Haberler:

deneme

Ana Menü

Son yazılar

Welcome to Hukuk Forum Sitesi - Hukuk ve hayata dair her şey!. Please login or sign up.

27 Ocak 2026, 22:06:44

Login with username, password and session length
Üyeler
  • Toplam Üye: 4,242
  • Latest: semihgr
Stats
  • Toplam İleti: 8,938
  • Toplam Konu: 4,457
  • Online today: 128
  • Online ever: 648
  • (29 Eylül 2024, 09:37:03)
Çevrimiçi Kullanıcılar
Users: 0
Guests: 107
Total: 107

Son İletiler

#21
AVUKAT STAJYERLERİNİN ANAYASA MAHKEMESİNDE STAJ YAPABİLMELERİNE İLİŞKİN DÜŞÜNCELERİMİZ

I. Giriş
21.11.2024 tarihli, 32729 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Hâkim ve Savcı Yardımcıları ile Avukat Stajyerlerinin Anayasa Mahkemesindeki Stajları Hakkında Yönetmelik" ile; avukat stajyerlerine Anayasa Mahkemesi'nde staj yapabilme imkânı gelmiştir. Yönetmelikte ayrıca Hâkim-Savcı Yardımcılarının Anayasa Mahkemesi'nde staj yapabilmeleri hakkında düzenlemeler de bulunmaktadır. Ancak, yönetmelikteki yalnızca avukat stajyerlerine ilişkin düzenlemeler üzerinde durulmaya gayret edilecektir. Avukatlık mesleğine ait oluşumuz nedeniyle, Hâkim-Savcı Yardımcılarının stajı hakkında söz söylemek bize düşmemektedir. Bu nedenle, öncelikle yönetmeliğin avukat stajyerlerine ilişkin düzenlemeleri üzerinde genel bilgi verilmeye gayret edilecek akabinde konu hakkında birtakım önerilerde bulunulacaktır.

II. Genel Olarak Avukatlık Stajı
07.04.1969 tarihli, 13168 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'na göre; avukatlık stajı 1 yıldır (Av. Kanunu, m.15). Stajın ilk 6 ayı mahkemeler nezdinde, kalan altı 6 kıdemi 5 yıl ve üzeri olan bir avukatın yanında yapılır (Av. Kanunu, m.15). Avukatlık stajı zorunludur. Stajın yapılacağı mahkemeler ve avukat stajyerinin yapabileceği iş ve işlemler, Avukatlık Kanunu'nda ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) Avukatlık Staj Yönetmeliğinde detaylıca belirtilmiştir.

A) Anayasa Mahkemesinde Staj Dönemi
Avukat stajyerlerinin, stajının ilk 6 ayının mahkemeler nezdinde geçtiği ifade edilmişti (Av. Kanunu, m.15). Avukat stajyerleri, bu 6 aylık mahkemeler stajı dönemi içinde Anayasa Mahkemesinde (AYM) 15 gün staj yapabileceklerdir (Yönetmelik, m.11/1). Yıl içerisinde en fazla 4 dönem olacak şekilde belirlenen staj tarihleri AYM tarafından TBB'ye bildirilmektedir (Yönetmelik, m.11/2). AYM'de staj yapabilecek avukat stajyeri sayısı, en fazla 50 kişi olacak şekilde belirlenmektedir (Yönetmelik, m.11/3).

Avukat stajyerleri AYM'de staj yapmak istiyorlarsa, kendi baroları aracılığıyla TBB'ye başvuru yapmaları gerekmektedir (Yönetmelik, m.12/1). TBB kendine gelen avukat stajyerleri sayısının 3 katı kadar stajyeri AYM'ye bildirir (Yönetmelik, m.12/2). AYM tarafından isimler arasından Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavında alınan puanlar, akademik çalışmalar, varsa yüksek lisans ve doktora çalışmaları ile yabancı dil puanları dikkate alınarak değerlendirmeler yapılır ve staj yapacak avukat stajyerleri seçilir (Yönetmelik, m.12/3).

B) Stajın Yapılması
AYM tarafından seçilen avukat stajyerlerinin ismi, TBB vasıtasıyla kendilerine bildirilir (Yönetmelik, m.13/1). Bu işlemin gerçekleşmesinden sonra, AYM'de stajın fiilen yapılmasına geçilmiş olur. AYM'de avukat stajyerlerine dosya inceleme, incelemeden sonra yazılı biçimde raporlama, seminer, hizmet içi eğitim, konferans gibi kısa süreli etkinliklere katılma, dosyalara ilişkin süreçlerin daha iyi anlaşılabilmesi için UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) sistemine dahil edilme gibi işler yaptırılabilir (Yönetmelik, m.14/1/tüm bentler).

III. AYM Stajına İlişkin Görüşlerimiz ve Sonuç
    AYM'de staj yapma imkânı avukat stajyerlerine verilmeden önce, hukuk fakültesi son sınıf öğrencilerinde bulunmaktaydı (İstanbul Ticaret Üniversitesi, 2025). Hukuk fakültesi son sınıf öğrenciler AYM'de staj yaparak, AYM'nin görev ve yetkilerini, norm denetimini, bireysel başvuru, siyasi parti kapatma davaları ve siyasi partilerin mali denetimi gibi konularda eğitim almaktaydı (İstanbul Ticaret Üniversitesi, 2025). Hukuk fakültesi son sınıf öğrencilerinin AYM bünyesinde staj yapma imkanları halen devam etmektedir. 2024 yılından önce avukat stajyerleri için bu şekilde bir imkân yoktu. 2024 yılında çıkarılan yönetmelikle birlikte, avukat stajyerleri de AYM'de staj yapabilme imkana sahip oldular.

Avukat stajyerlerinin AYM'de staj yapabilmeleri kanımızca isabetli bir olaydır. Şayet, durum ve koşulları müsait olan avukat stajyerleri tarafından mutlaka sahip olunması gereken bir deneyimdir. AYM, bir yüksek mahkemedir. Dolayısıyla burada yapılan stajın mahkemeler nezdindeki staja göre daha disiplinli ve faydalı geçebileceği kanaatindeyiz. Dosya inceleme ve raporlama, mahkemeler nezdinde yapılan stajda gerçekleştirilebilen bir faaliyet değildir. UYAP sistemine stajyerin alışması için, UYAP konusunda eğitim veriliyor oluşu da isabetlidir. Keza ilk derece mahkemeler nezdinde yapılan stajda böyle bir imkân da bulunmamaktadır. Stajyerler ilk derece mahkemeler nezdinde yapılan stajda sahip olmadıkları veya deneyimleyemedikleri birtakım hususlar hakkında bilgi sahibi olabileceklerdir.

