Haberler:

deneme

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#561



Türkiye, Myanmar'daki çatışmalarda çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesi üzerine Myanmar Hükümeti'ne gerekli önlemleri alma çağrısında bulundu.

ANKARA

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Myanmar'ın Arakan bölgesinde haziran ayı başında yaşanan olaylardan sonra bu kez geçtiğimiz günlerde yine Rohingya Müslümanlarını hedef alan yeni olayların baş gösterdiği hatırlatılarak, olaylar sonucunda can ve mal kayıplarının meydana gelmiş olmasının büyük üzüntü ve kaygıyla karşılandığı belirtildi.

Açıklamada, ''Türkiye, olayların sona erdirilmesi, can ve mal güvenliğinin sağlanması ve bölgede devam eden gerginlik ışığında benzer olayların tekrarının önlenmesi için gerekli önlemlerin zaman geçirilmeksizin alınması yönünde Myanmar Hükümeti'ne çağrıda bulunmaktadır'' ifadesi yer aldı.

Ölenlerin sayısı 100'ü geçti

Myanmar'da Rakhine Budistleri ile Rohingya Müslümanları arasındaki çatışmalarda ölenlerin sayısının 100'ü geçtiği bildirildi.

Rakhine (Arakan) eyaleti sözcüsü Win Myaing, ülkenin batısındaki 4 kentte Pazar gününden bu yana devam eden çatışmalarda 112 kişinin öldüğünü, 10'u çocuk 72 kişinin de yaralandığını açıkladı.
2 binden fazla evin ateşe verildiği kentlerde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

BM: Reform süreci tehlikeye girebilir

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un sözcüsü Martin Nesirky, Myanmar'a gönderilen yazılı açıklamada, şiddetin sona ermemesi halinde ''sosyal dokunun tamir edilemeyecek şekilde zarar görebileceğini, reform sürecinin tehlikeye girebileceğini'' belirtti.

Rakhine (Arakan) eyaleti sözcüsü Win Myaing dün, ülkenin batısındaki 4 kentte Pazar gününden bu yana devam eden çatışmalarda 31'i kadın 56 kişinin öldüğünü, 2 binden fazla evin ateşe verildiğini açıklamıştı.

http://www.aa.com.tr/tr/haberler/94214--bayramda-bile-rahat-vermediler
#562
İstanbul Barosu'nda başkanlık seçimi heyecanı yaşanıyor. Dün başlayan Genel Kurul çalışmaları bugün yapılacak baro başkanlığı seçimiyle devam ediyor. 4 adayın yarıştığı seçimde oy verme işlemi sabah 09.00 itibariyle başladı. Başkan adaylarından Avukat Rıza Saka, avukatlık mesleğinin irtifa kaybettiğini belirtti. Saka, mesleğin hak ettiği saygınlığa kavuşturulması ve siyasi çekişmelerden uzaklaştırılması için bu yarışa girdiğini söyledi.

İstanbul Barosu'nun 2012 Genel Kurul Toplantısı çalışmaları dün itibariyle başladı. Hafta sonu yapılan çalışmalarda bugün baro başkanlığı, yönetim kurulu, üyeleri, disiplin kurulu, denetmeme kurulu ve barolar birliği delege adayları seçimi yapılacak.

Baro başkanlığı ve diğer adaylıklar için oy verme işlemi saat 09.00'da başladı. Seçimlerin yapıldığı Haliç Kongre Merkezi'ne gelen avukatlar, yeni baro başkanı ve üyelerini belirlemek için oy kullandı. 2 yıllık bir süre ile yeni baro yönetimini belirleyecek seçimlerde yaklaşık 20 bin avukatın oy kullanması bekleniyor. 73 sandıkta yapılacak oy verme işlemi saat 17.00'ye kadar devam edecek.

Seçimde, Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu adayı ve şu anki başkan Avukat Ümit Kocasakal, Hukukun Üstünlüğü Platformu adayı Avukat Rıza Saka, Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu adayı Avukat Muammer Aydın ile Çağdaş Katılımcı Avukatlar, Özgürlükçü Hukuk Platformu adayı Avukat Filiz Kerestecioğlu başkanlık için yarışıyor.

Başkan adaylarından Avukat Rıza Saka, yaklaşık bir buçuk ay süre ile hem sosyal medyada hem de kurdukları internet sitesi aracılığıyla meslektaşlarına ulaşmaya ve kendilerini anlatmaya çalıştıklarını dile getirdi. "Avukatlık mesleğinin kazandığı bir seçim olmasını diliyoruz." diyen Saka, mesleğin irtifa kaybettiğini ifade ederek, baronun siyasi çekişmelerden uzak tutulması için bu yarışın içinde yer aldıklarını kaydetti. Saka, "Biz kendimizi gerçekten şanslı görüyoruz. Çünkü meslektaşlarımız kendi problemleri ile ilgilenmek yerine daha önce ülkedeki muhalefet ile ilgili meselelerle toplumsal meselelerle ilgilendi. Ancak, avukatlığın ihmal edildiği düşüncesindeler. Biz de bu konuyu gündeme getirdi. Biz yönetimde olduğumuz olduğumuzda meslektaşlarımızın bu problemlerini ön plana çıkaracağız. Elbette ki baroların toplumsal konularda görüş beyan etme görevleri vardır. Ancak yaptığınız işlerin yüzde 80-90'ınını buraya sarf edip asıl yapmanız gereken bölümlere yüzde 10'luk bir efor sarf ederseniz meslektaşlarımız bundan şikayetçi olurlar." şeklinde konuştu.

http://www.zaman.com.tr/son-dakika/istanbul-barosunda-baskanlik-yarisi-basladi/2002517.html



Kocasakal: Özel yetkili mahkemeleri kaldırttık, görev tamam

30 bin üyeli İstanbul Barosu'nda seçim heyecanı başladı. Genel kurulun açılış konuşmasını yapan mevcut başkan Ümit Kocasakal, baronun Ergenekon ve Balyoz davalarındaki tavrını savundu.
Kocasakal, yeniden seçilmesi halinde bu davalarda yargılananlara daha fazla destek vereceklerini açıkladı. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasının da kendi vaatleri olduğunu belirterek, "Bu mahkemeleri kaldırttık, görev tamamlanmıştır." dedi. Hukukun Üstünlüğü Platformu'nun adayı Rıza Saka ise yönetimin Ergenekon ve Balyoz davalarındaki tavrını eleştirdi: "Birey olarak eylem yapabilirsiniz. Ama baroyu temsil eden hukukçu olarak yapamazsınız. Biz istiyoruz ki, mesleğimizin sorunlarını konuşalım."

Kocasakal'ın seçim vaadi: Ergenekon ve Balyoz sanıklarına daha çok destek

İstanbul Barosu'nun, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen genel kurulunda kürsüye ilk olarak mevcut başkan Ümit Kocasakal çıktı. Kocasakal, kamuoyunda oluşan 'Baro ideolojik tutum takınmasın, meslek sorunlarıyla ilgilensin' talebine, "Bu yaşamın doğal akışına aykırıdır. Bizi yüksek siyaset yapmakla suçluyorlar. Yüksek siyasetten anlaşılan Atatürk ilkelerini, laikliği, cumhuriyeti korumak ve kollamaksa, söz veriyoruz devam edeceğiz bu siyasete." karşılığını verdi. 'Darbeci baro' eleştirisine de değinen Kocasakal, "Bu yafta nereden çıktı? Bunu çıkaran Genç Siviller sivil falan değil. Bunlar bir yerlere bağlı. 'Darbeci baro' hukuka aykırılıkları dile getirdiğimiz için üzerimizde yürütülen bir psikolojik harekâttır. Bunu yemezler. Sizin gibi düşünmeyen, iktidara destek vermeyen herkes darbeci mi? Baro, hem askeri hem de sivil darbelere karşıdır." cümlelerini kullandı.

'Darbeci baro' ifadesi sebebiyle gazetelere açtıkları davaları kazandıklarını söyledi. Ancak bu konuda Yargıtay'ın Zaman'ı haklı bularak, 'darbeci baro' ifadesini fikir özgürlüğü çerçevesinde gördüğüne ise değinmedi. Ümit Kocasakal, baro yönetiminin Ergenekon ve Balyoz davalarında sanıkları desteklerken, KCK davasında destek vermediği için eleştirildiğini de hatırlattı. BDP'yi kastederek, "Biz burada siyasi parti tarafından bir organizasyon yapıldığını gördük. Biz böyle bir fotoğrafın içinde yer almak istemedik." demekle yetindi. Bu sırada ayağa kalkarak tepki gösteren KCK avukatlarından Baran Doğan, "Yalan söylüyorsunuz, çok büyük bir yalan söylüyorsunuz." diye bağırdı. Balyoz davasında mahkemeyi kilitlemeyi hedefleyen tavırlarıyla tepki çeken Baro Başkanı Kocasakal, konuşmasının ikinci bölümünde ise Ergenekon ve Balyoz sanıklarına daha fazla destek vaadinde bulundu.

Baronun bir önceki başkanı ve başkan adaylarından Muammer Aydın ise konuşmasında yönetime sert eleştirilerde bulundu. İstanbul Barosu'nun hiçbir kanun tasarısıyla ilgili faaliyet göstermediğini söyledi. Baronun İstanbul Boğazı manzaralı açtığı kafeteryayı gündeme getiren Aydın, "Başkan, 'baro hayal satmayacak' diyor. Baro, hiçbir dönemde hayal satmadı. Ancak baro ilk kez bu dönemde çay ve tost satıyor." eleştirisinde bulundu. Seçimlerde, Ümit Kocasakal ve Muammer Aydın'ın yanı sıra Rıza Saka ve Filiz Kerestecioğlu başkan olmak için yarışıyor.

http://www.zaman.com.tr/anasayfa/ozel-yetkili-mahkemeleri-kaldirttik-gorev-tamam/2002430.html
#563
Türk-İş tarafından çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay düzenli olarak yapılan ''açlık ve yoksulluk sınırı'' araştırmasının Eylül ayı sonuçları açıklandı.

