Haberler:

Hukuk Forumumuza Hoşgeldiniz

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#521
Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın vefatının normal bir şekilde mi, yoksa zehirlenme sonucu mu gerçekleştiği tartışmaları, biteceğe benzemiyor.

Defninden 19 yıl sonra mezarı açılarak tahlil için vücudundan alınan örneklerle ilgili olarak yapılan açıklama, Turgut Özal'ın vefatından beri kamuoyunda dillendirilen söylentilere son vermek yerine, belki de artmasına vesile olacak.

Adli Tıp Kurumu'nun, çalışmalarından sonra yaptığı 'zehir var ama zehirlenme olup olmadığı konusunda bir şey söyleyemeyiz' şeklindeki doyurucu(!) açıklamaya kadar, biraz olsun ümit vardı oysa.

Aradan 19 yıl geçmiş olduğu için, kesin ölüm sebebinin anlaşılmasının artık mümkün olmadığı ve eğer vaktiyle otopsi yapılmış olsaydı, kesin ölüm sebebi hakkında bilgi sahibi olunacağı da, açıklamanın detaylarından...

Zehirlenme iddialarının sebebi, kalp krizi geçirdiği sırada ağzından köpük geldiği rivayeti idi. Ancak zehir ve zehirlenme tartışmaları arasında esas mesele güme gidiyor gibi. Çünkü esas mesele, bir zamanlar Türkiye Cumhuriyeti'nin en yüksek makamının başında olan Turgut Özal'ın sağlığı konusunda hazırlıklı olunup olunmadığı ve vefatına gereken ilginin gösterilip gösterilmediği ile alakalı.

Yıllardan beridir, devlet erkanı ile birlikte görmeye alıştığımız bir sürü araçtan oluşan konvoyları düşündüğümüzde, hemen her ihtimale karşı tedbir alındığını varsayabiliriz.

Oysa, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde günün erken saatlerinde rahatsızlanan ve burada bir müddet bekletildikten sonra ambülans benzeri bir araçla, geliyoruz diye haber verilen hastaneye değil de, bir başka hastaneye kaldırılan ve orada vefat eden bir Cumhurbaşkanı'ndan bahsediyoruz. Dahası, vefatı sonrasında otopsi bile yapılmamış olmasından...

Rahatsızlanan ve kendisine konutunda müdahale edilemeyen bir Cumhurbaşkanı...

Koskoca köşkte bir sağlık ekibi bile mi yoktu, neden?

Özal, rahatsızlandıktan sonra, station wagon türü eski-püskü bir araçla hastaneye götürülüyor.

Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde neden cankurtaran yoktu?

Rahatsızlandı getiriyoruz diye GATA'ya haber veriliyor. Ama nedense etrafta dolaştırılıp, Hacettepe'ye götürülüyor.

Ciltler dolusu mevzuatı olan bir ülkeyiz. Köşkte iken rahatsızlanan cumhurbaşkanları için ne yapılacağına dair bir mevzuat olmaması mümkün mü?

Tamam, vadesi yetti ve Özal vefat etti. İyi de, gerektiğinde sıradan insanlara bile otopsi yapıldığı halde, Özal'a niçin otopsi yapılmadı acaba?..

Rahmetlinin aile fertlerinin iddiaları ve bunlarla ilgili olarak yaptıkları ve yapmadıkları da ayrı bir tartışma konusu...

Vefatı sonrası alınan bir tutam saç teli ve bir tüp kan meselesi... Kan tüpünün kırıldığı gibisinden rivayetler var, ama uzmanlar, saç telleri üzerinde gereken tetkikler yapılmış olsaydı, zehirlenme iddiaları kesin olarak aydınlatılabilirdi diyorlar... Bu, saç telleri elde ise şayet, halen mümkün.

Soruşturmada cevabı aranan soru, sadece zehirlenme olup olmadığı değil...

Zehirlenme var ya da yok... Peki ama o gün orada yaşananlar normal miydi?.. Olup bitenlerin normal olmadığını, Devlet Denetleme Kurulu'nun 'yaşananlar akıl tutulmasıdır' yorumu ortaya koyuyor.

Bu akıl tutulmasının nasıl olup ta olabildiğinin izahını yapmak gerek...

Cumhurbaşkanlarının sağlıklarının korunması yönünde tedbirler öngörmüş olması gereken devlet, o gün neredeydi?

Özal'ın vefat ettiği o gün, devlet tatilde miydi?

Ya da derin olanı mı işbaşındaydı?..

19 yıldır tartışılıyor bu mesele, daha yıllarca da tartışılacak anlaşılan...

Ekrem Kızıltaş - Haber7
http://www.haber7.com/yazarlar/ekrem-kiziltas/965615-ozalin-vefat-ettigi-gun-devlet-tatilde-miydi
#522
KADİR KÖKTEN - İSTANBUL

İstanbul Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu, rüşvet iddiaları üzerine harekete geçti. Bu kapsamda 6 ay içinde icra dairelerinde görev yapan personelin yüzde 60'ının yeri değiştirildi. Yeni atamalarla büyük bir iyileşme sağlandığını ifade eden Avukat Yusuf A., "Böylelikle rüşvet büyük oranda azaldı." dedi.

