Haberler:

Hukuk Forumumuza Hoşgeldiniz

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#541
4 yıl arayla 2 ilginç cenaze namazı, Prof. Dr. Osman Özsoy, haber7.com

Ülkemizde 4 yıl arayla 2 ayrı cenaze namazında yaşanan olay, 2.5 yıl önce bu köşede kaleme aldığımız ve Hz. Peygamber'in son günlerini anlattığımız bir yazımızı hatırlamamıza neden oldu.

Peygamber Efendimiz 1380 sene önce 8 Haziran 632 tarihinde vefat eti. Peygamber Efendimiz'in defnedildiği günün sene-i devriyesinde 9 Haziran 2010 tarihinde kaleme aldığımız bahsi geçen yazımızdan birkaç satır aktaralım, ardından yazıya başlık olan konuya temas edelim:

"Peygamber Efendimiz'in (sav) vefatından bir gün önceydi... Herkes Peygamber Efendimizin sağlığına biran önce kavuşması beklentisindeydi. O gün durumu önceki günlerdeki rahatsızlığına göre daha iyi görünüyordu. Mescide çıktı, "Bende bir hakkı olan varsa gelsin alsın" dediğinde, orada bulunan sahabelerden biri; "evet, benim bir alacağım var. Bir gün kırbacınızın ucu o sıra açık olan sırtıma değmişti de, canım yanmıştı" dedi. Hz. Peygamber hiç tereddüt etmeden üstündeki kıyafeti sıyırdı, arkasını döndü ve 'vur' dedi. Herkes şaşkındı. O sahabe hemen koşturdu ve elini yüzünü Hz. Peygamber'in mübarek sırtına sürdü, doyasıya öptü. Ardından da, "teninizin değdiği yerleri cehennem ateşinin yakmayacağını bildiğimden, mübarek bedeninize dokunabilmek için mahsus böyle söyledim" dedi. Hz. Peygamber bu davranışıyla, kul hakkının ne kadar önemli olduğunu ömrünün son saatlerinden bir kez daha ümmetine göstermiş oldu."

Hz. Peygamber'in hayatından aktardığımız bu çarpıcı olay bizlere, kul hakkının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Müslümanlar dini sorumluluklarını İslami birer yükümlülük olarak değil de, adet yerine gelsin diye folklorik birer ritüel olarak yapmaya başlandıkları günden bu yana, cenaze namazları sırasında alınan helallikler de asli hüviyetini büyük ölçüde kaybetti.

Cenaze yakınları, ölenin geride bıraktığı borçlar konusunda gerekli özeni göstermemeye başladılar... Bazı yörelerde imam efendiler cenaze namazından önce cemaate, "merhumdan alacağı vereceği olanlar şu gördüğünüz yakınlarına başvursunlar" şeklinde ölen kişinin geride kalan varislerini cemaate gösterirlerken, pek çok yörede ise, bu konuda gereken hassasiyetin gösterilmediği dikkati çekmektedir.

Bu durum, son yıllarda 2 ayrı cenaze namazında cemaatten bazılarının, tabut henüz musalla taşında dururken alacak / verecek meselesi yüzünden rahatsızlığını yüksek sesle dile getirmesine neden olmuştur.

Eğer insanlar hak/hukuk konusunda ciddi bir şekilde helalleşemeyeceklerse, imam efendinin "hakkınızı helal eder misiniz" sorusunun  adet yerine gelsin diye sorulan bir sorudan öte geçemeyeceğini düşünüyorum.

Bu nedenle, cenaze yakınlarının ve cenaze namazına katılan cemaatin "ben şu gerekçe ile hakkımı helal etmiyorum" diyenlere karşı eleştirel tavrını yeterince İslami bulmuyorum. Bu konudaki tavrı, Hz. Peygamber'in hayatından örnekle yazının başında yer verdiğim, "Bende bir hakkı olan varsa gelsin alsın" gerçekliği ile pek örtüştüremiyorum. Ölen kişiden alacak hakkı olduğunu iddia edene karşı gösterilen tepkiyi, helalleşme konusunun özüne ve ruhuna aykırı buluyorum.

Bu konuda kameralara yansıyan ilk örnek, adını ....... şirketini satın alarak duyuran ve Kızılcahamam'daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eden ....... sektörünün tanınmış isimlerinden işadamı ................'nın 20 Mayıs 2008 tarihinde Ankara'da kılınan cenaze namazı sırasında yaşanmıştı.

Kocatepe Camii'ndeki cenaze namazının ardından imam efendi merhum için cemaatten "helallik" istediği sırada, ........... isimli bir vatandaş, hakkını helal etmeyeceğini söylemişti. ,

Hakkını helal etmediğini söyleyen ..........., Merhum ............... için iş yaptığını, ancak parasını alamadığını iddia etmiş, ardından görevliler tarafından tabut başından uzaklaştırılmıştı. ..........'ın cenazesi daha sonra Karşıyaka Mezarlığı'nda toprağa verilmişti. Tanınmış işadamı ................'ın cenazesine Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de katılmıştı.

Kameralara yansıyan bu konudaki son örneğe geçen hafta şahit olduk...



Evli ve üç çocuk babası 48 yaşındaki Tahir Bice adındaki vatandaş, Yalıkavak beldesi Yemiş Camisi'nde komşusunun cenaze namazı sırasında imam efendinin, "Merhumu nasıl bilirdiniz? Hakkınızı helal ediyor musunuz?" sorusuna, "İtirazım var. Ben merhumu iyi bilmem. Haklarımı da helal etmiyorum. Çünkü benim, kanserli karımın ve üç çocuğumun rızkını elde ettiğim 600'e yakın tavuk ve ördeğimi zehirleyerek öldürdü" cevabını vermişti. Cenaze yakınları Tahir Bice'yi tartaklamışlardı.

Cenaze yakınlarının ve varislerinin, merhum ya da merhumenin geride kalan borcu konusunda özen göstermesi, cenaze yakınları bilmiyor olsalar bile, ölen kişiye borcu olan kişilerin de merhum ya da merhumenin varislerine bu emanetleri teslim etmeleri sadece Müslümanca bir tavır değil, aynı zamanda bir yükümlülüktür.

Ölen kişinin şaki, hırsız, katil, fasık olması bile, onun varislerine ödenmesi gereken borç konusunda yükümlülüğü azaltıcı bir neden olmaz. Borç, her kime olursa olsun borçtur. Bir kişinin, Hz Ömer'e ve Hz. Ali'ye borcu olmakla, Ebu Cehil ya da Ebu Leheb'e borcu olması arasında kul hakkı açısından fark yoktur.

Bırakalım adet yerine gelsin diye helalleşmeyi de, borcumuz harcımız ne ise, önce o hesabı bir görelim.

Peygamber Efendimiz (sav) bir Hadis-i Şerifinde; "Ölü, borcu ödenmedikçe rahat olmaz...'' buyurur. Başka söze gerek var mı?

Prof. Dr. Osman Özsoy - Haber 7
http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-osman-ozsoy/960505-4-yil-arayla-2-ilginc-cenaze-namazi



Rasûlullah (s.a.s.) borçlu olarak ölenin cenaze namazını kılmazdı. (Bir gün) bir cenaze getirildi.

Rasûlullah (s.a.s.):

"- Onun borcu var mı?" diye sordu.

- Evet iki dinar borcu var, dediler.

"- Arkadaşınızın namazını kılınız, " buyurdu.

Bunun üzerine, Ensâr'dan olan Ebû Katâde;

- O iki dinarı ben yükleniyorum, Ya Rasûlullah, dedi. Hz. Peygamber de adamın namazını kıldı.

Allah (c.c.), Rasûlüne fetihler müyesser buyurunca, efendimiz:

"Ben her mümine kendi nefsinden daha evlâyım. Her kim borç bırakırsa (borçlu ölürse) onu ödemek bana aittir. Kim de mal bırakırsa varislerine aittir." buyurdu. (Buhârî, Ferâiz 15; Müslim, Ferâiz, 16; Ebû Davûd, Buyû, 9; Tirmizî, Cenâiz, 69; İbn Mâce, Mukaddime,11; Sadakat 13; Nesâi, Cenâiz, 67; Iydeyn, 22).

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/394/borc.html
#542
İşte Kanuni'nin muhteşem mektubu, Mustafa Armağan, Zaman Gazetesi

     Malum çevrelerin sanat özgürlüğü ve sözüm ona 'yaratıcılık' dedikleri şeyin bir türlü belden yukarıya çıkamadığını son Kanuni tartışmasında bir kere daha test etmiş olduk.

     Adam doğru dürüst senaryo yazamaz, araştırma yapmaz ve yönetemez; acemi ahçının açığını kapamak için maydanoz demetine sarılması gibi cinselliğe, tarih dizisiyse hareme yüklenir. Bu sırada Kanuni'yi tanınmaz kılığa sokuyormuş, çocuklar kadından başka işi olmayan bu adamı yanlış tanıyormuş, umrunda olmaz. Onların olmayabilir ama bizim umrumuzda... Gelin, bugün farklı bir şey yapalım ve Kanuni'nin kim olduğunu kendisinin yazdığı orijinal bir mektupla ortaya koyalım.



     Mektubu ilim âleminin dikkatine sunan Yusuf Kılıç, onu önce 1989 yılında yayımlamış, ardından CIÉPO'nun sempozyumuna tebliğ olarak sunmuş (Ank. 1994). Aslı Budin Hazinesi'nde bulunan mektubun orijinalinden alındığını tahmin ettiğimiz bir kopyası da merhum Çağatay Uluçay'ın oğlu Toros Uluçay'ın elindeydi.

    Yalnız Hezarfen Hüseyin Efendi'nin "Telhisü'l-Beyân" adlı eserinde anlam itibarıyla benzer bir başka mektup daha vardır ama ilginçtir, I. Murad'dan Evrenos Beğ'e yazılmıştır! Üslup, 16. yüzyıla aittir. Demek ki, Osmanlı padişahlarının beylerine gönderdiği genel bir "tenbihnamesi" gibi okunabilir metin. Bu, mektubu Kanuni'ye ait olmaktan çıkarmaz, onun 'da' kullandığı bir form karşısında bulunduğumuzu gösterir sadece.

    Okununca Kanuni'nin devlet felsefesi, iş ahlakı, yönetim anlayışı, hak ve adalete verdiği önem, en önemlisi de İslamî hassasiyetinin ulaştığı nokta çarpıcı bir şekilde görülecektir. Mesela Bali Bey bir seferinde kaleler fethedip ganimeti askere koklatmamıştır. Kanuni hemen uyarır: "İslam'ın gereği neyse onu uygula, benim haksız tek kuruşun hazineme girmesine rızam yoktur."

    Kanuni kendini savunuyor, 'Ben buyum' diyor. Ya da 'Ben o dizideki adam değilim'. Bu önemli mektubun tarafımdan sadeleştirilmiş hali şöyle: "Allahu Teala'ya hamdolsun ki, 18 kale almışsınız ve 30 bin kızak Tersane-i Âmire'me göndermişsiniz ve 60 bin kâfirin kellesini kestiğin haberini vermişsiniz. Berhudâr olup dünyada ve ahirette yüzün ak ve ekmeğin sana helâl olsun.

    Lakin bu hizmetlerin karşılığında bir tuğ (rütbe) istemişsiniz. Ya Gâzi Bâli Bey, tuğ vefa gereği verilmez. Eğer sen bu hizmeti ve bu iyiliği bize minnet edersen biz dahi bundan önce sana 3 iyilik eyledik, onu söyleriz: Birincisi, sana "Müminlerin Emiri" diye hitab ettik; ikincisi başarılarının mükâfatı olarak "hil'at-ı fâhire" gönderdik; üçüncüsü Rasul-i Ekrem (sas) Hazretleri'nin fetihlerle dolu tuğunu verdik. Seni bu 3 şeyle yüceltip ödüllendirmiştik. Bunlardan büyük ihsân olmaz. İmdi sen de bu iyiliklere şükr eyleyesin ve şükrünü yerine getiresin.