Ancak; AYM'de staj yapabilme imkanının en fazla 50 adet stajyerle sınırlı olması pek isabetli değildir. Daha fazla sayıda avukat stajyerinin AYM deneyimini haiz olması daha uygun olabilecektir. Diğer taraftan, avukat stajyeri sayısının az olması nedeniyle stajyerlerle yakından ilgilenilmesini gerçekleşebilecektir. İsteyen avukat stajyerlerine diğer yüksek mahkemelerde (Yargıtay, Danıştay, Sayıştay) staj yapabilmesine imkân verilmesinin de isabetli olabileceği kanaatindeyiz. Ancak şu an ki haliyle de AYM'de staj yapmış olmak da önemli bir deneyim olabilecektir.


Yazar: Av. Fatih Emre CANSU
İzinsiz ve kaynak göstermeden kullanılamaz.
#22
SIHHİYE SINIFI ERBAŞ ve ERLER HAKKINDA GENEL BİLGİLENDİRME NOTU
I. Giriş
Askeriyede savaşta ve barış zamanı sağlık hizmeti vermek için tabip, eczacı, veteriner ve sıhhiye sınıfları görev yapmaktadır. Bu sınıflar, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeline hizmet vermektedir. TSK personelinin sağlık durumunu korumak amacıyla teşhis, muayene, tedavi gibi hizmetler verilmektedir. Bu yazıda ise sıhhiye sınıfı er ve erbaşlar ile sınırlı olacak şekilde genel bilgiler verilmeye gayret edilecektir. Askerlik görevini er olarak yapacak olanlara faydalı olabilmek adına bu şekilde bir yol belirlenmiştir. Keza sivil hayatta; doktor, veteriner eczacı olanlar genellikle yedek subay olarak askerlik yapabilmektedir. Bu nedenle söz konusu kişiler, zaten konumuz kapsamına girmemektedir.

II. Sıhhiye Sınıfı Er ve Erbaşlar
A) Genel Olarak
Sıhhiye, "orduda basit sağlık işleri ile ilgilenen sınıf" anlamına gelebilmektedir (TDK, 2025). Sıhhiyeci ise, "orduda basit sağlık işleri görebilecek kadar bilgi ve deneyimi olan er, çavuş veya başçavuş," şeklinde tanımlanabilmektedir (TDK, 2025). 11.10.1994 tarih, 22078 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Türk Silahlı Kuvvetlerince Yetiştirilen Sıhhiye Sınıfına Mensup Erbaş ve Erlerin Bazı Küçük Sıhhi İşlemleri Yapabilmesi Hakkında Yönetmelik" ile; erbaş ve erlere sıhhiye hizmetlerinde görev verilebilecektir. Yönetmelik; er ve erbaşların bazı küçük sıhhiye işlemleri yapabilmeleri için çıkarılmıştır (Yönetmelik, m.1).

Sıhhiye sınıfı erbaş ve erler; savaş zamanında yararlılara ilk müdahaleyi yapmak ve bu gibi bazı sağlık sorunları nedeniyle asker zayiatını en aza indirmek amacıyla yetiştirilmektedir (Göçgeldi ve diğerleri, 2005). Sıhhiye sınıfı erbaş ve erler, barış zamanında ise TSK'nın birinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapmaktadır (Göçgeldi ve diğerleri, 2005). Sağlık hizmeti sunumda tabiplerin en önemli yardımcılarının sıhhiye sınıfı erbaş ve erler olduğu belirtilmiştir (Göçgeldi ve diğerleri, 2005).

Sağlıkla ilgili eğitim almış veya bu alanda sertifika veya belgeye sahip olanlar, askere alınmadan önce askerlik şubelerince tespit edilmektedir (Göçgeldi ve diğerleri, 2005). Bunlar, temel askerlik eğitimini almak üzere, Sahra Sıhhiye Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı'na gönderilmektedirler  (Göçgeldi ve diğerleri, 2005). Burada sağlık hizmetleri ile ilgili birtakım eğitimler verilmektedir. (Göçgeldi ve diğerleri, 2005). Sıhhiye sınıfı erbaş ve erler, tabipler ve sağlık sınıfı astsubayların emrinde çalışmaktadır (Göçgeldi ve diğerleri, 2005).

B) Sıhhiye Sınıfı Erbaş ve Erlerin Yapabilecekleri İşler
Yönetmeliğe göre er ve erbaşlar; "cilt altı enjeksiyonları, aşılar, adale içerisi enjeksiyonlar, basit yara pansumanları ile temizliği, sütür alma" işleriyle sınırlı olacak şekilde çalışabilecektir  (Yönetmelik, m.5). Yönetmelik, hukukta yer alan sınırlı sayı ilkesi prensibince er ve erbaşların hangi işleri yapabileceğini tek tek saymıştır. Bu nedenle yönetmelikte sayılan işler dışında, er ve erbaşlara başkaca bir görev verilemeyecektir. Uygulamanın ne yönde olduğu ise, tarafımızca bilinmemektedir. Sıhhiye sınıfı erbaş ve erler belirtilen bu görevleri, yalnızca TSK'da görevli oldukları sürece yapabileceklerdir (Yönetmelik, m.7). Terhis olunduktan sonra yönetmelikte belirtilen görevler, istisnai durumlar dışında yapılmaya devam edilemez. Sayılan bu görevler, tabip, hemşire ve sağlık astsubayı bulunması halinde bu kişilerin talimatları altında, söz konusu kişiler bulunmadığı durumlarda ise erbaş ve erin kendi inisiyatifiyle yerine getirilir (Yönetmelik, m.7/2).

III. Sonuç
Türk Silahlı Kuvvetlerince Yetiştirilen Sıhhiye Sınıfına Mensup Erbaş ve Erlerin Bazı Küçük Sıhhi İşlemleri Yapabilmesi Hakkında Yönetmelik ile; erbaş ve erler, birtakım sıhhiyeye ait işlerde çalışabileceklerdir. Söz konusu işlerin neler olduğu yönetmelik m.5'de belirtilmiştir. Yönetmeliğin benimsediği sınırlı sayı ilkesi gereğince, yönetmelik m.5'de yer alan işler dışında herhangi bir iş erbaş veya erlere verilemeyecektir.
Sağlıkla ilgili eğitim almış veya sağlık alanında sertifika ve belgeye sahip olanlar askere alınmadan önce askerlik şubelerince tespit edilmektedir. Tespit edilen bu kişilerin, askeriyenin sıhhiye işlerinde görevlendirilmek üzere eğitime tabi tutulurlar. Eğitimin ne kadar süreli olduğu ve hangi konularda eğitim verildiği yönetmelikte izah edilmiştir. Sıhhiye sınıfı erbaş ve erlerin askeriye tabiplerin en önemli yardımcıları olduğu düşünülmektedir. Askerlerini sıhhiye olarak yapacak vatandaşlara, hayırlı tezkereler dileriz.