Yargının yumuşak karnı olarak nitelenen icra daireleriyle ilgili rüşvet iddialarını ortadan kaldırmak için harekete geçildi. İstanbul Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu, icra daireleri hakkında gelen şikâyetleri sıkı takibe aldı. Bu şikâyetler üzerine son 6 ayda İstanbul Adliyesi'ndeki 37 icra-iflas müdürlüğünde görev yapan personelin yüzde 60'ının yerleri değiştirildi. Elden iş takibini azaltmayı da hedefleyen komisyon, bu amaçla İcra Tarama Merkezi kurdu. Burada 13 milyon icra dosyası taranarak dijital ortama aktarılacak. Çalışma sonunda arşivdeki 11 milyon dosya da dijital erişime açılacak. Böylece işleyişi yavaşlatan; dosya inceleme, arşivden dosya çıkarma gibi işlemler, dijital ortamda hızlı bir şekilde yapılabilecek.

Avukatlar, gelişmelerden memnun. Değişimle birlikte rüşvetin azaldığını belirten Avukat Serkan Y., daha önce bazı icra dairelerinde her işlem için bir tarife belirlendiğini anlatıyor. Dosya kaydetmek için 1 lira, arşivden dosya çıkarmak için de 10 TL rüşvet istendiğini ifade ediyor. Avukat Yusuf A. da, "Özellikle toplu icra takibi açılacağı zaman, personel dosya başına para istiyordu." diyor. Son atamalardan sonra ise büyük bir iyileşme sağlandığını belirtiyor: "Şu an büyük oranda rüşvete tenezzül edilmiyor. Yapılan değişikliklerle birlikte rüşvet de büyük oranda azaldı."

İstanbul Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu, icra dairelerinde rüşvet iddiaları üzerine önemli adımlar attı. İlk olarak İstanbul Adliyesi'ndeki 37 icra-iflas müdürlüğünde görev yapan her 10 personelden 6'sının görev yeri değişti. Avukatlar, yeni atamalarla rüşvetin azaldığını belirtiyor. Avukat Yusuf A., "İşiniz için icra dairesine gittiğinizde memur, 'İşim var, sonra yaparım' diyebiliyordu. Özellikle toplu icra takip açılacağı zaman, dosya başına para istiyordu personel. Örneğin dosyanıza 2200 TL yattı. Tahsile gittiğiniz zaman icra müdürü 2000 TL veriyor. '2200 liraydı alacağım para' dediğinizde 'Yetmedi mi?' karşılığını veriyordu." sözleriyle yaşadığı sıkıntıyı anlatıyor. Ancak yeni yapılan personel atamalarıyla icra dairelerinde ciddi bir iyileşme olduğunu belirtiyor. Rüşvetin de büyük oranda azaldığını vurguluyor.

Avukat Gökhan A. da şahit olduğu bir rüşvet olayını şöyle anlatıyor: "Meblağı hayli yüksek bir icra takibini sonuçlandırmıştık. Dosyaya konulan teminat miktarını paraya çevirip alacaktık. İcra müdürü bizi arayıp, çantaya doldurduğu parayı ofisimize getirdi. Tabii ofise kadar getirdiği paradan 5 bin lira kendisine ayırmıştı. Maalesef böyle olaylar sıklıkla yaşanıyor icra dairelerinde. Son aylarda yapılan uygulamalarla bu durum değişmeye başladı. Yeni atanan icra müdürleri ve memurlar işlerini yapmaya çalışıyorlar. Ancak rüşvetin tamamen bittiğini söylemek mümkün değil maalesef." Avukat Serkan Y. ise rüşvetin üzerine yeni yeni gidilmeye başlandığını savunuyor. Rüşvetin yargıya olan güveni derinden sarstığının altını çizerek, "Sarsılan bu güvenin tamiri için çok gayret edilmesi gerekiyor." çağrısında bulunuyor.

13 MİLYON İCRA DOSYASI DİJİTAL ORTAMA AKTARILIYOR

Adalet Komisyonu, yeni atamaların yanı sıra icra müdürlüklerindeki iş yükünü azaltmak amacıyla İcra Tarama Merkezi'ni kurdu. Tarama merkezinde görev yapmak üzere 27 personel görevlendirildi. İstanbul Adliyesi'ndeki 34 adet icra müdürlüğü ve 3 adet iflas müdürlüğündeki dosyalar, bu merkezde taranarak dijital ortama aktarılıyor. Niteliği açısından önem arz eden dosyaların taranması işlemine ilgili icra dairesinden bir memurun katılımı da sağlanıyor. Bu çalışma derdest 2 milyon dosyanın taranmasının ardından arşivdeki dosyaların taranması ile devam edecek. Arşivde bulunan 11 milyon dosya da taranarak dijital erişime açılacak. Böylece icra dairelerinde işleyişi yavaşlatan; dosya inceleme, arşivden dosya çıkarma ve evraktan suret alma gibi işlemler dijital ortamda yapılabilecek.