Açıklamaya göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması (açlık sınırı) 914,14 lira olarak belirlendi. Gıda harcamasıyla giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarı (yoksulluk sınırı) ise 3 bin 91 lira olarak hesaplandı.

Gıda harcaması, bir önceki aya göre yaklaşık 14 lira artış gösterirken, son bir yılda mutfağa gelen ek yük 47 lira oldu.

Ailenin yaşam maliyetinin bir önceki yıla göre 176 lira arttığına işaret edilen açıklamada, önceki yılın aynı döneminde açlık sınırının 902, yoksulluk sınırının ise 2 bin 939 lira olarak hesaplandığı ifade edildi.

Ankara'da yaşayan dört kişilik bir ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarının bir önceki aya göre yüzde 1,43 oranında arttığı, dokuz aylık artışın ise yüzde 0,93 olduğu kaydedilen açıklamada, yıllık ortalama artış oranının ise yüzde 7,18 olarak hesaplandığı bildirildi.

Eylül'de süt, yoğurt ve peynir fiyatında önemli bir değişiklik olmadığı ifade edilerek, ancak tavuğun yüzde 5,66 oranında zamlandığı ifade edildi.

Yumurta fiyatının Eylül'de yüzde 30 civarında arttığına işaret edilerek, mevsimin başlamasıyla fiyatı düşen balığın mutfak harcamasına katkı sağladığı vurgulandı.

Yaş sebze-meyve grubunun Eylül'de mutfak harcamasını olumsuz etkilediğine dikkat çekilerek, sebze-meyvenin ağırlıklı ortalama kilogram fiyatının yüzde 7,51'lik artışla 2,72 lira olarak hesaplandığı kaydedildi.

http://haber.tr.msn.com/ntv/yoksulluk-s%c4%b1n%c4%b1r%c4%b1-3-bin-lira-6
#564
06.05.2012'de Ankara'da yapılan toplam 1546 avukat adayın katılarak 271 adayın 70 puan ve üstü not alarak mülakata katılmaya hak kazandığı ancak yapılan itirazlar neticesinde sınav sonuçları şaibeli bulunarak ÖSYM tarafından 04.09.2012 tarihinde iptal edildiği açıklanan avukatlıktan hakimliğe geçiş sınav soruları ve cevaplarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.osym.gov.tr/belge/1-13438/2012-adli-yargi-avukat-1-soru-kitapcigi-ve-cevap-anahta-.html

26.04.2008'de Ankara'da yapılan toplam 614 adayın katıldığı ve sadece 25 adayın 70 puan ve üstü not alarak mülakata katılmaya hak kazandığı avukatlıktan hakimliğe geçiş sınav soruları ve cevaplarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.osym.gov.tr/belge/1-10243/2008-adalet-bakanligi-avukatlar-icin-adli-yargi-hakim-v-.html
#565
Hepimiz bu hayat yolunun yolcusuyuz. Yine hepimiz de biliyoruz ki, hayat yolu hep düzlükte devam etmez.

Bazen önümüze yokuşlar çıkar, bazen de inişler.. Mühim olan, düzlükte iken gaflete dalmamak, yokuş ve inişlerde de ümitsizliğe düşmemek.. Bu iniş çıkışların hayat yolculuğunun imtihanları olduğunun farkında olmak.. Nitekim Rabb'imiz Ankebut Sûresi'nin ilk ayetlerinde şöyle hatırlatmaktadır bu hayat yolu imtihanlarını:

-"İnsanlar iman ettik demekle bırakılacaklar da, öncekilerin imtihan oldukları gibi imtihan olmayacaklar mı sanıyorlar?."

Madem bu hayat yolculuğunda bizden öncekiler gibi bizim de imtihana çekileceğimiz kesin.. Öyle ise bu imtihanı kazanmanın şartını bilmeliyiz ki imtihanımızı kaybetmeyelim.

-Nedir hayat yolculuğunun imtihanını kazanma şartı?

- "Zor şartlarda ümidini kaybetmemek!".. Çünkü ümidini kaybeden kimse teşebbüs gücünü de kaybeder. Teşebbüs gücünü kaybeden kimse ise her şeyini kaybetmiş demektir. Kaybettiklerini kazanma duygusu duyamaz ki kazanma ihtimali söz konusu olsun..

Nitekim hayat yolculuğunun tüm olumsuzluklarını yaşamış yaşlı bir zat, ağlayarak gelen bir genci görünce sorar: "Neden ağlıyorsun evladım, bir felakete mi uğradın yoksa?"

-Sorma baba der, mahvoldum, dükkânım yandı, bu yetmiyormuş gibi kasadaki paralarım da yandı; bütün servetim gitti, geriye sadece ödeyeceğim borç senetleri kaldı!.

Yaşlı zat, ağlayan gencin başını okşayarak der ki:

- Bunlar ağlanacak kayıplar değildir evladım. Ben de ümidini kaybettin de onun için ağlıyorsun sandım!.

Sözlerine şöyle devam eder: Şunu unutma ki, ümidini kaybeden adam her şeyini kaybeder. Ama ümidini kaybetmeyen adam yeniden teşebbüse geçer, kaybettiklerini tümüyle yine kazanabilir. Sen ümidini kaybetme ümidini!

Evet, bütün mesele, zor şartlarda ümidini kaybetmemekte, tekrar teşebbüse geçme azmini yitirmemektedir.

Bundan dolayı: Artık iyi insan kalmadı, herkes ve her şey bozuldu.. diyerek hep ümitsizlik telkin eden bir adamı ikaz eden Peygamberimiz (sas) Hazretleri, şöyle uyarıda bulunmuştur:

-"İyi insan kalmadı, herkes ve her şey bozuldu!.." diyerek ümitsizlik telkin eden kimse iyi bilsin ki, bozulan kendisidir, herkes ve her şey değil!."

Çünkü kıyamete kadar insanların bozulanı da bulunacak bozulmayanı da.. Burada mühim olan, hangilerinin içinde bulunduğumuz, kimlerin yanında yer aldığımızdır. Biz iyilerin içinde bulunuyorsak kötülerin bize zararı olamaz, kötülerin içinde yer almışsak iyilerin bize faydası olmaz..

Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri Bağdat'ta büyük bir azim ve gayretle hizmete yöneldiği sıralarda bir gece rüyasında ümit kıran sözler duyar. Meçhul adam rüyasında der ki:

-Ey Cüneyd! İnsanlara faydalı olayım diye boşuna çırpınıyorsun. İnsanlar artık iyice bozuldu, seni dinleyecek kimse kalmadı Bağdat'ta. Koskoca şehirde Şiraz Mescidi'ndeki üç kişiden başka adam yoktur. İstersen git Şiraz Mescidi'ne bak!.

Sıkıntı ile uyanan Cüneyd-i Bağdadi, kalkıp abdest alarak doğruca Şiraz Mescidi'ne gider. Bakar ki, gerçekten de mescitte üç kişiden başka kimse yok. İçini bir ümitsizlik duygusu kaplar. Demek ki koskoca Bağdat'ta gerçekten de üç kişiden başka adam kalmamış?.. Tam o sırada yandaki namaz kılanlardan biri selam verip kulağına eğilerek şunları söyler:

- Dikkat et, şeytan sana ümitsizlik telkin ederek hizmet azmini kırmak istiyor. Bağdat Allah dostlarıyla doludur! Yeter ki sen ümidini yitirme, teşebbüs gücünü kaybetme, vazifeni yap, vazife-i ilahiye karışma!.

Bundan sonra Cüneyd-i Bağdadi, durmak yok, yola devam diyerek olanca ümit ve azmiyle yine hizmetine devam eder, dinleyenlerde de azalma değil, artmalar söz konusu olur..

Nitekim Rabb'imiz de hep ümit tebliğ etmektedir bizlere: "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz! Çünkü Allah, tövbe edilen tüm günahları affedebilir!." (Zümer-53)

Bundan dolayı büyüklerin ittifakla söyledikleri sözleri hep aynı olmuştur: Her şeyinizi kaybedebilirsiniz ama ümidinizi asla!.

a.sahin@zaman.com.tr
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1023
#566
Anayasa Mahkemesi, CHP'nin başvurduğu kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen 6287 sayılı Kanun'un bazı hükümlerinin iptal istemini reddetti.

Anayasa Mahkemesi, kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un bazı hükümlerinin iptal istemini reddetti.

CHP, Kanun'un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açmıştı.

Davayı esastan görüşen Anayasa Mahkemesi, Kanun'un iptal istemlerini reddetti.

Yüksek Mahkeme'nin kararının ayrıntılarının yarın Anayasa Mahkemesi'nin sitesine konulacağı bildirildi.

-İptali istenen hükümler-

Kanun'un, iptali istenen hükümleri şöyleydi:

-Mecburi ilköğretim çağının 6-13 yaş grubundaki çocukları kapsadığı, bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlayıp, 13 yaşını bitirip 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biteceğine ilişkin hükmü,

-İlköğretimin, dört yıl süreli ve zorunlu ilkokul ile dört yıl süreli ve zorunlu ortaokuldan oluşan bir Milli Eğitim ve Öğretim Kurumu olduğuna ilişkin hükmü,

-İmkan ve şartlara göre ortaokulların, ilkokullarla veya liselerle birlikte de kurulabileceği hükmü,

-İlköğretim kurumlarının dört yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile dört yıl süreli, zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkan veren ortaokullar ile imam hatip ortaokullarından oluştuğunu öngören hüküm ile ortaokul ve liselerde, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin hayatının, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulacağına ilişkin düzenleme,

-''Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç, bu Kanun hükümlerine tabi değildir. Bu madde uyarınca yapılacak alımlara ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Kamu İhale Kurumunun görüşü alınarak Milli Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanacak yönetmelikle, rekabete açık olacak şekilde düzenlenir'' hükmü,

-''FATİH Projesi kapsamında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullara internet erişim hizmetleri ve ağ altyapısının sağlanması için Milli Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişilebilir'' hükmü.