    Ve şunu da iyi bilesin ki: Beğlik iki kefeli bir teraziye benzer. Onun bir kefesi cennet, bir kefesi cehennemdir. Bu fani dünyada bir saat adalet eylemek 70 yıl ibadetten üstündür. Hak Sübhanehu ve Teala cümlemizi mahşer gününde âdiller zümresinden eyleye ve o âkıbet gününü hatırınızdan çıkarmayasınız. Ateşin kuru ağacı yaktığı gibi amel defterimizi yaktığı o günden endişe kılıp basiret üzre olasınız.

    Ve seraskerliğin ve beğliğin hasebiyle hükmümüzün yürüdüğü yerlerde meydana gelen haksızlıklardan ötürü ceza gününde azarlanırsak biz de senin yakana yapışıp o günde yakanızı elimden kolay kolay kurtaramazsınız. Gayet dikkatli hareket edesiniz, nefsine gurur getirmeyesiniz ve kendi kuvvetim ve kılıcımla memleket fetheyledim demeyesiniz. Memleket evvela Cenâb-ı Bâri'nin olup sonra halife-i ruy-i zemine ısmarlanmıştır. Ve bütün işleri Cenâb-ı Bâri Teâlâ'dan bilesiniz.

    Ve işittim ki: Feth eylediğin kalelerin mal ve erzakına Beytülmal için el koymuş ve askerlerine dağıtmamışınız. Bu fiile rızam yoktur. Beşte birine Beytülmal için el koyup diğer kısmını İslam askerine dağıtıp bölüştüresiniz. Zira o ganimet İslam askerinindir.

    Ve askerin ihtiyarlarını baban, ortancalarını kardeş ve küçüklerini oğulların yerine sayasın. Babanı hoş tutup ikramda bulunasın, kardeşlerine iyi bakıp saygı gösteresin, oğullarına da merhamet ve şefkat eyleyesin. Ve İslam askerine sıkıntı çektirmeyesin ve mâlik olduğun malını ve nimetini onlardan uzak tutmayıp dağıtasın ve askerin hazinesi yetmeyip sıkıntı çekersen bu tarafa bildiresin, Allahu Teâlâ'nın yardımıyla bin-iki bin kese göndermekten âciz değilim.

    Ve reâya (köylü, üretici) tâifesini altından kalkamayacağı vergilerle rencide etmeyesin. Bu husustan çok kaçınasın ki, bizim reâyamız rahat görünce küffâr reâyaları bizim tarafımıza, meyil ve teveccühleri bizim canibimize olur. O yörenin kasaba ve şehrinde oturan ümmet-i Muhammed fukarasını teftiş edip araştırarak sadakaya muhtaç kimse varsa onlara devlet hazinesinden gıda maddesi veresin. Zira fakirler, Hak Subhanehu ve Teala Hazretleri'nin makbul kullarıdır ve Müslümanların beytülmali (hazinesi), Allah'ın kullarının hakkıdır. Ve o taraflarda Peygamber Efendimiz'in evladından oturanlar varsa mukataât ve hazinelerden her birine günlük bir altın vazife tayin edesiniz ve onlara hiçbir şekilde sıkıntı çektirmeyesiniz.

    Ve kadı ve hakimlerin başı, fazilet ve kelam madeni Mevlânâ Mustafa'yı (Allah faziletini ziyade eylesin) ordu-yı hümâyunuma kadı atayıp göndermişizdir. Ulaşınca şer'-i şerife son derece itaat edip boyun eğerek kurallara riayette kusur işlemeyesiniz. "Alimler, peygamberlerin vârisleridir" hadis-i şerifiyle âmil olup riâyette kusur komayasınız.

    Ve bir insanı bir hizmete kullanmak istersen sakın önceki hâline güvenmeyesiniz. Nice kimseler vardır, eline fırsat geçmediği için zühd ve takvâ yoluna girmiş görünür ama fırsatı ele geçirdiğinde Nemrud ve Firavun kesilir. O kimseleri tekrar tekrar işle tecrübe etmeden hizmetine almayasın. Eğer ilk hali sonraki haline uygun gelirse istihdam edesin. Ve bazı kişiler vardır ki, gündüzü oruçlu, gecesi namazlıdır fakat onlar o kimselerdir ki, dünyaya meyil ve muhabbet edenlerdir. O tip insanlardan çok kaçınasınız.

    Ve sen dahi fâni olan nesneye gönül bağlamayasın. Ve bazı köyler ve yerler vakfetmek murâd etmişsin, Yüce Allah'a yemin olsun ki, istersen feth eylediğin bütün vilayetleri vakf et, indimde makbuldür. Ve benden sonra gelen padişahlar senin evlad ve neseplerinin hatırını rencide ederlerse Allah'ın ve meleklerin ve bütün insanların laneti üzerlerine olsun, hatta mahşer gününde davacıları olup onlara husumet ederim. İmdi: Ya Gâzi Bâli Bey, sen dahi atın yüğrükdür ve kılıcın keskin olup ve yiğidin yararları ve işbilir dilâverleri belleyesin ve her nereye yönelirsen atın yüğrük ve kılıcın keskin ve uğrun açık olup Hak celle ve alâ İslam dinine en faydalı olan işlerinde yardımcın ve kollayıcın ve elini tutan yâverin ola. Âmin, Seyyidü'l-mürselîn hakkı için."

http://www.zaman.com.tr/columnistDetail_getNewsById.action?newsId=2023462
#543


Anandolu'ya gelen ilk Arap topluluklarından Mıhellemiler Mardin'de neredeyse Kürtler kadar nüfusları olduğu halde Süryaniler kadar ilgi gösterilmemesinden şikayetçi. Dışlandıklarını düşünen Mıhellemilerin ileri gelenleri "çantada keklik değiliz" diyor. İşte bilinmeyen yönleriyle Mıhallemiler:


Emrullah Öztürk'ün haberi

Türkiye Mıhallemileri ilk olarak Elvis Presley'in akrabası olarak tanıdı. Sonra Presley'in kızıyla evlenmiş olan Michel Jackson'ın ölümü üzerine mevlüt okutmalarıyla yeniden gündeme geldiler. Ancak Mıhallemilerin ileri gelenleri böyle tanınmaktan pek memnun değil. Çünkü Mıhallemiler kadim bir tarihe sahip Mezopotamya'da önemli bir yerdeler. Bugün 25 kadar Arap köyü bulunan Mardin'de sayıları 300 bini bulan Mıhallemi yaşıyor.

Tarihi geçmişleri çok eskilere dayanan ve Güneydoğu'nun önemli bir parçası olan Mıhallemiler, bugüne kadar haklarında yok denecek kadar az miktarda araştırma yapılmış topluluklardan biri.

Mardin'de Mıhallemilerin bazı ileri gelenleriyle yaptığımız görüşmede Mıhallemilerin tarihi ve bugüne dair yaşadıkları temel sorunlar üzerine konuştuk.

LEHÇELERİ KUR'ANI KERİM'İN YAZILMIŞ OLDUĞU LEHÇEYE YAKIN

Mıhallemilerin rahatsız olduğu asıl konu, soyları hakkında ortaya atılan bir takım spekülasyonlar. Bazı Batılı kaynaklarda Mıhallemiler Kürt veya Arapça konuşan Kürt, bazılarındaysa ırken de mezhep olarak da Süryani oldukları yönünde iddialar yer alıyor. Kökenleri hakkında çeşitli kaynaklarda farklı görüşler ileri sürülse de kendileri de bir Mıhallemi olan Artuklu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi sekreteri Abdulbaki Bozkurt ve Eğitim-Bir-Sen Midyat Şube Başkanı Abdulkadir Altay Mardin'de yaşayan Mıhallemilerin kendilerini Arap olarak tanımladıklarını söylüyor.  "Mardin'in İslamlaşması" üzerine bir yüksek lisans tezi ve bir de Mıhallemelilerle ilgili doktora makalesi bulunan Bozkurt, konuştukları dilin de Kur'an-ı Kerim'in yazılmış olduğu Hicaz lehçesine en yakın lehçelerden biri olması bunun en güçlü kanıtı olduğu görüşünde. Yüksek lisans tezinde bugün Mezopotomya olarak bilinen Fırat ve Dicle arasındaki bölgeyi El Cezire olarak adlandıran Bozkurt, Mezopotamya adını eski Yunanlıların, El Cezire'yiyse Arapların kullandığını belirtiyor.



"Mardin'de sadece Mıhallemiler yok" diyor Bozkurt ama bölgeye ilk gelenlerin Arap kabileler olduğunu iddia ediyor. O zamanki isimleri Beni Rebia olarak geçiyormuş. Mıhallmiler de o kabilenin bir alt koluymuş.

İLGİ BEKLİYORLAR

Bugüne kadar Türkiye'yi vatanları bilmiş olan bu topluluk devletten biraz ilgi bekliyor. Son dönemde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yönelik projelerde olsun, yeni Anayasa çalışmaların da olsun kendilerinin de hesaba katılmalarını istiyorlar. Çünkü bölgede Kürt ve Süryaniler kadar onlar da kendilerini söz sahibi olarak görüyor.

VATAN SEVGİSİ ÜLKÜCÜDEN DAHA FAZLADIR

Mıhallemiler'in kendilerini bir MHP'liden daha vatanına bağlı hissettiğini dile getiren Bozkurt, "Mıhallemi yürekten ülkesini savunur. Vatan sevgisi bir ülkücüden de daha fazladır" diyor.

ÇANTADA KEKLİK DEĞİLİZ

Batı'daki Güneydoğu'da algısının sanki herkes aynıymış gibi olduğuna dikkat çeken Bozkurt, hükümeti de şu cümlelerle sitem de bulunuyor:
Hükümette de sanki bu bölgenin bir tek temsilcisi birileriymiş gibi algı var. Toplumun farklı kesimlerinin de görüşlerinin alınmasın faydalı olur. Araplar çantada keklik gibi görülmesin. Geçtiğimiz genel seçimlerde Muhammer Güler'i Midyat'tın Söğütlü beldesinde ağırladık. Kendilerinden okul için söz aldık ancak üzerinden kaç yıl geçmesine rağmen hala bir şey yapılmış değil. Şu an oradaki okulun halini gidin görün. 1938 yılına yapılmış bir okulda eğitim görülüyor."

ARAPLAR DA UYANIŞ VAR

Bozkurt, Mardin'in içerisinde yaşayan Arapları da pasif oldukları için eleştirmeden geçmiyor. "Ön plana çıkmayı sevmezler. Ama bizi de idare etsinler, derler" diyor. Ama son dönemde bölgedeki bazı gelişmelerin etkisiyle Araplarda bir uyanış olduğuna da dikkat çekiyor.

DIŞLANDIKLARINI DÜŞÜNÜYORLAR

Altay ise yerel bazda çok fazla siyasi pozisyonları olmadığı ve lobi faaliyetlerinde bulunmadıkları için dikkate alınmadıklarını kaydediyor. Altay'a göre Araplara devletin sadık elemanı, sistemin uşakları olarak bakılıyor. Dışlandıklarını ifade eden Altay, "Doğu'dan Batı'ya gittiğimizde potansiyel Kürt şeklinde değerlendirilir. Araplar ne kendilerini Türk olarak tanımlayabiliyor ne de Arap olarak aidiyet duygusundalar" diyor.

Araplar çözüm odaklı hareket etme gibi yapıları var. Ne sistemle ne gruplarla çatışmaya girmişlerdir.

