Haberler:

Hukuk Forumumuza Hoşgeldiniz

Ana Menü
Menü

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır. Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz.

İletileri Göster Menü

Mesajlar - kilimanjaro

#841
Gıybet ile alakalı yazdığım gayrimüslimin gıybeti olur mu seri yazılarda hadislere yeterince yer veremedim. Çünkü konu su-i zan, tecessüs ve gıybet ile alakalı ayette yer alan "birbiriniz" ve "kardeş" kavramlarına mana vermek ve onların çerçevelerini belirlemek etrafında şekillenmişti.

Bu yazıda hiçbir şerh, açıklama ve yoruma girmeden Efendimiz'in (sas) gıybet ile alakalı hadislerinden bir demet sunmaya çalışacağım. Böylece mezkur yazılarda ifadeye çalıştığımız ve usuldeki terminolojisi ile belirtecek olursak tahsisin değil amm'ın esas olduğunu bir de hadislerden görmüş olacağız. Hadisler bu perspektiften okunursa, mezkur yazı serisinde belirtmeye çalıştığımız muhteva ile bütünlük sağlanmış olur diye düşünüyorum.

Efendimiz bir gün ashabına, "Gıybet nedir, bilir misiniz?" diye sorar. Sahabi "Allah ve Peygamberi daha iyi bilir" cevabını verince, Nebiler Serveri "Kardeşini, hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır." buyurur. Sahabi; "Ya söylediğim kardeşimde varsa?" deyince, "Eğer söylediğin onda varsa, gıybet etmiş olursun. Şayet söylediğin onda yoksa, o takdirde ona iftira atmış olursun." cevabını alır. (Müslim, Birr, 70)

"Her kim dilini ve avret mahallini kötülükten korumaya bana söz verirse, ben de onun cennete girmesine kefil olurum." (Buhari, Rikak, 33)

Hz. Aişe bir gün Efendimiz'e Hz. Safiyye'nin boyunun kısa oluşunu dile getirir. Bu sözden hiç hoşlanmayan Allah Rasulü (sas),

"-Aişe! Öyle bir söz söyledin ki eğer o söz denizin suyu ile karışsa herhalde onun tadını ve kokusunu bozardı." diyerek eşini uyarır. Yine Hz. Aişe bir gün Efendimiz'e ismini bilmediğimiz bir kişinin boyunu-posunu ve davranışlarını taklit eder. Bunun karşılığında Efendimiz, "Karşılığında bana dünyayı verseler bile insanı hoşlanmayacağı bir şey ile taklit ve tasvir etmeyi kesinlikle sevmem." buyurur. (Ebu Davud, Edep, 40)

Tersten bir yaklaşımla gıybete muhalefet edenin mükâfatını ifade eden bir hadis: "Bir kimse kardeşinin ırz ve şerefini çekiştirene karşı onu savunursa, Allah kıyamet günü o kimseyi cehennemden uzaklaştırır." (Tirmizi, Birr, 20)

Muaz b. Cebel bir gün Efendimiz'e kendisini cennete koyacak ve cehennemden uzaklaştıracak amelleri söylemesini ister. Efendimiz, özetle "Allah'a şirk koşmamak, O'na ibadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak, haccetmek, sadaka vermek, Allah yolunda malıyla canıyla mücadele etmek." der ve bunların her birerlerinin izahını yapar. Ardından "Bu dediklerimden hepsinin yerini tutan nedir, söyleyeyim mi?" diye sorar. "Evet" cevabını müteakip eliyle dilini tutup, "İşte buna sahip çık!" der. Hz. Muaz'ın taaccüp içinde "Biz söylediğimiz sözlerden hesap mı vereceğiz." sorusunu da şöyle cevaplar: "Ey annesinin kuzusu! İnsanları cehenneme yüzüstü düşüren dilleriyle kazandıklarından başkası mıdır zannediyorsun?" (Tirmizi, İman, 8)

"Su-i zandan çekininiz; çünkü zan, sözlerin en yalanıdır. Birbirinizin eksiğini-gediğini görmeye ve işitmeye çalışmayın, hususi hayatlarını araştırmayın. Satın almayacağınız bir malın fiyatını, müşteri kızıştırmak için artırmayın. Birbirinize haset etmeyin, düşmanlık yapmayın, arkanızı çevirip küsmeyin. Ey Allah'ın kulları, kardeş olun, kardeş!" (Buhari, Edep, 57)

Sözlerimi Alvar İmamı ve onun aktaracağım sözlerine Hocaefendi'nin yaptığı açıklama ile bağlayacağım. Der ki merhum Alvar İmamı: "İncitme bir canı; yıkarsın arş-ı Rahmanı." Hocaefendi de der ki: "Allah ile irtibat ve o irtibatın seviyesine göre arş-ı Rahman her insanda tecelli etmektedir."

"Rabbimiz! Bizi unutarak ve hata ederek yaptığımız amellerden dolayı muaheze etme." (2/286)

a.kurucan@zaman.com.tr
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1054094
#842
Şahsi dairede tanışıklık veya yazı ve konuşmaları ile yakından takip edenler bilir; Hocaefendi'nin değişmez gündem maddelerinden biri insanın Rabb'isi ile olan irtibatı ve bu irtibattaki seviyesidir.

O, ister soru-cevap faslında, ister muhabbet ortamında açılan mevzularda bir girizgah yakalamaya çalışır, sözü oraya getirmek için. Çalışır demem aslında doğru bir tespit değil; bulur demem lazımdı çünkü mutlaka o girizgâhı bulur ve sözü bir kitabına da isim olan tabiriyle sohbet-i canan'a getirir.

Eskilerin 'cevabı hakim' dedikleri şeyin bir buudunun bu olduğuna inanıyorum ben. Tıpkı hazık (=usta) bir hekim gibi. Nasıl doktor hastasına, hastası istemese de ona onun ihtiyacı olan ilacı verir. Aynen öyle de Hocaefendi de "çok sık tekrar ettiğim gibi, başınızı bir kez daha ağrıtacağım ama meselenin ehemmiyeti" vs. gibi girizgah cümleleri ile sözü asıl ihtiyacımız olan noktaya getirir.

Neden bu ısrar diyebilirsiniz? Benim bu soruya cevabım şu; Bediüzzaman Hazretleri'nin Hz. Eyyub'un (as) sabrını anlattığı yerde kullandığı teşbihle ifade edecek olursam, iç dışa, dış içe bir çevrilsek Rabb'imizle irtibat mevzuunda çok ağır hasta olduğumuz için. Hatta içimizin dışa, dışımızın içe çevrilmesine gerek bile yok; çünkü istisnalar bir kenara İslam dünyası olarak yoğun bakımlık halimiz meydanda ve bu manzara hakikat ehline bütün netliği ile ayân.

Hocaefendi'nin bir başka vesile ile dile getirdiği yaklaşımları içinde, çoklarımız "kültür Müslüman'ı" tanımlamasına hak verdirecek ölçüde ibadetlerimizi ihtifale (=anma törenine) çevirmiş durumdayız. Belki de ibadeti gerçek mana ve muhtevasıyla hiç görmüş, duymuş, yaşamış değiliz.

Sözü uzatmaya gerek yok, Kur'an "Namaz, fuhşiyattan ve münkerattan insanları alıkoyar" diyerek gerçek namazın haricî âlemdeki tezahürünü nazara veriyor. Hâlbuki bugün fuhşiyat ve münkeratı irtikap eden yüzlerce, binlerce namaz kılan Müslüman var. Haşa ve kella Allah hilaf-ı vaki beyanda bulunmayacağına ve kılınan namazlar da bazı Müslümanları fuhşiyat ve münkerattan alıkoymadığına göre demek ki o kılınan namazlar hakiki manada namaz değil. Olsaydı fuhşiyat ve münkeratın esamesi bile okunmazdı şahsi ve içtimai hayatımızda.

İşte yine bu çerçevede muhabbetin yapıldığı bir ortamdaydık. Latife sayılabilecek bir tespitle söze başladı: "Şimdi bir şey diyeceğim; bunu zahiri manasıyla alsalar herhalde manşetlere taşırlar ve derler ki: Fethullah Hoca namaz kılmayın dedi. Evet öyle diyorum, namaz kılmamalı ama namazı ikame etmeli." Sonra devam etti: "Kur'an bir tek yerde bile "sallu's salâte" veya "yusallûne's salâte" yani "namaz kılın, namazlarını kılarlar" demiyor. Aksine her yerde "akimu's salate, yukîmûne's salâte, ve izâ kâmû ile's salâti, ve izâ kadaytumu's salâte" yani "namazı ikame edin, namazlarını ikame ederler, namazı ikame için kalktıklarında, namazı ikameden sonra" buyuruyor. Unutmayın namaz, imanın dışa vurumudur."

Ne zaman namaz ile alakalı mevzu açılsa Hocaefendi'nin tarif ettiği veçhesiyle namazı ikame etmeye muvaffak olamayanlar, başta bu satırların yazarı olmak üzere mahcubiyetlerinden yüzlerini yere çevirir, derin düşünceye dalar ve ihtimal namaz vesilesi ile gerçekleştirdikleri Rabb'e yönelişlerini muhasebe ve murakabe etmeye başlarlar. Hakiki namaza ve hakikati namaza erişme özlemini içten içe duyarlar. Ben çevreme bakmadım ama belki de herkes öyle yaptı ya da o derinlerden derin, incelerden ince hissiyatı ile hazirûnun kalb ve gönüllerinde bir ümitsizlik hissetti ki Hocaefendi hemen sözün yönünü değiştirdi ve "ama" dedi, ilavede bulundu: "Rabb'e yöneliş ve yönelişteki meratibi hafife almamalı. Mızraklı İlmihal seviyesindeki bilgilerle dahi olsa Rabb'ine yönelen herkesi takdirle karşılamalı. Çünkü her insan kendisine telkin edildiği ölçüde namazını kılarsa, bu onun mağfiretine vesile olabilir."

Bu sözler salonda yüzünü yere eğip muhasebe ve murakabesini yapanları kısmen de olsa rahatlatmıştır diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü Hocaefendi hemen akabindeki sözleriyle çıtayı yine yükseltti. Bir "ama" daha diyerek sanki istisnadan bir başka istisnaya geçti: "Ama asıl mesele orada kalmama, bir adım, iki adım ileri gitmedir. Evet, Mızraklı İlmihal'de anlatıldığı gibi namazda ilk mertebe, namazın içinden ve dışından denilen şartları yerine getirerek namazın ikame edilmesidir. Allah'ın evvel emirde istediği budur. Fakat onun bir adım sonrası, bir öte mertebesi, namazda namaz erkânının ifade ettiği manaları düşünme ve namazı bu mülahazalar üzerine ikame etmektir. İsterseniz buna namazda fani olma diyebilirsiniz. Bir sonraki mertebe Hz. Ebubekir'lerin, Hz. Ömer'lerin namazı. Onları anlamakta zorlanırız biz."

Kısa bir sessizlik oldu salonda. "Zorlanırız biz " son duyduğumuz kelimelerdi. Başımı kaldırıp baktığımda Hocaefendi'nin çoğu zaman olduğu gibi his deryalarına kendini salmış, hıçkırıklarını tutmaya çalıştığına şahit oldum. Bir dakikaya yakın devam eden bu manzara salonda bulunan bazılarının da kendini salmasına vesile olmuştu. Sonra Hocaefendi şu cümlelerle devam etti: "Ve nihayet peygamberlerin namaz ufku." Noktayı koydu Hocaefendi dedim; dedim ama son cümlesi koymadığını gösteriyordu. Sözün başlangıcına döndü ve "bu istikamette mertebeler kat' ettikten sonra, bir önceki mertebedekileri ya da hâlâ mebdede kalanları hafife almamalıdır." Mebde dediği, verdiği örnek içinde Mızraklı İlmihal seviyesinde namazı ikame edenler.