Kaynak: AA
http://www.haber7.com/egitim/haber/927037-anayasa-mahkemesinden-444-karari
#567
Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı, nihayet 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren kullanılabilecektir. 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği ile kabul edilen Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı isabetli bir düzenlemedir.

Kişi hak ve hürriyetlerinin koruyucusu olan Anayasa Mahkemesi, diğer görev ve yetkilerinin yanında Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi kapsamına giren herhangi birisinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkes tarafından yapılabilecek bireysel başvuruyu inceleyip karara bağlayacaktır.

Bireysel başvuru hakkı; kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük ve yönetmelik hükümlerinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yapılabilme hakkını kapsamamaktadır.Böylece, yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan doğruya bireysel başvuru yapılamayacağı gibi, Anayasa Mahkemesi'nin kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler için de bireysel başvuru yapılamayacaktır.

Türk vatandaşları ve kural olarak yabancıların Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapabilmesi mümkün olmakla birlikte, yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklarla ilgili olarak yabancılara başvuru hakkı tanınmamıştır.Yabancılar için bu tür kısıtlamalar, bazı mesleklerin icrası, seçme ve seçilme hakkı, mali haklar ve sair alanlarda öngörülmüştür. Bu sınırlamanın dayanağı olan Anayasa m.16'ya göre, "Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir".

Anayasa Mahkemesi'ne yapılacak bireysel başvurular harca tabidir.Şu an için başvuru ücreti 172,50 (yüzyetmişikibuçuk)-TL'dir. Düzenlemenin gerekçesinde, başvuruda harç zorunlu tutulmak suretiylegereksiz başvurular ile Mahkemenin zaman ve emek kaybının önüne geçilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.Bu gerekçeye katılmamaktayız.Hangi başvurunun gerekli ve hangisini gereksiz olduğu bu tür bir yöntemle tespit edilemez. Bireyin hak arama özgürlüğü engellenmemelidir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne yapılan başvurularda olduğu gibi, Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvurular da ücretsiz olmalıdır. Başvuru sayısı, Kamu Hukuku alanına giren bir başvuruyu ücretlendirmek suretiyle hak arama hürriyetini kısıtlayarak azaltılamaz. Şikayet ve başvuruların azaltılması, hukuk düzeninin sağlanıp korunması, adalet ve eşitlik ilkelerinin ve dürüst yargılanma hakkının gözetilmesi ile mümkün olabilir.  Anayasa m.36'nın birinci fıkrasına göre, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir".Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvurunun harca tabi tutulması Anayasaya aykırıdır.

Ayrıca, bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular hakkında, yargılama giderleri dışında, 2.000,00 (ikibin)-TL'den fazla olmamak üzere para cezasına hükmedilebilecektir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kanunu'nun 51. maddesinde yer alan bu düzenlemeye de yukarıda ifade ettiğimiz gerekçelerle katılmıyoruz. Anayasa Mahkemesi'nin reddettiği bireysel başvuru sahibinin bir de para cezası ödemek zorunda bırakılması, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacaktır.

6216 sayılı Kanunun geçici m.1'e göre Anayasa Mahkemesi, sadece 23.09.2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bilindiği üzere Türk Hukuku'nda mahkeme kararları, olağan kanun yolları tüketildikten sonra kesinleşir. Mahkeme kararı kesinleştikten sonra, iç hukukta başvurulabilecek hukuk yolu olağanüstü kanun yolları olarak gösterilmiştir. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru, kesinleşen kararlara karşı başvurulabilecek bir yol olduğundan, hukuki niteliği itibariyle olağanüstü kanun yolu olarak kabul edilmelidir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, niteliği itibariyle bireysel başvuruları olağan kanun yolu olarak görüp çözecek bir yargı mercii olarak yetkilendirilmemiştir. Anayasa Mahkemesi, kişi hak ve hürriyetlerine yönelik ihlal olup olmadığı ve bir tazminata hükmetmek gerekip gerekmediği ile sınırlı şekilde bireysel başvuruyu inceleyip sonuçlandırmalıdır.

Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvurunun kesinleşen mahkeme kararları için öngörülmesi ve bireysel başvuru yolunun Anayasada olağan kanun yolu olarak düzenlenmemesi neticesinde birey, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapmaksızın, kesinleşen bir mahkeme kararını İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne taşıyabilmelidir. Çünkü kural olarak, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne başvurmak için iç hukuk yollarının tüketilmesi yeterli, olağandışı kanun yollarının tüketilmesi ise gerekli değildir.

Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvurunun, her ne kadar mevcut hukuk kuralları dahilinde mümkün olmasa da, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne başvurmak için tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olarak algılanacağı ve bu tür bir uygulamaya geçileceğini tahmin etmek zor değildir.

Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuruların yeterli ve etkili bir biçimde sonuçlandırılması, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin de bireysel başvuru yolunu etkili bir iç hukuk yolu olarak tanımasını sağlayabilir. Bu durumda, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu, tüketilmesi gereken etkili bir iç hukuk yolu kabul edilir ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne başvurabilmenin önkoşullarından birisihalini alabilir.Uygulamanın hangi ölçüde gelişeceğini, Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvurularınne kadar sürede (bizce azami bir yılda), hangi etkinlikte ve yeterlilikte sonuçlandırılacağını zaman gösterecektir. Umarız ki, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu, kurumsal, sürekli ve güvenilir bir koruma mekanizması haline gelir ve Ülkemizden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne giden başvuruların azalmasını sağlayabilir. Aksi halde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi'ne yapılacak bireysel başvuruyu etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul etmeyecektir.Ancak kanaatimizce, mevcut Anayasa m.148/3 ve 6216 sayılı Kanunun 45/2 hükümlerinde Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu olağanüstü kanun yolu olarak düzenlendiğinden, bireylerin doğrudan doğruya İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne başvurabilmesi mümkün olabilmelidir.

Prof. Dr. Ersan Şen - Haber 7
ersansen@hotmail.com
http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/927136-anayasa-mahkemesine-bireysel-basvuru-baslarken
#568
http://www.youtube.com/watch?v=fdgTX-pW8fY#

"Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır."
"Derin bir imana sahip olmayan gerçek bir bilim adamı düşünemiyorum. Bu durum şöyle ifade edilebilir: Dinsiz bir bilime inanmak imkansızdır."
"Kâinatın Yaratıcısına olan inanç, ilmi araştırmanın en kuvvetli ve en asîl muharrik (=hareketi sağlayan, kışkırtıcı) gücüdür."

Albert Einstein
#570


ABD Adalet Bakanlığı, çevre felaketi nedeniyle BP'ye 'ağır ihmal' davası açtı. BP, 21 milyar dolar tazminat ödemek zorunda kalabilir.

Felaketin sorumlusu "kötü yönetim"

2010 yılında Meksika Körfezi'ndeki rafineri faciası sonrasında deniz suyuna karışan tonlarca petrol yüzünden meydana gelen çevre felaketi, BP'nin yakasını bırakmıyor.

Bu kez, ABD Adalet Bakanlığı BP şirketine tazminat davası açtı. New Orleans kentindeki Federal Mahkeme tarafından ağır ihmal gerekçesiyle açılan dava, BP'yi hayli zora sokacağa benziyor. Ocak 2013 tarihinde başlayacak mahkeme sürecinde Adalet Bakanlığı iddialarını kanıtladığı takdirde BP firması 21 milyar dolar tazminat ödemeye mahkum edilecek.

İngiliz BP şirketinin yetkilileri ise 11 kişinin ölümüne sebep olan çevre felaketinde ihmalleri bulduğu yönündeki suçlamaları şiddetle reddediyor. Ocak ayında başlayacak dava öncesinde BP'nin avukatları Adalet Bakanlığı yetkilileriyle mutabık kalabilecekleri bir rakam üzerinde anlaşabilmek için görüşmelere başladı.

Kasım ayında yapılacak olan ABD Başkanlık seçimlerinden önce bir uzlaşmaya varabilmeyi umut eden BP yönetimi, dava sürecinin hisse değelerine ilişkin yarattığı belirsizlik yüzünden yatırımcılarını kaybetmekten de endişe duyuyor.

Nitekim şirket hisseleri Federal Mahkeme'nin dava açtığı haberinin duyulmasının hemen ardından yüzde 4 oranında değer kaybetti.

Kaynak: Almanyanın Sesi
http://www.haber7.com/guncel/haber/921464-abdden-bpye-21-milyar-lik-dava
#571
"Gelsinler" diyor Sayın Kılıçdaroğlu, "Dindarlar CHP'ye gelsin, biz dine karşı değiliz."

"Öyle miiii?.." diyesim geliyor benim de... Ve dahi, "Çarşaf Açılımınız ne oldu?" diye sorasım...

Sonradan Genel Başkan Yardımcısı yaptığınız, dönemin İstanbul İl Başkanı Sayın Gürsel Tekin "Çarşaf Açılımının" mimari olarak olayı plânlamış, dönemin Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal da "açılım öncüsü" çarşaflılara rozet takmıştı. Bunu da "değişim" olarak açıklamıştı.

Ama sonra CHP'de hiçbir şeyin değişmediği görüldü. "Çarşaf Açılımı" da rafa kalktı. Unutulmaya terk edildi.

Şimdi aynı yaklaşımı Sayın Kılıçdaroğlu gösteriyor. Gerekçesi yine "değişim"... Ama korkarım CHP'de yine bir şey değişmeyecek: Baş bir tarafa, gövde bir tarafa gidiyor... CHP'nin tabanını teşkil eden kökten laikçiler, halkın kıblesiyle CHP'nin barışmasına izin vermiyor.