IV. Kaynakça

•   11.10.1994 tarih, 22078 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Silahlı Kuvvetlerince Yetiştirilen Sıhhiye Sınıfına Mensup Erbaş ve Erlerin Bazı Küçük Sıhhi İşlemleri Yapabilmesi Hakkında Yönetmelik
•   Ercan GÖÇGELDİ, Cengiz Han AÇIKEL, Hakan YAREN, Metin HASDE, "Sıhhiye Sınıfı Erbaş ve Erlerin Bilmesi Gereken Konuların Belirlenmesi", TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni, Cilt 4, Sayı 2, Yıl 2005.
[/justify][/justify]

APA Formatıyla atıf yapılmıştır. Parantezler bu nedenle kullanılmıştır.
#23
Forum Kuralları / hastane yönetimi kamera kayıtl...
Son İleti Gönderen salihilkyaz - 07 Haziran 2025, 18:13:54
devlet hastanesi hastane yönetimi kamera kayıtları ile oynama yapabilirmi hastanede yaşanan bir olay dogrultusunda olayın adli mercilere intikal etmesi durumunda savcının delil olarak kamera görüntülerini istemesi durumun hastane yönetimi ve baş hekimi kendi suç unsurlarını gizlemek için görüntülerde kesme kırpma yapabilirmi yapıldı isede bunu ispat ettiğimiz halde yargıda suçu nedir acaba bu konu hakında beni bildilendirme yapabilirmisiniz sayın sitedeki hukukcu abilerim kardeşlerim
#24
Serbest Kürsü - Hyde Park / Portekiz'de Yapılan 5. Piri ...
Son İleti Gönderen Serdar Yıldırım - 02 Haziran 2025, 12:27:52


Portekiz'in Başkenti Lizbon'da 13-14-Temmuz-2022 Tarihinde Yapılan 5. Uluslararası Piri Reis Kongre Kitabında Hikayelerim Çıktı

Karagöz İle Hacivat: Parayı Kim Buldu?        Sayfa: 7-8
Karagöz İle Hacivat: Hacivat'ın Atı        Sayfa: 9-10
Ben Serdar Yıldırım. Hikayelerin üstünde 7. sayfada adım yazmaktadır.
KAYNAKÇA: MAARİF VAKFI. 2019. Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Programı.
(YILDIRIM, SERDAR (Bağımsız Yayıncı/Araştırmacı)  11.sayfada.

YAZDIĞIM BU HİKAYELER PORTEKİZ'İN BAŞKENTİ LİZBON'DA 13-14-TEMMUZ-2022 TARİHİNDE YAPILAN 5. ULUSLARARASI PİRİ REİS KONGRE KİTABINDA ÇIKTI.
5. INTERNATIONAL
PİRİ REİS CONFERENCE ON LINGUISTIC, HISTORY & GEOGRAPHY
5. ULUSLARARASI
PİRİ REİS DİLBİLİM, TARİH VE COĞRAFYA KONFERANSI
Düzenleme Kurulu
Prof. Dr. Ana CAMPINA  - Universidade Fernando Pessoa, Porto
Prof. Dr. Carlos RODRIGUES  - Universidade Fernando Pessoa, Porto
Prof. Dr. Álvaro Campelo – Universidade Fernando Pessoa, Porto, Portugal
Prof. Dr. Elsa Simões – Universidade Fernando Pessoa, Porto, Portugal
Prof. Dr. Vitor Teixeira – Universidade Fernando Pessoa, Porto, Portugal
Prof. Dr. M. Salih MERCAN - Bitlis Eren Üniversitesi
Prof. Dr. Muhittin ELİAÇIK - Kırıkkale Üniversitesi
Dos. Asif Cavadov - Rektorun baş müşaviri
Elsevər Nağıyev - Rektorun müşaviri
Dos.Vasif Həsənov - İnnovasiyalar Departamentinin direktoru
Ruslan Məmmədov - Beynəlxalq əlaqələr şöbəsinin müdiri
Assist. Prof. Dr. Amira AMOURI- University of Sfax, Tunisia
Assist. Prof. Dr. Hamza Khalifa Ibrahim- Higher Institute of Medical Sciences, Libya
Assist. Prof. Dr. Ethar Abdul Mohsen Qasim Al-Mayahi- University of Kufa, Iraq
Assist. Prof. Dr. Mohamed Ahmeid- Newcastle University, United Kingdom
Assist. Prof. Dr. Reham Ershaid Nusair- University Science Islam Malaysia, Malaysia
Assist. Prof. Dr. Ismail Kakaravada- PVP Siddhartha Institute of Technology, India

https://www.izdas.org/_files/ugd/d0a9b7_f42edd7f6c7347ada2ed52f537dd50cb.pdf?



#25

ÇAYDANLIK İLE ÇAY BARDAKLARI
Bursa'da bir evde çaydanlık ile çay bardağı sandalyelerine oturmuşlar, önlerindeki masanın üstünde bulunan zaman makinesini bilinen yer ve tarihlere ayarlayıp, ekranda görmek istedikleri görüntüleri netleştirmeye çalışıyorlardı. Görüntü net olursa değer kazanırdı. Görüntünün bulanıklaştığı bir ekranda görülenler çaydanlıkla çay bardağının umurunda değildi. Onlar bir taraftan zaman makinesinin zaman ayarını yaparken  diğer taraftan konuşuyorlardı:
---- Gerçekleştirilmek istenen iş çabucak olmaz da  giderek gerilerse yani umut kıvılcımları ümitleri gerektiği şekilde aydınlatamazsa ve belki de binlerce olan bu kıvılcımlar birer birer sönmeye başlarsa, sence bu durum gerçekleştirilmek istenen işi gerçekleştirmeye çalışanda birtakım düş kırıklıklarına yol açar mı?

---- Çaydanlık, senin sorduğun soru bende birtakım çağrışımlar uyandırdı. Bu çağrışımları dilersen yeri geldikçe kısım kısım vereyim. Sorduğun sorunun cevabı şimdilik  kısa ve öz olacak. İrade düş kırıklığını engeller.

---- Bak çay bardağı, işi gerçekleştirmeye çalışanın umut kıvılcımları birer birer sönüyor  yani kıvılcımlar giderek azalıyor. Ümit yavaş yavaş da olsa sonunda yok olabilir. Ümidin azalması düş kırıklığına kadar gidebilir. Sen diyorsun ki, irade en azından umut kıvılcımlarının sönmesini yavaşlatabilir veya belki de durdurabilir ve yine veya yeni umut kıvılcımları üretebilir. Bu üreme de, bir an gelir ki, ümitleri eskisinden daha iyi bir pozisyona getirebilir. Peki, sence iradenin başarıdaki pay yüzdesi ne olabilir?

---- Yüzde yüz olmasa bile yüzde yüze yaklaşır. Yalnız irade başarı için yeterli olmayabilir. Yeterli bile olsa yetersiz kalacağı düşünülerek irade giderek güçlendirilmeli. İradenin güçlendirilmesi, bilgi dağarcığı genişletilerek, ilgi alanları çoğaltılarak mümkündür. Bu suretle zeka gelişir, zeki olunur ve eğer varsa gerçekleştirilmek istenen işi engelleyen birtakım faktörler aşılır. İrade, bir bakıma dayanma, direnme gücüdür, işte devamlılık sağlayabilmektir. Sözün özü: İrade güçlü olacak.