Sonra ne mi oldu? Hocaefendi muhataplarının hem gönlüne hem de aklına hitap ettiği bu muhabbette ibreyi akla doğru çevirdi ve tatlı-sert bir ses tonu ile: "Rica ederim! Döşekte döşeğin, sofrada yemeğin hakkını verenler neden namazda namazın hakkını vermezler? Yarın ahirette insana demezler mi, bu senin namazın. Amenna. Ama bu namazın huşû ve hudûu nerede?"

Bu sözler muhasebe ve murakabede ayrı bir kapı açmıştı hepimiz için. Belki çokları hayalen ahirete intikal etmiş, böyle bir soru ile karşılaştığında ne cevap vereceğini düşünüyordu ki Hocaefendi sözlerini tamamlamaya durdu: "Evet! İnsan müntehaya, zilliyet planında dahi olsa sahabenin namazına, peygamberlerin namazına talip olmalı. Çıtayı adım be adım yükseltmeli. Muhabbetullah demeli başlamalı, zevk-i ruhani demeli devam etmeli ve meta'l lika/vuslat ne zaman, diyecek noktaya kadar gelmeli. O'na kavuşmak için ocaklar gibi cayır cayır yanmalı; yanmalı ama "gel" emri gelinceye kadar da burada sabırla beklemeli. Aslında müminin dilemmasıdır bu."

Baktım, Hocaefendi tekrar gözyaşlarını silmeye durmuştu. Bir taraftan Allah'a kavuşma isteği, diğer taraftan kavuşma anını belirleme yetkisinin kendisinde olmayışıydı onu ağlatan. Te'vile, tefsire gerek yoktu bunu anlamak için. Tam manasıyla neler düşündü, neler düşünüyordu bilemiyorum ama tahmin etmek de alabildiğine kolay.

Son söz Hocaefendi'nin: "Hasılı, namazı hayatının en zevkli ameli olarak eda etmeli. Ardından nerede benim namazım, nerede hakiki namaz demeli ve şunu unutmamalı, erkânına riayet edilerek kılınan bütün namazların hepsi nezd-i uluhiyette makbuldür."

a.kurucan@zaman.com.tr
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1106
#843
Bağdat'ın maneviyat büyüklerinden Ahmed Rufai Hazretleri bir gün ders verdiği öğrencilerine der ki:

-İçinizde kim bir ayıbımı görürse hemen söylesin ki o ayıbımı vakit geçirmeden düzelteyim, tekrar etmeyeyim!.

Kimseden bir ses çıkmaz. Ancak bir talebesi parmağını kaldırır:

- Efendim der, sizde benim gördüğüm büyük bir ayıp var.

-Söyle bakayım evladım o ayıbımı da hemen düzelteyim!

Gözleri yaşararak konuşan talebe, hocasının ayıbını şöyle ifade eder:

- Sizin en büyük ayıbınız, bizim gibi günahkârları talebe olarak kabul etmenizdir!.

Bu söz üzerine derin bir sessizlik başlar. Neden sonra Rufai Hazretleri'nden şu söz duyulur:

-Kendisini günahkar bilme olgunluğuna erişen bu talebemi yerime halife tayin ediyorum. Bundan sonra ben olmadığım zamanlarda sohbeti o yapacaktır!.

Demek samimi şekilde kendini günahkar bilen insan, sonunda hocasının halifeliğine layık da görülebilir.

Böyle bir halife tayin olayı da Hacı Bayram-ı Veli'de görülür.

Kendisine sonradan intisap eden Akşemseddin'e, halifelik vermesi üzerine talebelerinden biri sorar:

- Efendim der, kırk yıldır hizmetinizde bulunan talebelerinizi halifeliğe layık görmezken yeni gelen Akşemseddin'i halife tayin etmenizin hikmetini anlayamadık. Sebebi ne ola ki?

Hacı Bayram Hazretleri bu tercihin hikmetini az fakat öz bir sözle şöyle ifade eder:

- Bu Ak şeyh, bizden ne görür, ne işitirse tereddütsüz teslim olur; hikmetini sonra kendisi arayıp bulur. Kırk yıllık hizmetimizde bulunanlar ise tereddüt edip bekler, hikmetini bulduktan sonra teslim olurlar.

Tam teslimiyetle tereddütlü teslimiyetin farkı!.

Doksan yaşındaki ihtiyar tövbe için geç kalmamış mı?

Basra'nın velisi Hasan-ı Basri Hazretleri'ne 90'lık bir ihtiyar gelir:

-Ben tövbe ederek istikametimi düzeltmek için geldim, bana yol göster, der. Hasan Basri Hazretleri latife ile:

- 'Baba biraz geç kalmadın mı?' der. İhtiyarın cevabı manalı olur:

- Henüz güneş batıdan doğmadı, tövbe kapısı kapanmadı diye ümidimi kesmeden geldim, yanlış mı yaptım yoksa ümidimi kesmemekle?

Heyecanlanan Hasan-ı Basri Hazretleri:

- Hayır, hayır der, ümidinizi kesmemekle yanlış yapmadınız. Gerçekten de henüz güneş batıdan doğmadı, tövbe kapısı da kapanmadı. Buyurun birlikte tövbe istiğfar edelim, belki sizin kesilmeyen ümidiniz hürmetine bizim tövbemiz de kabul olur. Birlikte oturup tövbe, istiğfar ederler.

Demek ki, hangi yaşta olursa olsun tövbeden asla ümit kesilmemeli, bulunan ilk fırsatta tövbeye koşulmalıdır. Çünkü güneş henüz batıdan doğmamış, tövbe kapısı da kapanmamıştır.

Somuncu Baba'yı üzen dünyalık!

Bursa'nın maneviyat büyüğü Somuncu Baba, tarlası olup da tohumu olmayan talebesine bir teneke buğday vererek, "Yarısını kendin için, yarısını da benim için ek tarlana" der. Talebe tarlanın yarısını kendi adına yarısını da hocası adına eker. Ekinlerin yetiştiği mevsimde, hocasıyla birlikte tarlaya gelirler. Talebeye ait kısımdaki ekinler gayet iyi ve gür yetişmiş, hocasınınki ise zayıf ve cılız kalmış.. Somuncu Baba, iyi yetişen mahsulün kimin olduğunu sorar. Talebe de utancından "sizin efendim" der. Buna üzülen Somuncu Baba söylenir,

-"Biz ahiretimizin mamur olması için dua ediyorduk, demek ahiretimiz yerine dünyamız mamur olmaya başlamış, ücretimizi dünyada alıyoruz, üzüldüm doğrusu.." der. Bunun üzerine talebe açıklamak zorunda kalır.

-Efendim der, aslında iyi olan ekin benim, zayıf olan da size aittir. Utancımdan dolayı iyi olanın size ait olduğunu söyledim.

Somuncu Baba'nın yüzünde tatlı bir tebessüm dolaşır:

-Şimdi oldu evlat der, ekinin gür tarafının bana ait olduğunu duyunca, "Dünyada alacağınızı aldınız ahirette isteyecek bir şeyiniz kalmadı." denecek olan servet sahiplerinden mi oluyorum acaba diye endişe etmiştim, der....

a.sahin@zaman.com.tr
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1032884
#844
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, CHP'nin politik menfaat umarak büyük bir ciddiyetsizlik içinde Kayseri'deki olayı gündeme getirdiğini belirterek, "Bu büyük bir zayıflıktır, tam bir aymazlıktır. Bir anamuhalefet partisi bu kadar aciz, çaresiz. Bu kadar kurgu bazı olaylarda medet umuyor." dedi.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kayseri Büyükşehir Belediyesi'ndeki yolsuzluk iddialarına ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğü'nde bir basın toplantısı düzenledi. Konuya ilişkin dosyaları incelediğini dile getiren Atalay, CHP'nin dağıttığı belgeler dışındaki belgeleri de basın mensuplarına verdi. Atalay, gelişmeleri tarih tarih açıkladı. Hacı Ali Hamurcu'nun kendisinin savcılığa gitmediğine dikkat çeken Atalay, Kayresi Büyükşehir Belediyesinin savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu söyledi. Adı geçen şahsın ili terkettiğini anlatan Atalay, şahsın Tekirdağ'da yakalanıp Kayseri'ye getirildiğini ifade etti. İfade sırasında Hamurcu'nun bazı iddiaları üzerine savcılığın bunları dikkate alarak soruşturma başlattığını kaydeden Atalay, savcılığın İçişleri Bakanlığına bir yazı yazdığını belirterek iddialar hakkında inceleme başlatılıp bilgi verilmesini istediğini dile getirdi. Savcılığın konuya ilişkin hemen soruşturma başlattığını vurgulayan Atalay, bakanlığın iddiaları araştırması için Kayseri Valiliğine yazı gönderildiğini söyledi. Vali Vekilinin gönderdiği yazıyı okuyan Atalay, işlem yapılmasının talep edildiğini belirtti. Bakanlığın bu yazıyı Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına ilettiğini aktaran Atalay, arada önemli boşluk dolduran bu belgenin CHP tarafından yayınlanmadığını ifade etti. Bakanlığın bu konuda üzerine düşeni yaptığının altını çizen Atalay, rüşvet iddiasıyla ilgili savcılığın ikinci kez soruşturma yapılmasını istediğini kaydetti. Görevi ihmal, görevi kötüye kullanma konusunda soruşturma yapılmasının bakanlıktan istendiğini dile getiren Atalay, başsavcılığın rüşvet konusunda izin almasına gerek olmadığını belirtti. Anamuhalefet partisi CHP'nin işine gelen kısmını dosyanın bir bütünlüğü içinde aldığını anlatan Atalay, "Böyle bir oyuna başlıyor. Bu çok üzücü, buna tenezzül ediyor. Bunların sanki açıklanmayacağını mı sanıyorlar." dedi.

"GÖREVİNİ YAPANLARA ÇAMUR ATMAK ACINACAK BİR DURUMDUR"

Vali Yardımcısının bazı konuların soyut ve iddialara ilişkin delil olmadığı için soruşturmaya gerek olmadığına karar verildiğini söylediğini aktaran Atalay, ön incelemeye de gerek görülmediğini söyledi. Bakanlığın incelemeleri sonucu bu kararın onaylandığını anlatan Atalay, soruşturmaların kanun çerçevesinde yapıldığını, bu konununda aynı şekilde işlem yapıldığını vurguladı. Cumhuriyet Başsavcılığının da bu kararın yasaya uygun olduğunu belirttiğini aktaran Atalay, itiraza da gerek görmediğini kaydetti. Savcılığın uzun süre yaptığı soruşturma sonucunda Hamurcu'nun iddiaların kendi gösterdiği tanıklar tarafından da yalanlandığının altını çizen Atalay, kovuşturmaya yer olmadığına dair yargının karar verdiğini söyledi. Yargı ve idari soruşturmalar sonucu tamamen soyut olduğu, hiçbir belge ve delile dayanmadığına karar verildiğini anlatan Atalay, o zaman Kayseri Valisi olan ve şuan İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olan Osman Güneş'in de isminin zikredildiğini hatırlattı. Valilerin kararname çıktığında hemen yerini değiştirmesine gerek olmadığını dile getiren Atalay, atandığı yere başlamadıkça yeni statülerini de alamadıklarını ifade etti. 4 Aralık 2007 tarihinde Kayseri'deki görevinden ayrıldığını anlatan Atalay, hemen Ankara'da görevine başladığını belirtti.

Bunları Kılıçdaroğlu'nun bilmemesinin mümkün olmadığını vurgulayan Atalay, "Görevini yapanlara çamur atmak acınacak bir durumdur." diye konuştu. Atalay, şöyle devam etti: "Bunları politik menfaat umarak büyük bir ciddiyetsizlik içinde gündeme getirmek üzüyor. Bu büyük bir zayıflıktır, tam bir aymazlıktır. Bir anamuhalefet partisi bu kadar aciz, çaresiz, bu kadar kurgu, bazı olaylarda medet umuyor. Söyleyecek hiçbir şeyi yok, teklifi yok. Yalan yanlış bilgiler getirilmiş, anamuhalefet lideri de çıkıp bunu kullanıyor. Milleti kandırması, istismar etmesi affedilecek bir durum değil. Telaş, tam bir çaresizlik, polemiklerden medet ummadır."