SİYASİ ANLAMDA ARAPLAR TEMSİL EDİLMİYOR

Altay, Mardin'de yüzde 30-35 civarında çeşitli Arap grupları olduğunu ancak buna rağmen siyasi anlamda Arapların temsil edilmediği düşüncesinde. "Etnik azınlıklarla ilgili programlarda Süryaniler sürekli dikkate alınıyor. Ama biz asli unsur olarak gördüklerinden midir bilmiyorum ama bizler davet edilmiyoruz" diyor.

KÜLTÜRLERİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞIYORLAR

Midyat'ta yaşayan Altay, modernizm karşısında kendi kültürlerinin yok olmaması için de yoğun bir uğraş veriyor. Kurdukları www.haldeh.com adıyla kurdukları internet portalında ne yedikleri, ne içtiklerine kadar Mıhallemilerle ilgili her şeye ulaşmak mümkün.

YÖRESEL YİYECEKLER

Midyat'ta kışları çok soğuk geçtiği için yöre halkının kışlık yiyeceğini önceden hazırlamak zorunda olduğunu belirten Altay, "Güneydoğu'da kültür halini almış "Dırmala" yani kışlık et ihtiyacının önceden beslenen hayvanların kesilerek karşılanması geleneği Arap köylerinde de geçerli. Kesilen hayvanların eti tuzlanarak söğüt dallarından yapılmış büyükçe sepetlerde (gerzel) saklanır. Kış günlerinde çayır çayır yanan sobanın üstüne konan tencelerde ağır ağır pişen tuzlu etin tadına doyum olmaz" diyor. Yörede üzüm önemli bir besin kaynağı. Kış için "Mazruvna" adı verilen üzümün şırasından "Havdel"  ve "Hariye" adı verilen pestil ile  "Matbah" yani pekmez yapılıyor.



Bölgede en çok tüketilen temel besin maddelerinden biri de bulgur. Kışa hazırlıklı girmek zorunda olan her vatandaş bulgurunu önceden hazırlamak zorunda. Bulgur "metfune" denilen kış türlüsünden "şembureke" adı verilen böreğe kadar her yemekte kullanılıyor.



GELENEKLERİ

Mışreqê

Gelenek ve göreneklerine son derece önem veren Mıhallemiler, işleri kışın genellikle olmadığı için bu dönemi kış eğlenceleriyle geçiriyor. Bu eğlencelerden birisi de "Mışreqê" adı verilen güneşli kış günlerinde, rüzgar almayan bir yerde güneşlenme ve sohbet etme günleri. Burada anlatılan olaylar ve hikayeler bölge insanın kültürünün özünü oluşturuyor. Yaşlıların tartışmalarında kullandıkları dil mecaz anlatımlar ve deyimlerden meydana geliyor. Ağır bir edebi dil varmış bu sohbetlerde.

Helle

Kışın karlı havalarda "Helle" denilen karda sürek avı geleneği var. Silahsız yapılan bu avda meşe ağacından yapılmış kalın sopalar kullanılıyor.

Batıl inançları

Bazı batıl inanışlar genellikle israiliyattan gelme ve batıl bazı hurafelerse kötü bir durumun ortaya çıkmasını engellemek için söylenmiş. İşte birkaç örnek:

-Faydalı olanlar-

-"Yere tuz dökmeyin, ahîrette göz kapaklarınızla toplayacaksınız" ("le bızzun ıl mılh kele fıl ehrê tıt lımmuhu bı ıcfen 'ayneykın") söylentisi. Bunun nedeni eskiden tuzun çok zor bulunması ve tuzun israfını önlemekmiş.

- Tencereden yemek yemeyin yoksa düğününüzde yağmur yağar (Li yekıl mın matbahiyê, ti hıt fı kırru (de'vıtu) matar) Bu ifade, yemek yeme adabına uymayanlar için söylenmiş

-Zararlı olanlar-

-Çarşamba günü yıkanılmaz (banyo yapılmaz) cin çarpar.

-"Ekmeği ters bırakmayın, günahtır." söylentisi.

- Kertenkeleye bakmanın sevapları götürdüğüne inanılması

MAĞARA CAMİ

Yöredeki en eski camiyse Ulu Cami adıyla bilin Mağara Cami. Mağara isminin verilmesinin nedeni caminin kayanın yontulması sonucu mağara tarzında yapılmış olması. Yazların kavurucu sıcağından, günün yorgunluğundan kurtulmak ve evin kalabalık ortamından kaçıp sığınılacak huzur verici, serinletici, sakin ve ideal yer bu kutsal mekândır.



BU KÖYLERDE HASTALIKLARA PEK RASTLANMAZ

Sarıkaya (Haldeh) köyünde doğmuş büyümüş ve şu anda yurt dışında eğitimini sürdüren Hüseyin Bekir Ali'nin şu sözleri yöredeki yaşamı biraz olsun özetliyor: Temiz hava ve su, köyün çok önemli zenginliklerindendir. Bu nedenle hastalıklara pek rastlanmaz.  Bu köyde öyle insanlar tanırım ki yüz yılı aşmış yaşlarına rağmen ne doktor yüzü görmüş ne de ilaç içmiştir. Çünkü doğal beslenirler. Besinlerinde kimyasal katkılar yoktur. Köy insanları o kadar hareketlidir ki bedenleri çok kuvvetlidir.

http://www.haber7.com/tarih-ve-fikir/haber/959586-anadolu-araplari-mihallemiler-ilgi-bekliyor
#544


Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İsrail ve ABD'nin baskı ve ısrarına rağmen "üye olmayan gözlemci" statüsü için girişimde bulunan Filistin'in başvurusunu kabul etti.

Bağımsız Filistin devletinin kurulması için on yıllardır verilen mücadelede tarihî bir adım olan oylamada, 193 üyeden 138'i Filistin'in başvurusuna kabul oyu verdi. Batı Şeria'da binlerce Filistinli oylamayı dev ekranlardan takip etti. Oylama sonucunun belli olmasının ardından Filistin lideri Mahmud Abbas'ı ilk tebrik eden, Başbakan Tayyip Erdoğan oldu.

Üye olmayan gözlemci devlet statüsü, BM'de tam üyelikten bir önceki aşama.  Oylamanın ardından Filistinliler, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) başvurma hakkını elde etti ve isterlerse bazı uluslararası kurullara üye olabilecek. Vatikan da BM'de üye olmayan gözlemci devlet statüsünde temsil ediliyor. Özellikle UCM üyeliğinin, Filistin topraklarındaki keyfî uygulamaları nedeniyle İsrail'i endişelendirdiği belirtiliyor. Dünkü oylama ayrıca Filistin siyasetinde de son dönemde kredi kaybına uğrayan El Fetih ve Devlet Başkanı Abbas için siyasî kazanım olarak görülüyor. Filistin Lideri Abbas, Genel Kurul'a hitap ettiği konuşmasında üye devletlerden Filistin'in 'doğum belgesine' onay vermelerini istedi.

    Filistin'in başvurusuna 9 ülkenin ret, 41 ülkenin ise çekimser oy verdiği tarihî oylamada BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden Rusya ve Çin, kabul oyu verdi. Avrupa ülkelerinden de İspanya, Belçika, Avusturya, İsviçre gibi kritik ülkeler Filistin'in başvurusuna destek veren ülkeler içinde yer aldı. Almanya daha önce ret olarak açıkladığı oyunu çekimser olarak değiştirdi. Filistin'in başvurusuna Filistin ile İsrail arasında yapılacak barış anlaşmasında ilerleme kaydedilmesini yavaşlatacağı gerekçesiyle karşı çıkan ABD ve İsrail ise kabul edileceği büyük ölçüde belli olan başvurunun uluslararası camiadan aldığı desteğin sınırlı kalması için oylama saatine kadar çabaladı. İki ülke, Filistin'i de başvurusunu geri çekmeye ikna etmek için maddî tehditlere başvurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, bunun ABD'nin Filistinlilere verdiği ekonomik desteğin kısılmasına yol açabileceğini tekrarladı. İsrail de Filistinliler adına topladığı gümrük vergilerinin önemli bir bölümünü vermeyebileceğini söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da "İki devletli bir çözümün yolu New York'tan değil, Kudüs ve Ramallah'tan geçer." dedi.

    Dolaylı da olsa egemen bir Filistin devletinin tanınması anlamına gelen tarihî karar, yine Filistin davası için büyük önemi olan bir günün yıldönümünde alındı. Bundan tam 64 yıl önce Kasım ayının 29'unda Birleşmiş Milletler Genel Kurul salonunda İngiliz mandası altında Filistin toprakları üzerinde İsrail ve Filistin'den oluşan iki devletin kurulmasının onaylandığı gündü. Filistinliler, bu bölünme sonrasındaki 64 yıl içinde topraklarının üçte ikisini daha kaybederek Gazze ve Batı Şeria'ya sıkışmış, Lübnan, Suriye, Ürdün topraklarında mülteci olmuştu.



Evet, Hayır ve Çekimser yönünde oy kullanan ülkelerin oranı;

YES (Y) 'Evet' Oyu Kullanan: 138
NO (N) 'Hayır' Oyu Kullanan: 9
ABSTAIN (A) 'Çekimser' Oy Kullanan:41

http://www.haber7.com/dunya/haber/958341-filistine-evet-ve-hayir-diyen-ulkeler
#545
Adli Tıp Kurumu'nun, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın naaşı üzerinde yapılan incelemede, dışarıdan verildiği kesin olan 4 zehirli madde tespit etmesi geniş yankı uyandırdı.

Bazı çevrelerin 'zehirler topraktan yağ dokusuna karıştı. Dışarıdan verilmedi.' iddialarını ise Adli Tıp'ın hassas çalışmaları yalanlıyor. Özal'ın naaşında çıkan zehirlerin topraktan karışma ihtimaline karşı uzmanlar mezarın 40 cm yakınındaki toprak kütlelerini de çeşitli incelemelere tabi tuttu, zehir taramasından geçirdi. Dışarıdan verilen zehirlerin hiçbirinin topraktan olmadığı sonucu ortaya çıktı. Uzmanlar ayrıca zehir bulgularını naaşı çürümeyen Özal'ın organ ve dokularında tespit etti. 19 yıl sağlam kalan karaciğer, beyin, ince bağırsak gibi bölümlerinde zehirler tespit edildi. Ayrıca örneklerini inceleyen uzmanlar farklı ekiplerle birbirinden habersiz doğrulamalar yaptı. Sonuç yine aynı çıktı.

Özellikle toksik sınırın 10 kat fazlası bulunan böcek öldürücü DDT, karaciğer ve ince bağırsakta tespit edildi. Aradan geçen bunca zamana rağmen oranın fazla çıkmasıyla ilgili, "Oran bunun kat ve kat daha fazlası olabilir. Zamanla zehirdeki değişiklikler bu oranı düşürmüş olabilir." değerlendirmesi yapılıyor. Bu da şu anlama geliyor: "Özal en fazla bir iki gün içinde ya da miktarın çokluğuna bakarsak yere yığıldığı sabahın saatler öncesinde zehirlendi. Diğer verilen zehirler ise zamanla vücudunu yıktı."

(Cihan)
http://www.haber7.com/guncel/haber/956537-ozalda-zehirler-en-hassas-organlardan-cikti
#546


4. Yargı Paketi Bakanlar Kurulu'na sunuldu. Vatandaş, tüm kamu hizmetlerini anadilinde alabilecek. Vicdani reddin önü açılacak. İşkence suçları için zamanaşımı olmayacak.

Yargı reformunda dördüncü paket hazır: Avukat ile savcı mahkemede aynı hakları kullanacak, İşkence suçlarında zaman aşımı geçerli olmayacak, Askeri mahkemelerin verdiği kararlar için yeniden yargılanma yolu açılacak, Kamu hizmetlerine Kürtçe erişim mümkün olacak, vicdani ret komisyon kararına bağlı olarak uygulanacak.