---- Evet, çay bardağı, dikkat edersen görüntü giderek netleşiyor. Zaman makinemizin ekranında gördüğümüz çay bardağı 20-5-1988 tarihini yaşıyor. Bu tarih, onun işe başlama tarihidir. Görüntü şu anda net olarak gözüküyor. Zaman ayarı tamam ve istersen atlamayı gerçekleştirip, onun yanına ışınlanırız. Biliyorsun on dakika orada kaldıktan sonra buraya döneceğiz. Hazır mısın?

---- Hazırım çaydanlık, ışınlama düğmesine basabilirsin.

Çaydanlık ile çay bardağı dört yıl önceye döndüler ve çay bardağının yanına ışınlandılar. Çay bardağı aniden karşısında beliriveren çaydanlık ile çay bardağını görünce şaşırmadı. Sanki onların geleceğini biliyormuş, sanki onları bekliyormuş gibi bir hali vardı. Çaydanlık konuya şöyle bir giriş yaptı:

---- Bugün değişik bir işe başlıyorsun. Seni kutlarım çay bardağı. Beklentilerini alabilir miyim? Ne bekliyorsun bu işten?

---- Öyle ahım şahım bir beklentim yok canım. Sadece neden bu işi beceremeyeyim diye düşünerek bir başlangıç olsun diye bugün işe başlıyorum. Bir özenme benim ki  fakat bir şeyler verebileceğime inanırsam tutku halini alabilir. Tutku oluşursa, inan ki, tüm benliğimle sarılırım bu işe.

---- Sanırım bu işe ayıracak yeteri kadar boş zaman bulacaksın.

---- Muhakkak çaydanlık, muhakkak. Zaten boşa geçen zamanı görüp de, zaman boşa geçmesin, boş zaman dolsun, dolu dolu olsun diyerek ve boşa geçen zamanı değerlendirmek isteğiyle bugüne geldim.

---- Bugün yarına ulaşacak diyorsun yani sen yarın da bu işle uğraşacaksın, bu belli. Peki, yarın kaç tane yarına ulaşacak? Yarınlar için ne söyleyebilirsin?

---- Yarınlar için bu işle ilgili pek bir şey söyleyemeyeceğim. Henüz ortada gözle görülür, elle tutulur bir şey yok. Yarınlar yarınlarda belli olacak.

---- On dakikalık görüşme süremiz doldu. Teşekkürler çay bardağı.

---- Ben teşekkür ederim.

Çaydanlık ile çay bardağı tekrar zaman makinesinin başına geçip biraz önce konuştukları çay bardağının yarınlarındaki bir zamana  yani 13-4-1990 tarihine ışınlanmak için zaman ayarına başladılar. Görüntü yine bulanıklaşmıştı:

---- Çay bardağı, dilersen görüntü netleşinceye kadar konuşmamıza kaldığımız yerden devam edelim. Son olarak iradenin nasıl güçlendirileceğini anlatmış ve irade güçlü olacak demiştin. Bu da herhalde zamana bağlı kalınarak olur. İradenin güçlendirilmesini zaman yaymak nasıl olacak? Güçlenmeye başlanıldığı nasıl farkedilinecek? Gücün yeterli olduğu ne bilinecek?

---- Herşey belli bir plana, programa bağlı kalınarak olmalı. Plansız, programsız olmaz. Bunu yaparken de, yetersiz kaldığın ne varsa hepsi meydana çıkar. Yetersiz kaldığın konular üzerinde biraz daha fazla durursun, yeterli olduğun konuları boşlamamak şartıyla. Yetersiz yeterli olmaya mı başladı, işte iraden güçleniyor, zekan gelişiyor. Yetersizlikler azaldıkça, arada bir, zirveyi yoklarsın. Bu yoklamalar yeni yetersizlikleri ortaya çıkarır. Hepsini aştın, artık hazırım, zirvedeyim dediğini farzet; işte o zamanda zirvede beklemesini bileceksin, zirvede kalmasını bileceksin. Zirvede ne kadar kalacağın belli değildir. İradeni güçlendirmeye devam edeceksin. Dayanacaksın, direneceksin ve sonunda başaracaksın.

---- Çay bardağı, söylediklerine göre şu sonuç ortaya çıkıyor. Bütün çaba zirve için olacak. Zirveye mutlaka çıkılması lazım. Zirveye çıkarken de, çıktıktan sonra da, irade devamlı olarak güçlendirilecek. Böylece umut kıvılcımları çoğalır ve ümit artar.

Çaydanlık sözlerini tamamladığı anda görüntü netleşmişti. Ekrandaki çay bardağı hızlı bir çalışma temposu içindeydi. Çaydanlık ışınlama düğmesine basarak, çay bardağı ile birlikte 13-4-1990 tarihini yaşayan çay bardağının yanına ışınlandılar. Onların geldiğini gören çay bardağı işini bırakıp ayağa kalktı ve hoş geldiniz dedi. Çaydanlık ile çay bardağı hoş bulduk dedikten sonra diğer çay bardağının yanına gittiler.

Çaydanlık:  ---- Çay bardağı işe başlayalı neredeyse iki yıl oluyor. Bu sürede neler yaptın? Kısaca anlatır mısın?

---- İşe başladıktan birkaç ay sonra belli bir seviyeyi tutturduğumu anladım. Bu, şahane bir şeydi. Beni çok mutlu etti. Tabii ki, yıllarla oluşan bir birikim söz konusuydu. Birikim olmasa iş zaten olmazdı. Zaman zaman şöyle bir dönüp bakıyorum geçmiş yıllara sanki yaşadıklarım bana bu iş için çalışma ortamı hazırlamış gibi geliyor. Bir iki üç derken on üç, on dört tane oldu ve altı ay kadar önce, bunlar bende kalmasın, başkalarına da ulaşsın diyerek çözüm yolu aramaya başladım. Öyle böyle derken buldum da. Ne yapacaksam kendim yapacaktım. İşte bu gün de o aşamanın başladığı gündür. Pek yakında işimden başkalarının haberi olacaktır diyorum.

---- Buraya kadar çok güzel... Peki, bundan sonra ne olacak?

---- Bunları başkalarına ulaştırayım, o heyecanı yaşayayım da, daha geniş kitlelere ulaşmak için bir çare düşüneceğim. Bu çok zor fakat imkansız değil. Bütün mesele kapıyı bir defa aralayabilmekte.

---- Süremiz ne yazık ki doldu. Sana işinde başarılar dilerim. Teşekkürler çay bardağı.

---- Ben teşekkür ederim.

Çaydanlık ile çay bardağı geri döndükten sonra konuyu açık olarak konuşmaya başladılar. Tarih: 9-10-1992

---- Çay bardağı iş yani senin yazı yazma çaban halen devam ediyor. İlk ışınlanmamız yazıya başladığın gündü. İkinci ışınlanmamız ise, yazdığın hikaye ve masalları kitap olarak hazırlayabilmek için bir daktilo satın aldığın gündü. Sonra neler yaptın?