"BELEDİYE AKSİNE SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU"

Hamurcu'nun kendisinin şikayet etmediğini, aksine belediyenin suç duyurusunda bulunduğunu, bunu söylememenin de yalancılık olduğunu vurgulayan Atalay, savcılık ve bakanlığın üzerine düşen görevi yaptığının altını çizdi.

Bakanlığa ihbar edilen ve şikayetlerin dikkate alınmaması, işleme konulmamasının söz konusu olmadığını vurgulayan Atalay, "Söz konusu olay hakkında da daha önceki olaylardaki gibi uygulama yapılmıştır. Siyasi kimliklere göre davranılmaz. Yasalar herkese aynı şekilde uygulanır. Dönemimizde en çok mücadele ettiğimiz organize suçlar ve çetelerdir. Bu konularda bizim hiç müsamamız yoktur. Görevden aldığım belediye başkanları içinde en çok AK Parti'lidir. Yaklaşık 35 belediye başkanı görevden alındı, bunların çoğunluğu AK Partilidir. Gerçekler bile bile saptırılmakta, görevini yapanlara çamur atılmaktadır. Milletimiz ibretle izlemektedir." şeklinde konuştu. Soruşturma kapsamında gözaltına alınanların sayısının 17 değil 50 kişi olduğunu açıklayan Atalay, en yakınları dahi olsa yanlışlık yapan olursa önce kendilerinin bunu bildireceğini vurguladı. Herşeyin şeffaf olduğunu anlatan Atalay, AK Parti hükumetinin en önemli hususlardan birisinin şeffaflık olduğunu belirtti. Türkiye'nin böyle bir muhalefeti hak etmediğini dile getiren Atalay, bu durumun kendilerini üzdüğünü ve herkesi üzmesi gerektiğini kaydetti. Türkiye'nin büyüdüğünü eski Türkiye olmadığını ifade eden Atalay, Kılıçdaroğlu'nu memleketin geleceğinin ilgilendirmediğini savundu.

Hamurcu'nun ifadesinin çıkarıldığı iddiasına ilişkin bir soruya Atalay, değişiklik tarihlerinde üç defa ifadesi alındığını, yazılı sayfa sayısının değiştiğini, onun için farklı olduğunu ve dosyada bunların mevcut olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığa gelişine ilişkin söylediklerine ilişkin bir soruya da Atalay, "Başbakan 'yine çaktın' dedi ya. Onun açılımı, öyle kabul edin." dedi. Gazetelerde yer alan tarihle ilgili Atalay, tarihin 04.12 olduğunu ve daktilo yanlışlığı olduğunu belirtti. Bakanlıktan çıkan evrakta kendi onayı olduğunda onun geçerli olacağını dile getiren Atalay, onun savcılığa gönderildiğini ifade etti.

Silahlanmaya ilişkin tasarı konusunda ise Atalay, "Sonuçlanmış taslak, tasarı yoktur. Çalışmalar devam ediyor. Alt komisyondan komisyona sunulan bir taslak olmadı. 18 yaşa iniyor, bunların hepsi yanlış. Meclise gönderilen hükumet tasarısına lütfen bakın. Oradan hükumet olarak neleri öngördüğümüzü göreceksiniz." diye konuştu.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1065571&title=chpnin-aciklamadigi-belgeleri-acikliyorum&haberSayfa=0
#845
Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın bilgilerini kamuoyuna açıklayan Wikileaks'ın kurucu Julian Assange çıkarıldığı mahkemece kefaletle serbest bırakıldı. Assange, İsveç'te bir kadına tecavüzden tutuklanmıştı.

İngiliz Westminster Asliye Hukuk Mahkemesi, Assange'ın 200 bin sterlin kefaletle serbest bırakılmasına karar verdi.

İngiliz Yargıç Howard Riddle, tecavüz ve cinsel tacizle suçlanan Assange'ı, 11 Ocaktaki duruşmasına kadar koşullu olarak kefaletle salıverdi.

Wikileaks internet sitesinin kurucusu Julian Assange'ın kefaletle serbest bırakıldrığı bildirildi. Bir sonraki duruşma 11 Ocak'ta görülecek.

Assange, İsveç'te bir kadına tecavüzden tutuklanmıştı.

AA
http://www.haber7.com/haber/20101214/Wikileaksin-kurucusu-Assange-serbest.php


TİME Dergisinin anketinde 1. Assange, 2. Erdoğan; TİME editörleri tedirgin


Erdoğan'ın uzun süre birinci olduğu ve şu anda ikinciliği götürdüğü ankette, Assange'nin Time editörleri tarafından Yılın Kişisi seçilmesi, derginin kendisine destek verdiği şeklinde algılanmasından çekinildiği biliniyor.

Amerikan haber dergisi Time'da kullanıcılar arasındaki Başbakan Tayyip Erdoğan'ın uzun süre önde götürdüğü "Yılın Kişisi" anketinde birinciliği, Wikileaks'in kurucusu Julian Assange kazandı. Başbakan Erdoğan ise ikinci sırada yer aldı.

Assange, toplam 1 milyon 249 bin 425 defa oylanırken, Başbakan Erdoğan ise Wikileaks
kurucusundan 148 bin 383 daha az oy aldı.

Ancak Assange, kullanıcıların Facebook hesaplarıyla beğenmeleri oranında Lady Gaga'nın gerisinde kaldı. Lady Gaga 65 bin 417 Facebook kullanıcısı tarafından beğenilirken, Assange 45 bin 463'te kaldı.

Halk oylamasına göre ilk 10 sıralama şöyle oluştu:

1.Julian Assange
2.Recep Tayyip Erdoğan
3.Lady Gaga
4.Jon Stewart ve Stephen Colbert
5.Glenn Beck
6.Barack Obama
7.Steve Jobs
8.Şilili maden işçileri
9.Amerikalı işsizler
10.Mark Zuckerberg

EDİTÖRLERİN TERCİHİ FARKLI OLABİLİR

Ancak Time'da okuyucular tarafından belirlenen Yılın Kişisi ödülü, Time editörlerinin belirlediği kişiden farklı olabiliyor. Time editörlerinin yarın televizyondan yayınlanacak olan Good Morning America programında duyuracakları Yılın Kişisi, Assange da olmayabilir.

Assange'ın, Time editörleri tarafından Yılın Kişisi seçilmesi, derginin kendisine destek verdiği şeklinde algılanmasından çekinildiği biliniyor.

Time'ın idari editörlerinden Richard Stengel Wikileaks olayını yakından takip etmiş ve Assange ile geçen ay bir röportaj yapmıştı. Ancak Time editörlerinden Fareed Zakaria'nın Stengel'den tamamen farklı olduğu düşünülüyor. Zakaria'nın diğer editörleri ne kadar etkileyebileceğini ise sonuçlar gösterecek.

CİHAN
http://www.haber7.com/haber/20101214/1-Assange-2-Erdogan-TIME-editorleri-tedirgin.php
#846
Kayseri Belediyesi'yle ilgili yolsuzluk iddiası Erdoğan'ın sert cevabıyla havada kalan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, twitter'dan bombardıman yaptı adeta. CHP Lideri, Başbakan Erdoğan için hakaret sayılacak tanımlamalar yaptı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dünkü 2011 Bütçe görüşmelerindeki konuşmasında, Kasyeri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'nin yolsuzluk yaptığını iddia edtmiş "Hacı Ali Hamurcu Kayseri'de, belediye adına rüşvet aldığını polise anlatıyor. 26 sayfalık itiraf neden 16 sayfaya indi? Hamurcu şu anda nerede?" şeklinde soru yönelttiği Başbakan Erdoğan'dan sert cevap almıştı. Erdoğan, ''Yine çaktın'' dediği CHP liderine "Bahsettiğin kişi hakkında Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı şikayette bulundu. Şu anda hapiste bahsettiğin zat..." diye cevap vermişti.

Dün gergin geçen bütçe görüşmelerinin ardından Kılıçdaroğlu bugün sosyal paylaşım sitesi Twitter'dan yayınladığı mesajlarda, Erdoğan'ın dünkü bütçe görüşmesindeki tutumunu değerlendirdi. Başbakan için çok ağır tanımlamalar kullandı. Kılıçdaroğlu Erdoğan için, "çağdışı bir despot", "at gözlüğü takmış bir idareyi maslahatçı", "nankör", "birikimsiz", "gözü dönmüş", "aymaz", "tipik bir vaka", "ona çıplak demesini bekleyen bir kral", "çağdışı bir despot" ifadelerini kullandı.

İDDİASINI ES GEÇTİ

CHP Lideri bütçe görüşmelerine damga vuran ve hem Erdoğan hem de Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki tarafından deliller konularak yalanlanan iddiasına ise hiç değinmedi.

İşte Kılıçdaroğlu'nun Twitter mesajları:

Bütçe görüşmelerinin bende bıraktığı iz; "Sayın Başbakan yine bildiğimiz gibi..."

Kendisine karşı hiç kabalaşılmadığı halde, her ağzını açtığında kabalaşan , küstahlaşan, bas bas bağırıp, meclis gibi bir demokrasi mabedinde herkese tepeden bakan tipik bir vaka,

İncelemeden kendi ekibiyle ilgili rüşvet haberini görmezden gelip, elinin tersiyle iten yanlı bir adaletsiz,

Biz insani gelişim endeksinde çok gerilerdeyiz dedikçe, hala 16. Büyük ekonomiyiz diyerek kendini kandıran ve birilerinin ona çıplak demesini bekleyen bir kral;

Biz gençler hoşgörü bekliyor dedikçe, onlara köteği layık gören çağdışı bir despot,

Kendi 8 yılda yapamadıklarının hesabını verecek yerde, başkasının birkaç aylık döneminin hesabını olur olmaz şekilde, acımasızca soracak kadar çaresiz

Bu eğitim kalitesiyle Türk insanını ileriye taşıyamayız dedikçe, bozuk plak gibi eline tutuşturulan yalan yanlış sayılara sarılan, at gözlüğü takmış bir idareyi maslahatçı,

Acı ilacın çoğunu seçim kaybetmek pahasına içen, ömrünün son demlerini bile ülkesine hizmetle geçiren Merhum Bülent Ecevit'in son hükümet döneminde aldığı köklü kararları görmezden gelen, kanıtlanmış bir nankör,

Ülkenin içine sürüklendiği girdabı anlamaktan yoksun bir birikimsiz,

Milletin oyuna ipotek koyup, Haziran seçimlerinden mutlak galip çıkacağını şimdiden açıklayacak kadar milleti küçümseyen bir kişilik,

Şiddeti bir cevap vasıtası olarak görecek kadar gözü dönmüş,

Dünyanın Sultan Süleyman'a bile kalmadığını bilmeyecek kadar aymaz.

"ÜZÜNTÜM BÖYLE BİR BAŞBAKANA SAHİP OLMAMIZ"

"Sayın Başbakana kimse koşmuyorsun demiyor, para harcamıyorsun da demiyor. Dediğimiz sadece senin bu koşuşturman, harcaman insanımıza yansımıyor, eğitimimize yansımıyor. Sadece biz demiyoruz aslında Birleşmiş Milletler diyor, uluslar arası kuruluşlar diyor. Aslında üzülüyorum insan olarak ben kendisine, ama asıl üzüntüm ülkemin böyle bir Başbakana layık olmayan güzel insanlarına. Dostlar bizim açımızdan değişen bir şey yok. Dağ taş gezip halkımıza bu gerçekleri anlatacağız. Onlara girdiğimiz çıkmaz sokağı bıkmadan usanmadan göstereceğiz. Allah'ın izniyle bütün zorlukların üstesinden gelmek ve "yorulmamak üzere" yola çıktık..."

http://www.haber7.com/haber/20101214/Kilicdaroglundan-Erdogana-agir-sozler.php


Özhaseki'nin Kılıçdaroğlu'na cevabı: Bir olayda 10 yalan nasıl söylenir, gördük


ERSAN TEMİZEL, MUSA ÖZYÜREK

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, kendisine yönelik yolsuzluk iddiasında bulunan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hakkında dava açacağını söyledi.