Hükümet, "4. Yargı Paketi" üzerinde uzun süren hazırlığını tamamladı. Bakanlar Kurulu'na sunulan pakette, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki davalarda Türkiye'nin ceza almasını önleyecek düzenlemeler var. Avukat ile savcıların mahkemede aynı haklara sahip olması, işkenceye zaman aşımının kaldırılması, evlenen kadının kızlık soyadını kullanabilmesi gibi dikkat çekici hükümler yer alan pakette kamu hizmetlerine anadilde erişim ve vicdani ret gibi dev adımlar var.

2 BİN 404 KARARA GÖRE REFORMLAR: Paket, özellikle AİHM'in Türkiye aleyhine aldığı 2 bin 404 ihlal kararı doğrultusunda hazırlandı. Yeni reformlarla devletin AİHM'de mahkum olmasının önüne geçilecek.

Star Gazetesi'nin haberine göre, işte paketten öne çıkanlar:

DEVLET KÜRTÇEYİ HER ALANDA KONUŞACAK: Kürtçe TV kanalı ve seçmeli derslerden sonra devlet her alanda Kürtçe konuşmaya hazırlanıyor.

Paketle vatandaşların anadillerinde kamu hizmetlerine erişimleri sağlanacak. Başbakanlık'ta hazırlanan değişiklik, Türkçe verilen kamu hizmetlerinin vatandaşın ana dilinde çeviri yoluyla sunulması şeklinde olacak ve kamudaki tüm alanları kapsayacak.

Müzelerden karakollara, PTT'den itfaiyeye her alanda vatandaşa Kürtçe çeviriyle hizmet sunulacak. İsteyen vatandaş vergi dairesinde vergisini Kürtçe konuşarak da ödeyebilecek. Anadilde kamu hizmetlerine erişim adımları nüfus yoğunluğu ve taleplere göre atılacak. Özellikle Kürt nüfusun yoğun olduğu illerde Kürtçe tercüme için tercüman istihdamı da mümkün olacak. Anadilde kamu hizmeti erişimi düzenlemesiyle, son yıllarda özellikle doğu illerinde bazı vali ve emniyet müdürlerinin fiili uygulamaları yasal güvence altına alınarak genele yayılmış olacak. Son olarak Diyarbakır sokaklarında ara sokakları dolaşan polis ekipleri, kimlik kontrolü esnasında sokakta oturan kadınlara "Çawani başi (Nasılsınız iyi misiniz?)" diye seslenerek Kürtçe diyalog kurmuştu. Vatandaşı memnun eden bu uygulamalar yaygınlaştırılacak. Başbakanlık'ta hazırlanan çalışma, resmi dil konusunda tek dilli net bir yaklaşım ortaya koyuyor.

VİCDANİ RET: Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesinde sürekli Türkiye'nin başını ağrıtan 'vicdani red' konusuna da yeni yargı paketiyle nokta koyulacak. Taslak yasalaşırsa 'vicdani red' talebinde bulunan kişinin yaşantısı, dünya görüşü ve toplum içindeki davranışları belirlenen komisyonca araştırılacak ve komisyonun vereceği karar doğrultusunda talebi kabul veya reddedilecek.

MÜKERRER CEZAYA SON: Askeri yargıda da AİHM kararları yeniden yargılama nedeni sayılacak. AİHM, vicdani ret iddiasıyla askere gitmeyen kişilere, aynı suçtan defalarca hapis cezası verilmesini 'ihlal' saymıştı. Bu kapsamda asker kaçaklarına ancak bir kez hapis cezası verilmesi, para cezaları öngörülmesi gündemde. Yeni düzenlemeye, yurt dışındaki örnekler incelenerek karar verilecek.

"SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ" GELİYOR: AİHM'in Türkiye'yi en fazla mahkum ettiği şikayetler arasında yer alan tutuklama ve tahliyeler konusu da yeniden düzenleniyor. Yeni paketle, "silahların eşitliği" prensibi işletilecek. Sanıkların tutukluluğa itirazına karşı savcının 'tutuklu kalsın' görüşü ve gerekçeleri, 'silahların eşitliği' kapsamında artık savunma avukatına da bildirilecek. Avukat ile savcılar, mahkemelerde aynı hakları kullanacak. Böylece avukatın da savcının görüşüne itiraz imkanı olacak. Böylece, tutuklamalara karşı da etkin bir itiraz mekanizması gelecek. Tahliye talebi için yapılan müracaata karşı savcı mütalaası sanık avukatlarına verilecek ve avukatların bu mütalaaya karşı beyanlarının alınması güvence altında olacak.

UZUN TUTUKLULUĞA SON: Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmasını sağlayacak düzenlemeler yapılacak. Ayrıca mahkeme kararlarının uygulanmaması veya geç ya da eksik uygulanmasının önüne geçilecek. Böylece uluslararası arenada uzun tutukluluk süreleri ve tahliye taleplerine ilişkin sorunlara çözüm bulunması öngörülüyor.

YENİDEN YARGILAMA: AİHM'de "etkili soruşturma yapılmadığı" kararı verilen davalar yeniden açılacak. Dink cinayeti ile birçok faili meçhul ve işkence davaları da bu kapsama girebilecek.

İŞKENCEDE ZAMANAŞIMI OLMAYACAK: Paket yasalaşırsa, işkence suçlamaları karşısında zaman aşımı işlemeyecek. "İnsanlığa karşı işlenen suçlar" kapsamında değerlendirilecek. İşkence fiilini işleyenlere soruşturma açılması için zamanlama sınırlaması ortadan kaldırılacak.

TERFİLERE YENİ KRİTER: Hakim ve savcıların tayin ve terfilerinde en önemli kriter, baktıkları soruşturma ve kovuşturmalar olacak. Yargılama süresinin kısalığı, davaların uluslararası kriterlere uygunluğu da terfilerde değerlendirilecek.

'DOKUNULMAZLIK' ZIRHINA YENİ DÜZEN: Kamu görevlilerinin adam öldürme, kasten yaralama, işkence gibi suçlardan soruşturulmasında izin şartı da olmayacak.

ASKERİ YARGI DA HEDEFTE: Paketle birlikte, askeri mahkemelerin verdiği kararlar için de yeniden yargılanma yolu açılıyor. Süreç, sivillerin durumuyla benzer işletilecek. Diğer mahkemelerde olduğu gibi askeri mahkemelerde de insan hakları ihlalleri ile ilgili durumlarda yeniden yargılama mümkün olacak.

KADINA 'KIZLIK SOYADI' HAKKI: Kadınların evlendikten sonra kendi kızlık soyadını, eşinin soy ismi olmadan kullanma izni de pakette yer alacak. Mevcut mevzuatta, kadınlar ancak eşinin soyadıyla birlikte kendi soyadlarını kullanabiliyor.

BASIN DAVALARINA FREN:Paket, basın davalarıyla ilgili de yeni bir dönem başlatacak. Basın mensuplarına açılacak davalarda 'somut olgu' aranacak.

ŞİDDET KRİTERİ: Düşünce, ifade ve vicdan özgürlüğünün sınırları genişletilecek. Terör suçlarında 'şiddet' kriteri esas alınacak. 'Propaganda' tanımı 'ifade özgürlüğü' kapsamında yeniden yapılacak. 'Terör propagandası' veya 'suç ve suçluyu övme' değerlendirmelerinde yeni kriterler getirilecek. Türklüğe hakareti düzenleyen TCK'nın 301. maddesinde eleştiri sınırının genişletilmesi, hapis yerine para cezası öngörülmesi gündeme gelebilecek.

HER GÖSTERİ SUÇ SAYILMAYACAK: Toplantı ve gösteri yapma, dernek kurma özgürlüğü sınırları genişletilecek. AİHM en son, 2000'de gözaltına alınan Murat Çelik davasında 'işkence ve kötü muamele' ile 'toplantı ve dernek kurma özgürlüğünün ihlali' nedeniyle, Türkiye'yi 13 bin avro tazminata mahkum etmişti.

KAMULAŞTIRMA BEDELİ FAİZİYLE HEMEN ÖDENECEK: Özellikle kamulaştırma davalarında gayrimenkul bedellerinin ödenmemesi, geç ödenmesi veya uzun sürede ödenmesi nedeniyle gecikme faizi işletilmemesi sorunları ortadan kaldırılacak.

İÇ HUKUK YOLLARI AÇILDI

Türkiye, şikayetlerin AİHM'e gitmeden çözülmesi için yeni iç hukuk yolları açmaya başladı. Eylül 2012'den itibaren Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu açıldı. İkinci iç hukuk yolu olan 'tazminat komisyonu' kurulmasına ilişkin yasa da TBMM Genel Kurulu'na gelecek. Tazminat komisyonu, AİHM'de Türkiye aleyhine yapılan 16 bin başvurudan 'uzun yargılama süresi'ne ilişkin 3 bin 500 dosyayı etkileyecek. AİHM, "yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı, mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği" iddiasıyla yapılan bu başvuruları bu komisyonda çözmesi için Türkiye'ye bir yıl süre verdi. Pilot dosyalarda Türkiye tazminat ödeyerek çözüm sağlarsa, AİHM bu yöntemi yeni bir 'iç hukuk yolu' olarak kabul edecek ve 3 bin 500 dosyayı Türkiye'ye iade edecek. Yasayla kurulacak 5 kişilik komisyon, kararını en geç 9 ay içinde verecek, tazminatlar da 3 ay içinde ödenecek.

http://www.haber7.com/guncel/haber/957031-iste-4-yargi-paketinde
#547
İstanbul Barosu Başkanlığı ile Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi işbirliği ile çeşitli tarihlerde "Spor Hukuku Sertifika Programı" gerçekleştirilecek.

İstanbul Barosu avukatları ve stajyerlerinin ücretsiz katılabileceği ve altı kur halinde düzenlenen programın ilki 8-9 Aralık 2012 tarihlerinde uygulanacak. Programın ikincisi 15-16 Aralık 2012, üçüncüsü 5-6 Ocak 2013, dördüncüsü 12-13 Ocak 2013 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Programı kesintisiz olarak izleyen katılımcılara sertifika verilecek.

Son başvuru tarihi 05 Aralık 2012

Başvuru İçin:

Av. Mehmet Uzer - İstanbul Barosu Spor Hukuku Komisyon Başkanı - uzerhukuk@gmail.com

Av. Songül Göreci - İstanbul Barosu Spor Hukuku Komisyon Başkan Yardımcısı - songulgoreci@hotmail.com

#548


Terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan için 'bizi yaratan' ifadesini kullanan BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, dini aşağılayan ifadeler kullandı.

BDP'li bir grup kadın, kadına şiddet uygulanmasına karşı çıkan bir eylem düzenledi. Türkçe ve Kürtçe sloganlar atarak, BDP il binasından İnönü Parkı'na kadar yürüyen kadınlar, terör örgütü elebaşı için özgürlük istedi. Buradaki basın açıklamasında Aydoğan, dünyada ve Türkiye'de kadınların üçte birinin eşlerinden veya erkek yakınlarından şiddet gördüğünü kaydetti. Toplumda şiddetin bir şekilde meşrulaştırılmak istendiğini ileri süren Aydoğan, "Dinimizde 'kadının omzunda, boynunda şeytan yuva yapar, 15 günde bir o yuvayı dağıtmak gerekir' deniyor. Yani, 15 günde bir kadının omzunda, yuva yapan şeytanı dağıtmak için, şiddet uygulamak ve dövmek gerekir' deniliyor. Biz kadınlar, bu tür şiddetin meşrulaştırma politikalarına karşıyız." diye konuştu.

