız yoksa, avukat tutmanız da menfaatiniz gereğidir. Kolay gelsin...
#457
Merhabalar. Benzer bir soruya sitemizde verilmiş olan cevap, sizin sorunuzun cevabını da içeriyor: http://www.vekil.net/forum/soru-cevap-ve-yardimlasma-bolumu/ceza-yatari-nasil-hesaplanir/msg2661/#msg2661

Buna göre 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 107. maddesi gereğince eşiniz, verilen cezanın üçte ikisini infaz kurumunda çektiği takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilir. Bu aşamada avukat tutmanızın bir faydası olacağını zannetmiyorum. Allah kurtarsın/Allah kavuştursun...
#458
Merhabalar. Aşağıdaki linkte yer alan makale, konuyla ilgili tüm sorularınıza cevap verebilecek niteliktedir. Öğrenim hayatınızda başarılar...

http://web.deu.edu.tr/hukuk/dergiler/ilk/yil2sayi2/yil2sayi2/koc7.pdf
#459
SPK, Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) Elektronik Genel Kurul Sistemi'nin uygulanmasına ilişkin duyuru yayımladı. Buna göre İMKB Ulusal Pazar ve Kurumsal Ürünler Pazarında hisse senetleri işlem gören şirketler için elektronik genel kurul zorunlu, payları MKK'da kayden izlenen borsa kotunda bulunmayan diğer şirketler (İMKB İkinci Ulusal Pazarı, Serbest İşlem Platformu, Gözaltı Pazarı, Gelişen İşletmeler Piyasası) içinse bu aşamada elektronik genel kurul zorunluluğu bulunmadığı bildirildi. Zorunluluk olmamasına rağmen bu kapsamdaki dileyen şirketler genel kurullarını elektronik ortamda da yapabilecekler. SPK duyurusu şu şekilde:

T.C.
BAŞBAKANLIK
Sermaye Piyasası Kurulu

Sayı : 29833736 -199 - 21/02/2013
Konu : Elektronik Genel Kurul Uygulaması Hk.

ELEKTRONİK GENEL KURUL SİSTEMİ'NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN DUYURU

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun (SPKn) yürürlüğe girmesi sonrasında Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş. (MKK) tarafından payları kayden izlenen ortaklıkların elektronik genel kurul yapmalarına ilişkin olarak:
a) Payları borsaya kote şirketler (Ulusal Pazar ve Kurumsal Ürünler Pazarı) için:
i) Fiziki genel kurul yanında zorunlu olan elektronik genel kurul uygulamasına devam edilmesi ve SPKn'nun 30 uncu maddesi kapsamında payları borsaya kote şirketlerin elektronik genel kurullarının MKK tarafından sağlanan elektronik ortam üzerinden gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
ii) 28.08.2012 tarih ve 28395 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Gümrük ve Ticaret Bakanlığının "Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik"inin Geçici 1'inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan hüküm kapsamında; konuya ilişkin esas sözleşme değişikliklerinin ilk genel kurulda yapılacak olması, hak sahiplerinin genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılmaları için gerekli olan sistemin kurulması ve hak sahiplerine elektronik ortamda katılma imkanının sağlanması zorunluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.
b) Payları MKK'da kayden izlenen borsa kotunda bulunmayan diğer şirketler (İMKB İkinci Ulusal Pazarı, Serbest İşlem Platformu, Gözaltı Pazarı, Gelişen İşletmeler Piyasası) için:
i) Bu aşamada elektronik genel kurul zorunluluğu bulunmamaktadır.
ii) İsteğe bağlı olarak elektronik genel kurul yapmak isteyen şirketler MKK sistemi aracılığı ile MKK ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın ilgili düzenlenmelerine ve duyurularına uymak suretiyle genel kurullarını elektronik ortamda yapabileceklerdir.
Bilgi edinilmesi rica olunur.

http://kap.gov.tr/yay/Bildirim/Bildirim.aspx?id=261558
#460
Taşınmazınız hisseli mülkiyete konu anlaşılan. Diğer hissedarlar izalei şüyu (ortaklığın giderilmesi) davası açmış olabilir. Böyle bir dava açılmışsa ve bu payları satın almazsanız, taşınmaz icra yoluyla satışa çıkartılır. Konu ciddi. Buradan daha detaylı bilgi edinebilirsiniz: www.vekil.net/forum/soru-cevap-ve-yardimlasma-bolumu/arsa-satisi/