Suçlamaların tamamen asılsız olduğunu belirten Özhaseki, "Hodri meydan. İstediği bir televizyon kanalında tartışmaya hazırım." dedi. Kılıçdaroğlu'nun Meclis'teki konuşmasını Guinness Rekorlar Kitabı'na aday gösteren Özhaseki, "Bir olayda nasıl 10 yalan söylenebilir?' başlıklı bir başvuru yapılabilir." ifadesini kullandı. Yalanları ise şöyle sıraladı: "Rüşvet alan şahsın polise kendisinin gittiği yalan, Tekirdağ'da bir inşaatta yakalandı. CHP liderinin ortaya attığı olayla ilgili suç duyurusunu biz yaptık ve soruşturmanın başlamasını sağladık. Dosyanın kapatıldığı iddiası gerçek dışı. Suçunu mahkemede itiraf eden kişi 6 yıl ceza aldı. İfadelerin kaybolduğu da yalan. Hepsi savcılıkta, tek satırı bile çıkartılmamış."

Özhaseki, Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında, iddialara ayrıntılı bir şekilde cevap verdi. Başkan, olayı şöyle anlattı: "Bize bu arkadaşla ilgili bazı yolsuzluk ihbarları gelince teftiş kurulunu görevlendirdim. Teftiş kurulu şikayetçi kişilerin tek tek ifadelerini aldı ve olaydan pis kokular gelince cumhuriyet başsavcılığına 25.06.2007 tarihinde bu kişiyle ilgili suç duyurusunda bulunduk. Ali Hamurcu'nun polise kendisinin gittiği yalan. Tekirdağ'da bir inşaatta yakalandı, Kayseri'ye getirildi."

Kılıçdaroğlu'nun, "Dosya kapatıldı." iddiasının da gerçeği yansıtmadığını belirten Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı, "Soruşturma başlatıldı, savcılık iddialarla ilgili olarak tam 9 ay inceleme yaptı. 50 kişinin ifadesi alındı. Sonuçta benimle ilgili olarak (kovuşturmaya yer yoktur) kararı alındı. Ali Hamurcu'nun dolandırdığı 8 kişi ifade verdi, Hamurcu, suçlamaları mahkemede kabul etti ve 8 kişiyi dolandırmaktan, evrakta sahtecilik yapmaktan 6 yıl ceza aldı.'' diye konuştu.

Dönemin Vali Yardımcısı İbrahim Yurdakul'un, olayı açığa çıkardığı için tayin edildiği iddialarını da cevaplayan Özhaseki, "Vali yardımcısı kendisine gelen dosya ile ilgili yapılması gerekeni yapıyor. Çünkü suçun içeriği zaten teftiş kurulumuzun da belirlediği gibi rüşvet. O dönemde vali yardımcımızın tayin dönemi olması hasebiyle tayini çıkmıştır. Bunu bu olayla ilişkilendirmek doğru değil." diye konuştu. Özhaseki, o dönemde Kayseri Valisi olan İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Osman Güneş'in İçişleri Bakanlığı müsteşarı olmasının da bu olayla ilişkilendirilemeyeceğini savundu.

SUÇLANAN AVUKAT DA KENDİNİ SAVUNDU

''Benim adli yargıda bir dosyam yok, dokunulmazlığım da yok." diyen Özhaseki, elinde belgesi olanları adliyeye başvurmaya çağırdı. Kılıçdaroğlu'nu ekranda tartışmaya davet ederken de, "Eğer orada bir suçum ispat edilirse istifa etmeye hazırım ancak Kemal Bey söylediklerini ispatlayamazsa istifa etmesini beklemiyorum. Ama Kayseri halkından özür dilemeli.'' şeklinde konuştu. Öte yandan Kılıçdaroğlu'nun, Kayseri'deki yolsuzluk iddiası etrafında ismini zikrettiği Ankara Barosu avukatlarından Yakup Erikel de yazılı bir açıklama yaparak, "Meslek hayatımda ve tüm yaşamımda alnım açık, başım dik.'' dedi. Erikel, gerekli tüm hukuki yolları kullanacağını kaydetti.

'Masum' dediğiniz kişi, adam öldürmeye gidiyordu

Mehmet Özhaseki, Kılıçdaroğ-lu'nun Hamurcu ile ilgili ifadelerine tepki göstererek, "O şahsı öyle bir anlattı ki, içim ezildi, üzüldüm. Ama doğru tespit edilsin. Bu şahsın hakkında kaç tane iddia var? Evrakta sahtecilikte kesin, adam kabul ediyor. Birkaç sene yattıktan sonra çıkıyor, başkasını vurmaya gidiyor, yine itiraf ediyor. Kılıçdaroğlu'na göre çok masum bir adam, sevsinler o masumu. Allah böyle masumlardan korusun." ifadelerini kullandı. Hamurcu'nun polisteki ifadelerinin bir bölümünün kaybolduğu iddiasına da şöyle cevap verdi: "Polis, 26 sayfa ifadesini alıyor, Cumhuriyet savcılığına teslim ediliyor. Bu ifadelerden tek satır bile çıkartılmamış. İfadelerin dosyadan çıkartıldığı iddiaları yalan. Hamurcu, savcılıkta 13 sayfa ifade vermiş. Polise verdiği ifadesiyle savcılık ifadesi çelişkili. Savcılık ifadesi arap saçına dönüşmüş. Rakamlar karışmış, adamlar karışmış, yerler karışmış. Savcı çelişkiyi sorunca (Bu işi başımdaki amirle birlikte yaptım. Ben kendimi kurtarmak için bu senaryoyu yazdım. Kaçtığım zaman benim yanımdaki insanlar dediler ki 'sen eğer tüm yetkilileri ve büyükleri bu olaya karıştırırsan seni kurtarırlar' dedi) diyor. Bu dava, iddia edildiği gibi 6 ay değil 2 yıl sürdü. 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan duruşmalarda sanık, dolandırıcılık yapmak suçundan 6 yıl ceza alıyor. Avukatları itiraz ediyor, karar 2 kez temyizde onaylanıyor."

Belgeleri basına dağıttı

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı, Kılıçdaroğlu'nun çok yalan söylediğini iddia ederek, "Kendisi böyle bir politikacı değil ama yönlendiren kargalar var. Olaylar böyle değil. Bizim şikayetimizle ilgili bir olay var, biz başlattık bu konuyu. Kemal Kılıçdaroğlu için dava açacağım, M. Şevki Kulkuloğlu (CHP Kayseri Milletvekili) için dava açacağım. Dokunulmazlıkları var ama dokunulmazlık kalkınca herkes hesabını versin." diye konuştu. Özhaseki'nin konuşmasından sonra gazetecilere Ali Hamurcu ve iddialarla ilgili mahkeme kararları ve ifadelerin bulunduğu dosya dağıtıldı. Bu arada CHP'li Kulkuloğlu da bir basın toplantısı düzenleyerek, Özhaseki'nin 'karga' diye kendisini kastettiğini savundu. Kulkuloğlu, "Şahsıma karşı kullanılan bu çirkin üslubu şiddetle kınıyorum. Kendisine 'hodri meydan' diyorum, istediği televizyonda tartışalım." diye konuştu.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1065328&title=bir-olayda-10-yalan-nasil-soylenir-gorduk&haberSayfa=1
#847
Nar suyunda bulunan kanser hücrelerinin seyrini önleyen bileşenleri keşfeden bilim adamları, kanseri önlemede yeni tedavilerin yolda olduğunu söylediler.

California Üniversitesi'nde görevli araştırmacılar, nar suyundaki bileşenlerin kanser hücrelerini zayıflattığını belirlediler. Bu çalışmanın kanser metastazını önlemek için yeni tedavilere öncü olabileceği kaydedildi.

Laboratuarda oluşturulan prostat kanseri hücreleri üzerinde nar suyu kullanan araştırmacılar, nar suyundaki aktif bir grup bileşenin metastatik prostat kanseri hücrelerinde hücre yapışması ve göçünde moleküler etkiye sahip olduğunu tespit ettiler. Bilim adamları, şimdi nar suyundaki kanseri engelleyici bileşenleri değiştirebileceklerini, fonksiyonlarını geliştirebileceklerini ve onları prostat kanserin yayılmasını önlemede daha etkili hale getirebileceklerini açıkladılar. Bunun da daha etkili ilaç tedavileri için bir öncü olduğu belirtildi.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1065026&title=iste-kanser-tedavisinin-yeni-anahtari
#848
Öcalan'ın avukatlarıyla Yalova'da yaptığımız görüşme, bir haftadır tartışılıyor. Benim açımdan, bir yazarın, kendisinden görüşme talep eden avukatlarla yapılmış bir konuşma iken, gördüm ki, bazı çevreler, konuyu saptırarak, çok başka yerlere çektiler/çekiyorlar.

Bazı gazete ve internet sitelerinde muhterem Fethullah Gülen'le, Öcalan'ın fotoğrafları yan yana konuluyor. İşbirliğinden söz ediliyor. Son olarak dün Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Tansel Çölaşan, Kars'ta; Gülen'e gerçek dışı beyanlarla iftira ediyor "Cumhuriyet rejimini değiştirmek isteyen bölücü ve gerici iki güç, dış destekli iktidardadır..." diyor.

Akan kan dursun, şiddet-terör sona ersin, annelerin feryadı bitsin, "herkesle konuşuyorsun, seninle görüşmek isteyen herkesle konuşuyorsun, avukatları, ne deyip geri çevireceksin? 800 bin tirajlı bir gazetenin yazarısın, sana düşen bir sorumluluk da olmalı, bu insanları da bir dinle" diye vicdanıma kulak vermiştim. Yüz kişinin kahvaltı ettiği bir alışveriş merkezinde üç kişiyle konuştum. Köşemde yazılarımda, televizyonlarda ekranlarda dile getirdiğim görüşlerimi bir de yüz yüze ifade ettim. Konuşmalarım; kırpılmadan, cımbızlanmadan, montajlanmadan önüme konsun, yeni hiçbir şey söylemedim. Sadece sinemi açtım.

Meğer hata etmişim; iyi niyetin, hastalıklı ruhlar için bir şey ifade etmediğini unutmuşum. İnsanî yaklaşımların, birilerinin kitabında yeri olmadığını unutmuşum.

Meğer hata etmişim; birilerinin terör bitmesin diye, rant kapıları kapanmasın diye nasıl çırpındıklarını unutmuşum. Kürt sorunu çözülürse, Türkiye bölgenin parlayan yıldızı olur, bu içeride de, dışarıda da bazı odakları rahatsız eder gerçeğini unutmuş, gaflete gelip boş bulunmuşum...

Meğer hata etmişim; görüştüğüm avukatların bu konuşmayı aktarırken yanlış anlamalara gelecek beyanları olabilirdi... Ya da onu dinleyenler, sözlerime, maksadı aşan anlamlar yükleyebilirlerdi, bunu da dikkate almalıydım. Ben hayatımda hiç flu olamadım. Bu benim en yakın dostlarımın ikazıydı. Ne yapayım; yüreğimdekini en yalın, en açık şekilde anlatmak benim karakterim. Bundan dolayı kınanacaksam, ona da razıyım. Ama ben, içi dışı bir insanım. Elimde değil, lafı eğip bükemiyorum. Kişi kişiyi kendi gibi bilir. Ben her konuştuğum insana önce "samimi olmak gerekir" diye söze başlıyor ve onları da en az kendim kadar samimi bularak konuşuyorum.

Ancak benim asıl hatam, itiraf ediyorum, avukatlarla görüşmeyi kendisine fatura edilebileceğini düşünüp Hocaefendi'ye önceden sordurtmamam oldu. Buna basiret bağlanması da diyebilirsiniz. Ben kendimi Gülen Hareketi'nin -doğrusu Gönüllüler Hareketi- hiçbir zaman sözcüsü, temsilcisi olarak görmedim. Çünkü değilim. Ben kendimi biliyorum. Bünyedeki arkadaşlarım, Gülen Hareketi'ni biraz tanıyan herkes de bilir ki ben gerçekten sözcü falan değilim. Bunun için de hep Hüseyin Gülerce olarak yazıyor, konuşuyorum. Ama şimdi daha net görüyorum ki, birileri, benim ben olduğumu kabul etmiyor. Daha zalimcesi, beni bahane ederek, milyonlarca fedakâr, çilekeş muhabbet fedaisinin, isimsiz kahramanın yaptığı hizmetlere, beni vesile ederek vurmak istiyorlar. Muhterem Gülen'den bin defa özür diliyorum. Hakkını helal etmesi için istirhamda bulunuyorum.