Kürt sorununun acilen çözülmesini isteyen Aydoğan, "Çözüm için biz kadınlar; Kürt kadınları, bizi yaratan, bizi bugünlere getiren, bizi özgürleştiren '
sayın Öcalan'nın özgürlüğünü talep ediyoruz. Sayın Öcalan özgür olmadan, Kürt kadının özgür olamayacağını burada hep birlikte ifade ediyoruz. Bu nedenle çözümün yolu İmralı'dan geçer." şeklinde konuştu. Polisin güvenlik tedbirleri aldığı eyleme katılan kadınlar, Aydoğan'ın açıklamasından sonra dağıldı.

http://www.haber7.com/siyaset/haber/956423-bdpli-aydogandan-dine-hakaret
#549


ERHAN ÇAÇAN - İSTANBUL

Sigara sadece insan bedenine zarar vermekle kalmıyor; evleri, otlakları, ormanları da küle çeviriyor.

İstanbul İtfaiyesi'nin 2012 yılı 9 aylık verilerine göre şehir sınırları içinde meydana gelen 20 bin 329 yangından 10 bin 206'sı sigaradan kaynaklandı. Sigarayı; elektrik kontağı, baca, çocukların ateşle oynaması, ütü, ocaklar, kıvılcım sıçraması ve soba takip ediyor. İstanbul'daki evler, işyerleri, çöplükler ve orman arazilerini de kapsayan bu rakamların, Türkiye genelindeki yangınlar için de benzer sonuçları gösterdiği belirtiliyor. Raporda, yangın vakalarının en sık yaz aylarında yaşandığı, sıcak havalarda sigaradan dolayı kuru otların ve çöplerin kolayca alev aldığı vurgulanıyor. Bu duruma dikkat çeken uzmanlar, sigara içenleri, sönmemiş izmaritleri rastgele etrafa atmamaları konusunda uyarıyor.

Sigara sadece insan bedenine zarar vermekle kalmıyor; evleri, otlakları ve ormanları da küle çeviriyor.İstanbul İtfaiyesi'nin 2012 yılı 9 aylık verilerine göre şehir sınırları içinde meydana gelen 20 bin 329 yangından 10 bin 206'sı sigaradan kaynaklandı. Yangın çıkış sebepleri arasında açık ara önde giden sigarayı elektrik kontağı (3 bin 714), baca (1.134), çocukların ateşle oynaması (1.053), ütü ve ocaklar (893), kıvılcım sıçraması (665) ve soba (146) takip ediyor. İstanbul'daki evler, işyerleri, çöplükler ve orman arazilerini de kapsayan bu rakamların, Türkiye genelindeki yangınlar için de benzer şekilde sonuçlar gösterdiği belirtiliyor. İstanbul İtfaiye Daire Başkanı Ali Karahan ise yaptığı yazılı açıklamada sigaradan kaynaklanan yangınların önceki yıllara oranla azaldığını kaydetti. 2008 öncesi verilerin yüzde 50-65 arasında değiştiğini vurgulayan Karahan, Sağlık Bakanlığı'nın 2009 yılından bu yana dumansız hava sahası ile ilgili yaptığı çalışmalara dikkat çekti. Bu projelerin itfaiyenin de gündeminde olduğunu belirtiyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) yangın uzmanı Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, sigaranın özellikle yaz aylarında otlaklarda ve çöplüklerde çok kolay yangına sebep olduğunu hatırlatıyor. Kılıç, bir yerde herhangi bir enerjinin, yangın oluşumunda tetikleyici sebep olmadığında burada sigaranın ön planda olduğunu kaydediyor. Kılıç, en çok açık arazide sorunla karşılaşıldığını şu sözlerle ifade ediyor: "Seyir halindeyken araba içinde sigara içen vatandaşlar, sönmemiş sigarayı rastgele etrafa atıyor. Bu ise çevre yangınlarına sebep oluyor." Kimi tiryakiler, yakılmış sigarayı ahşap, plastik veya bez gibi yanıcı zeminlerde unuturken kimisi de sigara közünü düşürüyor. Bunun sonucunda yangının hissettirmeden çabucak çıkabildiğini dile getiren yetkililer, ayrıca bazı kişilerin elinde sigara ile uyuyakaldığını dile getiriyor. En son Beşiktaş Yıldız Mahallesi'nde sigaradan çıkan bir yangına şahit olduklarını aktaran Kılıç, "2. katın balkonunda yangın oldu. Sebebini araştırırken, üst katta sigara içen kişinin izmariti aşağı attığını ve bunun da balkona düşerek yangına sebep olduğu kanısına vardık." diyor.         

ELİNDE SİGARAYLA UYUYANLAR EVİNİ YAKIYOR

Türkiye Yangından Korunma Derneği Başkanı İsmail Turanlı, elinde sigara ile uyuyakalan veya sarhoş halde sızan kişilerin yangına sebep olduğunu söylüyor. Turanlı, ayrıca fabrika depolarında, yanıcı ve parlayıcı maddelerin bulunduğu yerlerde sigara içenlerin de yangına yol açtığını kaydediyor.  Sigara közlerinin düşeceği yerlere dikkat çeken Turanlı, "Özellikle sigara içildiğinde mutlaka söndüğünden emin olunmalı. Nasıl olsa söner deyip çöpe atılmamalı." diye konuşuyor. Yanan yerin türüne göre ise sırasıyla ot, konut, çöp, karayolu taşıtı, çöp konteyneri ilk sırada yer alıyor. Söndürülmeden çöplere ve otluk alana atılan sigara izmaritleri yine buralarda çıkan yangınların en önemli nedenleri arasında yer alıyor.

http://www.zaman.com.tr/anasayfa/yanginlarin-yuzde-50si-sigaradan/2014031.html
#550


ERCAN BAYSAL   -   11 Kasım 2012 
Türkiye, ekonomik istikrarı yakalasa da bir türlü vergi dağılımındaki adaleti sağlayamadı.

Birçok ülkede vergi, kazanandan alınıyor, Türkiye'de ise vergi yükü dar gelirlinin sırtında. Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi gibi tüzel ve gerçek kişilerin gelirinden alınan dolaysız verginin payı gelişmiş ülkelerin çok altında. Buna karşılık harcamalar üzerinden alınan ÖTV ve KDV gibi dolaylı vergilerin payı ise oldukça fazla. Türkiye'de asgari ücretli de, çok zengin biri de akaryakıt aldığında yüzde 70 oranında vergi ödemek zorunda. Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 47,7. Bu oran sosyal güvenlik primlerinin çıkarılması halinde yüzde 60'ı buluyor.

Buna karşılık harcamalar üzerinden alınan ÖTV ve KDV gibi dolaylı vergilerin payı ise oldukça fazla. Türkiye'de dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 47,7. Bu oran sosyal güvenlik primlerinin çıkarılması halinde yüzde 60'ı buluyor. Dünyanın bir numaralı ekonomisi Amerika'da ise dolaysız vergilerin payı yüzde 95, Fransa'da yüzde 79, Kanada ve Japonya'da ise yüzde 80'in üzerinde. Bu oran Türkiye'de yüzde 52.

Akaryakıt ve sigaranın yanı sıra temel tüketim maddeleri içinde Türkiye'de düşük gelir grubundaki ile yüksek gelir grubundakiler aynı oranda vergi ödüyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in geçtiğimiz günlerde bütçe sunuş konuşmasında, dolaylı vergilerin yüksekliğinden çok, dolaysız vergilerin yeterli düzeyde olmadığına dikkat çekiliyor. Şimşek, "Sosyal güvenlik primlerinin de dahil edildiği OECD sınıflandırmasına göre Türkiye'de dolaysız vergilerin GSYH içindeki payı yüzde 13,5 ile yüzde 22,8'lik OECD ortalamasının 9,3 puan altındadır." bilgisini veriyor. Bakan Şimşek uzun vadede amacın vergi tabanını genişleterek, dolaysız vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının artırılması olduğuna dikkat çekiyor. Bu kapsamda Maliye'nin kayıtdışı ile etkin mücadeleye yönelik çalışmaları devam etse de özellikle kaçak sigara ve akaryakıtta başarılı olunduğunu söylemek fazlaca mümkün değil. Halen sokaklarda 2-3 liraya sigara satılırken, şehirler arası yollarda kaçak motorin ile birlikte 10 numara yağın satışının önüne geçilebilmiş değil.

Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan 2013 bütçesinde açığın yılın tamamında 34 milyar lira olması öngörülüyor. Bütçe giderleri 404 milyar lira olurken, harcamalar 370,1 milyar lirayı bulacak. Bu yıl sonu için 279 milyar lira olarak öngörülen vergi gelir tahmini gelecek yıl için 318 milyar liraya çıkarıldı. Vergi gelirlerinin dağılımına bakıldığında ise en yüksek artış Özel Tüketim Vergisi'nde (ÖTV) görülüyor. Gelecek yıl Maliye, 12 milyar liralık ilave ÖTV gelir artışı hesaplıyor. Bunun önemli bir kısmı kısa süre önce yapılan akaryakıt ve otomotive yönelik vergi düzenlemeleri ile yılbaşında sigaraya gelecek olan zamdan karşılanacak. 2013 yılında gelmesi beklenen yeni zamlar ile birlikte vergideki adalet sisteminin daha da zedeleneceği belirtiliyor.

http://www.zaman.com.tr/ekonomi/turkiye-vergiyi-dar-gelirliden-dunya-kazanandan-topluyor/2014056.html
#551
Ergenekon sanığı CHP Milletvekili Mehmet Haberal kendisini tahliye etmeyen hakimlere açtığı davayı kaybetti. Yargıtay Haberal'ın 9 Hakim'den istediği tazminat talebini reddetti.

Ergenekon sanığı CHP Milletvekili Mehmet Haberal 'a Yargıtay 'dan kötü haber geldi. Haberal, kendisini tahliye etmeyen hakimlere açtığı davayı kaybetti.

Mehmet Haberal'ın 9 hakim aleyhinde açtığı davada Yargıtay daha önce tazminata hükmetmişti. Ancak bu karar kamuoyunda hukuk skandalı olarak değerlendirdi. Ancak 2010'daki referandumda yasa değişip davalar devlete yönlendirilince tazminat kararını veren Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davayı reddetmişti.

Haberal bu karara itiraz etmiş ve ikinci kez dava açmıştı. Sonuçlanan davadan ret kararı çıktı. İtirazı dün görüşen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kararı onadı ve tazminata gerek olmadığına hükmetti.

Öte yandan Haberal'ın sağlık raporunu Ergenekon davasına bakan mahkemeye göndermedikleri gerekçesiyle yargılanan 5 profesör, 1 hemşire ve 2 refakatçi dün ilk kez hakim karşısına çıktı. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşma, iddianamenin okunması için 2 TRT spikeri çağırılmasına karar verilerek 5 ay sonraya ertelendi...

http://www.haber7.com/ic-politika/haber/950377-mehmet-haberala-kotu-haber
#552
    Bu ülkede insan, yaşanan olayların iç yüzünü öğrendikçe dehşete düşüyor. Cinayetler, faili meçhuller, terör örgütleri, karşıt görüşlerin ağa babaları...

    Arkaya ışık tuttukça, toprağı eşeledikçe dehşet verici, herkesin hayatını tehdit altında tutan bir örgütlenme ile karşı karşıya olduğumuzu fark ediyoruz.

    İntihar süsü verilen albay, general cinayetleri, kaza süsü verilen kuvvet komutanı cinayeti derken şimdi de bir şüphenin gerçek olduğuna, bu ülkenin en bir numaralı isminin bir cinayete kurban gittiğinin ortaya çıkmasına şahitlik ediyoruz. Olayın korkunçluğunun farkında mıyız bilmiyorum.