---- Yazdığım hikaye ve masalları kitap olacak şekilde hazırladım. Bunları fotokopi makinesinde çoğalttırdım ve kitapları okuyucularıma ulaştırdım. Şimdi yirmi değişik kitabımda yirmi üç ayrı hikaye ve masal var ve tüm yazdıklarım elli tane oldu. İstanbul ve Ankara'daki beş yayınevine onar tane hikaye ve masal kitabımı gönderdim daha geniş okuyucu kitlesine ulaşmak için, fakat sadece ikisinden cevap geldi. Biri yazdıklarımı beğeniyor, çok güzel diyor, şimdilik hazırlayamayacaklarını söylüyor. Diğerinin iki yıllık programı dolu olduğundan şimdilik imkansız diyor. Ötekiler bir cevap bile yazmaya tenezzül etmedi. Bu durum beni şaşırtmadı. Arayışlarım sürecektir.

---- Vakit epey geç oldu. Artık yatalım istersen. Her şey için teşekkür ederim, çay bardağı.

---- Ben teşekkür ederim.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım  ( 9-10-1992 Bursa )

Bu hikayem 24 yıla yakın bir süre kimse tarafından okunmadıktan sonra okunmasını sağlıyorum. Sadece ben okudum. Yıllar boyunca. Yazı yazma uğraşısındaki yalnızlığın labirentlerinde, çıkış yoluna ulaşmak için, verdiğim olağanüstü gayretin tükendiğini hissettiğim anlarda okuyup bana manen büyük destek olan hikayelerimden biridir.

O zamanlar internet yoktu. Cep telefonu yoktu. 14-6-2006 tarihinde internette hikaye, masal ve şiirlerim okunmaya başladı. Şu an itibarıyla 170 tane site ve forumda yazdıklarım okunuyor. Ayrıca gençler, alıntı yapıp site ve forumlarda okunmasını sağlıyorlar. Bu da beni sevindiriyor. Demek ki diyorum yazdıklarım unutulmayacak. Ya internet olmasaydı? Bu kadar kesinlikle yayılmazdı yazdıklarım ve onları çok az kişi okurdu.

Okuduğunuz hikayede ne anladıysanız onu anlatmışımdır. Sağlıklı ve mutlu kalın.

#26

YÜZBAŞI MUSTAFA KEMAL VE KURTLAR             
11 – Ocak – 1905 yılında Mustafa Kemal, Harp Akademisini bitirerek Kurmay Yüzbaşı oldu. 24 yaşındaydı. Önce Selanik'e annesi ve kız kardeşinin yanına daha sonra da dayısının çiftliğine gitti. Çiftlikte iki gün kalacaktı.  Mustafa Kemal o gece güzel bir uyku çekti ve sabah karla uyandı. Her taraf beyaza boyanmıştı. Kahvaltıdan sonra dayısına, çevrede gezintiye çıkmak ve çocukluğunda günlerini geçirdiği bakla tarlasına uğramak istediğini söyleyerek dışarı çıktı. Hava oldukça soğuktu. Ellerini birbirine ovuşturduktan sonra, paltosunun yakasını kaldırdı. Yağmış olan bir karış karda, güçlü adımlarla, ileri doğru yürüdü.  Bakla tarlası kar altındaydı. Tarlanın ortasında bulunan kulübe üstündeki ağırlığa direniyordu. Kulübenin üstündeki karları temizledi. Yıllardır buraya gelmediği için, kulübe bakımsız kalmıştı. " Dayıma söyleyip, kulübeyi onarmasını sağlamalıyım, diye düşündü. Kim bilir bir daha ne zaman gelirim? Yoksa bu işi dayıma havale etmezdim. " 

Mustafa Kemal ileriden kurt uluması duydu. Buna aldırmadı ama ikinci bir kurt uluması duyunca irkildi. Bu uluma daha yakından geliyordu. Belli kurtlar yaklaşıyordu. Artık çiftliğe dönemezdi çünkü kurtlar, çiftlik yolu üstündeki ağaçlık alandaydı.  Karşı dağın yamacındaki mağarayı hatırladı. Çocukken birkaç kere bu mağaraya gitmişti. Tahminine göre, kurtlar sürü halindeydi. Sekiz, on tane kurtla açık alanda kazanma şansının az olduğu bir uğraşa girmek anlamsız olurdu. Mağaraya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Kurt ulumaları çoğalınca, yürümeyi bırakıp, koşmaya başladı. Bu arada tabancasını çekmiş ve sağ eline almıştı. Bir aralık arkasına dönüp baktığında peşine takılan kurtların en az on tane olduğunu gördü. " Kurtlar, beni sabah kahvaltısı olarak görüyorlar ama böyle olmadığını anlayacaklar. Hele bir mağaraya varayım. " dedi içinden.

Mağaranın girişine geldiğinde kurtların nefesini ensesinde hissetti. Aniden dönerek en yakınındaki kurda ateş etti. Kurt yere yuvarlandı. Gürültüden korkan kurtlar kaçtılar. Onların yine geleceğini bildiği için, tabancasını doldurdu ve sol eline aldı. Sağ eliyle kılıcını çekti. Mağaranın ortasında ayaklarını açarak, heybetli bir şekilde durdu. Kurtlara karşı yapacağı savaşa hazırdı. " Gelsinler ve ne olacağını görsünler, diye düşündü. Dört bir yandan etrafımı saracak olan kurtları, bu savaşta yenilgiye uğratmazsam, bana da Mustafa Kemal demesinler. "Kurtlar, dönüp gelmişlerdi ama nedense mağaranın önünde bekliyor, içeri girmiyorlardı. Onlar içeri girmezseler ben dışarı çıkarım, diyen Mustafa Kemal, aniden taarruza geçti. Bir ateş etti, bir kurt yere düştü. İki kılıç salladı, iki kurt yere düştü. Bozguna uğrayan kurtlar, geldikleri gibi gittiler. Mustafa Kemal her ihtimale karşı etrafını kollayarak çiftliğe geri döndü. Birkaç dakika daha geç gelseymiş, dayısı ve çiftlik çalışanlarıyla yolda karşılaşacakmış çünkü onlar tabanca sesini duymuşlar ve yardıma geliyorlarmış.