Ben zalimlerin, bu kadar da iğrenç olacaklarını düşünemedim. Bir gazeteci yazarın, üç avukatla konuşmasından "cumhuriyet düşmanları el ele" kalleşliği çıkaracaklarını unuttum. Muhterem Gülen hakkında dava açanların, ona terör örgütü lideri yaftası yapıştıranların, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun beraat kararından sonra bilendiklerini unuttum. Kafes Eylem Planlarında, "Işık evlere silah, Alevi aleyhtarı doküman koyup, 'silahlı Fethullahçı terör örgütü davası' açmayı planladıklarını" unuttum. Onların, benim bu görüşmemi bahane ederek, bundan bir uluslararası komplo çıkaracaklarını akıl almaz senaryolarla tezvirat yapacaklarını bilmeliydim.

Tekrar özür diliyorum. Bütün hizmet arkadaşlarımdan, Kürt meselesinin barış yoluyla, demokrasi içinde, Parlamento zemininde çözülmesini isteyen herkesten özür diliyorum.

Ben şehit annelerinin, "bizim yüreğimiz yandı, başka anaların yüreği yanmasın. Bu ateş sönsün, akan kanı durdurun" feryatlarından cesaret almıştım. Ben, "asıl fetih, gönüllerin fethidir, sevgiyle, diyalogla her kapı açılabilir, sevginin yenemeyeceği kuvvet yoktur" hakikatinden yola çıkmıştım.

Hata ettim, acele ettim, istişare etmedim. Özür diliyorum.

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1064932


Gülen'in sözcüsü yok, bazı yayınlar maksatlı


Hüseyin Gülerce'nin, Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeye ilişkin haberler üzerine Fethullah Gülen'in avukatından açıklama geldi: "Gülen'in temsilcisi ya da sözcüsü bulunmamaktadır."

Zaman yazarı Hüseyin Gülerce'nin terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın avukatlarıyla gerçekleştirdiği görüşme ile başlayan tartışmalar konusunda Fethullah Gülen'in avukatı Orhan Erdemli, yazılı bir açıklama yaptı. Tartışmalara neden olan görüşmeyi Hüseyin Gülerce'nin gazeteci kimliği ile yaptığını ve bir hareketin sözcüsü olmadığını kendisinin de bizzat köşesinden yazdığını hatırlatan Erdemli, şöyle devam etti: "Nitekim Gülen'in bir temsilcisi, sözcüsü bulunmadığı, tarafımızca da defalarca kamuoyuna duyurulmuştur. Bu görüşme sonrası bazı yayınlarda 'terör örgütü PKK'nın lideri Öcalan, avukatları aracılığıyla Gülen cemaatine işbirliği teklif etti', 'PKK-cemaat yakınlaşması', 'Öcalan-Gülen ittifakı' gibi ifadelere yer verilmiştir. Bu tür haberlerin Sayın Gülen aleyhinde kamuoyu oluşturmaya yönelik maksatlı yayınlar olduğu aşikârdır."

Bazı yayınlarda 'Apo'nun yaklaşımının değişken, taktiksel, stratejik olduğu' yönünde değerlendirmeler yapıldığını anlatan Avukat Erdemli, açıklamasının devamında şunları kaydetti: "Bu gelişmeler nedeniyle bir kez daha vurgulamak istiyoruz: Sayın Gülen, bütün ömrü boyunca sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik, sulh ve adalet gibi değerlerin gönüllerde yer etmesi için çabalamıştır. Irk, dil, düşünce farklılıklarını bir zenginlik görerek ve herkesi kendi konumunda kabul ederek diyalog ve hoşgörüye davet etmiştir.

Sayın Gülen, insanları yaşama değil yaşatma amacına, erdemli bireyler olmaya teşvik etmiştir. Onun düşüncelerinin ekseninde "insan" ve evrensel değerler çerçevesinde insanlığa hizmet yer almaktadır. Zira Sayın Gülen "yaratılan"ı, "Yaradan"dan dolayı sevmekte ve "insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğu"na inanmaktadır. Yani müvekkilimin düşünce ve faaliyetleri, onun inanç dünyasından neşet etmektedir. Bu inanç sistemi dönemsel, taktiksel değil; insanlığın dünya ve ukba saadeti adına ebediyet buudludur.

Sayın Gülen, eserlerinde insanoğlunun kin, nefret, öfke, şiddet gibi boşluklarında bulunan tahrip duygularının, anarşi hislerinin, kargaşa anaforlarının İlahi ufuklu iyi bir terbiye ile zapturapt altına alınabileceğini; potansiyel insanlıktan hakiki insanlığa yükselebileceğini ifade etmektedir. Buna mukabil anarşi ve terör ise şiddetle, zulümle insanı ve insanlığı yok etmeyi hedeflemektedir. Dolayısıyla bütün hayatı boyunca şiddetin, kaba kuvvetin karşısında duran Sayın Gülen'i suçlayıcı bu tür yayınlar, ona karşı en büyük haksızlık teşkil etmektedir."

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1064852&title=gulenin-sozcusu-yok-bazi-yayinlar-maksatli
#849
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesi tarafından 2003 yılında kapatılan Halkın Demokrasi Partisi'nin (HADEP) yaptığı şikayette Türkiye'yi haksız buldu.

HADEP adına eski genel sekreter Turan Demir tarafından 2003 yılında yapılan başvuruyu karara bağlayan AİHM, ''Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) toplanma ve örgütlenme hakkıyla ilgili 11. maddesinin Türkiye tarafından ihlal edildiğine'' hükmetti.

Türkiye karar gereği, mahkeme masrafları da içinde olmak üzere Demir'e yaklaşık 26 bin avro ödeyecek.

AİHM, Demir'in, AİHS'nin ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, ayırımcılığın yasaklanması, seçme ve seçilme hakkı ile mal ve mülkiyetin korunmasıyla ilgili maddelerinden yaptığı şikayetlerinse incelemeye alınmasına gerek görmedi. AA

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1065140&title=aihm-hadep-kararini-acikladi
#850


Yargıtay, MSN görüşmelerini ağır kusur saydı.

Bahri KARATAŞ/İZMİR, (DHA)

MANİSA'da yerel bir gazetenin sahibi İsmail A.'nın, 23 yıllık eşi 2 çocuğunun annesi Sevda A. hakkında 'internette chatleştiği bir erkekle kendisini aldattığı' iddiasıyla açtığı ve boşanmalarına karar verilen dava, Yargıtay tarafından da onandı. Yargıtay 2'nci Hukuk Dairesi, MSN'de görüşmeler yapan Sevda A.'nın, ağır kusurlu olduğunu belirtti.

Birbirlerini severek yaşamlarını birleştiren İsmail A. ile Sevda A.'nın arasında 4 yıl önce çeşitli sorunlar nedeniyle geçimsizlik başladı. İddiaya göre Sevda A., bu arada internette bir erkekle tanışıp chatleşmeye başladı. Yazışmaları farkeden İsmail A., eşinden boşanmak için dava açtı. İsmail A., mahkemeye sunduğu dilekçesinde şöyle dedi:
"Eşim beni bir başka erkekle aldatıyor. Ben bunu öğrenince evi terk edip gitti. Eşim evi terk ederken ziynet eşyalarını da aldı. Sabaha kadar MSN'de yazıştığı için, oğlumuzla ilgilenmiyor. Onlara iyi bir gelecek vermek için ABD'de çalıştım. Birikim yaptım. Bunların hepsi eşim ve çocuklarım içindi. Eşim Kıbrıs'ta okuyan kızımla da ilgilenmiyor. Bankadaki ortak hesabımızda bulunan 50 bin doları benden habersiz çekmiş. Bu evlilik artık yürümez. Aldatan bir kadınla artık birlikte yaşayamam. Boşanmak istiyorum. Bunun için de 75 bini maddi, 25 bini manevi olmak üzere toplam 100 bin TL tazminat istiyorum. Oğlum S.C.A.'nın velayetinin de bana bırakılmasını talep ediyorum."

'ASIL O BENİ ALDATIYOR'
Eşinin iddilarının asılsız olduğunu öne süren Sevda A. ise, "Eşim sürekli yurt dışına gidiyor, asıl o beni aldatıyor. Uzun süre eve gelmiyor. Sürekli beni ve ailemi tehdit ediyor. Evi eşimin zoruyla terk ettim. Ben de boşanmak istiyorum. Boşanmak için de 20 bin TL tazminat istiyorum" dedi.
13'üncü Aile Mahkemesi Hakimi, çift, 7 celsenin sonunda boşadı. Hakim Ali Soyer, olayda kadının kusurlu olduğunu belirterek kocasına bin TL manevi tazminat ödemesine, oğulları S.C.A.'nın velayetinin babasına verilmesine, Sevda A.'ya da karar kesinleşinceye kadar aylık 210 TL tedbir nafakası bağlanmasına karar verip tarafları boşadı. Temyiz başvurusu üzerine mahkemenin kararını değerlendiren Yargıtay 2'nci Hukuk Dairesi, Sevda A.'nın davranışlarıyla ilişkiyi temelden sarstığını, olayda ağır kusurlu olduğunu belirterek kararı aynen onadı.

BAŞKA DAVALARI DA VAR

İsmail A., boşandığı eşi Sevda A. hakkında İzmir 12'inci Aile Mahkemesi'ne 'tehdit, hakaret ve şiddet' suçlamasıyla dava açmış, Sevda A. 6 ay süreyle eve yaklaşmama cezasına çarptırılmıştı. İsmail A.'nın, ayrıca Sevda A.'nın, ABD'deki birikimleri olan 140 bin TL'yi de kendisinden habersiz çektiği iddiasıyla Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtığı dava ise henüz sonuçlanmadı.

http://haber.gazetevatan.com/chat-yapan-kadini-bosamaya-onay/345820/7/Yasam
#851


SELÇUK KAPUCİ - İSTANBUL

İstanbul Şile'ye bağlı Yeşilvadi köyünde yaşayan Abdullah Sınmaz'ın başına gelenler film senaryosunu aratmıyor.

Sınmaz'ın ilginç hikâyesi köyde komşusu olan Cem E.'nin, 2001 yılında İzmir'de karıştığı gasp, hırsızlık ve adam yaralama gibi çeşitli suçlar sebebiyle gözaltına alınmasıyla başlar. Gözaltında kimliğini kaybettiğini söyleyen Cem E., polise Sınmaz'ın adını verir. Konu savcılığa intikal edince de Sınmaz hakkında 11 ayrı dava açılır. Art arda mahkemelere çağrılan Abdullah Sınmaz, bu süre zarfında işinden olur, köyünü terk etmek zorunda kalır. İsnat edilen suçları işlemediğini ispatlamak için mücadelesini sürdüren mağdur vatandaş, mahkemelere Cem E.'nin fotoğrafı dahil onlarca delil sunar. Suçların bir kısmından beraat etse de İzmir 17. Asliye Ceza Mahkemesi delilleri yeterli bulmaz. 9 yıl sonra konuyu AİHM'ye taşıyan Sınmaz, burada aklanır ve Türkiye'yi 4 bin Euro tazminata mahkûm ettirir.