    Bugün Gazetesi'nin ortaya çıkardığı bilgiye göre; Türkiye'nin en cesur devrimcisi, Başbakanı ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın bir suikasta kurban gittiği neredeyse kesinleşmiş durumda. 12 Eylül ihtilaliyle iyice pekiştirilen statükoya çok zekice hamlelerle öldürücü darbeler vuran Cumhurbaşkanı Turgut Özal bir suikasta kurban ediliyor ve hiçbir araştırma, inceleme yapılmadan toprağa gömülüyor.

    Nasıl bir yapı ile karşı karşıya olduğumuzu anlayabiliyor musunuz ve bu anladığınız şey bizi yeterince dehşete düşürüyor mu? 70'lerde, 80'lerde, 90'larda, 2000'li yıllarda göstere göstere işlenen cinayetler ve bu cinayetlerin neredeyse tamamının faili meçhul kaldığı bir ülkede bir de intihar ve kalp krizi süsü verilmiş operasyonların olduğunu öğrenmek dehşet verici değil midir?

    Nasıl bir yapıdır, nasıl bir örgütlenmedir, nasıl bir rejimdir bu? Savcıların örtbas ettiği, hakimlerin görmediği, doktorların işbirlikçilik yaptığı, gazetecilerin yapılan her şeye bir kılıf bulduğu ve bunun neticesinde de önüne çıkan herkesi hatta bir ülkenin cumhurbaşkanını bile öldürecek kadar elini kana bulamış böyle bir örgütlenme dünyanın neresinde bu kadar uzun varlığını sürdürebilir?

    Bütün bunlar sanılmasın ki 90'lı yıllarda kaldı ve artık her şey güllük gülistanlık. Önce intihar ettiği söylenen sonra kriminal incelemede öldürüldüğü ortaya çıkan Behçet Oktay olayını hatırlayın. Albay Belgütay Varımlı'nın şaibeli bir şekilde balkondan düşüp ölmesinden tutun da Yarbay Tanju Ünal'ın, Yarbay Ali Tatar'ın ve daha birçok albayın intihar süsüyle ortadan kaldırılmasını hafızalarımıza bir kere daha getirelim. Hepsinden önemlisi Muhsin Yazıcıoğlu'nun bütün dünyanın gözlerinin içine baka baka öldürülmesi de gösteriyor ki yapı varlığını sürdürüyor. Üstelik Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düşmesiyle ilgili kamuoyuna yalan söylendiğinin ayan beyan belgelenmiş olmasına rağmen hiçbir şey yapılmıyor olması da garip değil mi?

    Bazı cesur yürek savcıların kelle koltukta bu örgütün üzerine gitmesiyle başlatılan Ergenekon davası o örgütlenmenin bir kısmını deşifre etti. Ergenekon, Balyoz ve faili meçhul davalarının hükümet edenler ve bu ülkenin sivil vatandaşları için, ne kadar da büyük tehdit olduğunu bugün çok daha iyi anlıyoruz.

    Bütün bunları öğrendikçe de AK Parti nasıl olmuş da 10 yıl boyunca iktidar kalabilmiş anlamakta zorlanıyor insan. Nasıl da büyük bir tehlike çemberinin içinden geçtiği, bu çemberin içinden geçerken kimlerin canlarını nasıl ortaya koyarak bu çetelere müsaade etmediğini doğrusu ben çok merak ediyorum. Acaba gün gelir bunları da öğrenebilir miyiz dersiniz?

m.kamis@zaman.com.tr
http://www.zaman.com.tr/cumhurbaskani-oldurulen-ulke/2010762.html
#553
Hükümetin bir süredir dar bir bürokrat kadroyla 657 sayılı devlet memurlarını ilgilendiren yasa üzerinde çalıştığı ve yeni sistemin günün şartlarına uygun olarak dizayn edildiği ortaya çıktı.

Hazırlanan yeni taslakla, 657 sayılı yasadaki memurun tanımı değişecek. Memurun iş güvencesi ortadan kaldırılacak. Görevini iyi yapmayan memur işten çıkarılabilecek. Memurun verimliliği de ölçülecek. Çok çalışan çok, az çalışan az maaş alacak. Yeri değiştirilen bürokrat mahkemeye başvurup geri dönemeyecek.

2023 Vizyonu'na, hükümetin kamu personel sistemini değiştirme hedefi de girdi. Hükümet, yeni bir memuriyet sistemi için düğmeye bastı. Çalışmanın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yürütüldüğü ve sistemde radikal değişiklikler yapılmasının planlandığı öğrenildi.

46 yıllık 657 sayılı devlet memurları yasasını rafa kaldıracak çalışmayı memur konfederasyonlarıyla da paylaşmadığı, çalışmanın sadece bakanlık bürokratlarından oluşan dar bir grup tarafından sürdürüldüğü belirtildi.

Vatan'ın haberine göre yeni kamu personel rejiminde en temel düzenleme olarak "verimlilik" ilkesi getirileceği iddia ediliyor. Memurun iş güvencesi ortadan kalkacak. Memurların da işçiler gibi çıkarılmaları mümkün olacak.

İddialara göre Memur maaşları da düzenleme içerisinde yer alıyor... Sadece "katsayı-gösterge", "derece-kademe" sisteminden ibaret olmayacak. Memurların maaşlarında da performans kriteri geçerli kılınacak. Memurun verimliliği ölçülerek çok çalışanın çok, az çalışanın az maaş alması sağlanacak. Verimli memur ile verimsiz memur arasında fark olacak.

İdarenin görevden alma ve görev yeri değiştirme insiyatifini kullanma şartları genişletilirken, görev yeri değiştirilen bürokratın mahkeme kararıyla geri dönmesinin yolu sınırlandırılacak. Hükümetlerin kendi kadrosuyla çalışabilmesi için "sözleşmeli" uygulaması da yaygınlaştırılacak.

Kaynak: Vatan
http://www.haber7.com/sosyal-guvenlik/haber/937853-46-yillik-657-sayili-memur-kanunu-degisiyor
#554


Başbakan Erdoğan, Kızılcahamam'daki AK Parti 19. İstişare ve Değerlendirme Toplantısındaki konuşmasında, geçmişte canı yanan bir çok vatandaşın, idamın yeniden gelmesini istediğini söyledi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, cezaevlerindeki açlık grevleriyle ilgili olarak, ''Siz bunu bize şantaja dönüştürmeyin. Çünkü biz, sizin söylemenizle bu tür eylemi yapmanızla terörist başını oradan çıkartıp evine göndermeyiz. Yok böyle bir şey. Bu ülkede on binlerce insanın ölümüne vesile olan bir terörist başına idam verilmiştir ama bu ülke, birilerinin bazı malum yerlerin baskılarıyla idamı dahi kaldırmıştır. İdamı kaldırmak suretiyle şu anda İmralı'da yatmaktadır. Şu anda birçok insanımız kamuoyu araştırmalarında idam yeniden gelsin diyor. Çünkü öldürülenin yakınlarının canı yanıyor. Diğeri işte gidiyor kebap partilerinde gününü gün ediyor'' dedi.

http://www.haber7.com/partiler/haber/947347-erdogan-halk-idam-gelsin-istiyor
#555


Mavi Marmara Davası, 6 Kasım'da Çağlayan Adliyesi'nde başlıyor.

Gazze Özgürlük Filosu ve Mavi Marmara gemisine yapılan saldırı hakkındaki ceza davasının ilk duruşması 6 Kasım'da İstanbul'da yapılacak. Gazze'ye Özgürlük Filosu ve Mavi Marmara organizatörü İHH - İnsan Hak ve Hürriyetleri ve İnsani Yardım Vakfı; dava için yoğun bir çalışma sürdürüyor. Davada yüzlerce avukat müdahil olarak bulunmak için başvuru yapacak.

37 ülkeden yolcu ve şehit yakınları dâhil 490 kişinin "müşteki-mağdur" olarak yer aldığı davanın sanıkları; dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Rau Gabiel Ashkenazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Maron, Hava Kuvvetleri İstihbarat Sorumlusu Avishay Levi ve İsrail İstihbarat Başkanı Amos Yadlin "firari sanık" olarak yargılanacak.

Mavi Marmara Davası'nın ilk duruşması 6 Kasım 2012'de saat 09:30'da İstanbul Çağlayan Adliyesi'nde başlayacak ve aralıklı olarak 3 gün devam edecek. Türkiye ve dünyanın dört bir yanından gelecek Filo yolcuları, şehit yakınları ve avukatları duruşmada hazır bulunacak. Duruşma; Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinden insan hakları gözlemcileri, medya mensupları, hukukçular ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri tarafından takip edilecek.

Dava sürecindeki çalışmalara öncülük eden; Gazze'ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara ve diğer yardım filosunun organizatörleri İHH İnsani Yardım Vakfı ve diğer kuruluşlar ile dünyanın dört bir yanından Gazze Özgürlük Filosu hukuk mücadelesi için bir araya gelen Mavi Marmara Avukatları davanın ilk duruşması için kapsamlı bir çalışma yürütüyor.

İnsanlığın ortak davası: Mavi Marmara

İHH; davayı; tıpkı Mavi Marmara gemisinde buluşan renkli topluluk gibi farklı dini, etnik, kültürel kimliğe sahip insanlık ailesinin ortak davası şeklinde tanımlıyor. İHH, davaya yüzlerce avukatın müdahil olması için çalışmalar da yürütüyor.

İHH İnsani Yardım Vakfı'ndan yapılan çağrıda "İşlenen suç sadece bu yolculara karşı değil o gemide temsilini bulan dünyanın ortak vicdanına karşı yani vicdan sahibi tüm insanlara, halklara karşı işlenmiş bir suçtur. İsrailli sorumlular insanlığın hukukunu çiğnemiştir. Adaletin gereği olarak da sorumlular dünya kamuoyunun önünde adil yargılanma ortamında yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. Bu nedenlerle insanlığın ortak davası olan Mavi Marmara Davası'nı; medyanın kapsamlı bir şekilde takip ederek Türkiye ve dünya kamuoyunun haberdar edilmesini çok önemsiyoruz. Saldırıda hayatını kaybeden gazeteci kardeşimiz Cevdet Kılıçlar; diğer insani yardım gönüllüleri ve yaklaşık 2,5 yıldır komada olan Uğur Süleyman Söylemez için, 37 ülkeden gelecek olan tüm gemi yolcularına duruşma esnasında kamuoyumuzun desteğini talep ediyoruz" denildi.

Mavi Marmara saldırısı ve hukuki süreç

Gazze'ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara ve diğer gemilere 31 Mayıs 2010 tarihinde uluslararası sularda seyir hâlindeyken İsrail silahlı kuvvetleri saldırı düzenlemişti. Saldırıda gazeteci Cevdet Kılıçlar ile beraber 9 insani yardım gönüllüsü; Furkan Doğan, Cevdet Kılıçlar, İbrahim Bilgen, Necdet Yıldırım, Fahri Yaldız, Ali Haydar Bengi, Cengiz Akyüz, Çetin Topçuoğlu ve Cengiz Songür hayatını kaybetmiş, 50'den fazlası yaralanmış ve dünya ile iletişim yasadışı olarak kesilerek gazeteciler dâhil tüm yolcular İsrail tarafından hapsedilmişti.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından da saldırı sırasında ve sonrasında kasten adam öldürmek, işkence, insanlık dışı muamele etmek, kasten azap vermek, beden bütünlüğünü veya insan sağlığını vahim şekilde ihlal etmek, keyfî tutuklama ve gözaltı, ifade hürriyetinin kısıtlanması, malların gasp edilmesi ve benzeri ağır suçların işlendiği, insan hakları ve uluslararası hukukun ihlal edildiği tespit edilmişti. Bu saldırı ile alakalı olarak ulusal (Türkiye, ABD, İspanya, Belçika, İtalya gibi) ve uluslar arası (Uluslararası Ceza Mahkemesi, BM İnsan Hakları Konseyi) birçok hukuk zemininde çalışmalar gerçekleştirilmişti.