SON

Mustafa Kemal Atatürk - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994



#27
Serbest Kürsü - Hyde Park / Mustafa Kemal Atatürk: Bir Kıl...
Son İleti Gönderen Serdar Yıldırım - 13 Mayıs 2025, 20:59:25


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: BİR KILIÇ USTASI
Harp Akademisi'nde derslerden arta kalan zamanlarda sporla uğraşırdık. Jimnastik, koşu ve eskrim favori sporlardı. Eskrimde ilk yıl hariç, epe, flöre ve kılıç müsabakalarında birinciliği kimseye kaptırmadım. Okulda her ay eskrim müsabakaları düzenlenirdi. Bu müsabakalarda birinci olmak için, yoğun çaba sarf ederdik. Devletimiz savaşlardan fırsat bulup da uluslararası yarışmalara katılamıyordu.  Almanların flörede Dünya Şampiyonu olmuş sporcusu Hans'a benim adımı söylemişler. İstanbul Harp Akademisi'nde Mustafa Kemal Bey var. Acar bir eskrimciymiş. Üç dalda şampiyonmuş. Sen onu yenemezsin, demişler. Geldi, beni buldu. Flörede karşılaştık. Alman çok hızlıydı. Karşımdayken bir anda içeri giriyor, bana kılıcıyla dokunmaya çalışıyor fakat ben ani bir refleksle hamlesini karşıladığımda benim hamle yapmama fırsat bırakmadan geri çekiliyordu. Bir an için bile olsa gözümü kırpmama izin vermiyordu. Alman'ın bileğinin hakkıyla Dünya Şampiyonu olduğuna kaniydim. Ama ben de şu son Dünya Şampiyonası'na katılabilseydim, belki bu Alman'la finalde karşılaşırdım. Kendi kendime, final maçı bu, dedim. Haydi, Mustafa Kemal, sen onu yenersin.

Alman'ın rakiplerini müsabaka başlar başlamaz, ilk dakikada sürklase ettiğini biliyordum ama benim de dirençli ve yenilgi kabul etmez bir yapım vardır. Devamlı olarak Almanca bir şeyler söylüyordu. Anladığım kadarıyla, söyledikleri beni tehdit eden bir boyuta ulaşmıştı. Ben de çok iyi bildiğim Fransızca ile tehditvari konuşunca Alman'ın hareketlerinin yavaşladığını fark ettim. Belli ki yorulmaya başlamıştı. Yine Fransızca olarak, bak ben Türküm, ama önümde diz çökeceksin, dedim. Bu cümle Alman'ı bitiren son konuşma oldu. Peş peşe sayı alarak Alman'ı perişan ettim.  Ben Dünya Şampiyonuyum, bu gezegende kimse karşımda duramaz, diyen Alman yenilmişti. Benimle tokalaşmadan, başı önde sahadan yenik ayrıldı. Sonradan ilk gemiyle memleketine döndüğünü öğrendim. İntihar teşebbüsünde bulunmuş ama kurtarmışlar.

SON

Mustafa Kemal Atatürk - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994


#28

ÇANAKKALE' DE MUSTAFA KEMAL - ANZAK KOYU
25 Nisan 1915 tarihinde Arıburnu'na  ( ANZAK KOYU ) Anzaklar çıkartma yapmıştı. Saat gece 24.00' te Kaymakam ( Yarbay ) Mustafa Kemal dinamit torbasını yanına aldı. Bu iş için, kimseye güvenememişti. Gece karanlığında sessizce siperlerin arasından süzüldü. Tepeyi  aşıp sahile inmesi gerekti. Düşman çıkartma yaptığı sahilin etrafına pek çok nöbetçi koymuştu. Nöbetçilerin hal ve hareketlerini bir süre izlemeli ve her şeyden emin olduktan sonra, kampa nüfuz etmeliydi.

Gün dönmüş ve yeni gün yol alıyordu. Saat sabaha karşı 03.00 olmuştu. Mustafa Kemal, Anzakların orta yerdeki büyük cephanelik çadırına yan taraftan girdi. Nöbetçiler, ön kapı tarafındaydı. Konuşmaları duyuluyordu. Mustafa Kemal fitili uzun olan dinamiti çakmak taşlarını birbirine sürterek çıkardığı kıvılcımla tutuşturdu. Diğer dinamitlerin fitilini ateşlemek zor olmadı. Dinamitleri cephanelik çadırının dört  köşesine yerleştirdikten sonra girdiği yerden dışarı çıktı. Bir an önce buradan gidebildiği kadar uzağa gitmeliydi. Az sonra dinamitler kampı yok edecekti. Gök gürültüsünün milyon katı büyüklüğünde bir patlama Çanakkale Boğazı'nı sardı. Patlama güvenlik sınırları dışına çıkmasına ramak kalan Mustafa Kemal'i boş geçmedi. O'nu yere düşürdü. Mustafa Kemal çabucak toparlandı fakat elbiseleri toz içindeydi. Aylardır Çanakkale'deydi ve  üstü başı toz topraksız günü olmamıştı.

Özellikle Çanakkale Savaşlarında dört gün, beş gün uyumamak Mustafa Kemal için, sıradan bir olaydı. Şu gece dahil dört gecedir başını yastığa koymamıştı. Atına biner, o tepe senin, bu tepe benim koşturur dururdu. Gece yarısında yeni günün planını yapardı. Ben düşman komutanı olsam nereden çıkartma yapardım, diye düşünürdü. O bölgeleri muhakkak kontrol eder ve gerekli önlemi alırdı.
Mustafa Kemal daha sonra karargaha döndü. Patlamanın gürültüsüne Türk askerleri ayaklanmış ve tepeden aşağı ışıldayan gözlerle bakıyordu. Bu patlama da neyin nesiydi? Kampı darmaduman etmişti. Korkudan Türkler geliyor deyip kendini gemilerden boğazın soğuk ve karanlık sularına atan Anzaklar vardı. Madem Türklerden bu kadar korkuyorsun, İngiliz'e kanıp neden dünyanın bir ucundaki Avustralya'dan kalkıp Çanakkale'ye gelir ve Mustafa Kemal'e çarparsın  be Anzak?
Türk subayları ve askerleri, Mustafa Kemal'i o halde görünce patlamanın sebebini anladı. Bu dünya tarihinin ve Çanakkale Savaşı'nın dönüm noktasıydı. Orada bulunanlar Mustafa Kemal'i tebrik ettiler. Böyle bir komutanları olduğu için, gurur duydular. Şimdi geleceğe daha bir umutla bakıyorlar ve Çanakkale'nin geçilemeyeceğine inanıyorlardı.

SON

Atatürk Anıları - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: 1996

#29


ZÜBEYDE HANIM DOĞUMEVİ
Tarih 20- Mayıs -2020 Bursa Zübeyde Hanım Doğumevi önünde Zübeyde Hanım ile birlikteyim:  Sayın Zübeyde Hanım, burası 1981 yılında  125 yatak kapasitesi ile kuruldu. Bakın sizin adınızı taşıyor.
- Benim adımı taşıyan bir doğumevi mi?  Kemalim 19- Mayıs -1919 tarihinde Samsun'a çıktıydı. Sonrasında Erzurum ve Sivas Kongreleri bunları biliyorum. 1- Kasım -1922 tarihinde saltanatı kaldırdı. Osmanlı İmparatorluğu resmen sona erdi. 1- Ocak -1923 yılbaşını hatırlıyorum. Ya sonrası?
-Tam ben söze girecektim ki, Mustafa Kemal Atatürk aniden yanımızda belirdi: Anneciğim, sonrasında 29- Ekim -1923 tarihinde Cumhuriyeti ilan ettim ve Türkiye Cumhuriyeti' ni kurdum. Cumhuriyet diyorum, özgürlük diyorum, bağımsızlık diyorum. Halkın kendi kendini yönetmesi diyorum. Beğenmediği yöneticiyi değiştirmesi diyorum.
- Ah Mustafa'm, benim yakışıklı oğlum. Sen de buraya geldin mi? Padişahın hakkında idam fermanı vardı. Bundan hiç mi korkmadın?
- Konu vatan savunması ise, canım bu vatana feda olsun. Bir Mustafa Kemal yok olsa, bin Mustafa Kemal var olur.  Mustafa Kemaller ölmez. Benim kurduğum Türkiye Cumhuriyeti bölünmez.       
     