Mahkemeler ise bu suçlar nedeniyle davalara sürekli, olan bitenden habersiz Abdullah Sınmaz'ı çağırdı. Davalar karşısında şaşkınlık yaşayan Sınmaz da hapse girmekten korktuğu için bir süre gözden kayboldu. Bu süre zarfında Sınmaz, çalıştığı işten de atıldı. Bu nedenle köyünü de terk etmek zorunda kalan Sınmaz, daha sonra suçları kendisinin işlemediğini kanıtlamak için hâkim karşısına çıktı. Hukuki mücadele başlatan Sınmaz, mahkemelerde tam 5 yıl boyunca hakkında isnat edilen suçları işlemediğini kanıtlamaya çalıştı. Sınmaz, söz konusu suçlarla ilgili gözaltında polise ifade veren şahsın fotoğrafının kendisine ait olmadığını ve fotoğrafın köylüsü Cem E.'ye ait olduğunu, İzmir Adliyesi'ndeki çeşitli mahkemelere delil olarak sundu. Mahkemelerden bazıları, delilleri yeterli buldu. Suçları Abdullah Sınmaz'ın işlemediği kabul edilerek hakkında beraat verdi. Ancak İzmir 17. Asliye Ceza Mahkemesi diğer mahkemenin kabul ettiği delilleri yeterli bulmayarak Sınmaz'ı yargılamaya devam etti. Aslında Sınmaz ve avukatlarının 17. İzmir Asliye Ceza Mahkemesi'ne sundukları deliller diğer mahkemelere göre daha fazla idi. Buna rağmen iş yoğunluğu nedeniyle 17. Asliye Ceza Mahkemesi Sınmaz'a beraat vermeyip yargılamaya devam etti.

Bunun üzerine Sınmaz'ın avukatı Arsin Demir, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesine atıfta bulunarak 17. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki davanın makul bir süre zarfında hakkaniyete uygun görülmediği gerekçesiyle AİHM'ye başvurdu. Bu başvurudan sonraki ilk celsede ise 17. Asliye Ceza Mahkemesi Sınmaz'a beraat verdi. AİHM de 8 Aralık 2009 tarihinde Sınmaz'ı haklı bularak, Türkiye'yi 4 bin Euro tazminata mahkûm etti. Sınmaz, AİHM'nin bu kararı üzerine, Türkiye'de görülen davalarından ancak 9 yıl sonra beraat edebildi. Asıl suçlu olduğu ileri sürülen Cem E. ise henüz yakalanabilmiş değil. Cem E.'nin İstanbul'da farklı kimlikler altında suç işlemeye devam ettiği iddia edildi. 9 yıl boyuca mağdur edildiğini söyleyen Sınmaz, işlemediği suçlardan dolayı işini kaybettiğini ve ailesinin çok zor günler geçirdiğini ifade ederek şöyle konuşuyor: "Ülkemizde, insanların kimliği tam olarak sorgulanmadan haklarında 11 dava açılıp, hayatı karartılabiliyor. Gerek adli sorumlular, gerekse güvenlik güçlerinin ufak bir ihmali 9 yılıma mal oldu."

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1064490&title=komsusunun-attigi-iftirayi-aihm-temizledi
#852
Adalet Bakanlığı'nın projesiyle 'girilemeyecek yerler' belirlendi, proje yaşama geçmeden davalık oldu.

Hakim ve savcıyla görüşme tarihe karışıyor Adalet Bakanlığı'nın projesiyle 'girilemeyecek yerler' belirlendi, proje yaşama geçmeden davalık oldu Hakim ve savcı ile görüşmek tarihe karışacak. Adalet Bakanlığı, "Türkiye'de Mahkeme Yönetim sistemine Destek Projesi"ni yaşama geçirdi. 5 adliyede Pilot uygulama başladı. Adliyelerde hakim ve savcıların odaları ile mahkeme kalemleri 'hiç girilemeyecek yer' oldu. Herkesin girebileceği tek yer ise duruşma salonları oldu. Pilot uygulamanın yapıldığı Mardin Barosu, henüz yaşama geçirilmeyen projenin iptali için şimdiden dava açtı.

YASEMİN GÜNERİ'NİN ÖZEL HABERİ

Türkiye'de yaşayanların yüzde 12'si sanık sıfatıyla hakim karşısına çıktı... Yani her yüz kişiden 12'sinin adliyeye yolu düştü.

Adalet Bakanlığı, pek çok kişinin yolunun düştüğü adliyelerde hakim ve savcılar ile vatandaşların ilişkisini kesecek yeni bir uygulamayı yaşama geçirmeye hazırlanıyor.

Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı "Türkiye'de Mahkeme Yönetim Sistemine Destek Projesi" kapsamında adliyelerde herkesin girdiği yerler, kısmen girilebilen yerler ve sadece hakim ve cumhuriyet savcılarının girebildiği yerler belirlendi.

Adliyelerde 'kırmızı çizgi'lerin belirlendiği proje kapsamında, hakimlerin ve savcıların girdiği yerlere avukatların ve vatandaşların girmesi yasaklanacak.

Hakim ve savcıyla ne vatandaş ne de avukatlar istedikleri zaman görüşemeyecek. Hiç girilemeyecek yerler arasında hakim ve savcı odaları yer alırken, kısmen girilecek yerler mahkeme ve savcılık kalemleri, serbestçe girilecek yerler de duruşma salonu olarak belirlendi.

Mardin, Konya, Rize ve Manavgat da pilot uygulamayı yaşama geçiren Adalet Bakanlığı'nın bu projesi, tüm adliyelerde yaşama geçirilmeden davalık oldu.

Pilot uygulamanın yapıldığı iller arasında yer alan Mardin'de, Baro Başkanlığı, İdare Mahkemesi'ne dava açarak projenin uygulanmasının yasaya aykırı olduğunu ve bu nedenle uygulamanın iptali ve yürütmenin durdurulmasını istedi.

Mardin Barosu, uygulamanın hiçbir yasal dayanağı olmadığını belirterek, "Elektronik kapılarla avukatların ve vatandaşların girişlerinin engellenmesi, evrakların tarattırılması şeklinde cerayan eden hak arama özgürlüğünü ve avukatlık mesleğinin icrasını engelleyen tüm eylem ve işlemlerin iptalini talep ediyoruz" dedi.

Henüz yaşama geçirilmeden iptali istenen uygulama, tüm Türkiye'de yaşama geçirilirse hakim ve savcılarla hiç kimse adliye binasında görüşemeyecek.

http://www.haberturk.com/gundem/haber/578009-hakim-ve-savciyla-gorusme-tarihe-karisiyor
#853
Emniyet Genel Müdürlüğü, İnegöl ve Dörtyol'da yaşanan olaylarla ilgili olarak bir rapor hazırladı. İnegöl ve Hatay'ın Dörtyol ilçelerinde meydana gelen toplumsal olaylarda fatura bu kez polise kesildi.

Polis Akademisi Güvenlik Yönetimi Araştırma Merkezi'nden Emniyet Müdürü Cihangir Baycan, Güvenlik Dairesi Başkanlığı'ndan Emniyet Amiri Kürşat Yıldız ve Ankara Güvenlik Şube Müdürlüğü'nden Emniyet Müdürü Hasan Doğancı, İnegöl ve Dörtyol olaylarını mercek altına aldı.

Üç  polis şefi, olayların ardından İnegöl ve Dörtyol'a giderek bu ilçelerde görevli 13 üst düzey polis yöneticisi, 19 polis memuru ve olaylara karışan 19 vatandaşla birebir görüşmeler yaptı.

İNEGÖLLÜLER BEKLEMİYORMUŞ

İnegöl'de mülakata katılanların yüzde 45'i, ilçede ranta dayalı bazı gruplaşmalar olduğunu söyledi. Ancak katılımcıların tamamı, İnegöl'de böyle bir olayı kesinlikle beklemediklerini ifade etti.

Dörtyol'daki mülakata katılanların yüzde 75'i ise 'ilçede gruplaşmalar var' dedi. Katılımcıların yüzde 57'si, böyle bir olay beklediğini belirtti.

Polis şefleri, mülakatlarda elde ettikleri bulguları bir rapor haline getirdi. Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal'a sunulan raporda benzer olayların yaşanmaması için bazı önlemlerin alınması önerildi:

Silah ve gazın uygun zamanda kullanılmaması, etkiden çok tepkiye neden oldu. Çoğu görüşmeci, bu araçların kullanımının halkı daha çok galeyana getirdiğini ifade etti.

Uzak mesafede etkili olan gaz, yakın mesafede grubu dağıtacak güç yoksa kullanılmamalı. Her iki ilçede mülakata katılanlar, yakın mesafeden havaya ateş açılmasının kalabalığı tahrik eden en büyük faktörlerden biri olduğunu ifade etti.

Gözaltına alma, topluluğu galeyana getirmeyecek şekilde gerekirse delilleri toplanarak geciktirilmeli. Doğru kişilerin delilleriyle gözaltına alınması, polise olan güveni artırır. Aksi takdirde adalet beklentileri yerine getirilemez ve gerginlik düşmez.

ÖZEL STATÜLÜ İLÇE

Özellikle İnegöl ve Dörtyol gibi büyük ilçelerde kaymakamlık sistemi yetersiz kalıyor. Bu gibi ilçeler 'özel statülü ilçe'ye dönüştürülerek kaymakam yardımcılığı ve basın protokol müdürleri ihdas edilmeli.

Aslında il ve ilçelerde, müdahale planları var. Ancak ani gelişen toplumsal olaylarda nelerin, nasıl yapılacağı kurumsal olarak düzenlenmemiş ve pratikte kesinlikle yeterli değil. Planlar, kesinlikle tatbikatlarla personele öğretilmeli.

GÖÇE ÖZEL NİTELİKLİ PERSONEL

Göç alan büyük il ve ilçelere uygun sayı ve nitelikte personel istihdamı sağlanmalı. Herhangi bir trafik, asayiş veya terör olayından sonra toplu hareketlenmelere karşı tedbirler arttırılmalı, küçük grup kontrollü bir şekilde dağıtılmalı ve çatışmaya dönüşmesi engellenmeli.

ENTEGRASYON VE İLETİŞİM ŞART

Vatandaş, bu olayların yaşanmaması için, göç eden vatandaşların ve mahallelerinin ilçeyle entegrasyonunun sağlanmasını istiyor. En büyük görev de yöneticilere düşüyor.

Vatandaşla iletişim, provakasyonların önüne geçebilmenin en etkili yolu. Çünkü yalan yanlış haber, kalabalıkları galeyana getirebiliyor.

http://www.aksam.com.tr/biber-gazi-tahrik-sebebi--2607h.html
#854
ALİ H. ASLAN - WASHINGTON

ABD Federal Temyiz Mahkemesi, geçen yıl kendi verdiği kararı bozarak, 1915 olaylarında ölen Ermenilerin mirasçılarının, kendilerine ödeme yapılması için sigorta şirketlerine dava açabileceğine hükmetti. Karar, 1915 olaylarının 'soykırım' olarak tanınması için uğraşan Ermeni lobisini sevindirdi.

ABD 9. Bölge Federal Temyiz Mahkemesi geçen sene verdiği aksi yöndeki kararı sıra dışı şekilde bozarak, Kaliforniya eyaletinin 2000 yılında kabul ettiği 'Ermeni soykırımı'nı tanıyan ve mağdur yakınlarının hayat sigortası almak için ilgili şirketlere dava açmasına imkan veren kanunun anayasaya uygun olduğuna hükmetti. Mahkeme, Ağustos 2009'da 1'e karşı 2 oyla verdiği eski kararda, ABD dış politikasının federal hükümetin uhdesinde olduğu ve yönetimin 'soykırım'ı tanımadığından hareketle, Kaliforniya 'soykırım' kanununun anayasaya aykırı olduğuna hükmetmişti. Aynı yargıçlar yine 1'e karşı 2 oyla "Eyaletlerin Ermeni soykırımına değinmesine engel teşkil eden açıkça ihdas edilmiş net bir federal politika yoktur." kanaatine vardı. Yargıçlardan Dorothy Nelson'un fikir değiştirdiği bildirildi. Böylelikle, 1915 olaylarında mağdur olan Ermenilerin mirasçılarının, Munich Re AG dahil Alman sigorta şirketlerine hayat sigortası ödemeleri için dava açma imkanı doğdu.