Öte yandan, Başbakanlık'ta imza bekleyen Personel Atama ve Nakil Yönetmeliği'nde yapılacak değişiklikle, icra müdürleri ve yardımcıları, disiplin yönünden cumhuriyet başsavcılığına bağlanacak. Başsavcılık bünyesinde soruşturma ve disiplin büroları kurulacak. Böylece disiplin soruşturmalarının daha kısa sürede tamamlanması ve daha etkili sonuçlanması sağlanacak.

http://www.zaman.com.tr/son-dakika/icra-dairelerinde-rusvet-avi/2029541.html


VATAN GAZETESİNDE KÖŞE YAZISINA KONU OLMUŞTU

Daha önceden bu konu, özellikle mesleğe yeni adımını atan stajyer avukatlarca sıklıkla gündeme getirilmiş, o kadar ki, bir stajyer avukatın mektubunu Vatan Gazetesi köşe yazarlarından Mustafa Mutlu köşesine TAŞIMIŞTI. Umarız bu konunun üzerine ısrarla gidilir ve alınacak tedbirlerle sorun kısa sürede çözülür...
#523


Bülent AYDOĞDU / VATAN İSTİHBARAT

Şego Aşireti'nin kızı Güldünya Töner'in acı hikayesi, Bitlis'in Muktieller Köyü'nde başladı. 22 yaşındaki Güldünya teyzesinin oğlu Servet'in tecavüzüne uğradı. Güldünya, karnı büyüyene kadar gerçeği gizledi. Aile öğrenince Güldünya'ya "Tavana ip asıp intihar et, namusumuz temizlensin" denildi. Buna karşı çıkan Güldünya, çaresizce kendisine tecavüz eden Servet'e ikinci eş olarak gitti. Ancak tehditlerden korkan Servet, 2 eşini ve 4 çocuğunu bırakıp köyü terketti. Ortada kalan Güldünya, İstanbul'a kaçtı ve Bitlis'te 17 yıl imamlık yapan Alaattin Ceylan'ın evine sığındı. Burada doğum yapan Güldünya, oğluna Umut adını verdi. Ancak Güldünya'yı Küçükçekmece'de bulan kardeşleri, sokak ortasında vurdu.



Yaralanan Güldünya, Bakırköy Devlet Hastanesi'nde tedaviye alındı. Kardeşleri ise refakatçi gibi içeri girip hastane odasındaki genç kadını silahla öldürdü. Güldünya'nın hayatı, 7 yıl önce 22'sinde sona erdi. Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne çıkarılan iki kardeşten Ferit tören 15 yıl hapis cezasına, İrfan tören ise müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Umut bebek ise devlet korumasına alındı. Sahte kimlikle 7 yıl boyunca kaçan 38 yaşındaki Servet Taş, Güldünya 'nın babası tarafından Sultanbeyli 'de 14 Kasım 2011'de kurşun yağmuruna tutularak öldürüldü. Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde "Tasarlayarak adam öldürmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan Şerif Tören'in dünkü davasından önce ise adliye önünde olaylar çıktı. Duruşma öncesi adliye bahçesinde karşı karşıya gelen taraflar, sopa ve bıçaklarla birbirlerine saldırdı. Birbirine öldüresiye vuran taraflara müdahalede yetersiz kalan adliye polisi, çevik kuvvetten yardım istedi. Kısa sürede büyüyen kavga sonucunda, 7'si ağır, 30 kişi yaralandı.

www.youtube.com/watch?v=Lt_7rr3QCA8

http://haber.gazetevatan.com/guldunya-davasinda-ortalik-karisti/499031/7/Ya%C5%9Fam
#524


Belçika'da yayımlanan Fransızca gazeteler ile Google arasında 6 yıldır süren telif konusundaki çekişmede anlaşmaya varıldığı bildirildi.

Google şirketi ve gazetelerin temsilcileri tarafından yapılan ortak açıklamada, yasal işlemlerin sona ermesi, onun yerine ticari ortaklık kurulması konusunda anlaşmaya varıldığı belirtildi.

Sözü geçen gazeteler, 2006 yılında Google'a makale ve haberlerini izinsiz ve telif hakkı ödemeden kullandığı gerekçesiyle tazminat davası açmış, Mayıs ayında da Belçika Yüksek Mahkemesi gazetelerin davayı kazandığını onaylamıştı.

Bunun üzerine Google, bu gazeteleri arama sonuçlarında engellemiş, ancak bir süre sonra çekişmeden vazgeçerek, gazetelerin makalelerini yayınlamak için gereken yasal izni almıştı.

Taraflar ayrıca, reklamlarla birbirlerinin hizmetlerini tanıtmak konusunda da anlaştı.