Atatürk hırslanmıştı. Sağa sola bakındı. Bana doğru döndü: Çocuk senin adın ne? diye sordu.
Ben: Serdar Yıldırım, dedim.
- Şimdi burayı bana tam olarak tarif et bakalım.
- Kaplıcalar, yukarıda  kaldı. Senede bir iki defa gelip gittiğiniz Paşa Çiftliği kuzey batıda işte şu yanda bulunuyor.
- Çocuk, sen ne biliyorsun benim Paşa Çiftliği'ne gelip gittiğimi?
- Bir kitapta resminizi görmüştüm. Üstü açık arabanızın arka koltuğunda oturuyordunuz ve şoförünüz arabadan daha inmemişti. Yol toprak yoldu. Etrafta çiftlikten başka  yapı görünmüyordu.
- Doğru, o zamanlar tabiatla iç içeydik. Bursa yeşildi, bu kadar ev yoktu. İnsanlar çoğalmış. Arabalar çoğalmış. Yollarda insandan çok araba var.
- Doğrudur. Bu kadar araba benzin ve gaz ile gidiyor. Bu değirmenin suyu nereden geliyor, hep merak etmişimdir. Yakındaki bir yere insanlar arabayla gidip geliyor. Yürümek sağlıktır, benzin ve gaz için, dış ülkelere bağımlı kalıyoruz.  Döviz yurt içinde kalmalı. Ülke güçlü olmalı.
- Aferin sana çocuk. Kaç yaşındasın?
- 62 yaşındayım. Aynalarla aram iyidir. Her yeni güne yeni bir umutla başlıyorum.  Yolun yarısını geçtin diyenlere gülüp geçiyorum.
- Bak bu çok iyi. Yaşama sevinciyle dolusun.  Benim zamanımda atlar vardı, atlı arabalar vardı. Kaç dakikadır buradayım, ne at gördüm, ne atlı araba?
- Benim çocukluğum ve gençliğimde  atlı arabalar çoktu. Pazardan  karpuz, kavun aldığımızda bunları atlı arabaya yükleyip eve götürürdük. Son yıllarda atlı arabalar yok oldu.
Mustafa Kemal  Atatürk şöyle bir soru sordu: Şu anda Türkiye'de ne kadar insan yaşıyor?
- 2019 nüfus sayımına göre 83 milyon  insan yaşıyor.
- 1935 nüfus sayımına göre 16 milyondu.  Bu tarihten sonra Türkiye savaşa girdi mi?
- Girmedi.
- Girmediğine göre nüfus fazlasıyla artmış. Anadolu'nun bereketli toprakları planlı bir tarım sayesinde 200 milyon insanı rahatlıkla besler. Ben ağaca, ormana çok önem veririm. Bir ağacın kesilmesine izin vermem. Ağaç kesmek isteyene şöyle demiştim:  Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!

- Trablusgarp savaşı sizin katıldığınız ilk savaştır. Bu savaşta binbaşıydınız. Trablusgarp ve Bingazi'ye gitmiştiniz. Libya'ya çıkartma yapan düzenli İtalyan ordularına karşı bedevi araplarla birlik olarak yapılan savaşı nasıl kazandınız? Top yok, tüfek yok. Bunları nereden buldunuz? Bedevileri nasıl savaşçı yaptınız? Hücum deyip ileri atıldığınızda nasıl oldu da sizi takip ettiler?
- Herkes komutan olamaz, herkes savaşçı olamaz. Komutan, savaşçı bir kimliğe sahipse emrindeki asker  savaşçı olur. Güçlü bir ordunun başına yeteneksiz bir komutan getirirsen, o ordu yenilgiye uğrar. Bedevileri eğittim, onlardan bir ordu kurdum.  Yenilmemeyi öğrettim. Bana inanan arap şeyhleri, silah ve cephane tedarik ettiler. Halkı örgütleyerek, bu savaşı kazandım. Halk örgütlenirse yapılan her savaş kazanılır.
- Çok değil, sizden kısa bir zaman sonra Hitler, Avrupa'ya saldırdı. Özellikle motorize birlikleri çok güçlüydü. Avrupa'yı ezdi, geçti. Almanlar geliyor diye Türk birlikleri Edirne - Enez hattında konuşlandı. Hitler, Türkiye'yi pas geçip kuzeye yöneldi. Bulgaristan, Romanya derken, Rusya'ya girdi. Moskova'yı kuşattı. Kışın gelmesiyle yenilgiye uğradı. Amerika'nın Fransa Normandiya kıyılarına çıkartma yapması bunda etkili oldu.
- Hitler'in derdi neymiş? 2. dünya savaşını neden başlatmış?
- Derdi Yahudilerle. Anılarında Almanya'da Yahudi'nin patron, üstün ırk dediği Alman'ın işçi olmasını hazmedemediğini yazmıştı.
Bildiğim kadarıyla Fevzi Çakmak, sizi tutuklamak için, 50.000 askerlik orduyla gelmişti.
- Doğrudur. Ben karşısına çıktım. Fevzi Bey, padişahın fermanını okudu ama öylece kalakaldı. Sanırım korkmadığımı anladı ve beni tutuklamak için, harekete geçemedi. İş bu duruma gelmişken, benim kollarıma kelepçe takmak için, yürek gerek. Sonradan Fevzi Bey ordusuyla birlikte benim tarafıma geçti.
Cumhuriyeti ilan ettikten sonra vatanı terk eden 156 lar var. Bunların çoğu sizin silah arkadaşlarınız. Aralarında biz maaşımızı padişahtan alıyorduk şimdi kimden alacağız diyenler oldu. Size de padişah ol dediler.
- Onlara uysam başa dönerdim. Biz neden Kurtuluş Savaşı yaptık diye sorardım.
- 1939 yılında bunların çoğu geri geldi. Mustafa Kemal haklı çıktı, biz yanıldık, dediler.
Daha sonra Zübeyde Hanım, doğumevini gezmek için, Atatürk ile birlikte ileri doğru yürüdü. Beni çağıran olmadığı için, onlarla birlikte gitmedim. Yıllar sonra bir araya gelen ana oğulun konuşacak çok şeyi vardı. Rahatsız etmek istemedim.