Aslında Baykal da haklıydı bu konuda, Kılıçdaroğlu da haklı: "Laiklik" nutukları eşliğinde gelinebilecek son noktaya gelip dayandıklarını ikisi de gördü. Parti yüzde 20-25 oy oranına tıkandı. Bunu aşamamak iktidar olamamak demektir. Tek çare, halkın büyük çoğunluğunu teşkil eden dindarlara partiyi açmak...

"Çarşaf Açılımı" bunun ilk adımıydı. Olmadı, çünkü geçmişinden gelen tortular CHP'nin değişen şartlara göre kendini yenilemesine engel: "Çarşaf Açılımı" da zaten bu yüzden tökezlemişti.

"Kılıçdaroğlu Açılımı" dahi tökezlemeye mahkum. Bu bir kehanet değil, parti gerçeği... Çünkü CHP, Kemalist ideolojiyi dinin karşısına koymuş ve İslâmiyeti kendi kontrolüne almak için kitleleri zorlamıştır...

Geçmişinde böyle bir arızası olan partinin din ve dindarlarla uzlaşması zordur.

Mümkün müdür? Evet... Ama geçmişiyle samimiane hesaplaştıktan sonra. Aksi takdirde inandırıcı olamaz. Yani CHP, önce milletin dini-diyanetiyle uğraştığı dönemin hesabını vermelidir.

Neden ezanı değiştirdiğini, camileri sattığını/kiraya verdiğini/CHP merkezi olarak kullandığını/banka ardiyesi olarak kiraladığını, neden haccı yasakladığını, okullardan din derslerini kaldırdığını, din okullarını kapattığını (ancak 1946'da seçimin ucu görününce göstermelik olarak birini açtılar); ders kitaplarında neden inkâr fırtınaları estirdiğini, Kur'an'a neden "Çöl kanunu" dendiğini, neden Kâbe'nin "tavla zarı"na benzetildiğini, Peygamberimizin peygamberliğinin neden inkâr edildiğini (inanmayanlar 1950'ye kadar okullarda okutulan tarih kitaplarına bakabilirler), bir dönem Selçuklu ve Osmanlı tarihinin ders kitaplarından niçin çıkarıldığını...

Neden, muhalefetsiz iktidar oldukları dönemde (1942), Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü İç Matbuat Daireniz tarafından basın kuruluşlarına, "Her ne şekil ve surette olursa olsun, memleket dâhilinde dini neşriyat yapılarak, dini bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dini bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz" (Kara Kitap, Eşref Edip, Sebilürreşad Neşriyat Bürosu) şeklinde tamim gönderildiğini açıklamalıdır...

Yarı resmi Uyanış Dergisi'nde "Allah'ı da sultanla birlikte tahtından indirdik, bizim mabetlerimiz fabrikalardır" diyen Tokat Milletvekili Refik Ahmed'in; "İlkelerimiz... Yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensipleri ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir" diyen Edirne Mebusu Mehmet Şeref Aykut'un; "Bizim kutsal kitabımız, bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkleri birleştiren milliyetçiliğimizdir" diyen Samsun Milletvekili Ruşeni Bey'in (Barkın) bu cüreti nereden aldıklarını belirtmelidir.

Bu yaklaşımlar doğru ise şimdiki yaklaşım yanlış, şimdiki doğru ise o zamanki yanlıştır...

Hangisi?.. Artık itiraf etmelisiniz.

Dindarlar yeni yaklaşımınızı inandırıcı bulurlarsa, ona göre bir değerlendirme yaparlar.

http://www.habervaktim.com/yazar/dindarlar-chpye-neden-gitsin-53916.html
#573
http://www.youtube.com/watch?v=ETToTOR_fu4#

http://www.youtube.com/watch?v=y5C65_gcb2o#ws

MALCOLM X'İN HAYATI

Malcolm X (Malcolm Little ve daha sonrasında Hacı Malik el-Şahbaz, İngilizce: El-Hajj Malik Shabazz ) (Omaha, 19 Mayıs 1925 – New York, 21 Şubat 1965), ABD'li siyaset adamı, siyah hakları savunucusudur.

1952'de Malcolm X adıyla Siyah Müslümanlar Hareketine girdi. Elijah Muhammad'ın yolunu izledi ve ona ABD içinde tümüyle bağımsız olacak bir siyah cumhuriyetinin kurulması fikrini benimsetti. Ancak Mart 1964'de iki kişinin arası açıldı; Malcolm X, Afrika - Amerika Birliği örgütünü kurdu ve 1964'de Afrika ile Ortadoğu'ya (Mekke'de hac için bulundu) iki gezi yaptı. Dönüşünden 1 yıl sonra da öldürüldü.

Annesi bir Mulattodur. Babası Ku Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm, Massachusetts'in siyah mahallesinde ilköğrenimini bitirir. Avukat olmak istemektedir ve bunu öğretmenine de söylediğinde ondan avukatlığın siyahlara göre olmadığını ve marangoz olmasının daha doğru bir seçim olacağını duyar. Çok istemesine rağmen, üniversiteye gidemeyince, küçük yaşta çalışmaya başlar. Michigan ve Boston derken, kendini birden Harlem'de bulur. Bir siyah olarak, ona verilen yaşama biçimi, onu sonunda hapishaneye düşürür. Üniversiteyi Harlem sokaklarında tamamladığını ve doktora tezini de hapishanede hazırladığını uzun uzun anlatır. O okuma açlığını hapishanede giderir. hapishane kütüphanesindeki kitapları tek tek okur. Hapishane yılları için: "Bir insanın düşünmeye ihtiyacı varsa, gidebileceği en iyi yer, bana sorulursa, üniversiteden sonra hapishanedir" demiştir.

O, yedi yıllık hapishane yaşamından sonra, başka bir Malcolm X olarak Harlem'e geri döner. Hapisten önce bir sokak serserisiyken, şimdi Amerika'da büyük bir hızla gelişen İslam dininin etkili ve ateşli bir temsilcisidir.

Malcolm Little olan soyadını Harlem'de X olarak değiştirir. Yeni soyadı, onun Afrikalı atalarının artık kendisi başta olmak üzere, kimse tarafından bilinmediğinin simgesidir. Elijah Muhammed'in öncülüğünü yaptığı Siyah Müslümanlar Hareketi Malcolm X'le birlikte daha da kuvvet kazanarak yayılmaktadır. Artık Malcolm, Elijah Muhammed'in baş kurmayıdır. Fakat Malcolm'un Elijah Muhammed'in zina yapmasına karşı çıkması, daha sonra da Elijah Muhammed'in, Malcolm'a, Başkan Kennedy'nin öldürülmesi hakkındaki yetkisiz ve iğneleyici sözlerinden ötürü sessiz kalmasını emretmesi, Malcolm'un kendi hareketi içinde izole edilmesine sebep olur.

Gerçek İslam'ın Elijah'tan çok uzak olduğunu biliyordu. Ancak Malcolm X'e göre İslam'ı bütün incelikleriyle kavrayabilmek için Hac'a gitmesi gerekiyordu. O Amerika'da bildiği İslam dini ile, Hac'da gördüğü İslam isimli din arasında farklılıklar olduğunu düşünmeye başlayınca, X olan soyadını El Şahbaz'a çevirdi.

Başlangıçta, ilk Siyah Müslüman hareketinin öncüsü Elijah Muhammed'in bağlısı olarak ırkçı düşünceler taşıyorken, daha sonra bu düşünceleri değişti. Artık kendisini İslam'ın sömürgecilik ve ırkçılık karşıtı evrensel mesajını tüm dünyaya iletmeye adamıştı. Bu amacını kitleler çapında gerçekleştirmeye çalıştığı toplantılarından birinde suikasta uğrayıp, 21 Şubat 1965'de öldürüldü.

X, Manhattan'da bulunan Audubon Balo salonunda konuşma yaparken[1]bir kişi "Zenci, ellerini cebimden çek!" ("Nigger, get your hand outta my pocket!") şeklinde bağırdı.[2][3]Bu bağırma üzerine korumalar adama yönelirken, bu kişi daha hızlı davrandı ve namlusu kesilmiş tüfekle Malcolm X'i göğsünden vurdu. Başka yere konuşlanmış diğer iki arkadaşı ile birlikte X'i 16 kez vurdular. Salonda bulunanlar suikastçılardan birini yakalayıp darp ettilerse de diğer ikisi profesyonelce olay yerinden kaçtı.[4]Malcolm X, aldığı yaralarla kısa sürede hayatını kaybetti. Cinayet zanlısı olarak Talmadge Hayer adındaki, ama Thomas Hagan olarak bilinen ve kendisini Müslüman olarak tanıtan Siyah şahıs tutuklandı. Diğer zanlılar Norman Butler ve Thomas Johnson ile birlikte üç kişi yargılandılar. Yargılamada kimi suçlamalar düştü, suikastı başkasının işlediği tezleri ortaya atıldı. Ama bu üç zanlı hayatına devam etti. Şu an Hayer; Mücahid Halim olarak tanınmakta, Butler; Muhammad Abdül Aziz olarak tanınmakta ve Harlem Camisi başkanlığını yürütmektedir. Johnson ise Halil İslam ismini almıştır.[5]

Malcolm X isimli sinema filmi ile yaşamı çarpıcı bir şekilde ortaya konmuştur.




[1] Malcolm X Shot to Death at Rally Here 2008-08-01 Kihss, Peter 22 Şubat 1965 The New York Times
[2] Karim, Benjamin (1992). Remembering Malcolm, with Peter Skutches and David Gallen, New York: Carroll & Graf. ISBN 0-88184-881-6, p. 191.
[3] Evanzz, Karl (1992). The Judas Factor: The Plot to Kill Malcolm X. New York: Thunder's Mouth Press. ISBN 1-56025-049-6, p. 295.
[4] Police Save Suspect From the Crowd 2008-08-01 Gay Talese 22 Şubat 1965 The New York Times
[5] Perry, p. 374. Alex Haley, in his Epilogue to The Autobiography of Malcolm X, says 22,000 (p. 519).