Kaynak: AA
http://www.haber7.com/polemik/haber/964162-belcikali-gazetelerin-google
#525


Üsküdar Adliyesi'nde bir yaralama olayının duruşmasının ardından tarafların yakınları birbirine girdi. Yaklaşık 100 kişinin, sopalı, taşlı, bıçaklı kavgasında 1 kişi öldü, 4 kişi yaralandı. Olaylarda 37 kişi gözaltına alındı.

http://www.youtube.com/watch?v=PhgO8KHwDhY#

Edinilen bilgiye göre olay Nuhkuyusu Caddesi üzerinde bulunan Üsküdar Adliyesi önünde ve ara sokaklarda meydana geldi.

Erzurum'un Hınıs ilçesinde yaşayan iki ailenin fertlerinden biri geçen yıl Sancaktepe'de bıçaklanarak yaralandı. Olayın tutuklu failinin yargılanmasına Üsküdar Adliyesi'nin Bağlarbaşı binasına başlandı.

DÖVE DÖVE ÖLDÜRDÜLER

Sakin geçen duruşmanın ardından taraflar adliye çıkışında önce tartıştı ardından da kavgaya tutuşarak birbirlerini kovalamaya başladı. Ellerinde bıçaklar ve sopalar olan şahıslar, cadde üzerinde kavga etmeye başladı. Olayı gören vatandaşlar durumu hemen polis ekiplerine haber verdi.

Yaklaşık 100 kişilik grup yol ortasında birbirlerine sopalarla öldüresiye vurdu. Olay sırasında Yılmaz Karaağaç isimli şahıs bıçaklanırken, Sinan Algemi, Sertaç Algemi, Mehmet Emin Levent ve Kutbettin İnce isimli şahıslarda darp sonucu yaralandı.>

Yaralılar akrabaları tarafından özel araçlarla çevredeki hastanelere kaldırıldı. Yaralılardan Yılmaz Karaağaç aldığı 5 bıçak darbesiyle kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Ekipler kavga eden tarafları ayırmakta güçlük çekti. Adliye çevresinde bir süre ellerinde sopalarla dolaşan şahıslar, takviye polis ekiplerinin gelmesiyle gözaltına alındı. Konuyla ilgili 37 kişi gözaltına alınırken polis ekipleri, geniş çaplı soruşturma başlattı.

SOPALI, BIÇAKLI KAVGA GÜVENLİK KAMERASINDA

Öte yandan yaşanan sopalı ve bıçaklı kavga çevrede bulunan bir işyerinin güvenlik kamerası tarafından saniye saniye kaydedildi. Kameralara yansıyan görüntülerde, cadde üzerinde yaşanan kovalamacada, ellerinde sopalar olan şahıslar, birbirlerine öldüresiye vuruyor. Yere düşen 2 kişiye, karşı gruptaki şahıslar sopalarla vurmaya devam ediyor.

Yerde kalan 2 kişiyi bırakan şahıslar, kaçan diğer şahısları kovalıyor. Yerdeki yaralı şahıslar, çevredeki vatandaşlar tarafından durdurlan taksilerle hastanelere kaldırılıyor. Görüntülerde polis ekiplerinin olay yerine gelmesinin ardından, kavga eden grubun kaçmaya çalıştığı kameralar tarafından kaydediliyor.

Kaynak: DHA
http://www.haber7.com/3sayfa/haber/964829-adliye-onunde-olduresiye-dayak-1-olu-4-yarali


Adliye önündeki savaşa 27 tutuklama

Üsküdar Adliyesi önünde iki aile arasında çıkan ve 1 kişinin ölümüyle sonuçlanan kavga sırasında gözaltına alınan 28 kişiden 27'si çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı.

Üsküdar Adliyesi'nde görülen bıçaklı yaralama davasının ardından taraflar adliye önünde sopa ve bıçaklarla birbirlerine girmişlerdi.

Olayda Yılmaz Karaağaç (34) hayatını kaybederken, Sinan Algemi(32), Sertaç Algemi(42) ve Emin Levent(35) yaralandı.

Polis tarafından kavganın ardından başlatılan soruşturmada kavgaya karıştığı tespit edilen 22 kişi Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından yaşı küçük olduğu iddia edilen 6 kişi de Çocuk Şube Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıştı. Şüphelilerle birlikte 23 sopa ile 5 bıçak ele geçirilmişti. Poliste yapılan sorgularının ardından adliyeye gönderilen 28 kişi savcılıktaki sorgularının ardından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkeme de verdikleri ifadelerinde polisteki ifadelerini tekrar ettikleri öğrenilen şüphelilerin öldürme ve yaralama olayı hakkında bir bilgilerinin bulunmadığını söyledikleri öğrenildi. Mahkeme ifadeleri tamamlanan 28 şüpheliden 27'sini tutuklanmasına karar verdi. Karanın ardından 27 kişi cezaevine gönderildi.

http://www.aksam.com.tr/adliye-onundeki-savasa-27-tutuklama--155297h.html
#526


İstanbul Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Genelkurmay Başkanlığı'ndan muhtıra yediğini öne sürerek, "Ne söyleyip söylemeyeceğimi Genelkurmay'dan öğrenecek değilim, otursunlar oturdukları yerde dedim ve konuyu kapattım" dedi. Doç. Dr. Kocasakal, iktidarı eleştirirken de "Bu iktidar taşeron görevi yapıyor" diye konuştu.