Gazze Özgürlük Filosu'na yapılan saldırı hakkında Türkiye'de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma ile 28.05.2012 tarihi itibariyle İstanbul 7.Ağır Ceza Mahkemesinde 2012/264 Esas numarası ile dava açılmıştı. Davada, 37 ülkeden yolcu ve şehit yakınları dâhil 490 kişi "müşteki-mağdur" olarak yer alırken, dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Rau Gabiel Ashkenazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Maron, Hava Kuvvetleri İstihbarat Sorumlusu Avishay Levi ve İsrail İstihbarat Başkanı Amos Yadlin de "firari sanık" olarak yer alıyor. Dosyayı yürüten savcı, iddianamenin sanıklarını, Ashkenazi başta olmak üzere şimdilik operasyon planını yapan ve uygulayan İsrail askeri üst kadrosu ile sınırlı tutmuştu. Bilgileri tamamlandıkça diğer sivil-asker tüm sorumlular tek tek yargı önüne çıkarılacak. Türk Ceza Kanunu`na göre sanıklar, kasten adam öldürme, kasten adam öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama, yağma, deniz veya demiryolu ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, mala zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve eziyet etme` suçlarından yargılanıyor.

http://www.ihh.org.tr/6-kasimda-israil-yargilaniyor/

Son Liman Özgürlük - Mavi Marmara Belgeseli:

http://www.youtube.com/watch?v=XLkzjekxR3I#



İsrail'e tazminat davaları da açılmaya başladı



Mavi Marmara aktivistlerinin İsrail'den ilk etaptaki tazminat talepleri 10 milyon TL olarak belirlendi.

Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda bulunan İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 6 Kasım'da görülecek olan Mavi Marmara ana davası öncesi İsrail'e karşı maddi ve manevi tazminat davaları da açılmaya başlandı. İlk davalar İstanbul ve Kayseri'de açıldı. Mavi Marmara aktivistleri Türkiye'de pek çok ilde tazminat davaları açmaya devam edecek.

İHH İnsani Yardım Vakfı ve Mavi Marmara aktivistlerinin avukatları Kayseri'den sonra İstanbul'da da tazminat davalarını açmaya başladı. Bugün (5 Ekim 2012) Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda başvurularını yapan avukatlar, adliye önünde basın açıklaması yaptı.

Avukatlar; İstanbul ve Kayseri'de toplam 40 kişinin şimdilik, ilk grup olarak tazminat davası açtığını; diğer kişilerin de süreç içerisinde davalarını açacaklarını belirttiler. İlk 40 kişinin davalarında toplam istenen tazminat rakamı ise yaklaşık 10 milyon TL olarak belirlendi.

Basın açıklamasında konuşan Mavi Marmara davası ve aktivistlerin avukatlarından Av. Uğur Yıldırım; Mavi Marmara saldırısı sonrası başlayan fiili ve hukuki süreci özetledikten sonra; Özgürlük Filosuna yapılan saldırıda zarar gören tüm gerçek ve tüzel kişiler için İsrail'in tazminat ödeyerek organizatör kurumların ve aktivistlerin tüm zararlarını karşılaması ve her halükarda bu saldırıyı gerçekleştiren suçluların cezalandırılması talep ettiklerini kaydetti.

Av. Uğur Yıldırım; ulusal hukuk ve uluslar arası hukuk nezdinde İsrailli sorumluların cezalandırılması için çalışmaların çok yönlü bir şekilde devam ettiğini; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyince saldırıda işlenen suçların rapor edildiğini ve raporun konseyde onaylandığını; saldırı günü Türkiye'de başlatılan ceza soruşturmasının 28.05.2012 tarihi itibariyle tamamlanarak İsrailli sorumluların şimdilik bazıları hakkında İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldığını ve Mavi Marmara davasının ilk duruşmasının 6 Kasım'da, Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda başlayacağını anımsatarak tazminat davaları aşaması hakkında bilgiler verdi.

Tazminat davalarında ilk etap ve izlenecek yol

İHH İnsani Yardım Vakfı ve Mavi Marmara davaları avukatlarından Av. Uğur Yıldırım şunları söyledi:

"Mavi Marmara ve diğer gemilerde olan mağdurlar bir yandan da maddi-manevi zararlarının giderilmesi için hukuk mahkemelerinde tazminat davalarını başlatmıştır. Tazminat davası için bugüne kadar ceza davasının açılmasını bekleyen filo katılımcıları ceza davasını, tazminat davasını ve tüm hukuk mercilerindeki girişimleri bir bütün olarak değerlendirmektedir. Hiçbir zaman sorumluların cezalandırılması talebinden vazgeçmeyen organizatörler, katılımcılar ve şehit yakınları İsrail'in hukuk alanının dışında siyasi görüşmelerinin de kendileri için hiçbir bağlayıcılığı ve anlamı olmadığını belirtmektedir. Sadece özür ve tazminatla bu meseleyi kapatmayı hedefleyen İsrail'in hukuk mercilerinde verilecek kararla zarar gören tüm gerçek ve tüzel kişiler için tazminat ödeyerek zararları karşılamalı ve her halükarda suçlular cezalandırılmalıdır. BM tarafından da tespit edilen suçların karşılığı hukukta hem tazminat hem de suçluların cezalandırılmasıdır. Öte yandan mağdurların tazminat talebi mağdurların alacağı meselesinden ziyade cezalandırmadır. Maddi değerleri her şeyin önüne koyan ve bunun için insanları öldürmekten çekinmeyen paranın acıtacağı bir dili konuşan İsrail'e anladığı dilden bir karşılık da bu tazminat davalarını daha anlamlı kılmaktadır. 5 Ekim 2012 Cuma günü İstanbul ve Kayseri'den toplam 40 kişi şimdilik ve ilk grup olarak dava açmıştır. Diğer kişiler de süreç içerisinde davalarını açacaklardır. İlk 40 kişinin davalarında toplam istenen rakam yaklaşık 10 milyon TL'dir. İlk etapta dava açanlar arasında Şehit Furkan Doğan, Şehit Cevdet Kılıçlar, Şehit Necdet Yıldırım'ın davalarının yanı sıra ağır yaralılar, medyacılar, doktor ve hemşirelerin davaları da yer alıyor.

Gazze Özgürlük Filosunu organize eden ve katılan herkes; Gazze'de hala devam eden deniz ablukasının tamamen özellikle deniz tarafından kalkmasını, İstanbul 7.Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden ceza davasında eklenecek diğer sorumlularla beraber tüm sanıkların cezalandırılmasını, tüm taraflar için her türlü maddi ve manevi zararın tazmin edilmesini, tüm yargı mercilerinde hızlı ve adil bir yargılama talep etmektedir."

Basın açıklama sonrası avukatlar adliyeye girerek Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dilekçelerini sundular. 31 Mayıs 2010 günü Mavi Marmara gemisine yapılan saldırıda İsrail askerlerinin savunmasız yardım gönüllerine kötü muamelede bulunduğu anlatılan dilekçede, BM İnsan Hakları Konseyi Raporuna da değinildi.

Sembolik Olarak 1'er TL'lik Tazminat Talebi

Öte yandan, İstanbul'daki çeşitli Asliye Hukuk Mahkemeleri'ne açılan davalarda gemide bulunan hemşire Sema İşlek, doktor Mevlüt Yurtseven, Ekrem Çelik, eşi Nilüfer Çelik ve çocukları İsrail devletinden sembolik olarak 1'er TL tazminat talep etti.

İki Aileden 1'er Milyon TL Tazminat Talebi

Gemiye düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden Cevdet Kılıçlar ile Necdet Yıldırım'ın ailesi ise 1 milyon lira tazminat talebinde bulundu. Diğer kişiler ise İsrail askerlerince düzenlenen saldırıda maddi ve manevi zarar gördüklerini ifade ederek değişik miktarlarda tazminat talep ettiler.

http://www.ihh.org.tr/israile-tazminat-davalari-acilmaya-basladi/
#556
Ebu Suud Efendi ya da Ebussud Efendi. Kanuni döneminde yaşamış ve onun tarafından Şeyhülislam yapılmış; adaletli, merhametli ve ilkeli bir kadı ya da hâkim.

Hem Kanuni zamanında hem de Selim zamanında Şeyhülislamlığı devam etmiş. Önemli kararlar almalarına öncülük etmiş ve kanunnameler de hazırlamıştır. Anne tarafında ünlü matematikçi Ali Kuşçu'nun da torunudur.

"Baklava çalan çocuklar" ülkemiz tarihine geçmiş önemli bir fenomendir.  Medya yıllarca, bu çocuklara verilen cezaları konuştu ve sorguladı.

Hala sorgulanıyor olması da ceza sistemimizde ciddi düzenlemelerin ve madde değişikliklerinin olmasını zorunlu kılmaktadır. Zira nerdeyse adam öldüren kişinin, sahtekârların, dolandırıcıların cezası ile on sekiz yaşını doldurmamış çocukların esnaftan yürüttükleri baklavanın cezası aynı gibi ve hatta daha az...

Bu hafta "Muhteşem Yüzyıl" dizisinde Şeyhülislam Kadı Ebu Suud Efendi vardı. Usta oyuncu Tuncel Kurtiz bu rolde ve Ebu Suud Efendi olarak halkı mahkeme ediyor. Suçlananları ve suçlayanları dinliyor. Suçlananlar arasında iki çocuk da var ve baklava çalmışlar.

Ebu Suud Efendi soruyor, "davacı sen misin?"

"Davacıyım kadı efendi bu iki velet bir tepsi baklavamı çaldı. Arkadaşlarıyla yerken yakaladım. İbreti âlem için ikisinin elleri kesilsin istiyorum"

Kadı çocuklara dönüp sorar: "Doğru mu der bu efendi?"

Çocuklardan biri konuşup "Kadı efendi bağışla bizi yemin billah bir daha yapmayız. Fırından yeni çıkmıştı göz hakkı istedik vermedi."

Kadı diğer çocuğa dönüp sen de suçunu ikrar ediyor musun diye sorar.

Çocuk "Paramız yoktu kadı efendi, şeytana uyduk" der.

Ebu Suud Efendi kararını verir. "İkisi de suçunu kabul etti.  Sen de hakkını helal et kapansın bu dava."

Adam sert bir şekilde "Etmem. Bugün baklava çalan yarın bir gün ne yapar?"

Kadı sorar: "kaç akçeydi çalınan mal" adam "on akçe" der. "Hırsızlıkta had cezası çalınan malın kıymeti en az on dirhem gümüş (*) olması icap eder (**). O da kırk beş akçe eder."

Adam konuşmaya başlar:  "İmam Malik, İmam Şafi, İmam Hanbel Hazretleri bu haddin üç dirhem olduğunu söyler."

Kadı Ebu Suud efendi başını sallayıp: "Madem bu kadar çok şey biliyorsun söyle bakalım üç dirhem gümüş kaç akçe eder?"

"On üç akçe eder kadı efendi."

Kadı "Yine on akçenin üstünde kaldın efendi. Bu kadar az mal için bu çocukların ellerinin kesilmesini istemekten utanmıyor musun sen ha? Yıkıl karşımdan. Bir daha da malını öyle orta yerlere açık olarak bırakma da öyle fakir fukaranın nefsi uyanmasın." diye kızar ve kararını söyler.

"Yaz: Nisab miktarı kâfi gelmediğinden taziz cezası verilir. Çocukların bir yakını varsa tespit edilsin on akçe cürüm tahsis edilsin."