Büyük Larousse


Malcolm X'ten özlü sözler

    Gelecek, bugünden ona hazırlananlara aittir.

    Irkçılık olmadan kapitalizm de olmaz.

    En iyi nasihat, iyi örnek olmaktır.

    Eğer uğrunda ölmeye hazır değilseniz, "özgürlük" kelimesini lûgatınızdan çıkarın.

    Eğer, dikkatli olmazsanız, gazeteler, mazlumlardan nefret etmenizi, zalimleri ise çok sevmenizi sağlar.

    Eğitim, gelecek için geçiş iznimiz. Çünkü gelecek, ona bugünden hazırlananların olacaktır...

    Tarihi değiştirebilenler, ancak ve ancak insanın kendisi hakkındaki düşüncesini değiştirmeyi başarabilmiş olanlardır.

    İster mermi kullansın, ister oy pusulası, insan iyi nişan almalı. Kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı.

    İnsanlar bir adamın bütün hayatının bir tek kitapla değişebileceğinin farkında değiller.

    Bir müslüman olarak yeryüzünden Allah'ın huzurunda secde etmeyen tek fert kalmayıncaya kadar İslam'ın hakim kılınması yolunda kendimi görevli hissediyorum. Malcolm X (Malik El Şahbaz) 1965 Amerika

    Bir insanın düşünmeye ihtiyacı varsa, gidebileceği en iyi yer, bana sorulursa, üniversiteden sonra, hapishanedir.

    İşleri tıkırında giden dışarıdaki o 'namusu-bütünler' içeri girip çıkmış birisine burun kıvırıp geçerler. Ama o 'namusu-bütünler' bir bataklığa saplansalar, içeri girip çıkmış birisi onlara daha onurlu davranır.

    Amerika, İslam'ı anlamaya muhtaç. Çünkü bu din, ırk sorununu söküp atan dindir.

    Hayatımın erken dönemlerinde öğrendim ki eğer bir şeyi istiyorsan, biraz gürültü yapsan iyi olur.

    Zaman şehitlik zamanıdır, ve ben bir şehit olacaksam, bu kardeşlik uğruna olacaktır. Bu ülkeyi kurtaracak tek şey budur. (Şehadetinden iki gün önce)
#574
Müslüman olan bir Amerikalı Hristiyanlık ile İslamiyeti karşılaştırıyor ve ibret verici Müslüman oluş hikayesini anlatıyor. Müsait bir zamanınızda mutlaka seyredin:

http://www.youtube.com/watch?v=P912yw0Wc5M#ws

http://www.youtube.com/watch?v=doL8AtLN9Aw#ws

Bu da bir başka Amerikalı Müslümanın Müslüman oluş hikayesini anlattığı ve tebliğin önemini vurguladığı videosu:

http://www.youtube.com/watch?v=Jd5-Fi7LnfI#

İngiltere eski Başbakanı Tony Blair'ın baldızı Lauren Booth'un Müslüman oluş hikayesi:

http://www.youtube.com/watch?v=i1bD6TlMtlE#ws

http://www.youtube.com/watch?v=9C3Yi6m1fqc#ws

http://www.youtube.com/watch?v=k9tofP30icY#
#576
Rize'nin Kıble Dağı'na çıkmış dönmüştük. Bağırmış çağırmış, içimizde sıkışmış şehri ve stresi yüce dağların ve tepelerin güzel ıssızlığına söylemiş, dönmüştük. Topraktan gür biçimde fışkırmış yeşilliklerin içinde, bahçede oturuyorduk o akşam. Karayemiş, çam, ladin ağaçlarının altında. Etrafı yeknesak dalgalarıyla sarıp sarmalamış çay fideliğinin ortasında. Alışık olmadığımız bu güzelliğe tahammül etmeye (bile) çalışarak. Şehirde betonla, bariyerle, ölçülmüş saatle, sıkışık demir-çelikle, elektronik akılla ve merhabasız kalabalıkla bozulmuş gözlerimizin şaşılığını, sadece bakarak, yalnızca temaşa ederek giderebildiğimiz ormanlara doğru çevirmiştik sandalyelerimizi.

İbrahim ve Cengiz Er'le laflıyorduk, ibrahim Er bir ara lafı memleketin binlerce derdinden bir tanesine getirdi. Muhabbet birdenbire güncelleşti. Tam o anda, muhabbetin ortasında, çamların koyu kokulu karanlığının bize doğru baktığım ve gülümsediğini hayal ettim. Ormanın loş müphemliğinin bizimle alay ettiğini düşündüm. Haksız mıydım? Bir ara İbrahim abi yukarıda bir yeri (Şimdi Meliha teyzenin yattığı yeri) göstererek dedi ki; "Şurada ayırdım ben yerimi. Orada yatacağım. Mezarım hazır." Nereden çıktı şimdi bu, diyecek oldum. Gülümsedi, "insanlar bence öleceklerini biliyorlar; ama ona gerçekten inanmıyorlar" demez mi. Gülümsedim. Geçti konu. Cengiz Er o arada bu cennet bahçesini andıran güzelliklerin ortasından çıkmış, zihni uçmuş, Gaziantep'te infilak eden bombanın, trajedinin, kahrın ve umutsuzluğun sıcak haberlerini televizyona taşımakla meşguldü. Biz bir ona bakıyor, haberleri bir yandan takip ediyor; bir yandan da sohbetimizi çevirmeye çalışıyorduk. Ölüm, acılar, ister istemez gelip giriyordu muhabbetin içine. Sonra nelerden konuştuk hatırlamıyorum. Ama hiç unutmayacağım o akşamın içine akıp gidiyordu konuşmalarımız. Bir yandan konuşuyor; bir yandan da etrafın güzelliğinden kopmamaya çalışıyordum.

O arada, evde bir telaş dönüyordu. Herkesin yetişecek bir yeri, programı, eğlencesi, komşuluğu var, işi gücü var. Aşağıya inilecek. Şehre. Akşam gezmesi, buluşmalar olacak. Bakıyorum da bir Meliha teyzenin yüzü güleç. Bir tek o sakin. Şehirden yeni gelmemiş olan ve şehrin pürtelaşı elbiselerine sinmemiş olan Meliha teyzenin yüzünde çelik gibi sağlam bir dinginlik var. Bir tek o acele etmiyor. Bir tek onu ayartamıyor gündelik telaşın albenisi. Bir tek o unutmuyor, yanılmıyor, telaşlanmıyor, ısrar etmiyor, üstelemiyor, sesini yükseltmiyor, paniklemiyor ve uzun bir dinginliğin derinliklerinden kaynayıp yükselen o müşfik gülümsemesini uzun kanatlar gibi yüzüne genişçe açmış, ortalıkta dolanıyor. Masaya davet ediyor bizi. Acıkmışım. Kara lahana çorbasını çok özlemişim. Ama yemesem, diyorum içimden. Sizi seyretsem sadece. Sizin bu sürprizli sakinliğinizi, bilgeliğinizi, güzelliğinizi, "önemsiz" dertlerimizi tasalarımızı gerçekten önemsizleştiren gülümsemenizi. Sizin sakinliğinizin kıyısına ilişip kıvrılsak. Biz de teskin olsak. Dünya ve hayat hakkındaki fikrimizin yamlmışlığım uzun uzun seyretsek sizin bu mahcup, anaç ve güzel anneliğinizde.

Sonra o güzel, büyük gülümsemesini içinde taşırmış gibi, elinde o büyükçe tepsiyle çıkageldi bahçeye. Cengiz Er hâlâ Gaziantep'teydi. İbrahim abi "Gel anne" dedi, tuhaf geniş zamanlı bir sesle, "Gel, ver çaylarımızı da otur şöyle bir bakalım, biraz muhabbet edelim. Sen ne diyorsun bu olaylara?" "Ben ne bilirim ki oğlum..." dedi, yine gülümseyerek. Biraz önce ölümden, mezardan bahseden oğluyla ne konuştular, ne kadar muhabbet ettiler bilmiyorum. Hatırlamıyorum. O arada biz, Gaziantep'te çocuklara bayram şekerlerinden biraz büyükçe, 80 cm.'lik tabutlar hazırlamakta olan PKK'nın son maha-retinin ayrıntılarına ulaşmaya çalışıyorduk Cengiz abiyle. Yan yana duran iki dünyanın öteki tarafındaydık biz. Sükunetin, tevekkülün, diğergamlığın, fedakarlığın, hasılı, gülümseyen annenin karşısındaki telaş dünyasında. Kulaklarımız uçup uzaklara gitmiş, ellerimiz twitter'a birbiri ardına düşen uğursuz haberlerde kaybolmuştu.

Keşke kalkıp eve gitmeseydim o akşam. Keşke Meliha teyzenin ikramını geri çevirmeseydim de hazırladığı o yatakta yatsaydım. Çok pişman oldum.

Hikmet. Ben bunu kısaca şöyle tercüme ediyorum kendime. Herhangi bir şeyle karşılaştığımda, onun bize "verilmiş" olmasıyla ne kastedilmiş olabileceğini düşünmekten ibaret. Ölüm için de böyle bu. Ben bu güzel akşam oturmasının ertesi günü, Karadeniz dağlarının eşsiz manzaralarını seyretmek için yine yollardaydım. Bir ara telefonun çektiği bir tepeden geçiyordum ki bir mesaj düştü ekrana. Haşmet abi (Babaoğlu) Meliha teyzenin vefatını haber veriyordu. Arabayı durdurup motoru susturdum ve yolun kenarına oturdum. El değmemiş doğanın sonsuza kadar sürecekmiş izlenimi veren kayıtsızlığına daldım gittim.

Akşam vardığımda İbrahim abiyi gördüm. Yıkıntılar içinde oturmuş misafirleri ağırlıyordu. Cengiz abi ise ortalıklarda yoktu. Sevgili Cengiz abiyi de, Sezai Karakoç'un şiirini el feneri gibi bahçede dolaştırarak aramaya koyuldum.