CHP Uşak İl Başkanlığı tarafından düzenlenen 'Hukukun Üstünlüğü, Demokrasi ve Anayasa' konulu panele konuşmacı olarak katılan İstanbul Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Genelkurmay Başkanlığı'ndan muhtıra yediğini öne sürerek, "Ne söyleyip söylemeyeceğimi Genelkurmay'dan öğrenecek değilim, otursunlar oturdukları yerde dedim ve konuyu kapattım" dedi. Doç. Dr. Kocasakal, iktidarı eleştirirken de "Bu iktidar taşeron görevi yapıyor" diye konuştu.

Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen panele konuşan İstanbul Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Silivri'deki mahkemenin adil bir mahkeme olmadığını ileri sürdü. Kocasakal, şöyle dedi:

"Oradaki kürsüde oturanları hakim ve savcı olarak kabul etmiyorum. Yapılanı yargılama olarak görmüyorum. Ortaya çıkacak sonucu da hüküm olarak kabul etmiyorum. Oradayken benim hakkımda da Baro Başkanı olarak avukatlarla görüştüğüm için tutanak tutmuşlar. İstedikleri kadar tutsunlar. Onlar hakkındaki ilgili tutanağı halkımız ve tarih tutuyor. O tutanağın gereği de yapılacak. Kağıttan kaplanlar aslında gerçekten de öyleler. Siz geri gittikçe üstünüze geliyorlar. Bir yerde durduğunuzda da duruyorlar. Ne oldu ifadeye çağırdılar bizi Silivri'den biz de 'Hukuksuzluğa teslim olmuyoruz ve gelmiyoruz' dedik. Eğer alabiliyorsanız gelin alın. Hiçbir şey yapamadılar. Çünkü hukuksuz olduklarını biliyorlar."

"TÜRK İNSANINI DİZİ MANYAĞI YAPTILAR"

Türkiye'de yaşanılan her şeyin yalanlar üzerine oturtulduğu görüşünü savunan Doç. Dr. Kocasakal, "Türkiye'de kavramlar alt üst edildi. Öyle büyük bir operasyon ki büyük bir ustalıkla kavramların içi boşaltılıyor. Kahramanlar hain, hainler kahraman haline getiriliyor" dedi. Bunun büyük bir psikolojik operasyon olduğunu kaydeden Doç. Dr. Ümit Kocasakal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Günümüzde işgaller artık sinsice zihinlerde yapılıyor. Zihinler işgal edilerek demokrasi, özgürlük, barış, kardeşlik gibi kavramların içi boşlatılarak, adeta kurdun üzerine giydirilen kuzu postu gibi kavramlar eşliğinde zihinler işgal ediliyor. Toplumun genleri ve genetikleri ve değerleriyle oynanarak tek bir kurşun atmadan o ülke işgal ediliyor. Bu açıdan bakarsak şu anda Türkiye işgal altında bir ülkedir. Türk insanını dizi manyağı yaptılar. Bu bir dizi bombardımanı. Türk halkı bu dizilere ustalıkla ve ahlaksızca serpiştirilen tecavüz sahnelerinden keyif alan bir halk mıdır? Ama insanlarımızı bu hale getirdiler. Ondan sonra da diyorlar ki Türkiye muhafazakarlaşıyor. Bu nasıl muhafazakarlaşmadır? Onların anladığı 'Muhafazai Kar'. Türk halkının saf ve naif duyguları aslında siyah beyaz Türk filmleridir. Ailelerin çocuklarına bu filmleri izletmesini istiyorum."

"KURGULU İKTİDAR"

Ak Parti iktidarını 'kurgulu ve kurulmuş bir iktidar' diye niteleyen Doç. Dr. Ümit Kocasakal, "Bu iktidar taşeron görevi yapıyor. Türkiye'yi dönüştürme, rejimi değiştirme ve bölge planlarının taşeronu. Bunlar ihale kanunlarında 23 kez değişiklik yaparak önce Cumhuriyet'in bütün kazanımlarını satıp, kendi yandaşlarına peşkeş çekmek suretiyle kendi yeni yetme zenginini yarattı. İkinci olarak da kendi devletlerini yarattılar" dedi. Doç. Dr. Kocasakal, bunun bir örneğinin Naziler olduğunu belirterek, "Şu anda tam bir parti devletiyiz. Bu sürece gelmede ihanetlerin birleşmesi var. Bunun içinde hiç suçu olmayan kesim de halktır. Halk burada dolandırılmış durumdadır. Ama halk bunu anladığında tepkisini ABD, Pensilvanya ve Washington'da bile duyacak. Ayrıca ülkemizde o kadar çok hukuksuzluk yaşanıyor ki, 103 hukuk fakültesi ve bunların dekanları var. Ne yapıyorlar, hiçbir şey. Hepsine yazıklar olsun" diye konuştu.