SON

#30
-----------------------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: İBİŞ SIRTLAN AVINDA
İbiş ok ve yay alarak Uludağ'a sırtlan avına çıkmış. Gezmiş, dolaşmış, ortalıkta hiç sırtlan yokmuş. Derken, Serdar Yıldırım'a rast gelmiş. Serdar yaşadığı zamandan 650 yıl gerideymiş. Elinde tüfek varmış, belinde fişek doluymuş. İbiş'e aslan avına çıktım, demiş.
İbiş: " Hani ok, hani yay? Neyle vuracaksın aslanı? "
Serdar: " Bak İbiş, ok ve yay ilkel silahlar. Bu gördüğün tüfektir. Tüfeğe şu fişeklerden koyarsın, sonra tetiği çektin mi, dan, hop aslan yerde. "
İbiş: " Küçücük fişek mi aslanı yere düşürecek? Fişek aslana çarpar sonra aslan sana kızar. Kaçarken tozu dumana katarsın. Hele yakalamasın aslan seni, bir lokmada yutar. "
Serdar: " Öyle değil işte. Fişek aslanın vücudunu deler geçer. "
İbiş: " Dediğin gibi olsun. Sen bu tüfekle aslan avladın mı? "
Serdar: " Avlamam mı? Yüzden çok aslan vurdum."
İbiş: " Yüzden çok mu? Hepsini Uludağ'da mı vurdun? "
Serdar: " Tabi ya ne sandın? "
İbiş: " Ama Uludağ'da aslan yok diyorlar. "
Serdar: " Var canım, olmaz olur mu? Ormanın derinlikleri aslan kaynıyor. İstersen gidelim, bak Uludağ'da aslan var mı, yok mu, kendi gözlerinle gör. "
İbiş: " Çok isterdim ama şunu başka bir güne bıraksak. "
Serdar: " Sen nasıl istersen İbiş. Aslan avı cesaret isteyen bir iş. Kolay olsaydı her önüne gelen aslan avcısı olurdu."

İbiş ile Serdar çene yarıştırırken ileriden iki avcının geldiğini görmüşler. Bunlar Karagöz ile Hacivat'mış. Karagöz ile Hacivat, İbiş'i tanıyorlarmış, Serdar ile de tanışmışlar.
Karagöz Serdar'ın aslan avına çıktığını duyunca şaşırmış. Tüfek, fişek olayını duyunca aklı karışmış. Serdar, ben bu tüfekle Uludağ'da yüz aslan vurdum, deyince kaşları çatılmış.
Karagöz: " Bak Serdar, bol keseden konuşma. Ben böyle şeylere kızarım. İbiş de atar tutar ama sen onu beşe katladın. İbiş'i dövdüm, seni de döverim. "
Bunun üzerine Serdar: " Geçen kış aralık ayında Uludağ'a çıkmıştım. Ne bereketli avdı. Dört tane gergedan avladım. " deyince Karagöz Serdar'ın üstüne atıldı. Aralarında bir boğuşma başladı. İkisi birlikte yere yuvarlanınca Serdar İbiş'in yardımıyla Karagöz'ün elinden kurtuldu, kaçmaya başladı. Karagöz Serdar'ın peşine takıldı. Az sonra yorulan Karagöz bir taşın üstüne oturarak Hacivat'ın ve İbiş'in gelmesini beklemeye başladı. Onlar geldikten sonra Karagöz:  " Geyik gibi koşuyor, yakalamak ne mümkün. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, yakalayamadın iyi oldu. "
Karagöz: " Nee? Sen hangi taraftansın Hacivat? "
Hacivat: " Ben senin tarafındanım Karagözüm. "
Karagöz: " Ama ondan tarafa çıktın. "
Hacivat: " Serdar İbiş'le konuşurken, biz araya girdik. Nasıl olsa bir şey vuracağımız yok. Bırak anlatsın. Avda böyle hikayelerin anlatılması ava renk verir. Ortam neşelenir. Bol bol gülünür. "
Karagöz: " Orhan neşelensin, gülsün. Ben gülemem. Boş keseden böyle avcı hikayelerini duyunca kan beynime çıkıyor. "
Hacivat: " Canım Karagözüm, büyüklük göster. Bırak gelsin, anlatsın. "
İbiş: " Sen büyüksün, yücesin, güçlüsün Karagöz Baba. He mi, geliversin mi? "
Karagöz: " Siz bu kadar istedikten sonra.. Gelsin bakalım. "

Hacivat'ın çağırmasıyla Serdar anında onların yanında bitti. Karşısındaki Karagöz'ün kara gözlerinin içine bakarak avcı hikayelerinin son versiyonunu anlatmaya başladı:
" Bir çakal varmış. Bu çakal tilkiden kurnaz, kurttan kavgacıymış. Kaplanları rakip bilmiş. Uludağ'da günün her saati kaplan kovalarmış. Kaplanların çakal karşılarına çıkacak diye ödü koparmış. Olaydan haberim oldu. Tüfek, tesisat kuşandım. Tam tekmil çakalı aramaya koyuldum. Çakala benim onu aradığımı söylemişler. Çakal yüz arkadaşını toplayıp geldi, benim etrafımı sardılar. Tüfekle çaktım aldım. Son kalan çakal, çak al beni de, dedi. Çaktım o çakalı da aldım. Dünya kurulalı beri böyle bir avcı görmekse Uludağ'ın kısmeti oldu. Uludağ benimle ne kadar gururlansa azdır. "

Müdahale etmemek için kendini zorlayan, hırstan dudağını ısırarak kanatan Karagöz dinamit gibi patladı. Önüne çıkan İbiş'e vurdu, Serdar'a vurdu. Yere yuvarlanan İbiş'le Serdar, kaçıp gitti. Karagöz'ü sakinleştirmek Hacivat'a düştü. İleride dere boyunda İbiş'le Serdar yüzlerini yıkayıp, su içtiler, biraz kendilerine geldiler.
İbiş: " Karagöz amma kızdı ha. Arada ben de tokadı yedim. Gülüp geçeceği yerde kızıyor. "
Serdar: " Doğru İbiş. Ben böyle hikayeleri eğlencelik olsun diye anlatıyorum. Son hikayeyi anlatırken, onun gülmese bile kızmayacağını düşündüm. Gülmedi ama kızdı. Hem çok kızdı. Hacivat'ın güldüğü yanına kar kaldı. Sen ne kar ne zarardasın. Ben de bu işten sebeplendim. "
İbiş: " Nee, sebeplendin mi? Tokadı yedin yeri öptün, sonra? "
Serdar: " Bir haftadır ağrıyan çürük dişim vardı. Sallanıp duruyordu. Korkudan dişçiye gidememiştim. Karagöz bir tokatta o dişi bana yutturdu. Buraya gelirken konuşmadık ya dilimi diş oyuğunda tutup kanı durdurdum. Derede ağzımı çalkaladım. İnanmazsan gel de bak. "
İbiş gelir, bakar: " Gerçekten oradan yeni diş çıkmış. Belli oluyor. " der ve kahkahalarla güler.

SON