"Anne öldü mü çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde siyah bir çubuk
Ağzında küçük bir leke..."

Selahattin Yusuf - Aktüel
selahattin.yusuf@aktuel.com.tr
http://www.haber7.com/yazarlar/selahattin-yusuf/919464-o-aksam
#577
Barış eylemcisi Rachel Corrie'nin narin bedeni Filistin'de İsrail tankı altında kasten ezilirken hepimizin yüreği onulmaz bir şekilde acısını hissetmişti. Hâlâ yüreğimizi yakan bir acıdır...

İsrail mahkemesi, Gazze Şeridi'nde 2003'te Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına engel olmaya çalışırken bir buldozer tarafından ezilerek hayatını kaybeden Amerikalı barış eylemcisi Rachel Corrie'nin ailesinin İsrail ordusu aleyhine açtığı davayı reddetti.

Corrie ailesi, 23 yaşındaki kızlarının kasten ve yasadışı şekilde öldürüldüğü ve İsrail hükümetinin olayla ilgili güvenilir bir soruşturma yürütmediği gerekçesiyle Hayfa'da İsrail devletine ve ordusuna karşı sembolik tutarı olan 1 dolarlık tazminat davası açmıştı.

Hâkim olayın kazayla olduğunu, ölen eylemcinin tehlikeli bir bölgede yer aldığını bildiğini ve tüm uyarılara rağmen bölgeden ayrılmadığını belirterek, İsrail ordusunun olayda kusuru bulunmadığına hükmetmiş.

Corrie böyle acı bir sonla vefat ettiğinde; 0'nun, memleketi Amerika'yı terk edip, tüm rahatını tepip, Filistin'e kadar gelip; Filistin halkı için verdiği özgürlük mücadelesinin sebebini aradım.

O dönemler Nurettin Topçu'nun "İsyan Ahlakı" adlı kitabını okuyordum. Ahlakın kaynağı nedir diye soruyordu Nurettin Topçu. Ve aradığı ve bulduğu cevap insanda varolan "sorumluluk" hissi idi. Sorumluluk bir irade getirir. İrade, hareket ve hürriyet...

Peygamberler ve onun yolundan gidenler gerek kendilerine karşı; gerek topluma ve onların zulüm sistemlerinden, otoritelerinden yüz çevirerek, sorumlulukları ve onun getirmiş olduğu hürriyet iradesiyle toplumlarına, merhamet ve özgürlük getirdiler.

Rachel'i de içten içe rahatsız eden öylesine büyük bir sorumluluk hissi, iradesi ve o hissin getirmiş olduğu hürriyet ile Filistin'e gelmiş; İsrail tanklarının önünde İsrail'e meydan okumuştur.

O'nun ahlakını, Nurettin Topçu'nun aradığı ahlakın kaynağında buldum. "İsyan ahlakı"nda... Yine o sıralarda yazdığım ilk kitabım "Çıkamadık Gül Bahar Ülkesi" adlı romanımda " sorumluluk hissim ile Rachell'e ve O'nun "isyan ahlakına" yer vermeden edemedim...

Mavi Marmara'daki Furkan'lar gibi O da barışın ve merhametin şehididir.

İradenin, hürriyetin sembolüdür.

O, İsrail karşısında "şirret bir merhamet"ti. Geri adım atmadı. Bir an bile korkmadı.

O'nun ve tüm mazlum halkların kanı, İsrail ve türevlerinin korkulu rüyasıdır.

Benim için O bir şehittir... Mazlum Filistin halkının ve Filistin davasının sembol bir ismidir.

İsrail'in, Rachel Corrie'nin davasını tehlikeli bir bölgede olduğu iddiasıyla reddetmiş olması özrü kabahatinden de beter bir halin göstergesidir.

İsrail bu iddiası ile tehlikeli, kötü, zararlı ve insanlara her an zarar verebilecek potansiyelde olduğunu da itiraf etmiştir.

Corrie'nin ailesinin açtığı 1 dolarlık tazminat: "ey İsrail ciğerin beş para etmez" demenin en hicivli bir sembolüdür.

Hacer Aydın - Haber 7
http://www.haber7.com/yazarlar/hacer-aydin/919349-rachel-corrie-filistinin-hakli-yuzu-sehidi-davasi
#578


Orman kurbağalarının vücutları kış aylarında donuyor; bedenleri şurup kıvamında bir sıvı gibi oluyor; ilkbaharda çözülerek yeniden hayat buluyor. Bilim adamları şimdi bu kurbağaların metabolizmalarını inceleyerek, aynı yöntemin insanlara da uygulanıp uygulanamayacağını araştırıyor.

Kanada, Ottowa'daki Carleton Üniversitesi biyokimya laboratuvarında "cryogenics-soğubilim" üzerinde çalışmalar yapan Ken ve Janet Storey, deney hayvanı olarak kurbağalardan yararlanıyorlar. Ancak Storey'ler, hareket etmeyen, soluk almayan, háttá kalbi atmayan ve beyin faaliyetleri durmuş olan kurbağalarla ilgileniyor. Deneylerde kullanılacak olan kurbağalar endüstriyel dondurucuların içine atılıyor. Buradan çıkan kurbağaları Ken Strorey şöyle tanımlıyor: "Vücutları esas olarak şurup kıvamında bir kütleye dönüşüyor."

Bilimsel adı "Rana sylvatica" olan orman kurbağası aslında biyolojik açıdan bir bilmece. Kış aylarını sıfırın altındaki sıcaklıklarda uyuyarak geçiren kurbağalar, bahar gelince uyanıp normal yaşamlarına dönüyorlar.

Kısaca bu kurbağalar, hayvanlar áleminin Rip Van Winkle'ı.

Discover'da yayımlanan araştırma makalesine göre (Şubat 05) Storey'ler son 20 yıllarını, yeniden hayata dönüşü gerçekleştiren genetik açma/kapatma düğmesini ve biyokimyasal süreçleri keşfetmeye çalışarak geçirmiş.

Organ nakline destek

Organ nakli konusunda araştırmalar yapan bilim adamları bu çalışmaları yakından izliyor.

Vericinin kalbi veya böbreği zarar görmeden dondurulup saklanabilirse, doktorlar çok daha fazla sayıda nakil gerçekleştirebilecek.

Orman kurbağasının "ölüm uykusu"ndan uyanarak yaşamına kaldığı yerden devam etmesi, ticari kryonik laboratuarların faaliyete geçtiği fütüristik hayalleri de körüklüyor. Bilim kurgu dünyasının en sık kullanılan temalarından biri olan insanların dondurulup, ileri bir tarihte yeniden yaşama döndürülmesi, ölümsüzlük peşindeki insanoğlunun en büyük umudu.

Sıcak kanlı hayvanlar sabite yakın bir sıcaklıkta -insanlarda 36.5 derece santigrat- yaşamlarını sürdürürler. Bunlar soğumaya başlayınca, metabolizmaları hızını değiştirerek bir iç ısı yaratır. Sistem rayından çıkıp hayvanlar donarsa, buz iç organlarını parçalar, çünkü hücrelerindeki su, donarken genişleyerek hücre zarının parçalanmasına yol açar.

Doğal antifriz

Orman kurbağaları ve bazı spesifik kaplumbağalar gibi az sayıda hayvan bunun tam tersini yapar.

Sıcaklık, donma derecesinin altına düşerse, kurbağanın metabolizması durma noktasına gelir.

Böylece hücreler çok az hidrojen ve enerji ile yaşayabilir. Bu arada karaciğeri glikoz pompalamaya başlar.

Sonuçta bu hayvanların kanlarındaki glikoz oranı, şeker hastası insanlarınkinin 50 misline çıkar. Kurbağanın vücut boşluklarında kristalize olan buz, et ve organlardaki hücrelerin suyunun bir kısmını çeker. Bu, hücrelerin içindeki glikoz yoğunluğunu biraz daha artırır.

Sonuçta oluşan antifriz geride kalan suyun donarak katılaşmasını engeller (Ticari antifriz glikoza çok benzeyen, etilen glikol denilen şeker alkolünden yapılır).

Hücrelerindeki antifriz ile kurbağa bir sonraki ilkbahara kadar uyku durumunda kalır. İlkbaharda kurbağanın metabolizması yaşama geri döner.

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=305194



Donmaya Rağmen Hayatın Devamı - Dr. Şerafeddin ALAN     

Canlı türlerinin çoğu için kış soğuğu ciddî problemler oluşturduğundan kendilerine korunmaları için değişik kabiliyetler verilimiştir. Bunların içinde en ilginci kışı don halinde geçirip, ilkbaharda bir şey olmamış gibi yeniden hayata başlayan canlıların durumu teşkil eder. Birçok balık türü, bazı kaplumbağa ve kurbağa gibi omurgalılar, ısı, sıfırın altına düşünce donarlar. Bütün bunlar insanın aklına, acaba insan organlarını da soğukta muhafaza mümkün olacak mı sorusunu getirmektedir?

Kış gelince bazı bitki ve hayvanlar soğuktan korunmak zorundadır. Bazı hayvanlar, özellikle kuşlar, kelebekler daha sıcak memleketlere göç ederler, bazıları da kış uykusuna yatarlar. Dünyanın bazı bölgelerinde ısı, sıfırın altında olmak üzere çok aşağılara kadar düşer. Bilindiği gibi 0 °C'de su donar. Canlıların da vücutlarında çok miktarda su vardır. Normalde soğuğa korumasız şekilde maruz kalan her canlı donar ve ölür. Zira hücre içinde buz teşekkülü, zarların yırtılması ve hücre fonksiyonlarının bozulmasıyla öldürücü etki yapar. Bununla beraber genelde ilkbaharda sanki hiçbir şey olmamış gibi hayat yeniden başlar.