"Muhteşem Yüzyıl" dizisi bu sahnesi ile muhteşem bir gönderme yaptı. Kanuni ise tüm Ebu Suud Efendi'nin methini duyup kılık değiştirerek bu mahkemeleri izliyor ve onu adalet duygusunu ve kararındaki isabetlilikleri görüp Şeyhülislam yapıyor.

Bir tepsi baklava çalan bu çocuklar iki, üç yıl hapis yattı. Aynı gerekçelerle... "Bu gün baklava çalan yarın ne çalmaz, ne yapmaz..." diye. Bu gün yetişkin oldular. Bu adaletsizlik ve merhametsizlik ise hiç unutulmadı.

Hacer Aydın - Haber 7
http://www.haber7.com/yazarlar/hacer-aydin/946837-baklava-calan-cocuklari-ebu-suud-efendi-yargilarsa



(*) Bir dirhem, 3,207 grama eşit bir ağırlık ölçüsüdür. Bir gram gümüşün satış fiyatı 02.11.2012 tairihi itibariyle 1,93 TL'dir. Bu durumda 10 dirhem gümüşün gram cinsinden karşılığı 32,07 gram olur, bu da gramın satış fiyatı olan 1,93 ile çarpıldığında 61,8951 TL eder.

(**) Önde gelen sahabelerden olduğu kadar aynı zamanda büyük bir müçtehid de olan Hz. Ömer, özellikle kıtlık ve açlığın yaygın olduğu dönemlerde ıztırar hali ile işlenen hırsızlık, zina gibi vakalar sebebiyle had cezasının uygulanamayacağını belirtmiş ve hilafeti döneminde de bu yönde uygulamalarda bulunmuştur. Bu görüş, diğer tüm İslam Hukukçuları tarafından da kabul edilmiştir. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için lütfen tıklayınız.
#557
Başbakan Erdoğan, Moldova Başbakanı Vladimir Filat'ın ziyaretiyle iki ülke arasındaki vizelerin kaldırılmasına yönelik anlaşmanın imzalandığını belirtti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Türkiye ile Moldova arasında diplomatik ilişkilerin 20. yıl dönümünde Moldova Başbakanı Filat'ın gerçekleştirdiği ziyareti önemli bulduğunu belirterek, ziyarette çok geniş biçimde ikili ilişkilerin ele alındığını, gelecek dönemde atılacak adımları değerlendirdiklerini ve 7 anlaşmanın imzalandığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, iki ülkenin birbirine tahsis ettiği arazilerde büyükelçilik binalarının inşasının hızla devam ettiğini anımsatarak, karşılıklı vizelerin kaldırılmasına yönelik anlaşmanın imzalanmasının da bundan sonra Moldova ve Türkiye arasındaki trafiği olumlu istikamette, ciddi manada etkileyeceğini vurguladı.

Türkiye bölgemizde lider olarak tanınıyor

Moldova Başbakanı Vladimir Filat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakanlık'ta yaptığı ortak basın toplantısında, Türkiye ziyaretinin kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.

Geçen yıl yaklaşık 85 bin Moldova vatandaşının Türkiye'yi ziyaret ettiğini dile getiren Filat, iki ülke arasında imzalanan vize muafiyeti anlaşmasıyla Türkiye'ye gelen Moldovalı turistlerin sayısının artacağını ifade etti.

Moldova Başbakanı Vladimir Filat, ''Şüphesiz Türkiye bölgemizde lider olarak tanınıyor. Türkiye gibi bir ortağımız olunca biz hem şeref duyuyoruz hem de sorumluluğumuzu bir kere daha düşünüyoruz. Bundan sonra da Sayın Başbakanım, Moldova Cumhuriyeti sizler için dürüst ve güvenilir bir ortak olacaktır. Aynı zamanda Türkiye ile birlikte dayanışma içinde olmayı taahhüt ediyoruz'' diye konuştu.

http://www.haber7.com/dis-politika/haber/946808-turkiyeye-vizeyi-kaldiran-avrupa-ulkesi
#558
06.05.2012'de Ankara'da yapılan toplam 1546 avukat adayın katılarak 271 adayın 70 puan ve üstü not alarak mülakata katılmaya hak kazandığı ancak yapılan itirazlar neticesinde sınav sonuçları şaibeli bulunarak ÖSYM tarafından 04.09.2012 tarihinde iptal edildiği açıklanan avukatlıktan hakimliğe geçiş sınavıyla ilgili tartışmalar sınava giren bir aday tarafından yargıya taşınmış ve ÖSYM'nin iptal kararının yürürlüğünün durdurulması talep edilmişti.

Talebi görüşen mahkeme, ÖSYM'nin iptal kararının yürütmesini durdurdu. ÖSYM de bu karara itiraz etti. Böylelikle sınava girerek kazanan hakim ve savcıların durumu da tam bir kör düğüme dönüştü.

BİR ADAY DAVA AÇTI

ÖSYM 6 Mayıs'ta kopya iddiaları nedeniyle sınavı iptal etmişti. Kopya çekildiği iddiaları sonrasında yapılan soruşturmada, sınav sonrasındaki istatistiki verilerin geçmiş yıl verilerinden ciddi anlamda sapması nedeniyle, iptal kararı alındığı belirtilmişti. ÖSYM o gün yaptığı açıklamada sınavın yenileceğini de duyurmuştu. Ancak bir hakim adayının davası üzerine ÖSYM'nin sınav iptali kararının yürürlüğü durduruldu. Mahkeme kararı 17 Ekim'de oybirliği ile alındı.

ÖSYM neden iptal etmişti

- Sınavın 2011 yılında gerçekleştirilen sınava göre daha zor olduğunun internette yer alan görüşlerden olduğu,
- Başarılı adayların puanlarının sınır olan 70 puanın hemen üzerinde yoğunlaşması gerekirken 2012 sınavında bu yoğunlaşmanın 80 puan ve üzerine de yayılmış olduğu,
- 2011 yılında yapılan sınavda başarılı olan iller ile 2012 yılında yapılan sınavda başarılı olan iller arasında bir uyumun söz konusu olmadığı,
- 2011 yılında sınava giren adayların bazılarının puanlarını, 2012 yılında sınavın daha zor olmasına rağmen ortalama 40 puan civarında artırmış olduğu,
- Sınavı ilk 50 sırada başarıyla tamamlayan adaylardan 26'sının 2011 sınavında baraj puanının altında kaldıkları halde bu sınavda 85 ve üzeri puan aldığı,
- Kritik belirleyici olarak tespit edilen sorulardan bazılarında, oluşma olasılığı çok düşük olmasına rağmen, yanlış cevap üzerinde birleşildiği,
- Başarılı adaylardan bazılarının karı-koca veya akraba ilişkilerinin ve sınavı üstün başarı ile kazanan 4 evli çiftin cevap kağıtlarında benzerlik olduğu ve puanlarının da birbirlerine yakın olduğu,
- Sınav sonuçlarında özellikle derece yapmış bazı adayların soru kitapçıkları üzerinde hiç bir işlem, yazılı muhakeme ya da karalama yapmaksızın matematik sorularında yüzde 100 doğru yapmış olmaları ya da yaptıkları karalamalarda ulaştıkları/ulaşamadıkları sonucu değil farklı şıkkı işaretlemiş olmaları gerekçeleriyle sınavı iptal etmişti.

http://www.haber7.com/guncel/haber/946465-hkim-savci-sinavi-kordugum-oldu
#560


Yapılan bir araştırma, limonun kanser hücrelerini öldüren etken maddeleri sayesinde kemoterapiden 10 bin kat daha güçlü olduğunu ortaya koydu.
Manavlarda tezgahları süsleyen, suyundan limonata yapılan ve hayatın daha birçok alanında kullanılan limonun, içinde bulunan etken maddeler sayesinde kanser için de en iyi tedavi yöntemi olduğu belirtildi. Dünyanın en büyük ilaç üreticilerinden birinden edinilen bilgiye göre, 1970'ten beri 20'den fazla farklı laboratuvarda yapılan incelemede, limon ekstresinin 12 kanser tipinde kötü huylu hücreleri yok ettiği ortaya çıktı. Bu kanserler arasında kolon, göğüs, prostat, akciğer ve pankreas kanserlerinin de bulunduğu açıklandı.

"ANTİDEPRESAN ETKİSİ DE VAR"
Öte yandan, limon kabuklarında bulunan 'dlimonene' adlı maddenin çok güçlü bir cilt dostu olduğu belirlendi. Limon kabuğunun aynı zamanda sinir sistemine olumlu etki yaptığı ve bakterileri öldürerek kalbi rahatlattığı kanıtlandı. Ayrıca limonun içeriğinde bulunan polifenollerin kadınların yumurtalık kanseri riskini de düşürdüğü belirlendi. Limonun, bakteri enfeksiyonları ve mantarlara karşı antimikrobal spektrum olduğu, kurt ve parazitlere karşı etkili olduğu da kabul ediliyor. Ayrıca yüksek tansiyonu dengeleyen meyvenin, stresle savaşan, sinir bozukluklarına iyi gelen antidepresan etkisi de bulunuyor.

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2011/08/25/kemoterapiden-10-bin-kat-daha-guclu
http://www.haber7.com/saglik/haber/944648-limon-kemoterapiden-10000-kat-daha-guclu


Tıpta son yenilik, kansere karşı etkili!

Dikkatle okuyun ve kararı siz verin!!!

Limon, kanser hücrelerini öldüren mucizevi bir mahsul. Kemoterapiden 10,000 kat daha güçlü!!!

Neden biz bunları bilmiyoruz?

Çünkü bazı laboratuarlarda üretilen sentetik ilaçlarla birileri çok büyük kârlar elde ediyor.

Limonun tadı güzel ve kemoterapinin korkunç yan etkilerine sebep olmuyor.

Multimilyonerlerin sahip olduğu büyük şirketlerin kârlarına zeval gelmesin diye bu sır saklanırken daha kaç kişi ölecek?

Bu meyveyi farklı şekillerde yiyebilirsiniz: Posasını yiyebilir, suyunu sıkabilir, içecekler hazırlayabilir, şerbetler ve tatlılar yapabilirsiniz.

Bir çok erdemleriyle tanınır, ama en ilginç olanı tümör ve kistler üzerine olanıdır.

Bu bitki her tür kanser tipine karşı kanıtlanmış bir çaredir.

Bazıları kanserin her türlü varyasyonuna karşı yararlı olduğunu söylüyor.

Bakteri enfeksiyonları ve mantarlara karşı anti mikrobal spektrum olduğu, kurt ve parazitlere karşı etkili olduğu kabul ediliyor.

Yüksek tansiyonu dengeliyor.

Ayrıca stresle savaşan, sinir bozukluklarına iyi gelen antidepresan etkisi var.

Bu bilginin alındığı kaynak gerçekten büyüleyici:

Dünyanın en büyük ilaç üreticilerinden birinden öğrenildiğine göre; 1970'ten beri 20'den fazla farklı laboratuar test etti ve sonuç olarak, limon ekstresinin 12 kanser tipinde kötü huylu hücreleri yok ettiği ortaya çıktı!

Bu kanserler içinde; kolon, göğüs, prostat, akciğer ve pankreas kanserleri de var.

Kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatmada limon ağacı bileşenlerinin Adriamycin adlı bütün dünyada, genellikle kemoterapide kullanılan ilaçtan 10,000 kat daha iyi olduğu gösterildi.

Daha da hayret verici olan; limon ekstreleri ile yapılan bu terapi; sadece kötü huylu kanser hücrelerini yok ediyor ve sağlıklı hücrelere hiçbir menfi etkisi bulunmuyor.

(Institute of Health Sciences, 819 N. L.L.C. Cause Street, Baltimore, MD1201)