"YENİ ANAYASAYA GEREK YOK"

Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacının olmadığını, yeni anayasanın yeni devlet kurulurken yapıldığını anlatan Doç. Dr. Kocasakal, sözlerini şöyle tamamladı:

"Yeni bir Anayasa ne zaman yapılır? Yeni bir devlet kuruluyorsa, rejim değişiyorsa, devrimden sonra veya karşı devrimden sonra yaparsınız. Türkiye'de hangisi var da yeni bir anayasa yapılıyor. Bugüne kadar 118 maddesini değiştirdiler. Anayasamız size yeni bir anayasa yapma hakkını hukuken vermiyor. 10 senedir siz iktidarınızı bu anayasaya göre yürütürken gayri meşru ve darbe anayasası olmuyordu da şimdi mi darbe anayasası oldu? Bu mantıkla bakacak olursak her seçimden sonra gelen iktidar yeni bir anayasa yapsın. Ne kadar güzel ya. Anayasa sihirli bir değnektir. Bu emperyalizmin bir talebidir."

Kaynak: DHA
http://www.haber7.com/siyaset/haber/965498-kocasakal-bu-iktidar-taseron-gorevi-yapiyor
#527
Trabzon Barosu tarafından düzenlenen "Edinilmiş mallara katılma rejimi ve aile konutu" konulu semineri aşağıdaki videolardan parçalar halinde seyredebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=up9ZanXyS-M#

http://www.youtube.com/watch?v=B0PZD8NqfMo#

http://www.youtube.com/watch?v=H3NIxEmjmsc#

http://www.youtube.com/watch?v=dE5shHvXkjw#

http://www.youtube.com/watch?v=PdNqsQecoes#
#528
Trabzon Barosu tarafından düzenlenen Hukuk Muhakemesi Kanunu-Uygulamanın Değerlendirilmesi Seminerini aşağıdaki videolardan parçalar halinde seyredebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=BaZ4ktRMbB0#

http://www.youtube.com/watch?v=Jn2iHQGwoFw#

http://www.youtube.com/watch?v=csitDvplndI#

http://www.youtube.com/watch?v=0LBfDSm372w#

http://www.youtube.com/watch?v=zj6bvoo5ytc#
#530
Kentsel dönüşüm ve 2B arazileriyle ilgili yaşanan hukuki sorunlar ve davalara dair Trabzon Barosu tarafından organize edilen faydalı bir semineri aşağıdaki videolardan parçalar halinde seyredebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=nnKJD3eatq8#

http://www.youtube.com/watch?v=L4kqZI19ybw#

http://www.youtube.com/watch?v=KnxLmw3ZMkA#

http://www.youtube.com/watch?v=X0PmzsCs54M#

http://www.youtube.com/watch?v=i6NbjGYbd1U#

http://www.youtube.com/watch?v=YoEUV0_5o6s#

http://www.youtube.com/watch?v=QaszVw23IWo#
#531
Avukat ücret sözleşmesinden doğan sorunlar ve hukuki sonuçlarının anlatıldığı ve avukat ücret sözleşmesini geçersiz kılan hususlara işaret edildiği Trabzon Barosu'nun organize ettiği faydalı semineri aşağıda parçalar halinde seyredebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=ZJ2vdoxLcIk#

http://www.youtube.com/watch?v=OT2KJcDmQnM#

http://www.youtube.com/watch?v=ZvUBCw_NSZQ#

http://www.youtube.com/watch?v=Jnr0OoSTQqk#

http://www.youtube.com/watch?v=x9cHqfppcx0#

http://www.youtube.com/watch?v=k5iuydzaTuo#
#532
Türkiye'nin ilk ve halen tek olan Hukuk Müzesi, Türkiye Barolar Birliği tarafından 2006 yılında açılmıştır ve TBB Hizmet Binası'nda faaliyetine devam etmektedir. Hukuk Müzesi'nin tanıtım videosu aşağıdadır:

http://www.youtube.com/watch?v=Ayx3k6QKKI0#
#533
Karanfil Sok. No: 5/62 Kızılay/Ankara adresinde faaliyet gösteren Türkiye Barolar Birliği'ne ait Av. Prof .Dr. Faruk Erem Avukat Evi'nde avukatların ücretsiz olarak yararlanabileceği hizmetlerin tanıtımı için aşağıdaki videoyu seyredebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=GhtTyn9NdpU#
#537
ÇAĞLAR AVCI

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın şüpheli ölümüyle ilgili Adli Tıp Kurumu'nun hazırladığı rapor tamamlandı. Raporda, Özal'ın vücudunda zehire rastlandığı ancak ölüm sebebinin zehirlenme olup olmadığı konusunda ortak kanaate varılamadığı belirtildi.