PEKİ BU İŞ NASIL BAŞARILMAKTADIR?
Bu durum özellikle memeliler ve sıcakkanlı kuşlar (homaloterm) dışında hemen diğer türlerin hepsini ilgilendiren poikiloterm veya soğukkanlı denen hayvanların vücut ısılarının çevreye göre değişmesi yönüyle önem arzeder.

Bizler soğuk kış günlerini sıcacık evlerimizde geçirirken şiddetli soğuklara maruz kurbağa, böcek ve örümcekleri nadiren düşünürüz. Bu hayvanların şiddetli soğuklarda hayatlarını devam ettirebilmek için mükemmel bir intibak mekanizmalarına sahip olduklarını hiç düşündük mü acaba? Bunların hangi stratejilerle hayatlarını sürdürdüklerini araştırırken o müthiş mekanizmaları yaratanı aklımıza getiriyor muyuz? Evet, bu mükemmel mekanizmalardan birisi, bu hayvanların donmadan hayatlarını devam ettirmeleridir. Bu canlıların biyolojik sıvılarının 0°C'in altında bile sıvı halde muhafaza edilmesi ve hücre içinde buzlanma olmamasıdır. İkincisi ise donmaya uyumlu olarak yaşamaktır. Bu her iki durum da son derece ilgi çekicidir.Burada su ve buzun fizikoşimik özellikleri, düşük ısılarda dinamik sistem üzerine etkileri ve molekül yapılarını belirleyen bağlar hesaba katılmak zorundadır.

Donmayı tolere eden hayvanlarda, soğuğa karşı çok orijinal çareler düşünülmüştür. Düşük ısılara karşı olan toleransta moleküler mekanizmalar 9 seneden beri Kanada Carleton Üniversitesinde incelenmektedir. Araştırmanın hedefinde de insan organlarının soğukta muhafaza edilebilme imkânı bulunmaktadır. Kurbağalar, örümcekler, sinek kurdu düşük ısılarda tamamen donup buz haline gelirler. Az bir ısıda derhal canlanıp hareket etmeye başlarlar. Çift kanatlılar, kınkanatlılar da hep bu şekildedir. Mazı böceği (Eurasta solidaginis), ısı -10°C'yi bulunca donar, gündüzleri çözülür ve donmuş halde haftalarca kalabilir. Sedef, midye ve deniz kaplumbağaları kış boyunca günde 2 defa donarlar.

Orman kaplumbağası (Rana sylvatica), kışın bir çok haftalarını donmuş vaziyette geçirir. Diğer bir kaplumbağa çeşidi de(Chrysemys picta) aynı şekilde donar. Bunlar haziranda yumurtlarlar ve larvalar yazın sonunda çıkar. Larvalar 10 cm derinlikteki kumun içinde kışı geçirirler (6-8°C'de). Bundan sonra soğuğa adaptasyon başlar. laboratuara getirildiklerinde -4°C'de donarlar ve sonra tekrar çözülerek hayata devam ederler. Ortalama olarak vücutlarındaki suyun % 53'ü donar.

DONMANIN TEHLİKELERİNDEN NASIL KORUNULMAKTADIR?
Soğuk karşısında korumasız olan canlıların organizmaları içindeki buzlanma, doku harabiyetine, dolayısıyla ölüme sebeb olur. Donma, hücre dışı sahalara yayılınca hücreler arası bağlar kopar ve hücreleri besleyen damarlar hasara uğrar.Hücre içindeki buz, iç yapıyı, özellikle hücre fonksiyonunda esas rolü oynayan değişik kompartmanları hasara uğratır. Bu hasarlar termodinamik plânda stabil olmayan küçük buz kristalleriyle hâdiseyi daha da ağırlaştırır. Buz oluşumunun hücrelerin ozmotik dengesi üzerinde de ağır tesirleri vardır. Donma ozmotik bir şok meydana getirir, sonra su kaybı ve hücrelerin kollapsı oluşur. Eğer hücre hacmi iyice küçülürse, geri dönüşsüz hasarlar hücre zarı seviyesinde oluşur.

Donma, aynı zamanda metabolik bozukluklara da sebeb olur. Zira buz, hücre fonksiyonları için gerekli oksijen ve mecburi enerji elemanlarını ve metabolik artıkların atılımını engeller. Bu etkiler, insan organ ve dokularını saklamaya çalışan araştırıcılar tarafından gayet iyi bilinmektedir. İnsan ve diğer memelilerin organlarının saklanması, şimdilik bazı tek hücreli sistemlere veya basit dokulara sınırlıdır.

Bu durum acaba niçin bazı hayvanlara hastır ve bunların hücre ve organları hayatiyetlerini nasıl devam ettirebilmektedir? Tabiatta hiçbir canlı, hücrelerinin içindeki buzlanmaya tahammül edemez. Fakat hücre dışında buzlanma, bazı durumlarda zararlı olmayabilir. Biyolojik sıvıların % 65'e kadar olan kısmı organizmaya zarar vermeksizin buzlanabilir. Şiddetli soğukları tolere edebilen hayvanlarda, hücre dışı sıvılarda kontrollü bir şekilde buzlanma olur, fakat hücre içinde asla görülmez. Ozmotik şokun zararım önlemek için buz kristalleri çok yavaş teşekkül eder. Kurbağa ve böceklerde buz oluşumu 2-4 günü alır. Hücre dışı buzlanma esnasında, saf su, buza dönüşür, arkada daha yoğun bir hücre dışı sıvı kalır. Ozmotik kuvvetlerle su ve diğer maddeler yer değiştirdiğinden hücre hacmi azalır. Böylece çevre ısısı çok aşağılara düşmedikçe yeni buz kristalleri oluşmadan denge hâli teessüs etmiş olur. Hayvan, bu sabit donma halini muhafaza eder.

BU ADAPTASYON MEKANİZMALARI NELERDİR?
Bunlardan biri, buz kristallerinin oluşumunu hazırlayan nükleotid denilen bir proteinin varlığı, diğer mekanizmalar da bütün bir hayvan serisinde bulunur ve 1. mekanizmanın aksine buz oluşumunu engellerler. Nükleasyon proteinleri, sonbaharda hemolenfte görülür ve ilkbaharda kaybolur. Bunların sentezi, çevre durumuna göre hormonlar yoluyla kontrol edilir.

Kanda antijel denen proteinler de vardır. Bu proteinler, daha da büyümelerini engellemek için buz kristallerinin dış sathını örterler. Böylece buzlanma, tehlikesiz ve kontrollü olarak küçük kristaller halinde kalır.

Hücrelerde bir miktar suyun bulunması donmaya karşı düşük molekül ağırlıklı koruyucu maddelerin birikmesiyle sağlanır. Bunlar, hücrenin küçülmesini ve hücre içinden dışına sıvı geçmesini bir miktar sınırlarlar. Böcekler bu şekilde, vücut ağırlıklarının % 10'una varan oranda gliserol veya sorbitol biriktirirler. Kurbağa ve kaplumbağalar, şeker ve glikozu aynı şekilde kullanırlar. Orman kaplumbağalarında kandaki şeker seviyesi normalden 200 defa daha yükseğe çıkar.

Böceklerde bu maddeler, sonbahardan itibaren kanda hazırlanmaya başlar. Kurbağada ise soğuğa maruz kalır kalmaz adrenalin, donma devam ederken, karaciğerde glikoz oluşumunu arttırır. Glikoz, kanla hayvan vücudunun her tarafına dağılır (beyin, kalb, karaciğer, böbrekler). Glikozun bu yükselmesi, soğuğa maruz kalma esnasında devam eder. Buzdan çözülme durumunda birkaç gün içinde normal seviyeye iner.

OKSİJENİN AZALMAYA BAŞLAMASI
Soğuğa rağmen yaşamadaki diğer bir problem, zarların ve makro moleküllerin durumudur. Hücre hacminin azalmasından dolayı, zara fizikî olarak gelen baskılar, donmadan dolayı oluşan en önemli hasarın sebebidir. Hücrenin hayatta kalabilmesi için, zarların korunması yönünden oluşturulan özel maddeler bir disakkarit olan trehaloz ve bir aminoasit olan prolindir. Her ikisi de zar yağlarıyla çift bir yatak oluşturarak fonksiyon görürler. Böylece makromolekül yapısını sabit tutarlar. Trehalozun fonksiyonu, lipidlerin bir parçası olan hidrojenlerle ilişkiye geçerek lipidlerin buz haline dönüşünü engeller. Özellikle proteinler olmak üzere, makromoleküller, hücre içinde büyük bir yer tutarlar ve donmaya bağlı önemli derecede hasara uğrayabilirler. Düşük moleküllü glusidler ve gliserol makromoleküllerin etrafını çevirerek onu korur.

Son olarak da oksijen eksikliği ve enerji veren maddelerin gelemeyişi problemi ortaya çıkar. Donan kurbağa nefes alamaz, kalb ve kan dolaşımı durur. Donma devam ettiği süre içinde, oksijen ve enerji maddeleri hücrelere ulaşamaz. Bunun için bunlar, sonbaharın ilk soğuk günlerinde önemli miktarda fermente enerji maddesi olan glikojen depo ederler. Hücre atıklarının zararlı hâle gelmesi de önlenir. Metabolizma önemli derecede düşürülerek böylece hayat uzatılır.

İNSANDA DURUM NEDİR?
Şimdilik özellikle transplantasyon organlarının saklanması söz konusudur. Kan, kornea, deri, embriyon gibi özelliği olan dokularda nisbeten başarı elde edilmiştir. Şimdi istikamet biraz daha kompleks dokulara doğru yönelmiştir. Meselâ, insülin üreten pankreas dokusunun muhafazası, diabet tedavisinde önemli bir adım olacaktır. Kalb, karaciğer, böbrekler de sıradadır. Fakat şimdilik bunlar imkânsız görünmektedir. Transplantasyon bunlarda derhal alıp takma şeklinde yürütülmektedir. Bu konuda karşılaşılan zorluklar, organların eşit şekilde beslenmesi, buzlanma kalkınca önemli ozmotik hasarların gelişmemesi, soğutmak için kullanılan maddelerin toksik etkilerinin kaldırılması gibi durumlardır.