Ermeni tarafının avukatları, 2009'daki karara itiraz etmiş, mahkemenin sadece 3 değil 11 üyesinin davayı yeniden görmesine imkan verecek 'en banc' sürecini başlatmıştı. Ancak davanın 11 üyeyle yeniden görülebilmesi için, öncelikle 28 hakimden 15'inin buna ikna edilmesi gerekiyordu. Kararın geri çevrilebilmesi içinse 11 üyeden 6'sının oyu şarttı. Bu gerçekleşmesi zor ihtimal yerine, fazla beklenmeyen, sıra dışı bir şey oldu. 3 kişilik hakimler heyeti, davayı yeniden görüştü. Hukuki gözlemciler, 2009'da 'hayır' oyu veren Harry Pregerson'ın meslektaşı Dorothy Nelson'u ikna etmiş olabileceğini tahmin ediyor.

KARARIN TEMYİZE GÖTÜRÜLME İHTİMALİ VAR

Taşnaklara yakın Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA), kararı memnuniyetle karşılarken, İcra Direktörü Aram Hamparian, "Eyaletlerin Ermeni soykırımına değinmesini engelleyen bir federal politika bulunmadığına kanaat getirmesine hassaten müteşekkiriz." dedi. Türk Amerikan Dernekleri Asamblesi Başkanı Günay Övünç ise kararı 'yargı sürecinin siyasallaştırılması' olarak değerlendirdi. Dava edilen Alman sigorta şirketlerini temsil eden Neil Michael Soltman da geçen sene içinde şartlarda eski kararı değiştirecek hiçbir gelişme olmadığını belirterek, yeniden duruşma talebi dahil seçenekleri değerlendirdiklerini söyledi. Sigorta şirketlerinin mahkemeden 'en banc' talep etmesi ya da davayı ABD Anayasa Mahkemesi'nde temyize götürme ihtimali var.

Mahkeme heyeti, 'soykırım' konusunda federal siyasette çelişkiler bulunduğunu, federal hükümet soykırımı tanımıyor olmakla birlikte, Kongre'de Ermeni kurbanları anma törenleri düzenlediğini ve Başkan Barack Obama'nın 'Büyük Felaket' anlamına gelen 'Meds Yeghern' tabirini kullandığını hatırlattı. Mahkemenin kararı, emsal teşkil ederek başka eyaletlerde benzer 'soykırım' kanunların geçmesini ya da mevcut kanunlara dayalı benzer davaların açılmasını kolaylaştırma potansiyeli taşıyor.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1064120&title=abd-mahkemesi-ermeniler-lehine-cark-etti
#857
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Yargımızdaki iş yükü, zamanaşımındaki olumsuz sonuçlar gerçekten üzüntü verici hale gelmiştir." diye konuştu.

Anayasa Mahkemesi, Anadolu Üniversitesi ve Türkiye Adalet Akademisi'nin düzenlediği "AİHM ve Türkiye" konulu uluslararası sempozyum, Anayasa Mahkemesi Konferans Salonu'nda başladı. Sempozyumun açış konuşmasını yapan Kılıç, özgürlüklerin ve hakların sadece anayasalarda yazılmış olmasının fazla bir şey ifade etmediğini belirterek, uygulamada hakların kullanılmasının önemine işaret etti.

Anayasaların ülkelerin kimlik belgeleri olduğunu belirten Kılıç, "Türkiye anayasasında laik, sosyal bir hukuk devleti olduğumuz yazar. Eğer hukuk devleti kimliğiniz de varsa bunun gereğini yapmak zorundasınız. Hak ve özgürlüklerin üzerini kazıdığınızda insan onuru ortaya çıkar. Gerçek bir hukuk devletini uygulamaya sokabiliyorsanız bu onuru koruyabilirsiniz, aksi halde başarısızlıklarla dolu bir hayat olur." dedi.

Yargı sorunlarının çözümü için bir yargı reformu çıkarılamadığını belirten Kılıç, şöyle konuştu: "Yargının sorunlarını hepimiz biliyoruz, bu alanda yaşadığımız olumsuzluklar milletimizi üzmektedir. Yargımızın iş yükü, zamanaşımındaki olumsuz sonuçlar gerçekten üzüntü verici hale gelmiştir. Bir hukuk devleti niteliğini taşıyorsanız, 30 yıla yakın devam eden bir yargılama sonunda davacıya 'kusura bakmayın, zamanaşımına uğradı' demek insan onurunu yok etmek anlamına gelen bir sonuçtur. Yargı reformunun hem yapısal hem fonksiyonel anlamda yapılmadığı sürece bireysel başvurunun başarıya ulaşma şansını düşük görüyorum." ANKARA AA

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1063714&title=zamanasimi-uzuntu-verici-hale-geldi
#858
Anayasa değişikliğiyle yeniden yapılandırılan, HSYK'nın yapısına ilişkin düzenlemeler yasalaştı. Yeni HSYK ile bir çok değişiklik yaşanacak. En önemlisi ise meslekten ihraç edilenlere dönüş yolu açıldı. Gözler Van Savcısı Sarıkaya'da.

Anayasa değişikliğiyle yeniden yapılandırılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yeni yapısına ilişkin düzenlemeler içeren ''Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı'', TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

Yasaya göre, HSYK 22 asıl, 12 yedek üyeden oluşacak. Kurul, 3 daire halinde çalışacak. Kurulun Başkanı Adalet Bakanı olacak. Adalet Bakanlığı Müsteşarı kurulda tabii üye olarak yer alacak. Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine vekalet eden kişi kurul toplantılarına katılacak.

HSYK'nın diğer üyeleri Cumhurbaşkanınca seçilecek 4 asıl, Yargıtay'dan seçilecek 3 asıl ve 3 yedek, Danıştaydan seçilecek 2 asıl ve 2 yedek, Türkiye Adalet Akademisinden seçilecek 1 asıl ve 1 yedek, birinci sınıf olan adli yargı hakim ve savcıları arasından seçilecek 7 asıl ve 4 yedek ile birinci sınıf olan idari yargı hakim ve savcıları arasından seçilecek 3 asıl ve 2 yedek üyeden oluşacak.

HSYK, Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlayacak, hakim ve savcıları mesleğe kabul edecek, atayacak, nakledecek, geçici yetki verecek, her türlü yükselme ve birinci sınıfa ayırma işlemini yapacak, kadro dağıtacak, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verecek, disiplin cezası verebilecek, görevden uzaklaştırma işlemi yapacak, Yargıtay ve Danıştay'a üye seçecek.

BAKAN VE BAŞKANVEKİLİNİN YETKİLERİ

Adalet Bakanı, Kurul Başkanı sıfatıyla, Kurulu yönetecek ve temsil edecek, kanunlardaki istisnalar saklı kalmak üzere, Genel Kurul çalışmalarına başkanlık edecek ve oy kullanacak, Genel Kurulun teklif ettiği 3 aday arasından Genel Sekreter atayacak, ilgili dairenin teklifi üzerine, hakim ve savcılar hakkında denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma işlemlerine olur verecek.

Bakan, disiplin işlemleriyle ilgili Genel Kurul toplantılarına ve dairelerin çalışmalarına katılamayacak.

Bakan, yetkilerinden bir kısmını yazılı olarak Başkanvekiline devredebilecek.

Genel Kurul, daire başkanlarından birini, Başkanvekili olarak seçecek. Yokluğunda yerine daire başkanlarından hangisinin vekalet edeceğini Başkanvekili belirleyecek.

Başkanvekili, Başkanın katılmadığı Genel Kurul çalışmalarına başkanlık edecek, Başkanın kendisine devrettiği yetkileri kullanacak, hukuki veya fiili nedenlerle dairelerin toplanmasına engel sayıda üye eksiği oluşması halinde diğer dairelerden üye görevlendirecek.

GENEL KURUL

Genel Kurul, 22 asıl üyeden oluşacak.

Genel Kurul, Başkanvekili ve daire başkanlarını seçecek, dairelerin kararlarına karşı yapılan itirazlar ile daireler arasında çıkan görev ve iş bölümü uyuşmazlıklarını karara bağlayacak, Kurulun görevine giren ancak Genel Kurul veya dairelerin görevleri arasında gösterilmeyen konularda karar mercini belirleyecek, bir dairede artan işlerden bir kısmını diğer bir daireye verebilecek, Kurul üyeleri hakkındaki suç soruşturması ile disiplin soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yürütecek, Adalet Bakanlığının bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlayacak. Genel Kurul, Yargıtay ve Danıştaya üye de seçecek.

DAİRELER

HSYK Birinci Dairesi, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Yargıtaydan seçilen 1, adli yargı hakim ve savcıları arasından seçilen 3, idari yargı hakim ve savcıları arasından seçilen 1 ve Cumhurbaşkanınca seçilen 1 asıl üyeden oluşacak.

İkinci Daire ise Yargıtay ve Danıştaydan seçilen 1'er, adli yargı hakim ve savcıları arasından seçilen 2, idari yargı hakim ve savcıları arasından seçilen 1 ve Cumhurbaşkanınca seçilen 2 asıl üyeden meydana gelecek.

Üçüncü Daire, Yargıtay ve Danıştaydan seçilen 1'er, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca seçilen 1, adli yargı hakim ve savcıları arasından seçilen 2, idari yargı hakim ve savcıları arasından seçilen 1 ve Cumhurbaşkanınca seçilen 1 üyeden kurulacak.

Üyelerin hangi dairede görev yapacağına Genel Kurul seçimle karar verecek.

Genel Kurul, her dairenin kendi üyeleri arasından bir üyeyi o dairenin başkanı olarak seçecek. Adalet Bakanlığı Müsteşarı daire başkanı seçilemeyecek.

Birinci Daire, atama ve nakletme, kadro dağıtma, İkinci Daire yükselme ve birinci sınıfa ayırma işlemleri ile disiplin soruşturma ve kovuşturma, Üçüncü Daire ise hakim ve savcı adaylarının mesleğe kabulü, hakim ve savcıların görevlerini ilgili mevzuata uygun yapıp yapmadıklarına ilişkin denetime bakacak.

Teftiş Kurulu, başkan, 2 başkan yardımcısı ve müfettişten oluşacak.

Kurul müfettişleri görevlerini yerine getirirken Teftiş Kurulu Başkanına, Teftiş Kurulu Başkanı ise HSYK'ya karşı sorumlu olacak.

Teftiş Kurulu, hakim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma yapacak.

Teftiş Kurulu Başkanı ve yardımcıları, birinci sınıf hakim ve savcılar arasından Genel Kurul tarafından atanacak.

Kurul müfettişleri denetimlerde yargı yetkisi ve yargısal takdire giren konulara karışamayacak, tavsiye ve telkinde bulunamayacak.

ÜYELERİN SEÇİMİ-

HSYK üyeliği seçimleri 4 yılda bir olmak üzere, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki 65 gün içinde yapılacak.

Yargıtay, Danıştay ve Türkiye Adalet Akademisi genel kurullarından seçilecek Kurul üyeliği için her üye, birinci sınıf adli ve idari yargı hakim ve savcıları arasından seçilecek Kurul üyeliği için her hakim ve savcı; kendi aralarından seçilecek asıl ve yedek üyelerin toplam sayısı kadar aday için oy kullanabilecek. Daha fazla sayıda aday için oy verilmesi durumunda oy pusulası geçersiz sayılacak. En fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olacak. Bu seçimler her dönem için bir defada ve gizli oyla, serbest, eşit, tek dereceli, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılacak. Oyların eşitliği halinde adaylar arasında kura çekilecek.

Seçimler, YSK'nın yönetim ve denetiminde yapılacak. Adli yargı hakim ve savcılarının HSYK'ya üye seçmesi için her ilde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak seçimlerde, o ilde ve o ilin ilçelerinde görev yapan hakim ve savcılar oy kullanacak.

Adaylar sadece YSK tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde öz geçmişlerini bu iş için tahsis edilmiş bir internet sitesinde yayımlayabilecek.

Adaylar, kendilerini tanıtan ve mesleki konularda düşüncelerini açıklayan mektup, elektronik posta ve kısa mesaj gönderebilecek, kapalı yer toplantısı yapabilecek.