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümüyle ilgili Adli Tıp raporu tamamlandı. Alınan bilgilere göre, hazırlanan rapor, dün 1. İhtisas Kurulu'nda imzaya açıldı. Rapor, bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na ulaştırılacak. Özal'ın vücudunda zehire rastlandığı ancak ölümünün zehirden kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair kesin bir ifade olmadığı öğrenildi. Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce, 'ölüm nedeninin zehirlenme olmadığı' yönündeki iddiaları kabul etmedi. İnce, Özal'ın vücudunda zehire rastlanıldığını fakat ölüm nedeninin zehir olup olmadığı konusunda uzmanlar tarafından görüş birliğine varılamadığını belirtti. Özellikle kurumdaki bazı uzmanların 'zehir var ama bu, zehirlenme var demek için yeterli değil' tezini savunmasının ortak bir kararın çıkmasına engel olduğu bildiriliyor. 

Turgut Özal'ın naaşı, soruşturma kapsamında 2 Ekim'de Topkapı'daki mezarından çıkarılmış ve 5 Ekim'de yeniden defnedilmişti. Adli Tıp Kurumu, Özal'ın cenazesinden, mezar toprağından, mezarın içindeki sudan ve mezarlığın değişik yerlerinden aldığı örnekler üzerinde inceleme yapmıştı. Detaylı incelemeler sonrası hem İstanbul hem de Ankara Adli Tıp kurumları cesette 4 çeşit zehir tespit etmişti. Bu arada merhum Özal'ın oğlu Ahmet Özal tartışmalı rapora twitter üzerinden isyan etti.

Ahmet Özal, Adlî Tıp raporuna isyan etti: 'Derin' yapı devreye girdi, yazıklar olsun!

Kerkük'te olduğu öğrenilen Turgut Özal'ın büyük oğlu Ahmet Özal, Adlî Tıp Kurumu'nun raporunu ağır bir dille eleştirdi. Özal, twitter hesabında şu ifadeleri kullandı: "Dediklerim hep doğru çıkıyor. (Zehir var ama zehirlenme olmayabilir) Ne kadar komik! Günlerden beri söylüyorum; bu konuyu sulandıracaklar. Çünkü 'derin' yapılanma görevde ve hükümet de cesaret edemedi. Yazıklar olsun! Ne 1993'teki Uğur Mumcu cinayeti, ne diğerleri artık takip edilmeyecek. Balyoz, Ergenekon, Ayışığı gibi 'Kızılderili' isimlerle bizi oyaladılar. Siyasetçiler, medya ve halk oyalandı. 75 yaşında 3 emekli paşayı hapise atarak, 'biz derin devleti çözdük' dediler. Kaportanın boyası bile çizilmedi. Halk aptal değil, onlar aptalmış. Ergenekon ve diğer operasyonlar derin yapılanmanın önümüze attığı ekmek kırıntıları. Gerçekten 'derin' yapı başarılı. Tebrikler onlara. Başka türlü anlamayacaklar. 19 senedir Allahın çürütmediği cesetten çıkan sonuçları çarpıtanlar bunun altında kalacaklar çok yakında."

Bu arada, Özal'ın zehirlendiğine ilişkin yeterli, kesin ve inandırıcı kanıt elde edilmezse soruşturma 'takipsizlikle' sonuçlanacak ve dosya kapatılacak. Soruşturma ise gelecek yıl Nisan ayına kadar bitirilmediği takdirde zamanaşımından düşecek.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan raporda da ölümün şüpheli olduğu belirtilmişti. Raporda, "Tıbbi Uzmanlar Heyeti raporunda, 'kalp dışı ve özellikle de doğal ölüm nedenleri dışındaki ihtimallerin' de düşünülmesi gerektiği ve bazı bulguların ise ölüm nedeni olarak 'organofosfat zehirlenmesini' de akla getirebileceği ifade edilmektedir." denilmişti.

http://www.zaman.com.tr/manset/zehir-var-zehirlenmede-gorus-birligi-yok/2027622.html
#538
Cübbeli Ahmet Hoca hakkındaki iddianamenin tam metnini okumak ve bilgisayarınıza indirmek için TIKLAYINIZ.
#539


Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, naylon poşet yerine doğada kısa sürede kendiliğinden yok olan biyobozunur poşetlerin kullanılması için çalışma başlattı.

Sağlığa ve çevreye zarar vermemesi için belli standartlarda üretilecek biyobozunur poşetler, ilk olarak market ve pazarlarda kullanılacak.

Çevre Yönetimi Genel Müdürü Mehmet Baş yaptığı açıklamada, naylon poşetlerin çevreye verdiği zararı en aza indirmek istediklerini söyledi.