Buzlanmaya karşı yaşayan daha alt omurgalıların incelenmesiyle bu sorulara ışık tutulabilecektir. Özellikle kurbağanın bu işte kullandığı glukoz, tabiatta bol bir şekilde bulunmaktadır.

Netice olarak, kâinatta gerek yapıları ve fonksiyonları, gerek hayat şartları, gerekse makro ve mikro âlemler arası dengedeki yerleri yönüyle henüz sayısını bilemediğimiz milyonlarca canlı mevcuttur. Bunlardan hücre, organ ve sistemler olarak en gelişmişi olan insana kadar yelpazenin değişik yerlerinde yer alan bu canlılar âlemi içinde cereyan eden hadiselerde şaşırtıcılıktan öte harika ve mükemmel mekanizmalar gözler önüne serilmektedir. Her canlının içinde bulunduğu duruma göre kendini ayarlayabilmesi ve hayatiyetini devam ettirebilmesi hadisesi de bunlar arasındadır. Her geçen gün araştırmalarla bu sonsuz âlemin içinden cımbızla çekip aldığımız küçücük hadiselerdeki mükemmelliği gördükçe bunları birleştire birleştire kafamızda bir senteze doğru gidiyoruz. Hangi düşüncede ve hangi dinde olursa olsun, her araştırıcı eninde sonunda bu sentezin neticesi olarak, yukarıda gördüğümüz basit bir donmaya karşı bile her seviyede nasıl stratejiler oluşturulduğu gibi bu hadiselerin tesadüfi olamayacağını, bunları düzenleyen birinin olduğunu söylemekten kendini alamamaktadır.

Hiçbir canlı, hayatlarının hiçbir safhasında başıboş bırakılmadığına, en ince noktalarına kadar vücut mekanizmaları ayarlandığına göre, en gelişmiş yaratık ve Yaratan'ın yeryüzündeki halifesi insan da hem organ ve işleyişleri yönüyle çok mükemmel yaratılmış, hem de diğer canlılardan farklı olarak bu hadiseleri anlama ve ona göre tavır alarak Yaratıcı'nın mesajlarını yerine getirme sorumluluğuna muhatabtır. Hep birlikte bu işi başarma dileğiyle.

http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/donmaya-ragmen-hayatin-devami.html

Bakara Suresi 259. ayet: Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: "Ne kadar (ölü) kaldın?" O, "Bir gün veya bir günden daha az kaldım" diye cevap verdi. Allah şöyle dedi: "Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: "Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter."
#579
YAKUP ÇETİN'in haberi

Kızılay gönüllüsü üniversite öğrencisi Elif Demirci'nin başörtülü olduğu gerekçesiyle CarrefourSA'daki stantta çalışmasının engellenmesiyle ilgili soruşturma başlatıldı.

Genç kızın yaptığı başvuruyu inceleyen Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, 'suç teşkil edebilecek hususlar' görüldüğünü belirtti. Sorumlular hakkında ceza soruşturması açılması için dilekçeyi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. Suç duyurusunu inceleyen savcılığın, kendi yetki sınırları dışında olduğu için dosyayı Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermesi bekleniyor.

İstanbul İçerenköy'deki CarrefourSA'da 20 Temmuz 2012 tarihinde meydana gelen olayın ardından Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'na bir dilekçe ile şikâyette bulunan Elif Demirci, gönüllüsü olduğu Kızılay Ataşehir Şubesi ile CarrefourSA arasında gerçekleşen protokol gereğince mağazada kurulan stantta görev aldığını belirtti. Demirci, yanına gelen bir mağaza yetkilisinin, "Müdürümüz, bu şekilde stantta çalışmanızın doğru olmadığını söyledi." diyerek kendisinden standı terk etmesinin istendiğini ifade etti. Demirci, başörtüsüyle mağazada yalnızca müşteri olarak bulunabileceğinin söylendiğini aktardı. Bu olaydan dolayı büyük üzüntü yaşadığını, üniversiteye başörtülü olarak gidebildiği halde bir marketin önünde yardım gönüllüsü olarak bile görev alamamasından dolayı ülkesi adına ümitsizliğe düştüğünü dile getiren Elif Demirci dilekçesinde, inancından dolayı önyargılı yaklaşılarak hakarete uğradığını belirtti. Demirci bu olaydan sorumlu olan kişilerin insanlık suçu işlediklerini belirterek bu sebeple kendilerine ağır müeyyideler uygulanmasını istedi. Demirci ayrıca, olayın basında yer alması üzerine sosyal medyada hakarete uğradığını da kaydetti. Twitter'dan kendisine hakaret eden E.Ş. hakkında da dava açılmasını talep etti. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı da olayda 'suç teşkil edebilecek hususlar' görüldüğünü belirterek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1338181&title=carrefoursaya-basortusu-icin-suc-duyurusu
#580


Aras Kargo'da da başörtülüye iş yok!
İstanbul Kozyatağı şubesinde başörtülü olarak görev yapan Kızılay çalışanını kovmasıyla gündemde olan CarrefourSA'ya tepkiler sürerken, ülkenin tanınmış bir başka şirketinde de başörtülüleri işe almadığı iddia edildi.

Yeni Akit gazetesinden Fatih Akkaya'nın haberindeki konu ile ilgili iddialar şöyle;

Bu şirket, taşımacılık sektöründe "öncü" olmakla övünen ARAS Kargo. Firmada prensip gereği başörtülülere iş verilmiyor. Yetkililerin övünürcesine verdiği bilgilere göre, ARAS Kargo'da acentelerde bile hangi pozisyonda olursa olsun başörtülü çalışana asla müsaade edilmiyor. İş başvurusunda bulunan kişi başörtülü ise, önce başını açıp açamayacağı soruluyor.

SON OLAY KAYSERİ BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ'NDE YAŞANDI

Yozgat Yerköy'den Kayseri'ye gelerek ARAS Kargo Bölge Müdürlüğü'ne iş başvurusunda bulunan bayan, başörtülü olduğu gerekçesiyle reddedildi. Görüştüğümüz ARAS Kargo Kayseri Bölge Müdürlüğü yetkilileri olayı doğrularken, şu savunmada bulundular: "Burası bir bölge müdürlüğü. Genel Müdürlüğün prensibi böyle. Türbanlı çalıştırmıyoruz. Bizim elimizden gelen bir şey yok. Üzülerek reddettik..."

GENEL MÜDÜRLÜK DE DOĞRULADI

Bunun üzerine ARAS Kargo Genel Müdürlüğü yetkilileri ile de görüştük. İnsan Kaynakları, Özlük İşleri ve Kurumsal İletişim yetkilileri, bu çağdışı prensibi hatırlattı. ARAS Kargo Genel Müdürlüğü'nde telefon ile ulaştığımız bu yetkililer aynen şu ifadeleri kullandılar: "Firmamızın prensibi gereği türbanlı çalıştıramıyoruz. Gelen başvuruları nazikçe reddediyoruz. Kişi başını açmayı taahhüt ederse, iş başvurusunu değerlendirmeye alıyoruz."

9 BİN ÇALIŞANI VAR, 1 TANE BAŞÖRTÜLÜ YOK

ARAS Kargo yetkilileri şöyle devam ettiler: "8-9 bin çalışanımız var, bir tane türbanlı yoktur aralarında. Çünkü yasak. Genel Müdürlük'te ve bölge müdürlüklerimizde olduğu gibi şubelerimizde de yasak. Çalışanlarımızdan firmamızın üniformasını giymelerini istiyoruz. Bu üniformanın altı pantolon. Türbanlılar zaten bu üniformayı giymek istemeyecektir, bu şekilde çalışmak istemeyecektir."

YENİ AKİT

ARAS KARGO HABERDE GEÇEN İDDİALARLA İLGİLİ AÇIKLAMA YAPTI

Aras Holding ve Aras Kargo adına yapılan açıklamada 'Yeni Akit gazetesinin Aras kargo'nun başörtülüleri işe alınmadığı' iddiaları ile ilgili şöyle denildi:

"30 yılı aşkın süredir Türk ekonomisine katma değer sağlayan Aras Holding ve Aras Kargo olarak, bugün Yeni Akit gazetesinde 'Aras da yasakçı çıktı' başlıklı haber şirketimizde büyük üzüntü ile karşılanmıştır.
Aras Kargo İnsan Kaynakları Politikaları doğrultusunda ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin herkese eşit yaklaşım birincil önceliktir. İşe alım sürecinde adaylarla ilgili kriterler iş ilanlarında belirtilmekte; yapılan tüm başvurular, belirtilen kriterler doğrultusunda incelenmekte ve hiçbir ayrım söz konusu olmadan pozisyona en uygun adayın işe alımı yapılmaktadır.

Aras Kargo'da işe başvuran kişilerin pozisyonun gerektirdiği kişisel yetenek ve niteliklere sahip olması esastır. Bugün 19 bölge müdürlüğü, 28 transfer merkezi, 790 şubesi, 3 bin araçlık filosu ve 8 bin 800 kişilik uzman kadrosuyla Türk halkına hizmet veren Aras Kargo'nun Türkiye sınırları içerisinde yaşayan tüm kültürlerden çalışanı bulunmaktadır.

Haberde bahsi geçen konu, görüşü alınan personellerimizin Aras Kargo ailesine yeni katılması, İnsan Kaynakları Politikalarımıza tam anlamıyla hakim olmamaları, kurum sözcülüğünü yapabilecek yetki ve yetkinliğe sahip bulunmamalarına rağmen inisiyatif alarak kişisel görüşlerini ifade etmelerinden kaynaklanmıştır. Bu personellerimiz hakkında da gerekli işlemler yapılacaktır.

Bilginize sunar, iyi çalışmalar dileriz.

Aras Kargo"

http://www.ihlas.net.tr/haberdetay.php?id=494742