ÜYELİĞİN SONA ERMESİ

HSYK üyeliklerinin, ölüm, emeklilik, istifa gibi nedenlerle boşalması halinde, Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyelikler için, boşalmayı takip eden 60 gün içinde kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üyelerin seçimi yapılacak. Diğer üyeliklerin boşalması halinde, asıl üyenin yedeği tarafından kalan süre tamamlanacak.

Genel Kurulun toplantı yeter sayısını oluşturamayacak şekilde üyeliklerde boşalma olması halinde, boşalan asıl ve yedek üyelikler için 60 gün içinde yeniden seçim yapılacak. Bu seçim sonucunda asıl ve yedek üyeliğe seçilenler, yerine seçildikleri üyelerin kalan sürelerini tamamlayacak.

Başkan dışındaki Kurul üyeleri ile yedek üyelerin, Hakimler ve Savcılar Kanunu'na göre hakimlik ve savcılık mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı kesin hüküm giymesi, çekilmesi, 65 yaşını doldurması hallerinde kendiliğinden; Kurul üyesi olabilme şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya Kurul üyeliği sırasında bu şartlardan herhangi birini kaybetmesi halinde Genel Kurulun üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun bu durumu tespit eden kararıyla HSYK üyeliği sona erecek.

Ayrıca, Kurulun seçimle gelen üyelerinin, görevlerini yerine getiremeyeceklerinin sağlık kurulu raporuyla kesin olarak anlaşılması veya görevlerine izinsiz, mazeretsiz ve kesintisiz olarak 15 gün ya da 1 yılda toplam 30 gün süre ile devam etmemeleri halinde, Genel Kurul üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun kararıyla Kurul üyeliği sona erecek.

HSYK üyeliğine yüksek mahkeme üyeliğinden seçilenlerden Kurul üyeliği sona erenler, herhangi bir işleme gerek olmaksızın ve boş kadro şartı aranmaksızın, geldikleri yüksek mahkeme üyeliği görevine geri dönecek ve boşalan ilk üye kadrosu kendilerine tahsis olunacak.

Adli ve idari yargı hakim ve savcılığından seçilenlerden sürenin tamamlanmasından önce Kurul üyeliği sona erenler, Genel Kurul; sürenin tamamlanması nedeniyle Kurul üyeliği sona erenler kendilerinden sonra oluşacak Genel Kurul tarafından müktesepleri dikkate alınarak, tercih ettikleri 3 ayrı ilden birinde uygun görülecek bir göreve atanacak.

Diğer kamu görevlerinden seçilenlerden Kurul üyeliği sona erenler başvuruları üzerine, yetkili kurumları tarafından önceki görevlerine veya kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve atanacak.

MESLEKTEN ÇIKARILANLARA DÖNÜŞ YOLU

HSYK'nın, kendi özel bütçesi ve sekretaryası olacak.

Önceki HSYK tarafından haklarında meslekten çıkarma cezası verilen hakim ve savcıların, bu cezanın kaldırılması için idari dava açmadan önce tasarının yasalaştığı tarihten itibaren 60 gün içinde Kurula başvurması gerekecek. Genel Kurul bu başvuruları kabul ya da reddedebilecek. Başvurunun kabulü halinde önceki karar kaldırılacak. Hakimlik ve savcılık mesleğine kabulde aranan niteliklerin kaybedilmemiş olması şartıyla ilgilinin bu mesleklere tekrar atanmasına karar verilecek. Başvurunun reddedilmesi durumunda Danıştay'da dava açılabilecek. Danıştay bu davaları acele olarak görecek. Mesleğe dönüş kararlarına karşı ise dava açılamayacak.

Kurula 591 kadro tahsis edilecek.

KONUŞMALAR

Tasarı üzerindeki görüşmelerde, meslekten çıkarma cezası verilen hakim ve savcılara ilişkin maddeyle ilgili değişiklik önergesi üzerine söz alan MHP Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın, mesleğe geri dönüş kararını HSYK'nın değil, yargının değerlendirmesi  gerektiğini söyledi. Yalçın, aksi halde HSYK'nın daha önce verdiği kararların, tartışılır hale geleceğini söyledi.

Aynı madde üzerinde verilen değişiklik önergesi üzerine söz alan CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk de ''Bu madde, Ferhat Sarıkaya maddesidir'' dedi. Öztürk, hakim ve savcıların meslekten çıkarılması ile ilgili düzenlemede bir değişiklik yapılmadığını, bu durumda HSYK'nın mesleğe dönüş konusunda vereceği kararların tartışmalı olacağını ifade etti.

CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk de, söz konusu düzenlemeyi getiren maddenin tasarıya hakim olan hukuksuzluğun açık göstergesi olduğunu ifade etti. Köktürk, kanunun Anayasa Mahkemesine götürülmesi durumunda maddenin iptal edilecek maddelerin başında geleceğini söyledi.

NOTLAR

Dün saat 14.00'de başlayan ve 15 buçuk saatten fazla süren görüşmeler sırasında bazı milletvekillerinin uyukladıkları gözlendi.

Oturumu yöneten Başkanvekili Meral Akşener de tasarının son maddeleri görüşülürken görüşmelerin uzamasını kastederek, ''Grup başkanvekilleri, her maddeden sonra 20 dakika ara verirsem içtüzüğe aykırı olur mu?'' dedi.

Tasarının sonlarına doğru kısa sürelerde aralar veren Akşener, son maddeden önce de ara verdi.

CHP ve MHP Grupları tasarının yürütme maddesi üzerinde de önerge verdiler. İki grup da ''Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür'' şeklindeki maddenin ''Bu kanun hükümlerini Adalet Bakanlığı yürütür'' olarak değiştirilmesini talep etti. Önergeler reddedildi.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, 15 buçuk saatlik çalışmanın milletvekillerine saygı nişanesi olmadığını söyledi. Vural, ''Böyle bir saatte yasa faaliyeti sıkıştırmanın neye faydası var?'' diye sordu.

Genel Kurulda, diş tabibi ve çalışma alanını yeniden tanımlayan yasa teklifi görüşülüyor.

AA
http://www.haber7.com/haber/20101211/HSYK-tasarisi-yasalasti-iste-yeni-donem.php
#859
Mahkeme yeminindeki 'Allahım ve namusum üzerine' sözleri 'kutsal saydığım bütün inanç ve değerler üzerine' şeklinde değişiyor

TBMM'de grubu bulunan siyasi partilerin Ocak'ta yasalaşması konusunda uzlaşmaya vardığı tasarılar arasında yer alan ve yaklaşık 1,5 yıl önce TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilen Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı önemli düzenlemeler içeriyor. Tasarının getirdiği düzenlemeler özetle şöyle:

• Mahkemedeki yemin "Hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum'' şeklinde olacak. Mevcut düzenlemede ise, ''Allahım ve namusum üzerine yemin ediyorum'' şeklinde yemin ediliyordu.

• UYAP aracılığıyla, avukat ve vatandaşlar adliyeye gitmeden elektronik ortamda, güvenli elektronik imza kullanarak dava açabilecek, harç ödeyebilecek, dava dosyalarını inceleyebilecek. Avukatlar ve vatandaşlar, sıraya girmeden saat 24.00'e kadar UYAP'ta işlem yapabilecek.

• Hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı devlet aleyhine tazminat davası açılabilecek.

Davanın açılması, hakime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması ya da mahkumiyet şartına bağlanmayacak.

Star
http://www.haber7.com/haber/20101209/Herkes-kendi-kutsalina-yemin-edecek.php
#860
Günümüzün vazgeçilmez iletişim aracı cep telefonu sizi fark ettirmeden yok ediyor. Korkunç gerçeği Dünya Sağlık Örgütü açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) son raporunda, beyin kanserlerinin yüzde 95 oranında, cep telefonu kullanımını takiben ilk 10 yıl içerisinde geliştiğine dikkati çekti.

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, cep telefonunda sohbet etmenin sağlık açısından risk taşıdığını belirterek, mümkünse kablolu kulaklık kullanılması gerektiğini söyledi.

Tuncer, Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı'nın (IARC) son raporunda menegioma (Beynin etrafını saran, onu koruyan ve dura adı verilen zardan kaynaklanan tümörler) olgularının yüzde 95'i, glioma (beyin tümörü) olgularının ise yüzde 90'ının cep telefonu kullanımını takiben ilk 10 yıl içerisinde geliştiğinin belirtildiğine dikkati çekti.

BU KADAR HIZLI OLABİLİR Mİ?

Raporda, bilimsel araştırmaların henüz kanserle cep telefonları arasında çok yakın bir ilişki göstermediğinin belirtildiğini ancak gözden kaçan bazı sonuçlar olduğunu kaydeden Tuncer, şunları söyledi:''Raporda belirtilen ama gözden kaçan diğer sonuç şöyle; menegioma olgularının yüzde 95'i, glioma olgularının ise yüzde 90'ı cep telefonu kullanımını takiben ilk 10 yıl içerisinde gelişmiştir. Dünyada tütün dahil olmak üzere, etkisini bu kadar hızlı gösterebilecek bir kanserojen henüz bilinmemektedir. Aşırı kullanım olarak hesap edilen 1640 dakika ve üzeri, 10 yıllık bir sürede, günlük 30 dakika demek olup, günümüz kullanım süreleri ne yazık ki bu sürenin kat kat üzerindedir.''

''KAMPANYA YAPANLAR SORUMLU DAVRANSIN''

Türkiye'de cep telefonunu kullanım süresinin ortalama 30 dakikanın üzerinde olduğunu belirten Tuncer, ''Eğer tarifeli kampanyaları göz önüne alırsanız 30 dakikanın onlarca üzerinde olduğunu hesap edebiliriz. Burada herkesin sorumluluk alması lazım. Kampanyayı yapanları sorumlu davranmaya çağırıyorum. Çünkü çok ciddi kanserojenlerin bilimsel metodolojide kanser yaptıkları çok uzun yıllarda gösterilebilmiştir. Bu konuda daha dikkatli olmak durumundayız'' diye konuştu.

''BEYİN TÜMÖRLERİNDE ARTIŞ''

Beyin tümörlerinde son 4- 5 yılda belirgin bir artış olduğuna da dikkati çeken Murat Tuncer, ''Türkiye'de artış gösteren ana kanserler nedir diye bakacak olursak, ilk sırada sigara ile ilişkili olan kanserler geliyor, ikinci sırada beyin tümörlerindeki artış göze çarpıyor. Sindirim sistemi kanserlerinin bazılarında belirgin artış var, bazılarında ise azalış var. Bunlara ilişkin çalışmalar yürütüyoruz, uluslar arası çalışmaları inceliyoruz'' dedi.

''CEP TELEFONU KULLANIMI GENÇLERE KISITLANMALI''

Adolesan dönem öncesinde cep telefonunu kullanımının kısıtlanmasını öneren Tuncer, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Cep telefonunun belli yaşın altında kullanımını hoş karşılamak mümkün değil. Adolesan öncesi telefon konuşmaları kısıtlanmalı. 20 yaşın altında uzun uzun cep telefonu konuşması önerilmiyor. Telefonla sohbet edilmemeli. Telefon sohbet aracı değildir, iletişim aracıdır. Cep telefonunda sohbet sağlık açısından risktir, topluma böyle bir alışkanlık kazandırmamalıyız. Zorunlu kullanım gerekiyorsa, kablolu kulaklık kullanılmalı.''

SİGARA, KİTLE İMHA SİLAHI GİBİ

Türkiye'de kanser konusunda atılacak önemli bir diğer adımını da sigara ile mücadele olduğunu belirten Tuncer, sigarının yok edilmesi gerektiğini bildirdi. Tuncer, Türkiye'nin sigara ile mücadelede çok iyi olduğunu vurguladı. Sigaranın neredeyse insan kıyımı yaptığını ifade eden Tuncer, ''9 günlük bayram tatilinde trafik kazısında ölen vatandaşların iki katını her gün sigaraya kurban veriyoruz. Sigara Türkiye'de sanki kitle imha silahı gibi'' dedi.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/132060-beynimizi-kemiren-kanser-riski-haberi.aspx