Bu kapsamda doğada kendiliğinden yok olan biyobozunur poşetlerin kullanımının teşviki için çalışma başlattıklarını belirten Baş, bir-iki yıl içinde bu ürünün öne çıkarılması amacıyla üreticilerle toplantılar yaptıklarını anlattı.

Baş, gelecek ay düzenleyecekleri toplantının ardından Türkiye'de artık poşet kullanımı ve alışkanlığının değiştirilmesi sürecinin başlayacağını vurgulayarak, "Hem şu andaki poşetleri üreten sanayicimiz hem de kullanıcılar için alışılagelmiş bir tarz var. Bu nedenle geçiş için tabii ki bir süreç gerekiyor" diye konuştu.

İlk uygulama market ve pazarlarda

Geçiş sürecinde ilk olarak naylon poşet kullanımının kısıtlanacağı belirten Baş, uygulamanın öncelikle market ve pazarlardan başlayacağını söyledi.

Baş, konuyla ilgili Gümrük ve Ticaret, Sağlık ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık bakanlıklarının da çalışmaları olduğunu dile getirerek, kendilerinin uygulamayı çevre yönünden ele aldıklarını ifade etti.

Geçmişte poşet kullanımının kısıtlanmasına yönelik çalışmalar yapıldığını anlatan Baş, "Altyapısı oluşmadığı için netice alınmadı. Şimdi biz altyapısını tamamen oluşturacağız. Bunu üreticiler ve tüketicilerle yapacağız. Amacımız uygulanabilir olması. Türkiye'yi en kısa zamanda şu çılgın poşet tüketiciliğinden kurtaracağız."

"Gönlümüz kese kağıdı ve fileden yana"

Biyobozunur poşetlerin çevreye en az zarar verenlerini öne çıkaracaklarını bildiren Baş, şöyle devam etti: "Öyle biyobozunur poşetler üretiliyor ki onlara da kimyasal katılıyor. Bunlar iki ayda yok oluyor ama o kimyasaldan dolayı toprağı veya suyu kirletiyor.

Biz onu da arzu etmiyoruz. İstiyoruz ki iki ayda doğada kendini yok etsin ama bu katkı maddeleriyle olmasın. Doğal yollarla oluyorsa olsun. Bu amaçla biyobozunur poşetlere standart getirmeyi planlıyoruz. Tamamen kimyasaldan arındırılmış, doğaya uyumlu, çok kısa sürede bozulup kendini yok edebilen biyopoşetleri önemsiyoruz. Ancak aslında gönlümüz file ve kese kağıdından yana."

"Sanayicilerin katkısını bekliyoruz"

Baş, biyobozunur poşet üretiminin daha maliyetli olduğunu dile getirerek, "Üreticisi, tüketicisi, herkes çevre ve sağlık için bazı fedakarlıklar yapacak" diye konuştu.

Uygulamanın hayata geçirilmesi için poşet üreten sanayicilerin anlayışını ve katkısını beklediklerini belirten Baş, şunları kaydetti: "Onları mağdur etmek gibi derdimiz yok. Onlar da çevre konusunda bizim kadar hassaslar, çözüm üretmeye çalışıyorlar. Etrafa atılmış naylon poşetleri her yerde görüyoruz. Türkiye'yi 100 yıl doğadan silinmeyen, etrafı kirleten çirkin görüntüden kurtaracağız. Böylece sağlık açısından da önemli bir adım atılacak."

http://www.haber7.com/sektorler/haber/960034-naylon-poset-tarih-oluyor
#540


İngiltere'de bir hakimin üç evi soyan hırsız için saf ettiği bu sözler ve ardından aldığı karar kamuoyunu ayağa kaldırdı.

İngiltere'de bir hakim beş günde üç evi soyduktan sonra yakalanan hırsıza "Yaptığın iş büyük cesaret ister" deyip serbest bırakınca kamuoyunu ayağa kaldırdı.

Evening Gazette'nin haberine göre, hırsızlık yaparken yakalanan Richard Rochford adlı 26 yaşındaki genç Eylül ayında Teesside Kraliyet Mahkemesi'nde yargıç önüne çıkarıldı.

Yargıç Peter Bowers, "Gördüğüm kadarıyla yaptığın iş, yani hırsızlık için birinin evine girebilmek büyük cesaret ister. Ben yapamazdım" diyerek, 200 saat kamu hizmetinde çalışma ve bir yıl ehliyetine el koyma cezası verdikten sonra hırsızı salıverdi.

Yargıç Bowers'ın sözleri medyada yayınlanınca kızılca kıyamet koptu.

İngiltere Başbakanı David Cameron dahi tartışmaya katılarak hırsızların korkak ve suçlarının nefret uyandırıcı olduğunu söyledi.

Bu sözler üzerine harekete geçen Adalet Bakanlığı da dün Yargıç Bowers'a "Halkın yargıya olan güvenini zedelemek"ten "kınama" cezası verdi.

http://www.haber7.com/avrupa/haber/960638-hakimin-karari-ulkeyi-ayaga-kaldirdi